2012-02-19

Kur'an-ı Kerim Kadını Dövmek Konusunda Ne diyor?

Kur'an-ı Kerim Kadını Dövmek Konusunda Ne diyor?

Müslüman, Kur'an'ın her hükmüne inanır ve boyun eğer. Dayak yiyin dese dövülmeye, ölün dese ölmeye razı olur. Nitekim, "Allah için, vatan için, mukaddes değerleriniz için ölürseniz şehit olur cennete gidersiniz" buyurulduğu için, her Müslüman şehit olmak için can atmaktadır.

Ölüme bile seve seve giden kadın-erkek iman sahipleri, din-iman uğrunda dayağa haydi haydiye razıdırlar. Hiçbir Müslüman kadın, şimdiye kadar Kur'an'ın "İtaatsizlik eden kadını dövün"' emrine itiraz etmemiş, "Ben hem başıma buyruk hareket eder, itaatsizlik ve geçimsizlik ederim hem de kimse bana el kaldıramaz" gibi mantıksız bir laf etmemiştir.

Zaten, Müslüman demek, Kur'an'ın bütün emirlerini kabul eden kimse demektir. Değil yüz, iki-yüz, ikiyüz otuz âyet... tek bir âyeti bile kabul etmeyen Müslüman sayılmıyor.

Gelelim kadınların dövülüp dövülmeyeceği meselesine...

Eğer Kur'an'da böyle bir hüküm varsa -ki vardır-buna Müslüman kadınların boynu kıldan incedir.
Nitekim, Allah'a ibâdetle meşgul olan kesimden hiçbir itiraz sesi gelmemektedir. Bütün itiraz ve ciyaklamalar, yüce Yaratıcımızın bütün emirlerini ayaklar altına alan kesimden gelmektedir.

Kitabımız ölün derse ölürüz, dövülün derse dövülürüz... Onlara ne?

Onlar önce hangi inancı taşıdıklarını söylesinler. Kur'an'a inanıyorlar mı, inanmıyorlar mı bilelim.
Hayır! Bîr türlü söyletemezsiniz; söylemezleeer...
Müslümanlardan, durup dururken kadınları dövün diyen mi var?
Kadın, her türlü geçimsizliği yapacak, evi yaşanamaz hale getirecek, buna rağmen erkek sesini çıkaramayacak...

Bunun arkasında yatan düşünce, olsa olsa şudur: Türkiye'de bütün evler yaşanamaz hale gelsin. Böylece, İsveç'te olduğu gibi, erkek sadece ceketini alıp gitsin; sonunda da kahrından alkolik olsun.
Bunu mu istiyorlar?

Müslümanın El Kitabı isimli eserin yazarı Sayın Kemal Güran'ı tanırım; tanışırız. Mayıs ayı başında The Marmara Oteli'nde yapılan Uluslararası AB Şûrası'nda karşılıklı yemek yemiş, konuşmuştuk.
Efendi bir insandır. Toplantıların akabinde yazılan raporlarda kullanılan ifadelerin düzeltilme sadedinde sık sık söz alır ve yerinde düzeltmeler yapar.
Kelimeler ve manalar üzerinde hassasiyeti olduğuna şahidim. Yersiz bir şey yazmamış olması lâzım. Nitekim yazmamış.
Hayır, Hayır! Yazmamış değil.. Yazmış, yazmış...

Ne yapmış?
Kur'an'da olan bir hükmü, Nîsâ Sûresi 34'üncü âyetin manasını kitabına almış...
Aman ne büyük suç...
Buna, inançlı kesimin bir itirazı yok; olamaz da. Çünkü, Sayın Kemal Güran, bunu kendi kafasından yazmadı, Kur'an'dan aldı.
Dolayısıyla, itirazcıların başkaldırmaları Sayın Güran'a değil, Müslümanlığa, Kur'an'a ve doğrudan doğruya Rabbimizedir.

Bakalım Atatürk'ün hazırlatıp bastırdığı Elmalılı Tefsiri bu hususta ne diyor?..
"Kafa tutup itaatsizlik etmelerinden korktuğunuz, korkacak bir emare hissettiğiniz karılara gelince...
Bu durum, kadının kocasına kafa tutup, isyankâr bir vaziyet almasıdır...

Kur'an tefsircîleri, buna 'Kocasına isyan, koku sürünmemesi, kadınlık vazifesini yapmaması, kocasına önceden gösterdiği alâkayı değiştirmesi, kocasının evinde değil de başka bir yerde oturması' gibi manalar vermişlerdir.

Böyle bir hâl karşısında, önce onlara nasihat ediniz. Sonra yatakta yalnız bırakınız. Yine uslanmazlarsa hafifçe ve bir yerleri incinmeyecek şekilde biraz dövüveriniz.
Size itaat ederlerse artık üzerlerine üzerlerine gidecek sebep aramayınız. Ve önceki kusurlarını olmamış sayınız. Çünkü günahtan tevbe eden, günahı olmayan gibidir"


Elmalılı Tefsirinin yazarı Muhammed Hamdi Yazır, Atatürk'ün isteği ile yazdığı tefsirinde, Nisa Sûresi'nîn 34'üncü âyetinin izahı sadedinde aynı sayfanın dipnotunda şu notları düşüyor:
"Burada, kadın dövülür mü, diye bir soru akla gelebilir. Evet dövülmez. Fakat, bu ifadede kadın demenin, başına buyruk isyankâr karı demek olmadığı da unutulmamalıdır.
Yerine göre, insanca olmak üzere birkaç tokat, itaatsizlik düşüncesiyle ve huy olarak aşağılaşmaya doğru giden hırçın bir karıya kadınlık şeref ve terbiyesini vermek için güzel bir ders olabilir.

Şâir Ziya Paşa merhum;
"Nush ile (öğütle) yola gelmeyeni etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.."
demiştir.

Zamanımızda, Kur'an'ın işbu 'Dövünüz' emrini kötü yorumlayarak dillerine dolamak isteyen bazı Avrupalılar görüyoruz. (Sayın okuyucular, demek ki bu mesele o zaman da varmış ve bunu dillerine dolayanlar Müslümanlar değilmiş.) Fakat ne garip bir tesadüftür ki, biz bu âyetin tefsiriyle meşgul olduğumuz sırada, bir Fransız mahkemesinin, kocası tarafından dövülmüş olan bir Fransız karısının açtığı davaya karşı, 'Hırçınlık edip kocasını kızdıran bir kadının, yediği dayaktan dolayı boşanma davası açmaya hakkı olmadığına hükmettiğini' gazeteler ilan ediyordu" (Elmalılı Tefsiri, c. 2, s. 1351)

Lütfen, insanların huzurlarını bulandırmaya çalışmayın. İnanmıyorsanız inanmadığınızla kalın. Müslümanların bu konuda bir çıkmazları yok.
Hem de siz hangi cesaretle Atatürk'ün yazdırdığı tefsirde geçen hükümlere itiraz ediyorsunuz bakiiiim! Oturun oturduğunuz yerde, tamam mı?..

Ali Eren
Gazeteci-Yazar
07/08/2000
ali eren@hotmail.com

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar