2010-09-04

Yahudi asıllı Türkçü Kemalist Moiz Kohen(Munis Tekinalp)

Moiz Kohen bir hahamın oğluydu. İsmini Munis Tekinalp diye değiştirdi. “Yazar, gazeteci, avukat ve tüccar Tekinalp, cemaatinde hem kınandı hem beğenildi. Sivrilmiş biriydi. Kimine göre de oportünist olarak bilinirdi. Günümüzde pek tanınmıyor. Tarihçiler onun iyi bir Kemalist olduğunu düşünüyor” diyen Liz Behmoaras, “Mazhar Osman” kitabından sonra şimdi de “Bir Kimlik Arayışının Hikâyesi” isimli biyografik romanında Moiz Kohen’in ilginç hayatını anlattı.


1883 Selanik-Serez doğumlu. Bir hahamın oğlu. Ömrünün neredeyse tamamını Yahudilerin Türkleştirilmesi için harcayan gazeteci, yazar, avukat, tüccar… Liz Behmoaras, “Mazhar Osman” biyografisinden dört yıl sonra çıkardığı, “Bir Kimlik Arayışının Hikâyesi” (Remzi Kitabevi) adlı biyografik romanında 1961′de Nice’te ölen Moiz Kohen’in ya da sonradan edindiği adıyla Munis Tekinalp’in hayatını anlatıyor. Behmoaras: “Kitabımda da belirttim. Kohen’in yaptıklarında her şey iç içe. Çıkar da var, ülkesine hizmet isteği de, inanç da…”

Moiz Kohen’in hayatını yazmaya nasıl karar verdiniz?

Mazhar Osman’dan sonra, biyografisini yazmak istediğim yeni kişiler üzerine düşünüyordum. Biyografik bir roman yazmak istiyordum. Tarihçi Zafer Toprak’a “Kimi tavsiye edersin?” diye sordum. “Tekinalp’in çok güzel bir biyografisi yazıldı ama belki bir Yahudi olarak sen onu daha iyi anlarsın” dedi.

Yahudi kimliğiyle Kohen’i yazmak nasıl bir deneyimdi?

Bir Yahudi olarak yazdığınızda, sizi rahatsız edecek ya da takdirinizi kazanacak davranışlarını daha yoğun hissediyorsunuz. Kimi zaman yaltaklandığını gördüm Kohen’in; o zaman onunla aynı küçük gruba mensup bir Yahudi olarak, rahatsızlık duymuşumdur belki. Ama öte yandan gurur verici işlerini gördüğümde de mutlu oldum tabii. İçeriden yazmak, ekstra bir duyarlılık getiriyor.

Objektif olmak zor oldu mu?

Sonuç olarak başka birini yazıyordum ve ona belli bir mesafeden bakmam gerekiyordu.

“Gökalp’in ideolojisi kendini arayan bir adama cazip geliyor”

Kürt olup da “Türkçülüğün Esasları”nı yazan Ziya Gökalp ile “Türkçülük”, “Türk Ruhu” adlı kitapları kaleme alan Moiz Kohen’in buluşmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Moiz Kohen, Ziya Gökalp’i yeni bir Kabalist olarak görüyor. Onun Kürt kimliğinden haberi bile yok bence. Gökalp’in ideolojisi, kendini arayan bir adama çok cazip geliyor.

20′li yaşlarındayken, “Türkçe konuşalım, Türkleşelim…” demeye başlıyor Moiz Kohen. Bunu bütün hayatı boyunca da sürdürüyor. Ne kadarı, yaşadığı ülkeye vefa ne kadarı kendince, cemaatine iyilik?

Hepsi var. Ayrıca o dönemde, Osmanlı Yahudilerinde Türkleştirme akımı yaygın. Moiz Kohen onların en ileri saftaki neferlerinden. Çünkü Türkleştirme söz konusu dönemde Yahudiler için trendy bir şey.

İttihat ve Terakki’nin çalışmalarına da katılıyor. Ki dernekte Sabetaycılar da var. Zaten Selanik, Sabetaycılığın üssü durumunda. Ama onlardan hiç söz etmiyorsunuz kitapta…

Çok pratik bir sebepten dolayı… O kadar çok söz edildi ki Sabetaycılardan, benim kitabımda da eksik kalsınlar diye düşündüm. Elbette Kohen’in de Müslüman arkadaşları içinde Sabetaycılar vardır. Özetle Kohen’in biyografisinde vazgeçilmez bir ayrıntı olmadığı için ilgilenmedim.

Kendine hayrı olmayanın başkasına hiç olmaz denir. Kime hayrı dokundu Moiz Kohen’in sizce?

Kendine hayrı dokunduğunu söylemek zor. Belki uzun vadede Yahudi cemaatine, yaşadığı ülkeyle uyum içinde yaşama yollarını gösterenlerden biri: Ya kalk git ya da burada yaşayacaksan, buranın bir vatandaşı gibi hisset diyenlerden…

“Kohen’de ‘Ben de herkes gibi olayım’ isteği var”

Sevgilisi Nadya diyor ki “Sen her zaman, herkesten özür dilemeye biraz meyillisin”. Gerçekten de yaşamı uzun bir özür dileme süreci gibi… Sanki Yahudi olduğu için bile…

Özürden ziyade, “Ben de herkes gibi olayım” isteği var. Sanki kenarda kalmış, başkalarının oyunlarına katılamamış bir çocuğun büyüdüğü zamanki davranışı gibi… İsmim herkesinki gibi olsun, herkes gibi konuşayım, kabul göreyim, sevileyim, beğenileyim…

Kohen’le kendinizi karşılaştırdığınız zaman kendinizle ilgili neler gördünüz? Kimliğinizi sorguladınız mı?

Zaman zaman o da oldu ama, bu ayrı bir konu. Çocukluğumda, Kohen kadar ağır olmasa da, zaman zaman kabul görme, herkes gibi olma duygusunu hissettim. Okuldayken, hatta bugün bu yaşta, bazı gruplarda kabul görme isteğinizin çok baskın olduğunu ve bunun uğruna birtakım size ait olmayan davranışlarda bulunduğunuzu hatırlıyorsunuz. Kohen’in kimi davranışları bana bunları hatırlattığı için ona sinirlendiğim oldu.

“Sanıyorum hem olumlu hem olumsuz tepkiler gelecektir”

Kohen’in samimimiyeti konusunda ne düşünüyorsunuz?

Attığı her adım için samimi olduğunu söyleyemem. Ama bazılarında, “Kemalizm” kitabında ve bu konuyla ilgili düşüncelerinde samimi bence.

Tarihçiler bu kitabı nasıl değerlendiriyor, araştırdınız mı?

Kemalistler, Moiz Kohen’in iyi bir Kemalist olduğunu düşünüyor. Konuştuğum tarihçilerin çoğu, bu kitabı son derece ciddiye alınması gereken bir inceleme olarak görüyor.

Milli ekonomiyle ilgili yazılar yazarken Varlık Vergisi’ne maruz kalıyor. Evini satmak zorunda kalıyor. Niye onu koruyan kimse çıkmadı, onca çalışmasından sonra?

Onu koruyanı, kollayanı çıkmıştır belki de biz bilmiyoruz. Varlık Vergisi öylesine keyfi bir uygulamaydı ki, aksi takdirde belki varlıklı olmamasına rağmen daha da büyük bir miktar tarh edilirdi ona; 60 yaşını geçmiş olmasına rağmen Aşkale’ye de yollanırdı.

İki kez aday olduğu CHP’yi, Varlık Vergisi söz konusu olunca, gerçekten partiye duyduğu inanç yüzünden mi savundu?

Kitabımda da belirttim: Her şey iç içe, çıkar da var, ülkesine hizmet isteği de, inanç da… Mutlaka tavır alınacaksa hadi diyelim ki burada çıkar ağır basıyor çünkü hayatta en çok istediği şeylerden biri politikaya atılmak.

Kitabın sonunda, yeğeninden aldığınız e-postadan anlıyoruz ki Kohen, son yıllarında Nice’te fahri başkonsolosluk yapmak istiyor ama Yahudi olduğu gerekçesiyle Türk hükümeti bunu reddediyor.

Ben bunun doğruluğundan emin değilim ama yeğeninden gelen e-postayı olduğu gibi yayımlayıp kararı okura bıraktım.

Moiz Kohen’in, yazmayı düşündüğünü günlüklerinde belirttiği son kitabının adı “Musevi Mucizesi”. Ömrü yetseydi yazacaktı kitabı. Bu size ne ifade ediyor?

Kitabın ismine bakılırsa Museviliği ön plana çıkaracak bir kitap yazmayı planlıyordu.

Bu durumda yeğeninin e-postası doğru olamaz mı sizce?

Belki de bütün o hayal kırıklıklarının sonunda köklerine dönme kararı almış olabilir. Ama “Yahudiden konsolos olmaz” sözünü o e-posta dışında doğrulatamadığım için gene de kesin bir şey söyleyemem.

Yahudi cemaatinden “Kol kırılır yen içinde kalır; bunlar yazılmamalıydı” gibi bir yaklaşım gelebilir mi kitabınıza?

Bilemiyorum. Sanıyorum hem olumlu hem de olumsuz tepkiler gelecektir.

(Milliyet, FİLİZ AYGÜNDÜZ)

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar