ABD Amerika Birleşik Devletleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD Amerika Birleşik Devletleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-03-22

Rusya uzay savaşlarını yeniden başlatıyor

Rusya uzay savaşlarını yeniden başlatıyor


Rusya ve ABD’nin yerküreye sığmayan rekabeti uzayda kızışıyor. Rusya 2030’a kadar Jüpiter, Mars, Venüs ve Ay’a gideceğini açıkladı


Rusya uzay konusunda ezeli rakibi ABD’ye misilleme yapmaya hazırlanıyor. Soğuk Savaş döneminde başlayan uzay yarışı adlı iki ülke arasındaki resmi olmayan rekabet Rusya’nın 2030’a kadar Ay, Mars, Venüs ve Jüpiter’e gideceğini açıklamasıyla yeniden alevleneceğe benziyor.
İki ülkenin ‘üstünlük sağlama’ çabaları için uzay teknolojisindeki yenilikleri kullanma sırası Rusya’ya geçti. Rus uzay kurumu Roskosmos’un gelecek planlarının, NASA’nın gezegen keşiflerine yönelik 2013 bütçesinde kesintiye gideceğini açıklamasından haftalar sonra gelmesi dikkat çekti. Roskosmos 2030’a kadar Ay, Venüs ve Jüpiter’e uzay araçları göndermek için yeni bir roket geliştirmek ve krizdeki uzay sektörünü modernize etmek istediğini açıkladı.

Mars’a kalıcı istasyon
Kurum, Ay’a gerçekleştireceği insanlı uçuşlarla Dünya’ya toprak numunesi getireceğini ve Venüs ile Jüpiter’in keşfi için bir dizi proje yürüteceğini açıkladı. Roskosmos ayrıca başka ülkelerle işbirliği yaparak Mars’a kalıcı bir bilimsel istasyon ağı yerleştirmeyi planladığını dile getirdi. Angara isimli yeni bir roket ve insanlı uçuşlar için yeni bir uzay aracı üretmek istediklerini de açıklayan Roskosmos yetkilileri, geçen yıl sorunlarla karşılaşan Sovyet teknolojilerini de değiştirmeyi düşündüklerini belirtti.

2020’de Rus teknolojisi hazır
Rusya’nın doğusundaki Vostoçni uzay üssünün de 2015 yılı itibariyle uyduların fırlatılması için hazır olacağı açıklandı. Tüm bunları sağlamak için yabancı teknolojilere yatırım yapacak olan Rusya, 2020 itibariyle Rus teknolojilerini kullanmaya başlayacak. Roskosmos’un geleceğe yönelik planlarını gerçekleştirmek için devlet başkanlığı gözetiminde kurulacak özel uzay kurulu da çalışmaları denetleyen yetkili olacak. Rusya’nın, Mars’ın uydusu Phobos’a gönderdiği uzay aracı geçtiğimiz Ocak ayında başarısız olarak Pasifik Okyanusu’na düşmüştü. 

2030’a kadar hedef: Ay, Mars ve Jüpiter

Uzay yarışı nasıl gelişti?

-  Rusya’nın 4 Ekim 1957’de Sputnik 1 adlı yapay uyduyu fırlatmasıyla başladı.
-  3 Kasım 1957’de Rusya, Sputnik 2 ile Dünya yörüngesine gönderilen ilk canlı olan Laika adlı köpeği yolladı.
-  ABD misilleme olarak 31 Ocak 1958’de ilk uydusu Explorer 1’i fırlattı.
-  Uzay yarışı Yuri Gagarin’in 12 Nisan 1961’de Vostok 1 uzay aracıyla Dünya yörüngesine başarıyla ulaşan ilk insan olmasıyla hız kazandı.
-  ABD’nin yörüngeye girebilen ilk insanlı uçuşu bundan 1 yıl sonra John Glenn’in kullandığı Mercury 4 aracı ile gerçekleşti.
-  Uzay yarışı Neil Armstrong’un 20 Temmuz 1969’da Apollo 11 ile ulaştığı Ay’a ayak basması sayesinde ABD’nin zaferiyle sonuçlandı.

14 Mart 2012
Milliyet

Çinliler NASA’nın sırlarını ele geçirdi

Çin’li hacker’ların düzenlediği siber saldırılarla Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (Nasa) kontrolünde olan 23 uzay aracına ait bilgilerin ele geçirildiği ortaya çıktı.
Çinliler NASA’nın sırlarını ele geçirdi


Çin’li hacker’ların düzenlediği siber saldırılarla Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (Nasa) kontrolünde olan 23 uzay aracına ait bilgilerin ele geçirildiği ortaya çıktı.


NASA tarafından da doğrulanan saldırıların geçen kasım ayında gerçekleştiği belirlendi. Buna göre, California’da bulunan Nasa’nın en önemli merkezlerinden Jet Propulsion Laboratuvarları’nın (JPL) tüm veritabanını ele geçiren Çinli hacker’lar sistem üzerinde her türlü oynama yapabilecek kontrolü sağladı.



Hacklenme skandalı, ABD’nin Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenleri üzerindeki planlarını bozabilir. Zira, JPL’nin kumanda ettiği 23 roket, uzay mekiği gibi araçların arasında başka gezegenlerdeki hayat için araştırma geliştirme çalışmaları yürütülüyor. Geçen yıl yaşanan birçok saldırı karşısında etkisiz kalan NASA’dan yetkili Paul Martin, JPL saldırısını uzay araştırma güvenliği konusunda ifade verdiği ABD Kongresi’nde açıkladı.

07 Mart 2012
Milliyet

2012-03-21

Afganistan'daki helikopter düşmedi, düşürüldü. Bu oyun daha önce de görüldü. Muavenet Zırhlısı kaptan köşkünden vuruldu.

Afganistandaki helikopter düşmedi, düşürüldü. Bu oyun daha önce de görüldü. Muavenet Zırhlısı kaptan köşkünden vuruldu

Afganistan’da bir Türk helikopteri düştü. Resmi kaynaklara göre helikopter kendiliğinden düştü. Avrupa basınına ve Avrupalı yorumculara göre ise Türk helikopteri bilinçli bir şekilde Amerika tarafından füze ile düşürüldü.

Düşürülmesinin sebebi ise Türkiye’nin hala Suriye’ye müdahale de gecikmesi ve yavaş davranması.

Batı ve ABD bu sefer bir İslam ülkesi olan Suriye ye karşı düzenleyecekleri Haçlı seferini gizlememek/perdelemek ve çıkacak III. dünya savaşında Türkiye'nin bütün üslerini kullanmak için Öncü kuvvet olarak Türkiye Devletini kalkan olarak kullanmak istemekte.

Suriye’ye savaş açma konusunda Genelkurmay Başkanlığının çekinceli davranması Tayyip Hükümetinin Suriye’ye saldırmasını geciktirmektedir.

Buna misilleme olarak ta Amerika Türkiye’nin Afganistan’daki bir helikopterini düşürerek Türkiye’ye gözdağı vermektedir.

Geçmişte de aynı tezgâh Muavenet gemisine yapılmıştı...
Muavenet gemisini tam Kaptan Köşkünden ya da başka bir deyimle Kontrol merkezinden vuran Amerika daha sonra Pardon özür dileriz demişti.

***


MUAVENET 20. YILI

Ege’de gerçekleştirilen tatbikat sırasında yaşanan bu acı olayda 5 denizcimiz şehit olurken, 22’si de yaralanmıştı

Ege’den gelen bir haber, gündemin ortasına bomba gibi düşmüştü. Ege Denizi’nde gerçekleştirilen “Kararlılık Gösterisi-92” adlı NATO tatbikatında Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait “TCG Muavenet Muhribi” vurulmuştu. 2 Ekim 1992 tarihinde Amerikan uçak gemisi Saratoga’da birden bire hareketlilik yaşanmıştı. Gerçek atışın bulunmadığı tatbikatta geceyarısı Saratoga personeli, Muavenet Fırkateyni’nin de aralarında bulunduğu “Yeşil Grup” a karşı en üst düzeyde alarma, yani savaş haline geçmişti.

Çok geçmeden Saratoga’dan ateşlenen “Sea Sparrow” füzesi, gemimizin kaptan köşküne isabet etmiş, iki saniye sonra ikinci füze gelmişti. Peşpeşe atılan füzeler, Muavenet’in köprü üstü ve savaş harekat merkezi ile telsiz kamaralarını paramparça etmişti.

5 şehit, 22 yaralı

Olayda, Muavenet Fırkateyni’nin Komutanı Kurmay Yarbay Levent Kudret Güngör, Uçaksavar Yardımcı Subayı Teğmen Alper Tunga Akan, Tesis Astsubayı Serkan Haktepe, İkmal Çavuşu Mustafa Kılıç ve Er Recep Atak şehit olurken, 22 askerimiz de yaralandı.

ABD, Türkiye’yi derinden yaralayan bu olayın kaza olduğunu açıkladı. Ancak, kaza olması imkansızdı. Çünkü, Saratoga mürettebatının iki atışı da tam isabet kaydetti. “Sea Sparrow” füzelerinin ateşlenebilmesi için 6 ayrı karara ihtiyaç vardı. Ayrıca bu işlemler, ayrı ayrı odalarda bulunan personel tarafından yapılmaktaydı. Dolayısıyla füzelerin peşpeşe kazayla ateşlenmesi inandırıcı olmaktan uzaktı.

Saldırı savaş nedeni;

Uluslararası hukuk açısından savaş gemisinin statüsü elçiliklerden çok farklı değildi. Bayrağını taşıdığı ülkenin egemenlik haklarını ifade etmekte, ülke toprağı kabul edilmektedir. Bu sebeple savaş gemilerine yapılan tecavüzler, ülke toprağına yapılmış gibi muamele görür; dolayısıyla savaş nedeni sayılır. Savaş gemisine yapılan hasmane bir saldırının karşılığı misliyle muameledir.

Şehitlerimizin cenazeleri gözyaşlarıyla kaldırılmıştı;

Faciada şehit olan Muavenet Fırkateyni’nin Komutanı Kurmay Yarbay Levent Kudret Güngör, Teğmen Alper Tunga Akan, Astsubay Serkan Haktepe, İkmal Çavuşu Mustafa Kılıç ile Er Recep Atak, düzenlenen askeri törenin ardından dualarla toprağa verilmişti.

Amerikan uçak gemisi Saratoga’dan ateşlenen 2 füze muhribi enkaza çevirdi

Kimse fazla kurcalamadı;

Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Başbakan Süleyman Demirel ve hükümet arasında iç çekişmelerin yaşandığı dönemdi 1990’lı yıllar. DYP-SHP koalisyon hükümeti, bir yandan Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini kısıtlayacak by-pass yasaları hazırlarken, diğer taraftan Cumhurbaşkanı Özal’ı makamından indirmek için diğer partilerle konsensus oluşturmaya çalışıyordu. Parlamento ve kamuoyu, bunların yanısıra, görev süresinin her uzatılışı olay haline gelen “Çekiç Güç” konusunu da gündemine almıştı. Facia, işte böyle bir dönemde yaşandı.

‘Müessif kaza’

Cumhurbaşkanı Turgut Özal, DYP SHP Koalisyonu’nun Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vural Beyazıt’tı. Siyasetçi ve askerler, olayın “müeessif bir kaza” olduğunda birleşmişler, işi fazlaca kurcalamamayı seçmişlerdi.

Tahkik edelim ;

Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ise konu ile ilgili Aksiyon Dergisi’ne özetle şunları anlatıyordu: “Vural Paşa (Deniz Kuvvetleri Komutanı) aradı. ’Komutanım, Muavenet muhribini bir Amerikan gemisi vurdu’ dedi. ’Ne oldu?’ diye sordum. ’Efendim, Sea Sparrow’la’. ’Nasıl olur, tatbikattalar?’ ‘Hem de efendim tatbikatın ara safhasındayız’ dedi. ’Nasıl olur Vural Paşa? Şehidimiz?’ var mı diye sordum. ’Maalesef’ cevabını verdi. Sea Sparrowlar, hava hedefine karşı kullanılabilir. Köprü üstünden vurulmuş. Komutan da orada. ’Olacak şey değil. Bunu tahkik edelim. Tahkikat heyeti kuralım’ dedim. Vural Paşa da olayın üzerine gitti. Çok uğraştı.”

Yaralı kurtulan İlter Özdil anlatıyor: Amerika, füzeleri kasten ateşledi;

Saldırıda bir kolunu ve bir bacağını kaybeden Üsteğmen İlter Özdil, olayın asla “kaza olmadığını” söyledi. Sea Sparrow füzelerinin başlı başına bir sistem olduğunu belirten Özdil, “Bir kaç personelin, geminin radar ve bilgisayar sistemlerinin kombine olarak atışa karar vereceği bir silah sistemi. O sırada gemiler dost sularda, ortada tehdit yok. Gemimiz ‘düşman’ olarak seçiliyor ve kasten ateş ediliyor” diye konuştu.

Ciğerinde şarapnel ;

Yaşanan faciada ağır şekilde yaralanan Teğmen Uluç Kılıç da Radikal Gazetesi’nde 18 Şubat 2003 tarihinde yayınlanan haberde, dehşet gecesini şöyle anlatıyor:

“Saatler 22.30’u gösterdiği sırada, Muavenet Muhribi’nde büyük bir patlama oldu. ABD’ye ait Saratoga uçak gemisinden yükselen güdümlü füzeler, Muavenet’in kaptan köşküne kilitlenmiş ve kısa sürede gemi enkaz haline gelmişti.” Halen, akciğerlerinde şarapnel parçalarıyla yaşayan Teğmen Uluç Kılıç, yaralanan arkadaşlarıyla birlikte tazminat için ABD’ye dava açtı. Olayın siyasi olduğunu ileri süren ABD 11. Temyiz Mahkemesi, diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğine karar verdi. Böylece Kılıç’ın yasal yollardan ABD’den tazminat hakkı ortadan kalktı. Aradan geçen dört sene içinde çeşitli yerlere başvuran Kılıç, eli boş döndü. Şimdi özel bir şirkette kaptanlık yapıyor.

Belgeselini yaptı işinden kovuldu;

Muavenet muhribiyle ilgili gerçekleri açıklayan bir belgesel hazırlayan Gazeteci Tuncer Bahçıvan işinden oldu. TV8’de yayınlanan “Muavenet Fırkateyni Neden Vuruldu” adlı belgeselde, Amerika uçak gemisi Saratoga’nın, Muavenet muhribini kasten vurduğuna dair ciddi belgeler kamuoyu ile paylaşıldı. Bu programın yayınından kısa bir süre sonra gazeteci Bahçıvan’ın işine son verildi. Gazeteci Tuncer Bahçıvan, “Ben 2003 yılında TV8’de iken bu facianın belgeselini yaptım. Her magazin programını bile defalarca yayımlayan TV8, nedense bu belgeseli bir daha tekrar etmedi” dedi.

2012-03-15

ABD Türkiye'yi 3. dünyda savaşına hazırlıyor. Armagedon başlıyor

ABD Türkiye'yi 3. dünyda savaşına hazırlıyor. Armagedon başlıyor



Savaş kokusu

Türkiye II. Dünya Savaşı sonrası en kritik dönemlerinden birini yaşıyor. Ortadoğu'da yaşanan iç karışıklık ve istikrarsızlık ortamı, Türkiye'yi zor bir sürece doğru itiyor.


CIA Başkanı David Petraeus'un, ABD Ulusal İstihbarat Servisi Başkanı James Clapper ile Türkiye'ye yaptığı ziyaret, Konya'da yapılan askeri tatbikat, muhtemel bir savaşın ilk adımları olarak değerlendiriliyor. Bu durum Türkiye ile bölge ülkeleri arasında gerginliklerin de artmasına neden oluyor.


YİNE MÜSLÜMANLARI VURACAKLAR
İran ve Suriye'deki gerginliğin arttığı bir dönemde ABD ve Türkiye ortak hava tatbikatı başlattı. 5 Mart-15 Mart tarihleri arasında düzenlen tatbikatlar, Afganistan başta olmak üzere Müslüman ülkelere yaptığı saldırılarla birçok kişiyi katleden ABD askerlerine tecrübe kazandırıyor. Tatbikat için ABD'ye bağlı Almaya Spangdahlem Hava Üssü'ndeki 480'inci Hava Filosu'na bağlı 15 jet ve 250 personel Türkiye'ye geldi. Pentagon basın sözcülüğünden yapılan açıklamaya göre F-16 jetleriyle 400 sorti yapılacak. Amaç ise iki ülkenin hava kuvvetleri arasındaki uyumu artırmak.

AVRUPA'NIN EN BÜYÜK SANAL SAVAŞ ALANI
Avrupa'nın en büyük sanal savaş alanı haline getirilen Konya Ovası'nda Türk ve ABD savaş uçaklarının katıldığı Anadolu Kartalı eğitim tatbikatı bugün son buluyor. Tatbikatın gerçekleştirildiği Konya Ovası'nın hava sahası 200 kilometre boya, 150 kilometre ene sahip. Savaş uçakları bu alan içerisinde elektronik merkezlerden verilen sanal hedefleri bilgisayar ortamında yok ediyor. Tatbikatta ise gerçek mermiler kullanılmıyor.


ÖZÜR BORÇLU İSRAİL ALINMADI
Anadolu Kartalları eğitim tatbikatına 2004 yılında katılmaya başlayan İsrail, bu yılki programa alınmadı. Mavi Marmara saldırılarını gerçekleştirerek 9 aktivisti öldüren İsrail, hâlâ özür dilemeye yanaşmıyor. ABD'li pilotlardan Yüzbaşı John Mann, 20 uçağın aynı anda havada uçtuğunu ve bunun disiplinli koordinasyon gerektirdiğini belirtti. ABD'li komutan Albay Paul Murray ise, yapılan tatbikatlarla Türkiye ile ABD'nin beraber savaşa girmesi durumunda 'düzgün iletişim ve taktiksel verimliliğin garanti altına alınacağını' söyledi.

MÜSLÜMAN KATİLLERİYLE ORTAKLIKTAN VAZGEÇİN
Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Şen, ABD hava kuvvetleri pilotlarının Konya semalarında uçmalarından duydukları rahatsızlığı dile getirerek, buna izin veren hükümeti eleştirdi.ABD'nin saldırılarına değinen Şen, hükümete şöyle seslendi; "Proje ortaklığı yaptığınız ABD ve NATO uçakları Konya da yaptıkları eğitimler sonrası her gün Afganistan ve Pakistan'da yüzlerce Müslüman'ı katlediyorlar. Önceki gün yine Afganistan'da bir köyde 16 Müslüman'ı öldürüp cesetlerini de yaktılar." Ayrıca Şen, "Müslüman katilleri ile yaptığınız ortaklıklardan artık vazgeçin" çağrısında bulundu.

ABD, İSRAİL'DEN FARKSIZ
Mavi Marmara saldırısından dolayı özür dilemeyen İsrail'in eğitimlere alınmamasını göz boyamak olarak değerlendiren Şen, "İsrail uçakları halkın gözünü boyamak için tatbikatlara alınmıyor. Ancak onların ebedi dostu, müttefiki olan ABD'yi alıyorsunuz. ABD ve NATO'nun İsrail'den farklı bir tarafı yok" dedi. Mavi Marmara saldırılarından sonra 2011'de yapılan tatbikata İsrail kabul edilmediği için ABD'de katılmamıştı.

ÜS 2001 YILINDA FAALİYETE GEÇTİ
2001 yılında da faaliyete başlayan Konya 3'üncü Ana Jet Üssü'nde yapılan 'Anadolu Kartalları' adlı tatbikatlara, ABD, İsrail, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Pakistan ve Suudi Arabistan hava kuvvetleri katıldı. İlk tatbikat 18-29 Haziran 2001 tarihinde yapıldı ve Türkiye-ABD-İsrail üçlüsüyle başladı. İzleyen yıllarda tatbikatlara katılan ülke sayısı arttı ve yılda dört kez yapılmaya başlandı. Yerli ve yabancı 20 bine yakın personele eğitim verilen üste; F-16, F-4E 2020, RF-4, C-130, CASA, KC-135 Tornado, Awacs, Cougar gibi uçaklarla Maverick ve lazer güdümlü bombalar kullanılıyor. Yine program kapsamında hedeflere hassas vuruş olanağı sağlayan alçak irtifa sistemleri, lazerle işaretleyerek mesafe ölçmeyi ve gece görüşünü sağlayan sitemlerle yapılan eğitimler veriliyor.

_____________________________________

İşte size Hürriyet Gazetesi'nin bir haberi;

ABD ve Türkiye’den büyük tatbikat

Tolga TANIŞ / WASHINGTON
13 Mart 2012
ABD ile Konya'da kritik tatbikat

ABD ve Türkiye, geçen hafta Konya’da ortak hava tatbikatı başlattı. İki ülke savaş filolarının koordinasyonunun hedeflendiği tatbikata başka ülke alınmadı.















ABD ve Türkiye, İran ve Suriye’deki gerginliğin arttığı bir dönemde, geçen hafta Konya’da ortak bir hava tatbikatı başlattı. Daha önceki senelerde ABD dışında bazı NATO ve Arap ülkelerinin katılımıyla uluslararası çapta düzenlenen Anadolu Şahini bu kez ikili gerçekleştirildi ve Türk-Amerikan savaş filolarının koordinasyonu hedeflendi.

ABD ÇEKİLMİŞTİ 

Türkiye ve ABD arasındaki hava tatbikatları en son 2010’da yoğun olarak tartışılmıştı. Mayıs 2010’da İsrail’in Mavi Marmara feribotuna saldırması sonrası Türkiye’nin o sene düzenlenecek Anadolu Kartalı’na katılması planlanan İsrail’i reddetmesinin ardından ABD de tatbikattan çekilmişti. Ancak 2011’de ABD, Anadolu Şahini’ne katılarak Türkiye ile hava tatbikatlarına yeniden başladı. Geçen yıl Suudi Arabistan, Ürdün ve İspanya’nın da katılımıyla gerçekleşen tatbikat, bu sene ise ikili planlandı.

10 GÜNDE 400 SORTİ 

Pentagon basın sözcülüğünden yapılan açıklamaya göre tatbikat 5 Mart’ta başladı ve 15 Mart’a kadar sürmesi planlandı. 10 gün boyunca F-16 jetleriyle 400 sortinin yapılacağı tatbikatın öncelikli amacının ise iki ülkenin hava kuvvetleri arasındaki uyumun artırılması olduğu belirtildi. Tatbikat için ABD’nin Almanya Spangdahlem Hava Üssü’ndeki 480’inci Hava Filosu’na bağlı 15 jet ve 250 personel Türkiye’ye geldi, burada Türk Hava Kuvvetleri’nin 3’üncü Ana Jet Üssü’ne bağlı uçaklarla buluştu.


ABD, SEAD tekniklerini de Türk pilotlarla paylaşıyor. Polygone (aşağıda) radarlarının da dahil edildiği savaş oyununda elektronik sinyallerle, düşman hava savunma sistemlerinin etkisiz hale getirilmesi de tatbik ediliyor.

HAVADA 20 JET VARDI


 Geçen hafta başlayan tatbikata katılan pilotlardan Yüzbaşı John Mann, şimdiye kadar yapılan çalışmanın Amerikan pilotları için önemini şöyle açıkladı: “Taktiklerimizde ve genel olarak operasyonlarımızda birçok benzerlik var. Fakat fazla sayıda olunduğunda, farklı teknikler, koordinasyon çabaları ve frekanslar kullanmak zorundayız. Verimli bir şekilde iletişim disiplininiz olmalı. Dün havada 20 jet vardı.”


Düşmanı durdurma tatbikatı


Amerikan komutan Albay Paul Murray, yaptığı açıklamada, “Beraber savaşa girmek zorunda kalırsak, Türk Hava Kuvvetleri ile tatbikat, düzgün iletişim ve taktiksel verimliliği garantiye alıyor” dedi. Pentagon sözcülüğü, tatbikatta üzerinde durulan en kritik konulardan birinin de yerdeki hava savunma sistemlerine karşı mücadele taktikleri olduğunu belirtti. Bunun için, Amerikan pilotlarının SEAD (Düşman Hava Savunmasını Durdurma) tekniklerini Türk pilotlarla paylaştıkları açıklandı. SEAD, düşman kuvvetlerinin hava savunma sistemlerini yok etmeyi değil, bu savunma sisteminin etkisiz hale getirilmesini amaçlıyor.

2012-02-20

Kıyamet - II. Dünya Savaşı (Belgesel Video)

Kıyamet - II. Dünya Savaşı (Belgesel Video) - Adolf Hitler, Naziler, SS, 

II. Dünya Savaşı'nın inceleme altına alındığı bu eşsiz yapımda, nadir arşiv görüntüleri ve dramatik savaş hikayeleri biraraya geliyor.
Gizliliği kaldırılmış, renklendirilmiş ve onarılmış görüntülerle II. Dünya Savaşı daha önce hiç görülmemiş haliyle gözler önüne seriliyor.

Kıyamet, bizlere savaşa katılanlar (askerler), savaşın acısını çekenler (siviller) ve onu yönetenlerin (siyasi ve askeri liderler) trajik kaderlerindeki bu akıl almaz çatışmayı anlatıyor. Bu "korkunç ancak aşina olduğumuz" savaş, dünya çapında 50 milyon erkek ve kadını öldürerek askeri ölümlerin yanı sıra sivillerin ölümüne de yol açan ilk savaş oldu.

Belgesel her ne kadar tipik bir Yahudi bakış açısıyla ve sanki koca savaşta sadece Yahudiler katl edilmiş gibi anlatımla hazırlamışsa da, II. Dünya Savaşı'nın genel hikayelendirmesi anlamında çok başarılı...




1. Bölüm







2. Bölüm




3. Bölüm




4. Bölüm




5. Bölüm




6. Bölüm

2012-02-19

ABD robot ordusunu kuruyor. Pentagon, zihin gücüyle yönetilen robot ordusu için kolları sıvadı

ABD robot ordusunu kuruyor. Pentagon, zihin gücüyle yönetilen robot ordusu için kolları sıvadı



ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), yakın gelecekte asker kayıplarını minimuma 
indirmekiçin, Hollywood filmlerinden ilham alıyor. Pentagon'un teknoloji geliştirme birimi olan "Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı" (DARPA), askerlerin düşünce gücüyle istedikleri görevi yaptırabilecekleri insansı robotlar geliştirilmesi için çalışmalarına başladı.

ÇALIŞMALAR BAŞLADI

Hedefi itibarıyla James Cameron'ın gişe rekortmeni filmi 'Avatar'da kullanılan uzaylı-insan melezi bedenleri hatırlatan projenin araştırma-geliştirme çalışmaları için DARPA'nın 7 milyon dolar bütçe ayırdığı belirtiliyor.

Proje ile geliştirilecek robotların, temizlik, devriye, tıbbi müdahale gibi görevleri de üstlenmesi öngörülüyor.

4 BACAKLI ASKERLER

ABD'li uzmanlar, bir süredir zihin gücüyle çalışan yeni nesil insansız hava araçlarının geliştirilmesi için çalışmalarda bulunuyor. DARPA'nın cephede askerlerin teçhizatlarını taşımalarına yardımcı olmak amacıyla "AlpaDog" adını taşıyan 4 bacaklı bir robot üzerinde çalıştığı açıklanmıştı.

ABD robot ordusunu kuruyor. Robotlar zihin gücü ile kontrol ediliyor

ABD robot ordusunu kuruyor. Robotlar zihin gücü ile kontrol ediliyor

ABD robot ordusunu kuruyor. Robotlar zihin gücü ile kontrol ediliyor

ABD robot ordusunu kuruyor. Robotlar zihin gücü ile kontrol ediliyor


ABD robot ordusunu kuruyor. Robotlar zihin gücü ile kontrol ediliyor

STAR  19 Şubat 2012 Pazar

2012-02-17

İlluminati itiraf ediyor; asıl amaç dünyadaki her insana çip takmak (Video)





İŞTE HEDEF !

Ve bana şöyle dedi: ‘Asıl amaç dünyadaki herkese çip takmak RFID ÇİPİ yerleştirmek.
___
Aaron Russo bir film yapımcısı ve eski bir siyasetci.
En iyi arkadaşı Nicholas Rockefeller ünlü Rockefeller Bankacılık ve iş hanedanlığının bir ferdi, Aaron çok yakın dostluğunun ardından bir süre sonra görüşmeyi kesti çünkü Rockefeller ailesi ve onların tutkuları hakkında öğrendiği şeyler yüzünden dehşete düştü.
Aaron şunları söylüyor:
Tanıdığım bir avukat bir gün beni aradı ve şöyle dedi :
"Rockfeller ailesinden biriyle tanışmak ister misin? ”


Bende “olur çok sevinirim” dedim sonra dost olduk bana bir çok şey anlatmaya başladı ve bir gece bana şöyle dedi.
”( Nicholas Rockfeller) bir olay olacak aaron ve o olaydan sonra Afganistan’a gireceğiz bu sayede hazar denizine boru hattı döşeyebileceğiz.Irak’a girip petrolü alacağız ve orta doğuda bir üs inşa edeceğiz.Oradan da Venezuella’ya gidip Chavez’den kurtulacağız.”
ilk ikisini bitirdiler, Chavez’i daha bitirmediler.
Ve şöyle dedi :
Asla bulamayacakları biri için mağaraları araştıran bir sürü adam göreceksin.”
Teröre karşı verdiğimiz savaşın aslında gerçek bir düşman olmaması konusunda konuşup gülüyordu.Bu savaşın nasıl asla kazanılmayacak bir savaş haline getirildiğini anlatıyordu.Bunun sonu olmayan savaş olduğunu, bu şekilde insanların özgürlüklerinin ellerinden alındığını söylüyordu.’
Bende şöyle dedim “insanları bu savaşın gerçek olduğuna nasıl inandıracaksın?”
O da : ”medyayla , medya herkesi bunun gerçek olduğuna inandırabilir dedi.Bir şeyler hakkında konuşmaya devam edersen ve aynı şeyleri tekrar tekrar söylersen insanlar buna inanacaktır.” dedi.
Biliyorsunuz, 1913 yılında federal rezervi yalanlar ile kurdular, sonra 11 Eylül sayesinde teröre karşı savaş başladı ve birden Irak’a girdik buda başka bir yalandı ve şimdi aynı şeyi İran’a yapacaklar.Oradan oraya, oradan oraya geçip duruyorlar.
Bende sordum: ”Bunu neden yapıyorsunuz? Amaç nedir ?Dünya’daki bütün paraya sahipsiniz hem de istemeyeceğiniz kadar bütün güce sahipsiniz, insanların canını yakıyorsunuz, bu kötü bir şey.”
Ve bana şöyle dedi:
İnsanları neden umursuyorsunki? Kendini ve aileni düşün yeter.” ve sonra şöyle dedim: “Tamam da asıl amaç ne?
Şöyle dedi!…
Asıl amaç dünyadaki herkese çip takmak RFID ÇİPİ yerleştirmek.Herkesin parası ve sahip oldukları herşey o çiplerde olacak ve eğer birileri bizi protesto ederse yada yaptıklarımızı eleştirir ise çiplerini kapatacağız.”







2012-02-13

"Türkiye'nin en iyi ihraç ürünü ASKERİDİR." George Soros

"Türkiye'nin en iyi ihraç ürünü ASKERİDİR."  George Soros

"Türkiye'nin en iyi ihraç ürünü ASKERİDİR."

George Soros
(ABD vatandaşı, Dünyanın en büyük Uluslar arası finans spekulatörü, Yahudi )

___

Genelkurmay Başkanlığı'nın 2009 yılında Türk basınına sızan bir andıçında Soros'un Türkiye'de yardım ettiği/desteklediği sivil toplum kuruluşları şunlar;

KİM NE KADAR PARA ALIYOR?

Askerin raporunda Amerika ve Soros`dan para alan kurumlar ile ne kadar para aldıkları da not edilmiş.

CIA bağlantı merkezlerinden proje bedeli adı altında para alan kurumlar şöyle sıralanıyor;

* TOSAV(Doğu Ergil) : 92 bin dolar/ 6 bin 250 paund (Türk-Kürt sorununun çözümü için verilmiş)

* ANSAV(Gökhan Çapoğlu) : 189 bin 604 dolar (Parti örgütlenmesi için)

* Stratejik Araştırmalar Vakfı: 190 bin 193 dolar

* Türk Demokrasi Vakfı(Bülent Akarcalı) : 106 bin 100 dolar.

* Liberal Düşünce Topluluğu: 11 bin 500 dolar

* Türk Ekonomi ve Sosyal Etüdler Vakfına: 1 milyon 111 bin dolar.

* Arı grubu: (IRI -Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsünden para alan kurum olarak geçiyor): 278 bin 500 dolar.

* Ulusal Demokrasi Enstitüsü`nün ise Yeni Forum Dergisi`ne 150 bin dolar artı 11 bin 766 dolar aktardığı yazılıyor. Bu enstitünün Türkiye`deki diğer STK`lara ise 824 bin 900 dolar verdiği not ediliyor.

MEHMET BARANSU, Taraf, 2008-04

2011-11-04

O da ABD ajanıydı; eski başbakan Şükrü Saraçoğlu

O da ABD ajanıydı; Eski Başbakanlardan Şükrü Saraçoğlu



  • Türkiye 2. Dünya Savaşı’na girmekte kararsızdı. Ortalık ajan kaynıyordu.
  • Bir de spor kulübü kisvesiyle Yahudiler’i Filistin’e taşıyan gizli teşkilat vardı.
  • Bugünkü Hapoel Haifa, o gün Hapoel İstanbul’du. Hollanda’nın ünlü Ajax kulübü de bu amaçla İstanbul’da kuruldu.
  • Beşiktaş, Anadolu’ya silah kaçırıyordu. Babam da, bu teşkilatın içindeydi. Siyah-beyazlılar, bu nedenle Kuvay-ı Milliye’nin takımıdır.
  • Galatasaray’ı Masonlar, Fenerbahçe’yi ise Rum kopiller kurdu.
  • ABD’li ünlü casus Allen Dulles, İstanbul’a gelerek istihbarat ağı oluşturdu.
  • Türkiye’ye ‘Yellow’ yani ‘Sarı’ kod ismini verdi. Yazışmalarda “Harem’den alınan bilgiye göre” ibaresi vardı.
  • Bütün belge ve bilgiler, sadece onun üzerinden Amerika’ya gidiyordu.
  • Harem kod adlı ünlü Türk yönetici, Başbakan Şükrü Saracoğlu’ydu.
KOD ADI: HAREM
II. Dünya Harbi sırasında İstanbul’da casuslar savaşı yaşanıyordu. Devrin Başbakanı Amerikalılar’a casusluk yapıyordu. Bunu bir tek Cumhurbaşkanı İnönü biliyordu.


BAŞLARKEN
İstanbul. Dünyanın en görkemli ama aynı zamanda en esrarengiz kentlerinden biri. Bu yazı dizimizde, yazar-araştırmacı Aytunç Altındal ile birlikte, binlerce yıllık sırları içinde barındıran bu yaşlı kentin, geçmişten bugüne kıskançlıkla kendisine sakladığı sırlarını gün ışığına çıkartacağız. Daha doğrusu bu gizemli yolculukta Altındal bize rehber olacak, biz de sizler için Bizans döneminden bu yana kimi zaman efsanelerin, kimi zaman üzeri hiç açılmamış gerçeklerin izini süreceğiz.


Aytunç Altındal

Mesela; ‘nın üzerindeki manyetik alanlardan, kentin altından akan gizli bir nehrin karanlık sularına birlikte gireceğiz. Çemberlitaş’ın altını kaldırıp bakacağız, gerçekten İsa’nın haçı ve kutsal kase orada mı gizli? Uzaydan gelen kozmik taşlarla insanların kaderlerini değiştiren Elmas Hanım’ın, Samatya’daki şimdi artık yıkılıp gitmiş ahşap evini birlikte ziyaret edeceğiz. İstanbul mezarlıklarında yetişen Mandrake adlı bitki ile yapılan ölümcül kara büyülerin izini süreceğiz. Mısır’dan kaçırılıp, Fransa’daki mumya yiyicilerine götürülen 2 bin yıllık bir mumyanın, İstanbul’daki garip öyküsünü öğreneceğiz. Ve tabii dünyanın en gizli örgütlerinden Gül ve Haç’ın İstanbul’daki gizemlerini de. Kısaca, geçmişten bugüne kurulan bu sırlar köprüsünde heyecanlı günler bizi bekliyor. Bu arada küçük bir notumuz var okura; Bu söyleşi, dostlukları çok eskilere dayanan iki arkadaşın sohbeti aynı zamanda. Bu yüzden ‘samimiyetine dokunmadan’ yayınlıyoruz. Yazı dizimizin ilk iki gününü, Şehri İstanbul’un casusluk öykülerine ayırdık:

ARDA USKAN: Sevgili Aytunç, bütün dünyanın bildiği gibi İstanbul gerçekten yüzyılları kapsayan gizemleri içeriyor. İstersen biz önce en somut olanından, İstanbul’da yaşanmış casuslar savaşından başlayalım. Yanılmıyorsam bu topraklar hala bu savaşlara tanıklık ediyor.

AYTUNÇ ALTINDAL: Evet, Türkler’in Anadolu’da ilk örgütlenmeye başladıkları günlerden beri varlar. Soğuk savaş yıllarında ise Türkiye’den en az 10 bin casus ve ajan gelmiş geçmiş.

Peki bilinen ilk casuslar kimler?
Bunlar özellikle Fransız ve Cenevizli casuslar. Anadolu’yu baştan aşağı dolaşmış bu adamlar. Belgeleri ise ilk kez 2005 yılında Fransa’da yayınlandı. Bilinen ilk casus Fransız Şövalye tarikatları adına çalışan Jean le Jaune diye biri. Sarı Jan diye anılan bir casus bu. Düşün, yıl 1332.

O zaman Anadolu ne durumda?
O zaman Anadolu ‘Natolia’ diye anılıyor. Henüz Anatolia bile değil. Natolia taşra demek. Bizans’ın taşrası. Bizanslılar, Türkler, Selçuklular birlikte yaşıyorlar. Bu Sarı Jan Anadolu’ya geldiği zaman Kuran okuyabilecek kadar iyi Arapça biliyor. Türkçe konuşup, Türk kıyafetleri giyiyor. Kimse yabancı olduğunu anlayamıyor. Böylesine iyi yetirilmişler yani.

Yani bizim bu ‘yol geçen hanı’ durumumuz çok eskilere dayanıyor.
Öyle. Anadolu topraklarında bunlar her zaman faaliyette bulunmuşlar. İlginç olan gelenlerin hepsinin yüksek eğitimden geçmiş olması ve Müslümanlar’dan ayırt edilememesi. O zamanki şartları düşünsene.


Peki daha sonra
Önce sırada I. Dünya Savaşı dönemi var. İstanbul ve çevresinde çok önemli casusluk faaliyetleri oluyor. Gelenlerden en ünlüsü Sidney Reilly diye bir adam. Yahudi asıllı, inanılmaz maceraperest biri. O günkü standartlara göre gelmiş geçmiş en büyük ajan bu. Hatta Ian Fleming’in, James Bond’u yaratırken bu ajandan ilham alarak yazdığı söylenir. Sidney Reily ayrıca, meşhur Yavuz zırhlısı olayını yönlendirmek için özel çalışmalar yapmış biri.


Sidney Reilly



Yavuz ve Midilli zırhlılarını, I. Dünya Savaşı sırasında Almanlar bize vermişler galiba.
Evet ama bir şartları var. Bu zırhlılar ile Karadeniz’e çıkıp Rus donanmasını bombalayacağız! Enver Paşa’nın emriyle bu iki gemi Karadeniz’e açılacak ama içinde Almanlar var, bombalayacak olan onlar. Sonra malum, onlar Ruslar’ı bombaladılar ve dolayısıyla savaşa biz de girmiş olduk.

Bizim James Bond Sidney’in rolü ne?
Adam İngiltere’nin bu işler için gönderdiği ajan! İngilizler anlaşmanın yapılmasını istemiyor. Reily kendini İstanbul’da Rum asıllı tüccar Nico olarak tanıtıyor. İsmini hep değiştiriyor zaten. Türkler’in bu iki zırhlıyı almalarına engel olmaya çalışıyor. Bolşevik ihtilalinden hemen sonra da Lenin’i öldürmek için Moskova’ya gidiyor, fakat orada kayboluyor. Ondan sonra da izine rastlanmıyor.

Gerçekten roman kahramanı gibi.
Hem de nasıl? Mesela birçok kadınla evlenip boşanıyor, yakışıklı bir adam ve evlendiği kadınlar bile bunun kim olduğunu bilmiyorlar. Çok büyük paralar kazanıp kumar, kadın ve uyuşturucuya harcıyor. Bir keresinde İngiltere’de zengin yaşlı bir adamın genç karısını baştan çıkarıyor. Adam kalp krizinden ölünce, kadınla evleniyor. Kocayı öldüren de bu. Adamın ölüm raporlarını, kendisini doktor olarak gösterip yine kendi imzalıyor. Meğer yaşlı adamı zehirlemiş. Sonra kadınla evlenip paralara konuyor. Böyle bir adam işte. Artık senaryosunu yazmaya başlayabilirsin.

Başladım bile Reily’yi de sen oynarsın artık. Peki sonra.
Geliyoruz II. ikinci dünya savaşına. O dönem dünyanın en ünlü casusları hem İstanbul’da hem Ankara’da cirit atıyorlar. Üstelik bunlar en üst düzey casuslar.

Hazretler bu kez hangi amaçla geliyorlar?
Çünkü Türkiye II. Dünya Savaşı’na girip girmemek konusunda kararsız. Girmek istemiyor aslında. Bir tek Başbakan Refik Saydam savaşa girmekten yana. Ajanları yollayanlar Almanya ve İngiltere. Bir de o arada İstanbul’da bir Yahudi teşkilatı var. Onlar da Yahudiler’i kurtarmaya ve Filistin’e yerleştirmeye çalışıyorlar. Bunlar aslında I.Dünya Savaşı sırasında İstanbul’da kurulmuş spor kulüpleri. Mesela bugün Hapoel Hayfa diyoruz, o zamanki adı Hapoel İstanbul. Mesela ünlü Ajax Takımı’nın kurulduğu ilk yer de İstanbul. Bunlar hep Yahudilerin kurduğu teşkilatlar. Spor kulübü kisvesi altında çalışıyorlar.

Spor tesisleri ve casusluk. Vay be!
Evet, bizim Beşiktaş Kulübü de öyledir. Beşiktaş önce Jimnastik Kulübü olarak kuruluyor, aslında Anadolu’ya silah kaçırıyorlar. Benim babam da o teşkilatın içindeymiş. 1920-21 yıllarında hem Beşiktaş’ta futbol oynamış, kaptanıymış hem de Haysiyet Divanı Başkanı’ydı. Cavit Altındal. Ama esas işleri Anadolu’ya silah götürmekmiş. Beşiktaş onun için Kuvayi Milliye’nin takımıdır.

Eee. Bizim Galatasaray ne takımı oluyor?
O Mason takımı. Fenerbahçe de kopil takımıdır. Rum kopilleri takımı.

Vallahi öldürürler seni.
Yok canım ben bunu televizyonda da söyledim. Zaten adamlarının stadının ismi ‘Papazın Çayırı’.

Şu anda Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı olan Papazın Çayırı, 1949
Şimdi II. Dünya Savaşı’nda İstanbul’da başka kimler de var ona bakalım. Ludwig Moyzich mesela. O da Alman SS casusu. Knetchbull Hügesen ise hem İngiliz Büyükelçisi hem de Malta Şövalyeleri ve Saint George Şövalyeleri tarikatı üyesi. Sene 1939-1945 arası. Elçinin bir yardımcısı var, Arnavut asıllı bir Türk vatandaşı. Kod adı; Çiçero.

Hughe Knatchbull-Hugessen


O meşhur Çiçero?
Evet. Şimdi bu Çiçero, İngiltere Büyükelçisi Knetchbull Hügesen’den İngiltere’ye ait bütün gizli belgeleri çalıyor ve Almanya’ya satıyor. Düşünsene adam onun yardımcısı.

Casusun hakkından casus gelir.
Aynen. İngiliz casusunun asistanı Çiçero. Almanlar’ın casusu aslında. Almanlar Çiçero’ya bunun karşılığında 500 bin mark ödeyecekler. Ödüyorlar ama sahte mark olarak. Sonunda Çiçero, Fransa’da kapıcılık yaparak beş parasız ölüyor. Bu arada bir de Frankfurther Algemeine gazetesi adına gönderilen Alman gazeteciler var. Bunlar ‘uyuyan ajan’ olarak Türkiye’ye sokuluyor. Buraya yerleşiyorlar. Şayet savaş kaybedilirse ondan sonrasında neler yapılacağını planlayacaklar. Geldikleri yıl 1943.

Savaş bitmeden 2 yıl önce.
O sırada Almanların Türkiye için gizli bir projesi var. Bu projenin kod adı; Gertrude. Bu proje çerçevesinde Almanlar bizi sanat ve kültür aracılığı ile etkileyecek ve Alman hayranlığını yayacaklar. O günlerde en ünlü besteciler, yazarlar, ressamlar getiriliyor Türkiye’ye. Ve bu organizasyonun Türkiye ayağında ise birinin adı geçiyor; Zeki Ülkütay.

Organizatör yani
Dahası. Sanki ortada Zeki Ülkütay diye birisi varmış ve bu adam dünyaca ünlü herkesle ahbap, herkesi tanıyor, bütün işleri o ayarlıyor. Almanlar adına çalıştığı söyleniyor. Ama gerçekte Zeki Ülkütay diye bir şahıs yok! Hiçbir zaman da bulunamıyor zaten ve kim olduğu bir sır olarak kalıyor. Şimdi yıllar sonra Alman Deuche Bank’ın gizli belgeleri, hesapları yayınlandı. Onlara bakıyorum.

Hocam Deuche Bank’ın gizli belgesinden sana ne? Neden bakıyorsun?
Önemli. Bak oradan ne çıktı! Uzun yıllar sonra 1999 senesinde İsrail, Türkiye’den savaş tazminatı istedi. Dediler ki, ‘Siz, II. dünya savaşı sırasında Almanlar’a krom sattınız. Satmasaydınız Almanlar savaşa devam edemeyecekti, dolayısıyla savaş daha erken bitecekti ve bu kadar Yahudi ölmeyecekti! Daha önemlisi, Almanlar sizden aldıkları krom karşılığında, size Yahudiler’den gasp ettikleri altınlarla ödeme yapmışlardır!’

Şu ‘Alman altınları söylentisi’ bu herhalde.
Bu altın hikayesi Türkiye’nin önüne getirildiği dönem, 2003 yılı ve Ecevit’in hükümet olduğu dönem. Dışişleri Bakanı da Şükrü Sina Gürel. Şükrü Bey bunu araştırmak için bir grup oluşturdu. İlber Ortaylı, ben ve büyükelçi Nuri Bey. Biz üçümüz bu tazminattan kurtarabilmek için belgeleri araştıracağız. İsrail 625 milyar dolar istiyor bu arada. Alman bizden krom almış, karşılığını ödemiş. Bizi ne ilgilendirir bu Alman altını mıdır, Yahudi altını mıdır, değil mi? Bu nedenle o araştırma sonunda Deuche Bank belgelerine baktım. ‘Zeki’ ismini biliyordum, bu isme orada rastlayınca bağlantıyı kurdum. İşte o belgelerdeki kişi Zeki Ülkütay’dı. Yaklaşık 1600 Napolyon altını onun adına bankada kayıtlı. Ama paralar adamın değil. Alman istihbaratı tarafından Türkiye’ye ödenmesi için uydurulan bir isimden ibaretti bizim Zeki Ülkütay efendi. Hayali bir kişi yaratılmış ve ödemeler yapılmıştı. Ben bunu 2000 senesinde gördüm ama savaştan sonra bir tek altın bile çekilmemiş. Sadece kayıtlarda duruyor.

Ve casusluk olayları yavaş yavaş günümüze doğru geliyor.
Henüz gelmiyor. Daha 1941′lerdeyiz çünkü. O günlerde Türkiye ile Almanya arasında bir saldırmazlık paktı imzalanıyor. Ama bu anlaşmayı isteyen Stalin. O zaman Hitler ile savaşta değil, işbirliği halindeler. Bu anlaşma, bizim Başbakan Refik Saydam döneminde imzalanıyor. Malum İsmet Paşa Cumhurbaşkanı, diyor ki “Biz Almanlar’la her zaman dostuz, onlara saldırmayız.” İlginç bir şey oluyor ve Refik Saydam ölüyor. Ki bu da ilginçtir, yerine Başbakan olarak Şükrü Saraçoğlu geçiyor. Bak önemli bir şey anlatıyorum, Türkiye tarihinde ilk kez sen yazmış olacaksın.


Şükrü Saraçoğlu



Vay canına, tüylerim diken diken oldu.
Daha saçların dikilecek haberin yok. O günlerde Amerikan gizli servisi, İsviçre’de konuşlanmış. Çünkü tarafsız bölge. Ve servisin başındaki şahsın ismi de Allen Dulles. O dönemde CIA yok, eski adı OSS ve başında da Allen Dulles bulunuyor. Bunun bir erkek kardeşi var; John Foster Dulles.

Allen Dulles


Sonra ABD dışişleri bakanı oluyor.
Öyle, ağabeyi Allen Dulles aynı zamanda bankacı ve hukukçu.

Casusun da Ağababası.
Daha da öte. Dinle. Allen Dulles, İsviçre’den İstanbul’a geliyor ve bir istihbarat ağı kuruyor. Elemanları, bütün casusluk teşkilatları gibi kod adlarıyla çalışıyorlar. Türkiye’ye de bir kod veriliyor. Türkiye’nin kodu: Yellow, yani sarı. Türkiye demiyorlar yazışmalarda sadece ‘yellow’ diyorlar. Bir de, çok ünlü bir Türk yöneticiye kod verilmiş, o da; ‘Harem’ Yazışmalarda Harem kod adlı birisi var Türkiye’de yani. Yellow’un sorumlusu Harem diye geçiyor adam.

Peki kimmiş Harem?
Başbakan Şükrü Saraçoğlu. Başbakanın ta kendisi. Bu ilk kez sizde yayınlanacak! İnönü cumhurbaşkanı, Saraçoğlu başbakan o dönemde. “Sarı’dan -yani Haremden- gelen bilgiye göre.” diyor ABD kaynakları.

Saraçoğlu bir yandan da Amerikalılar’a bilgi veriyor.
Elbette. Bunu da bir tek İnönü biliyor. Şimdi Almanlar’la bir anlaşa yaptı ya, bakıyorlar savaş başka türlü gidiyor, Amerikalılar da Pearl Harour baskınından sonra girmiş savaşa. İster misin Amerika kazansın bu işi! Biz de Alman taraftarı olarak arada kaynarız gideriz maazallah! Saraçoğlu, Lozan Üniversitesi mezunu bir hukukçu ve İnönü’nün en güvendiği adam. Bu yüzden önce Şükrü Kaya’yı başbakanlıktan alıp Saraçoğlu’nu getiriyor yerine. Onun müttefiklerle aramızı düzeltecek bir yol bulmasını istiyor gizliden gizliye. İşte ‘Harem’ o zamanki CIA yani OSS’in Saraçoğlu için kullandığı kod adı. Bütün belgeler ve bilgiler bir tek onun üzerinden Amerika’ya geçebiliyor.

Sonuçta Harem, yani Şükrü Saraçoğlu, ABD istihbaratına bilgi ulaştırıyor!
Tamamen öyle. 1942-1946 yılları arası bir işbirliği yapıldı ve bu belgeler iki yıl önce açıklandı. Ama Türkiye’de hiç duyan olmadı. Bu olay Türkiye’deki istihbarat faaliyetlerinin boyutlarını göstermesi bakımından çok önemli.

(Arda Uskan, Takvim, Ekim 2010)




2011-10-20

Türkiye'de Kurtarılmış bölgeler var mı? Garip Bir Yazı...


Türkiye'de Kurtarılmış bölgeler var mı? Garip Bir Yazı...




Türkiye'de "Kurtarılmış bölgeler" var mı? Ben sen o biz, vatanın bazı bölgelerine gidip rahatça gezemiyor, tatil yapamıyorsak, var gibi geliyor bana.
Sanırım terörün merkezi Kandil dağında değil, Türkiye'nin içinde.
Konvansiyonel ordularla gerilla savaşı kazanılabilir mi?
ABD Vietnam'da kazanabildi mi?
PKK terörü bitirilebilir mi?
Bitirebilseydi, 1984'ten beri geçen 27 yıl içinde bitirilmiş olmaz mıydı?
Türkiye'deki terör... Ermenistan... Tel-Aviv... AB... ABD...
Büyük Ermenistan...
Büyük Kürdistan...
Eretz İsrail (Büyük israil)...
Küçük Türkiye... Küçültülmüş Türkiye...
Bir buçuk milyon Kripto Yahudi...
Bir buçuk milyon Kripto Hıristiyan...
Büyük Selânik...
Sünnetsiz PKK "Şehitleri"...

Türk ordusu için üretilmiş olan MKE mermileri PKK'nın nasıl eline geçmişti?
PKK terörünün gölgesinde yapılan yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu ticareti.
Bir ara helikopterlerle taşınan uyuşturucu...
Sıfırdan başlayıp kısa zamanda doların mültimilyoneri olanlar.
Silah kaçakçılığı.
Beyaz işi.
Kürtler dağa çıksın diye insan pisliği yedirilen köy halkı.
Yerle bir edilen, halkı sürülen 3500 köy...
O köyler bizim köylerimizdi.
İslam medreselerini, tasavvuf tekkelerini yıkarsan, yasaklarsan, yerine PKK Zerdüştiliği gelmez mi?
Büyük Kürdistan kurulursa şu anda hızla boşalan, boşaltılan bölgelere Ermeniler göç edecek.
İsrail Türkiye'yi parçalamaya ahd etmiştir.
Bölücü Kürt hareketi "Made in Israel"...
Haçlı dünyası Türkiye'yi yeniden bir Hıristiyan ülke haline getirmek istiyor.
Türk hava kuvvetleri Kandil'i bombardıman ederken, PKK yurt içindeki hedefleri vurmaya devam ediyor.
Her gün yeni şehitler.
Bu şehitlerin içinde bir bakanın, milletvekilinin, generalin, umum müdürün, kodamanın, holding sahibinin, süper zenginin, ünlü bir gazetecinin, bir süper starın çocuğu var mı?
Asılarak şehid edilen şeyh devlete karşı değildi, dinsizliğe, Moiz Kohen Türkçülüğüne, Süfyaniliğe, Tağut'a karşıydı.
Ey Selanik!.. Ektiğin tohumlar meyvelerini verdi. Rüzgar ekmiştin, tayfun biçiyorsun şimdi.
Yurtta sulh, cihanda sulh...
Ne yurtta, ne cihanda barış var...
Eski ahlar...
Sultan Abdülaziz'in ahı...
Sultan Abdülhamid'in ahı...
Sultan Vahdettin'in ahı...
Son Halife'nin ahı...
Hanedan-ı Osmaniye'nin ahları...
İskilipli Âtıf Hocanın ahı...
Sürgünde ölen Abdülhakîm Arvasî'nin ahı...
Çile, eziyet, hapis, sürgün, eziyet içinde yaşayan Bediüzzamanın ahı.
Kiraya verilen, satılan, depo, işyeri, ahır yapılan, kimisi yıktırılan binlerce cami ve mescidin ahları...
İbadete kapatılan Ayasofya'nın ahı...
Ezan-ı Muhammedî'nin ahı...
Yok edilen, düzlenen, arazisi kapanın elinde kalan tarihî İslam kabristanlarının ahı.
Elifba'nın ahı.
Mecelle'nin ahı.
Çarşaf ve peçenin ahı.
Kapatılan binlerce tekke, dergah ve zaviyenin ahları...
Zalim İstiklal Mahkemelerinin (sabetaycı) karakuşî kararlarıyla asılan mazlumların ahları.
Faili mechul cinayetlere kurban gidenlerin ahları...
O kadar çok ah var ki...
Bunca ah yangınını söndürmenin tek çaresi:
İslam'ı ilan etmek...
Ona da güçleri ve cesaretleri yetmez.
Öyleyse bitmeyen savaşa devam...
Yurtta sulh cihanda sulh...
Moiz Kohen Tekin Alp...
Yanmaya devam...
Hem kendini yaktın hem bizi...
Mehmet Şevket Eygi
Araştırmacı yazar
07 EYL 2011

Bu ay öne çıkanlar