sabetayistlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabetayistlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-04-19

Hepsi de aynı yere çalışıyor, Kripto Yahudilerin maskeleri iniyor; Alparslan Türkeş de kripto Yahudiydi...

Türkiye'de bir kaç milyon kripto yahudi var...
Hepsi de aynı yere çalışıyor, Kripto Yahudilerin maskeleri iniyor; Alparslan Türkeş de kripto Yahudiydi...

Alparslan takma adını kullanan Kripto Yahudi Hüseyin Feyzullah Türkeş'in bağlı olduğu Arusilik, hak tarikatlardan biri olan Şazeli tarikatının koluydu. Bu tarikatı ve kollarını ele geçiren kripto Yahudiler, Arusiliği de aynı Mevlevilik gibi aslından kopardılar... Bâtıl bir ayara soktular. Sanatçı Çelik'in annesinin okuduğu sözde ihahilerle, kadın-erkek bir arada sözde zikirler yaptılar...

Arusiliğin son dönemdeki sözde şeyhlerinden Ömer Fevzi Mardin'in annesi bir Fransızdı... Türkeş'in hayatının bir çok zor anlarında Ömer Fevzi Mardin'in kritik yardımları oldu. Zaten sadece Türkeş değil bütün cemaat aynı zamanda gönüllü ajandılar. Amerika'nın CIA'i, İsrail'in Mossad'ı ve İngiliz istihbarat birimleri ile yakın bir ilişki içindeydiler...

Sadece bu bilgilerden yola çıkıp araştırdığınızda bile, Osmanlı'yı yıkanların ve yeni Türkiye Cumhuriyetini kuranların, Türkçülüğü ve Kürtçülüğü kuranların aslında hep Kripto Yahudiler ve Sabetaycılar olduğu gerçeğine ulaşmanız mümkün...

Dünya liderleri olan ülkelerin de desteklerini alarak, o ülkeleri idare eden Dünya Yahudi Konseyi'nin de desteğini alarak Türk milletini neredeyse tarihten sildiler. İslam'ı yasak edip Türkçülüğü bir din haline getirmek istediler. İslam'dan soyutlanmış bir Türkçülük gayreti içine girdiler.

Bakın; Annesi bir Fransız olan Arusi şeyhi(!) Ömer Fevzi Mardin ve Evanjelist rahip Buchman Türkiye'nin Kore'ye asker göndermesinin "manevi" tarafını inşa etmişlerdi.

Şeyh(!) Mardin'in kitabının adı: "Kore Savunmasına Katılmamızda Dini ve Siyasi Zaruret." idi... Halbuki "Bizim Kore'de ne işimiz vardı?" sorusuna hala daha doğru düzgün cevap verebilen hiç kimse çıkmadı...

Evanjelist rahip Buchman, Sabetayistlerin Yakubi kolundan olan Ahmet Emin Yalman ve Fener Rum Patriği Atenagoras birlikte Eyüpsultan Camisi'ne gidip dua bile etmişlerdi.

Atenagoras Kuzey ve Güney Amerika başpiskoposu iken bir gecede Türk vatandaşı yapılarak ABD Başkanı Truman'ın özel uçağı ile İstanbul'a getirilip Fener Rum Patrikhanesi'nin başına oturtulmuştu.

Sabetayist başbakan Adnan (Ertekin) Menderes, Atenagoras'ın elini öpmüştü.

"Manevi Cihazlanma Derneği" Türkiye'de Ankara valiliğinin 11 Kasım 1966 tarih ve 6/7285 sayılı izniyle kamu yararına çalışan dernek statüsünde kuruldu.

Derneğin başkanı dönemin İstanbul valisi ve önde gelen masonlardan Prof. Fahrettin Kerim Gökay'dı.

Gökay, "İslami hassasiyetleri" ön planda olan, 11 Ekim 1951'de kurulan İlim Yayma Cemiyeti'nin de kurucuları arasındaydı. Derneğin diğer kurucularından biri Said Nursi'nin avukatı Seniyüddin Başak'ın olması herhalde tesadüftü. (?)

Bir başka tesadüf de, derneğe en büyük desteğin masonlar tarafından yapılmasıydı.

Tekrar günümüze dönelim.

Ilgaz Zorlu, Tempo dergisinde yayınlanan mülakatında şunları söylüyor:

"Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) tamamlandığında Türkiye'de adı demokrasi olan Sabataycı oligarşik yönetim hâkim olacaktır… Türkiye Sabataycıları ABD Musevi lobisinde önemli bir konumdadırlar. Türkiye Yahudilerinden daha güçlüdürler. Ayrıca devlet içindeki konumları ve örgütlenmeleri Yahudilerden daha kuvvetlidir… Sabataycıları bir arada tutan dini bir argüman değil, ortak çıkarlarıdır. Cemaat mensupları birbirlerini tanıdıklarında birbirlerine yardım ederler. Sabataycı olmayan birinin Sabataycı cemaatine girmesi mümkün değildir."

Yine, Arusiliğin diğer kripto Yahudi Şeyhi(!) Harun Kan'dı.. Harun Kan'ın gerçek adı; "Aaron Kanduyati” idi...

Aaron Kanduyati İspanya’dan Türkiye’ye göç etmiş Sefarad Yahudisi, 1931 yılında Çanakkale’nin Gelibolu İlçesinde doğuyor, daha sonra Istanbul’a geliyor ve İstanbul’a geldikten sonra müslümanlığı kabul etmiş görünüyor... Harun adını alıyor. Aaron Kanduyati Müslüman(!) olduktan sonra Arusi Tarikatı’nın şeyhi Aziz Çınar Efendi’ye bağlanıyor. Sadece Şeyhliği ele geçirmek isteyenleri değil bütün hepsi kendilerini Müslüman gösteriyorlar.

Artık, 1800'lerin başlarından beri İslam tarikatlarının içine sızan hatta bazılarını tamamen kontrolü altına alan kripto Yahudiler derhal deşifre edilmeliler... Özellikle bütün tarikat ve cemaatlerin yasaklandığı Cumhuriyet'in ilk devirlerinde hiç bir yasaklamaya tabi tutulmayan ve Genel Kurmay başkanı Fevzi Çakmak'ın bile dizinin dibine diz çöktüğü sözde Şeyh Küçük Hüseyin Efendi deşifre edilmelidir. Küçük Hüseyin Efendi'nin kendinden önceki şeyhi Feyzullah Efendi'dir. Türkeş'in babası da bu kripto yahudi sözde şeyhlere muhabbetinden dolayı Türkeş'in adını Hüseyin Feyzullah koymuştur. O ise meydana Alparslan takma adı ile çıkmıştır.

Ha, bu arada kimliğinde Musevi yazdığı halde Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarı başında ölü bulunan ünlü iş adamı Üzeyir Garih'in neden cesedinin orada bulunduğu, kendisi bir Yahudi , küçük Hüseyin Efendi bir Müslüman şeyhi biliniyorken neden her hafta onun mezarını ziyarete gittiği de sorgulanmalıdır.

22 sene boyunca Genel Kurmay başkanlığı yapmış olan Fevzi Çakmak'ın öldükten sonra neden Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarının yanıbaşına defin edildiği de, Çakmak'ın eşinin daha sağlığında evlerini neden Yahudi cemaatine hibe ettiği ve sinagog yapıldığı da araştırılmalıdır. Bunları araştırmak suç değildir. Aksine büyük bir vatan hizmetidir.

Bu sahte şeyhler deşifre edildiklerinde, bunların siyasi ve ideolojik uzantıları da zaten peşi sıra çorap söküğü gibi meydana çıkacaktır.

|mfs

Ermeni Görüntülü gizli Yahudiler; PAKRADUNİLER

26 asırdır Ermeni gözüken gizli/kripto yahudiler; pakraduniler
Ermeni Görüntülü gizli Yahudiler; PAKRADUNİLER


"Pakraduni"ler, Anadolu'nun İslamlaşması ve Türklere vatan yapılması üzerine, özellikle Ermenilerin rağbet gördüğü Selçuklu ve Osmanlı döneminde, Musevilikten Ermeniliğe geçen, 1915 olayları sonrası ve Cumhuriyet sürecinde ise Müslümanlığı seçen, ama Yahudi zihniyetini nesilden nesile gizlice sürdüren bir topluluk olmaktadır. Fanatik Ermeni karşıtlığıyla Türk ırkçılığını (Turancılığı) savunmak, her fırsatta İslam'a saldırarak, sosyalist ve Kemalist bir tavır takınmak bunların alameti farikasıdır. Ama sadece solcu değil, sağcı partilere; hatta Milli Görüş'e de sızanlar vardır. Örneğin, "Durmuş Durduyan" iken Oğuzhan Asiltürk'e dönüşen Pakradunilere rastlanmaktadır.
  
Asırlarca Ermeni toplumunu yöneten Yahudi asıllı ‘Pakraduniler'in hikâyesi yeni yeni günışığına çıkmaktadır.
Selanikli Sabetaycılar, İspanyol Maranolar ve İranlı Meşhedilerden sonra Ermeniler içinde de Yahudi orijinli bir unsurun 2 bin 700 yıldır varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Pakraduniler (Bagratuni/Bagratids) adı verilen ve asırlarca Ermeni toplumunu yöneten cemaatin hikâyesi M.Ö 730 yılında başlayıp günümüze kadar uzanmaktadır.  Bu iddianın sahiplerinden birisi de araştırmacı-yazar Levon Panos Dabağyan'dır. Yahudi asıllı Pakradunilerin M.S. 1045 yılına kadar Ermenileri "acımasızca" yönettiğini ifade ederek, iddialarına dayanak olarak dünyaca ünlü Yahudi tarihçilerinden Prof. Dr. Abraham Galante'yi gösteriyor. Galante, "Pakraduniler veya Bir Ermeni-Yahudi Tarikatı" adlı kitabında, "Pakraduniler, varlıklarını Juda İmparatorluğu'nun sonlarından (M.Ö. 7. yüzyıl), 20'nci yüzyıla dek sürdürmüş olan Ermeni-Yahudi karışımı bir kavimdir" saptaması yapmaktadır.
Bizans'ın kendi krallıklarına son verdiği Pakraduniler, Selçukluların hakimiyetine girdikten sonra yüzyılımıza kadar hayatiyetini cemaat içinde devam ettiriyor.
Hikâye milattan önce 730 yılında başlıyor. O tarihte, Ermeni Kralı Sannasar, Filistin'e yaptığı seferde İsrail Kralı Osee'yi öldürerek, 10 Yahudi kabilesini esir alıyor. Sonra onları Fırat'ın ötesine, Güney Ermenistan'a yerleştiriyor. M.Ö. 700'lerde, bu kez Babil Kralı Nabukadnezar, Mısır Kralı Necho ile Kudüs Kralı Yoachim'e karşı bir savaş açıyor. Söz konusu sefere, Doğu Ermenistan Kralı Hıraçya da büyük bir ordu ile katılıyor. Hıraçya'nın bu savaşta gösterdiği olağanüstü başarı, Nabukadnezar'ı fazlasıyla memnun ediyor ve esir aldığı 10 bin Yahudi'nin yarısını Kral Hıraçya'ya hediye veriyor. Bu esirler arasında İsrailoğulları'nın önemli şahsiyetlerinden Prens Şampat (Smbat/Shampat) da bulunuyor. Şampat, kısa zamanda Hıraçya'nın takdirlerine mazhar oluyor. Devlet hizmetine alınıp, önemli mevkilere yükseliyor.
Esirlikten soyluluğa: Pakraduniler (Ermeni Görüntülü gizli Yahudiler)


M.Ö. l5O'lerde soyunun Hz. Davud'a (as) dayandığını iddia eden ve adı "Pakarad Şampa" olan bir Yahudi, zamanın Ermenistan Kralı Vağarşak'a başvurarak, saray hizmetine girebilme talebinde bulunuyor. Dikkat çekme ve kendini sevdirme açısından Prens Şampat'ı dahi gölgede bıraktığı kaydedilen Pakarad Şampa, Kral Vağarşak'ın en yakın bendeleri mevkiine erişiyor. Sonunda şaşırtıcı bir şekilde, Ermeni Kralları'na taç giydirme imtiyazı ile 10 bin süvariye komuta etme hakkını elde ediyor. M.Ö. 90-36'larda Ermeni krallarından Dikran II. (Büyük Dikran) İsrailoğullarına yönelik yeni bir sefer düzenliyor.
Bu sefer sırasında esir aldığı binlerce Yahudi'yi o da ülkesine götürüyor. Esirler arasından seçtiği "Aşod" adında bir asil Yahudi'yi özel hizmetine alıyor. Bu olaylar sonucunda Ermenistan'a yerleşen ve zamanla nüfusları hızla artan esir Yahudiler, sürgün yıllarının sembol ismi Prens Şampat'ın hatırasını kendilerine rehber edinerek, teşkilâtlanıp millî varlıklarını koruyabilme mücadelesine girişiyor. Zamanla Ermenilerin yönetimini ele geçiren Pakraduniler M.S. 1045'e kadar Ermenistan'da saltanat sürmeyi başarıyor.
26 yüzyıldır Yahudilikleri devam ediyor
"Kripto Yahudilik"konusunda uzman olan Türkiyeli Yahudi Prof. Abraham Galante, "Les Pacradounis ou Une Secte Armeno-Juive/ Pakraduniler veya Bir Ermeni-Yahudi Tarikatı / Baskı: 1933, Fransızca İst." adlı eserinde bu konuda hayli enteresan bilgiler veriyor:"Pakraduniler varlıklarını Juda İmparatorluğu'nun sonlarından (M.Ö. 7. yüzyıl), 20'inci yüzyıla kadar sürdürmüş olan Ermeni-Yahudi karışımı bir kavimdir. Eğin'de, ‘Erzurum-Sivas arasında' (Malatya Balaban-Hekimhan, Erzincan Kemaliye hattında), Marmara Denizi'nin Avrupa yakasında ve İstanbul Hasköy'de yaşamış oldukları bilinen Pakraduniler, 26 yüzyıldır Yahudi yönlerini sürdürmekte gösterdikleri kararlılık nedeniyle Portekizli Marano'lar, Selanikli Dönmeler ve İranlı Meşhediler gibi Yahudi kökenli topluluklar arasında sayılabilirler." Malatya tarafından Darende'nin Balaban kasabasına girişte ve yol üzerindeki Havra, kilise ve cami karışımı yapı incelemeye ve irdelemeye değerdir.
Dabağyan, Pakradunilerin kullandığı isimlerin Ermenilerden farklı olabildiğini söyleyerek; Ermeni tarihçi Gatoğigos Ğorenazi'den şu nakilde bulunuyor: "Simpat adını, ‘Pakraduniler' oğullarına verirler. Bu isim İbranice'den geliyor ve aslı ‘Şampat'tır. Ermeniler arasında asırlarca pek revaç görmüş olan ‘Pakrat, Simpat, Aşot, Kakik, İsrael, Tavit' gibi isimlerin Ermeni menşe'li olmadığı bariz şekilde meydana çıkmaktadır."
Dabağyan, Bizanslı tarihçi Pavstos'un, 3. Asır'da bölgede iskân edilmiş ve kısmen Hıristiyan olmuş Yahudilerin miktarını 400 bin olarak verdiğini de kaydediyor.
Konunun uzmanı Gad Nassi: "Pakraduniler domuz eti yemezler, oysa Ermenilerde serbesttir" diyor
Sabetaycılık, Ladino ve Kripto Yahudi cemaatleri konusunda uzman isimlerden araştırmacı-yazar Dr. Gad Nassi, Pakradunilerin 20. yüzyılın ilk yarısına kadar özel gelenekleriyle Sivas/Divriği ile Erzincan/Eğin (Yeni adı Kemaliye) arasındaki bölgede varlıklarını sürdürdüklerini belirtiyor. Nassi'ye göre cemaatin yayılımı, Arapkir, Hekimhan Kapadokya ve Kilikya/Çukurova'ya kadar uzanıyor.
Nassi, Pakraduni soyundan gelenlerin fiziki görünüşlerinin Ermenilerden ayrıldıklarını, kafa yapısı olarak Yahudiler gibi Dolikosefal olduklarını kaydediyor. Bir Yahudi-Ermeni'nin evinde vefat gerçekleştiğinde, evin içini tamamen değiştirdiklerini, evde asla su kullanmadıklarını, çünkü ölüm meleğinin kılıcındaki kanı bu suyla temizlediğine inandıklarını belirtiyor. 7 gün iş yapmayıp Yahudilerde olduğu gibi yas tuttuklarını da belirtiyor. Nassi, Pakradunilerin Yahudiler gibi asla domuz eti yemediklerini, cumartesi günü çalışma yasağına riayet ettiklerini, genelde cemaat içinden evlendiklerini ve soyadlarının da Yahudi kökenlerini anlatacak şekilde verildiğini ifade ediyor. Bunun da Ermeniler arasında "Yahudiliğin bir uzantısı" olarak değerlendirildiğini söylüyor. Nassi, Pakradunilerin, siyaset, ticaret ve finans alanında çok becerikli olduklarını kaydederken, benzer bir grubun da geleneklerini koruyarak 19'uncu yüzyıla kadar Gürcistan'da Gürcüler içinde hayatiyetini devam ettirdiğini ifade ediyor.
Aleviliği istismar eden Rafızî Ermeniler kimlerden oluşuyor?
Fransız Mareşali Horace Sebastiani, Türkiye Ermenileriyle ilgili 1814 tarihli raporunda: Ermenileri normal Ermeniler ve "Rafiziyyun/Rafiziler" olarak ikiye ayırır. Dabağyan "Osmanlı İmparatorluğunda Şer Akımlar" kitabında bu raporu değerlendirirken, Fransızların Türkiye'deki etnik yapıya daha 1800'lü yılların başında bile ne kadar hâkim olduklarının anlaşıldığını ifade ederek şöyle tepki veriyor:
"Selçuklular devrinde, Alparslan'ın saflarına geçerek, Bizans'a karşı savaşan ve sonradan İslam dinini kabul eden Ermenilerin büyük bir kısmı, bilahare ‘Alevi Mezhebi'ne geçmiş ve öyle kalmışlardır. (Yaptıkları isyan ve taşkınlıkları da saf Alevi Müslümanlara mal etmeye çalışmışlardır.) Demek ki, Mareşal Horace Sebastiani, Fransa'nın Türkiye üzerinde taşıdığı gizli emellerin tahakkuk sahasına aktarılacağı zaman, Osmanlı topraklarında yaşayan bilumum unsurlardan istifade edebilmek için Anadolu topraklarında yaşayanları da iyiden iyiye tetkik etmiş veya ettirmiş!" diyor.
Ermeni asıllı Türk vatandaşı yazar Torkom İstepanyan ise Pakradunilerle ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: "Türk-Ermeni kardeşliğinin başlangıcı 11'inci yüzyıl ortalarına dayanır. 1064'te Pakraduni Ermeni Krallığına Bizanslılar tarafından son verilince, Bizans zulmüne dayanamayan Ermeniler Türklerin himayesine sığınmışlardır. Bu devre onlar için huzurlu yıllardır. Vatanlarına sımsıkı bağlanmışlardır. Türkler tarafından bunlardan bazılarına "Paşa"lık unvanı bile takılmıştır. Böylece ilk Türk-Ermeni dostluğunun temeli atılmıştır. Bu kardeşliğin en güzel kanıtı da bugün dünyanın dört bucağına serpilmiş olan Ermeni toplumunun günümüze dek varlığını sürdüren Türkçe kökenli soyadlarıdır. Örneğin, Romanya doğumlu olduğu halde dünya Ermenilerinin Ruhani Reisi Gatogigos Vazgen I'in soyadı ‘Balcıyan'dır."[1]
Ermeni isyanlarının arkasında Pakraduniler yatıyor!
Yazar Levon Panos Dabağyan, Ermeni meselesinin can damarını teşkil eden "1. Zeytun İsyanı'nın" arkasında Fransa ve Vatikan'ın bulunduğunu, isyanın düzenleyicilerinin Pakraduniler olduğunu ileri sürüyor. Dabağyan, Zeytunluların kökeniyle ilgili olarak şöyle diyor: "Ani Beldesi'nin Bizanslılara geçmesinden ve Bizanslıların Ermeni katliamından sonra, Anadolu'nun muhtelif bölgelerine dağılan ‘Pakraduni Hanedanı' mensupları Haçin ve Zeytun havalisine yerleşmişlerdi. Dolayısıyla (Fransa'nın gönderdiği Katolik Ermeni) maceracı Leon, Ermenileri isyana teşvik için gerçekten en münasip bölgeleri seçmiş demekti. Zira, Pakraduni Hanedanı, zaten birtakım entrikalara müsait ve gayri Ermeni bir unsur idi" diyor.
Dabağyan 1862 ve 1895'te iki kez denenen isyanın ise Türkiye'ye sadık Gregoryan Ermenilerin destek vermemesi üzerine akamete uğradığını kaydediyor. Pakradunilerin de hâlâ var olduğunu belirtiyor: "Hâlâ varlar tabii; ama sayıları ne kadardır ve hangi organizeler içinde yer almışlardır bilemem. Sanmıyorum. Ancak, bizde birine ‘Pakraduni!' dedin mi, bu hakaret için kullanılırdı. Çocukken birine kızdığımızda, ‘Pakradunisin ulan sen!' derdik. Onların ırklarından gelen bir zekâları, müztehzi bir bakışları, hesapçı, işini bilir bir yapıları vardır. Tarım ve zenaattan çok hep ticaretle, para/finans işleriyle uğraşmışlardır."
Levon Panos Dabağyan gibi, seçkin ve seviyeli bir aydınımız olmakla beraber, T.C. Devletine ve ülkesine gönülden bağlı, hepimizin ortak üst kimliği olan Türk kavramına sahip ve saygılı bir Ermeni vatandaşımızın bu gerçekleri samimiyetle açıklaması ayrı bir önem kazanmaktadır.
PAKRADUNILER HANEDANI VE ERMENİLER
"Selçuklular ve Öncesi Devirleri" (859-1045)
Tarihi kaynaklarda ve tarihi yeni kitaplarda, "Ermeniler ve Ermenistan" konusuna temas eden bölümlere dikkatle bakılarak olursa, şu garip durumla karşı karşıya gelinir. Şöyle ki; hayırlı işler yapmış olan Ermeni büyükleri kötülenir ve bilhassa "Türklere ihanet etmiş" olanlar ise, "doğrudan Ermeni gösterilir." Bu durum ise Ermeni kavmini Türklere karşı ve düşman oldukları intibaını uyandıran bir taktiktir!.
Gerçi böylesi icraatların gerçek çehresini açıklığa kavuşturan, "siyaset dışı" tarihi kaynak ve eserler mevcuttur. Ancak, ne yazık ki böylesi tarafsız eserler maalesef pek az olduğundan gözlerden uzak kalmaktadır.
Biz, yukarıda kayda geçtiğimiz bu garabetli işe Türk-Ermeni münasebetlerini ilelebet bozuk tutmak isteyen bir takım "gizli ellerin karıştığı" ve tarihi tahrif yolu ile, sinsi maksatlar güttükleri inancıyla bakmaktayız.
Meselâ; Kars-Ermeni kralı Kakik II'nin, Sultan Alp-Arslan'ın samimiyetini istismar etmesi vakası, doğrudan; "Ermeni samimiyetsizliği, Ermeni ihaneti" olarak birçok tarihi kaynak ve eserlerde geçmektedir. Peki bu doğru mudur? Hemen cevaplayalım: Hayır, doğru değildir! Tam aksi; "Tarihi bir yanlış veya tahrifattır."
Zira Kakik II'nin saltanat sürdüğü dönem olan (1042-1045) tarihleri arası, "Doğu-Ermenistan"ın külliyen "PAKRADUNİLER HANEDANI HAKİMİYETİ"nde olduğu tarihi kaynaklarca sabittir.
 Kral Kakik II ise; tam iki asır Ermenistan'a hükümran olan ve aslen Ermeni asıllı olmayan, Pakraduniler Hanedanının son hükümdarı idi.
Ancak buna rağmen, daha sonraları çok ağır bir hata işlemiş olduğunu anlayarak, Sultan Alp-Arslan'dan af dilemiş ve Yüce Türk Hakanı onun özrünü kabul ederek, kendi saflarına davet etmiş ve fakat, ardarda meydana gelen aksilikler, Kral Kakik II'nin yüce hükümdarın yanına varabilmesini önlemiştir ve öyle sanıyoruz ki, şayet varabilseydi, Ermeni kavmi günümüzdeki hazin durumda olmayacaktı!.
O asırların Ermenilerine gelince, bu bahtsız kavim kendi ülkesi içinde olduğu halde: yabancı bir kavmin boyunduruğu altında inim inim inleyip durmuştur. Bir başka ifadeyle kendi hayatları, kendi yaşantıları hususunda tek bir söz dahi söylemeye hakları yoktu. Yani açıkçası kendi ülkelerinde, bir başka kavmin esareti altındaydılar.
O halde bu tarihi yanılgıyı veya bilhassa tahrif kanalı ile gerçeklerin bilinmemesini sağlayanların, iğrenç tahrifatlarını meydana çıkartmak ve tarihi belgelerle gerçekleri ispat etmek, Türk-Ermeni münasebetlerinin düzeltilebilmesi açısından, bizlerin attığı ilk adım olmuştur, diyebiliriz. Çünkü, Sultan Alp-Arslan ve Kral Kakik II vakası; Türk ve Ermeni münasebetleri bahsinde hiç de kulak arkası edilecek bir vaka değildir. Çünkü, günümüzdeki bağımsız Ermenistan başta olmak üzere, batı ülkelerinde emperyalist devletlerin ücretli maşası Ermeni bozuntuları da dahil. Ermeni milleti bir bütün olarak varlığını külliyen; "Selçuklu, Osmanlı Devletleri ve dolayısıyla da, yüce Türk milletine medyundur." Bunun aksini iddia edenler ya cahil veya hamaset duygularıyla körelmiş basiretsiz nankörlerdir. Çünkü, tarih hemen her meselenin doğrusunu gösteren en değerli anahtardır. Bu anahtarı dürüst kullanan, hakikatlerin nurlu ışığını rahatlıkla görebilir!.
 "Pakraduniler'in Ermeni soyundan gelmedikleri bahsine temas etmeden, şu noktayı bilhassa belirtmek isterim ki; "Pakraduniler'in menşeine temas ederken, hiçbir surette; "ırkçı bir tutum neticesi, fanatik düşüncelere saplanmış değilim." Irki mevhumlar üzerinde durmamın yegâne sebebi; tarihi vakaları tüm yönleriyle meydana çıkarıp, değerli okuyucularım ile tarih meraklılarına, Ermeniler konusunda en sağlam kayıtları sunabilmektir. Kaldı ki, tarihi mevzularda, vakaları gün ışığına kavuşturabilme uğraşında daha başka bir sistemin var olduğu asla söylenemez. Çünkü, öyle bir sistem mevcut değildir. Dahası tarih bir hadiseyi gün ışığına çıkartıp, aydınlığa kavuşturabilme çalışmalarında; herhangi bir kavmin gocunabileceği düşüncesiyle hareket edilecek olursa, ortaya kupkuru bir yazı kalabalığı çıkmış olur, böylece onca emek verilmiş bir eser, sırf bu sebepten dolayı, hakiki özelliğini yitirmiş olur.
Dolayısıyla "Türk, Ermeni, Yunan, Rum, Süryani ve Musevi'ler başta olmak üzere hemen hiçbir milletin mensubu; eserimizde yer alan vakalar içinde, kavimleriyle alâkalı menfi pasajlara rastladığı zaman asla gocunmamalıdır. Dahası bu kitapta ana temayı temsil eden konu her şeyden evvel yüce Türk millet ve devletinin millî menfaatleri başta olmak üzere; süper devletler tarafından günümüzde dahi adeta bir kobay gibi kullanılan, Ermeni milletinin istikbali mevzubahistir. Buna rağmen kitapta yer alan vakalar içinde geçen her kavmin millî haysiyeti özellikle düşünülmüş ve doğrudan şahısların icraatları üzerinde durulmuştur. Yer yer rastlanacak olan menfi değerlendirmeler ise bizim yorumlarımızın dışında kalmaktadır. Zira, bizzat o çağlarda yaşamış ve vakaları bizzat görebilmiş tarihçilere aittir ki; bu durum karşısında hemen herkesin şapkasını çıkarması lâzımdır!. Dahası; "Rüzgâr ekenlerin, fırtına biçmekten gayrı hiçbir çareleri olmadığını" peşinen kabullenmek elzemdir. Çünkü, kaçınılmaz bir gerçektir!.
 Hele hele FRANSIZLAR, İNGİLİZLER, RUSLAR ve AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ, bu hususta hiç mi hiç alınmasınlar. Zira; bir buçuk milyon Ermeni'nin Türkler tarafından kesilmiş olduğu iddiasını; yıllar yılı çeşitli entrika ve propagandalarla Ermenilerin kafalarına sokan ve bu uğursuz propagandayı hâlâ sürdüren bizzat kendileridir. Dahası Ermeni-komite artıklarının meydana getirdikleri, acımasız cinayet şebekelerini; madden ve manen besleyen ve de ülkelerinde barındıranlar yine kendileri olmuş ve olmaktadır!.
Bu konuda son bir hususa daha temas etmek isterim ki, gerçekten bu babda pek üzgünüm. Daha doğrusu, "Türk-Ermeni cemaati olarak" son derece üzgünüz. Durum aynen şudur:
Yıllar yılı gizli gizli Ermeni cemaati aleyhinde bulunan ve bilhassa bazı Bab-ı Ali gazetelerince Türk-Ermenisini de rahatsız eden yalan yanlış beyanlarla, Türk-Ermenileri aleyhinde bir cereyan meydana getirmeye çalışan ve bizler gibi dinen azınlık bir kavim, bu durumu günümüzde daha da hızlandırmış ve bizleri kötüleyebilmek için her ne melânetlik var ise sergilemektedir!.
Bu entrikacı kavmin asıl hedefi ise Türkiye'de bir tek Ermeni'nin kalmamasına dayanmaktadır. Bunu istemesinin hem de pek derin bir arzu ile istemesinin yegâne sebebi ise "Ermenilerin gitmesinden sonra, ülke ticaretini külliyen ele geçirebilmesi gayesine" dayanmaktadır!.
Bunda muvaffak olabilirler mi, olamazlar mı orasını bilemem ama yazar Ali ULUSAL Beyin şu değerli uyarısı, bu doymaz kavme, herhalde bir nebze olsun nasihat yerine geçer diye düşünmemekte, doğrudan niyaz etmekteyim.
"Herkesin bir hesabı varsa, Allah'ın ayrı bir hesabı vardır."
PAKRADUNILER'İN MENŞEİ VE SAHNEYE ÇIKIŞLARI
M.Ö. 730 tarihinde Kral Sannasar, Beni İsrail'e yaptığı seferde; Beni İsrail Kralı Osee'yi öldürerek, Samarie'de taş üstünde taş bırakmamış ve "10 Musevi kabilesi'ni esir alarak, Fırat'ın ötesine, Güney-Ermenistan'a yerleştirmişti ve bu bir başlangıçtı.
Yine M.Ö. 700'lerde Kral Nabukadnezar; Mısır Kralı Necho ve Kudüs Kralı Yoachim'e karşı bir sefer açmış ve bu sefere, Doğu-Ermenistan Kralı Hıraçya da büyük bir ordu ile iştirak etmişti.
Hıraçya'nın bu savaşta gösterdiği olağanüstü dövüş gücü, sadakat ve kahramanca saldırıları, Kral Nabukadnezar'ın pek hoşuna gitmiş ve Kral Hıraçya'yı takdirle, esir almış olduğu 10.000 Musevi'nin yarısını ona hediye etmişti ve bu esirlerin arasında ilerde Ermenileri külliyen hâkimiyetleri altına alacak olan bir esrarengiz kavmin ünlü prenslerinden Şampat da bulunuyordu. Zeki ve becerikli olan bu Prens, zamanla Kral Hıraçya'nın sevgi ve takdirini kazanarak, "Devlet Hizmeti'ne alınarak önemli mevkilere yükseltildi ki, bu durum bizzat bir Ermeni Kral tarafından, bilemeden kendi milletine yaptığı bir yanlışın doğrudan kendisi idi!..
Daha sonra M.Ö. 150-128'lerde; aile menşeinin Hz. Davud Peygambere dayandığını iddia eden ve adı PAKARAD ŞAMPA olan bir Yahudi, Ermeni Kralı Vağarşak'a müracaat ile, saray hizmetine girebilme dileği ile bin bir dil dökerek, kabul edilmesi için adeta yalvardı...
Bu garip ve son derece esrarengiz yabancının nasıl birisi olduğunu ve söylediği gibi gerçekten hayli maharetli olup olmadığını merak eden Kral Vağarşak, Kral Hıraçya'ya hizmet veren Prens Şampat'ın, kralı son derece memnun kılmış olduğunu da dikkate alıp, bu yabancıya bir şans tanımayı uygun bulmuştu. Zira, kendisine müracaat eden yabancı da aynı ırka yani diğerinin ırkına mensuptu. Dolayısıyla bu esrarengiz Prens, Pakarad Şampa da böylece hizmete alınmış oldu.
Ne var ki, bu yabancı Prens, diğer ırkdaşından daha atak ve daha cüretkârdı. Nitekim, devlet hizmetindeki üstün başarıları o derece fayda temin etmişti ki, Kral Vağarşak bu Yahudi Prensini kendi gözdeleri arasına kattı ve böylece Pakarad Şampa Ermeni Krallarına taç giydirme imtiyazı ile "10.000 Süvariye" komuta etmek hakkını elde etmişti.[2]
Bütün bu hadiselerin zuhur ettiği dönem içinde Kral Vağarşak, yeni bir Mabet inşa ettirmiş ve Mabedin iç dizaynı çalışmalarında duvar süslemelerinde "Güneş, Ay ve atalarının tasvirleriyle" bazı konularla alakalı motifler işletmişti ve inşası iç tezyinatla birlikte tamamlandıktan sonra, Mabedin açılışı göz kamaştırıcı bir muhteşemlik içinde icra edildiğinde, Mabede gelen Kral Vağarşak, sevinç ve gururla ilerlerken, önünde yürüyen merasim kıtası, son derece nefis bir sanat eseri olan "altın bir kartal" taşımaktaydı ki, bu adet ananevi idi. Ermeni krallarının önünde muhakkak altından imal edilmiş bir kartal taşınırdı.
Muhteşem bir merasimle Mabede giren Kral Vağarşak, Pakarad Şampa'ya; "Kendisi ile birlikte tanrılarına ibadet etmesini teklif etti."Ne var ki, Pakarad bu isteği kesinlikle reddedince, Kral Vağarşak bu bendesini daha ziyade sevdi. Zira, karşısındaki bir kral dahi olsa, dininden dönmeyi kabul etmemişti. Bu onun son derece dürüst olduğunu tekrar tekrar ispat etmekteydi. Dolayısıyla O'nu affetti.
Ancak, bu durum zaman içinde bir başka boyuta dönüşünce, karşılıklı saygının yerini sinsi bir düşmanlık almıştı. Şöyle ki, Kral Vağarşak'ın mahdunu, Arsak I, babası ile aynı düşünceye sahip değildi ve bu esrarengiz Yahudi'den hiç mi hiç hoşlanmıyordu. Dahası, onu gördüğü zaman, manasını bir türlü kavrayamadığı garip bir sıkıcı his bütün benliğini kaplamaktaydı!.
Böylesi karmaşık hisler içinde bocalayan Arsak I, mezkûr Pakraduni'nin mahdunlarına aynı teklifi tekrarladı ve kendi inandığı tanrılara tapınmalarını emretti. Ancak, Pakarad'ın mahdunları emri şiddetle reddettiler. Bunun üzerine gazaba gelen Kral Arsak I, gözlerinde şimşekler çakarak, kızgınlık içinde şunları söyledi, daha doğrusu adeta haykırdı:
- Güneş ve Ay Tanrılarına tapınmayanlar dinsizdir ve ölümü hak etmişler demektir! diyerek her iki Musevi gencin başlarını vurdurdu. (M.Ö. 128-115)
 Kral Arsak I'den sonra ise aynı şiddeti gösteren, ünlü Ermeni Krallarından, Dikran II (Büyük Dikran diye bilinir), İsrail'e yeni bir sefer hazırladı ve bu sefer esnasında (M.Ö. 90-36) aynen Kral Hıraçya gibi, binlerce Musevi'yi tutsak alarak ülkesine götürdü ki, ülkesine döndüğü zaman atının iki tarafında yürüyen Musevi Prensleri, onun muzaffer dönüşünü müjdeleyen birer belge nişanesini temsil etmekteydiler. Bunların içinden seçtiklerini kendi hizmetine alan Kral Dikran II hizmetinde bulunan Aşod adındaki Musevi'ye:
- Şahsın ve soydaşların, benim milletimin inandıkları tanrılara inanıp, tapınacaklar. Emrim derakap uygulanacak! dedi. Ne var ki, Aşod da diğerleri gibi, dinini değiştirmeyi kabul etmedi ve kesinlikle reddetti.
Bunun üzerine gazaba gelen Büyük Dikran; Aşod'un dilini kestirdi ve ülkesinde bulunan bütün Musevileri, kendi adına inşa ettirmeye başlattığı, "DİKRANAKERD" - "DİYARBAKIR SURLARI" inşaatında çalıştırmaya karar verdi ki; mevzubahis surların ve şehrin inşasında, Kapadokya seferinden getirmiş olduğu 300.000 esir çalıştırılmaktaydı.
Tutsak Museviler Teşkilatlanıyor
Ancak, o asırlarda belki geçerli olan ve fakat tamamen vahşeti temsil eden bu trajik vakalar, Musevileri bir yerde aralarında birleşmeye doğru gitmiş ve böylece teşkilâtlanmaya başlamışlardı... Hani hakları da yok değildi. Bu diyarlara gönül azalarıyla gelmemiş, tutsak olarak getirilmişlerdi. Dolayısıyla, yurtlarından edildikleri yetmezmiş gibi, bir de "sadece kendilerine özgü, müstakil dinlerinden de olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktaydılar!.. Böylece her birisi, yekdiğerine tam bir içtenlikle sarılarak; İsrail Prensi Şampad'ın hatırasını kendilerine başlıca rehber edindiler ve Pakarad Şampad'ın liderliğinde, gizlice teşkilâtlanmaya başladılar. Teşkilâtlandıktan sonra, kin ve intikam hırsı içinde öylesine zekice bir plân hazırladılar ki, plânın mükemmelliği karşısında kendileri dahi adeta şaşkına dönmüşlerdi!.
Plâna göre, kademe kademe ilerleyerek, Ermenistan Sarayını külliyen ele geçirecek ve böylece devletin kilit noktalarına erişerek, ülkeyi tamamen hâkimiyetleri altına alacaklardı.
Ermenilere gelince, onlar bu durumun hiç mi hiç farkında değildi ve son derece temkinli hareket eden Musevilerin hizmetlerinden son derece memnundular. Ancak, bu memnuniyetleri ve Musevilere karşı umursamaz bir tavır almaları, daha sonraki yıllarda Ermenilere pek pahalıya mal olacak ve Ermenistan'ı külliyen ele geçiren Museviler; tamamı tamamına "İki Asır", Ermeni milletine adeta kan kusturacak ve de Ermenistan'ın sükutuna kadar, Ermenilere; kendi vatanlarında tutsak hayatı yaşatacaklardı...
Pakraduniler'in Hakimiyete Geçiş Devri Başlıyor (M.S. 859-885)
Kral Vağarşak döneminde başlayarak, sistemli şekilde ve hiç mi hiç sezdirmeden, tüm tasavvurların fevkinde servet edinip, ülkenin "iktisadiyatına" tesir edebilecek seviyeye yükselen Museviler, yine kendilerine has bir sabırla hemen her engeli bertaraf ederek, zamanla elde ettikleri muazzam servet sayesinde "ARARAT'-TAYK VİLAYETLERİ'nin yarısından fazlasını satın almışlardı. Mesela Durperan'da, yüksek Ermenistan'da ve Gugark'ta gayet muazzam ve şaşaalı mülkleri bulunuyordu. Sekizinci asırda ise, Pakraduni zürriyetinin emlâkine: "Bâyezid, Bagaran, Muş, Kulb, Kars, Shirakavan, Ani, ispir, Ahısha, Artvin ve Ardahan şehirleri" de ilave edilmişti.[3]
(M.S. 637 tarihinden itibaren "Arap hâkimiyetine" giren Ermenistan, o tarihlerde tam bir kargaşalık ve anarşi içindeydi. Gerçi hakiki Ermeni halkı henüz çoğunluktaydı ama, Ermenistan'da gerçek mânâda söz sahibi olanlar "PAKRADUNİLER" yani, "Musevi dönmeleri" idi.
Velhasıl, Ermeni milleti çoktan hükümranlığını yitirmiş; fukaralık ve sefalet içinde kıvranarak, kendi ülkelerinde adeta tutsak hayatı yaşamaktaydılar. Bir başka ifadeyle de; "Doğu-Ermenistan, Ermenistan olmaktan çoktan çıkmış; "Yahudistan" şekli almıştı!.. İşin en enteresan ve hazin tarafı da, Ermenilerin bu durumun farkında olmayışlarıydı ve acı gerçeği öğrendikleri zaman ise, iş işten çoktan geçmiş olacaktı...
Böylesi bir garip şerait içinde Araplarla anlaşan Pakraduniler, Araplara ağır vergiler vermeyi kabullendiler. Zira, nasıl olsa bu ağır vergileri kendi keselerinden ödemeyip, sahipsiz halkın sırtından elde edeceklerdi. Yani bu ağır yükün altına giren, doğrudan doğruya "Turan-Ermenileri" olacaktı.. Nitekim bin bir yokluk içinde kıvrım kıvrım kıvranan bu zavallı ahaliye; "Pakraduniler ve Araplar" adeta kan kusturacaklardı...
Vergileri toplama görevi Araplar tarafından, "Aşod Pakraduni'ye verildi ve "Prensler Prensi" unvanı ile Ermenistan'a vali tayin edilen Aşod Pakraduni, bu görevinde beklendiğinden ziyade başarılı oldu ve böylece; değil vergi ödemek, yiyecek ekmeğini zor temin edebilen Ermeniler'in, ellerinde, avuçlarında her ne var ise alındı, daha doğrusu cebren gasp edildi...[4]
Yazar Nejat HAKKUL    




[1] (Sorun olan Ermeniler / Suat Akgül, Ali Güler, Türkar Yay. İst. 2003. s: 402)
[2] Ermeni kaynakları, Pakraduniler soyundan, daha doğrusu liderleri olan Prens Şabad ve Pakarad Şampa'nın Ermeni Krallarına son derece hizmet vermiş olduklarını, adeta söz birliği etmişçesine, sonsuz methiyelerle bezenmiş kayıtlar düşmüşlerdir.
Lâkin ne gibi meselelerde, nasıl hizmetleri geçmiş ise, sarih şekilde meydana koyan herhangi bir kayda rastlamadık!. Dolayısıyla, bu hususun ayrıca tetkiki elzemdir inancındayız!.
Bizans tarihçisi, Pavstos bu konuda III'ncü asırda Ermenistan'da iskân etmiş ve kısmen Hıristiyan olmuş Musevilerin miktarı, "400.000 nüfusu" bulmuştu kaydını geçmektedir.       
Büyük Ermeni tarihçisi ve din adamı, ünlü "MOLSES GATOGİGOS GORENAZİ'nin bu konudaki kaydı da son derece önemlidir ve şu kayıt geçmiştir: -S1MPAD adını, PAKRADUNİLER mahdunlarına verirler. Bilesiniz ki, isim İbranice'den geliyor ve aslı "ŞAMPAD"dır.
Kars, Ani ve Gürcistan'da PAKRADUNİLER zürriyetinden krallar çıkmıştır. Bu vaziyete göre Ermeniler arasında asırlar boyu pek revaç görmüş olan: "PAKRAD, SIMPAT,  AŞOD ve MOLSES" vs. gibi isimlerin tamamı, Pakraduniler'den, Ermenilere geçmiş ve aslen Ermeni kökenli isimler olmadığı bariz olarak görülmektedir.
[3] Bu hususta daha geniş bilgi için bakınız: "ŞAHNAZARYAN-ERMENİ TARİHİ", Baskı: Paris-Fransa. Baskı tarihi: 1859, sayfa: 32, "Ermenice"
[4] (Emperyalistlerin Kıskacında ermeni Tehciri, IQ Kültür Sanat yy., 1. Bas. Nisan 2007 İST.)

2012-03-25

Sabetayistlerin Üsküdar Bülbülderesi Mezarlığı ve Mezar Taşları Üzerindeki İsimler


Sabetayistlerin Üsküdar Bülbülderesi Mezarlığı ve Mezar Taşları Üzerindeki İsimler
Sabetayistlerin Üsküdar Bülbülderesi Mezarlığı ve Mezar Taşları Üzerindeki İsimler


Atatürk‛ün akrabaları Kapancı‛lar bu mezarlıkta. Mezarların hiç biri kıbleye dönük değil. Hiç birinde ölünün ruhuna Fatiha istenmiyor. Müslümanların asla adeti olmayan şekilde mezar taşları hep fotoğraflı...

Atatürk‛ü yetiştiren gizli Sabetayist hahamı Şemsi Efendi (Şimon Zvi)‛nin de mezarı burada. Hatta bir iddiaya göre Atatürk‛ün cenazesi de gizlice buraya defin olundu. Azra Erhat orada yatıyor. İpekçi Ailesi’nin birçok ferdi orada. Kapancı Ailesi, Dilber’ler, Mısırlı Ailesi, Atatür Ailesi... Soy adları -men ya da -man ekiyle biten onlarca mezar taşı sıra sıra, yan yana. Topçumen, Özerman, Yalman, Antmen, Kermen, Darman, Ekemen...

Yine, -er, -ar, -gen, -gan ve -bay ekleri birbirlerini tanımak yolunda şifre olarak kullanılmış...  Saker, Erginler, Erkorkut, Erşen, Sarıer, Ertetik... Hepsi orada...

Ülkemizde son üç yüz yıldır yaşanan ihanetlerin çoğunun çözümü bu mezarlıkta...

Mezarlığın 10-20 metrekarelik küçük bir kısmı belediyeye ait ve buraya Sabetayist olmayanlar   gömülmüş. Bu mezarlarda hemen besmele ve Fatiha talebi göze çarpmakta. Ama kalan alan hep Türklerin ve Müslümanların arasında Türk ve Müslüman gibi gözükürken aslında Yahudiliğini koruyan ve Yahudiliğine hizmet edip bizlere ihanet eden Sabetayistlerle dolu...

Bu hareket tarzımız bir ötekileştirme, bir nefret söylemi, bir ırkçılık değildir. Bizim Yahudiliğini ilan edip de Yahudi olarak yaşayanlarla hiç bir husumetimiz yok. Ama kendini, isimleri ve yaşantılarıyla bile Türk ve Müslüman gösterirken, memleketimizin her makamını eline geçiren, her düzgün şeyi bozmaya kendini memur bilen, Türkleri-Müslümanları her sahada geri bırakmak için en adi fitneleri çeviren bu kadroya düşmanlık beslemek, bunları deşifre etmek, bunlara yaptıklarının hesabını sormak istemek katiyyen ırkçılık değildir, ötekileştirme ve nefret duyurma gayreti değildir. Sadece adaletin gereğidir bu sergilenen...

Hareket ordusu gibi yakın tarihimizde çok kritik bir rol oynamış, Ulu Hakan Abdülhamid Han'ı tahtından indirmiş, böylece Osmanlı'nın son can damarını da kesmiş bir ordunun yarısından çok çok fazlasının Sabetayistler olması, bu ordunun Kurmay başkanı Mustafa Kemal'in de Kapani Sabetayistlerinden olması, Türk'ün başına hile ile, gerçek kimliğini gizleyerek ATA olması, Koca bir devleti-i aliyye'nin tasfiye edilmesi, üç milyondan fazla Türk ve Müslüman'ın cephelerde düşmanlarımıza kırdırılması, Filistin Cephesinde sergilenen ihanet, devlet zoru ile halkın alfabesinin, kıyafetinin, tatil gününün değiştirilmesi ve daha binlerce husus meydanda iken, bunların birinci derecede sorumlularının Sabetayistler olduğu meydana çıkıyor iken, çeşitli devletlerin istihbarat örgütlerine gönüllü ajanlık yaptıkları da meydana çıkıyor iken, dört yüz senelik topraklarımızda İsrail devletinin kurulmasına verdikleri destek, sağladıkları çok yönlü katkı meydanda iken, Sabetayizmi ve Sabetayistleri araştıranların ırkçılık, antisemitizm, toplum içinde bölünme, kin ve nefret suçlarını işlediklerini iddia edebilenlerin de gerçek niyetleri araştırılmalıdır.

Artık cerahat patladı. Bu yarayı kimse dikemez. Türk oğlu iç düşmanını, iki asrını heba edenleri   tanıdı. Hesap sormasına, kendine yapılan zulümlerin, kandırılan nesillerin, perişan edilen Türk ahlak yapısının hesabını sormasına dünya bir araya gelse artık mani olamaz...

İşte, geçmişleri, bu günleri, inanışları, hareket tarzları, ahlaki yapıları, aile bağları ve bu güne kadar ki ihanetleri dahil her şeyleri ile deşifre olması gereken Sabetayistlerden Üsküdar Bülbülderesi Mezarlığı'nda yatanların listesi;

MEZAR TAŞLARI

SİTARE HARMANCI (1914-1985)
M. Tahsin TUNCELLİ (1915-1967)
Mahmut Nedim TÜYELİN (1928- 1982)
Osman Gazi OLÇER (1925-1998)
Ali Suat KARAOKÇU (1908-1995)
Osman SANCAKTAR (1913-1994)
İsmail Hakkı KAFADAR (1868-1938)
İsmail Edip TOPÇUMEN (1862-1941)

Osman BÜRSIN (1916-1987)
Mehmet Merih ŞAMLI
Şermin ÖNDOĞAN (1913-1986)

Seher HISIM (1907-1987)
Bahattın BİLGET (1914-1996)
Ratice Nesrin SAKER (1910-1989)
Atiye NARTER (1899-1990)
Osman ERGİNLER (1932-1987)

Emine Senihe TURAÇ (1901 – 1987)
Ahmet Yılmaz ATUK (1926- 1987)

Füsun ERSİN (1965-1987)
MüjganTURHAN (1915-1987)
Ali Fettan KİBAR (1905-1987)
Aliye Se1ma ÜZENLİ (1913-1988)
Fatma ZEREN (1909-1988)
Ali Suavi ERŞEN (1914-1988)
Samime HARMANCI (1909-1988)
Osman PEKİN (1920-1988)
Rabia Suzan TÜZECAN (1907-1988)
Osman Sa1ip SÜSLÜ (1920-1988)
Mehmet SARIER (1920-1988)
Recep SOY ARSLAN (1337-1988)
S. Emir DİLBER (1931-1988)
Ayla DİLBER (1936-1988)
Asil SANDALCI (1925-1988)
Gülen ÖZÖREN (1928-1988)
Osman SEZEN (1911-1990)
Murat Nihat SALMA (1925-1989)
Abdi KORAY (1924-1989)
Osman GÜNSELİ (1917-1989)
Murat KOYUNCU (1913-1990)
Emine Gül ERTETİK (1959-1991)
Rahşan HARMANCI (1911-1992)

Ali GONCA (1921-1992)
Mahmut Bedit SERPEN (1893-1990)
Necdet TALU (1928-1990)

Ömer Melih ÖZERMAN (1926- 1989)
Süleyman ERSUNAY (1918-1990)
Osman GÜNKUT (1893-1961)
Osman PERTEV (1888- 193 1)
Osman Hayri KOYUNCU (1878- 1953)
Necati Rauf SİRMAN (1898-1953)
Hayat KOYUNCU (1917-1967)
Recep GERÇEL (1907-1989)

Osman Hüsamettin AMBARCI (1888-1967)
AliYacit ERİŞ (1907-1999)
Murat Seki CANLISOY (1915-1986)
Sara CANLISOY (1915-1993)
İsmail Kazım GERÇEL (1882-1949)

Dr. Ali İLKİN (1927-2000)
Belkıs YURTBAY (1906-1967)
Ahmet TANJU (1936-1960)
Süleyman SITKI ONBAŞIOĞLU (1879-1954)
Nevin ŞAMLIOĞLU (1912-1996)
Remin AKALTUN (1929-1993 )
İsmail İPEKÇİ (1853- 1936)
Osman KAPANCI (1880-1932)
Ayşe KAPANCI (1881-1960)
Enis İPEKÇİ (1896-1936)
Hayri KOYUNCU Kızı Emine SEVİM (1917-1937)
Ferdi NİHAT (1917.:1931)
İsmail Halis KOYUNCU (1909-1992)
Fatma ANDELİP (1873-1944)
Pertev NEZİH (1883-1931)
Fevzi ŞAMLI Zevcesi Aliye NEVBER (1892-1934)

ŞAMLIOĞLU AİLESİ
Nevber ŞAMLIOĞLU (1892-1934)
Nec1a ŞAMLIOĞLU (1917-1999)
Fevzi ŞAMLIOĞLU (1887-1976)
Ümit ŞAMLIOĞLU (1924-1995)
M. Süha ŞAMLIOĞLU (1910-1989)
Ayşe Server SUNTEKİN (1900-1967)
Osman Coşkun KAYMAK (1933-1967)

Ali Macit KARAKAŞ (1876-1936)
Adalet Rabia TOKAY (1906- 1991)
Besime Rabia ÇUBUKÇU (1885-1937)

Sefa YENEN (1906-1936)
Bekir Nejat ADAR (1917-1988)
Mustafa INCE (1857-1936)
Süleyman MISIRLI (1916-1992)
Diş Hekimi Mehmet Nazmi ÜSTÜNGÖR (1883-1936)
Süleyman Sıtkı DİLBER (1819-1937)

Ayşe BAŞER (1912-1945)
İsmail Macit MISIRLI (1925-2000)
Osman Nazif DİLBER ( 1912-1968)

Şabame SUSMUŞ (1906-1990)
Halil Samim ERDAL (1916-1986)
Aliye AKYOL (1877-1947)
Afife TANGÜNER (1871-1940)
Rabia ATUK (1906-1976)

Ayşe ÖNDER (1927-1996)
Celal ATAMEN (1892-1948)
Sedat GÜRSEL (1910-1998)
Emme İsmet AKÇİL (1893-1939)
Enver VERAL (1893-1939)
Selanikte Medfun
Eminoğlu Kahveci Osman Ağa Mahdumu
Kahveci Mehmet GÖRÜNGEÇ (1879-1940)
Fehim Recep KUNAL (1939 – ?)
Safiye Üftade KUNAL (8.11.1963)
Abdi Raif İPEKÇİ Kızı Rabia AFET (1899-1988)
Dr. Ahmet Tevfik ÖZTAŞ (1870-1938}

Selanikte Metfun Emin Oğlu Süleyman Efendinin Eşi Ayşe EMİNOĞLU (1868-1938)
Kızı Munire ŞAHİNALP (1894-1964)
İ. Cazip ŞAHİNALP (1922-1997)
Mustafa Feyyaz ÖZERMAN (1918-1981)
Turgay TOLU (1962- 1981)
Ayşa Meliha TOLU (1873)
Mehmet ERESEN (1908-1991)
Müzeyyen Şefik ESRİGÜN (1913- 1937)
Osman ERBÜTÜN (1909-1998)

SUNTEKİN AİLESİ
Munire SUNTEKİN (1901-1940)
Firuz SUNTEKİN (1897-1951)
Mustafa Azmi SUNTEKİN (1924-1996)

SANDALCI AİLESİ
Rabia Eda SANDALCI (1867-1936)
Halil Vehbi ALFAN (189’9-1981)

BARAN AİLESİ
Dr. Ali RİFAT BARAN (1883- 1938)
Verdinaz BARAN (1890-1972)
Lema BARAN (1923- 1980)
Hatice Nüket BARAN (1912- 1965)
Fatoş (BARAN) KARASALAN (1943-1992)
Bülent BARAN (1909-1966)

Adile İPEKÇİ (1874-1936)
Abdurrahman Ecan ATATÜR (1934-1953)
Abdurrahman GÖKSEL (1912-1987)
Nevsal ATATÜR (1930-1936)
Muzaffer ATATÜR (1897-1940)
Osman AKBAY (1886-1956)
Ali Nacil Demir GÜZEKİN (1925-1998)
Şamlı Mustatafa Mahdumu
Süleyman ŞAMLI (1890-1974)

ARISEL AiLESi
Mustafa Zeki ARISEL (1910-1980)
Atıfe ARISEL (194?-1989)
Gönül DUHANİ (1925-1952)
Ayşe İÇÖZÜ (1904- 1999)
Osman GÖKSU (1888-1977)

ACAR AİLESİ
Atiye Zeki ACAR (1889-1941)
Abdurrahman Zeki ACAR (1885-1954)
Zeki Acar Kızı Harika BALCI (1909-1981)

Binbaşı Tahir Oğlu Hakim Yüzbaşı
Kazım YALMAN (1909-1942)
Torunu Kazım YALMAN (1968-1998)
İşletmeci Seher EDİŞ (1904-1971 )
Jale DİLBER (1913-1987)
Kabadayızade Abdurrahman AKOY (1902-1985)
Emine AKOY (1903-1985)
F.Ezel KOYUNCU (1910-1980)
Osman KOYUNCU (1906-1977)
S.Asil KOYUNCU (1946-1990)
Abdurrahman Ağa Oğlu
Yusuf Ziya YALTI (1886-1965)
Fatma Naciye YALTl (1886-1965)
Saliha Nermin ULUKUT (1925-?)
Süleyman Nehip ULUKUT (1914-1979)
Fatma Adil ULUKUT (1948-1994)
Atiye NİLLİ ( 1898-1972)
Emine Lebib MISIRLI (1897 -1967)
Ahmet Melih KOYUNCU (1911-1980)
R.Selma BİROL (1906-1993)
Burhan BİROL ( 1896-1968)
İbrahim Metin KOYUNCU (1946-1998)
Ayşe ÖZANT (1900-1971)
Rubeyde ÖZANT (1917 -1997)
Fatma ÖZMEN ( 1908-1990)
Fatma Cevher DİLBER (1904-1999)
İbrahim Şevket DİLBER (1900-1968)
Mehmet Sıtkı DİLBER (1904-1968)
Fatma Suzan BİREN (1910-1979)
Mehmet Sadullah ÜLGER ( 1915-1969)
Osman.Ziya ESİN (1910-1981)
Emine Neşe AYAZ (1925-1998)
M.Nevit AYAZ (1922-1969)
Hüseyin SOMER (1921-1970)
Emel SOMER (1923-1990)
Osman Naim AKBAY(1920-1980)
Ayşe EZEL (1928-1980)
Osman Faruk AYFER (1910-1970)
Hanife AYFER (1912-2O01)

ÖZALTAN AİLELERİ
Dr. Osman SONANT (1914-2972)
Mehmet SONANT (1885-1939)
F.Şadiye SONANT (1894-1968)
E.Emine SONANT (1923-1995)
A.Sena ÖZALTAN (1913-1994)
M. Cevdet OZALTAN (1910-1997)

Dr. Ziya SOMER (1914-1972)
Hale SOMER (1921-1991)

İsmail KÖSEM (1898-1973)
Ayşe KÖSEM (I906-1983)

TONER AİLESİ
Mehmet TONER (1913-1976)
İsmail TONER (1947-1998)
Abdurrahman TONER (1911-1983)

Ahmet SOMER (1955-1975)
Rabia ÖZVER (1894-1978)
Mehmet Ekmel ÖZVER (1921-1985)
Rabia Seyyide ULUTAŞ (1900-1976)
F. Nevzer İPEKÇİ (1915-1978)
Aliye Meftune PAKİN (1894-1976)
Hüseyin Cavit ÖRER (1926-1978)
Rabia Nayran ÖRER (1927-1999) .
Ferruze ETAN (1901-1977)
Selanik Eşrafından Merhum
Berber Osman Ve Merhume Havva Kızı
Merhum Şefkati AKKANAT Eşi
Ayşe Raşide AKKANAT ( 1896-1977)
Emine Nil Arısal TANGA (1957 -1997)
Mehmet Kemal GÖKER (1908-1986)
Şerife Vecihe GÖKER (1914-1978)
Mustafa Fıtrı TUNCER (1907-1978)

ERGİNLER AİLESİ
Nermin ERGİN (1904-1977)
Mehmet Lütfi ERGİN (1910-1980)
Osman ÖZCENGİZ (1897-1979)
Süleyman KÖSEM (1907-1978)
Ayşe Mesude GERÇEL (1889-1979)
Hacı Bekirzade İ. Muvaffak TANGI (1906-1979)
Eşi Nadide TANGI ( 1920-1985)
Mehmet Şinasi ULUTAŞ (l893-1979)
A.Safa ULUTAŞ (1924-1989)

Nesri TÜREDİ (1936-1979)
Munire EVİN (1899-1979)
Jale GÖNÇ (1917-1995)
Mustafa Naib Efendioğlu
A. Muhittin KAYMAK (1899- 1979)
Nevzer KAYMAK (1908-1984)
Adnan İPEKÇİ (1910-1979)
Osman ARCAN (1914-1979)
Hatice Nebahat BARAN (13.7.1979)
Ahmet ÇANKAYA (1912-1978)
O. Fahri Göksel Kızı Mehmet Koyuncu Eşi
RaBia Feşan KOYUNCU (1916-1979)
İbrahim ÇELİKKOL (1901-1979)
Zuhal ÇELİKKOL (1904-1990)
Rabia Ipek BAŞKURT (1952- 1979)
Mehmet Rakım ULUSKAN (1899-1981)
Ayşe Sema ULUSKAN (1911-1979)
A.Erol ERBİBER (1930- ? )
G.Ezel ERBİBER (1933-1979)
Kapalı Çarşı Esnafından
Süleymanoğlu Sami ETKİN (1892-1979)
Afife TUNCER (1915-1993)
Aliye BAŞER (1913-1978)
Osman ŞAMLI (Ö. 1978)
Mustafa Çelebi Ahfadından Koyuncu
Ahmet Oğlu Mehmet KOYUNCU (1909-1978)
İbrahim BAŞOL (1917-1978)
Şeref SARIER (1906-1978)
Osman ANTMEN (1900-1978)
Nihal ÖZTAŞ (1909-1978)
Samime ARISAL (1909-1978)
Abdurrahman ÜNEL (1907-1978)
Aliye ÜNEL (1905-1996)
Leman ATAY (1917-1978)
Betül ÖZVER (1942-1998)

Beraberliğimiz bir hazdı
Ellerim bomboş kaldı
Tüm sevgilerim sana azdı
Üzülmek bana kaldı
Lale gittin dünyam karardı.
İsmail Seha ÜNLÜSOY (1900-11978)
R. Şayegan ÜNLÜSOY (1904-1981)
Osman Senai KİREŞÇİ (1894-1978)

Rasim M. GÜNER (1889-1978)
Tarık GÜNER (1922-1998)
Müyesser KUNAL (1318-1978)
Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümü Yazar ve
Rejişörü Ferihi EGEMEN (1916-1978)
Osman Nezihi EGEMEN (İ9l3-1987)
Dr.Medih EGEMEN

Emine Mahire KALYONCU (1894-1978)
İbrahim ÖNDER (1909-I979)
Süleyman Macit MISIRLI (1917-1979)
Rabia Reyan DİLBER (1915-1979)
Güzen İŞMEN (1917-1995)
Behlül İŞMEN (1909-1999)

Abdurrahman Abdi ERESEN (1911-4976)

Afife ERŞEN (1896-1976)
Ata Kızı Şehnaz MÖREKLİ (1910-1976)
Utku GÖRGÜL (1935-1985)
Ahmet Necati ULUTAŞ (1898-1978)
Raşide Aliye ULUTAŞ (1902-1976)
Merak Mehmet Efendi Mahdumu Hidayet Eşi
Süleyman TÜYEL (1908-1976)
Abdurrahman Feyyaz YALTI
Şafak BAŞOL (1953-1998)
İbrahim BİRDER (1912-1976)
Yalçın BÜYÜKDOĞANAY (1947-1976)
Ömer DAYIZADE
Osman PAKELLİN (1910-1970)
Maşuka HOŞGELEN (1905-1977)
Atiye EGEMEN (1890-1976)

Neysan MISIRLI (1912-1977)
Nimet GÜNER (1899-1976)
Mehmet ŞUHUBİ (1893-1977)
Ayşe Feriha GÖKŞEN (1901-1976)
Ayşe Saadet İYİBİLEK ( 1893-1977)
Hacı Bekir Zade Osman TANGI (1912-1978)
Eminoğlu Şevket Kızı
Safıye İrfan ÖZBEL (1909-1977)
İbrahim Haydar EVREN (?) (1902-1976)
Nimet ERKORKUT (1323-1977)
Süleyman İYİBİLEK (1898-1977)
Osman UÇMAN (1918-1976)
Osman BİLGÖR (1892-1976)
FATMA VEDİDE ATATÜR (?) (1905-1977)
Ekrem ADAR (Ö.1977)
Feyza KERMEN (1905-1977)
Envare ŞAMLI (Ö.1977)
Süleyman Vasfi SEZEN (1891-1977)
İbrahim Hikmet TUNCELLİ (1884-1956)
Raziye TUNCELLİ (1885-1977)
Süleyman Numan TUNCELLİ (1917-1991)
Madelet Saliha ÖZERMAN (1917-1977)
Semih Mestçi Eşi Asuman MESTÇİ (1936-1977)
Semih MESTÇİ (1929-1993 )
İbrahim Amca Kızı Havva Cavide ÖĞE (1907 -1977)
Fatma Şeref ERLER (1890-1977)
Osman ÇELİKOL (1890-1977)
Samim ÇELİKOL (1907- 1’985)
Rana ÖNDER (19O3-1977)
Fatma Macide SELEM (1916-1977)
Rabia Mukadder ULUSOY (R.F.)
Nazlı Osmanoğlu
Burhan ATAKOL (1900-1977)

Hasreti Süleyman Efendi Kızı
Nermin ATAKOL (1908-1987)
Osman BILGET (?) (1892-1977)
Nazmiye BİLGET (?) (1901-1996)
Recep_Sait TOPARLAK (1913-1977)
Osman Mustafa YALTI (1911-1977)
Mehmet Kuşcu YALTI (1925-1977)
Neşe Tanır ÖZER (1923-1996)
Vadt HAMARAT (1906-1980)
Didar HAMARAT (1887-1962)
NedimHAMARAT (1884-1945)
Mahmut Ayhan DÜNDAR (1929-1977)
Mustafa Ziyat EVRENK (1912-1977)
Mehmet Cevdet iPEKÇi (1906-1985)
Mustafa ÇELİKER (1902-1978)
Saime ÇELİKER (1908-1999)
Aliye Recep HAMARAT (1863-1953)
Mehmet ETAN (1915-1977)
Saffet ZEKAVET (1907-1979)
Abdurrahman Pertev ERŞAN (1898-1978)
Dr. İbrahim ZATl (1886-1945)
Zerrin UĞUREL (1907 -1987)

Ahmet Çelebi Ahfadından
Şakir Abdurrahman Ağanın Oğlu
Ahmet Şakir UĞUREL (1869-1946)
Emine UĞUREL (1881-1952)
Emine Mehpare İDEMEN (1893-1978)
Osman İDEMEN (1920-1994)
Atiye Ferihe ÖZER (1901-1979)
Rabiye Peyman UĞUREL (1911-1993)
Mehmet UĞUREL (1912-1998)
Refia ÖĞET (1886-1947)
İsmail Feza ÖĞET (1907-1997)
Ahmet Çelebi Ahfadından Mahdumu
Halil Necati ÖĞÜT (1893-1979)
Osman Tur un Eşi Ela TUR (1917-1989)
Nafıa BALCI (1879-1948)
Nejad KENT (1898-196 1)
Hilkat KENT (1901-1974)
Osman KUNAL (1902-1983)
Ayşe Cazibe KUNAL (1904-1965)
Kadinoğlu osman Efendi
Bekir Sami BALCI (1903- 1967)
Mehmet Balcı Kızı Sabire KADIOĞLU (1875-1959)
Bekir KADIOĞLU (19Ô5-l964)

Hatice Şehber BAYTAR (1882-1975)
İsmail KUNAL (1906-1973)
Abdurrrahman Vahid BAYDAR (1899-1975)
Coşkun KUNAL (1926-1982)

Ahmed Çelebi Ahfadından Sarı Süfeyman Efendi
Mahdumu Abdurrahman SADİ (1306- 1949)
Dayızade Mustafa AĞAOĞLU
Osman Ehat BİLKUR (1882-1949)

Almanya’da Kalan Artist
Vedat KARAOKÇU (1884-1966)

Hüsnü CEZZAR (1876-1928)
Leyla CEZZAR (1878-1953)
Abdurrahman Lütfi EĞİNLER (1875-1949)
İsmail Kazım BİRDER Eşi Fatma Zehra (1879-1951)
Çakırzade Abdurrahman Ziya TOKER
Duhani Ahmet BESİM (1881-1950)
Yüksek Mühendis İbrahim Cudi Kızı
Safiye Handa YALTl (1930-1951)
Abdi Nazım Kızı Ali Baykal Eşi
Ayşe Perihan BAYKAL (1912-1950)
Bekir KÖSEM (1922-1951)
Adnan SONER (1907-1984)
Mustafa Sadık SONER (1876-1950)
Halil Çelebi Ahfadından Minür AKER
Haremi Dilber zade Ali Kızı
Havva DİLRUBA (1890-1951)
Prof.Ezc.Ömer Şevket ÖNCEL (1880-1950)
Hafız Mustafa Zeki GÖZDE (Ö.1446)
Ayşe Melek KOR (1897-1980)
Mısırlı Mustafa Tevfik Eşi Osman Kamil Kızı
Atiye BİRBEN ( 1853-1952)
Bekir Edip KALYONCU (1301-1950)
Onbaşı Osman Ehat BİLKUR Eşi
Seyyare BİLKUR (1894-1951)
Lordzade Osman ÖZMEN (1908-1951)
Osman ERGAY (1892-1951)
Safıye ERGAY (1894- 1968)
Abdurrahman Oğlu İhsan ERKUN (1893-1986)

Belkıs ERKUN (1896-1986)
Hikmet Mısırlı Oğlu
Süleyman Hikmet UŞEN (1917-1951)
Aliye Sacıde ÖGET (1908- 1982 )
Kadıoğlu Hadi ÖGET (1895-1982)
Süleyman Çelebi Ahfadından Sucu
İsmail Oğlu Bekir GÖKSU (1880-1951)
İzmirde işgalci düşmana ilk kurşunu atan
Hürriyet kahramanı mukaddes şehit
Gazeteci Osman NEVRES (Hasan TAHSİN)
Osman Senai Ogan (1900-1957)
Zeynep Senehat Ogan (1916-1933)
Dr.Ziya Osman (1866-1933)

Zair
Bu kabrin derinliklerine nazarını nufuz ettirebilirsen
orada hastaların halaskarı, fakirlerin babası
herkesin bildiği Selanik’li Doktor Ziya’yı görürsün.
O öldü ve onun ölümüne kızları
İkbal, Şadiye, Nezahet ile beraber bütün
iyiliklerini gören ve kendini sevenler ağlıyor.
(Tevellüt Tarihi: 1866 Vefat Tarihi :16.4.1933)

İsmail Halil (1878-1914)
Halil İsmail İrişik (1909-1936)
Zair
Hayatın birçok elem ve acıları ile yoğrulmuş olan
bu vücut 27 yaşının nevbaharında hiç beklenmeden üfül etti. İhtiyar dedesini kimsesiz, anasını zavallı,
genç eşini yad ellerde yalnız ve perişan bıraktı.
Bu büyük kalpli, fukara babası gencin kabri
önünde eğil ve ondan fatihanı esirgeme.
Tevellüdü : 26. 3. 1909 Vefatı :1. 3. 1959

Ey Mevt !
Aldın elimden ah hida feridimi,
bilsen onunla yerde neler gitti iğtirap
Hayretteyim fakat bu senin kanlı zevkine,
ancak olursa böyle olur hüsnü intihap
İsyan eder bu zevkine sabrım tahammülüm
Benden niçin hidayeti kıskandın ey ölüm
Talihsiz Zevcesi
Tevellüdü: 1886 Vefatı :1. 3. 1933
Sabiha Telci (1886-1. 2. 1969)
Osman Fıtrı (1873-14. 10. 1932)
Vuslet Fıtrı (1880-29.10.1936)
R. Mazlume Yanık (1873-23.31961)
Sabite Ahmet Fehim
Kırk sekiz yıl inledi. Bir gün gülmedi.
Kırk sekiz yıllık hayatında baharı görmedi
D. 1886 Ö. 1934
Merhum keresteci İsmail Sami Oğlu
Osman Akışık’ın Ruhuna Fatiha
D: 1905 Ö :1946
Yusuf Kapancı’nın Torunu Kereste Tüccarı
İbrahim Sonal Ruhuna Fatiha
D. Selanik 1900 Ö. İstanbul 31. 10. 1980
Atiyye Zeki
Bu taşlar sağlıksız bir gencin
Zavallı bir annenin
Bütün yaslarını, acılarını
Koynunda saklıyor.
Burada Selanik’li Zeki Şükrü’nün
Yaşama ortağı Atiyye yatmaktadır.
Taşını okuyanlardan onun için
Tanrı’ya yakarmalarını diler. D. 1886 – Ö. 1932

Ali Nihat (1872-1984)
Raziye Öğütmen (1868-16.3. 1940)
Dr. Osman Öğütmen (1895-20. 3. 1940)
Selanik’li Doktor Rıfat İnsel (1859-1953)
Melike Rıfat İnsel (1869-1935)
Cezmi İnsel (1885-1949)
İsmet Tendar Hanımefendi
(D.Selanik 1293 Ö. İstanbul 1963)
Fikriğ Ailesi Mehmet Fikriğ (1875-1935)
Nüzhet Fikriğ (1877 – 1 958)
Nevsal Atatür (?) (1930-1936)
Muzaffer Atatür (?) (1897-1967)
Leyla Barda (1875-1967)
Süleyman Barda (1915-2000)
Binbaşı Tahir Oğlu Hakim Yüzbaşı
Kazım Yalman (1909-1942)
İşletmeci Seher Ediş (1904- 1971)
Kabadayızade Abdurrahman Akoy (1902-1985)
Emine Akoy (1903-1985)
Abdurrahman Oğlu Yusuf Ziya Yatlı (1883-1968)
Kabadayı Osman Kızı Yusuf Ziya Eşi
Fatma Nadye Yatlı (1886-1965)
Atiye Nilli (1898-1972)
Emine Lebib Mısırlı (1897-1967)

R. Selma Birol (1906-1993)
Burhan Birol (1896-1993)

BİTEK AİLESİ
Abdurrahman BİTEK (1284-16.4.1938)
Rukiye Bitek (1877-14.8.1962)
Rukiye Halil MALTA (1875-13.2.1944)

Muhlis Ethem ERTEM
Zair
Bu mütevazi mezar önünde bir lahza dur.
Bu beyaz mezarın gizlediği kara topraklarda
Muhlis Ethem Ertem meftundur.
Hatırşinaslığıyla daima dudaklarında dolaşan tebessümüyle Muhlis’i tanıyıp ta
sevmemek kabil değildi.
O gülen dudaklar, bu gün kurudu
Daima şefkat ve merhametle
daraban eden kalp durdu.
Muhlis Ethem Ertem için Tanrı’dan mağfiret dile
(1867-9.5.1937)

Abdüs İsmail KORMAN (1872-1951)
Halil KORMAN (1877-15.11.1981)
Abdüs İsmail’in Eşi Safinaz KORMAN (1877-18.2.1938)
Ezzacı Asaf Validesi Mensure AGDUHAN (1867-1937)

İsmet Osman TEVFİK (1873-1935)
Osman Tevfik KAHYA (1866-1.9.1951)

Derviş Alizade Şevki Efendi Eşi
Fatma EREN (1871-1936)
Ruhuna Fatiha
Ey Gezmen! Bu taşların altında
Hakkı Nazmi’nin Eşi Emine yatıyor.
O dermanı bilinmeyen yaman bir derdin
Panfiküz hastalığının kurbanı olarak
Genç yaşında bu kara topraklara gömüldü.
Daha bir çok yıllar yaşamaya, yavrularının
Bahtiyarlığını görmeye hakkı varken göçen
Bu mutsuz talihsiz anaya Tanrı’dan rahmet dile
(1890-20 Mayıs 1935)

Yorgancı Hasan Efendi Haremi
Ayşe SEZGİN (1884-25.10.1941)
Emine Mustafa TÜREL (1851-1945)

Sevgili Babamız Cemal GÜLER (1928-1984)
Ruhuna Fatiha
Burada Santurzade Mustafa Haremi
Dudu Meryem Hanım Metfundur.
Ruhuna Fatiha
(1887-19.11.1935)

Burada Veli Kızı Hasibe KANDEL Yatıyor
Ruhuna Fatiha (1893-12.1.1948)

Zair
Burada Abdüs Efendi Kızı
Ve Zeybek Mehmet Efendi Zevcesi
Selanik’li Emine Hanım Metfundur
Allah Rahmet Eylesin
(Tevellüdü: 1260 Vefatı: 3 Temmuz 1931)

Akışını Baki Sanma Ömrün
Durur Bir Gün Ummadığın Zamanda
Aramızda Bir Varlıktı Daha Dün
Bu Mezarda Şimdi Sessiz Yatan da
Tattı Bir Gün Ebediyet Tadını
Terk Eyledi Vücudunu Toprağa
Fakat Alıp Götüremedi Adını
Kaydet Onu Sararmış Bir Yaprağa
Kitapçı Mehmet Rıza Efendi
Ruhuna Fatiha
Hafıze SEYNUR (0.1872 -Ö.26.2.1955)
Süheyla AKSOY (D. 18. 1. 1926-Ö.7.7. 1998
Kaymak İsmail Oğlu Hasan DARMAN
Ruhuna Fatiha (D.1873-Ö.11.2.1938)
Zair
Ben Selanikli Mehmet Latif Haremi Fatıma’yım
Babam Ulemadandı Bilgisini
Kocam Zengindi Varlığını
Hep Burada Bırakıp Göçtüler
Bir Tanecik Oğlum Avni’yi
Genç Yaşında Buraya Gömdüm
Ömür Varlık Hepsi Biter
Hepsinin Sonu Bu Topraktır
Bitmeyen Ancak Yapılan İyiliklerdir.

Ey Zair
İbret Bin Bu MeZar Pür Sükün İçinde Yatan
Selanikli Vehbi Efendi Hayatın Bütün Acılarına
Gözünü Yumdu Bir Gün Öldü Buraya Gömüldü
Ruhuna Bir Fatiha İthaf Etmeden Geçme
(Tevellüdü: 1865-Vefatı: 12 Haziran 1930)
Dr. Ethem BAKAR (1877-1945)
Makbule BAKAR (1882-1965)
Zeki Tarı Kızı Mefharet TARI (1906-1932)
İbrahim Zeki TARI (1880-1952)
Fatma Hatice TARI (1881-31.1.1960)
Mustafa TARI (1912-1959)
Ziya TARI (1910-1968)
Raziye SOMMAN (1872-1929)
Yusuf Kapancı Kızı Fatma SONAL (1873-12.4.1939)
İsmail Kızı Fatma Aliye DERMAN (1879-30.7.1940)
Tütün Eksperi
Abdurrahman Mustafa AKTEL (1886-1940)
İsmail GEMİC İ (1932-1991)
Bedriye GEMİCİ (1932-1991)
Şaban Melih BÜYÜKTANKAYA (1938-1997)
Ömer DİKMENOĞLU (1327-1983)
Elmas DİKMENOĞLU (1327-1990)
M. Seyit AKOBA (1909-1987)
Murat ERENLER (1909-1960)
İbrahim BASMACI (1863-1949)
Prof. Dr. Hasan BÜYÜKÖNDER (1949-1993)
Kemal ALBÖRÜ (1928-1984)
Nezahat AKBÖRÜ (1928-1981)
Rana TAMTÜRK (1910-1984)
Dr. Sema SOMAY (1922- 1983)
Dr. Ali ÜRÜN (1924-11.2.2000)
Mehmet ÜRÜN (1893-1983)
J. Kd. Albay İbrahim EKEMEN (1922-2001 )
Ayten TUNCER (1924-5.12.1983)
Süleyman TUNCER (1916-1996)
Abdurrahman BAŞOL (1920-7.10.1983)
Timur ÖZBABACAN (1944-1983)
Abdurrahman TANGI (1330-1983)
Cenk KAPTANOĞLU (1965-1983)
Mehmet ÖZERMAN (1902-1983)
Mehmet KUBİLA Y (1908-1984)
Aliye Cahide İNCE (1897-1984)
Safıye SAĞ (1917-1992)
Kenan DEĞERLİ (1909-1983)
Nediye KAYMAK (1907 -1986)
Baha SOYSAL (1905-1990)
Halide KARUL (1911-2000)
Ahmet Hulki KARUL (1901-1982)
Osman Melik ATAM (1911-1982)
Ferih ES İN (1913-1983)
Aliye SÜTMEN (1890-1982)
Mehmet Meriç TAN (1312-1982)
Dr. İsmail SUSMUŞOĞLU (1901-1983)
Atiye BABACAN (1908-1996)
Rabiye TÜFEKMEN (1897-1981)
Halil İNCE (1922-1983)
Nebil İNCE (1924-1995)
Aliye PAKELLİ (1929-1983)
Süleyman Şevket DİLBER (1911-1985)
Abdurrahman GÖKER (1909-1982)
Cudi Ziya Mahdumu Mehmet PAKOY (1916-1981)
Emine Nazan ERBÜTÜN (1932-1997)
İsmail Aytok ANTMEN (1935-1981)

BERKER AİLESİ
Rabia Nedret BERKER (1924-1982)
İsmail Adnan AYFER (1908-1985)
Mustafa TAMEROĞLU (1893-1983)
Osman Tayfun KUNAL (1929-1984)
İkbal DOLUNAY (1909-1982)
Osman KÖSEOĞULLARI (1899-1985)
Halil İrfan EMSEL (1913-1981)
Meşkure GÖKSU (1912-1982)
Mehmet GÖKSU (1909-1983)
E.Albay Osman EDİS (1918-1984)
İsmail Hakkı ERLER (1907-1982)
Recep KOYUNCU (1913-1983)
Fatma Beyhan ERLER (1920-1984)
İbrahim AKMAN (1914-1984)
E. Yarbay Mustafa ÇAKIR (1914-1981)
Aliye GENCER (1905-1981)
Saniye ÜSTÜNGÖR (1891-1981)
Muammer ÖZMEN (1903-1981)
Abdi Çeliş DENEL (1903-1984)
Fatma MISIRLI (1913-1984)
Osman BAŞARAN (1916-1984)
İbrahim ERŞEN (1903-1983)
Bahattin ÇİFTÇiOĞLU (1885-1981)
Mehmet KOR (1919-1983)
Rasin DiLBER (1924-1984)
Nihal BiRCED (1912-1996)
Halil Vehbi ERALP (1907-1994)
Murat iNCE (1906-199&)
Meliha MlSlRLl (1891-1983)
Y. Ayhan ERLER (1946-1988)
Mustafa Şefkati GERÇEL (1880-1974)
Ali Salim ERPUL (1883-1960)
Ali Eşber GÖKŞİNGİL (1926-1961)
Mehmet AVCl (1916-1978)
Işık Kolejinden Mehmet ATAM (1918-1998)
Sevil ÖZDAL (1945-1963)
Mehmet Emin ŞAMLI (1888-1940)
Makbule BİRDER (1884-1974)
Süleyman Cevdet İPEKÇi (1883-1954)
Ömer KAPTANOĞLU (1900-1982)
Osman NEYYİR ( 1880-1955)
İbrahim Necmi BAŞARAN (1891-1989)
Kapıcı İbrahim Mahdumu Rahmi GÖZEN ( 1890-1959)
Süleyman Çelebi Ahfadından Kaynak İsmailağa oğlu Diş Dr. Ali Galip CANLISOY (1882- 1959)
Fikret GÖZEN (1921-1956)
Abdurrahman Şamlıoğlu Münir ŞAMLI (1896-1956)
Abdurrahman Mübin BAŞARANER (1920-1991)
Osman Ziver EFENDİ (1865-1933)
Muallim Şemsi EFENDİ Atatürk’ün Hocası
Sefiye Lütfi EMİL (1874-1056)
Osman Tevfik YAZGAN (1879-1959)
Firdevs KİBAR (1886- 1971 )
Osman ORTAÇ (1879-1966)
Yargıtay Onursal Üyesi
Rabia Mukadder SOYSAL (1912-1989)
Ayşe ERKUN (1923-1982)
Dr. Abdurrahman SOYARSLAN (1917-1982)
Havva Sibel BÜKE (1938-1944)
İbrahim Vİcdani BÜKE (1896-1967)
Çelebi İsmail Ağa Ahfadından
Mısırlı İbrahim Paşa Mahdumu
Abdurrahman Hikmet Efendi (17 Zilkade 1339/1337)
Süreyya SIRMAN (1908-1975)
Mustafa Ekrem OLCAY (1878-1939)
Abdurrahman Tevfik KALYONCU (1847-1915)
Felek Ali BENGİSU (1857-1922)
Osman BARDA (1875-1920)

Aşiyan Mezarlığı’ndaki Bazı Ünlüler

Bu isimleri Aşiyan Mezarlığı’na bakarak
ve ayrıca M. Orhan Bayrak’ın kitabından
yararlanarak çıkardım. (Gokyuzu)

Ahmet Vefik Paşa : 197. Sadrazam, Dahiliye Nazırı,
Elçi, Ayan üyesi, Maarif Nazırı, Evkaf Nazırı,
İlk Meclisi Mebusan Reisi , Vali, Tarihçi, Yazar
Bugün Bursa’da ismini taşıyan tiyato var.

Dr. Tevfik Rüştü Aras : Dışişleri Bakanı (1925-1938) www.mason.org’dan tarihçeye tıklanırsa, bütün üyelerinin Sabetaycı olduğu Selamet Locası içinde olduğu görülecektir. Fatin Rüştü Zorlu’nun
kayınpederi, Latife Hanım’ın akrabası.

Ömer Fahrettin Türkkan : Korgeneral, I. Dünya Savaşı’nda Kork. Komutanı, Medine Müdafaii, Büyükelçi; General Selim Türkkan ile
General Orhan Türkkan’ın babasıdır.
Prof. Dr Reha Oğuz Türkkan’ın amcası

Hasan Hüsnü Çakır : Ticaret Bakanı (1938-1941),
Milli Savunma Bakanı (1948-19509, Milltevekili

Fahri Engin : Amiral, Donanma Komutanı,
Ulaştırma Bakanı (1941-1943)

Akif Eyidoğan : Başbakan Yardımcısı, Milltevekili, Senatör, Vali; Demirel’in adamlarından.

Orhan Veli ve ağabeyi Adnan Veli: Babaları Veli Kanıkoğlu Flarmoni Orkestrası Şefidir. Orhan Veli, Oktay Rifat’la Garib’i çıkarırken, finansmanını M. A. Birand’ın dayısı Mahmut Dikerdem sağlamış.
Adnan Veli, İtalyan casusu olduğu için
(suçüstü yapılmıştır) cezaevinde yatmıştır.

Ahmet Rasim Paşa : Vezir, Bahriye Nazırı
(1879-1891) Vali, İstanbul Şehremini

Manastırlı Salin Faik : Mutasarrıf, Divan Şairi

Cem Cemil : Karikatürist Cem deniyor. Güzel
Sanatlar Okulu Müdürü, Dr. Kemal Paşa’nın oğlu

Fenni Mehmet Dede : Mevlevi şair,
Sadrazam Ayas Paşa’nın torunu.

Mustafa Saffeti Ziya : Maliye Nazırı, Yazar, Protokol
Genel Müdürü, Musa Saffeti Paşa’nın torunu.

Yahya Kemal : Gerçek ismi Mehmet Agah’dır.

M. Nezih Demirkent
A. Hamdi Tanpınar : Yazar
Münir Nurettin Selçuk
Mehmet Ali Aybar
Mina Urgan
Orgeneral Fahrettin Altay

Tahsin Demiray : Milletvekili, yazar, Türkiye Yayınevi
kurucusu, Türkiye Köylü ve Adalet Partisi kurucusu.

Selçuk Başar (Müzisyen)

Prof. Dr. Kadri Raşit Anday, Melih Cevdet’in babası, Eczacı Mehmet Raşit Paşa’nın oğlu

Mustafa Saffeti Ziya
Şevket Dağ, Ressam

Nigar Hanım, Şaire, aslen Macar Yahudisi olan
Macar Osman Paşa’nın kızı. Nigar Hanım’ın
annesi de bu mezarlıkta gömülmüş.

Macar Osman Paşa

İhsan Raif, Şaire, Köse Raif Paşa’nın kızı,
Şehabettin Süleyman’ın eşi

Mustafa Nuri, Suphi Nuri İleri’nin babası

Bedia Muvahhit
Zeki Faik İzer
Hikmet Münir Ebcioğlu
Şukufe Nihal Başar, Limancı Hamdi
(Ahmet Hamdi Başar) nin eşi

Ruşen Eşref Ünaydın, Reşat Nuri Güntekin’in
teyzesinin oğlu. Reşat Nuri de
Reha Oğuz Türkkan’ın eniştesi.

Özer Derbil (12 Mart’ın bakanlarından)
Ulvi Uraz
Hilmi Ziya Ülken

Said Gelenbevi
(Aybar’ın annesi Aliye, ünlü matematikçi Gelenbevi
İsmail Efendi’nin torunu Lebibe Hanım’ın kızıymış.
Aybar’ın annesinin dayısı Sait Gelenbevioğlu
Darülfunun Fen Fak. Dekanı ve Ahmet Muhtar Paşa,
Demat Ferit ve Ali Rıza Paşa hükümetlerinde bakan)



Bu ay öne çıkanlar