suriye sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
suriye sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2014-04-02

ABD Ukrayna nedeniyle Karadeniz’e savaş gemisi gönderecek

ABD Ukrayna nedeniyle Karadeniz’e savaş gemisi gönderecek
ABD Ukrayna nedeniyle Karadeniz’e savaş gemisi gönderecek 
France Press Ajansı’nın Pentagon üst düzey yetkilisine dayandırarak bildirdiğine göre, Pentagon Ukrayna etrafında süren gerilim nedeniyle Karadeniz’e askeri gemi gönderilmesini düşünüyor.

2014-03-31

Suriye uçaksavar bataryalarını Türkiye sınırına konuşlandırdı



Kuveytli yayın kuruluşu Al Rai tarafından geçilen haberde, Suriye Ordusu’nun uçaksavar bataryalarını Türkiye sınırına konuşlandırıldığı bildirildi.

2014-03-30

Erdoğan'ın sandık arkadaşları bile Suriye'li mülteciler çıktı.

Erdoğan'ın sandık arkadaşları bile Suriye'li mülteciler çıktı.
Erdoğan'ın sandık arkadaşları bile Suriye'li mülteciler çıktı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın oyunu kullandığı Saffet Çebi İlkokulunun 3307 numaralı sandıkta Suriye Şam doğumlu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 3 kişinin olması dikkat çekti.
Ankara Altındağ nüfusuna kayıtlı ve Küçük Çamlıca Ahu sokakta ikamet eden Myssoun Hocazade, Nur Hocazade ve Muhammet Numan Hocazade seçmen listesinde yer aldı.

2014-03-29

NSA 122 lideri dinlemiş

NSA 122 lideri dinlemiş
NSA 122 lideri dinlemiş

ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (NSA) 122 devlet ve hükümet başkanı hakkında bilgi topladığına ilişkin yeni bir belge ortaya çıktığı iddia edildi

Alman Spiegel dergisinin NSA eski sistem analisti Edward Snowden'ın sızdırdığı belgelere dayandırdığı haberde, 2009 yılının mayıs ayına ait olan listede NSA tarafından bilgi toplanılan dönemin 122 devlet ve hükümet başkanlarının isimleri yer aldığı belirtildi.

ESAD DA VAR


2014-03-24

Düşürülen uçağın pilotu konuştu: Kendi hava sahamızdaydım

Düşürülen uçağın pilotu konuştu: Kendi hava sahamızdaydım
Düşürülen uçağın pilotu konuştu: Kendi hava sahamızdaydım


Suriye, Türk jetlerince düşürülen uçakla ilgili "Türk hükümeti saldırganlığa son vermeli" açıklamasını yaptı. Hayatta olduğu öğrenilen pilot ise uçağın Suriye hava sahasında düşürüldüğünü öne sürdü.

Suriye Haber Ajansı SANA, paraşütle atlayarak kurtulan pilotun görüntüsünü yayınladı. Pilotun ismi ise belirtilmedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait F-16’ların, Türkiye hava sahasını ihlal ettiği belirtilen Suriye uçağını düşürmesine Esad yönetiminden tepki geldi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Türk hükümeti saldırganlığa son vermeli. Ankara, Türk ordusunu maceraya sürüklememeli” denildi.

Bölgede çatışmaların bir süredir devam ettiği belirtilen açıklamada, şöyle denildi: "Teröristlerin Suriye topraklarına girmesi için Türk topraklarından tank desteği verildi. Türkiye'den yapılan düşmanlık ve terör desteği kesilmeli."
Öte yandan Suriye devlet televizyonu, düşürülen uçağın paraşütle atlayarak kurtulan pilotunun görüntülerini yayınladı.

2014-03-23

Ukrayna: Rusyanın G8'deki yerini biz alabiliriz.



Yatsenyuk: Ukrayna Rusya’nın G8’deki yerini almaya hazır

Ukrayna Başbakanı Arseniy Yatsenyuk, ülkesinin G8’de Rusya’dan boşalabilecek yeri almaya hazır olduğunu açıkladı.

UNIAN ajansının verdiği habere göre Yatsenyuk, Kanadalı muadili Stephen Harper ile görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, “G8’de bizim için boş bir yer varsa onu doldurmaya hazırız. Şimdi G8 üyelerini yeni bir küresel güvenlik sistemini inşa etmeye ve bu sistemi ihlal edenleri ciddi bir sorumluluğa çekmeye çağırıyorum” dedi.

Kanada Başbakanı Stephen Harper, önümüzdeki G8 toplantısında Rusya’nın üyeliğinin uzatılıp uzatılmaması konusunun gündeme geleceğini bildirdi.


Tamamını oku: http://turkish.ruvr.ru/news/2014_03_23/Yatsenyuk-Ukrayna-Rusyanin-G8deki-yerini-almaya-hazir/


TSK Suriye uçağını neden düşürdü?

Suriye, muhalif teröristleri kıstırmış ve ciddi sayıda ölü ve yaralı kayıp veren çakma mücahitler her zaman olduğu gibi CIA'nın kendilerine üs haline getirdiği ülkemize kaçmışlar.

Hatlar bu arada karışmış. Suriye sonuna kadar takibe ve imhaya devam etmiş. Hatta sınırı geçen muhalifleri bile imha etmeye devam etmiş. Bu arada TSK ise muhalifleri korumak için tank desteği bile vermiş ve bir Suriye uçağını da vurmuş.

Kendi milleti sokaklarda aç ve bî-ilaç iken sıkıntı etmeyen Akp hükümeti de bu beslediği teröristlerin yaralılarını yine ülkemizdeki hastanelere getirip bedava tedavi ve ameliyata almış. Aklıma tedavisi için bakandan yardım isteyen kızcağızın cebine kameralar önünde sıkıştırılan üçbeş kuruş geldi. (mfs)

Erdoğan Avrupa’da Savaş Suçlusu Olarak Yargılanacak

Erdoğan Avrupa’da Savaş Suçlusu Olarak Yargılanacak
Erdoğan Avrupa’da Savaş Suçlusu Olarak Yargılanacak


Strasburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Uluslar arası Cezadan Kaçmakla Mücadele Örgütü Başkanı Lübnanlı Avukat Mey Hansa’nın Suriye'de savaş suçları ve insanlığa karşı cinayetler işlemeleri nedeniyle Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve daha başka şahsiyetlere karşı açtığı mahkeme davasını kabul etti.

Hansa bugün Beyrut’ta SANA muhabirine yaptığı açıklamada; Suriye'de fabrikaların yağmalanıp çalınması, Lübnanlı rehinelerin kaçırılması, Malula rahibelerinin kaçırılması, Halep kırsalında iki metropolitin kaçırılması ve terör gruplarına daimi muhtelif tür desteğinden dolayı Erdoğan’a karşı açtığı mahkeme davasının kabul edildiğine dair Strasburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Barselona’daki merkezinden resmi belge aldığını açıkladı.

Davanın ön kayıtlara alındığına işaret eden Hansa davada aktif bir şekilde çalışmakla birlikte öne sürülen suç ve suçlulara ilişkin belgelerin takdim edilmesi talebinin kendisine bildirildiğini söyledi

2014-03-22

Rusya karşı ataklara devam ediyor: Ukrayna’daki Rusya doğalgazının fiyatı iki katı artabilir

Rusya karşı ataklara devam ediyor: Ukrayna’daki Rusya doğalgazının fiyatı iki katı artabilir
Rusya karşı ataklara devam ediyor: Ukrayna’daki Rusya doğalgazının fiyatı iki katı artabilir

UNN Haber Ajansının aktardığına göre Ukrayna Parlamentosu tarafından Başbakan atanan Arseniy Yatsenyuk yaptığı açıklamada Ukrayna’ya sağlanan Rusya doğal gazının bin metreküp fiyatının 500 dolara kadar çıkabileceğini söyledi.

Yatsenyuk açıklamasında ‘Rusya, doğalgaz fiyatını neredeyse iki katı artırmak istiyor’ dedi. Yatsenyuk ‘Ukrayna’nın bu fiyat nedeniyle doğalgaz alımını durduramayacağını’ çünkü ‘son yıllarda doğalgaz alımlarını çeşitlendiremediğini’ söyledi.

2013-08-30

ABD'nin dış siyaseti tamamen Yahudi Lobisinin elindedir. Hedefleri Büyük İsrail Devleti'dir.

ortadoğu
ortadoğu

YENİ ORTADOĞU RESMİ; MİTLER VE TÜRKİYE

"Mısır Irmağından büyük ırmağa, Fırat nehrine kadar bu diyarı senin zürriyetine verdim."
Tekvin, 15/18

ASLINA BAKILIRSA, bölgedeki ABD'nin çıkarları İsrail'in çıkarlarıyla örtüşüyordu. Kaçınılmaz bir zorunluluktu bu. işte bu örtüşen çıkarlar da kaçınılmaz bir şekilde Türkiye'ye İsrail'i dayatıyordu. ABD başkanlarından Carter'ın "İsrail'in başarısı politik bir mesele değildir. Olması şart olan bir inançtır" sözü ABD'nin İsrail'le olan ilişkisini gözler önüne seriyordu. Şöyle diyordu Carter: "İsrail'i üzeceğime politik hayatıma son vermeyi tercih ederim." (Middle East Contemporary Survey, Colin Legum, sh. 30)

ABD Parlamentosu'nda yaklaşık 20 yıl senatörlük yapan Paul Findley, ABD dış politikasının belirlenmesinde Yahudiler'in ne denli belirleyici olduğunu anlatan ABD'de İsrail Lobisi adlı kitabında son derece çarpıcı bazı gerçeklerin altını çiziyordu. Arap-İsrail anlaşmazlığının çözümü için özel bir çaba sarfeden ve bu amaçla İsrail işgali altındaki Lübnan'da bulunan Sabra, Şatilla, ve Tel-Zaatar kamplarını yakından inceleme gereği duyan Findley, Yahudi lobisinin yoğun ve ısrarlı kampanyası dolayısıyla sonunda seçimleri kaybetmişti. Nitekim İsrail lobisinden bir yetkili bu olayı şöyle değerlendiriyordu:

"Sonunda Findley'i defettik. Rakibi Durbin'in harcadığı 750 bin doların 685 binini biz Yahudiler'den topladık ve onu defettik."

İsrail Lobisi ile kararlı bir mücadeleye girmekte gecikmeyen, Findley, Lobi ile ilgili bütün kuruluşların faaliyetlerini tüm imkanlarını kullanarak araştıracaktı. Yaklaşık iki yıl süren araştırmasında Findley, ABD dış politikasının neredeyse Yahudi lobisi tarafından yönlendirildiğini iddia ediyordu. Kitabı tamamen bunların kanıtlarıyla dolu olan Findley, Demokratların İllionis vali adayı Adlai E. Stevenson'un başına gelenleri şöyle yazıyordu:

"Stevenson, İsrail'in işgal ettiği topraklarda yerleşim bölgeleri oluşturmasını engellemeye çalışan bir de tasarı hazırlamıştı. Bu olay hem Carter hem de Reagan yönetimlerince yasadışı ve barışın önündeki en önemli engellerden biri olarak gösterilmişse de, yönetimler kınama mesajları yayınlamaktan başka hiçbir şey yapmamışlardı. Stevenson hazırladığı tasarı ile, İsrail yeni yerleşim bölgeleri kurmaktan vazgeçinceye kadar, yapılması düşünülen 150 milyon dolarlık yardımın dondurulmasını öneriyordu. Yardım tamamen dursun demiyor, sadece o yıl yapılması kesinleşen 2.18 milyon dolarlık yardımın bir kısmı dondurulsun diyordu. Tasarı hakkında konuşurken, Stevenson, İsrail'in aldığı Amerikan yardımının Amerika'nın tüm ülkeler için ayırdığı yardım bütçesinin yüzde 43'ünü oluşturduğunu özellikle vurgulamıştı:

"İsrail'e gösterdiğimiz bu cömertlik ve önceliğin faturasını kendi insanlarımızın ekmeğinden keserek ve Amerika'nın özgür dünyadaki veya gelişmekte olan ülkelerdeki yaşamsal çıkarlarını tehlikeye atarak ödüyoruz. Eğer verdiğimiz para ve destek Ortadoğu'da istikrar sağlayacak ve İsrail'in güvenliğini garanti altına alacaksa bir işe yarar. Ama görünen o ki, verilen yardım ABD'nin İsrail'in güdümüne daha fazla girmesine, Ortadoğu'nun daha çok karışmasına, İsrail'in daha fazla tehlikeye düşmesine ve ABD'nin dünyadaki otoritesinin durmadan daha fazla kaybolmasına neden oluyor. Burada sorun İsrail'e yaptığımız yardım değildir. Sorun, İsrail'in barış çabalarına ve adaletin yerine getirilmesine ne kadar yardımcı olduğudur. Önerdiğim şey, İsrail hükümetinin, İsrail'in çıkarlarının bizimkilerle uyum içinde olması gerektiğini anlamaya çalışmasıdır."

Tasarı, tıpkı Hatfield'inki gibi büyük çoğunlukla reddedildi. Oylamadan sonra birkaç senatör, Stevenson'ın yanına gelerek, "Adlai, çok haklısın ama neden sana karşı oy kullandığımızı anlarsın. Belki gelecek sefere" dediler. Hayır, Stevenson anlamamıştı. Stevenson Lobi'yi yeterince tanımıyordu daha. Lobi'nin başka bir "cephe"de işe koyulduğunu sonradan anlayacaktı. Bu cephe, Yahudi Lobisi'nin en güçlü olduğu cephelerden biridir, yani medya cephesi. Tasarıyı hazırlamasının nedenlerinden biri olarak da medyayı göstermişti. Çünkü halkın böylesine önemli bir konudan haberdar olmak isteyeceğini düşünmüştü. Ancak haber servisleri bu olayla hiç ilgilenmediler. Problemin önemli boyutlarından biri de budur. Sadece Amerikan politikacıları sindirilmemiş, Amerikan gazetecileri de sindirilmişlerdir.

Anti-Stevenson kampanyasını yürütenler onu Araplar'ın yürüttüğü ekonomik şantajın destekleyicisi olarak da göstermeyi uygun buldular. Bu öylesine uydurma bir hikayeydi ki, anlamak için Stevenson'ın Senato'da görev yaptığı süredeki siciline bakmak yeterdi. 1977'de yürürlüğe giren ve Amerikan şirketlerinin Araplar'ın İsrail'e uyguladıkları ekonomik boykota katılmalarını yasaklayan yasayı hazırlayan kişiydi. Ama anti-kampanya yürütenler oturup Stevenson'ın hayatım yeniden yazdılar. Stevenson boykotu kaldırmaya çalışanları engellemekle suçlanıyordu.

Aslında tasarının sağ salim yasallaşmasını sağlayan da oydu. Bu başarısından dolayı, Amerikan Yahudileri Konseyi'nden bir başarı plaketi ve bol bol övgü almıştı. Ulusal Yahudi Kuruluşları Konseyi'nin Başkanı Thedore R. Mann, Stevenson'a yazdığı bir teşekkür mektubunda, "örgütünün kendisine duyduğu minnettarlığı" aktarıyordu. Mann mektubunda, "Hazırladığınız tasarının yasallaşması, sadece Amerika'nın adalet için gösterdiği çabaların Amerikan Yahudileri tarafından bir kez daha anlaşılması için bir vesile olmamış, daha da önemlisi, ulusumuzun ilkelere ve ahlaka olan duyarlılığının da bir kez daha kanıtlanmasını sağlamıştır" diyordu.

(...) Stevenson valilik seçimlerini eyalet tarihine geçen en az oy farkıyla kaybetti. Aradaki fark sadece 5.074'tü. Bu rakam 3.5 milyon olan toplam oy oranının yüzde onunun yedide birine eşitti.

Time dergisinin yazdığı gibi, seçim günü öyle düzensizlikler ve karışıklıklar olmuştu ki, böyle şeyler yalnızca güldürü filmlerinde olabilirdi. Seçim öncesi Chicago'nun çeşitli bölgelerinde onbeş seçim sandığı anlaşılmaz bir şekilde ortadan yok oldu. Başka bazı sandıklar da sandık görevlilerinin arabalarında ya da evlerinde "unutulmuştu." Stevenson sandıkların yeniden sayılmasını istedi ama.İllionis Yüksek Mahkemesi 4'e karşı 3 oyla reddetti. Sandıklar gayri resmi olarak tekrar sayıldığında ise, aradaki farkın 5000'den 7000'e fırladığı görülmüştü.

Seçim sonrasında, tarafsız bir Chicago gazetesinde yayınlanan başyazı, karalama kampanyasının seçimler üzerinde ne denli etkili olduğundan söz ediyordu:

"Chicago bölgesi Yahudiler'inin son anda giriştikleri yoğun çaba, eski vali Thampson'ın koltuğuna göz dikmiş olan Adlai Stevenson'ın hevesini kursağında bıraktı. Seçimlere bir hafta kala, pek çok Chicagolu ve taşralı haham Stevenson'ın aleyhinde vaazlar verdiler. Yahudi yerleşim bölgelerinde binlerce el ilanı dağıtıldı. Herkes eski senatöre cephe almıştı."

Yapılan saldırıları ayrıntıları ile anlatan yazı şöyle sona eriyordu:

"Büyük bir kararlılıkla yürütülen anti-Stevenson kampanyası, Stevenson çoğu kez suçlamalara cevap vermediği için olsa gerek, başarıya ulaştı ve daha önceki Senato seçimlerinde ona ve politikalarına güvenen 248.000 seçmenin oylarını Thompson'a vermelerine neden oldu."

Kampanya yöneticisi Joseph Novak, "Eğer o karalama kampanyası olmasaydı, Stevenson bugün koltuğunda oturuyor olurdu" diyor. Chicago'nun uzak yörelerinde, seçimi alacaklarından emin oldukları Highland Park ve Lake Count gibi yerlerde bile yenilmişlerdi. Halkla İlişkiler sorumlusu Rick Jasculca, "Kesinlikle arkadan vurulduk, kesinlikle" diyor ve "Beni rahatsız eden asıl şey, Philip Klutznick'in dışında hiçbir Yahudi liderin veya hahamın, Stevenson'ın İsrail düşmanı olduğu saçmalığını yalanlamaması" diye ekliyordu.

Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi(AlPAC)'ın başkanı Thomas A. Dine, gözleri pırıl pırıl, zaferin tadını çıkararak konuşuyordu:


"İsrail'e yönelik düşmanca tutumu ona seçimi kaybettirmiştir. İllionisli Yahudi yurttaşların oyları onu defetmeye yetti."
Tıpkı Dine gibi, Stevenson da Yahudiler'in seçimi kazanamamasında önemli rol oynadıklarını düşünüyordu:

Stevenson'ın İsrail Lobisi'nin ABD politik hayatını nasıl etkilediği üzerine yaptığı yorum ise şöyle:

"Korkunç bir sindirme harekatı var ve Amerika'daki pek çok azınlıktan biri olan Yahudi azınlığın eylemcileri ve lobicileri, İsrail hükümetinin aldığı her kararı, yanlış ya da doğru, destekliyorlar. Bu işi yaparken öylesine hırçın ve kararlı yapıyorlar ki, hem insanları sindiriyorlar hem de azınlık olmalarına karşın tüm Amerikan politik hayatını etkiliyorlar. Başka bir deyişle, ABD'deki Yahudi cemaati İsrail'dekinden çok daha güçlü ve tek merkezli. İsrail Başbakanı'nın, Ortadoğu sorunları konusunda Amerikan dış politikası üzerindeki etkisi, kendi hükümetinin üzerindeki etkisinden genelde çok daha fazla." (ABD'de İsrail Lobisi, Pınar Yayınlan, sh. 158-160)
Findley, İsrail'in "Amerikan Dış Politikası" üzerinde ne denli etkin olduğunu, İsrail'in çıkarlarına aykırı hareket edebilecek bütün ABD senatörlerinin nasıl sindirildiğini anlatan 542 sayfalık kitabında herşeyi bütün açıklığıyla anlatılıyordu. Amerikan dış politikası ile Yahudiler arasındaki ilişkiyi anlatan ve Amerika'da milyonlarca satan The Lobby adlı kitabın yazarı Edward Tiunan ise kitabı hazırlarken karşılaştığı bu zorluklarla ilgili olarak şöyle diyordu:

"Konu çok hassas ve politik açıdan tehlikeliydi. Yahudi liderler, kongre üyeleri ve onların dostları Yahudiler'in ABD üzerindeki planlarını örtbas etmeyi tercih ediyorlardı. Bu konuda defalarca uyarıldım."

Kurmay Albay'ın Lobi Yorumu

Amerika'nın, işgallerine bahane ettiği Saddam Hüseyin, bir Amerikan ajanıydı

saddam
saddam

(...)

Bazı iddialara göre Irak'ın Kuveyt'i işgalini önceden bilen ABD bir taşla iki kuş vurmuş oldu. Irak'ın, Kuveyt'i işgal ederek petrol rezervleri bakımından tekel oluşturması, bölgede ve Arap aleminde lider olma heveslerini kırmakla kalmadı, ABD'nin bölgede sürekli kalmasını meşru hale getirmiş oldu. Kuzey Irak'taki bugünkü oluşum tamamiyle bu stratejik hatanın bir sonucudur.

Yani Saddam tam da ABD-lsrail ikilisinin istediğini yapmıştı.
İşin garip tarafı ABD ve İsrail, Körfez Savaşı başlamadan önce Kuveyt'in yanında olduklarını söylemelerine rağmen Irak'ı silahlandırmaya devam etmiş oluşlarıydı. 1991 yılında Ana Britannica'nın, ana yıllığının, 106. sayfasında şöyle deniyordu:

"Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri, Irak'a savaşın başladığı tarih olan 2 Ağustos 1990'a kadar en gelişmiş silahlar ve silah üretim olanakları sunmayı sürdürmüşlerdir."


Amerika'nın en saygın gazetelerinden olan Washington Post'un bir haberine göre de, Saddam Hüseyin ile CIA, Körfez Savaşı öncesinde bilgi alışverişinde bulunmuştu. Yani Bush yönetimi, Saddam'ın Kuveyt'i işgalini engellemek bir yana, gönderdiği CIA ajanlarıyla, Irak ordusunu teknik ve taktik açılardan eğitmişti. (Meydan, 30 Nisan 1992)

Nitekim 2 Ağustos 1990'da Saddam'ın Kuveyt'i işgal ettiğini açıklamasıyla kötü bir dönemden geçen neredeyse tümü Yahudi olan Amerikan savaş sanayii rahat bir nefes alabilmiş, silah satışlarının artmasıyla birlikte borsalardaki hisse senedi değerleri de yükselmişti.
Örneğin, Lochead Şirketi Başkanı Daniel Tellep, 24 Şubat 1991 tarihinde, Ekonomik Panaroma'ya şunları söylüyordu:

Özgür Suriye Ordusu'nun komuta kademesinde MOSSAD ajanları var




büyük israil projesi, CIA, el kaide terör örgütü, kripto yahudiler, mossad, muhalifler, özgür suriye ordusu, suriye sorunu

                                                    Özgür Suriye Ordusu

 Adı, Jozef Kohin...
Mossad ajanı...
Suriye'de oldu Şeyh Mustafa...
Türk istihbaratının gözetiminde İdlib Azmarin beldesi (Asi nehrine 1 km mesafede) üzerinden İdlib kırsalına geçti tabur komutanı oldu. İdlib kırsalında Suriye askeri noktalarına önemli ve hassas noktalara yapılan saldırıları yönetti.

Ayrıca bu Mossad ajanı gibi bir çok ajanın el kaide komutanı olarak kuzey Suriye kırsalında bulunduğu ve saldırılara komuta ettiği belirtildi.


Türkiye'deki el Kaide terörist destekçilerine boşuna "Abd&İsrail uşağı" demiyoruz. Bu gruplar İsrail'e gık diyemezken salyalı ağızlarıyla Suriye'de cihat diye bağırıyor. Aslında cihat değil, Suriye ye yönelik Haçlı seferlerine bunlar kılavuzluk yapıyor.

Resim Mossad ajanı Jozef Kohin -Suriye de komutan Şeyh Mustafa.

İsrail'den Suriye'deki el Kaide'ye 50 milyon dolar. İsrail, Suriye'deki teröristleri son bir gayretle ayakta tutmaya çalışıyor

suriye
suriye

"İsrail ve Müttefikleri, Suriye'deki Muhalif Militanları Silahlandırarak Halep’i Elde Tutmayı Deniyor"



Press TV Beyrut’tan politik yorumcu Rıdvan Rızk ile İsrail medyasında yer alan, İsrail’in Suriye’deki isyancılar için silah ve malzeme sağlamak üzere Suudi Arabistan ile 50 milyon dolarlık bir anlaşma yaptığına dair haber hakkında bir röportaj gerçekleştirdi.
Aşağıdaki metin bu röportajın yaklaşık bir çözümüdür.



Press TV: Suudi Arabistan'ın Tel Aviv ile silah satın alma hususunda bir anlaşmaya vardığını çok açık bir biçimde duyuyoruz. Sizce bu eşi benzeri görülmemiş bir şey midir veya sadece Suudi Arabistan ile değil bilakis diğer bölge ülkeleriyle de olmuş mudur?

2013-08-27

Arap Baharı mı? Haçlı Seferi mi? Recep Tayyip Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?

Haçlı Seferi
Haçlı Seferi


11 Eylül 2001 Dünya Ticaret Merkezi'ne uçakların çarpması hadisesinden ve ardından kendi de bir Evanjelist olan ABD eski başkanı Bush'un "Bu bir Haçlı seferidir." açıklamasını bir katedralde yapmasından sonra bile hâlâ daha gerekirse gözlerini ve kulaklarını kapatarak gerçekleri görmek istemeyen "adı müslüman"ların bulunuyor olması ve bu sahtekarların sayıca samimi müslümanlardan fazla yekun tutuyor olması, biz samimi ehli sünnet müslümanlarının gerçekleri görmesine mani değildir.

11 Eylül 2001 hadisesi ile birlikte 3. dünya savaşı fiilen başlamış, tam da Şangay Birliği ülkelerinin merkezinde kalan Afganistan işgal edilmiş, oraya devasa askeri üs ve yığınak yapılmış, Şangay kalbinden vurulmuş...
Ardından "22 Ortadoğu/İslam ülkesininin rejimlerini ve haritalarını değiştireceğiz" diye açıkça dünyaya ABD ve müttefikleri tarafından meydan okunmuş...

Irak, kimyasal silah bahanesi ile işgal edilmiş, Irak'ta bir buçuk milyon sivil katledilmiş, beş milyon çocuk yetim kalmış, beş milyon insan evsiz-barksız, işsiz-aşsız kalmış...

Bu süreçte Boşbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Komşuda yangın varken şahsi kanaatim yangına müdahale etmekten yanadır." ve "Her zaman Hayır'da hayır yoktur." açıklamalarını defalarca yaparak, kendi milletvekillerini şiddetli baskı altına alarak, perde arkasından da 24 milyar dolara ABD ile tezkere anlaşması yaparak bizi de bun milyonla masumun katili yapmaya çalışmış...

Yetmemiş ilan ettikleri üzere 22 ülke sıradan geçmeye başlamış, açıktan askeri müdahaleye gücü yetmeyen batı cephesi, Arap Baharı iddiası ile halk ayaklanmaları başlatmış...

Suriye'de Kimyasal silahı yine MUHALİFLER kullanmışlar

Suriye
Suriye

Es-Sefir yazarı Muhammet Blut yazısında Suriye'deki saldırının amacının Suriye ordusunun ilerleyişini durdurmak olduğunu belirtti. medyaşafak.com sitesinden Hasan Sivri'nin çevirdiği bu dikkat çekici makaleyi paylaşıyoruz.
Muhammed Blut
Es-Sefir
Rusya kanıtlarını sundu, Batı ithamdan kaçınıyor, Obama istihbaratın devreye girmesini istedi.
Batılılar ve Amerika, Güvenlik Şurası önünde Suriye rejimini kimyasal silah kullanmakla suçlamaktan neden uzak durdular?
Arap kaynaklar, Batılı ve Amerikalı görevlilerin; kimyasal saldırı ile ilgili, resmi olarak ilan edilmeyen ama savaş sahası ve Guta bölgesini ilgilendiren uydu görüntüleri ve Rus belgeleri destekli bazı şeyler duymuş olabilecekleri üzerinde duruyorlar.
füze kimyasal
Rus heyet, önceki gün Güvenlik Şurasında belgelerle yaşananları aktardı. Toplantı süresince Amerikalılar, uydu görüntülerinde benzer sonuçlara -muhalif taraflardan atılan 2 füzeye- ulaştığından Rusların belgelerine karşılık başka belge sunamamış.

Suriye'nin Birleşmiş Milletler temsilcisi Beşşar Caferi, Rusların belgelerini destekleyecek kanıtlarla süratli bir şekilde Şam'dan New York'a gitti. Batı'nın, Suriye rejimini itham etmesi ve soruşturmaların genişletilmesini talep etmekle yetinmesi, Rusların önceki gün gece saat 01.53'te Duma'dan atılan 2 füzeye ait fotoğrafları, Güvenlik Şurasına teslim etmesine dayanıyor. Ayrıca Batılıların, kendilerine mahsus referanslarına başvurmadan Suriye Muhalif Koalisyonunun, Suriye hükümetine sorumluluk atfettiği yorumlara dayandıkları gözlemlendi.
Ruslar, kimyasal madde taşıyan el yapımı füzelerin, Zehran Alluş yönetimindeki 'İslam Tugayı'nın kontrolü altındaki bölgeden atıldığını söylüyorlar. Zehran Alluş yönetimindeki İslam Tugayı, Guta'daki en güçlü silahlı grup ve 25 bine yakın militana sahip. Arbin, Zemelka, Sekba, Kefbatn, Ayn Terma ve çevre bölgelere dağılmış haldeler. Suriye ordusunun şu ana kadar ki en büyük operasyonu olan ve başkentin eteklerinde gerçekleştirilen ''Kent Kalkanı'' hamlesine cevaben, biri eski mıntıka olan Cobar yakınlarında bir beldeye, diğeri de, Doğu Guta'daki Arbin ve Zemelka ortalarına isabet eden iki füze atıldı.
Suriye ordusunun topçu birlikleri gece saat 1 gibi militanların merkezlerini bombalamaya başlarken, sabah 6 gibi de tank konvoyu ve piyade birlikleri özel bir şekilde Cobar'a, muhalif ''Başkent Fetih Cephesi'' grubuna doğru harekete geçmişti. Bölgede 13 muhalif tabur, Suriye ordusuna karşı savaşmak üzere Nusra Cephesi komutasında bir araya geldi. Bu taburlardan bazıları şunlar: ''Harun Reşid, Hak Kılıçları, Muhacirin ve Ensar, Ebu Zer Gifari, Abbas bin Meryem, Sultan Muhammed El-Fatih, Şam Kalkanları, Cobar Şehitleri, Mecd el-Hilafe''

Sahi! Biz Kore Savaşı'na neden dahil olduk? Şimdi Suriye'yi neden vuracağız?

kore savaşı
kore savaşı

Kendisi de Sabetayist bir gizli Yahudi olan ve "İçimizdeki İsrail"in stratejileri, ABD'li büyük büyük Masonların onayı ile iktidara getirilen ve o yıllarda Komünizme kayması riski çok yüksek olan Türkiye'yi bu tehlikeden koruyup Batı nüfuzunda tutma görevi verilen  Adnan Menderes,  "Biz yavrularmızı Kore'ye, savaşmaya değil, barışı tesis etmeye gönderiyoruz" diye yalanlar anlatmıştı millete...

Halbuki Menderes'in 
Başbakanlık Başmüşaviri olan Ahmet Salih Korur bile, Türkiye Masonlarının Maşrık-ı Azamıydı. Bağlı olduğu ABD başkanı ve aynı zamanda en üst dereceli Mason olan Herry Truman "Türkiye'nin Kore'de batağa saplanan ABD ve müttefiklerine yardımcı olması ve cephede savaşacak asker temin etmesi" için gerekenlerin yapılmasını emretmişti hem Korur'a, hem Menderes'e hem de Menderes'in kabineleri içinde bulunan çok sayıda Kripto Yahudi ve Masona...

Bizim mahallede bir ihtiyar Hüseyin Amca var. Hala sağ... Kore gazisi.. 4. seferde Amerikan gemisi ile gidenlerdenmiş. Yolculuk gemi ile bir aydan fazla sürmüş anlattığına göre...

Her şeyi güzel güzel anlattı da, bir gün, "İyi de Hüseyin Amca! Siz Kore'ye niye gittiniz? Elin Komünisti ile Hıristiyanının arasına bedenlerinizi niye siper ettiniz?" diye soruverince bir tuhaf oldu. Yeminle söylüyorum ki gık etmedi. Usulden bir bahane bile bulmadı. Bulamadı...

2012-08-11

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir
Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir
Büyük İsrail projesi hiç bir zaman gerçekleşemeyecek, 400 senelik toprağımız Filistin tekrar bizim olacak ve üzerinde İsrail diye anılan bir devlet olmayacak. Türkiye'de kendini Türk ve Müslüman kimliğinde gösteren, yada kendilerini Ermeni olarak gösteren, veya kendilerini Alevi olarak gösteren, sayıları milyonları bulan, T.C. kimliği taşıyan çift kimlikli, hain Yahudiler, artık tamamen deşifre olacaklar... Bizim topraklarımız üzerinde, bizim devletimizde, bizim inançlarımızı, bizim fikriyatımızı, bizim ibadetlerimizi, bizden gözükerek yasaklayan bu hain kadrolar, gerçekten bizim olan bu devlette, bizim kanunlarımız ile adilane bir surette muhakeme edilip idam edilecekler... Vatana ihanetin mazareti olamaz...

***

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir
Suriye'deki olayları CIA ve MOSSAD Türkiye ve Suudi Arabistan üzerinden başlattı. Bütün Ortadoğu, Libya ve Mısır'ı karıştıran teröristler Türkiye'de eğitildiler. Bunlara silah da Türkiye üzerinden gönderildi. Esad çok önceden kendini bu günlere hazırlamıştı. Suriye'nin yerli halkından hemen hemen hiç kimse bu isyana destek vermedi. Sünniler de Şiiler de Nusayriler de vermediler. Ve ESAD ın ordusu bunlara dokunmadı. ESAD katildir. zalimdir, bu doğru. Ama bu noktada bu zulmü yapmadı. 

Hal böyle olunca Özgür Suriye Ordusu denilen Suudi, Ürdünlü, Tunuslu, Libya'lı Selefi teröristler herkesi vurdular. Daha taze hadise, 4-5 gün önce bu çatışmalara karışmayan  el-Berri diye anılan en kalabalık sünni aşiretinin liderlerini sokak ortasında silahla tarayarak katl ettiler. Bunun üzerine  el-Berri  ve dört büyük Sünni aşireti daha çatışmalara katılma kararı aldılar, devletten yana taraf oldular ve ilk günde 160 Selefi teröristi öldürdükleri gibi bunların en büyük mevzilerinden birini de ele geçirdiler.

Suriye'ye dair bize anlatılanların en az %99 u yalan...

Şu anda Suriye de olsaydım, Suriye'li olsaydım, Suriye devletini desteklerdim. Ha, Esad iyi biri mi? Değil... Gitmeli mi? Evet... Ama şimdi değil... Büyük İsrail ve BOP planı başarısız olsun, Müslümanlar güçlensin, birlik olsun, siyasi bir otoriteleri olsun, o zaman Esad'ı da, gitmesi gereken diğerlerini de gönderelim. Kendimizi bile bile fitneye, sonuç alınamayacak, kazanılamayacak, kazanılabilse bile küçük kafesten büyük kafese girmek demek olacak bir mücadeleye atmayalım...

Hangi ahmak, orada Esad devrilince kendilerini ABD terörünün içinde bulacaklarını akıl edemez? Saddam gitti de Irak ne oldu? 2 milyon sivil katl edildi? 5 milyon yetim kaldı. Yüzbinlerce Irak'lı sakat kaldı. On binlerce kadının-kızın ırzına geçildi. Bunu Saddam yapabilir miydi? 

Kaddafi gitti ne oldu? Mübarek gitti ne değişti? Söyleyeyim, bu ülkelerde de tam bir Siyonist hakimiyet oldu. Petrolleri, madenleri kapış kapış Siyonist, Avrupalı, ABD'li firmalara gitti... Asıl şimdi sömürülüyorlar...

Başımızdaki hükümet samimi olsaydı, Irak tezkeresi için ABD ile 24 milyar dolara anlaşma yapacağına,"Komşuda yangın varken şahsi kanaatim yangına müdahale etmekten yanadır." diye diplomatik dille müdahale kararı çıkartmaya çalışacağına, tezkere geçirmeye çalışacağına, Libya, BM-NATO kılığındaki Haçlı Seferi ile vurulurken İzmir'i merkez üs yapacağına, İsrail'in güvenliği ve Büyük İsrail in kurulması için çıkarılacaküçüncü dünya savaşında kullanılmak ve Rusya'yı vurmak-Rusya'nın ve İran'ın müdahale gücüne karşı, füze kalkanını Malatya'ya koyacağına, Limanları tezkere ile veremeyince, gayri resmi yollarla ABD'nin kullanımına açacağına, ABD askerlerine "kahraman" diyeceğine, gerekirse hükümetten çekilirlerdi, gerekirse can verirlerdi de bunlara mani olurlardı. Devrilmesi gereken ilk kişi Tayyip Erdoğan'dır. Hükümet meşruiyetini yitirmiştir ve meşru yöntemlerle halk tarafından getirildiği gibi götürülmelidir. Yüce divan'a sevk edilmelidir. 

Bu yapılıdıktan sonra, devlet gücümüz ile, o da belki, bu Siyonist fitneleri ve Büyük İsrail'i önleyebiliriz. Bu şartlarda Müslüman Suriyelilerin, arkalarına ABD ve Siyonizmi alıp, onların silahlarını alıp, İncirlik üssünde eğitim görüp, yayladağı kampında İsrail'lilerden ve İngiliz SAT komandolarından eğitim alıp Esad'a karşı savaşmaları akıl alır şey değildir. Bu hareket tarzı özgürlük mücadelesi değil vatanları Suriye'ye ihanettir. İslami bir hareket değildir. Doğru bir tercih değildir.. Bunu yapanları Esad değil, yerinde kim olsa katl eder... Her devlet kendi siyasi otoritesine baş kaldıranlara idam cezası uygular. Harp eder temizler. Biz PKK'ya karşı neden güç kullanıyoruz?

| İsmini vermek istemeyen bir izleyici - mfs

2012-04-12

007 James Bond filmi çekiyoruz bahanesi ile Adana'dan Suriye'ye silah sevkiyatı yapmışlar

007 James Bond filmi çekiyoruz bahanesi ile Adana'dan Suriye'ye silah sevkiyatı yapmışlar
007 James Bond filmi çekiyoruz bahanesi ile Adana'dan Suriye'ye silah sevkiyatı yapmışlar
Ekspres gazetesinin ilginç Manşeti: James Bond-Skyfall filminin çekimlerinin perde arkasında Suriye’ye silah sevkiyatı mı var?
27.03.2012 

 
Adana'da yayınlanan Ekspres gazetesi çok ilginç bir manşet haberle bütün dikkatleri üstüne çekti. Mahalli gazete manşetinden şu soruyu sordu: 

"Adana’da, 007 James Bond-Skyfall filminin çekimlerinin perde arkasında Suriye’ye silah sevkiyatı mı var?" 

Gazetenin manşet haberi ise daha ilginç ayrıntılar içeriyor: 

ÇİLESİ BAŞKA 

Kentte bir “James Bond” çilesi yaşanıyor. Bond, filminin çekimleri için her gün on binlerce aracın geçiş yaptığı Kasım Gülek köprüsü trafiğe kapatılıyor. İddialara göre, köprü trafiğe kapatılırken başta İncirlik olmak üzere bazı noktalardan tırlar dolusu silah, komşu ülke Suriye’ye gönderiliyor. Bu arada Adana’da, 6 Mart günü başlayan çekimlerin filme girecek olan toplam dakika sayısı 13. 

BOND NEREDE? 
Bu arada çekimlerin hiçbir sahnesinde James Bond yok. Peki Bond nerede? Bond’u Adana’da gören de yok duyanda. Sadece çekimler yapılıyor ama Bond yok. Filmin çekimlerinin yapıldığı yerlerden biri de Yakapınar mahallesi. Yakapınar’da ise adım atılan her yerden tarih çıkıyor. Yapımcı şirketin talebi üzerine, aksiyon sahnelerinin çekildiği Kasım Gülek Köprüsü 17-26 Mart tarihlerinde trafiğe kapanmıştı. 5-6 Mayıs tarihleri arasında da bazı saatlerde köprü yine trafiğe kapatılacak. Silah sevkiyatı iddiaları nedeniyle vatandaşlar tepkili ve tedirgin. 

James Bond yutturmacası ile silah sevkiyatı
James Bond yutturmacası ile silah sevkiyatı
YANITINI ARAYAN SORULAR 

Özel bir şirketin çekimini yaptığı film için neden İncirlik’teki askeri üsten malzeme getiriliyor? Bu filmin çekimleri için neden özellikle demiryolu kullanılıyor? Tarihi mekanlarda ve demiryolunda yapılan çekimler neden basına kapatılıyor? Peki filmin kahramanı James Bond neden ortalarda yok? Aylarca süren çekimlerin toplamı neden 13 dakika ile sınırlandırılıyor? Bu 13 dakikalık çekim için yolun 3 ay trafiğe kapatılmasının mantığı ne?

Gazetenin bu tespit ve sorularına yetkililerden bir açıklama gelmedi. Herkes garip bir biçimde susuyor... 

ABD, Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getiriyor. Suriye'de muhalifleri dış güçler destekliyor

ABD, Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getiriyor. Suriye'de muhalifleri dış güçler destekliyor
ABD, Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getiriyor. Suriye'de muhalifleri dış güçler destekliyor
İran’ın resmi devlet televizyonu Press TV, ABD’li yazar ve tarihçi Griffin Tarpley’in Suriye’de yaşananlar ve Türkiye’nin bölgedeki rolüne ilişkin bugün bir röportajını yayınladı. Türkiye medyası röportajın zamanlamasında kasıt ararken, açıklamaların içeriğini gözardı etti. 

ABD’li yazar ve tarihçi Griffin Tarpley, İran devlet kanalı Press TV ile bir röportaj gerçekleştirdi. Tarpley, röportajında Suriye’deki gelişmeler ve Türkiye’nin bölgedeki rolüne ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. 

İran'ın resmi kanalı Press Tv'nin Tarpley ile yapılan röportajını Erdoğan'ın İran ziyareti ile aynı güne denk getirmesi, Tarpley'in açıklamalarının içeriği sebebiyle Türkiye'de ana akım medya tarafından "İran'ın provokasyonu" olarak haberleştirildi. Oysa ABD'li tarihçinin söyledikleri büyük ölçüde doğruluk payı barındırıyor. 

“Abd, Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getiriyor” 

Tarpley röportajında, Suriye yönetiminin ayaklanmayı temelde bastırdığını ve bunun ABD için yenilgi anlamına geldiğini belirterek, Obama yönetiminin bu yenilgiyi gidermek için Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getirdiğini söyledi. 

“Sayıları şişirip Türkiye’yi gaza getirecekler” 

Tarpley ayrıca, Suriye Ulusal Konseyi güçleri, gözlemciler ve Özgür Suriye Ordusu’nun dünyada bir histeri yaratmaya çalışmak için, öldürülen kişi sayısını şişirecekleri ve bunun Türkiye'yi harekete geçireceği yorumunu yaptı. 

“Muhalifler dış güçlerce destekleniyor” 

ABD'li tarihçi, Suriye’de gerçek bir halk hareketi veya kalkışma yaşanmadığını, yaşananların yüzde 90’ının dış müdahaleler sonucu gerçekleştiğini vurguladı. 

Suriyeli muhaliflerin NATO tarafından silahlandırıldığına dikkat çeken Tarpley, Özgür Suriye Ordusu’nda Libya’daki muhaliflerin komutanı Belhac’ın da yer aldığını hatırlattı. Muhaliflere İngiltere, Fransa ve İsrail tarafından destek sağlandığına dair raporların varlığından söz etti. 

Suriye’ye karşı emperyalist bir operasyon yürütüldüğünü söyleyen Tarpley, “eğer NATO ve Birleşmiş Milletler bize yardım etmezse” diyen muhaliflerin aslında İsrail’i ülkeye müdahale etmeye çağırdıklarını söyledi. 

“Suriye’nin sözde dostları” 

Tarpley, Suriyeli muhalifleri içinde barındıran ve 1 Nisan’da İstanbul’da geniş katılımlı bir toplantı yapacak olan “Suriye’nin Dostları” oluşumunu da “sözde dostlar” olarak değerlendirdi. 

Tarpley, Rusya Dışişleri Bakanı’nın “bu kişileri Suriye’nin düşmanları olarak diye adlandırmak daha uygun olur” şeklindeki sözlerine katıldığını dile getirerek, “çünkü bu grupların ülkeye getirecekleri bombalamalar, iç savaş ve arkasından çökmüş bir devlet olacaktır” dedi. 

“Konferans bir fiyasko olacak” 

1 Nisan’da İstanbul’da düzenlenecek Suriye’nin Dostları konferansında bir çeşit koalisyon kurulması için girişimde bulunulacağını söyleyen Tarpley, bunun Irak’ta kurulandan farklı olmayacağını, ardında Irak’takine benzer bir tablo bırakacağını dile getirdi. 

70 ülkenin davet edildiği bu konferansa Suriye devleti adına bir katılımcının çağırılmamasının anlamsızlığına işaret eden Tarpley, Çin, Rusya ve Lübnan’ın katılmayı reddettiği toplantının büyük bir fiyasko olacağı yönündeki öngörüsünü dile getirdi. 

Bu ay öne çıkanlar