Mehmet Şevket Eygi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Şevket Eygi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013-08-27

Osmanlı Devleti Niçin Battı?

Osmanlı Devleti Niçin Battı
Osmanlı Devleti Niçin Battı?


Soru: Osmanlı İslam devleti ve hilafeti niçin geriledi ve battı?.. 

Bu sorunun tam cevabı şimdiye kadar verilememiştir. Batışın dinî, siyasî, kültürel sebepleri vardır. 

Türkiye'nin gerçek yakın tarihinin önemli şifreleri: Türkiye'yi kim kurdu?


Türkiye
Türkiye

Yahudiler, 20. asırda içimzdeki hain Sabetayist Yahudilerle bir olup iki devlet kurdular; Biri Türkiye, diğeri İsrail...

- Sözde Cumhuriyetiz ama Anayasamızın gizli maddeleri var?

- Merkez bankamız çok ortaklı bir anonim şirket... Ne statüsü ne ortakları doğru düzgün belli değil... Paralarımızın üzerinde "Türkiye Cumhuriyeti" ifadesi bile yazmıyor...

- Genel Kurmay başkanlarımız Yahudilerin ibadethanesi Ağlama Duvarında ağlayıp duruyorlar...

- Türkiye’yi kurduğu iddia edilen Mustafa Kemal’den tutun da, günümüze gelene kadar, meşhur idarecilerimiz,askerlerimiz, bürokratlarımız hep Sabetaycı Yahudi kökenden çıkıyorlar...

- % 99’u Müslüman olan bir ülkede başörtüsünü bunlar mı yasaklıyorlar?

- PKK’yı bunlar mı bilerek bitirmiyorlar?

- Yeni Türkiye devletinin resmen tanındığı Lozan’da bizi neden Yahudi Hahamı Haim Nahum temsil etti?

- Ünlü Sabetaycı Yahudi Orhan Pamuk Amerika’da bir panelde neden “Modern Türkiye Cumhuriyeti’ni biz kurduk” dedi...

2012-05-09

PKK bir Ermeni Terör Hareketidir

PKK bir Ermeni Terör Hareketidir
PKK bir Ermeni Terör Hareketidir


İki kimlikliler, iki dinliler, ikilikler Türkiye'nin büyük problemlerindendir. Ülkemizde bir buçuk milyon Kripto Yahudi, yine bir buçuk milyon Kripto Ermeni bulunduğu iddia ediliyor. Bunların ne kadarı erimiştir, ne kadarı gizli kimliklerine sımsıkı bağlıdır, bilinmiyor.


PKK dıştan bir Kürt hareketi gibi görünüyor ama içten bir Ermeni hareketi olduğu iddiaları var. Bu iddialara kulak tıkamak, bunları göz ardı etmek doğru mudur?

PKK Türkiyeli Kürtlere hizmet mi ediyor, yoksa onların başını belaya mı sokuyor?

Ermeniler, Doğu Anadolu'dan, bugünkü Ermenistanın beş misli arazi istiyor. /akunq.net Batı Ermenistan/ Sitesine bakınız, gözleriniz fal taşı gibi açılsın.

PKK işte bu Ermeni emellerine hizmet etmektedir.

Kürtler için en uygun formül nedir?

Bu ülkeyi Türkler ve diğer etnik unsurlarla birlikte kardeşçe paylaşmak ve barış içinde yaşamaktır.

1912'ye, 1918'e kadar Osmanlı devleti çok büyük araziye sahipti. İmparatorluk tasfiyeye uğradı ve bugünkü küçük Türkiye kaldı.

Ermeniler, Osmanlı devleti bünyesinde, çok geniş bir coğrafya içinde yaşıyorlardı. Paylaşmayı kabul etmediler, ülkenin bir kısmı hep/tamamen bizim olsun dediler ve kumarı kaybettiler. Eskiden iyi kötü var idiler, şimdi yoklar.

PKK hareketinin gizli bir Ermeni hareketi olduğunun ispatı hükümete düşer.

Devletimizin istihbaratı vardır, bu iş için ayıracağı bütçesi vardır, emrinde uzmanlar vardır.

Halkımızın, PKK'nın bir Kürt terör hareketi değil, bir Ermeni terör hareketi olduğunu çok iyi bilmesi gerekir

Bugün Türk ismiyle, Müslüman kimliğiyle görünen nice kimseler vardır ki, Kripto Ermenidir.

Hiçbir Müslüman Kürt bu ülkenin parçalanmasını, bu geminin batmasını istemez.

Şu anda İstanbul Diyarbakır'dan daha fazla Kürt nüfus barındırmaktadır.

Milyonlarca Kürt vatandaşımız Batı Anadolu şehirlerinde yaşamaktadır.

Türkler, Kürtler, Çerkesler, Gürcüler, Arnavutlar, Boşnaklar ve daha nice etnik kökenliler bu toprakları birlikte paylaşmaktayız.

Bize lazım olan toplumsal barış ve uzlaşıdır.

Şunu arzu ediyorum:

Medyada PKK'dan bahsedilirken Ermeni PKK hareketi denilsin.

Şu husus da beyan etmek isterim: Ülkemizde yaşayan tek kimlikli Ermenilere bir şey dediğim yoktur. İki kimlikli olanların da hepsini suçlamıyorum.

1915 ile 1918 arasında kurunun yanında yaş da yanmış, yakılmıştır.

Türkiye'nin bütünlüğünü korumak şartıyla, adalete ve insafa dayanan bir çözüme taraftarım.

1924'e kadar Anadolu ve Trakya'da milyonlarca Rum yaşıyordu. Megali İdea hayal ve emelleri onların sonu oldu. İzmir metropoliti Osmanlı vatandaşı Hrisostomos işgalci ve düşman Yunan ordusunu dinî törenle karşıladı ve takdis etti. Yanlış ata oynamıştı, Kumarı kaybettiler. Bu coğrafyada var idiler, yok oldular.

Var olmaya devam etmeleri için, Osmanlı Rum lejyonları kurarak, Elen kuvvetleri ile çarpışmaları gerekirdi. Buna akılları ermedi.

Ermenistan'ın Türkiye ile barışık olması gerekir. Onların menfaatleri bunu gerektirir.

Ermenistan Türkiye ile öylesine barışık olmalıdır ki, sınırlar sembolik hale getirilsin, pasaport ve vize kaldırılsın, her iki ülkenin halkı kimlik kartıyla gezip dolaşabilsin. Yazık ki, onlarda bunu gerçekleştirecek akıl yok.

Yukarı Karabağı Azerbaycan'a iade etmeleri ve Azerilerle de barışmaları gerekir.

Bendeniz sâlih bir Kürdü, fasık bir Türke tercih eden bir Müslümanım. Müslüman Kürt kardeşlerimden çok rica ediyorum:

PKK postuna bürünmüş terörist Ermenilerin tuzaklarına düşmesinler, gemiyi batıracak olumsuzluklardan kaçınsınlar...

Bu vatan hepimizindir.

Mehmet Şevket Eygi
08/05/2012

Bazı Kripto Ermeniler Asıl Kimliklerine Dönüyor

Bazı Kripto Ermeniler Asıl Kimliklerine Dönüyor
Bazı Kripto Ermeniler Asıl Kimliklerine Dönüyor
Ülkemizde, yakın tarihimizdeki vahim "ârızalar" dolayısıyla bir buçuk milyon civarında Kripto Ermeni vatandaş yaşadığı söylenmektedir. Bu, Türkiye'nin, kolay kolay itiraf edilmeyen sancılı bir realitesidir. Tarihçiler, ciddî medyacılar, hukukçular, haysiyetli araştırıcılar (isterler ve azm ederlerse) bu konuda çok belgelere, karinelere ulaşıp dosyalar meydana getirebilirler. Bu Kripto Ermeniler meselesi açıklığa kavuşmadıkça ülkemizin büyük krizlerini anlamak ve çözmek mümkün olmaz. Mesela PKK nedir? Bir Kürt hareketi midir, bir Kripto Ermeni hareketi midir? PKK'yı Kürtler mi kurmuştur, devlete sızmış Kripto Ermeniler mi?

Aşağıda okuyacağınız çok önemli özel haber 9 Şubat 2012 tarihli TÜRKİYE gazetesinin birinci sayfasında yayınlanmıştır. Son on sene içinde yayınlanmış en önemli on haber ve röportajdan biri olduğu söylenebilir. Ülkemizde Kripto Ermeni bulunmadığını, PKK'nın aslında bir Kripto Ermeni hareketi olduğunu kuru kuruya inkâr edenlerin dikkatlerine sunulur:

"Ermeniler gerçek kimliğine dönüyor

Yıllarca kimliğini saklayan Ermeniler, son dönemde yaşanan iyileşmenin etkisiyle özlerine dönmeye başladı. ( ÖZELHABER Melik DUVAKLI)

ERMENİ diasporası, dünyanın her yerinde Türkiye aleyhine karalama kampanyaları düzenlerken ülkemizde yaşayan Ermeni asıllı vatandaşlar birer birer özüne dönmeye başladı. Türkiye'nin değiştiğine dikkat çeken "Kripto Ermeni" olarak bilinen vatandaşlar, artık kendilerini gizleme gereği de duymuyor. Kilisede vaftiz olup gerçek isimlerini alıyor. Ermeni cemaatinde de tartışma konusu haline gelen Kripto Ermenilerden asıl kimliklerine dönenler yaklaşık iki yıldır bir dernek çatısı altında faaliyet gösteriyor. İsmini değiştirip, kilisede vaftiz olarak Ermeni kimliğine dönenlerin kurduğu "Dersimli Ermeniler İnanç ve Sosyal Yardımlaşma Derneği"nin geçtiğimiz ay İstanbul'da düzenlediği yemekli davete yaklaşık 550 kişi katıldı. Gazetemize konuşan Dersimli Ermeniler Derneği Başkanı Miran Pirgiç Gültekin de, Selahattin olan ismini 2 yıl önce değiştirerek kilisede vaftiz olmuş. Gültekin'e göre halen Türkiye'de çok sayıda asıl kimliğini saklayan Ermeni var ancak takiyye yaparak kendilerini gizliyorlar. Ermenilerin hâlâ kimliğini gizlemesini anlamsız bulan Gültekin, "Bugün artık korkulacak bir şey olmadığını düşünüyorum. Biz iki yıldır açık bir şekilde kamu önünde faaliyet gösteren bir derneğiz. Hiç tepki görmedik" diye konuştu. 1960 Tunceli doğumlu olan Selahattin Gültekin yaklaşık 50 yıl bu kimlikle yaşadıktan sonra 2 yıl önce kilisede vaftiz olup Miran Pirgiç ismini almış. Ardından da kendisi gibi Ermeni kimliğine dönen 70 kişi ile Dersim Ermenileri Derneği'ni kurmuş. Ermeni kimliğine resmen dönerken çevresinin "bizi deşifre ediyorsun" tepkisiyle de karşılaşmış. Ancak, kendisi tam tersini düşünüyor. Aslen Ermeni olduğunu ilkokul çağlarında öğrenen Miran Pirgiç Gültekin, Tunceli'nin daha çok Ermenilerin yaşadığı eski adı Gazik olan Cumhuriyet mahallesinde büyüdüğünü, Ermeni olduğunu da çocukken akranlarıyla kavgaya tutuştuğunda kendisine "Ermeni" diye bağırılmasıyla öğrenmeye başladığını söylüyor.

KİMLİĞİ GİZLEMEK YANLIŞ

Yaklaşık bir ay önce düzenledikleri yemeğe 550 kişinin katıldığını kaydeden Gültekin, "Bu toplantıya yaklaşık 200 tane Sason Ermenisinin yanı sıra Hemşin, Vakıflı, Malatya Ermenileri de geldi. Bunlar hep kendilerini saklayan Ermeniler. Biz çıkıp asıl kimliğinizi kullanın diyoruz" dedi. Kimliğini gizleyen çok Ermeni olduğunu söyleyen Gültekin, "Ama takiyye yapıyorlar. Asıl kimliklerini saklıyorlar. Adam her şey oluyor ama Ermeni olduğunu gizliyor. Her şey oluyor ama kendisi olmuyor. Madem Ermenisin, kimliğini saklamayacaksın. Ermenilerin alevi kültüründen veya diğer kültürlerden kopması lazım. Ermeni gibi yaşamaları gerekiyor" diye konuştu.

500 BİN KRİPTO ERMENİ

Türkiye'de 500 bin Kripto Ermeni olduğunu söyleyen TTK Eski Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğu, "Kimliğini gizleyen pek çok Ermeni, Kürt veya Alevi olarak biliniyor" diyor.

(09 Şubat 2012 Türkiye gazetesi,s. 1)"
Mehmet Şevket Eygi
09/05/2012

Çok büyük oyunlar kuruyorlar; yeni bir din türetilmek isteniyor... Dinler arası diyalog tuzaklarına karşı dikkat!

Çok büyük oyunlar kuruyorlar; yeni bir din türetilmek isteniyor... Dinler arası diyalog tuzaklarına karşı dikkat!
Çok büyük oyunlar kuruyorlar; yeni bir din türetilmek isteniyor... Dinler arası diyalog tuzaklarına karşı dikkat!
Vaktiyle Hindistan'da Ekber Şah ismindeki sultan İslam'ı, Mecusiliği ve Hıristiyanlığı karıştırarak yeni bir din çıkartmıştı. Bu dine "Din-i İlahî" adını vermiş, "İbadet-hâne" denilen tapınaklar kurmuş, İslam selamını kaldırmış, onun yerine "Allahu Ekber" denilmesini emr etmiş, bunlara benzer temel değişiklikler ve yenilikler yapmıştı. .

Bugün Türkiye'de buna benzer bir hareket başlatılmıştır.

Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam bir kazanda kaynatılarak yeni bir din türetilmek isteniyor.

Bu dinin bazı özellikleri ve temel inançları şunlardır:

1. Kelime-i Tevhid'in ilk kısmını söylemek, gerektiğinde ikinci kısmını (Yahudileri ve Hıristiyanları üzmemek için) söylememek.

2. Kur'andaki "Allah katında (hak ve geçerli) din İslam'dır" temel inancını kaldırıp, onun yerine "Üç hak ibrahimî din vardır. Bunların üçünün mensupları da ehl-i necat ve ehl-i Cennet'tir" inancını getirmek.

3. Kur'anın Yahudileri İslam'a çağırmadığını kabul etmek.

4. Yine Kur'anın Hıristiyanları İslam'a çağırmadığına inanmak.

5. İslam kadınlarının Yahudi ve Hıristiyan erkeklerle evlenmesini meşru görmek.

6. Muharref Tevrat ve İncil'i dinî referans olarak kabul etmek.

7. İslam'ın camilerini, kilise ve sinagoglara benzetmek için sıralar, tabureler, sandalyalarla doldurmak.

8. Yahudi ve Hıristiyan din adamlarıyla toplantılar tertip etmek, ezanlar okunurken çanlar çalarken, müşterek âyinler yapmak.

9. Yahudi, Katolik, Süryanî, Gregoryen, çeşit çeşit Protestan temsilcilerle; patrikler, papazlar, monsenyörler, pastörler ile birlikte mübarek Ramazan aylarında beş yıldızlı içkili otellerde iftar ziyafetlerinde buluşmak.

10. İslam'ın tek hak din olduğu inancını kaldırıp, onun yerine üç İbrahimî hak din vardır inancını ikame etmek.

11. Yahudilerin ve Hıristiyanların, Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamın son Peygamber olduğunu inkar etmelerine önem vermemek.

12. Tevhid ile Teslis inancını, âmentü bakımından bir görmek.

13. Yahudi ve Hıristiyanların ellerindeki kutsal metinleri muteber kabul etmek.

14. Onların şeriatlarının nesh edilmiş olduğunu kabul etmeyip, yürürlükte ve muteber olduğuna inanmak.

15. Yahudi ve Hıristiyanları dost ve veli kabul etmek. Bu ise, açık ve muhkem Kur'an ayetlerine aykırıdır.

Bilindiği gibi 1925'ten bu yana İslam'ın tasavvuf tarikatları yasak ve kapalıdır. Yukarıda bahs ettiğim yeni dininin müzikli âyinleri ise serbestçe yapılabilmektedir.

Ankara Diyanet'inin bu yeni dine cephe alması ve Müslümanları bu konuda uyarması gerekirken maalesef bu yapılmamaktadır. Mardin'in tarihî Kasımiye medresesinde yapılan papazlarla karışık ayin ve törenlere Diyanet, büyük bir il müftüsünü göndererek katılmıştır.

Nâçizane talebim:

Bir Ehl-i Sünnet ve cemaat Müslümanı olarak, ülkemizdeki bütün sünnî cemaat, tarikat, grup, hizip, fırka ve toplulukların bir araya gelerek bir ulema meclisi kurmalarını, türetilmek istenen yeni dinin incelenmesini ve bu konuda halkın uyarılmasını candan temenni etmekteyim.
Mehmet Şevket Eygi
09/05/2012

2012-03-27

Mevdudi Üzerine...

Mevdudi Üzerine...
Mevdudi Üzerine...

Son kırk yıl içinde, ülkemizdeki İslâmî uyanış hareketine Pakistanlı Mevdudî kadar etkisi olmuş bir kimse yoktur. Kitapları dilimize tercüme edilmiş, fikir ve görüşleri desteklenmiş, ideolojisi ve doktrini benimsenmiş, reçetesi Türkiye'yi kurtaracak plan ve program olarak genç nesillere takdim edilmiştir.

Gençliğimde merhum Mevdudî'nin taraftarı ve hayranı idim. Hakkındaki tenkitleri öğrendikten sonra vaz geçtim. Aşırı hareket etmiyorum, "merhum" diyorum.

Mevdudî, klasik ve geleneksel mânada bir İslâm âlimi miydi? Bence değildi. Onun ağır basan tarafı Müslüman bir politikacı oluşuydu. Aktivist bir şahsiyetti. Bir parti lideriydi.

Pakistan'ın resmî ismi "Pakistan İslâm Cumhuriyeti"dir. Pakistan, kuruluş tarihinden bu yana hiçbir zaman gerçek mânada bir İslâm devleti olamamıştır. Bir İslâm devleti değildi ama anayasasında Şeriat'a aykırı kanun çıkartılamayacağı yazılıydı.

İşte Mevdudî böyle bir ülkede siyasî bir parti kurmuş ve uzun yıllar boyunca süren bütün gayret ve çabalarına rağmen başarılı olamamıştır. Partisi serbest seçimlerde çoğunluğun oyunu alamamış ve iktidara geçememiştir.

Mevdudî, başta kendi ülkesi Pakistan olmak üzere Ehl-i Sünnet uleması tarafından tenkit edilmiştir.

Mevdudî "Kur'ân'da Dört terim" adlı kitabında, üçüncü hicrî yüzyıldan sonra Müslümanların Kitabullah'ın dört ana terimi olan "Rab, İlah, Din, İbadet" konusunda doğru yoldan çıktıklarını iddia etmiştir. Onun bu haksız ve ağır iddiasına karşı çağımızın büyük Ehl-i Sünnet alimi Hindistanlı Ebu'l-Hasen en-Nedvî "İslâm'ın Siyasî Yorumu" (Bedir Yayınevi, 0212/519 36 18) adını taşıyan bir reddiye kaleme almış, Mevdudî'yi çürütmüştür.

Mevdudî hakkında Türkiye Müslümanlarının, doğru cevabını bulmak hususunda derin derin düşünmeleri gereken soru şudur:

Mevdudî'nin kendi vatanı Pakistan'da, bunca olumlu şartlara ve bol imkanlara rağmen başarılı olmayan ideolojisi, çare ve çözümleri, reçetesi Türkiye'de başarılı olabilir miydi?

Bence olamazdı. Zaten durum ortadadır.

Keşke, Türkiye'nin yakın tarihindeki İslâmî uyanış hareketi Mevdudî gibi bir aktivistin rengine boyanacağına, mesela Şeyh/İmam Şâmil'in 19'uncu asır Kafkasya'sındaki "Müridizm Hareketi"ne paralel bir meşrebte olsaydı.

Mevdudî'nin Ehl-i Sünnetten ayrıldığı birkaç noktayı arz edeyim.

İslâm'ı Anlamak kitabından imanın şartlarını beşe indiriyor, "Kadere iman" akidesini ve şartını zikr etmiyor.

Öncelikle bir din olan İslâm'ı, siyasî bir sistem olarak görüyor ve gösteriyor. Evet, İslâm'da din ve dünya ayrımı yoktur ama İslâm öncelikle dindir.

Ashab-ı kiramın bazısını ağır şekilde tenkit ediyor...

Tefhimü'l-Kur'ân'da şefaat meselesinde Vehhabîleri ve Selefîleri geçen bir aşırılığa sapmıştır.

Ülkemizde hayli Mevdudî hayranı bulunmaktadır. Onların, hayran oldukları ve doktrinini benimsedikleri zata yöneltilen tenkitleri bilmelerinde hayır ve yarar vardır.

Kim bilir, belki de, Mevdudî'nin başarısızlığında, Ehl-i Sünnete aykırı aşırı ve şazz fikir, yorum ve görüşleri rol oynamıştır.

DİNDE DEFORM

Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Hikmet Çetinkaya diyor ki: "Türkiye'de devletin hâkim sistemi iki şeyi aradı durdu. Mümkünse İslâm'ı değiştirmek, ona gücü yetmezse Müslümanların din anlayışını değiştirmek. Kemalizm'in en önemli özelliklerinden biri dinde reformu amaçlaması idi. Bunda muvaffak olunamadı. Çünkü İslam'ın kitaba bağlı karakterleri böyle bir reformasyona ve deformasyona izin vermiyordu. Bu Müslümanlara da kabul ettirilemedi. Ağır baskı dönemleri yaşandı Türkiye'de ama dinde reform kabul görmedi." www.angelfire.com/ms/siyaset/index.html

Son yıllarda dinde reform faaliyetleri yoğunlaşmış ve hızlanmıştır.

Reform için çok büyük paralar harcanmakta, birtakım kimselere yüklü "ücretler" ödenmektedir.

Bazı reformcular, "hizmetlerine" karşılık dolar mültimilyoneri yapılmıştır.

Bundan yetmiş seksen sene önce medreseler kapatıldı. Bir gecede 40 bin medrese talebesi sokağa atıldı, camilerin yüzde sekseni kapatıldı, harap edildi, yıkıldı, satıldı, kiraya verildi, din hürriyeti ayaklar altına alındı, çok zulümler yapıldı ama İslâm yine yıkılamadı. Şu anda, gerçek İslâm'ın yerine "Yeni bir İslâm" türetilmeye çalışılıyor.

Ilımlı, light, fıkıhsız ve şeriatsız, sulandırılmış, ehlîleştirilmiş, beşerî bir hümanizma veya ideoloji haline getirilmiş yeni bir İslâm.

Avrupa Birliği standartlarına uygun bir İslâm.

Feminist bir İslâm.

Cihadsız bir İslâm.

Diyalogçu ve hoşgörülü bir İslâm.

Allah katında tek hak din olma özelliğinden arındırılmış bir İslâm.

Resmî ideolojiye ayarlanmış bir İslâm.

Kitaba, Sünnete, icmâya dayanan gerçek İslâm'ın yerine yepyeni bir İslâm çıkartmak istiyorlar.

Bu yeni İslâm için yeni tefsirler yazılıyor.

Yeni hadîs külliyatları hazırlanıyor. Ayıklanmış hadîsler...

Yeni ilmihaller hazırlanıyor.

Reformcu, yenilikçi, değişimci, naylon müctehid reformculara çuval çuval ücret ödeniyor.

Aman, Batılıların hoşuna gidecek yeni bir İslâm türetelim...

Parmaklarını Müslümanların gözlerine sokarak, sahih hadîslerin bugün geçerli olmadığını iddia ediyorlar.

Kur'ân ahkamı tarihselmiş, nice ayet bugün geçersizmiş.

Reformcular, yenilikçiler, değişimciler "Ayıklanmış bir İslâm" üretmek ve türetmek için çalışıyor. Bedavaya çalışmıyorlar. Yüklü ücretler.

Fazlurrahmancılar... Ankara Ekolü...

Afganîciler...

Sürü sepet müctehidleri var. Geçenlerde bunlardan biri uçakta abdestsiz namaz kıldığını iftiharla ilan etti. Gerçek İslâm ne diyor? Su bulamazsanız veya abdest alacak haliniz yoksa teyemmüm edersiniz. Abdestsiz, teyemmümsüz namaz kılınmaz. Böyle ictihad olmaz.

Bu dinde reform hareketi gerçek İslâm'a zıttır. Bunda hiç şek ve şüphe yoktur.

İslâm'ın, Kitaba ve Sünnete mutabık ve uygun en doğru yorumunu icazetli ulema, fukaha, müfessirîn, muhaddisin, eimme-i müctehidîn, Selef-i Sâlihîn yapmışlardır.

Reformcuların, Fazlurrahmancıların, Afganîcilerin, bid'atçilerin yorumları, bazısı küfre ulaşan vahim yanlışlarla doludur.

Müslümanlar Müslümanlar Müslümanlar!.. Reformcuların yalanlarına kanmayınız aldanmayınız. Cumhur-i ulema yolundan, dinde Sevad-ı A'zamdan kıl kadar ayrılmayınız.

Avrupa Birliği standartlarına uydurulmuş İslâm gerçek İslâm değildir.

Kur'ân'a ve Sünnete dayanan gerçek İslâm'a bağlı kalınız.

Reformcuların tuzaklarına düşerseniz ebedî saadetinizi yitirmek felaketine uğrayabilirsiniz.

M. Şevket EYGİ

2012-03-10

O, İslam alimi kılığına girmiş bir Mason ve İngiliz Ajanıdır. Cemaleddin Afgani efsanesi yıkılmalıdır

O, İslam alimi kılığına girmiş bir Mason ve İngiliz Ajanıdır. Cemaleddin Afgani efsanesi yıkılmalıdır

Afganî İslam Önderi Değildir

Cemalüddin Afganî kimdir, nedir, ne değildir?.. 
Ünlü bir şahsiyet midir? Evet ünlüdür. 19'uncu asrın ikinci yarısından bugüne kadar İslam dünyasında tesiri olmuş mudur? Olmuştur.

Bir çığır açmış mıdır? Açmıştır.
Ansiklopedilerde bu zat hakkında maddeler bulunmalı mıdır? Bulunmalıdır.
Açtığı çığır ilmî bakımdan incelenmeli midir? İncelenmelidir.
Bu zat Ehl-i Sünnet Müslümanlığı açısından olumlu ve hayırlı bir kimse midir? Kesinlikle değildir.
O, Müslümanlara hayırlı bir önder ve rehber midir? Kesinlikle değildir.

Niçin bu kadar sert ve kesin konuşuyorsun?
Çünkü o azılı ve en aşırı tarafından bir Farmasondur.
Şiî olduğu halde kendisini Sünnî göstererek, İranlı olduğu halde Afgan gibi göstererek Müslümanları aldatmıştır. Şiî olmak suç değildir ama şiîliğini gizleyip yalancıktan sünnî görünmek suçtur, ayıptır.



Şiîlere karışmam ama ben bir Sünnî Müslüman olarak bu olumsuz ve hayırsız kişiyi din önderi, din rehberi olarak asla kabul edemem.
Bugün İslam dünyasında ne kadar olumsuz, hayırsız, zararlı gelişme varsa Afganî'nin attığı ve ektiği zehirli tohumların mahsulüdür.

Ben sünnî bir Müslüman olarak Emîrülmü'minîn ve Hakan-ı Osmaniyan Abdülhamid-i Sânî hazretlerini velinimet bilirim. Afganî, Blunt adlı İngiliz ajanıyla işbirliği yaparak onu tahtından indirmek istemişti. Kendisini elbette sevmem ve tutmam.

Afganî'nin has talebelerinden biri, İran Şahı Nâsüriddini öldürmüştür. Ben böyle terörleri ve teröristleri sevmem.
Afganî cahillerin, ehliyetsizlerin, icazetsizlerin, liyakatsizlerin, velhasıl önüne gelenin ictihad yapması çığırını açmıştır. Bu ise İslam dünyasında dinî kaosa, anarşiye, fitne ve fesada sebebiyet vermiştir. Böyle bir kimseyi nasıl sevebilirim?

Bazı aykırı ilahiyatçılar Afganîyi göklere çıkartıyor, onu imam, mürşid, rehber olarak gösteriyor. Bu göstermeleri, bu konudaki propagandaları tamamen bâtıldır, bir aldatmacadır.

Sünnî Müslümanların böyle karışık, bulaşık, taqiyyeci, bulanık bir Farmasondan uzak durmaları gerekir.
Afganînin İskenderiye Mason locasından ateist olduğu için atıldığı rivayet edilmektedir.

Şüpheli taraflarından biri: Kahirede Yahudi mahallesinde ev tutup ikamet etmiştir.
Birtakım Müslüman aydınlar, bu Afganîyi imam, mürşid, rehber kabul eden bir ilahiyatçının müridi olmuşlardır. Bu duruma ne kadar üzülsek azdır. Oldukça ilim, irfan, kültür, sahibi olan kimseler nasıl olur da böyle akim ve sakim bir meslek ve mezhebe intisab edebilirler?
Ehl-i Sünnetin ne kusuru, eksiği var ki, bir Farmasonu baş tacı ediyorlar?

Afganî şazz bir şahsiyettir. Bunca ulemayı, fukahayı, meşayihi, mürşid-i kamilleri bırakıp onun peşinden gitmek reva-i hak mıdır? Böyle bir gidiş alim, fazıl, ârif, ziyalı Müslümanlara yakışır mı?

Afganîyi kutuplaştıran ilahiyatçılar üstadları gibi taqiyye yapmasınlar, mertçe ortaya çıksınlar ve demagoji yapmadan tartışsınlar. Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğarmış.

Afganîciler eteklerindeki taşları döksünler, haklı mı haksız mı oldukları açığa çıksın. Niçin çekiniyorlar?
Bir de şu mugalataları bıraksınlar:
-Biz ilahiyatçıyız, sen değilsin, fazla konuşma!..
Ey Hocaların Hocası geçinen Afganîci ilahiyatçılar! Bu zatın Mason olduğunu nice kitap yazıyor, elde nice belge ve sahih bilgi var. Bunu söylemek için ilahiyatçı mı olmak gerekir? Afganînin mason olduğunu mühendis de, doktor da, hukukçu da söyleyip yazabilir.

Bendeniz gençliğimde, Ankara SiyasalBilgiler fakültesinde öğrenci iken Afganî muhibbiydim. Oryantalistlerin kitaplarını okuya okuya bu zatın hayranı olmuştum. Hattâ Ankaradaki Afgan sefaretine mektup yazarak Cemalüddin konusunda kitap istemiştim. Onlar da Afganistan'dan Farsça, Peştuca, Arapça kitaplar getirtip hediye etmişlerdi.

Daha sonra Ehl-i Sünnet ulemâ ve fukahasının, Müslüman veya gayr-i müslim tarihçilerin ve araştırıcıların Afganî'yi red, cerh, tekzib, ibtal eden kitaplarını okudum ve ona cephe aldım.
Müslümanları kurtaracak yol:
Selef-i Sâlihînin,
Eimme-i müctehidînin,
İcazetli ulemâ ve fukahanın,
İmamı Rabbanî, Halid-i Bağdadî, Şeyh Zeynî Dahlan, Yusuf İsmail en-Nebhanî, Şeyhülislâm Mustafa Sabri, Zahid el-Kevserî gibi Ehl-i Sünnet büyüklerinin...
Yolu ve meşrebidir.

Farmasondan İslam büyüğü, din önderi, imam, mürşid olmaz.

Mehmet Şevket Eygi
Gazeteci-Yazar
28 HAZİRAN 2010

2012-02-07

Namuslu Bir Hanımefendiye; Niçin Fâhişe Kıyafetiyle Geziyorsunuz?

Namuslu Bir Hanımefendiye; Niçin Fâhişe Kıyafetiyle Geziyorsunuz?


HANIMEFENDİ, sizin namus ve iffetinizden şüphelenmek aklımın köşesinden geçmez. Evli barklı, iki sevimli yavru sahibi, tahsilli, oldukça görgülü, köklü bir aileye mensup bir kadınsınız. Lakin size bir sorum olacak, beni mâzur görünüz.Soruyorum:

- Temiz, iffetli, namuslu, haysiyetli, görgülü bir hanımefendi olarak nasıl oluyor da o fahişe kıyafetleriyle gezebiliyorsunuz? Sizi anlamakta güçlük çekiyorum, lütfen beni aydınlatınız, fahişe kıyafetiyle arz-ı endam etmeniz konusunda...

* * *

Bir kısım günlük gazetelerimiz maalesef fuhuş ve müstehcenlik ticareti yapıyor. İnternetten gazetelere bakıyorum. Bazıları çıplak, şehevî, tahrik edici kadın resimleri sergiliyor. Avrupa şehirlerinden birinde (sanırım Amsterdam) vitrinli günah evleri varmış. Satılık vesikalı karılar vitrinlere oturur, müşteri beklermiş. Müşteriler sokaktan tercih yaparmış...

Bazı gazetelerimizin de öyle vitrinleri var. Avrupa’nın, Amerika’nın, Japonya’nın ciddî, haysiyetli, şerefli gazetelerinde böyle bir şey var mı?

Bu gibi şeyler uygarlık icabıymış... Çıplak ve seksî kadın resimlerine müstehcen demek gericilikmiş... Hangi devirdeymişiz... Bu tenkitçiler Türkiye’yi İran’a mı benzetmeye çalışıyormuş... Kendilerini böyle savunanlar halt ediyorlar. Ahlâk denilen, iffet denilen değerler vardır.

Birtakım çağdaşların ne mal oldukları, zaten, ülkemizdeki resmî TC vesikalı, vergili, KDV’li yasal kadın ticaretine karşı ses çıkartmamalarından bellidir. Üniversiteli bir kız başını örtünce gericilik oluyor; peki devlet resmî TC vesikasıyla kadın satışına izin verip bundan KDV ve kazanç vergisi alıp bütçeye koyunca o ne oluyor? Eşitlik mi oluyor, kadın haklarını korumak mı oluyor, çağdaşlık mı oluyor?

Birtakım haysiyetli yazarlar, çalıştıkları gazetelerin genelev organı gibi yayın yapmalarını protesto etmelidir.
Yine haysiyetli vatandaşlar, böyle gazeteleri almamalıdır.

Atatürk zamanında, İnönü zamanında, Celal Bayar zamanında böyle şeyler yapılmıyordu. Ahlâksızlığın, müstehcenliğin de bir sınırı vardı.

Konunun ilericilikle gericilikle ilgisi yoktur.



Birtakım herifler ve karılar evrensel ahlak değerleri olan iffete, namusa, hayaya savaş ilan etmişlerdir. İktidar bu konuda tamamen pasif kalıyor. Aman gazetelerle, medya ile çatışmayalım, onları kızdırmayalım.
Bundan birkaç hafta önce bir cenaze namazı için Eyüp Sultan’a gitmiştim. Saat yediden sonra taksi ile döndüm. Hava çok ama çok sıcaktı, Eminönü Meydanı hayli tenhalaşmıştı. Bir ara yanımdakine “Şuraya bak” dedim. Set gibi bir yerin üzerine rengârenk giyimli başı sözde örtülü düşük bir kız ile sakallı bir delikanlı oturmuşlar ve açıkta öpüşüyorlardı. Bu terbiyesizler ilhamlarını her halde Yüce İslâm dininden almamışlardı. 

Onlar ilhamlarını çağdaş müstehcen medyadan alıyordu...
Tramvaya biniyorsunuz, bir koltukta bir kız ile bir delikanlı son derece laubali ve terbiyesiz vaziyette öpüşüyorlar. Yolcuların çoğunluğu bundan rahatsız. Çirkefe taş atmaktan korkuyorlar. Terbiyeli, görgülü, edepli gençler herkesin ortasında böyle şeyler yapar mı? Elbette yapmazlar.

Memleketi bu hale getirenleri, bu gibi münker şeylerle (güçleri olduğu halde) en uygun şekilde mücadele etmeyenleri; ahlâkı, iffeti, hayayı ortadan kaldırmak isteyenleri protesto ediyorum.

Bana ne diyenleri uyarıyorum: Sodom ve Gomore’ye belâ, azap, ateş, ceza gelince genel gelir ve siz de yanarsınız.

Mehmet Şevket Eygi
Gazeteci - Yazar
17 TEMMUZ 2007

2011-12-24

Yakın tarihimizdeki büyük sosyal, siyasi, kültürel depremler

Yakın tarihimizdeki büyük sosyal, siyasi, kültürel depremler


Depremler Ülkesi Türkiye 
ÜLKEMİZ, oldum olası bir depremler ülkesidir. Şu andaki topraklarımızın yüzde 95'i depremli bölgedir. Bildiğimiz depremin yanında bir de sosyal, siyasî, kültürel depremler vardır. Bunların birkaçını sayayım:
Sultan Abdülaziz'in, Serasker Hüseyin Avni Paşa çetesi tarafından tahttan indirilmesi, birkaç gün sonra Ortaköy Fer'iye sarayında feci şekilde şehid edilmesi. Sultan 5'inci Murad'ın delirmesi.

1877 Osmanlı-Moskof savaşında yenilmemiz.
1909'da Sultan Abdülhamid'in Masonlar, Dönmeler ve Jön Türkler tarafından tahttan indirilmesi.
1911'de İtalyanların Trablusgarb vilayetimize (bugünkü Libya) saldırmaları.
1912'de Balkan harbinin patlaması, Rumeli'yi kayb etmemiz.
1914'te Birinci Dünya savaşına girmemiz.
1918'te yenik olarak Mondros mütarekesini imzalamamız.
1922'de altı yüz küsur yıllık Osmanlı devletinin sona erişi.
1924'te son Halife Abdülmecid bin Abdülaziz Han'ın ve bütün Hanedan mensuplarının yurt dışına sürülmesi ve perişan edilmesi.


Bunlar hep yakın tarihimizin büyük depremleridir.
Cumhuriyetin ilanından sonraki bazı depremler:
Şeriata arka çeviriş. İsviçre Medenî Kanununun (bazı tercüme yanlışlarıyla) kabul edilişi.
İtalyan Ceza Kanununun kabul edilişi.

1928'de bin yıllık millî yazımızın yasaklanıp Latin harflerine geçiş.
İslam medreselerinin kapatılması, bir gecede 40 bin talebe-i ulûmun sokağa atılması.
Müslüman kadınların açılıp özgürlüğe kavuşturulması.
Takrir-i Sükun kanunu.
İstiklal Mahkemeleri.
İskilipli Âtıf efendinin idamı.
Şeyh Said isyanı.
İdamlar, katliamlar, yargısız infazlar.
Dersimde Alevilerin soykırıma tabi tutulması.
Müslümanların sindirilmesi.
Millî kimlik ve kültürün yerine Moiz Kohen Tekin Alp'in ideolojisinin kabulü depremi.
Dünyanın en zengin dili olan Osmanlıcanın darbelenip yerine Agob Martayan'ın uydurduğu öz, yeni, duru, sade suya tirit yeni Türkçenin ikamesi.
Tarihimizin faşist rejim tarafından tahrifi depremi.
On yılda on milyon genç yarattık depremi.
Millî Şef rejimi.
6-7 Eylül yağma ve terörü.
27 Mayıs darbesinden sonra Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanının asılarak idamı.
Bir kısım Müslüman hocaların, şeyhlerin, dindarların kamplara doldurulması.
12 Mart darbesi depremi.
12 Eylül depremi.
28 Şubat depremi.
Büyük hırsızlıklar, soygunlar, yolsuzluklar depremi.
Yaygın, yoğun, genel kokuşma depremi.
Haram rantlar depremi.
İslamî kesimdeki depremler.
Eski mücâhidlerin müteahhit olup voliyi vurmaları depremi.
Din sömürüsü depremleri.
Yardım paralarıyla ilgili depremler.
Sarsılmaz bir birlik ve beraberlik içinde tek bir ümmet olması gereken Müslümanların bin parçaya ayrılıp bölünmeleri ve birbirine düşmeleri depremi.
Genel bedevîleşme depremi.
Türkiye halkının halklara dönüştürülmesi depremi.
1984'ten beri müzmin şekilde süregelen PKK depremi.
Terörün gölgesinde, tozu dumanı içinde yürütülen uyuşturucu kaçakçılığı.
Evet ülkemiz bir depremler ülkesidir.
Sosyal, siyasal, kültürel, hukukî depremler A'dan Z'ye her şeyi bozmuş, her çiviyi yerinden oynatmıştır.
Van'da çadır yağması olduysa bu depremlerin neticesidir.
Toplumda genel bir dağılma, çözülme, çürüme varsa hep bu depremlerdendir.
Türkiye Ortadoğu'nun Japonya'sı olamadıysa hep bu depremlerdendir.
Türkiye Edirne'den Kars'a, Sinop'tan İskenderun'a devamlı depremlerle sarsılmaktadır.
Siyaset kirlenmiş, çığırından çıkmıştır.
Medya depremi ülkeyi, halkı, devleti temellerine kadar sarsıp titretmektedir.
Yoğun müstehcen yayınlar, şehvet ve seks depremleri.
Lüks, israf, sefahat depremleri.
Pompei Herculanum, Sodom Gomore depremleri.
Ülkeyi kasıp kavuran haram rant depremleri.
Haram, kara, kirli, necis, uğursuz servetler depremi.
Nifak şikak fısk fücur isyan tuğyan depremleri.
Ehliyetsizlik, sorumsuzluk, liyakatsizlik, nepotizm,  partizanlık depremleri.
Van depreminin yaraları inşaallah sarılacaktır ama bu saydığım depremlerin yaraları nasıl sarılabilecek mi?

Mehmet Şevket Eygi
Gazeteci-Yazar
14 Eylül 2011

Bu ay öne çıkanlar