Armagedon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Armagedon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2014-04-01

Şangay Birliği, her şeye rağmen Suriye'yi vurmak isteyen batılı ülkeleri uyardı: Sonuçları çok kötü olur

Şangay Birliği, her şeye rağmen Suriye'yi vurmak isteyen batılı ülkeleri uyardı: Sonuçları çok kötü olur
Şangay Birliği, her şeye rağmen Suriye'yi vurmak isteyen batılı ülkeleri uyardı: Sonuçları çok kötü olur

Şoygu: Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da ciddi bir kriz durumu söz konusudur

Batı Rusya'ya karşı yaptırımlar düşünedursun, Rusya'nın karşı atakları çok sert oluyor.

Rusya Ukrayna’ya verdiği gazın fiyatını artırdı
Rusya Ukrayna’ya verdiği gazın fiyatını artırdı

ABD ve AB'nin Ukrayna krizindeki tutumu nedeni ile Rusya'ya yaptırım uygulama çabaları her ne kadar Rusya'ya ciddi bir sıkıntı yaşatmasa da, Rusya tarafından çok sert karşı yaptırımlarla cevap buluyor.

Şoygu: Ukrayna'da Arap Baharı tipinde bir senaryo uygulanmıştır

Şoygu: Ukrayna'da Arap Baharı tipinde bir senaryo uygulanmıştır
Şoygu: Ukrayna'da Arap Baharı tipinde bir senaryo uygulanmıştır

Rusya Federasyonu Savunma Bakanı Sergey Şoygu, bugün yaptığı açıklamada, Ukrayna'da Arap Baharı tipinde bir senaryonun uygulandığını belirtti.

ABD ve Batı, Rusya'ya karşı yaptırımlar konusunu tartışıyor ama işin içinden çıkamıyorlar.

ABD ve Batı, Rusya'ya karşı yaptırımlar konusunu tartışıyor ama işin içinden çıkamıyorlar.
ABD ve Batı, Rusya'ya karşı yaptırımlar konusunu tartışıyor ama işin içinden çıkamıyorlar.

ABD ve Batı, Rusya'ya karşı yaptırımlar konusunu tartışıyor ama işin içinden çıkamıyorlar. Soros'un da parlak fikirleri var!

2014-03-25

İsrail çöküş sinyalleri vermeye devam ediyor. İsrail RESMEN YOK


Resim yazısı ekle


Dünya genelinde 103 diplomatik temsilciliği bulunan İsrail Dışişleri Bakanlığı, 66 yılık tarihinde dün ilk kez greve gitti. İsrail Maliye Bakanlığı’nın Dışişleri’ne ayırdığı bütçenin düşüklüğünü ve maaşlarına 10 yıldır düzeltme yapılmamasını protesto eden İsrailli diplomatlar, Türkiye de dahil tüm dünyadaki dış temsilciliklerinde süresiz olarak iş bıraktı.


İsrail’in İstanbul’daki Başkonsolos Yardımcısı Ohad Avidan Kaynar, daha önceki yıllarda İsrail karşıtı grupların protesto gösterilerine sahne olan konsolosluk binasının önünde “grevdeyiz” yazılı pankartıyla poz verirken, “1000 yıl düşünsem kendimi bu pozisyonda bulacağım aklıma gelmezdi” diyor.


İSRAİLLİ, İSRAİL’İ PROTESTO EDİYOR 

“Şu anda kendimi İsrail Konsolosluğu’nun önünde kendi ülkemin temsilciliğini protesto ederken bulduğuma inanamıyorum. Bin yıl düşünsem daha önce İsrail’den nefret eden sayısız grubun protesto gösterisi düzenlediği bu binanın önünde benim de kendi ülkemin Finans Bakanlığı’nı protesto edeceğim aklıma gelmezdi. Ancak maalesef bizi bu noktaya getirdiler.”


GREV AYLARCA SÜREBİLİR

2013-08-30

Suriye illüzyonu ve Ortadoğu: Egemenliğin Yolu

suriye
suriye

ABD'NİN ORTADOĞU POLİTİKASI VE İSRAİL


TED GALEN CARPENTER, Foreign Policy dergisinin 91-92 kış sayısında şöyle diyordu: (Ted Galen Carpenter, "The New World Disorder", Foreign Policy, 85 Winter 1991-1992; sh. 24-39)

"Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra, üstelik son yıllarda ortaya çıkan yeni güç odaklarına rağmen dünyadaki en büyük askerî gücü ve bu gücü kullanma iradesini elinde tutan en büyük devlet olarak, ABD'nin kaldığı görülüyor. Bu durum bazılarına bugün tek süper devletli bir dünyada yaşadığımızı, artık dünyanın tek polisinin Birleşik Amerika olduğunu ileri sürmek olanağını veriyor."

Gerçekten de ABD'nin Sovyet vetosundan kurtulmasıyla birlikte, Birleşmiş Milletler içinde büyük bir etkinlik kazanması ve bu sayede Irak ve Libya karşısında uluslararası toplumu peşinden sürüklemeyi başarması, bu şekilde düşünenleri haklı çıkaran kanıtlardı. Nitekim 1992 yılında hazırladığı son derece önemli bir raporda Pentagon (The New York Times, 8 Mart 1992), ABD'nin hiçbir devlet ya da kuruluşla yetki ve güç paylaşımına gitmeden dünya barış ve güvenliğini korumak için, kollarını sıvamasını istiyordu. 8 Mart 1992 tarihinde The New York Times gazetesine sızan ve büyük tartışmalara yol açan "Tek Süper Devletli Dünya Raporu" adlı bu raporda, Amerikan dış ve savunma politikasının bundan böyle tek amacı şu şekilde belirtiliyordu:

"Batı Avrupa'daki, Asya'daki ya da eski Sovyetler Birliği'ndeki devletlerden hiçbirinin Birleşik Amerika'nın karşısına dikilecek, ona kafa tutacak güce erişmesine izin vermemek..." 

Başka bir deyişle ABD egemenliğinde tek süper devletli bir dünya kurmak ve bu dünyanın devamını sağlamak... Raporu hazırlayanlara göre bu amaçla ABD kendisine karşıt olabilecek
devletleri uluslararası alanda daha büyük roller yüklemeye heveslenmekten, kendisinin ve dostlarının çıkarlarını korumak için onları saldırgan politikalar izlemeye, çekirdekli/nükleer silahlar edinmeye kalkışmaktan caydıracak kadar büyük bir gücü her zaman elinde tutmalıydı.

Ortadoğu: Egemenliğin Yolu

BUNUN DA yolu kuşkusuz Ortadoğu'dan geçiyordu. Çünkü Türkiye'nin de içinde bulunduğu Ortadoğu bölgesi üç kıtanın birleşmesinden kaynaklanan jeostratejik öneminin yanısıra, dünyanın şu anki petrol rezervlerinin yüzde 65,7'sini (yani üçte ikisini) barındırması nedeniyle büyük bir ekonomik öneme sahipti. (Baskın Oran, Kalkık Horoz, sh. 19)

Hangi anlamda ele alınırsa alınsın, Ortadoğu, Asya, Avrupa ve Afrika arasında bir köprü durumundaydı ve bu üç kıtaya açılan bir kapı, eski dünyanın ortası, kalbi olma niteliğini her zaman koruyacaktı. Kıtalar arasındaki bu merkezî konumundan ötürü tarih boyunca çeşitli yönlerden gelen göçlerin geçit yeri ve tarihin ilk devirlerinden bu yana insanlığın kaderini belirleyen uygarlıkların beşiği olmuştu. Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devleti'ni parçalayan sömürgeci güçlerin bölgedeki denetimleri İkinci Dünya Savaşı'na kadar sürdü. Savaştan sonra bölgede dengeler değişmişti, Filistin'de kurulan İsrail Devleti'nin izlediği Siyonist politika, (Ortadoğu Barış Süreci ve Türkiye Üzerine Etkileri, Genelkurmay Başkanlığı, Harb Akademileri Komutanlığı) bölgenin duyarlı dengesini bozuyordu. Yöredeki eski etkinliklerini kaybeden İngiltere ve Fransa yerine ABD, İsrail Devleti'nin destekçisi olarak önemli roller üstleniyordu. Bu tehlikeli ikilinin bölgedeki etkinliği artarken bölgeye, kan ve nefret kelimeleri hakim oluyordu.

Hava Kuvvetleri'nde görevli Albay Mehmet Kocaoğlu'na göre, Ortadoğu petrollerinin ABD ve Batı pazarlarına akışının kesintisiz devam etmesi bir ABD reel politiğiydi ve bölgenin jeostratejik konumu ve sahip olduğu zengin petrol rezervlerinden dolayı Ortadoğu, özellikle Körfez Bölgesi ve çevresi ABD millî güvenliği ile ilişkili bir hale gelmişti.

Albay Mehmet Kocaoğlu şöyle diyordu:

"Tarihsel süreç incelendiğinde görülecektir ki, dünyada hiçbir bölge Ortadoğu kadar yoğun bir bölge olmamıştır. Sanayileşme sonucu, petrolün son derece önemli bir nitelik kazanması ve bu maddenin de Ortadoğu'da bulunmasından ötürü, sadece bölge içi ülke ve güçlerin değil, bölge dışı emperyalist güçlerin çıkar ve nüfuz mücadelesi alanı haline dönüşmüştür. 1990'da Kuveyt'in Irak tarafından işgali ile başlayan Körfez Krizi ve 1991 Körfez Savaşı, Ortadoğu petrolleri üzerinde sürdürülen nüfuz kurma mücadelesinin tipik ve en çarpıcı özelliğini oluşturmaktadır."

Amerikan-Sovyet çatışması bitmiş ve Körfez Savaşı ile Amerikan egemenliği bölgede tescil edilir edilmez, Amerika ve İsrail bölgede yeni bir Ortadoğu resmi çizmişti. Batı dünyası tarafından onaylanmakta gecikilmeyen bu resme göre Ortadoğu, Soğuk Savaş'ın hemen ardından yeni bir "iki kutuplu" sisteme oturmuştu. Bir yanda Amerika'nın uzaktan koordine ettiği ve İsrail'in başını çektiği Ürdün, Arafat'ın FKÖ'sü, Mısır ve Muhafazakar Arap monarşilerinden oluşan bir 'barış cephesi', diğer taraftan da İran, Suriye ve Bağdat'taki Saddam rejiminden ve iki ülke tarafından desteklenen direniş örgütleri... 

İşte böyle bir cepheleşmede Türkiye'nin yeri nerede olacaktı? Amerika ve İsrail Türkiye'nin en hassas noktasının PKK terörü olduğunu biliyor ve Türkiye'yi kalbinden vuruyordu. Genel
kanı ABD-İSRAİL ikilisinin, bölgedeki terörün aynı merkezden yani Şam'dan yönetildiği, dolayısıyla bölgedeki bütün terör hareketlerine karşı ortak hareket etmeleri gerektiği düşüncesini Türkiye'ye dayattığı ve Türkiye'nin de bu fikre sıcak baktığı ve bu yüzden bu ikili ile işbirliğine girdiği şeklindeydi. Yani Türkiye'ye, PKK'nın da, İsrail karşıtı direniş hareketlerinin de aynı merkezden yönlendirildiği, dolayısıyla birlikte mücadele edilmesi gerektiği söyleniyordu.

Durum gerçekten böyle miydi? Türkiye'nin yaklaşık 20 yıldır en büyük baş belası olan PKK gerçekten Şam'dan mı idare ediliyordu? Yoksa bu bir illüzyondan başka bir şey değil miydi? Çünkü biz biliyorduk ki...

İsrail PKK'yı Destekli(yor)du

Amerika'nın, işgallerine bahane ettiği Saddam Hüseyin, bir Amerikan ajanıydı

saddam
saddam

(...)

Bazı iddialara göre Irak'ın Kuveyt'i işgalini önceden bilen ABD bir taşla iki kuş vurmuş oldu. Irak'ın, Kuveyt'i işgal ederek petrol rezervleri bakımından tekel oluşturması, bölgede ve Arap aleminde lider olma heveslerini kırmakla kalmadı, ABD'nin bölgede sürekli kalmasını meşru hale getirmiş oldu. Kuzey Irak'taki bugünkü oluşum tamamiyle bu stratejik hatanın bir sonucudur.

Yani Saddam tam da ABD-lsrail ikilisinin istediğini yapmıştı.
İşin garip tarafı ABD ve İsrail, Körfez Savaşı başlamadan önce Kuveyt'in yanında olduklarını söylemelerine rağmen Irak'ı silahlandırmaya devam etmiş oluşlarıydı. 1991 yılında Ana Britannica'nın, ana yıllığının, 106. sayfasında şöyle deniyordu:

"Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri, Irak'a savaşın başladığı tarih olan 2 Ağustos 1990'a kadar en gelişmiş silahlar ve silah üretim olanakları sunmayı sürdürmüşlerdir."


Amerika'nın en saygın gazetelerinden olan Washington Post'un bir haberine göre de, Saddam Hüseyin ile CIA, Körfez Savaşı öncesinde bilgi alışverişinde bulunmuştu. Yani Bush yönetimi, Saddam'ın Kuveyt'i işgalini engellemek bir yana, gönderdiği CIA ajanlarıyla, Irak ordusunu teknik ve taktik açılardan eğitmişti. (Meydan, 30 Nisan 1992)

Nitekim 2 Ağustos 1990'da Saddam'ın Kuveyt'i işgal ettiğini açıklamasıyla kötü bir dönemden geçen neredeyse tümü Yahudi olan Amerikan savaş sanayii rahat bir nefes alabilmiş, silah satışlarının artmasıyla birlikte borsalardaki hisse senedi değerleri de yükselmişti.
Örneğin, Lochead Şirketi Başkanı Daniel Tellep, 24 Şubat 1991 tarihinde, Ekonomik Panaroma'ya şunları söylüyordu:

İsrail'den Suriye'deki el Kaide'ye 50 milyon dolar. İsrail, Suriye'deki teröristleri son bir gayretle ayakta tutmaya çalışıyor

suriye
suriye

"İsrail ve Müttefikleri, Suriye'deki Muhalif Militanları Silahlandırarak Halep’i Elde Tutmayı Deniyor"



Press TV Beyrut’tan politik yorumcu Rıdvan Rızk ile İsrail medyasında yer alan, İsrail’in Suriye’deki isyancılar için silah ve malzeme sağlamak üzere Suudi Arabistan ile 50 milyon dolarlık bir anlaşma yaptığına dair haber hakkında bir röportaj gerçekleştirdi.
Aşağıdaki metin bu röportajın yaklaşık bir çözümüdür.



Press TV: Suudi Arabistan'ın Tel Aviv ile silah satın alma hususunda bir anlaşmaya vardığını çok açık bir biçimde duyuyoruz. Sizce bu eşi benzeri görülmemiş bir şey midir veya sadece Suudi Arabistan ile değil bilakis diğer bölge ülkeleriyle de olmuş mudur?

2013-08-27

Sahi! Biz Kore Savaşı'na neden dahil olduk? Şimdi Suriye'yi neden vuracağız?

kore savaşı
kore savaşı

Kendisi de Sabetayist bir gizli Yahudi olan ve "İçimizdeki İsrail"in stratejileri, ABD'li büyük büyük Masonların onayı ile iktidara getirilen ve o yıllarda Komünizme kayması riski çok yüksek olan Türkiye'yi bu tehlikeden koruyup Batı nüfuzunda tutma görevi verilen  Adnan Menderes,  "Biz yavrularmızı Kore'ye, savaşmaya değil, barışı tesis etmeye gönderiyoruz" diye yalanlar anlatmıştı millete...

Halbuki Menderes'in 
Başbakanlık Başmüşaviri olan Ahmet Salih Korur bile, Türkiye Masonlarının Maşrık-ı Azamıydı. Bağlı olduğu ABD başkanı ve aynı zamanda en üst dereceli Mason olan Herry Truman "Türkiye'nin Kore'de batağa saplanan ABD ve müttefiklerine yardımcı olması ve cephede savaşacak asker temin etmesi" için gerekenlerin yapılmasını emretmişti hem Korur'a, hem Menderes'e hem de Menderes'in kabineleri içinde bulunan çok sayıda Kripto Yahudi ve Masona...

Bizim mahallede bir ihtiyar Hüseyin Amca var. Hala sağ... Kore gazisi.. 4. seferde Amerikan gemisi ile gidenlerdenmiş. Yolculuk gemi ile bir aydan fazla sürmüş anlattığına göre...

Her şeyi güzel güzel anlattı da, bir gün, "İyi de Hüseyin Amca! Siz Kore'ye niye gittiniz? Elin Komünisti ile Hıristiyanının arasına bedenlerinizi niye siper ettiniz?" diye soruverince bir tuhaf oldu. Yeminle söylüyorum ki gık etmedi. Usulden bir bahane bile bulmadı. Bulamadı...

2012-04-12

007 James Bond filmi çekiyoruz bahanesi ile Adana'dan Suriye'ye silah sevkiyatı yapmışlar

007 James Bond filmi çekiyoruz bahanesi ile Adana'dan Suriye'ye silah sevkiyatı yapmışlar
007 James Bond filmi çekiyoruz bahanesi ile Adana'dan Suriye'ye silah sevkiyatı yapmışlar
Ekspres gazetesinin ilginç Manşeti: James Bond-Skyfall filminin çekimlerinin perde arkasında Suriye’ye silah sevkiyatı mı var?
27.03.2012 

 
Adana'da yayınlanan Ekspres gazetesi çok ilginç bir manşet haberle bütün dikkatleri üstüne çekti. Mahalli gazete manşetinden şu soruyu sordu: 

"Adana’da, 007 James Bond-Skyfall filminin çekimlerinin perde arkasında Suriye’ye silah sevkiyatı mı var?" 

Gazetenin manşet haberi ise daha ilginç ayrıntılar içeriyor: 

ÇİLESİ BAŞKA 

Kentte bir “James Bond” çilesi yaşanıyor. Bond, filminin çekimleri için her gün on binlerce aracın geçiş yaptığı Kasım Gülek köprüsü trafiğe kapatılıyor. İddialara göre, köprü trafiğe kapatılırken başta İncirlik olmak üzere bazı noktalardan tırlar dolusu silah, komşu ülke Suriye’ye gönderiliyor. Bu arada Adana’da, 6 Mart günü başlayan çekimlerin filme girecek olan toplam dakika sayısı 13. 

BOND NEREDE? 
Bu arada çekimlerin hiçbir sahnesinde James Bond yok. Peki Bond nerede? Bond’u Adana’da gören de yok duyanda. Sadece çekimler yapılıyor ama Bond yok. Filmin çekimlerinin yapıldığı yerlerden biri de Yakapınar mahallesi. Yakapınar’da ise adım atılan her yerden tarih çıkıyor. Yapımcı şirketin talebi üzerine, aksiyon sahnelerinin çekildiği Kasım Gülek Köprüsü 17-26 Mart tarihlerinde trafiğe kapanmıştı. 5-6 Mayıs tarihleri arasında da bazı saatlerde köprü yine trafiğe kapatılacak. Silah sevkiyatı iddiaları nedeniyle vatandaşlar tepkili ve tedirgin. 

James Bond yutturmacası ile silah sevkiyatı
James Bond yutturmacası ile silah sevkiyatı
YANITINI ARAYAN SORULAR 

Özel bir şirketin çekimini yaptığı film için neden İncirlik’teki askeri üsten malzeme getiriliyor? Bu filmin çekimleri için neden özellikle demiryolu kullanılıyor? Tarihi mekanlarda ve demiryolunda yapılan çekimler neden basına kapatılıyor? Peki filmin kahramanı James Bond neden ortalarda yok? Aylarca süren çekimlerin toplamı neden 13 dakika ile sınırlandırılıyor? Bu 13 dakikalık çekim için yolun 3 ay trafiğe kapatılmasının mantığı ne?

Gazetenin bu tespit ve sorularına yetkililerden bir açıklama gelmedi. Herkes garip bir biçimde susuyor... 

Medya yalan haber dolu; Türk basını kirli oyuna alet oluyor. Suriye hakkındaki gerçek hedefler ve gerçek haberler gizleniyor

Medya yalan haber dolu; Türk basını kirli oyuna alet oluyor. Suriye hakkındaki gerçek hedefler ve gerçek haberler gizleniyor
Medya yalan haber dolu; Türk basını kirli oyuna alet oluyor.
Suriye hakkındaki gerçek hedefler ve gerçek haberler gizleniyor

Adamın adını bile değiştirip, kulağa daha antipatik, sevimsiz gelmesi için 40 yıllık Esad’a “Esed” demeye başladılar.

----

YUMUŞAK GÜÇ KULLANIMI

Suriye’ye müdahale edilmesi ve bunun ABD dışında bir ülke tarafından yapılması, şu anda ABD için Ortadoğu’yu istediği gibi şekillendirmenin en önemli adımı. Ancak bu müdahalenin önünde Asya - Pasifik Bloğu olarak adlandırabileceğimiz, Rusya - Çin - Hindistan gibi ülkeler var.

Bir de koçbaşı olarak kullanılması planlanan Türkiye kamuoyu... İkna edilmeleri gerekiyor.

Bunun için kullanılan yönteme yumuşak güç deniyor. Harvard Üniversitesi’nden Josepsh S. Nye yumuşak güç kullanımını şöyle açıklıyor:

“İstenilen bir şeyi kabul ettirmek için güç kullanmak değil, başkalarının sizin hedefinizi kabul etmelerini sağlamak” (*) Türkçesi kandırmak…

Gazetelerin 16 Mart 2012 günkü nüshalarına bakın, birçoğunda şu haberleri göreceksiniz: “Katliam olurken Esad ailesi eğleniyordu” ya da “Suriye’de sokaklar kan gölüne dönerken Esad ailesi Harry Potter izleyip alışveriş yaptı.”

Adamın adını bile değiştirip, kulağa daha antipatik, sevimsiz gelmesi için 40 yıllık Esad’a “Esed” demeye başladılar.

Hepsi, “Yahu bu ne kötü adammış” dedirtmek için. Bir gün sonraki gazetelerde (17 Mart) bu kez bir adım öteye gidiliyor: “Esad’ın e-postaları sızdırılmış. Bir kadınla ilişkisi varmış.”

Hani Kaddafi için de “Sarayındaki hemşireleri seks kölesi olarak kullanıyor” diye haber yaparlardı ya, işte onun gibi. Ya da “Saddam’ın oğullarının toplu seks partileri yaptıklarını” yaparlardı çarşaf çarşaf…

Şimdi de aynısını yapıyorlar. Suriye’de şu kadar adam öldürüldü, filanca yer şöyle bombalandı türünden hareketleri dinlerken dikkat edin, bu haberler hep aynı cümleyle başlar: “Aktivistlere göre” ya da “muhaliflere göre…”

Kim bu aktivistler? Her gün bize okutulan, beynimize çakılan haberlerin kaynakları…

Bizi böyle ikna etmeye çalışıyorlar. Bilgiyi yaratıyorlar, istedikleri şekle dönüştürüp bize enjekte ediyorlar. Türk basınının alet olduğu bir kirli oyundur bu…

“Şu anda dışarıda katliam var, bilmem kaç yüz kişiyi öldürdüler” diyerek bütün haber kanallarında gösterilen Danny Dayem’i unuttunuz mu? Birkaç gün sonra gerçek görüntüler ortaya çıkmıştı da söylediklerinin hepsinin, cep telefonuyla konuştuğu Anderson Cooper’ın, “230 kişi öldürüldü de!” şeklindeki talimatları olduğu anlaşılmıştı.

Cooper “şöyle de” diyor, Dayem de öyle diyordu.

Biz bu yalanları “vay be” diye dinlerken, bizim Dışişleri Bakanı da tehditler savuruyordu Suriye’ye…

Yarın ve yarından sonra ve daha sonra Esad’ın ne kadar kötü bir diktatör olduğunu, böyle haberlerle anlatmaya devam edecekler.

Adına “bilgi çağı” dedikleri bu yeni Ortaçağ’da basını bir savaş aracı olarak kullanmaya devam edecekler. Çünkü biz onlara inanmaya hazırız. Taa ki, ABD Suriye’yi istediği şekle dönüştürünceye ya da bir mucize eseri bu operasyondan vazgeçinceye kadar…

Gazetecilik, uluslar arası ajansların her dediğini sanki gerçekmiş gibi yansıtmak değildir.

Mehmet Yiğittürk

Alman Uzman; "Suriye'de bir piyes oynanıyor. ABD, Suriye'ye müdahale için Türkiye'yi kullanıyor. Bu yapılanlar uluslar arası hukuka ve BM tüzüğüne aykırı."

Alman Uzman; "Suriye'de bir piyes oynanıyor. ABD, Suriye'ye müdahale için Türkiye'yi kullanıyor.
Bu yapılanlar uluslar arası hukuka ve BM tüzüğüne aykırı."

Almanya hükümetine danışmanlık yapan Ortadoğu Uzmanı Christoph Hörstel, Amerika’nın Suriye’de çıkmazda olduğunu söyledi. Rusya ve Çin’in Suriye’ye verdiği desteği hatırlatan Hörstel, Amerika’nın bu kez hedefine ulaşamayacağını belirtti.

Almanya hükümetine danışmanlık yapan, Ortadoğu uzmanı Christoph Hörstel Suriye’deki gelişmelerle ilgili Russia Today kanalına çarpıcı açıklamalar yaptı.

Suriye’de incelemelerde bulunan Alman uzman, yaşananların uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler tüzüğüne karşı bir durum olduğunu söyledi. Hörstel, Suriye’ye müdahalede Türkiye’nin kullanıldığını belirtti.

"Suriye’ye büyük çapta bir müdahale zaten olmaktadır. Suriye’ye askeri bir müdahaleden söz ediliyorsa zaten bunu başta NATO olmak üzere rüşvet altındaki bazı Arap ülkeleri ve maalesef Türk dostlarımız masa altından ve gizli bir şekilde gerçekleştiriyor. Şu sıralarda onlarca Fransız, Alman, İngiliz, Suudi ve Türk caususlarının yanında birçok nizami ve düzenli asker yakalandı."

Merkel hükümetine danışmanlık yapan Christoph Hörstel, Batı basınına da sert eleştiriler yöneltti.

"Batı’nın aptalca basınına denmelidir ki, Aptal diyorum çünkü, sürekli olarak, açıkça bilindiği halde Suriye’de olanları çarpıtmak ve yalan söylemeye ısrar etmektedirler."

Alman Ortadoğu Uzmanı Hörstel, Rusya ile Çin’in Suriye’ye verdiği desteğin önemine dikkat çekti. Horstel, “Rusya ve Çin Suriye’de oynanan çirkin piyese katılmadığı için mutluyum” dedi.

Hörstel, Amerika’nın Suriye’de hedefine ulaşamayacağını belirtti.
“Suriye’de önceden kurgulanmış bir gündem söz konusudur. Bu gündem İran’da ve bazı Arap ülkelerinde kullanıldı, örneğin Libya’da…Hiç yokken CIA tarafından gergin ve yüklü bir atmosfer yaratılıp harekete geçildi. Öyle ki, Kaddafi’ye karşı hiçbir hareket yokken kirli medya savaşı ve kışkırtmaları sonucu bunu başardılar. Şimdi de aynı gündemi Suriye’de yürütmeye çalışıyorlar. Fakat bu plan Suriye’de başarıya ulaşamayacaktır.”

Alman uzman, NATO ülkelerinin Suriyeli isyancılara verdiği desteği de ortaya koydu.
“Silahlandırma şu an devam etmektedir. Ama onlar yalan söylüyor. Suriye ordusu tarafından ele geçirilen silahlar bunun kanıtıdır. Yalana karşı koymalıyız. Temiz ve insanca bir dünyada yaşamak isteyen insanlarlar gibi ben de NATO’dan utanç duyuyorum.”

Durdurun şu samimiyetsiz tiyatroyu artık! Recep Tayyip Erdoğan ve AK parti, ABD ve İsrail menfaatlerine mi hizmet ediyor yoksa memleketine mi? (video)

Durdurun şu samimiyetsiz tiyatroyu artık!
Recep Tayyip Erdoğan ve AK parti, ABD ve İsrail menfaatlerine mi hizmet ediyor yoksa memleketine mi?

Dünyanın en büyük terörist devletleri olan ABD ve İsrail, ortadoğudaki mazlum Müslüman milletlerin huzur ve refahını düşünüp bunun için gerekirse bir çok ülke ile savaşa girebilir mi? Azıcık tarih ve ilim bilen biri bu saçmalığa inanabilir mi? NATO'nun bir Hıristiyan klübü olduğu ve daha derinde dünya Yahudiliğinin kontrolünde olduğu gerçeği biliniyorken, bunların ortadoğu'da müslüman milletleri diktatörlerin elinden kurtarmak(!) iddiları samimi bulunabilir mi?

Peki, Gerçek amaçlarını onlar gizliyorlar da bizim başımızdaki sözde İslami iktidar neden gizliyor? Ve, neden onlarla bu derecede yakınlar ve her konuda kayıtsız - şartsız bir itaat ile ortak mesai harcıyorlar?
ABD'nin en büyük gazetelerinin bile "Türkiye hükümeti, değerlerine ve vatandaşına ihanet ediyor." başlıkları attığı bir dönemde, Yahudilerin ve Sabetaycıların kontrolündeki Türk(!) basını gerçekleri gizliyor mu?

Durdurun şu samimiyetsiz tiyatroyu artık! Recep Tayyip Erdoğan ve AK parti, ABD ve İsrail menfaatlerine mi hizmet ediyor yoksa memleketine mi?

Tayyip Erdoğan ve AKP'si samimi iseler, ABD ve İsrail menfaatine çalışmıyorlarsa, samimiyetlerini ispat etsinler;

- Önce Genel Kurmay Başkanlığı'mızdaki İsrail Odasını kapatsınlar..
- Suriye'deki zulme gösterdikleri tepkide samimi iseler, derhal Suriye halkının dostları toplantısı yaptıkları gibi, Filistin Halkının ve Irak halkının dostları toplantısı da yapsınlar. Suriye'de mi daha çok kadın, çocuk, sivil katl edildi; yoksa Irak'ta mı? Yada Filistin'de mi?

Irak'ta bir buçuk milyon sivil acımasızca katl edilirken "Komşuda yangın varken, bu yangına kayıtsız kalamayız. Şahsi kanaatim bu yangına müdahale etmekten yanadır." diye tekrar tekrar demeç vererek, tezkere çıkartmaya çalışan, ABD ve zalim müttefiklerinin yanında yer alarak bu vebale ortak olmak isteyen bir Tayyip Erdoğan'ın samimiyetine nasıl inanabiliriz?



- TSK'nın içindeki değişimleri ABD'nin yaptığına dair iddiaların(ki çok ciddi kaynaklarla ispat edilmiş) gerçek olmadıklarını ispat etsinler.

- Ordumuzun toplam gücünün yarısından fazlasının yaklaşık iki senedir Güney Doğu ve Doğu bölgemizde her an gerçekleşecek Türkiye ile İran ve Suriye savaşı için hazır bulunduruldukları gerçeğini izah etsinler. TSK'ya yaklaşık beş ay önce "Savaşa hazır ol!" emri verildiğine dair basına sızan haberlerin doğru olmadığını ispat etsinler.

- İsrail ile yaşanan gerginliklerin tüm bu gerçekleri gizlemeye dair danışıklı dövüş ve tiyatro olduğunun meydana çıkmış olmasını izah etsinler? Füze kalkanı projesinin İsrail'in güvenliği için olduğunu ve Türk halkının, basın desteği ile de aldatıldığı, yaşanan her şeyin ABD ve İsrail menfaatine olduğu gerçeğini izah etsinler?

- Hepsinden önemlisi de, kaç sene oldu, artık Amerikan askerlerine kahraman deyip demediklerini, onlara hayır dua edip etmediklerini izah etsinler?

Bakınız; dünyanın en büyük terörist ülkesi ABD'nin yaptığı dünyanın en büyük terörist eylemini izleyelim; (sonra bunu yapan bir anlayışın nasıl olup da Suriye halkının menfaatini isteyebileceğini sorgulayalım.)




Dünya tarihinin bilinen en büyük terör eylemi ABD tarafından gerçekleştirilmiştir. Hıristiyani terör anlayışı, atom bombasına "Little Boy" (Küçük Oğlan) adını verip Hiroşima'ya atmış, bir kaç dakika içinde 140 bin kadın, erkek, yaşlı, çocuk, bebek, hasta ve sivillerin topyekün ve akıl almaz feci bir surette can vermelerine sebep olmuştur. Sonra, bir de sıkılmadan "İslami terör" diye bir kavramı üretmişlerdir.

Savaşı hukukundan çıkartıp akıl almaz bir terör hareketine dönüştüren "Hıristiyani terör" anlayışı bununla da yetinmeyip Hiroşima'daki saldırısından sadece 3 gün sonra 9 Ağustos 1945 saat 11:02'de Nagasaki'de Plütonyum-239 tipi atom bombası "Fat Man" (Şişko Adam) ile ikinci terörsit eylemini geçekleştirmiştir.

Aynı şekilde sivilleri, kadınları, çocuk ve bebekleri, ihtiyarları, harbe katılmamış tarafsızları, hastaları, din adamlarını ayırmamış, kelimenin tam anlamı ile terör estirmiştir...

Şimdi aynı ABD'nin ve aynı Hıristiyani terör guruplarının çıkıp dünyaya adalet öğretmeye kalkmaları ne kadar inandırıcı kabul edilebilir?

BÖYLE BİR DEVLETİN HALKLARIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELE VERDİĞİNİ İDDİA ETMESİ GÜLÜNÇTÜR. İNANAN/DESTEK OLAN AHMAKTIR. HATTA APTALDIR. TÜRKİYE NATO'DAN DERHAL ÇIKMALIDIR. BOP VE BENZERİ PROJELER GERÇEK ANLAMDA UZAK DURDUĞUMUZ HATTA KARŞI OLDUĞUMUZ PROJELER OLMALIDIR.



Bu ay öne çıkanlar