Hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2017-06-18

Bu nasıl bir vicdan? Bu nasıl bir hukuk ve devlet anlayışı? | Akademi Dergisi

akademi dergisi, asker, gıda zehirlenmesi, gizlenen gerçekler, Hukuk, manisa, Mehmet Fahri Sertkaya,

Bir an önce ters kelepçelenip içeri konulacak ve çok sayıda askerimizi kasten öldürmekten yargılanacak adamlar, isyan derecesine gelip gerçekleri bağıran askerleri tutuklamışlar ve tehdit etmişler.

Onlar üzerinden diğerlerini de tehdit etmişler.

Facianın boyutunu gizlemek için de, facia gerçekleşene kadar olduğu gibi üst üste vahim suçlar işliyorlar.






Gerçek sahibi CIA olan Facebook ve benzeri sosyal ağlar bizi sansürlüyor. Bizi Telegram kanalımızdan takip edin: www.t.me/AkademiDergisi (Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

2011-11-04

Hz. Ebu Bekr'in (r.a.) İslam ordusuna nasihatleri

Hz. Ebu Bekr'in (r.a.) İslam ordusuna nasihatleri


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefatından evvel, Üsâme bin Zeyd'i (r.a.) orduya kumandan tâyin ederek Şam taraflarına sefer yapmasını emretmişti.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefat edince Hz. Ebû Bekr (r.a.) ordunun Cüruf'ta toplanmasını istedi. Ordu toplanınca, Üsâme bin Zeyd (r.a.) "İnsanların ileri gelenleri ve söz sahipleri benimle beraber bulunuyor. Resûluîlâh'ın (s.a.v.) halîfesi, haremi ve müsiümanların, müşriklerin hücumuna uğramasından endişeleniyorum" diyerek, Hz. Ömer'i Hz. Ebû Bekr'e gönderdi. Ensar da Hz. Ebû Bekir'den (r.a.), Üsâme'den (r.a.) daha yaşlı birisini kumandan tâyin etmesini istediklerini haber gönderdiler.

Hz. Ömer (r.a.), Üsâme'nin (r.a.) dediklerini Hz. Ebû Bekir'e (r.a.) bildirince; "Allah'a yemin ederim ki, aslanlar beni parçalayacak olsalar da yine Resûlüllah'ın (s.a.v.) emrini yerine getiririm. Yeryüzünde benden başka hiçbir kimse kalmayacak olsa bile onun verdiği emri mutlaka uygularım!" dedi.


Hz. Ömer (r.a.) "Ensâr, Üsâme'den daha yaşlı birini istiyor." deyince, Hz. Ebû Bekir (r.a.) kalkıp Hz. Ömer'in (r.a.) sakalını tuttu ve "Ey Hattâb'ın oğlu, onu Resûlüllah (s.a.v.) kumandan tâyin etmiş bulunuyor. Şimdi sen kalkıp onu almamı istersin ha!" demiştir. 
Hz. Ebû Bekir (r.a.) orduya şöyle nasîhat ettiler:
1- Hainlik etmeyiniz.
2- Sözünüzde durmamazlık etmeyiniz.
3- Ganimetten çalmayınız.
4- Ölenlerin ağız, burun, kulak gibi uzuvlarını kesmeyiniz.
5- Çocukları, yaşlıları ve kadınları öldürmeyiniz.
6- Hurma ve meyve veren hiçbir ağacı kesip yakmayınız.
7- Yemek için müstesna koyun, sığır, deve kesmeyiniz.
8- Manastırlara çekilmiş, dünyadan el-etek çekmiş birtakım kimseleri adadıkları şeylerle baş başa bırakınız.

Hukuka riayet ve vazife şuuru

Hukuka riayet ve vazife şuuru
Ecdadımız Osmanlıların ilk şeyhülislâmı Molla Fenâri (1350-1431) rahımehullah, şeyhülislâm olmazdan önce Bursa kadısı idi. Onun kadılığı sırasında bir adam, pazardan bir at satın aldı. Fakat alış-verişin hemen arkasından atın hasta olduğunu fark etti. Geri vermesi gerekiyordu. Ama, satın aldığı adam zorluk çıkartır, atın hastalığını kabul etmez diye, önce kadıya gidip resmî kanaldan işi sağlama bağlamak istedi. Mahkemeye gittiğinde ise, kadıyı yani Molla Fenâri hazretlerini yerinde bulamadı. İşini ertesi güne bıraktı. Lâkin at da o gece öldü. Adam ertesi günü olanları kadıya anlattı; mağdur olduğunu, ne yapması gerektiğini sordu. Molla Fenâri hazretleri;

—  Senin zararını ben ödeyeceğim, dedi. Adam hayretle kadıya baktı;
  Niçin siz ödeyeceksiniz; bu mes'etede sizin hiçbir suçunuz yok ki... dedi.
Molla Fenâri hazretleri,
— Evet Öyle görünüyor ama, aslında benim suçum büyük. Eğer sen dün makamıma geldiğinde, ben yarimde olsaydım; hâdiseye müdâhale eder, atı geri verdirir, paranı iade ettirirdim. At da sahibinin elinde ölmüş olurdu. Bu imkân şimdi yok olmuştur. Senin zararına, benim makamımda olmayışım sebep olduğu için, atın bedelini ben ödeyeceğim, cevabını verdi ve Ödedi.

2011-08-02

Alışverişlerinde hile yapanların vay haline !

Alışverişlerinde hile yapanların vay haline !

Yiyecek maddelerinde ihtikâr (karaborsacılık) yapan kişi lanetlenmiştir. Satılan maldaki kusurları gizlemek ve tartıda âdil olmamak ihtikâr gibidir. Çünkü bunda hıyanet vardır. Âyet-i kerîmede (meâlen) şöyle buyurulmuştur:

"Alışverişlerinde hile yapanların vay haline!" (Mutaffifîn Sûresi, âyet 1)

Bir kimsenin satın almayı düşünmediği bir şeye müşteri olması caiz değildir.

Malın satılmasını teşvik için mala değerinden yüksek bir fiyat istemek de caiz olmaz.

Alışveriş muamelelerinde İhsanda bulunmak gerekir. Sattığı şeyi, ğabn-ı fahişle (fahiş fiyatla) satmamak, alırken ve satarken kolaylık göstermek mendubtur.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Satarken kolaylık gösterene, alırken kolaylık gösterene, hüküm verirken kolaylık gösterene, hakkında verilen hükme razı olup kolaylık gösterene Allahü Teâlâ rahmet eylesin."

Kim Resûlullâh (s.a.v.) Efendimizin duasını ganîmet bilirse, dünyâ ve âhirette kârlı olur. Bütün işlerinde dînin gösterdiği hudutlara riâyet edenler Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.) duasının bereketinden istifâde ederler. Dünyâ ve âhirette kârlı olurlar. Riâyet etmeyenler başlangıçta saman alevi gibi bir parlamadan sonra dünyâda da âhirette de zarar ederler.

Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdular:

"Allâhü Teâlâ, zorda olan borçluya kolaylık gösteren veya (alacağını) tamamen terk edenin (vazgeçenin) hesabını kolayca görür."

Alışverişinden vazgeçmek isteyen kimsenin isteğini kabul etmek ihsandandır. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz

"Kim alışverişinden pişman olan bir kimsenin anlaşmasını feshederse, Allah da kıyamet gününde onun ayağının sürçmesini izâle eder, kaldırır." buyurdular.

2011-06-30

On üçüncü Osmanlı şeyhülislâmı; EBÜSSÜ'ÛD EFENDİ

On üçüncü Osmanlı şeyhülislâmı; EBÜSSÜ'ÛD EFENDİ

On altıncı asrın meşhûr Osmanlı âlimlerinden. On üçüncü Osmanlı şeyhülislâmıdır. Tefsir, fıkıh ve diğer ilimlerde büyük âlimdi. İsmi, Ahmed binMuhammed’dir. Ebüssü’ûd el-İmâdî ismiyle meşhur olup, Hoca Çelebi adıyla da tanınmıştır. 1490 (H.896) senesinde İskilip’te doğdu. 1574 (H.982)te İstanbul’da vefât etti. Bazı kaynaklarda İstanbul yakınlarındaki Müderris köyünde doğduğu da bildirilmektedir. Âlimler yetiştiren bir âileye mensuptur. Dedesi, Ali Kuşçu’nun kardeşi Mustafa İmâdî’dir. Semerkand’dan Anadolu’ya gelip yerleşmiştir. Babası âlim ve kâmil bir zât olup, Hünkâr şeyhi olarak bilinirdi.

Ebüssü’ûd Efendi, önce babasından ilim öğrendi.Gençlik çağında da babasının derslerine devâm ile icâzet(diploma) aldı. Babasından sonra Müeyyedzâde Abdurrahmân Efendi, Mevlânâ Seyyid-i Karamânî ve İbn-i Kemâl Paşadan ilim öğrendi.Tahsilini tamamladıktan sonra, yirmi altı yaşında müderris oldu. Çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. 1532’de Bursa kâdılığına bir sene sonra da İstanbul kâdılığına tâyin edildi.Üç sene İstanbul kâdılığı yaptı. 1537’de Rumeli kazaskerliğine tâyin edildi. Sekiz sene bu vazifede bulundu.

Ebüssü’ûd Efendi, Kânûnî Sultan Süleymân Hanın sevip değer verdiği, pek kıymetli bir âlimdi. Kânûnî, onu bütün seferlerinde yanında bulundurdu. 1541’de Pâdişâh’ın emri üzerine,Budin’in ve Orta Macaristan’ın tapu ve tahrir işlerini yaptı. 1545 senesinde elli beş yaşındayken, Fenârîzâde Muhyiddîn Efendiden sonra şeyhülislâm oldu.

Kânûnî Sultan Süleymân ile İkinci Sultan Selîm Hanın saltanatları zamânında 30 sene şeyhülislâmlık yaparak din ve devlete üstün hizmetlerde bulundu. Osmanlı şeyhülislâmları arasında en çok bu makamda kalıp hizmeti geçen Ebüssü’ûd Efendidir.

Süleymâniye Câmiinin temel atma merâsiminde, mihrâbın temel taşını Ebüssü’ûd Efendiye koydurtanKânûnî SultanSüleymân Hân, onu çok sever ve her önemli işinde onun fetvâsına mürâcaat ederdi. Devrinde âlimler arasında bir mesele hakkında farklı hüküm ortaya çıksa, Ebüssü’ûd Efendinin tarafını tercih ederdi. Ebüssü’ûd Efendi, o devirde, devlet kânunlarını dînin hükümlerine uygun şekilde telif etmiştir. Tımar ve zeâmetlere dâir mevzûlarda verilen kararlar, genellikle Ebüssü’ûd Efendinin fetvâlarına dayanmıştır. Mülâzemet usûlü de onun zamânında tesis edilmişti. Kânûnî, Arâzî Kânunnâmesi’ni de Ebüssü’ûd Efendiye hazırlatmıştır.

Kânûnî SultanSüleymân Hanın cenâze namazını Ebüssü’ûd Efendi kıldırdı. Pâdişâh’ın vefâtı üzerine bir mersiye yazdı. Bu mersiyesi de, edebiyattaki yüksek derecesini göstermiştir.

Ebüssü’ûd Efendi, sekiz sene de İkinci Selim Han zamânında şeyhülislâmlık yaptı.

Ebüssü’ûd Efendi, 25 Ağustos 1574 târihinde 84 yaşında vefât etti.İslâm âleminde çok tanınmış olduğundan vefâtı büyük bir üzüntüyle karşılandı.Cenâze namazını Kazasker Muhşi Sinân Efendi, FâtihCâmiinde kıldırdı.Cenâze namazı için o devrin âlimleri, vezirler, dîvân erkânı ve halk, büyük bir kalabalık hâlinde toplandı. İkinci Selim Han, Ebüssü’ûd Efendinin vefâtından dolayı pek ziyâde üzülmüştür.

Ebüssü’ûd Efendi dînî hükümleri çok iyi bilen, sağlam karakterli, kimseye haksızlık etmeyen, hatır için aslâ söz söylemeyen, gâyet tedbirli bir âlimdi. Devrin durumunu, şartlarını, halkın örf ve âdetlerini dikkate alır, işlerinde dînin emirlerinden aslâ dışarı çıkmazdı.

İstanbul ve İskilip’te hayrât yaptırdı.İskilip’te, babası Muhyiddîn Mehmed İskilibî’nin ve annesinin medfûn bulunduğu türbenin yanında bir câmi ve bir medrese, o civarda bir de köprü yaptırmıştır. İstanbul’da, Eyyûb’de bir medrese yaptırdı. Kabri, bu medresenin yanındadır.Yine İstanbul’da Şehremini ve Mâcuncu semtlerinde birer çeşme ve hamam yaptırmıştır. Mâcuncu’da bir konağı ve Sütlüce’de bahçeli bir yalısı vardı.Tefsirini bu yalıda yazmıştır.

Osmanlı sultanlarından İkinci Selim, Üçüncü Murad ve Üçüncü Mehmed’in zamanlarında hizmet veren; Ma’lûlzâde Seyyid Mehmed,Abdülkâdir Şeyhî, Hoca Sa’deddîn, Bostanzâde MehmedSun’ullahEfendi, Bostanzâde Mustafa, meşhur şâir Bâki Efendi, Hâce-i SultanîAtâullah Efendi, Kınalızâde Hasan ve Ali Cemâlî Efendinin oğlu Fudayl Efendi gibi pekçok âlimin hocasıdır.

Eserleri: Ebüssü’ûd Efendi, tefsir, fıkıh ve diğer ilimlerde pekçok eser yazmıştır. Bâzıları şunlardır:

İrşâdü’l-Aklisselîm: Meşhûr tefsiridir. Ma’ruzât, Hasm-ül-Hilâf, Gamzetü’l-Melîh, Kevâkib-ül-Enzâr, Fetvâlar, Kânûnnâmeler, Münşeât, mektupları, şiirleri ve diğer eserler.

2011-06-21

Türkiye Çok İlerliyor... Zina Suç Değil... (!)

Türkiye Çok İlerliyor... Zina Suç Değil... (!)   ZİNA FACİASI

Vak'a Diyarbakır'da geçer. Beş çocuk annesi Azize, internette tanıştığı genç sevgilisini geceleyin eve alır. Kocası bitişik odada mışıl mışıl uyumaktadır.


Kadın ve aşığı bitişik odada zina yaparlar. Koca gürültüden uyanır aşıkları çıplak olarak basar. Üç kişi (karı, koca, aşık) arasında tartışma başlar. Azize korkar kendini üçüncü katın penceresinden atar. Alttaki marketin brandasına, sonra da park etmiş otomobilin üzerine düşer, ölmez yaralanır.

Ardından aşık da pencereden atlar. Ağır yaralanır. Halen hastanede bakım altındadır, hayatî tehlikeyi atlatmamıştır.

Aşığıyla buluşan genç kadın yirmi gün süren tedavisinin ardından Sosyal Hizmetler İlMüdürlüğü tarafından mahkeme kararıyla lâik devletin koruması altına alınır.

Aldatılan koca, karısının izini bulur. Valiliğe baş vurur, "Ben karımı affettim, ona zarar vermeyeceğim..." mealinde bir dilekçe verir.

Valilik, aile birliğini korumak adına bu talebi haklı bulur.

Kadın da kocasıyla tekrar birleşmek ister.

Valilik kadını kocasına verir.

Karı koca bir otele yerleşirler.Odalarından kavga ve tartışma sesleri gelir.

Bir müddet sonra kadın pencereden atlar (veya atılır), yere çakılır ve can verir.

Koca yakalanır, mahkemeye sevk edilir.

"Habertürk" menşeli bu haber, Vatan gazetesinin internet sitesinde 23 Nisan Cuma tarihinde yayınlandı.

Biliyorsunuz yeni Ceza Kanunu zinayı suç olarak kabul etmiyor.

Avrupalılar zina konusunda çok serbest, çok hoşgörülü...Biz de onlara uyduk.

Devletimiz zina yaptığı için kocasının hışmından korkan kadını koruma altına alıyor, ona bakıyor.

Kadın beş çocuklu, yaşı otuz.

Aşığını gece eve alıyor.

Aşığıyla internette tanışmışlar.

Koca yandaki odada uyuyor.

Gürültüye uyanıyor.

Zina suç değil.

Kadın birinci defa düşüyor, ölmüyor.

Devlet kadını koruma altına alıyor.

Yediriyor, barındırıyor. Cep harçlığı veriyor mu, bilmiyorum.

Beş çocuk yetim kaldı.

Aşık hastanede can çekişiyor.

Koca yakalandı.

Facia üstüne facia.

Türkiye çok ilerliyor.

Zina suç değil.

Uygarlık ve Avrupa birliği yollarında füze hızıyla ilerliyoruz.

Az zamanda çok mesafe kat'ettik.

Beş çocuklu kadın...İnternette tanışılan aşık...Aşığın eve alınması... Koca bitişik odada uyurken sevişmeleri...Gürültüden kocanın uyanması... Sonra bir sürü facia...Devletin kadını koruması... Falan filan...

Nerede kalmıştık?.. Zina suç değildir...

Mehmet Şevket Eygi
28 NİSAN 2010

2011-04-23

Mut'a Nikahı (Süreli Nikah) Caiz Değildir...

Mut'a Nikahı (Süreli Nikah) Caiz Değildir...


Mut'a nikâhı; bir erkeğin, evlenmesi haram olmayan bir kadınla, şahitler huzurunda, belirli bir süre içerisinde ve muayyen(belirlenen) bir ücret karşılığında, karı-koca hayatı yaşamak için yaptığı nikâhtır.

Hatta, mut'a nikâhında, müddetin uzun veya kısa, belli veya belirsiz olması da fark etmez. Böyle bir nikâh, Ehl-i Sünnet âlimlerince bâtıldır, hiçbir surette caiz olmaz. Bu şekilde evlenenler, İslâm hukukuna göre, biribirlerine vâris de olamazlar.

İslâm âlimleri, mut'a nikâhının caiz olmayacağına dâir hükmü, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in, Mekke'nin fethi günü ashabına vermiş olduğu kesin emre dayandırmaktadırlar. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) burada, ashabına şöyle buyurmuşlardır:

"Ey insanlar! Ben size, kadınlarla mut'a yoluyla evlenmenize izin vermiştim. Ancak Allah Teâlâ mut'a nikahıyla evlenmeyi, kıyamet gününe kadar haram kılmıştır. Kimin yanında onlardan biri varsa, serbest bıraksın. Onlara verdiklerinizden de hiçbir şeyi geri almayınız." (Müslim, Sahih, Nikâh, 22)

Öte yandan mut'a nikâhı, evlilik müessesesini, kadının izzet ve itibarını zedelediğinden, islâm'ın temel esas ve gayesine de aykırılık taşımaktadır.

Vefeyâtü'l-A'yân isimli eserde, Abbasî halîfelerinden Me'mûn ile devrin Kâdı'l-kudâtı (baş kadısı) bulunan Yahya bin Eksem arasında geçen bir konuşmaya yer verilir. Halîfe Me'mûn, Şam'a yaptığı yolculuk esnasında bir gün, mut'a nikâhının helâl olduğunu ilân ettiriyor Bunu duyan Kadı Yahya Efendi, âyet ve hadislerden deliller ortaya koyarak Me'mûn a şöyle diyor:

"Cenâb-ı Hakk Kuran-ı Kerim'de, 'Muhakkak ki mü'minler felah buldu... (S. Mü'minûn, 1) buyurduktan sonra bunu takip eden diğer âyetlerde, izdivaç için meşru olan iki yolun, nikâh ve teserrî (câriye) olduğunu beyan ederek; bunların dışına çıkanların, İlâhî hudutları tecâvüz etmiş olacağını bildirmiştir. Mut'a nikâhı, bu iki yolun haricindedir; dolayısıyla zinadır! Hatta zina etmemeğe şart koşan kimse, mut'a nikâhı ile aldığı bir kadınla münâsebette bulunduğunda, hanımı kendisinden boş olur. Hz Ali (r.a.)de, 'Resûlüllah (s.a.v.), evvelce mut'aya izin vermişti. Fakat daha sonra, onun yasak ve haram olduğunu i'lân etmemi bana emretti' demiştir. Binâenaleyh sen, zinanın helâl olduğunu i'lân ettiriyorsun!'


Bunun üzerine halîfe Me'mûn, tevbe ve istiğfar ederek, tekrar, mut'a nikâhının haram olduğunun i'lân edilmesini emretmiştir.
Ehl-i Sünnet'e mensup Müslümanlar'ın, günümüzde bir kısım Şia arasında yaygın olan bu gibi gayr-i meşru münâsebetlerden şiddetle kaçınmaları gerekir.

2011-04-09

ŞER’İYE SİCİLLERİ

ŞER’İYE SİCİLLERİ

Osmanlı Devletinde mahkemelerde görülen dâvâlarla ilgili muâmelelere yer veren defterler. Mahkeme-i şer’iye sicilleri, sicillât-ı şer’iye veya kısaca sicillât da denilmektedir.

Selçuklulardan sonra Anadolu’da güçlü bir siyâsî teşekkül olarak ortaya çıkan ve kısa zamanda büyük bir devlet hâline gelen Osmanlı Beyliğinin kurucusu Osman Gâzi, idâreyi ele alır almaz adâlet işlerine büyük bir titizlikle eğilerek fethettiği şehirlere kâdılar tâyin etti. Böylece Osmanlı adliye teşkilâtı diğer müesseseleriyle birlikte, devletin kuruluşundan îtibâren büyük bir gelişme göstererek 16. yüzyılda en mükemmel şeklini aldı.

Osmanlı şer’î mahkemelerinde, kuruluşundan kapatıldığı 1924 târihine kadar bütün mahkeme kararları mahkemenin yetkisine giren her türlü muâmeleyle resmî vesika sûretleri, kâdılar veya nâipleri tarafından mahkeme defterlerine kaydedildi. Osmanlı Devletinde kâdıların fertler arasındaki ihtilafları halleden bir hâkim, bir adliye memuru olmaktan başka, bütün mülkî işlerde merkezî idârenin görevlerini üstlenmeleri onlara idârî, mâlî, millî, askerî, hattâ beledî bâzı vazifeler de yüklüyordu. Buna bağlı olarak da şer’iye sicillerinde her türlü dâvâ zabıtlarıyla mukâvele, senet, satış, vakfiye, vekâlet, kefâlet, verâset, borçlanma, nikâh, boşanma ve taksim gibi şer’î muâmelelere dâir resmî kayıtlar esnaf teftişine âit notlar, başta hükümdar olmak üzere her derecedeki büyük ve küçük makamlardan yazılan ferman, berat, divan tezkeresi gibi resmî mâhiyetteki emir ve yazı sûretleri hattâ yangın, sel, fırtına, deprem, salgın hastalık gibi olayların kayıtları günlük olarak işlenirdi.


Siciller 16. yüzyılın sonlarına kadar Arapça ve Türçke olarak iki dilde yazılırken bu târihten îtibâren yalnız Türkçe kullanılmaya başlandı. Bir mahkemeye tâyin olan kâdı, kendi adına yeni bir sicil başlatır, onun ayrılmasından sonra o güne kadar tutulan yapraklar bir araya getirilerek defter meydana getirilirdi. Bâzı kâdılar ise kendilerinden önceki kâdının bıraktığı yere adını ve tâyiniyle ilgili beratın örneğini yazdıktan sonra defteri devam ettirirdi.

Şer’iye mahkemelerinin 1924’te kaldırılmasından sonra yüzyıllar boyu arşivlerde birikmiş şer’iye sicillerinin değerlendirilmesi için bir araya toplanması ve Millî Eğitim Bakanlığına verilmesi kararlaştırıldı. Yangınlar, su baskınları ve ilgisizlik yüzünde büyük bölümü harap olan sicillerden yine de günümüze ulaşan yüzlerce cildi korumaya alındı. Ancak bunlar İstanbul, Ankara, Adana, Diyarbakır, Konya, Sinop ve Tokat gibi illerin müze veya kütüphânelerinde dağınık olarak bulunmaktadır.

Bir misal verilecek olursa; Konya Mevlâna Müzesi Arşivinde varak (yaprak) sayıları birbirinden farklı, toplam 348 adet şer’iye sicil defteri bulunmaktadır. Bu şer’iye defterlerinde Konya’ya, Konya’ya bağlı kazâlara ve bugün idârî taksimat olarak Konya ili dışında kalan Isparta, Burdur illerine ve Yalvaç ile Uluborlu kazâlarına âit siciller tutulmuştur.

Bugün mevcut bulunan şer’iye sicilleri; 15. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar gelen dilimin olaylarını ihtivâ etmekte olup, Türk târihinin, Türk kültürünün, Türk hukûkunun ve Türk siyâsî, sosyal ve hukûkî heyetinin birinci elden kaynakları durumundadır.

Bu ay öne çıkanlar