İstihbarat Örgütleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstihbarat Örgütleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-06-04

Eşkiyalıktan Orduya - Filistin Topraklarında Yahudi Terör Hareketleri

Eşkiyalıktan Orduya - Filistin Topraklarında Yahudi Terör Hareketleri
Eşkiyalıktan Orduya - Filistin Topraklarında Yahudi Terör Hareketleri


Filistin topraklarının Yahudiler tarafın­dan ele geçirilmesi sürecinde,   silahlı Yahudi çetelerinin rolü büyüktür. Bunlar, Yahudilerin Filistin topraklarına daha ilk yasadışı göçlerinden itibaren ortaya çıkmışlardır.

Yahudiler, Filistin'e yaptıkları modern zamanların bu yasadışı göçlerine "Aliyot" veya "Aliyah" derler. 1870-1914 arasındaki ilk "Aliyot" sırasında çeşitli entrika­larla Osmanlı idaresindeki Filis­tin'de kurulan Yahudi yerleşimle­ri (-ki Yahudi kasabaları, semtle­ri, "moşava" denilen köyleri, çift­likleri, "moşav" ve "kvutza" deni­len kooperatif yerleşmelerinden oluşuyordu) etrafında, sözüm ona Arap çetelerinden kendilerini ko­rumak amacıyla silahlı gruplar oluşturmuşlardı.

Haşomer örgütünün Yahudi  militanları, Arap kıyafetleri ile...
Haşomer örgütünün Yahudi
militanları, Arap kıyafetleri ile...

Haşomer


İlk Yahudi yerleşimlerinde, en az bir kişi, bölgeden ve gerekli görüldüğünde hububat yetiştiri­len alanlardaki güvenlikten so­rumluydu. Bu güvenlik görevlisi bir tüfek veya çoğunlukla bir ta­banca taşır, gece ve gündüz, atlı veya yaya olarak dolaşırdı. Böy­lece, bölgede kurulan en önemli Yahudi yerleşimlerinden biri olan Zikhron Ya'akov başta olmak üzere birkaç yerleşim yerinde, genç gönüllülerden oluşan küçük gruplar, güvenliği sağlamaya baş­ladılar. Bu düzensiz gönüllüler, ilk olarak 1907'de, daha sonra İsrail'in ikinci cumhurbaşkanı olacak Yitzhak Ben-Zvi'nin Yafa yakınlarındaki Neve Tzedek'de bulunan evinde toplanarak, "Bar Giora" denilen teşkilâtı oluşturdular. Bu teşkilât, Sejera'da Yahu­di muhafızlar için ilk "komün"leri kurdu. Bu komünlerin çalışan­ları ve muhafızları da birlikte, 1909'da "Haşomer"i kurdular. Ha­şomer, kendisini bir çok Yahudi yerleşiminin güvenliğini sağla­makla sorumlu tuttu. Haşomer, işçilere güvenlik görevi sağlama­sı ve üç katlı hiyerarşisi (Bar Giora gazilerinden oluşan küçük bir çekirdek kadro, geniş çaplı bir aktif muhafızlar ağı ve kendi­lerini '"İşçi Lejyonu" olarak adlandıran Haşomer üyesi Yahudi işçi­lerden oluşuyordu) sayesinde operasyonlarında çabuk organize olmasıyla meşhurdu.

1913'de Haşomer liderliği, Avrupa'daki Siyonist teşkilâtlar ile ilişki kurmaya başladı ama 1914'de başlayan Birinci Dünya Savaşı, bunu kesintiye uğrattı.

Osmanlı idaresi, savaş sırasında düşman ülke vatandaşı olan Ya­hudileri Filistin'den çıkartarak bu silahlı Yahudi grupların da dağıl­masını sağlamaya çalıştıysa da, tam başarılı olamadı. Üstelik, "Yafa Grubu" adıyla, gençlerden oluşan, Tel Aviv ve Yafa'daki Ya­hudilerden sorumlu yeni yeni si­lahlı gruplar da türemeye başla­mıştı.

Dünya siyonist kongresi  Başkanı Haim Weizmann
Dünya siyonist kongresi
Başkanı Haim Weizmann
1909 ile 1920 arasında faaliyet gösteren Haşomer'in önde gelen liderlerinden biri, Yisrael Şohat, diğeri de, aynı zamanda Yafa Grubu liderlerinden Elivahu Golomb idi. Bu arada, Zikhron Ya'akov civarındaki moşavotlarda yaşayan gençler, Gideonite"ler adıyla bir teşkilât kurdular. Savaş sırasında bu teşkilât, İngilizler he­sabına Filistin'de Osmanlı aleyhine gizli istihbarat faaliyetleri yü­rüten ve başında Aaron Aaronsohn isimli Yahudi bir ziraatçinin bulunduğu NILI'nin (Netzab Yis­rael Lo Yeşaker) temelini oluştur­du.


CASUSLAR

Bu teşkilât, bilhassa Osmanlı Ordusu içinde görev yapan an­cak resmen görevlendirilmemiş memur statüsünde bulunan Filis­tinli Yahudileri hedefledi. Os­manlı Ordusu içinde İngilizler hesabına casusluk yapmayı kabul eden Yahudilerden bazıları şun­lardı: Moşe Şarett, Dov Hoz (da­ha sonra firar ederek İngiliz Ordusu'na geçti ve görev aldı), Alexander Aaronson ve Elimelekh Zelikoviç (Avner).

Öte taraftan, 1915'de Mısır'daki İngiliz Ordusu içinde, Yahudi gö­nüllülerden oluşan Siyon Katırcı Kuvveti (Zion Mule Corps) ortaya çıkmıştı. Bu kuvvetin komutası, aslen İrlandalı olan Yarbay John Henry  Patterson  ile  (Yahudi) Yüzbaşı  Joseph   Trumpeldorda  idi.


GÖNÜLLÜLER


Çanakkale Cephesi'nde yar­dımcı bir birlik olarak kullanıl­dıktan sonra fonksiyonsuz bırakı­lan bu Katırcı Kuvveti, Eylül 1917'de Jabotinsky'nin girişimleri sonucu Yahudi Lejyonu'na dö­nüştürülerek. 38'inci Kraliyet Tü­fekli Taburu adı ile İngiliz Ordu­sunda görev almaya devam etti. Birlik, ilk olarak İngiltere'nin gü­neyinde toplandı. Komutası da yine Siyon Katırcı Kuvveti'nin es­ki komutanı Yarbay Patterson'da idi. Şubat 1918’de Mısır'a getirilen lejyon, Filistin'i işgal eden Gene­ral Edmund Allenby'nin komutasındaydı. Ürdün Vadisi'nde Eriha'ya konuşlandırılan ve "'alay" statüsü verilen lejyonun komutan yardımcısı, "teğmen" rütbesi veri­len Vladimir (Ze'ev) Jabotinsky idi.


Bu günkü israil ordusunun çekirdeğini meydana getiren  haganah gerillaları, filistin'de kırsal alanda eyleme giderken
Bu günkü israil ordusunun çekirdeğini meydana getiren
haganah gerillaları, filistin'de kırsal alanda eyleme giderken
 39'uncu Tüfekli Tabur ise 38'inci Tabur'un Mısır'a gitmesinden sonra yine İngiltere'de oluşturul­muştu. Bu lejyon da, Ameri­ka'dan, Kanada'dan ve Rusya'dan gelen Yahudi gönüllülerden ku­rulmuştu ve komutası da daha önce Fransız Cephesi'nde Avust­ralya seferî kuvvetindeki bir ta­burun başında bulunmuş Yarbay Eliezer Margolin'de idi. Bu lejyon da Nisan 1918’de Mısır'a gönderildi. Mısır'da bulunduğu sırada Güney Filistin’i işgalinden sonra İngiliz Ordusu'na gönüllü yazıl­mış Filistinli Yahudileri de bünye­sine katan lejyonun yarısı, Eylül 1918'de, 38'inci Tabura katıldı.

Üçüncü Yahudi Lejyonu ise 40'ıncı Kraliyet Tüfekli Taburu adı ile Mısır'da Ağustos 1918'de kuruldu. Bu lejyon da çoğunluk­la ABD ve Kanada'dan gelen Ya­hudi gönüllülerden oluşuyordu. İçlerinde David Ben-Gurion'un da bulunduğu bu gruba, Filis­tin'den Osmanlılar tarafından çıkarılan Yahudilerden Yitzhak Ben-Zvi, Dov Joseph ve Nehemia Rabingibi isimler de katılmıştı. Yarbay Samuel'in komutasındaki lejyona, Eliyahu Golomb, Dov Hoz, Beri Katznelson ve Haşomer'in birkaç üyesi de katıldı. Mı­sır'dan   Filistin'e   gönderilen   bu lejyon, herhangi bîr askerî hare­kete katılmakta çok geç kaldı.

1948'de bir Haganah komandosu
1948'de bir Haganah komandosu


Her üç Yahudi lejyonundaki gönüllüler, Kasım 1918'de, Birin­ci Dünya Savaşı'nı bitiren ateşkes anlaşmaları imzalanır imzalan­maz, terhis edildiler. Buna rağ­men, bu gönüllüler, Siyonist amaçlar doğrultusunda Filistin'i terk etmediler.
İngiltere ve Filistin'deki Siyo­nist liderler, İngiliz yetkilileri, bir Yahudi gönüllü alayı kurulması konusunda ikna ettiler. Alay, Fi­listin'deki İngiliz garnizonunun bir  parçasıydı  ve  komutanı   da Yarbay Eliezer Margolin idi. Bu alaya "İlk Yudealar" (First Judeans) adı verildi ve 1919'da Sarafand'da (şimdiki adı Tsrifin) orga­nize edildiler.

Ancak İngilizler, bu Yahudi ala­yının ne 1920'de Tel Hay ve Kudüs'deki olaylara, ne de Mayıs 1921’de patlak veren Arap Ayak­lanmasına müdahale etmesine izin vermedi. Olaylar, Tel Aviv ve Yafa arasındaki sınır boyunca ya­yılınca, Yarbay Margolin inisiyati­fini kullanarak alayı harekele ge­çirdi. İngilizler de buna cevap olarak "Yudea" alayını (Yahudi Lejyonunu) lağvederek dağıttılar.

'İlk Yudealar"ın dağıtılması, bazı Siyonist liderlerin İngiliz­lerin himayesinde bir askerî güç geliştirilmesine karşı çıkmalarının ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkarmıştı. Ancak zaten Yahudi milis güçleri giderek gelişiyordu.


HAGANAH

"Haganah", ilk olarak 1920'de ortaya çıktı. Yahudi yerleşimcile­rin içinden tabiî olarak ortaya çı­kan bu silahlı hareketin içinde, Histadrut'un (Yahudi Genel İşçi Federasyonu) kurucuları da var­dı. İngilizler'in yasadışı saydığı bu hareket, kurucularının naza­rında tam bağımsız ve millî bir askerî güçtü. Yine de kuruluşunu takip eden ilk on yılda Haganah, seçilmiş organları bulunan His­tadrut'un bir alt birimiydi.

1929 Ayaklanması'nın kötü so­nuçlarından ve Siyonist partilerin liderleri arasındaki büyük tartış­malardan sonra, Haganah, Yahu­di Ajansı İdaresi'nin ve Millî Kon­seyin (Va'ad Loumi) idaresine bırakıldı. 1931'de Haganah, üç ''Sol” (aralarında Eliyahu Golomb ve Dov Hoz da vardı) ve üç "Sağ" temsilci (ikisi Sa'adya Şoşani ve Yissaşar Sidkov idi) ile siyasî ola­rak bölünmüş bir Yüksek Komutanlık'ın otoritesi altındaydı.

Yahudi gözü dönmüş teröristler, Filistinli çocuklann  içinde bulunduğu okul otobüslerine dahi  ateş açmaktan çekinmiyortardı. 1948
Yahudi gözü dönmüş teröristler, Filistinli çocuklann
içinde bulunduğu okul otobüslerine dahi
ateş açmaktan çekinmiyortardı. 1948
Haganah, bu yapısıyla daha o za­man bir Yahudi millî teşkilâtı ola­rak nitelendiriliyordu. Böylece is­mini giderek daha fazla duyuran Haganah'a, her moşava, moşav ve kibbutz'dan, her Yahudi kasabası ve semtinden katılımlar arttı. Ancak bu çabuk genişlemenin ayrılık getirmesi de o kadar ça­buk oldu. Siyasî konsensusa da­yalı Yüksek Komutanlık'ın otori­tesini kabul etmeyen bir grup, 1931'de Haganah'dan ayrıldı. Kı­sa bir süre sonra, 1932'de, ayrılan bu grup, Avraham Tehomi liderli­ğinde, Millî Askerî Teşkilât (Irgun tzeva'i le'umi) veya "Etzel" adıyla yeni bir Yahudi silahlı gücü oluş­turdular.  Bu teşkilât, İbranîce baş ismine nazaran, bilhassa 1945-1948 arası yaptığı eylemlerle dünyada adını "Irgun" olarak duyurduysa da, Yahudiler arasında­ki popüler ismi, İbranîce açılımı­nın kısaltılmışı olan "Etzel" idi. Etzel,  Ze'ev Jabotinsky'nin Reviz­yonist Partisi ile sağ-kanat Siyo­nistlerin ve Mizrahi'nin (Orto­doks Yahudilerîn 1902’de kurulmuş din  ağırlıklı Siyonist teşkilâ­tı) tam desteğini arkasına almıştı.

1936-1939 arasındaki Arap Ayaklanması, İngilizler ile "yasa­dışı" Haganah'ı birbirine yaklaş­tırdı. Bilhassa Kudüs'deki strate­jik çıkarları, İngiliz Hükümeti'ni Haganah ile belirli ölçülerde bir işbirliğine gitmeye zorladı. Bu iş­birliği, en azından üç sene için Haganah'ı yasadışılıktan "yasallığa" çıkardı. İngilizler, bu dönem­de Yüzbaşı Charles Wingate ko­mutasında, "Kadro fazlası Polis Kuvveti" (Super numery Police) adı altında Araplara karşı Haga­nah üyesi Yahudileri kullanmak­tan çekinmediler. Bu polis kuv­veti, Haganah ile İngilizlerin ça­tışma sürecine girdiği ve İsrail Devleti'nin kurulduğu 1948?e ka­dar varlığını sürdürdü.


GERİLLALAR ORDU KURMA YOLUNDA

1938'de, Yahudi Ajansı İdaresi, Haganah'ın Yüksek Komutantığı'na siyasî olmayan ve millî ka­rakterli bir lider atanmasına karar verdi. Bu pozisyona atanan ilk isim, Yohanan Ratner idi. Eylül 1939'da ise Yahudi Ajansı ve Mil­lî Konseyi, Haganah'ın Yüksek Komutanlığı altında, değişik or­ganları ve operasyonları birleşti­recek bir Askerî Genelkurmay oluşturulmasını kararlaştırdı. Bu birimdeki ilk Yahudi Genelkur­may Başkanı Ya'akov Dori (Dostrovsky) idi.

İngiliz askerleri şüphelendikleri Haganah  militanlarını tutuklamış 1948
İngiliz askerleri şüphelendikleri Haganah
militanlarını tutuklamış 1948
Bu arada, Nisan 1937'de, Avraham Tehomi liderliğinde ayrılan 1.500 kişi, Haganah'a geri dön­müştü. Ancak Etzel'in geri kalan kadrosu, Ze'ev Jabotinsky liderli­ğindeki Revizyonist Siyonist Teşkilât'ın siyasî otoritesi altında ey­lemlerini sürdürdü. Etzel, Haganah'ın Araplara karşı "ılımlı" po­litikası ile Siyonist liderliğin "diz­ginleme" (havlaga) doktrinini reddediyor,   "gözdağı   verme  ve terör" politikasını benimsiyordu.

Fakat İngilizler, Arap Ayaklan­masının bastırılmasında, Haganah’ı tercih ettiler. Ayaklanma, 1938-1939'da İngiliz kuvvetleri ile işbirliği içindeki Haganah tarafın­dan bastırıldı. Ayaklanmanın bas­tırılmasında, 20 bin Yahudi "kadro fazlası polis" kullanıldı. Bu kuvvete ek olarak, Yitzhak Sadeh komutasındaki muharebe birlik­leri ve Yüzbaşı Wingate komuta­sındaki "Özel Gece Mangası" da operasyonlara katıldı. Bu manga­nın ismi, Filistinli Araplara karşı nasıl dehşetli bir hareket yürütül­düğünün de ipuçlarını veriyor.

Haganah, böylece iyice profesyonelleşti. 1937-1939 arasında, yasal olarak operasyonlara katıl­dığı süre içinde Haganah, bir Mu­harebe Alayı ile Askerî Tıbbiye ve İşaret Alayı'na sahip olmakla kalmamış İstihbarat servisini de kurmuştu. Ayrıca, aynı dönemde Filistin'e yasadışı Yahudi göçünü (Aliya Bet) sağlamak için büyük bir imkân elde etmenin yanında, kendi silah endüstrisini de kur­muş, silah tedarik etme ve depo­lama hizmetleri için birimlerini oluşturabilmişti. Haeanah, Filistin'i Ma'arakhot (kampanyalar) denilen askerî operasyon bölge­lerine ayırmıştı. 1941'de, "Genç­lik Alayları" (Gadna) ve "Vurucu Güç" (Palmah) ortaya çıktı. Aynı yıl,  Haganah’ın,  Siyonist girişim ve Yahudi devleti kurulması için askerî güç temelindeki, millî ve Siyonist karakterini açıklayan prensipleri de belirlendi:

İngiliz polisince aranan Yahudi şüpheliler
İngiliz polisince aranan Yahudi şüpheliler
-Haganah, İsrail topraklarının siyasî bağımsızlığı için uğraşan Yahudi halkının askerî gücüdür.
-Haganah, Filistin topraklarında organize olmuş Yahudi halkı ile bağlantılı Dünya Siyonist Teşkilâtı’nın otoritesine karsı sorumludur, onun hizmetindedir ve onun emirlerine riayet eder.
-Haganah'ın fonksiyonları:

1) Filistin'deki Yahudi halkını saldı­rılara karşı savunmak, mülkünü ve mevkiini korumak

2) Siyonist girişimi ve İsrail topraklarındaki Yahudi halkın siyasî haklarını sa­vunmak

3) İsrail topraklarını ve sınırlarını, kapasite ve siyasî şart­lara uygun olarak dış düşmandan korumak

-Haganah, bütün Yahudi mille­tine, Filistin topraklarında yaşa­yan bütün Yahudilere (yişuv) ve bütün Siyonist harekete hizmet eder. Millî marşı. Hatikva’dır. Her Yahudi erkeği ve kadını, Haganah'a millî savunma görevi için gönüllü olarak katılabilir.

-Haganah, Yahudi olmayan hü­kümetin kanunlarından bağım­sızdır. Varlığı, silahlan ve operas­yonları, dikkatli bir şekilde gizle­nir. Bu prensibe uymama, hayat­ları risk altına atmak demektir.

-Haganah, mensuplarını Yahu­di halkına ve Filistin'deki Yahudi devletine (Eretz İsrael) sadakat, bağımsızlık aşkı ve Yahudi dirili­şi, cesaret, güçlüklere ve sıkıntı­lara tahammül, fedakârlığa gönüllülük, insan hayatına saygı, dürüst karakter, basitlik, insanî değerlere ve Yahudi değerlerine saygı konusunda eğitir.


BEYAZ KAĞIT SİYASETİ

İngilizlerin Mayıs 1939'da Filis­tin'de uygulamaya koyduğu ve yasadışı Yahudi göçünü büyük ölçüde önleyen Beyaz Kâğıt Siya­seti (White Paper Policy) ve arka­sından patlayan İkinci Dünya Sa­vaşı dolayısıyla İngilizlerin, Ya­hudi karşıtı Nazi Almanyası'na karşı savaşta önemli bir rol alma­ları, Siyonist Liderliği, İngiltere'ye karşı doğrudan ve dolaylı askerî eylemler konusunda ikilem için­de bıraktı. Siyonist İdare'nîn Baş­kanı David Ben-Gurion, Siyonist hareketin ve Filistin'deki Yahudi toplumunun bu durum karşısın­daki tavrını şöyle belirledi: Nazi­lere karşı İngiltere ile askerî iş­birliği, ancak göç ve yerleşmeyi engelleyen Beyaz Kâğıt Siyaseti'ne karşı da direniş...

1938'de Yahudi terör örgütlerinin  düzenlediği  hayfa şehrindeki  bir binaya büyük hasar veren sabotaj
1938'de Yahudi terör örgütlerinin
düzenlediği  hayfa şehrindeki
bir binaya büyük hasar veren sabotaj

Etzel de, bu kararlara, tam tersi bir kutupta olmasına rağmen ka­tıldı. Revizyonist Liderlik, Beyaz Kâğıt Siyaseti'ne rağmen, Nazi­ler1 e karşı İngiltere ile askerî sevi­yede işbirliği yapılabileceğini ka­rara bağladı. Ancak Abraham (Yair) Stern liderliğinde küçük bir grup, bu karara katılmadı ve İn­giltere'nin "Siyonizm'in En Büyük Düşmanı1'olduğunu öne sürerek, ona karşı gerilla eylemleri ve te­rörizm yoluyla savaşılması gerek­tiğini ilân etti. Jabotinsky'nin 1940’da ölmesinden sonra bu grup tamamen Etzel'den ayrıla­rak. "İsrail'deki Etzel" veya popü­ler adıyla "Stern Grubu" ismiyle faaliyet göstermeye başladı.

Abraham Stern'in Şubat 1942'de İn­gilizler tarafından öldürülmesin­den sonra grubun liderliğini, Na­tan Yellin  Mor, Yitzhak Şamir (İs­rail'in 1980 ve 1990'lardaki Baş­bakanı) ve Yisrael Eldad üstlendi. Bunlar, Stern Grubu'nu, "Yahudi Özgürlük Savaşçıları" (Lohamei Herut Yisrael) veya kısaca "Lehi" adıyla yeniden organize ettiler. Bu dönemde Filistin'deki Yahudi silahlı hareketleri açısından en büyük gelişme, 30 binden fazla Filistinli Yahudi'nin İkinci Dünya Savaşı dolayısıyla yeniden İngiliz Ordusu'na katılması oldu. Bilhas­sa savaşın bitimine yakın safha­larda kurulan "Yahudi Tugayı" (jewish Brigade Group), Kuzey İtalya'da Nazi Almanyası'na karşı savaştı.

Filistinli Yahudilerin İngiliz Kara ve Hava Kuvvetlerine alın­ması, gerilla tipi Yahudi silahlı hareketinin, bilhassa savaş, yö­netim, teknoloji ve modern ordu­nun lojistik ihtiyaçları konularını kapsayan geniş çaplı bir askerî eğitim süreci geçirmesine yaradı. Bu, Haganah'ın düzenli İsrail Sa­vunma Kuvvetleri'ne (IDF) dö­nüşmesi safhasında, büyük bir basamaktı.



SİLAHLAR İNGİLİZLERE DOĞRU

Nitekim, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesini sabırsızlıkla bekleyen Haganah, savaş biter bitmez İngilizler'e karşı bayrak açmakta gecikmedi. Ekim 1945 ile Aralık 1947 arasında Haga­nah, İngilizlere karşı en büyük ve en önemli askerî güç idi. Ge­nelkurmay Başkanı Yitzhak Sadeh, "Yahudi Direniş Hareke­ti”nin en kıdemli ve en otoriter şahsiyetiydi.

Militanların bir eyleminden sonra Filistin şehirlerinin sokaklarında böyle dehşet manzaraları oluşuyordu
Militanların bir eyleminden sonra Filistin şehirlerinin
sokaklarında böyle dehşet manzaraları oluşuyordu
Haganah, İkinci Dünya Sava­şında İngilizlerden öğrendiğini, şimdi onlara karşı acımasızca kullanıyordu. Bu dönemde Haganah'ın belli başlı eylemleri şun­lardı:
Atlit Kampı'nda enterne edilen yasadışı göçmenlerin kur­tarılışı,
Filistin'deki demiryolu ağı ile (Tren Geceleri) radar istasyon­larına sabotajlar ve İngiliz Devri­ye Polisi'ne saldırılar;

yasadışı gö­çü engelleyen İngiliz gemilerine hücumlar; sınırlardaki bütün yol ve demiryolu köprülerinin hava­ya uçurulması (Köprü Geceleri).


GÖÇÜN ORGANİZYONU

Haganah ayrıca, 1944-1948 ara­sında, Şaul Avigur (Meirov) yöne­timinde yığınlarca yasadışı Yahu­di göçmeni Avrupa ve Kuzey Af­rika'dan kara ve deniz yolu ile kaçırarak (Beriha), Orta Doğu ül­keleri üzerinden Filistin'e getir­meyi de başardı. Bunun da öte­sinde Haganah, Filistin'e yayılmış bütün Yahudilere askerî koruma sağlayarak, onların yeni yerleşim­ler kurmalarını sağladı. Bu tip bir yerleşmenin kurulmasına en tipik örnek, Haganah'ın Genelkurmay Başkanı Yardımcısı Yosef Avidar (Rokhel) komutasında "bir gece­de" (1946'nın Yom Kippur Bayramı'nın gecesi) Necef’de kurulan onbirinci Yahudi yerleşimidir.



Birinci Dünya Savaşı sonrası dağıtılan Yahudi Lejyonu yerine  Filistin'deki İngiliz Ordusu içinde kurulan  İlk Yudealar (First Judeans) isimli Yahudi Lejyonu.
Birinci Dünya Savaşı sonrası dağıtılan Yahudi Lejyonu yerine
 Filistin'deki İngiliz Ordusu içinde kurulan
İlk Yudealar (First Judeans) isimli Yahudi Lejyonu.
Etzel ve Lehi de, daha çok ferdî terörizm ve gerilla taktikleri ile Yahudilerin İngilizlere karşı sa­vaşına katıldı. Fakat Haganah'dan çok bu grupların yaptığı eylem­ler, daha korkunç oluşları ile dünya kamuoyunun hafızasına kazındı. Bunlardan en ünlüsü, Kudüs'deki İngiliz idarî ve askerî karargâhı King David Oteli’nin bombalanarak tamamen havaya uçurulmasıdır.   Bu  iki  terörist grup, ayrıca Qastina'daki İngiliz hava üssüne yapılan saldırı, Acre'deki Yahudi savaş esirlerinin kurtarılması ve Hayfa yakınların­daki demiryolu tamir atölyelerine yapılan sabotajlar ile de seslerini duyurdu.

"İsrail Savunma Kuvvetleri" (IDF veya Tsahal) denilen İsrail Ordusu'nun resmî kuruluşu, 15 Mayıs  1918'de  İsrail  Devleti'nin ilân edilmesinden sonra Arap ül­keleri ordularının 31 Mayıs 1948'e kadar Filistin'e girişleriyle başlayan süreçte gerçekleşti. Böylece Haganah, "Savunma, gü­venlik, misilleme ve Filistinli-Arap düşmana karşı-saldırı"dan sorumlu en önemli Yahudi gücü oldu. Etzel ve Lehi'yi de tasfiye ettikten sonra Haganah, 1 Hazi­ran 1948'den sonra resmen İsrail Savunma Kuvvetleri olarak anıl­maya başlandı.

Levent Elpen
Tarih ve Düşünce Dergisi
Haziran 2002


Bibliyografya:

"From Hashomer to the Israel Defense Forces, Armed Jewish Defense in Palestine" by Me'ir Pa'il, Colonel (res.), Ph.D.,the academic director of the Galili Center for Defense-"Haganah" Studies.

www.israel.mfa.gov.il/mfa/go.asp?MFAH027z0

2012-05-31

Sultan II. Abdülhamid Han'ın istihbarat raporları (jurnaller) üç yangın sonucunda ancak yok edilebildi.

Sultan II. Abdülhamid Han'ın istihbarat raporları (jurnaller) üç yangın sonucunda ancak yok edilebildi.
Sultan II. Abdülhamid Han'ın istihbarat raporları(jurnaller) üç yangın sonucunda ancak yok edilebildi.


Sultan İkinci Abdülhamîd Han Devrinin İstihbarat Raporlarının Üç Yangın Neticesinde Yok Olduğunu

BİLİYOR MUYDUNUZ?




Sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinin istihbarat raporları yani jurnallerin 31 Mart Vak'ası'ndan sonra pâdişâhın tahttan indirilmesi üzerine, İttihatçılar tara­fından tetkik ve tasnif edilmek bahanesiyle Çırağan Sarayına getirilip sarayın yanması üzerine kurtarılabilen raporların Serasker Konağı'na nakledildiğini ve yi­ne tuhaf bir şekilde orada da yangına maruz kalma­ları üzerine geriye kalan çok az evrakın Bâb-ı Âlî'de Dâhiliye Nezâreti binasına nakledilip tetkik edileme­den Bâb-ı Âlî yangınında geri kalanların da mahvolduğunu. Sultan İkinci Abdülhamîd Han devrinin bu çok mühim istihbarat raporlarının (jurnallerin) bu su­retle ortadan kalkmasının o zamanlar hürriyetperver geçinen İttihatçıların kendilerinin de vaktiyle pâdişâ­ha pek çok jurnal vermiş olmaları sebebiyle tetkik ne­ticesi bunların ortaya çıkarak meydana gelecek akı­betten korktukları için kasten bu raporları yaktıklarını biliyor muydunuz? 



Kaynaklar
---------

Hasan Ferit Ertuğ, "Musâhib-i Sânî-i Hazret-i Şehriyârî Nadir Ağa'nın Hatıratı 1", Toplumsal Tarih, S. 49, Ocak 1998, s. 7-15.

2012-03-15

Risale-i Nurları bir Yahudi firması olan SHELL bastırıp dağıtmış... Peki neden? (Video)


Bir Yahudi firması olan Shell, neden daha 1960'larda Risale-i Nur bastırır ve dağıtır?

Yoksa Said-i Nursi'nin 1950'lerde bir gecede ABD başkanının özel uçağı ile ABD'den, Türkiye'ye getirilen ve Fener Rum Patriği yapılan Athaneros ile ittifak halinde olduğu ve dinler arası diyalog denilen tuzakları ta o zamandan risaleleri ile başlattığı, bunun için "Müslüman iseviler" ve "mazlum hıristiyan şehitler" gibi uydurma ve küfre götüren kavramlar ürettiği ve hatta risale-i nurları onun yazmadığı yönündeki iddialar gerçek mi?

Hepi topu üç ay... Evet, sadece üç ay medrese eğitimine dayanabilmiş, elde tüfek vali vurmaya kalkmış, boynunda dürbün, belinde kama ile padişah huzuruna eşkıya gibi çıkmış ve kürtçülük mücadelesi vermiş, veli sultan Abdülhamid Han Hazretleri tarafından tımarhaneye kapatılmış, sonra af edilmiş, bir takım mihraklar tarafından hapishanelerde süründürülerek halk nazarında mücahid ve mazlum sınıfına konulmuş ve hapishanedeki sobasından bile hatta süreyya yıldızından bile gelecekten haberler aldığını risalesine yazmış bir deliyi kim bu millete Bediüzzaman olarak tanıttı/kabullendirdi.


Risale-i Nur ve Nurculuk bir Yahudi oyunu mu? Deliüzzaman saidi Nursi'yi İngiliz İstihbaratı mı kullandı?

Ve, siz ne zaman soracak ve araştıracaksınız?

2012-03-10

Ajanlar Evlenmezler. İslam büyükleri ise evliliği asla terk etmezler

Ajanlar Evlenmezler. İslam büyükleri ise evliliği asla terk etmezler



Ajanlar evlenmezler...

Genelde nasıl geçim temin ettiklerini de doğru düzgün izah edemezler. Akrabalık bağları da sıfıra yakındır.. Yalnız ve garip görünürler. İlla evlenmek zorunda kalanları da çocuk yapmazlar... Bir de Hıristiyan din adamlarının ruhban sınıfına mensup olanlara inançları gereği evlenmek yasaktır. Gizli kardinaller yani başka dinin (mesela islam'ın) içine sızıp o dinin büyüğü konumuna gelen kardinaller de evlenmezler...

Oysa peygamberimiz (s.a.v.) "Sizin ölenlerinizin en şerlileri evlenmeye imkan bulduğu halde evlenmeden ölenlerinizdir" buyurmuştur. Bunu aktaran sahabe "Vallahi ben bunu Rasulullahtan seksen yaşımda iken duysaydım ve o vakte kadar evlenmemiş olsaydım, evlenir öyle ölürdüm" demiştir...

Bu dünyaya gelen yüz yirmi dört bin veya iki yüz yirmi dört bin peygamberden sadece ama sadece İsa aleyhisselam evlenmemiştir. O da genç yaşında diri olarak semaya kaldırıldığındandır. Ahir zamanda yeniden yeryüzüne gönderildiğinde o da evlenecek ve evlenmemiş bir peygamber kalmayacaktır.
Bu ümmetin içinde her devirde bir tane gelen ve müceddid denilen büyük veliler de istisnasız hep evlenmişlerdir...

O halde bir İslam büyüğü bilinecek kimsenin sadece ama sadece fiziki bir özürünün olması onun evlenmemesine mazarettir. Dava için çok büyük sıkıntılar çekiyor olmak buna mazaret olsaydı peygamberler evlenmezlerdi... Açıp bakalım peygamberler tarihini ve görelim nasıl çileli hayatlarına rağmen evliliği terk etmediklerini...

Mehmet Fahri Sertkaya
Akademi

2012-02-22

Abdülhamid Han'a göre Jön Türkler... Günümüz Yeni Osmanlıları, Sahte Şeyh Nazım Kıbrisi, sahte şehzade ve halife Ermeni Selim

Abdülhamid Han'a göre Jön Türkler, Yeni Osmanlılar, Genç Osmanlılar...




Abdülhamid Han'a göre Jön Türkler... Günümüz Yeni Osmanlıları, Sahte Şeyh Nazım Kıbrisi, sahte şehzade ve halife Ermeni Selim

İngilizlerin kaldırdıkları halifeliğe ihtiyaçları var... ABD başta olmak üzere bir çok ülke de aynı siyaseti uyguluyorlar... Ortadoğu başta olmak üzere dünya yeniden şekilleniyor ve güçsüz düşmüş batı devletleri her yolu deniyor... BOP için her yol deneniyor ama gerçekleştirilemiyor... Yeni proje ise artık aşikar... Kendi istedikleri ayarda yeni bir Osmanlı ve hilafet mekanizması kurarak Müslüman halkları bu oyunlarla aldatmak ve kendi menfaatlerine uygun yeni bir dünya kurup yıkılışlarına, batının çöküşüne mani olmak...

Osmanlı'yı kandırılan gençler eli ile yıktılar. Aynı güçler şimdi de “Yeni Osmanlıcılık” oyunu sahneliyorlar. Yine hedef, yeniden yapılanan dünyayı kendi menfaatlerine göre şekillendirmek. İngiliz ajanı sahte şeyh Nazım Kıbrısi eli ile kendi istedikleri ayarda bir Osmanlı ve hilafet getirmeyi bile düşünüyorlar. Zaten Sahtekar Nazım Kıbrısi'nin yanında dolaştırıp Osmanlı şehzadesi diye tanıttığı kişinin bir Ermeni olduğu ispat edildi...

Bakın Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han kendi devrinde dış güçlerin oyuncağı olup Osmanlı'yı yükselttiğini zan ederken farkına bile varmadan Osmanlı'yı yıkılışa sürükleyen gençler hakkında hatıratında neler yazmış... İşte Abdülhamid Han'a göre Jön Türkler yada Yeni Osmanlılar... (Günümüzde kendini Yeni Osmanlı zan eden gençler mutlaka okumalılar.)



*****

“... Ve daha garib bir tecelliye bakınız ki, “Genç Osmanlılar”ı da “Jön Türkler”i de Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak isteyen büyük devletlerin hepsi arkalıyorlardı! Bu devletlerin gözünde ümit bu gençlerdeydi!.. Bunların dediği yapılırsa, Osmanlı İmparatorluğu kurtulacak, dediklerine kulak asılmazsa, batacaktı! İki kere istemeyerek de olsa, dediklerini yaptık ve işte battık!... Bârî son kalan bir avuç vatan toprağında yaşayanların gözleri açıldı mı?.. İnşaallah!..



Evlâdım sayılan bu vatan çocukları, benim, bir sarayın dört duvarı arasında gördüğüm hakikati, koskoca yeryüzünü gezip tozdukları hâlde nasıl görmediler; nasıl görmediler de ecdâd kanı ile sulanmış koskoca bir ülkeyi kendi elleriyle batırdılar!

Suçlamaya dilim varmıyor; fakat görüyorlardı ki, İngilizler, Fransızlar, Ruslar, hattâ Almanlar ve Avusturyalılar yâni bütün büyük Avrupa devletleri, menfaatlerini Osmanlı mülkünün parçalanmasında bulmuşlardır. Görüyorlardı ki bu devletler birbirleriyle dalaşıyorlar, ama Osmanlıları bölüşmekte anlaşıyorlardı. Anlaşamadıkları, kimin daha büyük parçayı yutacağı idi. Öyle olduğu hâlde, bu düşüncede olan devletlerin kendilerini arkalamalarından da mı bir mânâ çıkaramıyorlardı ?

Söyledim, yine söyleyeceğim, anlattım, yine anlatacağım, düşünmüyorlar mıydı ki, Osmanlı ülkesi bir çok milletlerin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. Böyle bir ülkede meşrûtiyet, ülkenin unsur-i aslîsi için (temel unsur) ölümdür. İngiliz Parlamentosunda bir Hindli, Afrikalı, Mısırlı; Fransız Parlamentosunda bir Cezâyirli meb’ûs varmıydı ki, Osmanlı Parlamentosunda Rum, Ermeni, Bulgar, Sırp ve Arap meb’ûsu bulunmasını istemeye kalkıyorlar!..

Hayır, bunca okumuş, düşünmüş, kendisini dâvasına vermiş vatan evlâdının cibilliyetsiz çıkacağını kabul edemem! Sâdece aldandılar, derim. Aldandılar ama, cezalarını kendilerinden çok, aldanmayan milyonlarca masum vatan evlâdı çekti! Hem öldüler, hem de vatandan oldular!

Kendilerine “Jön Türkler” denilen kimseler aslında üç-beş kişidir. Bunlar yıllarca Avrupa’da benim aleyhimde çalışmışlar, benim aleyhimde çalışmanın vatanın da aleyhinde çalışmak demek olduğunu düşünmeden yazmışlar, çizmişler, söylemişlerdir. Çıkardıkları gazeteleri gizlice memlekete sokmanın yolunu büyük devletlere arkalarını dayayarak buluyorlar, yabancı postahânelerden de yabancı uyruklu kimseler aracılığı ile çekip şuna buna dağıtıyorlardı. Yıllar yılı, ciddî sayılabilecek bir te’sirleri olmamıştır; ciddî sayılacak bir fikirleri olmadığı gibi...

Fakat ben buna rağmen, kendileriyle ilgilendim. Yabancı memleketlerde parasızlık yüzünden bâzı şeylere katlanmamaları için, gazetelerini satın almak bahanesiyle büyük yardımlarda bulundum, bâzı kimselerin memleketten para göndermelerine göz yumdum. Tek yabancıların maşası olmasınlar, muhalefetleri yanlış da olsa namuslu kalsın diye!..

Ahmed Celâleddîn Paşa’nın Mısır’da Ali Kemâl Bey’den aldığı mektubu görmüştüm. Bu mektup her hâlde Yıldız evrakı arasında saklıdır. Kimin nereden para aldığını isim isim yazıyordu. Bu mektupta, Dr. Abdullah Cevdet, Dr. İshak Sukûtî, Dr. Bahaddîn Şâkir, Dr. Nâzım, Dr. İbrâhim Temo’nun Fransız ve İtalyan localarına bağlı olduklarını ve bu locaların yardımıyla yaşadıklarını, hattâ memleketteki ailelerine dahi bu localar eliyle para gönderildiğini yazıyor ve bunların vesikalarını gösteriyordu.

Avrupa’da, Mısır’da çeşitli namlar altında çıkan gazeteler ve buralarda gezinen gizli cemiyetin adamları, daha önce de söylediğim gibi, memlekete ciddî bir zarar vermediler. Fakat mason locaları, bütün tâkiblerimize rağmen? “İttihâd ve Terakkî’ye bağlı subayları harekete geçirince, bu âvâre insanlar birer bayrak hâline geldiler. İşte Jön Türkler ve İttihâd ve Terakkî cemiyetinin hikâyesi de budur.”



Abdülhamîd’in Hâtıra Defteri; sh. 60



Yeni Osmanlılar değil, Osmanlı kılığındaki sahtekarlar...
ingiliz ajanı sahte şey nazım kıbrisi ve sahte şehzadesi ermeni selim han ve sözde yeni osmanlılar
Ayrıntılar için: http://gerceknazimkibrisi.blogspot.com/

2012-02-20

İstenilen kişi biyonik bir robota dönüştürülebiliyor. İnsanların zihinleri, düşünceleri, duyguları, rüyaları ve hareketleri kontrol edilebiliyor

İstenilen kişi biyonik bir robota dönüştürülebiliyor. İnsanların zihinleri, düşünceleri, duyguları, rüyaları ve hareketleri kontrol edilebiliyor. Zihin kontrolü


Alanı insan zihinleri olan savaş!

9/11 saldırıları bugüne kadar kullanılan; ancak açıklanmayan bir kısım bilimsel tekniklerin de birer birer açıklanmasına yol açıyor. Bugüne kadar “komplo teorisi” olarak adlandırdığımız bir kısım teknikler artık terör hareketlerinin önceden haber alınabilmesi amacıyla kamuya açık alanlarda da kullanılmaya başlandı!

Washington Times’ın dünkü nüshasında havaalanlarına yerleştirilecek güvenlik tarayıcılarıyla yolcuların beyinlerinin okunacağı ve teröristlerin bu şekilde deşifre edileceği belirtiliyor. Sistem şöyle işleyecek:

Sistem, beyin dalgalarını ve kalp atış ritimlerini alacak, analiz edecek ve böylece tehdit olabilecek yolcular ortaya çıkarılacak.

Bu haberi okuyunca beyin dalgalarım otomatik olarak Aydoğan Vatandaş adına kilitlendi. Onun bu konularda yazdığı kitaplara Türk halkının ilgisi çok yüksek. Özellikle “Agharta– Elektromanyetik savaş başladı” (Timaş Yayınları) adlı kitabı altı baskı yaptı. Bu kitap 11 Eylül saldırılarından önce yazılmıştı. Ama yayınlanması 11 Eylül saldırısından bir hafta sonraya tekabül etti.

Bir kere beyin dalgalarının frekanslarının da tıpkı parmak izleri gibi her insanda farklı olduğu ve birbirine asla benzemediğini, bunun da işleri çok kolaylaştırdığını belirtelim. Beyin dalgalarının görüntü haline dönüştürülmesi ile insanların ne düşündüğünü görme çabası bu tekniğin varacağı son nokta.

Yalnız bu sistem sadece terör eylemlerini ortaya çıkarmak için değil, bizzat teröre de hizmet edebilme potansiyelini taşıyor. Hatta 11 Eylül saldırılarının beyin kontrolü yoluyla yapıldığı bile iddia ediliyor.

Bize çok uçuk geliyor; ama bu konudaki çalışmalar her geçen gün hayatımıza daha fazla girmeye başladı. Tehlikesi şu: Elektromanyetik dalgalar gönderilerek insanlara rüya gördürülebiliyor, olmayan bir şey varmış gibi hayal gördürülebiliyor, sanal bir kısım görüntüler sürekli insan beynine gönderilebiliyor ve insan istem dışı bir kısım eylemlere yönlendirilebiliyor vs.


İBDA–C lideri Salih Mirzabeyoğlu, DGM’de kendisine elektromanyetik dalgaların kullanımı ile beyin kontrolü operasyonu yapıldığını iddia etmişti!

Bu proje, dünyada elektrik taşıyan her şeyin çevresinde bir manyetik alan olduğu ve bu alanların elektromanyetik dalgalar yaydığı teorisine dayanıyor. NSA, geliştirdiği elektronik aygıtlar ve ajanları sayesinde her insanda farklı olan ve 3–50 Hertz arasında değişen dalga boyutunu tespit edebiliyor. Hedef kişinin yaydığı elektromanyetik dalga boyutları tespit edildikten sonra bu veri NSA’nın bilgisayarlarına veriliyor ve bu bilgisayarlar ve uydular aracılığı ile o kişi 24 saat izleniyor. O kişi tam bir denetim altına alınıyor, yönlendirilebiliyor, düşünceleri okunabiliyor. Konuşmaları dinlenebiliyor, gördükleri seyredilebiliyor, sadece onun duyabileceği sesler yayınlanabiliyor, sadece onun görebileceği görüntüler gösteriliyor, ona her türlü bedeni acı verilebiliyor. Yani kişi NSA’nın canlı bir robotu haline getiriliyor. 



Bu robot söz dinlemezse karşılığını, her türlü bedeni acı çektirilerek ödüyor. Bu işkenceciler, bizimkiler gibi ‘as Filistin askısına, çevir manyetoyu, sık tazyikli suyu, yatır falakaya, sok copu’ gibi gürültülü patırtılı, zahmetli külfetli olarak yapmıyor, sadece önlerindeki bilgisayarın tuşlarına dokunarak bunu yapıyor. Dokunuyorlar tuşa, hafıza kaybı ve davranış bozuklukları oluşuyor. Dokunuyorlar, göz kapaklarında ani ve şiddetli kaşınmalar oluşuyor. Dokunuyorlar, duyulan sesin yönü, şiddeti ve içeriği değişiyor. Solunum yollarını denetleyerek konuşmanızı bozuyorlar. Genital bölgede kaşınma, beklenmedik orgazm veya yoğun acı hasıl ediyorlar. Rüyalarınızı denetliyorlar. Birkaç dakika boyunca ayak parmaklarını istem dışı olarak 90 derece döndürebiliyorlar.

Aslında bu çalışmalar yeni değil. 50 yıl öncesine dayanıyor. 1996 yılında yayımlanan “Beyin Kontrolü ve Tanımlanamayan Gizli Hükümetler” adlı kitabında Daniel Brandt, bir insana hipnozla bir cinayet işletilebileceğini iddia ediyor. Bazı uyuşturucu maddeler de insanların beyinlerinin kontrol altına alınmasında kullanılabiliyor.

New York Times gazetesinin l6 Temmuz l977 sayısında şöyle bir haber yayınlandı: “ABD, insanlığın esir edilebileceği görünmez silahlar geliştiriyor.”

CIA, psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini geliştirmeyi başararak artırdı. Şimdi bu kabiliyetleriyle yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu harp görünmez, muharebe sahası ise insan zihinleridir!

Bu yazının uçuk kaçık bir yazı olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz!


Nuh Gönültaş
Gazeteci-Yazar
19.08.2002

Bu ay öne çıkanlar