2010-08-22

Vahdettin Hain Mi Dediniz?

ATATÜRK'TEN GEÇ GELEN İTİRAF: Yine Şahbaba'da yer alan bir anekdot, Atatürk'ün Vahdettin hakkında Nutuk'ta söylediklerinden çok farklı bir tutumundan sözediliyor Hamdullah Suphi Tanrıöver'den nakledilen anekdot şöyledir: Vahdettin'in ölüm haberi geldiğinde Adana'da bulunan Atatürk'ün sofrasında Hamdullah Suphi de vardır Atatürk, "Çok namuslu bir adam öldü İsteseydi Topkapı'nın bütün cevahirini götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki "
Babası Vahdettin'in kederden öldüğünü anlatan Sabiha Sultan" Babamla, Mustafa Kemal arasında konuşup mutabık kaldıkları hususlar vardı. Yegane gayeleri vatanın istiklali idi Babam sonradan Mustafa Kemal Paşa'nın kendisini ve imparatorluğu hain insanlar gibi göstermesinden çok müteessir olmuştur Nitekim bu keder o kadar devamlı olmuştur ki, bir gece beyninde bir damar kopması hayattan kendisini ayırmıştır" diyor


Atatürk'ün manevi kızı Ülkü İnan'ın kızı Arı İnan'ın Çağdaş Yayınları tarafından neşredilen "Tarihe Tanıklık Edenler" isimli kitabında da Sultan Vahdettin'den Atatürk'le ilgili ilginç anekdotlar yer alır Kitapta Son Osmanlı Sadrazamı Ahmet Tevfik Paşa'nın oğlu İsmail Hakkı Okday'la yapılan geniş bir söyleşi yer aldı Anadolu'ya geçmeden önce İstanbul'da saraydaki Erkan-ı Harbiye şubesini idare eden Okday bakın neler anlatıyor: "1920-1921 Anadolu'da Kuva-yı Milliye teşkil edilmiş, Yunanlılarla harp ediyordu O esnada padişah, her cuma namazdan sonra odama gelirdi Askeri durum hakkında malumat alırdı ve ne vakit milli ordumuz zafer kazansa, 'Elhamdülillah, ordularımız, İslam orduları muzafferdir" diye seviniyordu Mustafa Kemal Paşa'yı takdir ediyordu O zamanlarda durum hakkında malumat aldığında "Anadolu'dan gazete getirtebilir misin" dedi bana Getirtiriz dedim ve Hakimiyeti Milliye ve Yeni Gün gazetesi getirdik Yeni Gün gazetesini Yunus Nadi Bey neşrediyordu Hakimiyet-i Milliye hükümet gazetesi idi İki gazete de padişahın aleyhinde makale yazardı Bunları büyük bir alaka ile okurdu Bunu, Sadrazam Damat Ferit Paşa haber alınca men etmek istedi Padişaha artık gazete verilmemesi için emir verdi Tabii biz aldırmadık Fakat Damat Ferit ısrar etti ve beni Büyükada'ya sürdüler "



Dilini koparırım senin"

İsmail Hakkı Okday söyleşide Vahdettin'in sürgünde iken etrafındakilerin Atatürk aleyhindeki sözlerine tepki gösterdiğini de bir örnek olayla şöyle nakleder: "Kızım Hümayra San Remo'da büyükbabası Sultan Vahdettin ile beraber oturuyordu ve yaşı 8 idi Yanındaki saray kalfaları çocuğa, Mustafa Kemal Paşa aleyhinde bir şarkı öğretmişlerdi Bunu Hümeyra günün birinde bahçede oynarken söylüyormuş Büyükbabası Sultan Vahdettin pencereden bunu işitiyor ve Hümeyra'ya 'gel yukarı' diyor Hümeyra sevinerek koşuyor Zannetti ki, büyükbabası onu taltif edecek Çünkü paşanın aleyhinde söylediği için "aferin" diyecek Hoplaya zıplaya odasına giriyor 'Gel buraya kızım Sen bu şarkıyı bir daha söylersen dilini koparırım' demiş 'Mustafa Kemal Paşa büyük bir askerdir, memleketi kurtardı Böyle şarkı olmaz Bir daha söylemeyeceksin' demiş "

Murat Bardakçı'nın "Şahbaba" isimli kitabında da İsmail Hakkı Okday'ın bazı notları yer alır Bu notlarda Okday, Vahdettin'in Mustafa Kemal Paşa'nın idam hükümünü hiçbir zaman tasdik etmediğini belirtir, "Bu hüküm, Damat Ferit'in kuklası olan zavallı şeyhülislam tarafından verilmiş bir fetvaya dayanmaktaydı" der Okday, Kuva-yı Milliye'ye karşı kurulmuş olan Hilafet Ordusu teşkilindeki mesuliyetin de sadece Damat Ferit'e ait olduğunu vurgular Okday, "Damat Ferit'in bir Hilafet Ordusu kurma niyetinde olduğunu sultana bildirdiğim zaman, bu hususta hiçbir malumatı bulunmadığını ve Türk'ü Türk'e kırdırmanın zalimce bir iş olacağını söylemişti Görüşmemizden 24 saat sonra sultan beni odasına çağırdı ve Hilafet Ordusu hakkında söylediklerimi Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın yanında da tekrar etmemi söyledi Damat Ferit şiddetle haykırdı ve 'Efendimiz, bu büyük bir yalan ve palavradır Damadınıza bu bilgileri verenler yalancılar ve hainlerdir bu manasız dedikodular derhal tekzip edilecektir" dedi Hilafet Ordusu bu tekzibe rağmen bir hafta sonra kuruldu Şahbaba'da Vahdettin'in kızı Sabiha Sultan'ın şu sözleri de yer alıyor: Babam padişah olmadan evvel ve veliahd iken en çok tanıdığı ve takdir ettiği Mustafa Kemal Paşa idi Yaveri idi ve onunla Almanya seyahatini de yapmıştı Mustafa Kemal Paşa da ona çok bağlı ve hürmetkardı Memleketin en feci durumunda başa geçen babam, mücadelenin ancak Anadolu'da devam edebileceğine inanmış ve Mustafa Kemal Paşa'yı-bu işi tek başarabilecek insan saydığından-Anadolu'ya kaçmaya teşvik etmiştir Bunu bize söylediği gibi, bu kararlaşınca yanından çıkıp yaverler odasına giren Başyaver Naci Paşa, diğer yaverlere bunu gizlice tebşir etmiş ve 'Hele şükür, efendimiz Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'ya geçmeye ikna etmişler!' demiştir Rahmetli Yümni Paşa da bunu gayet iyi bilirdi Aralarında konuşup mutabık kaldıkları hususlar vardı:

Evvel birbirlerini tanımıyor, mutabık kalmamışlar, ayrı ayrı iş göreceklermiş gibi hareket edilecek, iş hangi yönden selamete götürülürse sonra birleşecekler Yegane gaye vatanın selameti, kurtulması ve istiklali olacaktı Babam sonradan Mustafa Kemal Paşa'nın sözünü tutmadığından, kendisini ve imparatorluğu hain insanlar gibi göstermesinden çok, ama çok müteessir olmuş ve bunu asla hazmedememiştir 'Biz her şey olabiliriz Cahil, tecrübesiz, hatalı bir siyasete kapılmış olabilir ve zararlar da verebiliriz, amma Osmanoğlu olarak nasıl vatan haini olabiliriz? Bizi en iyi tanıyan Mustafa Kemal Paşa bunu nasıl söyler' der, derin bir keder içinde kavrulurdu Nitekim bu keder o kadar devamlı olmuştur ki, bir gece beyninde bir damar kopması hayattan kendisini ayırmıştır Ben kızı olarak ve ölümüne kadar başucunda olan en sevdiği insan olarak şunu bütün şerefimle temin ederek ve Osmanlı İmparatorluğu'nun bütün şan-şeref dolu varlığını ortaya koyarak söylemek isterim ki: Babam asla hain değildir En koyu, sağlam bir vatanseverdi, öyle yaşamış, öyle ölmüştür" Sabiha Sultan'ın anlatığına göre Vahdettin'e yüklenilen kötülüklerin tek müsebbibi, Damat Ferit'tir

ATATÜRK'TEN GEÇ GELEN İTİRAF Yine Şahbaba'da yer alan bir anekdot, Atatürk'ün Vahdettin hakkında Nutuk'ta söylediklerinden çok farklı bir tutumundan sözediliyor Hamdullah Suphi Tanrıöver'den nakledilen anekdot şöyledir: Vahdettin'in ölüm haberi geldiğinde Adana'da bulunan Atatürk'ün sofrasında Hamdullah Suphi de vardır Atatürk, "Çok namuslu bir adam öldü İsteseydi Topkapı'nın bütün cevahirini götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki " demiş Bu sözleri Hamdullah Suphi kuzeni Fethi Sami Baltalimanı'na aktarmış Fethi Sami Sultan Vahideddin'in ablası Mediha Sultan'ın torunudur Vahdettin İstanbul'u terketmeden bir süre önce yanında bulunan ve kıymetli taşlar ve elmaslarla süslü Hz Osman'a ait olduğu söylenen el yazması Kuran-ı Kerim'i Topkapı Sarayı'na iade ettiği biliniyor Kalabalık maiyetiyle İstanbul'dan ayrılan Sultan Vahideddin yokluk, zaruret ve vatan hasreti içinde San Remo'da can verdi Mezarının Anadolu'ya daha yakın olduğu için Şam'da defnedilmesinin tercih edildiği söylenir

Yaptığı fedakarlık ile iç harbi önlemişti II Abdulhamit'in torunu Ertuğrul Osman, geçen yıl Yeni Şafak'ta yayınlanan bir röportajda Vahdettin'in yaptığı fedakarlığın iç harp çıkmasını engellediğini savunur Vahdettin'in Anadolu hareketine destek verdiğini belirten Osman şöyle konuşuyordu: "Sultan Vahdettin, eğer fedakarlık yaparak yurtdışına çıkmasa idi iç harp çıkardı İleriki safhalarda birtakım gelişmelerden sonra, içeride kalması halinde iç savaş çıkabileceği düşüncesi ile fedakarlık yaparak vatanından ayrılmayı tercih etti Vahdettin, başından beri Mustafa Kemal Paşa'ya destek veriyordu Mustafa Kemal, sultanın bilgisi ve emirleri ile hareket ediyordu İstanbul'daki işgal kuvvetlerine karşı, 'Biz Anadolu'daki hareketi desteklemiyoruz' demesine rağmen, sürekli olarak Anadolu'daki gelişmelerden haberdar oluyor, maddi ve manevi destek veriyordu Hatta Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkabilmesi için, İngilizlerden ve Fransızlardan izin bile almıştı

YeniŞafak


********************************************************************************


Anadolu’da bir “İstiklâl Savaşı”başlatmak üzere, eldeki işe yarar subayların listesini Genelkurmay Başkanı’ndan talep eden O…
İstanbul’dabir takım siyaset ve iktidar oyunlarına dalmış bu subaylarla görüşerek,onlara İstanbul’da bir istikbâlin (geleceğin) bulunmadığını ve mücadele merkezinin Anadolu olduğunun gongunu çalarak uyanmalarını sağlayan, onları Anadolu’ya gitmeye ikna eden O…
Ve onlara Anadolu’da bir takım göstermelik vazifeler vererek İstiklâl (bağımsızlık) Savaşı’nı örgütlemek üzere Anadolu’ya gönderen O…


''Vahidüddin Hân, bu plânı uygulayabilmek adına İngilizlere olabildiğince şirin gözükmeye çalışırken,perde gerisinden de Anadolu’ya gönderdiği subaylar eliyle örgütlenen Kuvay-ı Millîye’ye (Milli Kuvvetlere) olanca desteğini vermektedir

O’na “hain” diyenler şunu unutmamalı ki, artık meşrutiyet yönetimi ile idare olunmakta olan ve işgâl altına girmiş bir devlet olan Osmanlı’da,Vahidüddin Hân’ın yetkilerinin, bugünkü cumhurbaşkanınkinden bile çok daha az olduğunu gözden kaçırmamalı (Meşrutiyet Nedir: Hükümdarlıkla yönetilen bir ülkede hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan hükûmet biçimi: )Ve kendisi o makamdan ayrılmış olsaydı, işgâlciler emirlerini dikte ettirecek birilerini muhakkak bulur ve o makama getirilerdi ama Vahidüddin Hân’ın o makamın imkânlarını kullanarak Anadolu’ya perde arkasından destek vermesi sözkonusu olamazdı

O, kendisini vatanı uğruna feda etmiş, onca acılar yaşamasına,nihayetinde(sonucunda) vatanından kovulması acısını bile tatmış olmasına mukabil (karşılık), yine de yabancı ellerde vatanı aleyhine, yeni iktidar aleyhine tek bir cümle bile sarf etmemiş bir kahramandır Bilakis buna teşebbüs edenleri, en şedit (şiddetli) bir tavırla bundan men etmiştir

Vatanına ve milletine olan bağlılığından dolayıdır ki, gurbet ellerde beş parasız ölmüş ve cenazesi ortada kalmıştır Yoksa İstanbul’dan sürülürken, Topkapı Hazineleri’nden cebine atacağı birkaç elmasla hayatının sonuna kadar lüks içinde yaşar, ihanet düşünecek olsaydı da, o hazineleri sırtlandıktan sonra,kuracağı bir ordu ile emperyalistlerin(Sömürgecilerin) desteğinde İstanbul üzerine yürürdü

O, vatanının selâmeti için -kendine vurulacak damgayı bilerek- kendini feda etmiş ve kendinse vurulan o damganın acısını, ıstırabını kalbine gömerek, kendisinden dolayı vatanına bir zarar gelmesine mani olmak için, köşesine çekilip ölümü beklemiş bir vâkar(ağırbaşlılık) heykeli değil de nedir?


Beşer(insan) takatinin üstündeki bu ağırlıklar sürüp gider ve her gün biraz daha bastırırken, Sadrâzam Tevfik Paşa enstantane bir istifa ve onu takip edici yeni tâyinle ikinci bir kabine kuruyor Bu basit bir oyundur ve maksat, eskiler kadar silik yeni nazırların (Bakanların) iş başına getirilmesi veya eskilerden birkaçının işbaşından uzaklaştırılmasıdır

İkinci Tevfik Paşa kabinesinin kuruluşundan bir gün sonra gazeteler bu değişikliği tenkit etmeye başlıyorlar Tenkitçiler arasında en ileri giden «Vakit» gazetesidir ve iki halis Anadolu çocuğunun (Hakkı Tarık ve Âsım Us kardeşler) sahibi bulundukları bu gazetenin başmuharriri (baş yazarı), mahut(sözü geçen) Ahmed Emin Yalman'dır Amerika'dan yeni gelmiş ve bir müddet sonra kürt ve ermenilerin istiklâlini müdafaa edecek, Türkiye'yi Amerikan mandası altına sokmak, tek kelimeyle istiklâl ve bütünlüğünden uzaklaştırmak isteyecek olan yahudilik kurmayı emrindeki bu bedbaht kalem, ilk karargâhını böyle bir gazetede kurmayı bilmiştir

İşte bu kalem, kabinedeki değişikliği, Padişahın yakınlarından Refik Bey isimli bir şahsın hususî (özel) telkiniyle meydana gelmiş göstermekte ve isimleri iaşe (yolsuzluk) mes'elelerine karıştırılan üç nazırın kabineye alınışını şiddetle yermektedir Ona göre, bu tâyinleri Sadrâzam istememiş de, yakınının tesiri altında Padişah yaptırmıştır

Hünkâr gazeteyi Harem dairesinden getirtip Başkâtibine gösteriyor Derken Başmâbeyinciyi de çağırtıp sözü mahut Başmuharrire (yani Ahmet Emin Yalman’a) getiriyor ve diyor ki:



«— Bu adamın siyaseten ve diyaneten (siyaset ve din bakımlarından) bu memleketle ne alâkası var? Kendisi İspanya tebaasından ve Selanik (Yahudi) dönmelerindendir!»



İşte, o günden maşatlığa (Yahudi Mezarlığına) götürüleceği güne kadar işi gücü Türkün ruh kökünü baltalamak, birliğini zedelemek, milliyet ve mukaddesat yolunda yürüyenleri çürütmek ve «Vatan»(gazetesinin ismidir) ismiyle vatanı fesada vermekten ibaret; bu eseri yazanın (Necip Fazıl’ın) baş düşmanı Ahmed Emin Yalman!

Ve ilâve ediyor:



«— Ben umur-u devleti Refik'le istişare ederim Siz, ikiniz de Mâbeyn erkânı olduğunuz hâlde, vekilim olan Sadrâzamla aramızda cereyan eden şeyleri sizden bile ketmediyorum (saklıyorum) Neşriyat-ı vakıanın(yapılan bu yayının) münasip surette tekzip ettirilmesi size ait bir vazifedir »

Sultan Vahidüddin, yıkılan İmparatorluğun her ân omuzlarına çökücü, daha ağır yükü altında, her gün daha ezgindir



İşte, Başkâtibine içini doküşü:



«— Ecnebiler pek Maman (aman vermez, insafsız)… Gece gündüz ne çektiğimi bir Allah(c c ) bilir, bir ben bilirim! Bizi tazyik ile Meclis-i Meb'usan'i dağıttırdılar Fikirlerini ihsas değil, âdeta açıktan açığa izhar ediyorlar Ben meşrutî bir hükümdar olduğum hâlde güya mutlak bir hükümdar imişim gibi muamelede bulunuyorlar ve doğrudan doğruya bana müracaat ediyorlar Meşrutiyetten bahsedilince, hangi meşrutiyet, diye mukabele ediyorlar Karşımızda müracaat edecek kuvvet olarak yalnız sizi tanırız ve yalnız sizi pak addederiz, diyorlar Yâni sözlerimizi isga etmezseniz (yerine getirmezseniz) sizi de tanımayız, demek istiyorlar. İstikbalimizi kurtarmak İçin bizzarure bu hâllere tahammül ediliyor. Diğer taraftan bir şey için kendilerine müracaat edilince henüz münasebat-ı siyasiyemiz iade olunmadı, buradaki memurlar askerî memurlardır, diye cevap veriyorlar. Ben milletin ateşli külü üzerine oturdum; taht-ı saltanatın kuş tüyünden minderleri üzerine oturup gömülmedim! Bunlardan kimseye bahsedilemiyor, millete de malûmat verilemiyor Elbette bir gün tarih bu Hakayikı (hakikatleri) yazar. Siz eminim olduğunuz için bu şeyleri mahremâne olarak yalnız size söylüyorum Vakıa merhum birader de dahilî bir kuvve-i galibenin taht-ı tazyikindeydi(memleket içindeki galip bir kuvvetin tahtına baskısı altındaydı); lakin ben onun kat kat fevkinde(üzerinde) olarak donanmalarıyle mücehhez bir kuvvet karşısında bulunuyorum Eğer adilâne bîgarazane (garazsızca), bîtarafane (tarafsızca) idare-i umur edecek bîr halefim olsaydı ömrümün devr-i âhirînde bu bâr-ı azîmi (muazzam yükü) Vallahi, billahi, tallahi kabul etmezdim Taht-ı saltanat ile teneşir arasında ne kadar mesafe olduğunu bilirim Siz de gözünüzle gördünüz; bir tarafta taht, bir tarafta da tabut duruyordu-»



Sultan 6 Mehmed Vahidüddin'in en yırtıcı, göğüs paralayıcı nefs muhasebesi çapındaki bu sözleri, onun, 36 Osmanlı padişahı ve belki bütün insanoğlu kadrosu içinde en talihsizi olarak, hakikatte ile büyük bir hükümdar, millet dostu ve insan olduğunu ispat eder



O, Türk hükümdarları arasında en küçük görünmeye mahkûm, en büyüklerden biriydi .


Üstad Necip Fazıl'ın Sultan Vahidüddin adlı eserinden alıntıdır


*******************************************************************************

Araştırmacı-Yazar Vehbi Vakkasoğlu, TİMAŞ Yayınlarından 1990 yılında neşredilen "Son Bozgun" adlı araştırmasının birinci cildinde, Mareşal Fevzi Çakmak`ın ağzından Vahdettin`in Mustafa Kemal Paşa`yı Anadolu`ya milli mücadeleyi başlatması için gönderdiğini yazar. Hatta Mareşal`in bu olayı uzun yıllar sır gibi sakladığını söyler. Kitapta yer aldığına göre Çakmak Paşa, eşi Fitnat Hanım`a ´Fitnat. Öyle birşey biliyorum ki ortaya çıkıp söylememe bugüne kadarki tutumumuz ve davranışlarımız müsait değil. Mecburum, bu sırrı kendimle beraber mezara götürmeğe." Fevzi Paşa`nın Fitnat Hanım`a anlattıkları şöyle yer alır sözkonusu kitapta: "Mütareke senesinde, bir Cuma selamlığından sonra Sultan Vahdettin beni huzuruna kabul etti.


"Paşa, dedi. Durumu görüyorsunuz. Bu işler anca Anadolu`da teşkilatlanarak kurtarılabilir. Bana Anadolu`da teşkilat kuracak, memleketi şu karanlık durumdan kurtarabilecek Paşaların bir listesini yapıp getirin."

Ertesi Cuma, yine selamlıktan sonra huzuruna girip hazırladığım listeyi verdim. Dikkatle okuduktan sonra, bir müddet sustu. Sonra yarı kapalı gözleriyle ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı:

"Paşa, Mustafa Kemal Paşa hırsız mıdır?" "Haşa Padişahım." "Bir namussuzluğu, ahlaksızlığı var mıdır?" "Haşa Padişahım." "Beceriksiz ve kabiliyetsiz midir?" "Hayır efendim. O hepimizden bilgili, kabiliyetli ve dinamiktir." "O halde bu listeye niçin onun adını yazmadınız?.."

Hiç düşünmeden cevap verdim:

"Padişahım, Mustafa Kemal Paşa yenilik, bilhassa öteden beri Cumhuriyet taraftarıdır."

Padişah elindeki kağıdı atar gibi masanın üzerine bıraktı... Ayağa kalkıp pencereye döndü. Limanda demirli İtilaf devletleri (İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan) gemilerini göstererek:

"Paşa, Paşa... Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse Cumhuriyet olsun... Kendine selamla birlikte tebliğ ediniz, haftaya Cuma günü Mustafa Kemal Paşa`yı göreceğim

Hiç yorum yok :

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar