Mehmet Fahri Sertkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Fahri Sertkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2017-07-14

Akademi Dergisi Facebook sayfasındaki paylaşımlar arasından, aradıklarınızı kolayca nasıl bulabilirsiniz | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, google, facebook, site, darbe tiyatrosu, darbe,

Hızlanın, vakit kıymetli. Bu tekniği her zaman kullanın. 

Arama motoruna ''site:facebook.com/akademidergisicom'' yazın ve yanına bir boşluk bırakıp aradığınız kelimeyi ya da kelimeleri yazın. Bir misal: 

''site:facebook.com/akademidergisicom darbe tiyatrosu''

Hala fırsat bulup da blog ve sitelerimize aktaramadığımız on binlerce paylaşımı bu teknikle bulabilirsiniz. Bulduklarınız da bir yere kayıt edebilirsiniz. Çünkü sayfa kapatıldığında, bu teknikle arama yapsanız da, sayfa kapalı olduğu için bu sonuçları bulamaz ve göremezsiniz. 

Ayrıca sitelerimizin içinde arama yaparken de bu tekniği kullanabilirsiniz. Bir misal: 

''site:akademidergisi.co darbe tiyatrosu''



Bizi, sansürcü Amerikan/Siyonist ağlarından sorunsuz şekilde takip edemezsiniz. Telegram yazılımı kurarak, oradaki Akademi Dergisi grubumuza takipçi olmanız, en doğru davranış olur: www.t.me/AkademiDergisi

2017-06-19

Sincan Süs Taşları ve Hotan Yeşim Taşları Fuarı açıldı | Akademi Dergisi

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, sincan süs taşları ve hotan yeşim taşları fuarı, maden taşları, çin meteor taşları sergisi, koleksiyon eşyaları fuarı

10. Sincan Süs Taşları ve Hotan Yeşim Taşları Fuarı, Sincan Uluslararası Sergi ve Konferans Merkezi'nde açıldı.

Fuar süresince, 7. Sincan Koleksiyon Eşyaları Fuarı, 4. Sincan Uluslararası Mücevher ve Takı Fuarı ve 3. Sincan Değerli Maden Taşları Fuarı ve 2. Çin Meteor Taşları Sergisi gibi bir dizi program düzenlenecek.

10. Sincan Süs Taşları ve Hotan Yeşim Taşları Fuarı'na bin 200 yerli ve yabancı işletme katıldı.

Fuarın 25 Haziran'da sona ereceği bildirildi.


Gerçek sahibi CIA olan Facebook ve benzeri sosyal ağlar bizi sansürlüyor. Bizi Telegram kanalımızdan takip edin: www.t.me/AkademiDergisi (Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

Yandaş şirket: Rota yemek | Akademi Dergisi

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, rota yemek, manisa, gıda zehirlenmesi, veysi avşar, ali osman avşar, 15 temmuz darbe, demokrasi nöbeti, gerçek yüzü,

Peşi sıra gelen askeri birliklerdeki zehirlenme vakalarının ardından, birliklere yemek sağlayan şirket kamuoyunun gündemine oturdu: Rota Yemek...

Ankara merkezli Rota Yemek’in iki ortağı bulunuyor.

Bunlar Veysi Avşar ile Ali Osman Avşar. Diyarbakırlı olduğu bilinen ailenin şirketi olan Rota Yemek, Milli Savunma Bakanlığı’nın açtığı ihaleleri alarak 12 büyük askeri birliğe yemek sağlıyor.

Rota Yemek’in sahiplerinden Veysi Avşar’ın adı, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra basına yansımıştı. Avşar, darbe girişiminden sonra başlatılan “demokrasi nöbeti”nde sokaklarda bekleyen vatandaşlar için 4 bin 500 kişilik yemek hazırlamış ve şu açıklamayı yapmıştı:

➥ “Halkımızın özgür iradesine, geleceğine birlik ve beraberliğimizi pekiştiren demokrasi nöbetlerine destek amacı ile her platformda demokrasiyi savunan darbelere karşı dik duran Rota Yemekçilik Tic. A.Ş Yönetim Kurulu olarak, demokrasi gönüllülerine destek amacı ile demokrasi nöbetine katılan tüm halkımıza yemek ve içecek ikramında bulunduk. İkramlarımızla hem halkımıza hem de demokrasi ve geleceğimize katkı sunmaya çalıştık.”


Gerçek sahibi CIA olan Facebook ve benzeri sosyal ağlar bizi sansürlüyor. Bizi Telegram kanalımızdan takip edin: www.t.me/AkademiDergisi (Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

2017-06-18

Bu nasıl bir vicdan? Bu nasıl bir hukuk ve devlet anlayışı? | Akademi Dergisi

akademi dergisi, asker, gıda zehirlenmesi, gizlenen gerçekler, Hukuk, manisa, Mehmet Fahri Sertkaya,

Bir an önce ters kelepçelenip içeri konulacak ve çok sayıda askerimizi kasten öldürmekten yargılanacak adamlar, isyan derecesine gelip gerçekleri bağıran askerleri tutuklamışlar ve tehdit etmişler.

Onlar üzerinden diğerlerini de tehdit etmişler.

Facianın boyutunu gizlemek için de, facia gerçekleşene kadar olduğu gibi üst üste vahim suçlar işliyorlar.






Gerçek sahibi CIA olan Facebook ve benzeri sosyal ağlar bizi sansürlüyor. Bizi Telegram kanalımızdan takip edin: www.t.me/AkademiDergisi (Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

Avrupa Komisyonu’ndan Google’a rekor ceza | Akademi Dergisi

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, google, avrupa komisyonu, ceza, facebook, whatsApp, apple, abd,


Avrupa Komisyonu 7 yıldır süren soruşturmayı tamamlamaya çok yakın. Komisyon Google’a, piyasadaki hakim konumunu kötüye kullandığı için 1 milyar doların üstünde ceza verebilir.

Aldığı kararla ve verdiği cezalarla Amerikan teknoloji şirketlerinin korkulu rüyası haline gelen Avrupa Komisyonu, yakın zamanda Google’a ciddi bir ceza verebilir. Avrupa Birliği yasalarının uygulayıcısı konumunda olan komisyon, 2010 yılında Google hakkında inceleme başlatmıştı. Avrupa’daki internet kullanıcılarının yüzde 90’ının arama motoru olarak Google’ı tercih ettiğini belirten komisyon, Google’ın arama motoru piyasasındaki hakim konumunu kötüye kullandığını ve internet kullanıcılarının bir ürünü ararken arama sonuçlarında Google Shopping(Google’a ait olan ve ürünleri fiyatlarıyla karşılaştıran platform)’e öncelik tanıdığını dile getirmişti.

Bu durumun hem e-ticaret platformları için haksız rekabet oluşturduğunu hem de internet kullanıcılarının zararına olduğunu dile getiren komisyon, geçtiğimiz yıl Google’a bu durumu düzeltmesi için süre tanımıştı ancak Google herhangi bir düzenleme yapmadı ve Avrupa Komisyonu geçtiğimiz nisan ayında Google’a yönelik tekelcilik davası açtı. Komisyon davada sona yaklaşırken davayı takip eden iki kişinin Financial Times’a verdiği demeçler Google’ın çok yüksek bir cezayla karşı karşıya kalacağını gösteriyor.

Benzerine Az Rastlanan Bir Ceza

Financial Times’ın haberine göre komisyon kısa bir süre içinde kararını açıklayacak ve Google’a verilen ceza 1 milyar euronun(1.1 milyar doların) üstünde olacak. Benzerine nadir rastlanan böylesine bir yaptırımın gerçekten uygulanması halinde Google’ın ödeyeceği ceza Avrupa Komisyonu’nun 2009 yılında Intel’e verdiği 1.1 euroluk cezanın bile üstünde olabilir.

Henüz Google’dan veya Avrupa Komisyonu’ndan davayla ilgili resmi bir açıklama gelmiş değil ancak komisyon’un nisan ayında yaptığı açıklamalar 7 yıldır süren bu olumsuz duruma bir son verme noktasında ne kadar kararlı olduğunu gösterir nitelikteydi.

Davayla ilgili konuşan, ismi gizli tutulan, komisyon üyeleri en az 1 milyar euro dese de Avrupa Komisyonu şirketleri yıllık cirolarının %10’una varan miktarlarla cezalandırabiliyor. Yani bu durumda Google’ın çatı şirketi Alphabet’in 90 milyar dolarlık yıllı cirosu olduğunu düşündüğümüzde Google’a 9 milyar dolara varan ceza verilebilir ancak iddialar bu kadar yüksek bir cezanın gelmeyeceği yönünde.

Google'la İlgili Tek Soruşturma Bu Değil

Tabi bu davanın yanı sıra Avrupa Komisyonu’nda Google’a karşı açılan bir soruşturma daha sürüyor. Google’ın Android işletim sistemine sahip telefonlarda Google uygulamalarını zorunlu olarak yüklemesi için telefon üreticileriyle anlaştığı ve bu durumun Google’a rakip uygulamalar geliştiren diğer şirketler aleyhine haksız rekabet oluşturduğu iddiasıyla süren soruşturmada komisyon henüz bir dava süreci başlatmış veya Google’a ceza vermiş değil.

Google ile birlikte geçtiğimiz aylarda Avrupa Komisyonu Facebook’a, WhatsApp’i satın aldıktan sonra WhatsApp verilerini kendi lehine kullandığı ve diğer sosyal medya platformlarına karşı haksız rekabete neden olduğu gerekçesiyle birkaç milyon dolarlık cezalar vermişti. Komisyon’un en dikkat çeken kararı ise Apple’ın ödemesi gerektiği vergileri ödemediği gerekçesiyle 13 milyar dolarlık vergi cezasına hükmetmesi olmuştu. Apple bu cezanın tarafsız ve adil olmadığını ileri sürerek cezayı temyize götürmüş ve Avrupa Komisyonu’nun yetkisini aştığını dile getirmişti.

İki Bölge Arasında Anlaşmazlık Sinyali Olabilir Son zamanlarda Avrupa merkezli otomobil üreticilerine ABD’nin düzenleyici kurumları tarafından cezalar veriliyor olması ve Avrupa Komisyonu’nun da Amerikan şirketlerini hedef alıyor olması iki bölge arasında bir çekişmenin olduğunu ve bazı durumlarda şirketleri suçsuz yere kasten cezalandırdıkları iddialarının artmasına neden oldu.


Gerçek sahibi CIA olan Facebook ve benzeri sosyal ağlar bizi sansürlüyor. Bizi Telegram kanalımızdan takip edin: www.t.me/AkademiDergisi (Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

Akkuyu Nükleer Santrali’nde üretilen elektrik 2 kat pahalı satılacak | Akademi Dergisi

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, akkuyu nükleer santrali, enerji piyasası denetleme kurulu (EPDK), elektrik, anomim şirket, türkiye, rusya,

Akkuyu Nükleer Santarali için çalışmalar sürerken EPDK’dan tesis için önemli bir adım geldi. 49 yıllığına lisans verilen santralde üretilecek elektriğin fiyatı kafa karıştıracak cinsten.

Mersin’deki Akkuyu Nükleer Santrali için inşaat süreci tüm hızıyla devam ediyor. 2025 yılında ilk elektriği üretmesi beklenen tesis için Enerji Piyasası Denetleme Kurulu (EPDK) 49 yıl süreli üretim lisansı verdi. 15 Haziran 2017 itibariyle yürürlüğe giren karar ile tesis, yıllık 8000 saatlik çalışma süresiyle baz yük santrali olarak görev yapmaya başlayacak. Bu arada tesisin 29 Ekim 2023 tarihine de yetiştirilmesi planlar arasında.

4800 MW kurulu güce sahip olan tesis çalışmaya başladığında talebin yaklaşık %6-7 kadarını tek başına karşılayabiliyor olacak. İşte tam da bu noktada EPDK’nın verdiği lisanstaki alım garantisi kafalarda soru işareti yarattı. Anlaşmaya göre tesis çalışmaya başladığında ürettiği elektriği 12,35 cent/dolardan satacak. Hali hazırda serbest piyasada ise fiyat 4-4,5 cent/dolar olarak gerçekleşiyor.

Bu rakamın faturalarımıza nasıl yansıyacağı ise büyük merak konusu. Genele vurulduğunda pay %6-7 seviyesinde olduğundan ülke ölçeğinde elektrik faturalarında çok büyük bir sıçrama yaratmayacak olsa da yine de bir artışa sebep olacağı açık. Tabi EPDK orada özel bir uygulamaya karar vermezse.

1970 Yılından Beri Gündemde

1970 yılından bu yana planlaması yapılan ancak bir türlü hayata geçirilemeyen nükleer santral projesi yapım aşamasında da farklı kesimlerden önemli tepkiler almıştı hatta halen de çevresel koşullar ve inşaat nedeni ile bu tepkiler sürüyor. Tabi işin farklı boyutları da var.

Mevcut durumda tesisin sahibi Akkuyu NGS Anonim Şirketi konumunda. Hisselerinin sahipleri arasında Türkiye ve Rusya’da kamuya ait bir enerji şirketi olan Rosatom da var. Anlaşma uyarınca hisselerin çoğunluğunu elinde bulundurma imtiyazı da Rus şirkette.


Gerçek sahibi CIA olan Facebook ve benzeri sosyal ağlar bizi sansürlüyor. Bizi Telegram kanalımızdan takip edin: www.t.me/AkademiDergisi (Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

2017-06-16

Bin lira 'dikiş alma parası' isteyen doktor böyle tutuklandı | Akademi Dergisi

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, tıbbın karanlık yüzü, doktor, bıçak parası, onkoloji hastanesi, kbb uzmanı, bursa

Hastanın babasına bin liraya "dikişleri alabileceğini" söyleyen doktor, suçüstü yakalandıktan sonra tutuklandı.

Bursa’da solunum sıkıntısı yaşayan ve burnundaki eğriliği düzeltmek isteyen 18 yaşındaki Kübra S., geçtiğimiz cuma günü Onkoloji Hastanesi’nde Kulak Burun Boğaz Uzmanı olarak görev yapan Dr. Ümit Ç.’ye ameliyat oldu.

BIÇAK PARASI 

Hürriyet'in haberine göre ameliyat sonrası Kübra S.’nin babası Hacı Ahmet S.’nin yanına giden Dr. Ümit Ç. dikişlerin alınması için önce kendisine 2 bin 500 lira bıçak parası vermesini istedi.

Babanın o kadar parası olmadığını söylemesi üzerine bu kez Ümit Ç, bin liraya dikişleri alabileceğini söyledi.

POLİS BASKIN YAPTI

Parayı vermeden "Birazdan geleceğim" diyerek hastaneden ayrılan Hacı Ahmet S., Emniyet Müdürlüğü’ne giderek yaşadıklarını anlattı.

Bunun üzerine Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği ekipleri seri numaraları alınmış bin lirayı kendisine teslim etti.

Hacı Ahmet S. odasına girip doktora parayı verdikten sonra polis baskın yaptı. Seri numarası alınan para üzerinden çıkan Ümit Ç. suçüstü yakalandı.

SORULARA YANIT VERMEDİ

Yapılan sorgusunda sonra bugün görevi kötüye kullanmak ve rüşvet suçlarından adliyeye çıkartılan Ümit Ç., gazetecilerin "Hastalarınızdan bıçak parası aldığınız doğru mu?" sorusunu yanıtsız bıraktı.

Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen Ümit. Ç, tutuklandı.



Gerçek sahibi CIA olan Facebook ve benzeri sosyal ağlar bizi sansürlüyor. Bizi Telegram kanalımızdan takip edin: www.t.me/AkademiDergisi (Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

'Hollanda İmamı' haberine mahkemeden yalan cezası | Akademi Dergisi

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, akp'nin gerçek yüzü, rotterdam mahkemesi, sabah gazetesi, fetö, turan yazır, Recep Tayyip Erdoğan, gerçek yüzü,
Rotterdam Mahkemesi, yalan haber yayımladığına hükmettiği AKPKK suç, terör ve ihanet örgütüne yardım ve yataklık suçları işlemesi ile bilinen Sabah gazetesine tekzip gönderdi.

Mahkeme, gazetenin tekzibi yayımlamaması halinde para cezasına çarptırılacağını açıkladı. Davanın avukatı bu para cezasının tekzip yayınlanmayan her bir gün için 10 bin Euro’dan başlayıp 1 milyon Euro’ya kadar çıkabileceğini söyledi.

Rotterdam Belediyesi ve Rotterdam Merkez Belediye Meclis Üyesi Turan Yazır’ın Sabah gazetesine açtığı iftira ve yalan haber davasında ara karar çıktı.

Sabah yayımladığı haberde Turan Yazır için, FETÖ’nün Hollanda imamı yakıştırmasında bulunmuştu. Yazır’ı, ırkçı PVV Parti Lideri Wilders ile beraber çalışarak Türkiye hükümetinin bakanlarının Hollanda’da kampanya yapmasını engellemeye çalışmakla suçlamıştı. Yazır’ın, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yanlısı Sabah hakkında açtığı davaya Rotterdam belediyesi de dahil olmuştu.

Rotterdam adliye sarayında görülen davada Meclis Üyesi Turan Yazır ve Rotterdam Belediyesi katibini dinleyen mahkeme heyeti, Sabah’ın yalan haberini düzeltmesi için gazete yönetimine tekzip gönderdi.


Gerçek sahibi CIA olan Facebook ve benzeri sosyal ağlar bizi sansürlüyor. Bizi Telegram kanalımızdan takip edin: www.t.me/AkademiDergisi (Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

2017-05-12

İddialar doğru mu? Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, Sabetayist gizli Yahudi Adnan Menderes'e ve Demokrat Partiye destek verdi mi? | Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, adnan menderes, adnan menderes yahudi mi, namık gedik, osman bölükbaşı, içimizdeki israil, masonlar, süleyman hilmi tunahan, süleymancılar, süleymanlılar, cemaat, tarikat

Süleymanlılar hiçbir zaman Menderes'i desteklemedi.


Her şey yanlış biliniyor...

Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Adnan Menderes'e ve Demokrat Partisine karşı, yani İçimizdeki İsrail'e ve Masonluğa karşı, devasa bir mücadele verdi...

Menderes çokça küstahlaştığı bir anda, asılacağını yüzüne söyledi. Menderes'in kendisi gibi küstah ve İslam düşmanı içişleri bakanı Namık Gedik'in cesedi bir çöp arabasında bulundu... Vakti zamanında Namık Gedik, Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin mübarek naaşı Fatih Camii haziresine defin edilmek istendiğinde, bu define daha öncesinden Bakanlar Kurulu izin vermiş olduğu halde mani çıkartmış, engellemiş ve bir de "Açın Karacaahmet'te bir çukur, gömün gitsin" demişti.

Süleyman Efendi hazretleri yakın talebelerine daha en başından "Bu Menderes Müslüman değil" dedi. Menderes üzerinden bu millete çok büyük tuzaklar kuran Siyonistlerin, Masonların ve Sabetaycıların planlarını bozmak için Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) lideri Osman Bölükbaşı'nı destekledi. Adnan Menderes ve onu oynatan Siyonistler ise, Bölükbaşı'ndan o kadar çok çektiler ki, o meclise giremesin diye Kırşehir'i il olmaktan çıkartıp ilçeye çevirdiler.


Saatler sürecek bir gerçek tarih turu için, her işinizi bitirip videoyu açın ve koltuğunuza yaslanın...

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

2016-03-13

Hz. Aişe (r.a) hakkındaki iftiralara cevap | Akademi Dergisi

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, hz. aişe, peygamber efendimiz, fil hadisesi, hz. ebu bekir, namaz, hz esma, hicret, iftira


İFTİRALARA CEVAP


1. Hz. Aişe’nin Resulullah (s.a.v.) ile evlendiği zaman yaşının büyük olduğu, ablası Esma’nın biyografisinden anlaşılmaktadır. Bu kaynaklar Esma’dan bahsederken onun, yüz yaşındayken, hicretin 73. yılında vefat ettiğini kaydetmektedir. O halde Esma hicret vaktinde yirmi yedi yaşındaydı. Hz. Aişe ablasından on yaş küçük olduğuna göre, onun da hicrette tam on yedi yaşında olması icap eder.


2. Tarih kaynaklarında ilk Müslümanların isimleri zikredilirken “yaşı küçüktü” kaydı ile hz. Aişe’nin de ismi geçmektedir. Bir çocuğun 6 veya 7 yaşında irade beyanında bulunduğu dikkate alınırsa, hz. Aişe’nin risaletten yani hz. peygamber (s.a.v.)’in peygamberlikle görevlendirildiği 610 yılından 6 veya 7 yıl önce, yani 603 veya 604 yılında doğduğu anlaşılmaktadır. Hz. peygamber ile (s.a.s.) 622 veya 623 yılında evlendiğine göre hz. Aişe annemizin yaşı tam bir genç kızlık yaşları olmaktadır.

3. Yine kaynaklarda yer aldığı üzere, Hz. Aişe annemizin Mekke yıllarıyla ilgili olarak anlattığı bazı hatıralar onun İslam’ın ilk yıllarında olup bitenleri bilen, değerlendiren bir yaşta olduğunu, dolayısıyla doğum tarihinin risaletten yani 610 tarihinden 6-7 yıl önce olduğunu göstermektedir. Söz gelimi, onun risaletten kırk yıl önce gerçekleşen ve tarih belirlemede bir kıstas olarak kabul gören Fil hadisesinden geriye kalan iki kişiyi Mekke’de dilenirken gördüğünü söylemesi; Mekke’nin en sıkıntılı günlerinde Allah Resulü’nün sabah-akşam kendi evlerine geldiğini ve bu sıkıntılara dayanamayan babası Hz. Ebu Bekir’in de Habeşistan’a hicret teşebbüsünde bulunduğunu detaylarıyla birlikte anlatması; ilk defa namazın ikişer rekat farz kılındığını, mukim olanlar için daha sonraları onun dört rekata çıkarıldığını, ancak sefer durumlarında yine iki rekat olarak bırakıldığını ifade etmesi gibi pek çok nakil ve hatıra onun daha ilk günlerden itibaren gelişmeleri takip edebilecek bir çağda olduğunu göstermektedir.

4. Bu konudaki tarih kaynaklarındaki bilgileri mukayeseli olarak inceleyen alimler, hz. Aişe annemizin zayıf bir bünyeye sahip olduğunu, nişanlandığında ve evlendiğinde yaşının küçüklüğü ile ilgili rivayetleri “o görünümde olduğu” şeklinde yorumlamak gerektiğini belirtmektedir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Dikkat!
 Gerçek sahibinin CIA olduğu ispat edilmiş olan Facebook ve benzeri Amerikan menşeli sosyal ağlar bizi uzun yıllardır sansürlüyor. Bu yayını paylaşıp, söz konusu sosyal ağlar üzerinde yaymayı, duyurmayı başaramayacaksınız. Ayrıca bu sosyal ağlardaki sayfalarımıza takipçi olduğunuzda, paylaştıklarımızın çoğunu göremeyeceksiniz. Bu, son sekiz senedir bu şekilde. Bu nedenle bizi, Akademi Dergisi'ni ve Mehmet Fahri Sertkaya'yı, farklı konudaki yüzlerce sitelerimizin bütün yayınlarını Telegram kanalımızdan takip etmenizi tavsiye ederiz: www.t.me/AkademiDergisi

(Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

2015-05-27

Merhum Kemal Kacar ile Tercüman gazetesinin 1989 yılında yaptığı mülakat | Akademi Dergisi

Aralık 1989'da Tercüman Gazetesinde, Süleymanlı Cemaatinin o zamanki idarecisi / ağabeyi merhum Kemal Kacar ile yapılan bir mülakat...

➥ "Süleyman Efendi meşrutiyete karşıydı."➥ "Atatürk İslam dininden uzaktı."➥ "Camiler kışla yapıldı."➥ "Humeyni Müslüman değil."➥ "Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder."➥ "Flört kadına da erkeğe de günahtır.."


Aşağı kısımdan bütün röportajı metin halinde okuyabilirsiniz. Ya da resimlerin üzerine sağ tıklayıp "Resmi farklı kaydet" menüsüne tıklayarak, bilgisayarınıza indirdiğiniz resimleri, resim izleme programında büyüterek okuyabilirsiniz.

















Tercüman, Kemal KAÇAR'a sorulmayanları sordu

Süleymancılar cevaplıyor (Gerçekte soy adı Kacar'dır. Tercüman'da hep hatalı yazılmıştır.)

Nazlı ILICAK'ın kaleminden 

Kemal Kaçar, Süleymancılar'ın Sultan Abdülhamit yanlısı olduklarını açıkladı. 

"Süleyman Efendi Meşrutiyet'e karşıydı...'' 

Süleymancılar'ın lideri Kemal Kaçar'la uzun yıllardır tanışırız. Gazeteci sıfatımızla Strasbourg'da Avrupa Konseyi toplantılarını takip ederken, bazı kimseler onu uzaktan göstererek 'Çok önemli biridir' dediler. Kendi halinde, halim selim, terbiyeli bir insandı. Ehemmiyetinin/öneminin nereden geldiğini hemen anlayamadım. O zamanlar, 'Süleymancılar' hakkındaki sözler pek yaygın değildi. 

Kemal Kaçar'la dostluğumuz, uzun seneler devam etti. Gazetelerde onun için yazılanları okudukça hayrete düşüyordum. Çok medeni bir hali vardı. Nezaketi ve davranışlarıyla tam bir eski İstanbul efendisi idi. Kaçar'ın birçok görüşünü paylaşmak bizim için elbette mümkün değil. Ama karşılıklı hoşgörü havası içinde, zaman zaman beraber olduk, konuştuk, tartıştık. Kaçar, güven beslediği ve düşüncelerini çarpıtmayacağımızı bildiği için, bize bu mülâkatı vermeyi kabul etti. Kaçar'ın liderliğini yaptığı Süleymancılar'ın, inançlarını, Atatürk ve Cumhuriyet rejimi üzerindeki düşüncelerini, hangi amaç uğruna mücadele ettiklerini bu yazı dizisinde öğreneceksiniz. Onlara kızabilir veyahut görüşlerine katılabilirsiniz. Biz gazeteciliğin objektif ölçüleri içinde gündemde olan sıcak bir konuyu sizlere sunmakla yetiniyoruz:

Soru: Sayın Kemal Kaçar, kamuoyunda sizin grubunuza "Süleymancılar'' adı veriliyor. Bu ismi benimsemediğinizi ve yayınlarınızda daima tırnak içinde kullandığınızı biliyoruz. Ama mademki kamuoyuna mal olmuş, biz de sütunlarımızda sizden "Süleymancılar'' olarak söz edeceğiz. Nedir bu Süleymancılık? Süleymancılık adını benimsemediğinize göre, cemaatiniza siz ne ad veriyorsunuz? Süleymancılık bir din midir? Bir mezhep midir? Yoksa bir tarikat midir? 

Kaçar: Bizim 'Süleymancı' adını kullanmadığımız ve tasvip etmediğimiz doğru. Bizim arkadaşlarımız, kendilerine 'Süleyman Efendi'nin Talebeleri' denilmesini uygun bulurlar.

Süleyman Efendi'nin talebeleri, tam manasiyle katıksız ve tavizsiz İSLAM dinine bağlıdırlar, yani Müslümandırlar. Bu sebeple Süleymancılık diye bir din asla bahis mevzuu değildir

'Süleymancılar' itikatta ve amelde Sünni mezhebe tam bağlıdırlar. Amelde çok büyük ekseriyetle Hanefi mezhebine, yani İmam-ı Azam Ebu Hanife Numan bin Sabit hazretlerine bağlıdırlar. İtikat bahsinde de İmam Ebu Mansur-u Maturidi hazretlerine bağlıdırlar. Şu halde Süleymancılık, bir mezhep de değildir. Türkler'in gerek Selçuklu devrinde, gerek Osmanlılar devrinde tabi oldukları 'Sünni' mezhebe bağlıdırlar.

Süleyman Efendi, kendisi şahsen 'Nakşi' idi ve Nakşiliğin hicri ikinci bin yıllarındaki en büyük mümessili/temsilcisi olan İmam- Rabbani Ahmed-i Faruk-i Serhendi hazretlerine ruhani nisbetle (1) bağlı idi. Şu halde 'Süleymancılık'' diye Süleyman Efendi'nin icad ettiği, kendine göre esaslarını vaz ettiği bir tarikat da mevcut değildir

Soru: Meydan Larousse'da Süleymancılık bahsinde bazı iddialar mevcut


KaçarMeydan Larousse daki 'Nakşibendi tarikatının bütün düşünce ve inançlarını olduğu gibi benimseyen Süleymancılığın esası ibâdettir. Nakşibendi tarikatına göre bütün gerçeklerin kaynağı Kurân'dır. İnsan her davranışında Kur'ân hükümlerine, sünni inançlarına bağlı kalmalıdır' cümleleri aynen hakikati ifade etmekle beraber, bundan sonraki 'Süleymancılık Kur'an dışında hiçbir kanun ve kural tanımaz. Devlet yönetimi, mahkemeler ve bütün devlet kurumları Kur'ân hükümlerine göre düzenlenmeli, kadınlar Kur'ân'dan başka bir şey okumamalıdır. Nikâh şeriat kurallarına göre olmalı, yeni harfler ve şapka atılmalıdır. şer'i bir yönetim kurulması için çalışan Süleymancılık, özellikle 1950'den sonra Anadolu'nun batı illerinde daha çok göçmenler arasında yayıldı.' cümleleri tamamiyle hakikate ters düşmektedir. Halbuki Meydan Larousse, ilmi bir eser olduğundan objektif davranması icab ederdi.

Soru: Tarikatler daha sonra bir çok kollara ayrılmışlar. Her kol da onun kurucusu ile anılmış. Öyleyse siz niye "Süleymancı" sözünden bu kadar rahatsız oluyorsunuz?

Kaçar: Bu suale, yukarıda verilen izahlar muvacehesinde tekrar cevaba lüzum olmasa gerek..

Soru: Yanlış bilmiyorsam, tarikatlerin kendine göre usulleri var. Mesela şeyh öldüğünde onun yerine halifesi geçer. Süleyman Efendi'nin halifesi kim? Siz mi onun yerine geçtiniz? Nasıl?

Kaçar: Süleyman Efendi'nin kendisinin meşreben Nakşi olduğunu fakat kendisinden sonra onun yerine herhangi birisinin geçecek tarzda faaliyeti olmadığını kat'i şekilde beyan etmiş idik. Nitekim, benim herhangi bir irşat postunda olmadığımı cümle âlem hatta Mısır'daki sağır sultan bile bilir.

Soru: Müsaade ederseniz biraz da, sizlere bu sıfatın verilmesine sebep olan kayınpederiniz Süleyman Efendi'den söz edelim. Süleyman Efendi'nin babasının adı ne, nasıl bir tahsil görmüştü?

Kaçar: Süleyman Efendi'nin pederinin ismi, Osman'dı. Osman Efendi İstanbul'da tahsil hayatını sürdürürken, bir rüya görmüş. Bu rüyada vücudundan bir parça kopuyor, göğe çıkıp parlıyor ve ortalığı aydınlatıyormuş. Tabii bu bir rüya rivâyetidir. İnanan olur inanmayan olur.

Soru: Bu rüya Osman Efendi'den mi menkul? 

Kaçar: Ben Süleyman Efendi'den dinledim. Benim gibi birçok arkadaşım da duydu.

Soru: Bu rüyadan sonra ne olmuş?

Kaçar: Osman Efendi memleketine dönüp evlenmiş. Dünyaya gelen çocuklarının içinde hangisi o vasıfta diye merak edermiş. Kayınpeder merhum biraz yetiştiği zaman, onda müşahede ettiği hallerden rüyasında gördüğü ışığın o olduğu kanaatine varmış.

Soru: Meselâ ne gibi halleri oluyormuş?

Kaçar: Meselâ çocuğunu dersiâm olmak üzere yetişmesi için Bafralı Hamdi Efendi'nin rahle-i tedrisine veriyor. Dersiâm tâbiri umûmi müderris mânâsina en yüksek rütbedir ilmi rütbeler içinde. Yani icazet verebilir. Kendisi de talebe okutur. Hamdi Efendi, Süleyman Efendi'nin hem aklını, hem de derslerini öğrenme hususundaki kabiliyetini takdir ediyor. O zamanın medrese muhitlerinde, "Zeki bir çocuk, yetişirse iyi bir âlim olacak" deniliyor. Aynı zamanda Süleyman Efendi'nin bir de sofuluk tarafı, müteşerri bir hali var. Namazlarını kaçırmamaya dikkat ediyor. Orucuna, Allah'ın emrettiği şeylere itina gösteriyor, nehyettiği yapma dediği şeylerden sakınıyor. Ayrıca, gerek hocaları ve arkadaşları, gerek babası, ahlâki vasıflarında bir üstünlük bulunduğunu müşahede ediyorlar Süleyman Efendi'yi bir müddet pederi okutmuş. Pederi Osman Efendi Silistre'de Satırlı Medresesi'nde müderrişmiş. Sonra Süleyman Efendi İstanbul'a gelmiş. O sıralarda senede bir veyahut iki senede bir, memlekete, ailesini ziyarete gidermiş. Pederi Osman Efendi, oğluna çok itina eder o içeriye girdiğinde ayağa kalkar ve "Buyrun Süleyman Efendi oğlum" dermiş. Kayınpeder de, bundan çok ezâ duyarmış. Babasının meşgul olduğu ani yakalayıp, mesela kahve yapmak için mangala cezve sürdüğünde, arkası dönükken, odaya hissettirmeden girermiş. Babasını, ayağı kaldırmak zahmetine, külfetine sokmamak istermiş.

Soru: Süleyman Efendi'nin pederi de dindar bir kimse miymiş? 

Kaçar: Müderris, medrese hocası, dersiâm.

Soru: Süleyman Efendi'nin lstanbul'daki tahsil yılları hangi yıllar oluyor? 

Kaçar: Abdülhamid devri.

Soru: Bazı ülemâ ki bunların içerisinde Saidi Nursi de var. Meşrutiyet'i aktif bir biçimde destekledi. Bazı ulema ise, Sultan Hamid'e sadık kalarak Meşrutiyet karşısında, en azından çekimser bir tavrı benimsediler. Acaba Süleyman Efendi'nin tutumu ne oldu?

Kaçar: Belli bir şey. Sünni bir âlimin ve ilmiyle âmil bir şahsın nasıl olacağı bellidir. Elbette fikren Sultan Abdülhamid tarafını tutacaktır.

Soru: Yani Meşrutiyet'e karşıydı?

Kaçar: Tabii. Çünkü Meşrutiyet demokratik bir hareketten ibaret değildi. Bunu anlamak lâzım. 1908'de Abdülhamid'i tahttan indirdiler. 1910'da Trablusgarp gitti. 1912'de Edirne'den yukarıya doğru bütün Rumeli gitti. 1914'te Birinci Cihan Harbi'ne girildi. 1918'de Misak-ı Milli hudutları içinde memleketi kurtarmak için harekete geçildi. Meşrutiyet, Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkmaya yönelik bir hareket. Süleyman Efendi Meşrutiyet'in arkasından felaket geleceğine inanırdı. Nitekim bu, fiilen tahakkuk etti

Soru: Süleyman Efendi kaç yılına kadar yaşadı? 

Kaçar: 1959'un 16 Eylül'ünde vefat etti.

Soru: Doğum yılı nedir? 

Kaçar: 1304

Soru: Demek hem İkinci Meşrutiyet'i hem de Cumhuriyet'i gördü. Meşrutiyet'i tasvip etmediğini söylediniz. Ya Cumhuriyet'i nasıl yorumluyordu?

Kaçar: Bunun için Süleyman Efendi'nin İslâm'a bağlılığı ile Cumhuriyet dönemindeki, inançla, dinle ilgili tatbikata bakmak lâzım.

(1) Ruhâni nisbet, cismani hayatla halen diri olmayan yani, birçok seneler, hatta asırlar evvel ölmüş bulunan büyük bir mürşidin ruhaniyyetinin tasarrufu ile irşad olunmaktır.



Dikkat! Gerçek sahibinin CIA olduğu ispat edilmiş olan Facebook ve benzeri Amerikan menşeli sosyal ağlar bizi uzun yıllardır sansürlüyor. Bu yayını paylaşıp, söz konusu sosyal ağlar üzerinde yaymayı, duyurmayı başaramayacaksınız. Ayrıca bu sosyal ağlardaki sayfalarımıza takipçi olduğunuzda, paylaştıklarımızın çoğunu göremeyeceksiniz. Bu, son sekiz senedir bu şekilde. Bu nedenle bizi, Akademi Dergisi'ni ve Mehmet Fahri Sertkaya'yı, farklı konudaki yüzlerce sitelerimizin bütün yayınlarını Telegram kanalımızdan takip etmenizi tavsiye ederiz: www.t.me/AkademiDergisi

(Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

Google ölüme çare de mi buldu? Calico tam olarak ne yapacak?

Adolf Hitler, Calico, Genetik bilimi, Google, Hazreti Zülkarneyn, Lokman Hekim, Mehmet Fahri Sertkaya, Nazi Almanya'sı, Nazi UFO'ları, Nazi uzay araştırmaları, Süleyman aleyhisselam, Ölüme çare,




Tarih tekerrür ediyor: Google da ölüme çareyi buldu.


Malumunuz, Lokman Hekim ölüme çareyi sarımsak tohumundan bulmuş ve sonra yeryüzünden sarımsak tohumu kaldırılmıştı. Bu teknik ile vücudun doğal dengesi gereği yaşlanarak ölmesinin ve ölümcül hastalıklara yenilmesinin önüne geçmişti. Ama bu, mutlak anlamda ölüme çare bulunduğu anlamına gelmiyordu. Bir kaza, kasıt ya da savaş halinde insanlar yine ölüyorlardı. Bulunan şey, bu günkü tabirle ifade etmek gerekirse yaşlanmaya sebep olan genin durdurulmasıydı. Son bilimsel bulgular, Hz. Lokman, Hz. Zülkarneyn ve Hz. Süleyman zamanlarında dünyada şu anda olduğundan da daha ileri teknoloji çağı yaşandığını artık ispat ediyor. Ve o teknoloji devrinde ölüme çare bulan insanoğlu, günümüz teknoloji devrinde de ölüme çare bulmuş ve tarih tekerrür etmiş oluyor.


Günümüzde, daha 1940'larda Adolf Hitler'in bilim adamlarının da bu geni bulup durdurduğu ve mağlubiyet sonrasında Arjantin'e ve oradan da Antarktika'ya kaçan Hitler'in halen daha sağ olduğu ve altmış yaşlarında gösterdiği, 2000 yılında İran'da uluslar arası bir terör zirvesine katıldığı çok ciddi insanlar tarafından iddia edildi. Hitler'in 1945'teki kesin mağlubiyetinden sonra Hitler'e çalışan bilim adamlarının bir çoğu ABD'ye götürüldüler. Zaten bunların ciddi bir kısmı Alman gözüken Yahudilerdi. Dolayısı ile bu teknolojiler daha 1945'te ABD'nin ve ABD'yi kurup yöneten Siyonistlerin eline geçti. ABD'yi uzay çıkaran Von Braun bile Hitler'in bilim adamıydı.

Geçen sene Eylül ayında ise 
Google yeni bir şirket kurduğunu, Calico adlı bu şirketin yaşlanmayı bitirmek ve ölümcül hastalıkları yenmek için çalışacağını açıklamıştı. Şimdi bu şirket için bir de www.calicolabs.com adresinde bir internet sitesi kuruldu. Böylece şirketin varlığı resmiyet kazanmış oldu.

Şirketin misyonu bölümünde şu bilgiler yer alıyor: “Calico bir araştırma ve geliştirme şirketidir. Misyonu, gelişmiş teknolojiden yararlanarak, hayat döngümüzü kontrol eden biyolojiyi anlama yetimizi yükseltmektir. Bu bilgimizi, insanların daha uzun ve daha mutlu bir hayat sürdürmesi için müdahaleler geliştirmek üzere kullanacağız. Bu misyonu yüklenmek, pek çok disiplinin bir arada olduğu, uzun vadeli bir çabayı gerektiriyor. Bunun için de finansman çoktan sağlanmış durumda.”

2015-05-08

ABD'nin Ay'ı atom bombaları ile bombalamak istemesinin gerçek sebebi neydi?

abd, ay, Ay'daki antik şehir, Ay'daki kadın mumyası, Gizli uzaylı üsleri, Mehmet Fahri Sertkaya, nasa, nükleer silahlar, rusya, Sovyet uzay araştırmaları, soğuk savaş dönemi,




Ne kadar çabuk inanıyoruz...

"Sovyetler Birliği Sputnik adı verilen ve bir basketbol topu büyüklüğünde olan, dünyanın ilk yapay uydusunu uzaya çıkartmayı başarınca, ABD de buna karşılık Sovyetler'e gövde gösterisi yapmak için Ay'a nükleer füze gönderip yok etmeye çalıştı."

Cümle ve iddia aynen böyle... 

Sovyetler uzaya uydu fırlatmış ama resmi tarihe göre daha hiç kimse Ay'a gitmemiş ya da Ay yakinen incelenememiş, mahiyeti-yapısı anlaşılamamış ama nükleer füze gönderilip Ay üzerinde bir yerler ya da tamamen Ay imha edilmek isteniyor, öyle mi? Gövde gösterisi yapılacak ise "Sen top kadar bir uyduyu uzaya göndermiş olabilirsin. Ama biz de Ay'a gideriz, bak gör" dersin ve hiç beklemeden Ay'a gider gelirsin...

Aslında mevzu öyle değil... Yaygın kanaatin aksine, ilk UFO kazası 1947'de yaşanmadı. Daha bin dokuz yüzlü yıllara girilmeden kaza yapıp düşen ve enkazda dünya dışı insanlar bulunan UFO'lar oldu. 1947'ye kadar başka oldu mu bilmiyoruz ama nihayet FBI'ın da resmi itirafı ile artık biliyoruz ki 1947'de de bir kaza oldu. Ve bu kazada sadece ölü uzaylılar değil, diri uzaylılar da ele geçirildi. Ve bunlardan hem uzayın sırlarına dair hem de Ay'a dair çok şeyler öğrenildi daha 1947'de... İşte ondan sonra Ay'ın yapay olduğu, içinin boş olduğu, Ay'ın binlerce senedir dünya dışı başka insan ırkları tarafından kullanıldığı ve daha da fazlası öğrenildi. Yani ABD Ay'a ve Mars'a gitmeden önce Ay ve Mars hakkında ve daha pek çok gezegen hakkında, dünya kamuoyu ile paylaşsa büyük sarsıntılara sebep olacak bilgilere sahip oldu. 

2013-08-27

Arap Baharı mı? Haçlı Seferi mi? Recep Tayyip Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?

Haçlı Seferi
Haçlı Seferi


11 Eylül 2001 Dünya Ticaret Merkezi'ne uçakların çarpması hadisesinden ve ardından kendi de bir Evanjelist olan ABD eski başkanı Bush'un "Bu bir Haçlı seferidir." açıklamasını bir katedralde yapmasından sonra bile hâlâ daha gerekirse gözlerini ve kulaklarını kapatarak gerçekleri görmek istemeyen "adı müslüman"ların bulunuyor olması ve bu sahtekarların sayıca samimi müslümanlardan fazla yekun tutuyor olması, biz samimi ehli sünnet müslümanlarının gerçekleri görmesine mani değildir.

11 Eylül 2001 hadisesi ile birlikte 3. dünya savaşı fiilen başlamış, tam da Şangay Birliği ülkelerinin merkezinde kalan Afganistan işgal edilmiş, oraya devasa askeri üs ve yığınak yapılmış, Şangay kalbinden vurulmuş...
Ardından "22 Ortadoğu/İslam ülkesininin rejimlerini ve haritalarını değiştireceğiz" diye açıkça dünyaya ABD ve müttefikleri tarafından meydan okunmuş...

Irak, kimyasal silah bahanesi ile işgal edilmiş, Irak'ta bir buçuk milyon sivil katledilmiş, beş milyon çocuk yetim kalmış, beş milyon insan evsiz-barksız, işsiz-aşsız kalmış...

Bu süreçte Boşbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Komşuda yangın varken şahsi kanaatim yangına müdahale etmekten yanadır." ve "Her zaman Hayır'da hayır yoktur." açıklamalarını defalarca yaparak, kendi milletvekillerini şiddetli baskı altına alarak, perde arkasından da 24 milyar dolara ABD ile tezkere anlaşması yaparak bizi de bun milyonla masumun katili yapmaya çalışmış...

Yetmemiş ilan ettikleri üzere 22 ülke sıradan geçmeye başlamış, açıktan askeri müdahaleye gücü yetmeyen batı cephesi, Arap Baharı iddiası ile halk ayaklanmaları başlatmış...

Türkiye'nin gerçek yakın tarihinin önemli şifreleri: Türkiye'yi kim kurdu?


Türkiye
Türkiye

Yahudiler, 20. asırda içimzdeki hain Sabetayist Yahudilerle bir olup iki devlet kurdular; Biri Türkiye, diğeri İsrail...

- Sözde Cumhuriyetiz ama Anayasamızın gizli maddeleri var?

- Merkez bankamız çok ortaklı bir anonim şirket... Ne statüsü ne ortakları doğru düzgün belli değil... Paralarımızın üzerinde "Türkiye Cumhuriyeti" ifadesi bile yazmıyor...

- Genel Kurmay başkanlarımız Yahudilerin ibadethanesi Ağlama Duvarında ağlayıp duruyorlar...

- Türkiye’yi kurduğu iddia edilen Mustafa Kemal’den tutun da, günümüze gelene kadar, meşhur idarecilerimiz,askerlerimiz, bürokratlarımız hep Sabetaycı Yahudi kökenden çıkıyorlar...

- % 99’u Müslüman olan bir ülkede başörtüsünü bunlar mı yasaklıyorlar?

- PKK’yı bunlar mı bilerek bitirmiyorlar?

- Yeni Türkiye devletinin resmen tanındığı Lozan’da bizi neden Yahudi Hahamı Haim Nahum temsil etti?

- Ünlü Sabetaycı Yahudi Orhan Pamuk Amerika’da bir panelde neden “Modern Türkiye Cumhuriyeti’ni biz kurduk” dedi...

Sayın Terörist Başı: Abdullah Öcalan - Artin Agopyan

apo
apo


Elinizdeki eser, ülkemizin Güneydoğu topraklarının da içinde kaldığı çok geniş bir coğrafyada Büyük bir İsrail Devleti kurmak isteyen, bu hedefe ulaşmak için akla gelen her ama her şeyin meşru olduğuna inanan, kendilerinden başka ırkların mensuplarını kır hayvanları seviyesinde gören, bebek katletmeyi, insan kanı içmeyi, diri diri insan yakmayı ibadet kabul eden ve Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de lanetlediği Yahudi milletinin dünyada çıkarttığı fitne ateşlerinden sadece ama sadece birini, PKK terörünü, bilinmeyenleri ile anlatmak ve bu yangını söndürmek maksadı ile hazırlanmıştır. 

Sahi! Biz Kore Savaşı'na neden dahil olduk? Şimdi Suriye'yi neden vuracağız?

kore savaşı
kore savaşı

Kendisi de Sabetayist bir gizli Yahudi olan ve "İçimizdeki İsrail"in stratejileri, ABD'li büyük büyük Masonların onayı ile iktidara getirilen ve o yıllarda Komünizme kayması riski çok yüksek olan Türkiye'yi bu tehlikeden koruyup Batı nüfuzunda tutma görevi verilen  Adnan Menderes,  "Biz yavrularmızı Kore'ye, savaşmaya değil, barışı tesis etmeye gönderiyoruz" diye yalanlar anlatmıştı millete...

Halbuki Menderes'in 
Başbakanlık Başmüşaviri olan Ahmet Salih Korur bile, Türkiye Masonlarının Maşrık-ı Azamıydı. Bağlı olduğu ABD başkanı ve aynı zamanda en üst dereceli Mason olan Herry Truman "Türkiye'nin Kore'de batağa saplanan ABD ve müttefiklerine yardımcı olması ve cephede savaşacak asker temin etmesi" için gerekenlerin yapılmasını emretmişti hem Korur'a, hem Menderes'e hem de Menderes'in kabineleri içinde bulunan çok sayıda Kripto Yahudi ve Masona...

Bizim mahallede bir ihtiyar Hüseyin Amca var. Hala sağ... Kore gazisi.. 4. seferde Amerikan gemisi ile gidenlerdenmiş. Yolculuk gemi ile bir aydan fazla sürmüş anlattığına göre...

Her şeyi güzel güzel anlattı da, bir gün, "İyi de Hüseyin Amca! Siz Kore'ye niye gittiniz? Elin Komünisti ile Hıristiyanının arasına bedenlerinizi niye siper ettiniz?" diye soruverince bir tuhaf oldu. Yeminle söylüyorum ki gık etmedi. Usulden bir bahane bile bulmadı. Bulamadı...

2012-03-10

Ajanlar Evlenmezler. İslam büyükleri ise evliliği asla terk etmezler

Ajanlar Evlenmezler. İslam büyükleri ise evliliği asla terk etmezler



Ajanlar evlenmezler...

Genelde nasıl geçim temin ettiklerini de doğru düzgün izah edemezler. Akrabalık bağları da sıfıra yakındır.. Yalnız ve garip görünürler. İlla evlenmek zorunda kalanları da çocuk yapmazlar... Bir de Hıristiyan din adamlarının ruhban sınıfına mensup olanlara inançları gereği evlenmek yasaktır. Gizli kardinaller yani başka dinin (mesela islam'ın) içine sızıp o dinin büyüğü konumuna gelen kardinaller de evlenmezler...

Oysa peygamberimiz (s.a.v.) "Sizin ölenlerinizin en şerlileri evlenmeye imkan bulduğu halde evlenmeden ölenlerinizdir" buyurmuştur. Bunu aktaran sahabe "Vallahi ben bunu Rasulullahtan seksen yaşımda iken duysaydım ve o vakte kadar evlenmemiş olsaydım, evlenir öyle ölürdüm" demiştir...

Bu dünyaya gelen yüz yirmi dört bin veya iki yüz yirmi dört bin peygamberden sadece ama sadece İsa aleyhisselam evlenmemiştir. O da genç yaşında diri olarak semaya kaldırıldığındandır. Ahir zamanda yeniden yeryüzüne gönderildiğinde o da evlenecek ve evlenmemiş bir peygamber kalmayacaktır.
Bu ümmetin içinde her devirde bir tane gelen ve müceddid denilen büyük veliler de istisnasız hep evlenmişlerdir...

O halde bir İslam büyüğü bilinecek kimsenin sadece ama sadece fiziki bir özürünün olması onun evlenmemesine mazarettir. Dava için çok büyük sıkıntılar çekiyor olmak buna mazaret olsaydı peygamberler evlenmezlerdi... Açıp bakalım peygamberler tarihini ve görelim nasıl çileli hayatlarına rağmen evliliği terk etmediklerini...

Mehmet Fahri Sertkaya
Akademi

2012-02-22

Osmanlı'nın kağıt on parasının üzerindeki altı köşeli siyonist yahudi yıldızını kim koydu?

Osmanlı'nın kağıt on parasının üzerindeki altı köşeli siyonist yahudi yıldızını kim koydu?


Osmanlı Devleti'nin son döneminde on para denilen banknotun üzerine bile altı köşeli siyon yıldızı konulmuştur. Zira o dönemde İttihat ve Terakki Partisi denilen Kripto/gizli  Yahudi, Siyonist ve Sabetayistler iktidarı ele geçirmişler, padişahın iradesini devre dışı bırakmışlar ve istediklerini yapmışlardır...

Osmanlı parasına Siyon yıldızı konulduğunda İttihat ve Terakki'nin maliye bakanı Cavid bey idi... Cavid Bey, hain Sabetayist gizli Yahudilerin en mutaassıp kolu olan Karakaşilerin dini lideriydi.. Sonra, Cumhuriyet döneminde Karakaşi ve Kapani denilen Sabetaycı gurupların iç çekişmelerinden dolayı idam edildi... Cavid Bey'in idam edildiği İzmir suikasti meselesi tamamen bir Karakaşi-Kapani çarpışmasıydı. Asılanlar Karakaşiler, asanlar ise Kapânilerdi. Aynı, daha sonraki süreçte Sabetayist Ali Adnan Ertekin Menderes'in idamında olduğu gibi...

Bu dönemde değil Osmanlı parası, Osmanlı posta puluna dahi bu 6 köşeli Siyon yıldızı konuldu. Hatta bir çok caminin iç süslemelerine bile, halılarına bile masonik ve yahudi işaretleri konuldu. Yedi kollu ve dokuz kollu şamdan da en çok kullanılan Yahudi sembolleri olarak mümkün olabilen her yere kondu...


Kripto yahudiler Osmanlı'yı yıktıktan sonra,  Türk halkını aldatarak ve gerçek kimliklerini gizleyerek ve 
hile ile ellerine geçirdikleri yönetim erkini kullanıp yüzbinlerce masum insanımızı  katl ederek Cumhuriyeti kurdular... Cephelerde vatanı, dini ve namusu için savaşıp can veren insanımız aldatılmış, idaresi Türk ve Müslüman gözüken hainlerin eline geçmişti. Bunlar da kurdukları her yeni devlet kurumuna kendi Yahudi sembollerini koydular... Evet Osmanlı'nın son zamanlarından olduğu gibi Cumhuriyetin kuruluşu sırasında da mümkün olan her kurum ve kuruluşun logosuna zaferlerinin nişanesi olarak kendi dini motiflerini koydular... TCDD'den MEB'ye kadar her logo özenle hazırlanmıştı.
Ayrıntılı bilgi için lütfen tıklayın: 
Logolarda Gizlenen Yahudi Sembolleri - Yedi kollu Şamdanlar 

Ayrıca bakınız: Osmanlı'yı içinden sinsice yıkan topluluk; Sabetaycılar

Mehmet Fahri Sertkaya
Akademi

2011-10-24

Hitler Yahudi miydi?

Hitler Yahudi miydi?


Tam altı milyon Yahudi'yi gaz odalarında yaktığı iddia edilen Hitler aslında bir Yahudi miydi? O tarihlerde Yahudilere bu denli sıkıntı çıkartması İsrail devleti'nin ilan edilmesinin önündeki en büyük engellerden birinin çözülmesine hizmet edecek ve Almanya'daki Yahudiler zorunlu olarak İsrail'e mi gideceklerdi? Böylece İsrail'de yeterince Yahudi nüfusu sağlanmış mı olacaktı?

O tarihlerde değil sadece Almanya, bütün Avrupa'da toplam Yahudi nüfusu altı milyon eder miydi? Bugün bile dünya çapındaki toplam nüfusları yirmi milyonu bulmuyor? Altı milyon Yahudi'nin meydana çıkacak külleri hiç tartışmasız bir dağ olurdu. Peki nerede bu küller? Yada daha sonra film çekimi için hazırlanmış olan o gaz odaları, gerçekten Yahudileri yakmış olsa bile hesaba vurun altı milyon kişi o kapasite ile kaç senede yakılabilir?

Bu konuları da zamanla işleyeceğiz ama konumuza dönelim. Hitler Yahudi miydi? Herşey aynı bugün de benzerleri oynandığı gibi bir tiyatro muydu? İsrail'e karşı düşmanlık sergileyen ülkeler ve liderler samimi olmayabilir mi?

Aşağıdaki satırları "Öteki Hitler" adlı kitaptan alıntılıyoruz. Kitap, II. Dünya Savaşı sırasında ABD gizli servislerinin (Stratejik Hizmetler Dairesi) bir psikanaliz uzmanlar grubuna hazırlattığı rapordan sayfalarla oluşuyor.

Hitler'in savaş boyunca hangi durum karşısında nasıl kararlar alabileceğini daha iyi kestirebilmek için onu daha yakından, aile bağları, geçmişi, yaşadıkları ve bunların psikolojisine etkileri konusunda araştırmışlar...

Alıntılayalım;

__

" ABD gizli servislerinin II. Dünya Savaşı'nda yaptırdıkları araştırmaya göre, Hitler'in babaannesi Maria Anna Schicklgruber Viyana'da yaşıyordu. Musevi kökenli Rothschild'lerin evinde hizmetkâr olarak çalışıyordu. Rothschild Ailesi onun hamile olduğunu anlar anlamaz, doğduğu Spiteal'deki evine geri göndermişti.

Bu durumda dönemin geleneklerine göre Maria Anna Schicklgruber, Rothschild'lerden birinden hamile kalmış ve oğlu (Hitler'in babası) Alois'in gerçek/biyolojik babası olabilir.
Dünyaya dehşet veren Adolf Hitler'in babası Alois Hitler, gayri meşru çocuk olarak doğdu. 40 yaşına kadar nesebi belirsiz yaşadı. Annesinin soyadını taşıdı. Annesinin sonradan evlendiği Johann Georg Hiedler, ölüm döşeğinde yumuşamış ve gayri meşru çocuğunu kabul etmişti ama Alois soyadı olarak Hiedler'i değil, anneannesinin soyadı olan Hitler'i almıştı.

Peki Hitler'in çeyrek Yahudi kanı taşıdığı iddiasını kuvvetlendirecek başka bir işaret var mı?
Sorunun cevabı, "galiba evet..."

Babası Alois Hitler, sonraları dünyaya dehşet vererek 6 milyon Yahudi'nin ölümüne neden olacak oğlu Adolf Hitler'in vaftiz babası olarak Prinz adında Viyanalı bir Yahudi'yi seçmişti. Alois Hitler, o sıralarda Braunau'da bir gümrük memuru olarak çalışıyordu. Biyolojik babasının bir Yahudi olduğunu hissetmese ya da annesinden böyle bir izlenim almasa herhalde oğluna vaftiz babası olarak bir Yahudi'yi seçmezdi.

Gene ABD gizli servislerinin araştırmasına göre, şansölye Dollfuss, "Adolf Hitler'in çeyrek Yahudi olduğu" yolunda bazı kayıtlara belki de sahipti. Dollfuss öldürüldü. Hitler, o evrakın peşindeydi ancak erişip erişemediği belli değil."

(Öteki Hitler-Walter C. Langer- Bir harf Yayınları. İstanbul/ Nisan 2005.)

Mehmet Fahri Sertkaya
Akademi

Bu ay öne çıkanlar