sabataycılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabataycılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-02-11

Adnan Menderes, Metresi Ayhan Hanım’ı babasından ister gibi kocasından istedi

Adnan Menderes,  Metresi Ayhan Hanım’ı babasından ister gibi kocasından istedi



’Büyük aşkın’ bilinmeyen ayrıntıları!

'Menderes, Ayhan Hanım’ı babasından ister gibi kocasından istedi'


Opera sanatçısı ve Adnan Menderes’in ’büyük aşkı’ Ayhan Aydan, dün son yolculuğuna uğurlandı. Aydan’ın ölümüyle bir dönem de kapandı. Yazar Yılmaz Karakoyunlu bu tarihi aşkı, ’Yorgun Mayıs Kısrakları’ eserinde su yüzüne çıkmamış ayrıntılarıyla kaleme almıştı. İşte kitaptan çarpıcı anılar...

Perşembe günü 85 yaşında İzmir Alaçatı’da hayatını kaybeden Ayhan Aydan kuşkusuz Türk operasının en önemli seslerinden biriydi. Ancak adını asıl duyuran, Adnan Menderes’le yaşadığı aşk oldu. Korkunç Yassıada Günleri’nde sevdiği adamı, herkesi tir tir titreten Başyargıç Salim Başol’un karşısında “Ben bu adamı sevdim hâkim bey, siz sevginin ne olduğunu bilir misiniz?” sözleriyle savunacak kadar güçlüydü aşkı. Ve aynı ölçüde karşılıklıydı. Adnan Menderes, evli olmasına rağmen ilişkisini saklamadı. Hatta “Yorgun Mayıs Kısrakları” adlı anı romanı kaleme alan Yılmaz Karakoyunlu’nun deyimiyle, “Babasından ister gibi istedi, Ayhan Hanım’ı kocasından...” Menderes’in asılmasının ardından neredeyse yarım asır sürecek bir sessizliğe gömülen Ayhan Hanım, ilk kez Karakoyunlu’ya anlatmıştı anılarını. İşte kitaptan yasak aşkın en mahrem ayrıntıları...

Evliliği nihayete erdireceğim

Ayhan Hanım eşinden (Orkestra şefi olan Hasan Ferit Alnar) boşanmak istiyordu. Adnan Bey de aynı fikirdeydi. Ve Adnan Menderes, “Ferit Bey’le bizzat görüşeceğim” diyordu. Görüştü de (Başbakanlık makamında)... Menderes, Ferit Bey’i kapıda karşılamış, oturuncaya kadar da ayakta beklemişti. Söze Ferit Bey başlamıştı: “Bahsedeceğiniz meseleye birkaç gün önce vakıf oldum. Bir tesadüf bende bu sarsıntıyı yarattı. Doğrusu bu ilişkiyi daha duygu safhasındayken bilmek isterdim.”

Adnan Bey’in ikram ettiği sigarayı aldı ama yakmadı. Kül tablasının yanına koydu: “Bu ilişkiyi sadece sizin cesaretinizin sağlamış olmasını mümkün görmüyorum. Ayhan’ın kolayca farkına varılmayan bir apaş yanı vardır. Münasebetlerinizin çok ilerlediğini ve hatta ev halkının desteğini bile aldığınızı öğrendim. Evliliğin nihayete erdirilmesi için avukatıma talimat verdim. En kısa sürede bu karar alınacaktır. Bu arada sizin de ziyaretlerinizi seyrekleştirmeniz hepimizin haysiyeti açısından takdire şayan davranış olur.”

Adnan Bey ne diyeceğini şaşırmıştı. İnisiyatifi Ferit Bey ele almış ve görüşmeyi istediği gibi sonuçlandırmıştı. Adnan Bey bu görüşmeyle ilgili olarak arkadaşı Ethem Bey’e, “Beni hiç yormadı. Hiçbir ricama hacet kalmadan istediklerimin hepsini verdi. Ama beni görüşmekten men etti” demişti...

İnönü: Gömün bu bahsi

Gözlerden uzak yaşanan Adnan Menderes-Ayhan Aydan aşkı her geçen gün daha tutkulu bir hal alıyordu... Ancak, Başbakan Menderes için hiçbir şey süt liman değildi; siyasi yaşamı da aşk hayatı kadar karma karışıktı. CHP muhalefet baskısını artırmıştı. Özellikle Demokratlar’ın CHP Milletvekili Kasım Gülek için yaydıkları ‘sünnetsiz’ dedikodusu siyasi arenadaki çekişmeleri tırmandırmıştı. Diğer bir deyişle Demokrat Parti bu dedikoduyla ‘bel altından’ vurmuştu. Gerek bu siyasi çekişmelerin, gerekse yasak aşkın en ateşli olduğu günlerde CHP’nin yayın organı Ulus Gazetesi’nin eline müthiş bir fotoğraf geçmişti. Başyazar ve CHP eski Milletvekili Nihat Erim yazı işleri müdürünün odasına girdiğinde Hürriyet Gazetesi muhabiri Emin Karakuş, yazı işleri müdürü Cemal Sağlam’a işaret etti:

‘Şefkatle sevdiğim kadına...’

Göster şu resmi arkadaşımıza...


Sarı zarfın içinden çıkarılan fotoğraf Emin Karakuş’u dehşete sevk etti. Cemal Bey’e döndü:

Sor bakalım bu beyefendiye, bu resmi hakikaten basacak mı?

Cemal Bey’in muhatap olduğu soruya Nihat Erim sert bir cevap verdi:

Elbette! Bu Demokratlar kendilerini ne sanıyorlar ki? Üç günlük iktidarın sarhoşluğunda gözümüzü korkutacaklarını nasıl hayal edebiliyorlar?

Nihat Erim’in ‘basarız’ tehdidiyle Demokratları yola getireceğini sandığı fotoğraf bir bayana aitti: Ayhan Aydan’a! Fotoğraf, Menderes tarafından imzalanmıştı. Ve şu not düşülmüştü: ”Şefkatle sevdiğim kadına.” Fotoğraf yasak aşkın belgesiydi. Gazetelerde yer alması Demokrat Parti’nin ve Menderes’in siyasi geleceğinde tamiri imkansız yaralar açabilirdi. Ancak Ulus Gazetesi fotoğrafı basmaya cesaret edememiş ve İsmet Paşa’nın direktifini alma ihtiyacı duyulmuştu. Erim, Paşa’ya konuyu uygun bir üslupla çıtlatmış, sakin tavırlarından cesaret alarak fotoğrafı görmesi için önündeki sehpaya koymuştu. İsmet Paşa fotoğrafı görünce ayağa kalktı. Fotoğrafı parmak uçlarıyla Erim’e doğru itti, sonra kapıya doğru yanaşıp ardına kadar açtı: “Nihat Bey! Mahremiyete saygımın farkına varılmamış olmasına üzüldüm. Böyle seviyesiz oyunlara itibarım yoktur. Gömün bu bahsi ve bir daha açılmasına izin vermeyin.”

Yasak aşkın meyvesi: Dünyam

Adnan Menderes’le Ayhan Aydan aşkı zaman zaman sekteye uğruyor; ufak tartışmalara sahne oluyordu. Ancak tüm bunlara rağmen Adnan Bey’in en büyük arzusu Tatarı’ndan bir çocuk sahibi olmaktı. Ve Ayhan Hanım çok geçmeden müjdeli haberi verdi: ‘Hamileyim!’ Ancak Ayhan Hanım’ı çok zor bir doğum bekliyordu. Adnan Bey İstanbul’daydı. Ayhan Hanım’ın hamileliğini ilk gününden beri izleyen Dr. Alaaddin Bey bir başka hastasının acil doğumu için hastaneye gitmişti. Ayhan Hanım’ın ise sancıları tutmuştu, erken doğumun getirdiği sıkıntılar yoğunlaşıyordu. Sonunda Dr. Alaaddin Bey’e ulaşıldı ve Ayhan Hanım Zeynep Kamil Hastanesi’ne yetiştirildi... Bebek 8 aylık doğmuştu...

Ayhan Hanım acılar içindeydi. Bebek kucağına verilince sıkıntılardan kurtulmuş gibi rahatladı... Yüzüne uzun uzun baktı; Adnan Bey’e ne kadar benziyor... Adını Dünyam koyuyorum... Ancak Dünyam’ın ömrü çok kısa sürmüştü: 5 saat. Hastanenin koridorları Ayhan Hanım’ın çığlıklarıyla çınladı. Bu olay Ayhan Hanım’la Adnan Bey’in arasını açmıştı. Çünkü Ayhan Aydan’ın kulağına başvekilin başka kadınlarla birlikte olduğu da geliyordu. Kimseye haber vermeden apar topar Hambourg’a gitmişti. Aşkları büyük darbe almıştı...

La Boheme operası onun için oynandı

İZMİR’İN Çeşme ilçesi Alaçatı beldesinde kronik akciğer rahatsızlığına bağlı solunum yetmezliğinden perşembe günü akşam saatlerinde 85 yaşında hayatını kaybeden opera sanatçısı Ayhan Aydan, toprağa verildi. Alaçatı Pazaryeri Camii’nde öğle namazı sonrası kılınan cenaze namazı ardından Alaçatı Mezarlığı’na defnedilen Aydan’ı son yolculuğuna ailesinden yeğenleri ünlü tiyatrocu Ege Aydan, eski milli basketbolculardan Efe Aydan, kardeşi ile evli ünlü tiyatroculardan Sevda Aydan, manevi kızı Zaliha Ulutaş, damadı Metin Ulutaş, Ulutaş çiftinin kızları Aydan Ulutaş, yakınları, sevdikleri ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Yardımcısı Şadi Erdoğan, İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü Aytül Büyüksaraç, sanatçılar uğurladı. Manevi kızı Zaliha Ulutaş ve kızı Aydan Ulutaş’ın gözyaşlarını tutamadığı törende Sevda Aydan da güçlükle ayakta durdu. Ayhan Aydan’ın erkek kardeşiyle evlenen, ‘ Kaynanalar ’dizisindeki ‘Tijen’rolüyle bilinen tiyatro sanatçılarından Sevda Aydan, sık sık görüştüklerini söyledi: “Benim ondan, onun benden başka kimsesi yoktu” dedi. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Yardımcısı Şadi Erdoğan, sanatçıların çok zor yetiştiğini belirterek, “Bir yıldızımız daha kaydı” dedi. İzmir Devlet Opera ve Balesi de dün gece, daha önce Ayhan Aydan’ın sahneye çıktığı La Boheme adlı operayı kendisine ithaf ederek sahneye koydu.

(Arzu ÇETİK / İZMİR)
21/02/2009
VATAN

2012-02-10

Atatürk, İlke ve İnkılaplarını Yerleştirmek İçin Suçlu Suçsuz Demeden Binlerce İnsanı Astırdı

Atatürk, İlke ve İnkılaplarını Yerleştirmek İçin Suçlu Suçsuz Demeden Binlerce İnsanı Astırdı. İstiklal Mahkemeleri  Gerçeği


İrfan Orga, 'Atatürk' isimli kitabının 265'inci sahifesinde şöyle diyor:

İrfan Orga
"Bu vesileyle ülkenin huzurunu tehdit eden büyük isyanlar ve karışıklıklar meydana geldi. Nihayet hükûmet sıkıyönetim ilan etti. Ülkenin her yanında fevkalade yetkili mahkemeler (İstiklal Mahkemeleri) kurdu. Bu mahkemeler, isyancıları öncekinden daha çok harekete sevketti. Halkın içinde mukavemet ruhunu körükleyen ve din duygularını ayakta tutan din adamlarından pek çok kimse idam edildi. Kurulan askeri mahkemeler, hiçbir sekilde müsamaha göstermiyor, acıma ve yumuşama nedir bilmiyordu. Mustafa Kemal böylelikle bütün planlarını uyguladı. Bu hususta hiç bir vasıtayı elden bırakmadı. İnkilaplarla alay edenleri bile idam ettirmekten çekinmedi. Böylece bir çok suçlu ve suçsuz kimse cezalandırılmış oldu. Halkın iradesini hiçe sayarak inkilapların yerleşmesi için ağır metodları uygulamaktan geri kalmadı."

İrfan Orga, Atatürk, 265

------

İstiklal Mahkemeleri çok zaman, önce astı, sonra yargıladı.
Zaten mahkeme reislerinin arasında çok sayıda sabetaycı gizli Yahudi vardı. Mustafa Kamal Adıtürk de zaten gerçek kimliğini gizleyen  Sabetaycı bir Haindi....
Ona bu iki kimlikli yaşama ve aslıyyeti olan Yahudiliğini gizleme yöntemlerini hem ailesi hem de ilk mektep hocası Şemsi Efendi öğretmişti. Şemsi Efendi‛nin gerçek adı ise Şimon Zvi idi ve gizli bir hahamdı...

2012-02-07

Sabetaycılar Laikliği Türkiye'de Bir Din Haline Getirdiler. Laiklik maskesi ve bahanesi ile Müslümanlara inanılmaz zulüm ettiler

Sabetaycılar Laikliği Türkiye'de Bir Din Haline Getirdiler. Laiklik maskesi ve bahanesi ile Müslümanlara inanılmaz zulüm ettiler

Akit gazetesinde, kendisi de Türk ve Müslüman gözüken bir sabetayist iken daha sonra mahkemeye başvurup kimliğine "Musevi" yazdıran ve içinden çıktığı cemaatini deşifre eden Ilgaz zorlu ile yapılan ropörtajı sunuyoruz:


Cem’in dedesi Haham!


"Evet, Ben Selanikliyim" adlı kitabıyla tanınan Sabetaycı Ilgaz Zorlu, Cumhurbaşkanlığı tartışmalarını AKİT’e anlattı... 


Ilgaz Zorlu, "İsmail Cem İpekçi, köklü bir Sabetaycı aileye mensuptur... Büyük dedesi Haham’dır ve Sabetay Sevi’nin de yakın arkadaşıdır" dedi.


KARAKAŞLAR, KAPALI BİR KUTUDUR

"İpekçi, Karakaşlar kolundandır. Bu grup çok kapalı olduğu için size fazla bir şey söyleyemem. Ancak, Sabetaycılığın felsefesine ve ruhuna en sadık gruptur. Dıştan bakıldığında müslüman gibi görünürler, ama içlerine girdiğinizde Yahudi inancını desteklediklerini görürsünüz. Bunlar açık açık konuşulmalıdır. Aksi halde, gerçek ortaya çıktığında zor durumda kalınır. Kim olursa olsun, Sabetaycı biri bütünleştirici olmalıdır. Coşkun Kırca gibi, İslamcılara karşı çok açık bir tavır alınırsa, bu, hem cemaate, hem de Türkiye’ye zarar verir."

- Bağlı bulunduğunuz cemaatin içinde ilk defa siz ortaya çıkarak, bugüne kadar Sabetaycılıkla ilgili bilinmeyen gerçekleri kamuoyunun gündemine taşıdınız. Neden ortaya çıktınız ve cemaatin bilinmeyen gerçeklerini bütün ayrıntılarıyla anlattınız? 


- "Ben Sabetaycıyım, fakat bu kimliğimi uzun yillar Türkiye’de açıkça ortaya koyamadım. 400 senedir çok önemli isimlerin içinden çıktığı bir cemaatin mensubuyum. Bu cemaatin mensuplarının Türkiye tarihinin şekillenmesinde önemli rolleri oldu. 1924 Türkiye’sinde Türkiye’nin kuruluşunda Sabetaycıların çok ciddi rolleri var. Bunun için geriye dönüp baktığımızda ittihat Terakki dönemi hareketinin bir Sabetaycı hareketi olduğunu görüyoruz. Bunu her zaman ispatlamak mümkün. Hareket ordusu kalkıp Selanik’ten geliyor. İlk Mason locaları Selanik’te kuruluyor. Demiryolları Selanik’te, isçi hareketleri Selanik’te. Selanik’te ne var, Sabetaycılar var. Ben büyük bir sorunu tespit ettim. Sabetaycı olanlar, Sabetaycılığın ne olduğunu bilmiyorlar, en büyük problem burada. Kitaba ilgi olduğu için mutlu oldum ama ben bu kitabı aslında kendi cemaatim için yazdım. Çünkü cemaatten gizleniyordu gerçekler. Cemaatin 90’lardaki temel felsefesi suydu: Bu konuyu konuşmayalım. Bu konu kapansın. Nasılsa Türkiye’de bir noktaya geldi, pota olarak oluştu."


LAİKLİĞİ DİN HALİNE GETİRDİLER

- Cemaate ağır eleştirilerde de bulunuyorsunuz. Eleştirilerinizin en önemli noktası cemaati temsil eden kişilerin katı laiklik anlayışı?

- "Cumhuriyete karşı değilim, ben demokrasiye karşı değilim, ben laikliğe de karşı değilim. Ben bu kavramların olması gibi yerine oturmasını istiyorum. Laiklik bir din değildir, fakat Sabetaycılar laikliği bir din haline getirdiler. Aşırı insanlar görüyoruz bugün Türkiye’de. Bu insanlar cemaati temsil etmiyorlar. Yaptıklarının sadece kendilerini bağlaması gerekiyor. Fakat böyle olmuyor. Kavgalar bizim cemaatimizin yok olmasına neden oluyor." 

- Sabetaycılık nasıl doğdu?

- "Sabetaycılık 1700’lerden sonra 1800’lerin sonlarına kadar olan 150 senelik süre içerisinde tamamen kapalı bir şekilde yaşamış. 3-4 kuşak sonra insanlar Sabetaycılığın temel felsefesini kaybettiği için bu insanlar bir nevi ortada kaldılar ve bir nevi arayışlara girdiler. Başta Yakubi Cemaati olmak üzere Selanik’in batıya yakın olma özelliğinden kaynaklanarak Fransa’ya öğrenci göndermeleri başladı. Fransa’ya giden öğrenciler döndükdüklerinde Fransız ihtilalinin düşüncelerini getirdiler. Sabetaycılık içinde bunlar bir grup haline geldiler ve Sabetaycılar içerisinde bölünme başladı. Bu bölünmeler bir süre sonra cemaatin yenilikçilerin eline geçmesine neden oldu. 1900’lerin başına geldiğimizde Yakubiler ve Kapancılar’daki dini teşkilat hemen hemen yarı yarıya çökmüştür. 1900’lü yılların başında ise Yakubi ve Kapancılar’ın dini esaslara göre yönetildiklerini söylemek mümkün değil. Karakaşlar için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Onlar halen devam ediyorlar dini düşüncelerine. Halen organizeler ve halen din adamları yetiştiriyorlar. Fakat ben Yakubiler’in ve Kapancılar’ın bu dini organizasyonlarının bittiğini düşünüyorum." 

- Türkiye Cumhuriyeti topraklarına gelişleri de ilginç galiba? 

- "Türkiye’ye Lozan Anlaşması’nda yer alan mübadele hükmü gereğince geldiler. 1925’te geldikleri zaman, Türkiye küçük bir ülke değil büyük bir ülke. Fakat ülkenin nüfusu kalifiye değildi. Savaşlarla yokolmuş, Anadolu harap halde, perişan... İstanbul, İzmir, işgalden yeni çıkmış... Ve buraya bir topluluk geliyor. Bu topluluğun rakamının 25 bin olduğunu düşünüyorum. Bu topluluktaki insanların hepsi yurtdışında okumuşlar, her biri birkaç lisan biliyor. Hepsi burjuvaziyi oluşturmuş, işadamı kökeninden geliyor. Sanayiciler var aralarında Bezmenler, İpekçiler örneğinde olduğu gibi. Bu insanlar Türkiye’ye geldiğinde ülke onlar için bomboş bir alan. Bu nedenle çok kısa zamanda Türkiye’de belirli bir yerlere gelmeleri rastlantı olmadı." 

- Türkiye’de köşebaşlarını nasıl ele geçirdi Sabetaycılar?


- "O dönemde basın ellerine geçti. Akşam bugünkü Bilgin ailesinin elinde, Yeni Asır ise yine Bilgin ailesinin. Vatan Gazetesi Ahmet Emin Yalman’ın elinde. Yalman Yakubi’dir. Tan gazetesinin sahibi Serteller’e bakınca onlarda Sabetaycıdır ve Kapancı koluna mensuplardır. Bu ekolden gelen sol tandasta Ahmet Emin Yalman’ın yanında yetisen Abdi İpekçi’yi görüyoruz. Yalman’ın çizgisindeydi. Basın Sabetaycıların Türkiye’de etkinlik kazanmasında çok etkili oldu." 

- Sabetaycılar’ın nüfus kağıtlarında Müslüman yazıyor, gerçekte Müslüman mısınız? 

SABETAYCILARIN ÇOĞUNUN DİNİ LAİKLIKTİR 

- "Müslüman değildir Sabetaycılar, çünkü Müslümanlığı hiç görmediler hiç yaşamadılar. Belki içlerinde çok az tarikata girmiş insanlar olabilir. Ama bunlar hiçbir zaman İslam dinine gerçek anlamda inanmadılar. Yahudi kabalizmine bağlı inançlarını sürdürdüler. Laiklik bu insanlar için bir düşünce olarak hep varoldu. Bunu bir din haline getirdiler. Bana göre Sabetaycıların dini laikliktir. Ben cemaatin en başındaki insanlara şunu söylemek istiyorum:

Sabetay Sevi’nin cemaatin yaşaması için verdiği emirler ortadayken, bir Yahudinin yok olmaması için verilen emirler Tevrat’ta verilmişken, nasıl ki Sabetaycı hahamlar veya Sabetaycı ileri gelenler bu işin bitmesi hakkını kendilerinde görebiliyorlar. Işte ben buna karşıyım. Başta yalnızdım. Fakat cemaatin içinde bu kitabı okuyan, benim gibi düşünen insanlar var. Bugün Sabetaycıların içinde büyük bir gençlik grubu bu işin bitmemesini, Sabetaycıların kendi inançlarını sürdürmelerini istiyorlar. Kitapta amaçladığım en önemli noktalardan biri de şuydu. Sabetaycılar 70 sene boyunca hiç tanımadıkları bir grupla düşman oldular. Onlar İslamcilardı. Hiç tanımadılar bu insanları. Çünkü Sabetaycılar Anadolu kökenli bir topluluk değil. Anadolu kökenli bir topluluk olmadıkları için Anadolu’nun içinde meydana gelen olaylardan bihaberler. Yaşadıkları çevreler Nişantaşı-Maçka-Osmanbey üçgeni. Bu üçgen içinde yaşamış insanlar nasıl kalkıp da diğer insanlara düşman olabilirler. Çünkü Sabetaycıların önüne getirilen olaylar 1930’ların Türkiye mantığıdır. 30’ların, 40’ların Türkiye’si çok açık söylemek gerekiyor, kuvvetli bir iktidarın oldugu bir yönetimdir. Iktidarın insanlara belirli ideolojileri bastırarak kabul ettirdiği bir dönemdir." 

- Sabetaycıların Türkiye’ye gelişinin üzerinden 75 yıl geçti. Türkiye’deki Sabetaycılık şu anda hangi noktada? Cemaatin ideolojik tercihleri nasıl?


- "Şunu çok çok açık olarak söylüyorum, Yakubi ve Kapancılar’ın arasında dini taraf hemen hemen çok azalmıştır. Kendi cemaatim olan Kapancılar Şişli Terakki yolsuzluğunda olduğu gibi, cemaatin bir takım vakıf mallarını ele geçiren hırsızlar, cemaat adına bir takım kararlar vererek, kendilerinin hem Sabetaycı olduğunu kabul etmemektedirler, hem Sabetaycı vakıf malları üzerinde tasarrufta bulunmaktadırlar, olay tamamen paraya dönmüştür." 

YOLSUZLUKLAR CEMAATE KAN KAYBETTİRİYOR 

- "Cemaatteki en acı olay Halil Bezmen olayıdır. Çünkü Halil Bezmen cemaatten ve piyasadan topladığı muazzam bir servetle ABD’ye kaçmıştır. Zaten ben inanıyorum, Şisşli Terakki Lisesi’nin yöneticisi olan insanlar da uzun vadede aynı şeyi yapacaklar. Bu insanlar, bir çizgi çiziyorlar Türkiye’de. Bu genelde Kemalist bir çizgi. Fakat bunu yaparken, sol partilerde yer alıyorlar. Fakat bunu yaparken cemaatin içerisinde bir takım olayların içerisine giriyorlar. Şişli Terakki Lisesi’nde bağlantılı olmayan kişiler sadece Sabetaycı oldukları için okul yönetimindeler. Orası bir cemaat okuludur. 2000’li yıllarda Sabetaycılığın cemaat organizasyonu kaybolduğu için bir takım mallarını ele geçiren kişiler, kendilerinin cemaati yönetiyormuş izlenimine kapılarak, kendi istediklerini yapıyorlar." 

- Sabetaycılık yıllar geçtikçe nasıl nesilden nesile geçiyor? Dini eğitim cemaat içerisinde nasıl veriliyor? 

- "Sabetaycıların içerisinde her zaman din eğitimi konusu çok önemli. Dini eğitim bugün sabetaycılarda veriliyor, kimse verilmiyor diyemez. Nerelerde verildiğini de biliyoruz, kimlerin verdiğini de biliyoruz. Bence bu vicdani bir olaydır, insanlar istedikleri gibi dini eğitim alabilirler. Karakaşlar’da da, Yakubiler’de de, Kapancılar’da da dini eğitim veriliyor. Bunun haricinde yurtdışında yaşayan pek çok Sabetaycı var ki, bunlar zaten yahudi cemaatlerine başvuruyorlar ve orada yahudilik eğitimi alıyorlar." 

- Dini eğitim noktasında Sabetaycılık ile yahudilik arasında paralellik var mı?

- "Hayır yok. Türkiye’deki yahudiler kendi eğitim kurumlarına Sabetaycıları kabul etmiyor." 

- İsrail devletinin Sabetaycılara bakış açısı nasıl?


- "Bence bunu İsrail Başkonsolosu’na sorun. İsrail Sabetaycılık konusunda konuşmuyor. Çünkü bu onlar için vicdani bir hatadır. İsrail bugün dünyada yahudi düşmanlığından ve anti-semitizmden şikayet eder. İsrail devletine şunu söylemek istiyorum. Başkalarından beklediğiniz hoşgörüyü siz de Sabetaycılara gösterin. Sabetaycılara karşı hiçbir hoşgörüsü hiçbir destekleyici tutumu yoktur. Sabetaycıları dini olarak hiçbir şekilde kabul etmemektedir." 


İSRAİL İÇİN SABETAYCILAR SAVAŞMAYA GİTTİ 

- Yani Sabetaycılar İsrail’in çıkarları doğrultusunda çalışan bir dini grup değil size göre? 

- "Hayır bu olamaz. Şöyle bir olayı görmek lazim. Sabetaycılık felsefe olarak Ortodoks Yahudiliğinin dışında olan bir olay. Bu noktada ulaşma mümkün değil. Sabetaycılar mistik yahudilerdir. İsrail de mistik Yahudiyi dışlayamaz benim iddiam bu. Sabetaycılar hiçbir zaman açıkça İsrail’i desteklemedi. Fakat bazı Sabetaycılar destekledi. Bazı Sabetaycılar İsrail devleti için savaşmaya bile gittiler. İsrail’in Ramle kentinde bugün yahudi olan çok sayıda Sabetaycı yaşamaktadır." 

- Masonlukla Sabetaycılık arasındaki bağlantı nedir? 

- "Çok fazla sayıda Sabetaycı mason tanıdım. Ben şunu gördüm. Masonluk bir anlamda Sabetaycılar için bir din haline gelmiş. Bir dinin seromoni kısmını masonlukta buluyorlar. Nitekim pekçok Sabetaycının da mason olmasının sebebi bu."

- 50 sonrasında dönem dönem Sabetaycıların hangi siyasi akımları desteklediği konusunda nasıl bir tablo karşımıza çıkıyor? 

- "Cemaat direkt olarak hiçbir partiyi desteklemedi. Gruplasma kalktığı için böyle bir destekleme olmuyor açıkça. 2000 yılına giriyoruz, bugün sabetaycılar birbirinden habersiz. Cemaat kararı alarak destekleme olmamıştır ama, aynı kültürel evreni paylaşan insanların, aynı siyasi eğilimleri gösterdiği konusunda kuşku duymuyorum. Bu zaten bilimsel olarak üzerinde çalışılan bir konu. Demokrat Parti döneminde Fatin Rüştü Zorlu Sabetaycıydı. Demokrat Parti deneyimi 60 ihtilali ile bozulmuştur. Cemaat 60 ihtilalini desteklemiştir. 70’lerde siyasi sahneden biraz biraz çekilmeye başladılar. Çünkü siyaset Anadolu kökenli bir hal almıştır. 1930’ların elitist halktan kopuk devlet adamı fikri halkın daha fazla katılımının olduğu döneme bıraktı. 70’lerde büyük sol hareketlerin içinde Sabetaycıların oldugunu görüyoruz." 

- 12 Eylül darbesinin ardından cemaatin siyasi tercihleri hangi doğrultuda oldu?


- "80’lerden sonra Sabetaycılık Özalizmle bağdastı. Özal’ın Sabetaycıları çok ciddi olarak etkilediğini görüyorum. Ondan sonra zaten Türkiye’nin siyasi ve ahlaki yapısı değişmiştir. Sabetaycılar Özalizmin içinde erimişlerdir.!" 


İPEKÇİ AİLESİ HAHAMLIK DAHİ YAPMIŞTIR 

- Son ayların en önemli konusu olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gelirsek, DSP’nin adaylarından İsmail Cem ile ilgili yapılan yorumlar Sabetaycı olduğu yönünde. İsmail Cem Sabetaycı mıdır? 

- "Evet Sabetaycıdır. Cumhurbaşkanı adayları arasında yer alan çok kıymetli İsmail Cem’in kendisi pek kullanmasa da İsmail Cem İpekçi, İpekçi ailesine mensuptur. Dini geçmişi olan ve cemaat içinde hahamlık yapmış bir ailedir.

Sabetay Sevi’nin çok yakınında yer alan bir kişidir İpekçi’nin ailesinin en başındaki isim. Cem’in yanısıra adaylık tartışmalarının başladığı ilk günlerde ismi gündeme gelen başka Sabetaycılar da vardi. Büyükbabası hem haham, hem Mevlevi şeyhi olan Emre Gönensay. Ve her ne kadar Sabetaycı olduğunu reddetse de, geçmişte bir Fransız gazeteciye Sabetaycı kökenini itiraf ettiğine dair bilgi gelen Coşkun Kırca. Bu isimleri saymakta hiçbir beis görmüyorum. Çünkü, bunları Yahudi cemaati de açıklamıştır, bu cemaatin önde gelen isimlerinden Hario Ocalyo da açıklamıştı. Şahit onlardır." 

- Sabetaycı bir ismin Cumhurbaşkanlığı’na sıcak bakıyor musunuz?


- Ben şuna karşıyım. Yahudi cemaatinin içinde aman şuna, aman buna karışmayalım, konuşmayalım. Ben açıklıktan, her şeyin açıklıkla konuşulmasından yanayım. Yalan söylendiğinde, gerçekler saklandığında, gerçekler bir şekilde ortaya çıkacak. Gerçekler ortaya çıktığında da zor durumda kalacaksınız." 

EĞER İSMAİL CEM CUMHURBAŞKANI OLURSA... 

- "Eger bir Sabetaycı Türkiye’de Cumhurbaşkanı olursa, ben buna sevinirim. Fakat benim sevincimin devam edebilmesi ve benim ve diğer Sabetaycıların da mutlu olabilmesi için, Cumhurbaşkanlığı makamına gelecek olan Sabetaycı kişinin, öncelikle devletin içerisinde bütünleştirici özelliği olması gerekir. Eğer bu kişi 1930’ların elitist mantığıyla yaklaşırsa ve Coşkun Kırca örneğinde olduğu gibi İslâmcılara karşı çok açık bir tavır alıp, bir takım başka siyasi hesaplar yaparsa, hem cemaate zarar verecek, hem de Türkiye’ye zarar verecektir. Eğer İsmail Cem Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanırsa, Türkiye’de yaşayan Sabetaycı bir vatandaş olarak Çankaya Köşkü’nde nasıl cuma namazlarına sayın Demirel gidiyorsa, Cumartesi günleri de Çankaya Köşkü’nde Sabak Defilesi yapılması için ben bizzat Cumhurbaşkanlığı’na ve Meclis’e başvuracağım. Bunu çok arzu ediyorum. 

Hatta Cumhurbaşkanı’nın Yahudilerin dini bayramlarının olduğu günlerde, çalışmaması gerektiğini düşünüyorum. Hatta hatta, sayın Cumhurbaşkanı’nın bu takdirde kafasına kipa takarak dolaşması da gerekebilir. Çünkü bu onun dini inancıdır, bunu yapması gerekir. Sabetaycı Cumhurbaşkanı bunu yaparsa Türkiye’de diğer insanlar ne yapar, bu da ayrı bir konu olur." 

- Ismail Cem Ipekçi’nin cemaat içindeki konumu nedir? Cemaatin hangi koluna mensup? 

- "Sayın İpekçi, Karakaşlar kolundan. Karakaşlar grubu çok kapalı bir grup olduğu için size fazla bir şey söylemem çok zor. Karakaşlar Grubu Sabetaycılığın felsefesine ve Sabetaycılığın hâlâ organizasyon olarak devam etmesine en sadık grup. Ipekçi ailesi hakikaten hususiyeti olan bir ailedir. Ailenin geçmişinde çok dindar insanlar da çıkmıştır. Böyle bir dini ortamda yetişen bir kişinin kalkıp da dindışı hareket etmesi biraz zor gibi gözüküyor. Karakaşlar hiçbir zaman açık olmadılar. İnsanlarla Sabetaycılıkları konusunda hiç konuşmazlar. Dışarıdan baktığımızda Müslüman gibi gözükürler. İçlerine girdiğiniz zaman kuvvetli bir Yahudi inancını desteklediklerini görürsünüz. Ve çok açık olarak söylüyorum, Türk diplomasisinin yakından tanıdığı 4-5 diplomatın ailesi Karakaş grubundandır."


Kaynak: Akit Gazetesi

2012-01-24

TSK'daki Sabetayist Kadrolaşma ve Org. Yaşar Büyükanıt

TSK'daki Sabetayist Kadrolaşma ve Org. Yaşar Büyükanıt

Ulusalcı hareketin lideri olan Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt’ı konu etmiştik. Bunun üzerine, gayretli bir akademisyen arkadaşımız, Paşamızın soy kütüğünü merak etmiş ve araştırmış. Uzun sürdüğünü ifade ettiği araştırması sonunda ulaştığı çok ilginç bilgileri bizimle paylaşmak için sitemize maille göndermiş. Bizler de Büyükanıt Paşa ile ilgili bu çarpıcı bilgileri sizlerle paylaşmayı bir sorumluluk olarak gördük. 

Bize bu bilgileri gönderen ve ismini dahi bilmediğimiz bu arkadaşımıza en derin teşekkürlerimizi sunuyoruz. 


Sabetaylar, halkımızın bildiği üzere aslen Yahudi asıllı oldukları halde, içinde bulundukları toplumda menfaatlerini korumak ve devletin etkili makamlarına yükselmek için, inançlarını, soylarını, ibadetlerini ve birlikteliklerini gizli olarak sürdüren 300 yıllık bir Yahudi tarikatının mensuplarıdır.

Sabetay kökenden gelen ve bu inançlarını koruyan aileler, çocuklarına iki ayrı isim koyarlar. Bu isimler seçilirken, verilen ismin birisiyle çocuğun toplum içinde gizlenebilmesine, verilen diğer isimle de Musevi inanca bağlılığın çocuğa hatırlatılmasına dikkat edilir. Birinci isim Türk- Müslüman isimlerinden seçilir. İkinci isim ise, Musevi inancına uygun, ancak dikkat çekmeyecek şekilde Türkçeleştirilmiş isimler arasından konulur. 

Sabetay tarikatının kurucusu olan Sabetay Sevi, bundan yaklaşık 300 yıl önce Osmanlı sarayınca öldürülme korkusu sebebiyle göstermelik olarak Müslümanlığı tercih etmiş ve 'Mehmet' ismini almıştır. Daha sonra bu davranışı, tarikat mensupları tarafından uyulması gereken bir kural olarak kabul edilmiştir. Bu yüzden Sabetaylar arasında, birinci isim olarak, Sabetay Sevi’ye izafeten Mehmet isminin konulması çok yaygındır</B>. 

Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın babasıolan Mehmet Sırrı Büyükanıt, Sabetay geleneklerine uygun olarak oğluna, ilk isim olarak Mehmet ismini koymuştur. Üstelik Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın dedesinin ismi de Mehmet Kamil Büyükanıt’tır. Baba Mehmet Sırrı Büyükanıt, diğer oğluna da ilk isim olarak Mehmet ismini koymuştur: Mehmet Erkan Büyükanıt!. Büyükanıt Ailesi'nde Üç nesilde ve her iki kardeşte ‘Mehmet’ ilk isimdir. Büyükanıtlar, Sabetaylığa bağlı ve inanç kimliğini yitirmemiş aileler arasındadır.

Sabetay tarikatının isim koyma usullerinden birisi de, ‘anne veya babasının soyadı’nın, çocuğa ikinci isim olarak verilmesidir.' Yani, anne veya babanın soyadı çocuğun ikinci ismi olur. Büyükanıt Ailesi’nde de bu usule uyulmuştur: Anne Fikriye Eryaşar’ın soyadı, oğul Mehmet Yaşar Büyükanıt’a, ikinci isim olarak verilmiştir. Bu geleneği Büyükanıt Paşa, kendi kızına isim koyarken de ihmal etmemiştir. Eşinin soyadı olan ‘Bengü’yü kızına ikinci isim olarak vermiştir: Fikriye Bengü Büyükanıt.
Sabetayların birbiri ile evlenmelerine dair tarikat kurallarına uygun şekilde, Mehmet Yaşar Büyükanıt Paşa, kızını rastgele birisiyle değil, tescilli bir yahudi dönmesiyle evlendirmiştir:Ercan Caymaz.

Ercan Caymaz’ın annesi Sevim Caymaz’ın (Sabetaylar tarafından kızlara isim konarken, yine Sabetay Sevi’nin anısına, ‘Sevi, Sevgi, Sevim, Sevin’ isimleri tercih edilir.) Dedesi Yahudi MERKADO, Nenesi Yahudi bir kız olan ESTER’dir.
Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın dünürünün annesi SARA ÖZCANDAN’ın Yahudi olduğu açık bir şekilde İstanbul Beşiktaş Ortaköy mah. nüfusunda 27304954150 TC kimlik nosu ile kayıtlıdır. Ancak yahudi olduğunun izini kaybettirmek için nüfusunu İstanbul Üsküdar Tabaklar Mahallesine 31504865642 TC nosu ile aldırmıştır. Nüfus kütüğü değişikliği ile izini kaybettirmeye çalışırken Sara olan ismini Melahat; Yahudi olan dinini de İslama çevirtmiştir. Nüfus kütüğünü değiştirmek ile kalmamış İstanbul Üsküdar Tabaklar nüfusundaki 1.cilt 34. sayfayı yırttırarak geride aklınca delil bırakmamaya çalışmıştır. 


Damat Ercan Caymaz’ın ağabeyi Erhan Caymaz da, Sabetayların okulu olan Şişli Feyziye Mektepleri Vakfı Özel Işık Lisesi 1985 mezunudur.

Yahudi dönmesi Sabetay Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın yakın akrabalarına bir göz atalım:

Annesinin Babası: Mehmet Yaşar
Babasının Babası: Mehmet Kamil
Babası: Mehmet Sırrı
Amcası: Mehmet Sadık
Kardeşi: Mehmet Erkan
Dayısı: Mehmet Bahaettin
Dünürü: Mehmet Selim (aslen Yunanistan’a yerleşen İspanya Yahudilerinden Salamon-Süleyman’ın oğlu)

Sabetay Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın annesi Fikriye Hanım, Ürdün’ün güneyinde, İsrail sınırında bulunan MAAN şehrinde doğmuştur. İsrailliler, Maan’ın kendi toprakları olduğunu iddia etmektedirler.

Bir de Büyükanıt Paşa’nın akrabalarına ait ve Sabetayların sıkça kullandığı soyadlara bakalım:
Büyükanıt
Sütemen
Ercimen
Hürman
Talaman
Yanç
Bengü
Eryaşar

Yukarıda ismi geçen kişilerin TC kimlik numaraları:

Kendisi:
Mehmet Yaşar Büyükanıt
TC kimlik numarası: 26021184734

Babası:
Mehmet Sırrı Büyükanıt
TC kimlik numarası: 35353699878 ve TC kimlik numarası: 26027184516
Soy ağacının izini kaybettirmek için kütük değiştirmiş. Kütük, Kocaeli’nden yanı başındaki İstanbul’a aldırılmış.

Annesi:
Fikriye Büyükanıt (Eryaşar) 
TC kimlik numarası: 35338700346 ve TC kimlik numarası: 34099741254

Annesinin Babası:
Mehmet Yaşar 
TC kimlik numarası: 34105741094

Babasının Babası:
Mehmet Kamil Büyükanıt 
TC kimlik numarası: 35341700272

Kardeşi:
Mehmet Erkan Büyükanıt 
TC kimlik numarası: 45955331588 ve TC kimlik numarası: 35323700856

Eşi:
Bilge Filiz Büyükanıt 
Kızlık soyadı: Bengü, TC kimlik numarası: 35314701138

Kızı:
Fikriye Bengü Büyükanıt 
TC kimlik numarası: 39466547712

Amcası: 
Mehmet Sadık ….. 
TC kimlik numarası: 25621645270

Dayısı: 
Mehmet Bahaettin Eryaşar 
TC kimlik numarası: 34090741536

Dünürleri:
Mehmet Selim Caymaz 
TC kimlik numarası: 39481547292
Sevim Caymaz 
TC kimlik numarası: 39478547366

Damadı:
Ercan Caymaz 
TC kimlik numarası: 39472547584

Dünürün Annesi:
Melahat Özcandan (Asıl ismi: Sara Özcandan)
TC kimlik numarası: 31504865642, Asıl TC kimlik numarası ise: 27304954150
Merkado-Ester kızı 1321 (Rumi) yılı İstanbul doğumlu. 

2012-01-02

Yakın Tarihimizde Dönmelik ve Dönmeler (kitap tavsiyesi)

Yakın Tarihimizde Dönmelik ve Dönmeler (kitap tavsiyesi)

- 350 senedir, Türk ve Müslüman gibi yaşayan Dönmelerin aslı nedir?
- Sahte Mesih, İzmirli Sabatay Sevi kimdir?
- Sevi, neden yalandan Müslüman oldu ve sonra neden döndü?
- Sevi'nin kurduğu Dönme inancı nedir? Kime Dönme denir?
- Dönmeler, üç bucuk asırdır, neden Yahudi ve Musevi kaldılar? Neden gizleniyorlar?
- Dönme tarihinde karanlık noktalar...
- Dönmelerin ağzından, gizli hayatları...
- Dönmeler, nasıl yaşar, nasıl ibadet ederler?
- Türkiye'de kaç Dönme var?
- Yeniden Musevi olmak isteyen Dönmeler
- Dönmeler arasında kalem savaşı ve açıklanan asırlık sırlar...
- Diğer ülkelerdeki Dönmeler...


Yazar: M. Ertuğrul Düzdağ
Yayınevi: Zvi-Geyik Yayıncılık
Sayfa sayısı: 366
ISBN: 975851614-0
Basım tarihi: İstanbul / 2002 - Kasım

2011-12-24

Evet Ben Selanikliyim! (Sabetaycıyım!)

Evet Ben Selanikliyim! (Sabetaycıyım!)


Selanikli deyince ne gelir aklınıza? 1) Selanikli Yunanlılar. 2) Nazilerin katlettiği Selanikli yahudiler. 3) 1924'te mübadeleyle Türkiye'ye göç eden Selanikli müslümanlar. 4) Aynı mübadeleyle gelen ‘‘dönmeler.’’ İşte ‘‘Selanikli’’ denildiğinde, özellikle son kategoride olanlar kastedilir. 17. yüzyılda mesihliğini ilan edip, sonra müslümanlığı kabul etmek zorunda kalan İzmirli yahudi Sabetay Sevi'nin yandaşı birkaç ailenin soyundan gelen ‘‘Selanikliler’’, daha doğrusu ‘‘sabetaycılar’’, 350 yıl cemaatleri hakkında ser verip, sır vermediler. Ama 1990'larda içlerinden biri yazmaya, anlatmaya başladı. Ilgaz Zorlu, 29 yaşında. Annesi sabetaycı, babası dindar müslüman bir aileden. Cemaatinde çok iyi tanınıyor. Kimi ona deli diyor, kimi hain. Prof. Dr. İlber Ortaylı, ondan şöyle söz ediyor: ‘‘Bugün Sabetaycılar kendilerini henüz açıklamaz. Tek istisnanın, ama hakikaten tek istisnanın Ilgaz Zorlu olduğunu takdirle belirtmek gerekir.’’ Belge Yayınları, Ilgaz Zorlu'nun makalelerini ‘‘Evet, Ben Selanikliyim/Türkiye Sabetaycılığı’’ başlıklı bir kitap halinde yayınlandı. Onunla hayatını, sabetaycılığı ve sabetaycı cemaati konuştuk.

Sabetaycılığı ne zaman keşfettiniz?

-Annemle babam çalışıyorlardı, bana anneannem baktı. Anneannem Selanik'te doğmuş ve 24 yaşında mübadeleyle buraya gelmiş. Atatürk'ün ilkokul öğretmeni Şemsi Efendi de dedemin dedesi. Şemsi Efendi yaşadığı dönemde, büyük bir Kabbala bilgini ve sabetaycılar içindeki cemaatleri (Kapancılar, Karakaşlar, Yakubiler) birleştirmeye çalışıyor. Düşünün, üç yüzyıl boyunca müslüman gözüküyorsunuz, içerde yahudiliği uyguluyorsunuz, daha doğrusu yahudiliğin kabbalistik, mistik bir bölümünü. Cemaat tamamen içine kapalı. Ben 19 kuşak boyunca Sabetay Sevi'nin kardeşinin soyundan bir aileden geliyorum. Büyükannemin çok sağlam bir sabetaycı kültürü var, ama korkuyor. Çünkü Varlık Vergisi olayını, ondan önce Karakaş Rüştü olayını yaşamış. Cemaat asimile olma kararı almış.

KARAKAŞ RÜŞTÜ OLAYI

Karakaş Rüştü olayı nedir?

-Sabetaycıların Karakaş grubundan olan bu adam 1924'te bir anlaşmazlık sonucu cemaatin sırlarını gazetelere ifşa ediyor ve Atatürk'e mektup yazıyor. Biz asimile olamıyoruz, bizi ne olur müslüman yapın diyor. Anneannem korkarak anlatırdı. Bu olay olduğu zaman evleri basacaklar şayiası ortaya çıkmış. Birçok aile ellerindeki belgeleri yakmış.

Size de aynı gözle bakanlar var mı cemaat içinde? İkinci Karakaşzade Rüştü olduğunuzu söyleyenler?

-Evet, evet tabii. Benim için önce bu adam kendini Sabetay Sevi sanıyor dediler. Deli olmakla, Karakaşzade Rüştü olmakla, Mesih olmakla suçlandım. ‘‘Allah kahretsin, başımıza dert açacaksın’’ dediler.

Büyükannenizden neler öğrendiniz?


-Ben büyükannemi tanıdığım zaman yaşlanmıştı. Sürekli Sabetay Sevi, Sabetay Sevi diye anlatıyordu. Öğrendiklerimi anneme söylediğim zaman bir temiz sopa yedim. Annem attı beni evden. Hakikaten attı, sekiz yıldır da görmüyor. Annemin çevresinde insanların çok orijinal bir tarih teorisi vardı: Orta Asya'dan İspanya'ya gittik, İspanya'dan Selanik'e geldik! Biz yahudi değiliz! Halbuki bir akarsu düşünün, iki ayrı mecraya gidiyor, ama kaynak aynı. Yani yahudilikle sabetaycılık aynı. Çocukluğumda büyükannemin arkadaş grubuyla beraberim. Büyükannemin grubunda dini ritüeller uygulanıyor. Hanımlar bir araya gelirdi. Fatma Hala dediğimiz bir akrabamız vardı. Birden bir kitap çıkarır ‘‘Sabetay Sevi’’ diye bir dua okumaya başlardı. ‘‘Aman Fatoş kimsecikler duymasın’’ denir, perdeler kapanır, ben yatağa götürülürdüm. Bu insanlar hala Sabetay Sevi'ye inanıyorlardı, ama gizliyorlardı. Büyükannem öldükten sonra onun arkadaşlarıyla birebir konuşmalar yaptım, kasetlere aldım. Bu iş çok hoşuma gitti. Gizli olması ilginçliğini daha da arttırıyor. Unutmuyorum, büyükannem arkadaşlarıyla sokakta yürürken bir hanıma selam verdi, sonra, ‘‘aman selam verdiğimi görmesinler’’ dedi. ‘‘Neden’’ diye sordum. ‘‘O komşulardan’’ dedi. Komşular, sabetaycılar içinde bir grubun diğer grup için söylediği bir söz. Bütün bunları kafama taktım.

SABETAYCILAR YAHUDİDİR

Cemaatin yaşlılarıyla konuştunuz...

-Sözlü tarihi başlattım cemaat içinde. Büyükannemin kuşağındaki 65-70 kişiyle tek tek konuştum. Karşıma ilk şu çıktı: Biz Selanikli değiliz! Ben o yüzden kitabım adını ‘‘Evet, Ben Selanikliyim’’ koydum. Selanikli olmak utanç verici bir şey gibi kabul ediliyordu. İnsanlar, sizin fikirlerinizi eleştirmekle uğraşmıyor, geçmişinizle uğraşıyor. Pis yahudi, pis dönme diyor. Ben buna karşı çıktım. Dedim ki evet ben dönmeyim, Selanikliyim. 1991'de İsrail'e gittim.

Araştırmanızı sürdürmek için mi yoksa sabetaycılığın kökeninin yahudilikte olduğunu görüp yahudi olmam gerekir düşüncesiyle mi gittiniz?

-Evet, bunu düşündüm ve hiçbir zaman gizlemedim. Sabetaycılık yahudiliğin bir parçasıdır.

Eski kuşaktan olan sabetaycılar da kendilerini yahudiliğin bir parçası olarak mı niteliyorlardı?

-Sabetaycılar kendilerinin gerçek yahudiler olduğuna inanıyorlar. İsrail'de inanılmaz bir şey buldum. İkinci Cumhurbaşkanı İzak Ben Zwi, bir sabetaycı. Ailesi Polonyalı ama Osmanlı döneminde Türkiye'de eğitim görmüş. Sonra da Filistin'e gitmiş. Sabetay soyundan geldiğini belgelemek için Ben Zwi (Sabetay'ın soyadı) soyadını almış. Mirasını Ben Zwi Enstitüsü'ne bağışlıyor. Sabetaycıların kaynaklarının İsrail'e getirilmesi için talimat veriyor. Ama Sabetaycılık İsrail'de yoktur. Oradaki görüş şudur: Bunlar 350 yıl önce yahudilikten ayrılmış, müslüman olmuşlardır. Ama burada hep bir açık kapı bırakmak zorundalar. Çünkü yahudilikten insanlar atılamaz. Kökene bağlıdır. 350 sene boyunca bu adamlar yahudilik inancını sürdürdü. Bugün herkes bunu devam ettiriyor demiyorum tabii.

Sizin İslamcı kesimle de diyaloglarınız oldu. Kitabınızda Mehmet Şevket Eygi'ye de teşekkür ediyorsunuz.

-Evet, Mehmet Şevket Eygi'yle tanıştım. Akit Gazetesi'nde de kitapla ilgili yazılar çıktı, kötü yazılar değildi bunlar. Mehmet Şevket Eygi'den çok yardım da gördüm. O da Türkiye'deki bütün etnik grupların tarihinin araştırılması konusunda hemfikir benimle. Neticede bu bir kültür.

Niçin yahudi olmak istediniz?

-Bu sembolik bir olaydı. Örneğin sabetaycı bir genç kız bir yahudi erkekle evlendiği zaman çocukları yahudi kabul edilmiyor. Ben bunun düzeltilmesini istiyorum. Başvurdum. Resmi başvurularımı yok sayıyorlar. Türkiye-İsrail ilişkilerine bakıyorlar.

Cemaatin içinde gerçekten müslüman olup da giden var mı?

-Ben bunu hiç görmedim. Ateist olanlar veya yeni bir akım olarak budizm gibi dinlere ilgi gösterenler var.

Sabetaycılar, kendilerinin genel yahudilik şemsiyesinin bir parçası olduğu yolundaki düşüncenizi paylaşıyor mu?

-Bir sabetaycı ailede kız bir yahudiyle evleniyor. Sabetaycı kızın annesi diyor ki ‘‘kızım aslına döndü.’’

Efsanevi İzmirli
Sabetay Sevi (1622-1676) İzmirli bir yahudiydi. Kabbala mistisizmine büyük ilgi duydu. Mesih olduğunu bildirdi. 1660'larda bu açıklama üzerine Avrupa'nın her yerinden yahudiler heyecanla gözlerini İzmir'e diktiler. Yahudi dünyasının bu müjdeyle altüst oluşunu, Claude Gutman ‘‘İzmir'in Çılgın Dedikoduları’’ (Çev: Meral Gaspıralı, Cep Yay., 1994) adlı romanında anlatıyor. Ancak Osmanlı yönetimi işe el koydu; Sabetay Sevi'yi müslüman olmaya zorladı. Sevi müslümanlığı kabul etti, yahudiler ondan yüz çevirdiler, ancak bazı aileler ona inanmayı sürdürdü ve onunla birlikte sürgüne gitti. O günden sonra ‘‘dönme’’ denilen bu cemaat Selanik'te yüzyıllarca yaşadı. Kapancılar, Yakubiler, Karakaşlar adıyla üç ayrı gruba bölündü. İç evlenmelerle bütünlüğünü korudu. 19. yüzyılda batılılaşmanın etkisinde kaldı, modern okullar (Fevziye, Terakki) açtı, üyeleri arasında çokca mason ve Jöntürk vardı. 1924'te mübadeleyle Türkiye'ye geldi. II. Dünya Savaşı sırasındaki ‘‘Varlık Vergisi’’ uygulamasında, gayrimüslimler gibi çok yüksek vergi ödemek zorunda kaldı. Ilgaz Zorlu, sabetaycıların müslüman gibi gözükmekle birlikte, yüzyıllar boyu evlerde gizlice yahudi geleneklerini ve Sabetay'dan kalma özel ayinlerini sürdürdüklerini belirtiyor.

Hürriyet Gazetesi19.09.1998

Selanik Dönmelerininin Türklükle Ne İlgisi Var? (Karakaşzâde Rüştü olayı)

Selanik Dönmelerininin Türklükle Ne İlgisi Var? (Karakaşzâde Rüştü olayı)

Anadolu milli ananelerimizin değiştirilmesinde her zaman öncülük yapan Selaniklilerin ülkemiz dışında tutulması isteniyor. Ankara 1 Kanunisani 1924 (Özel Muhabirimizden) 

Karakaş Rüştü imzasıyla buraya telgrafla başvuru yapılarak Selanik Dönmelerinin aslen, ırken ve soy bakımından Türklük, Müslümanlıkla ilgisi bulunmadığından bahsedilerek, bunların Türk toplumu dışında tutulması, veya ülkenin her tarafına dağıtılarak Türk nüfusuyla karışmaya meecbur edilmeleri istenmiştir. bu konuda ilgili olanlarla konuştum. Türk toplumuna kabul edilmiyeceklerse, bu esasın evvelce gelenlere uygulanması konusunda fikir belirtiyorlar.

Karakaş Rüştü Bey'in Ankara'daki Girişimi
Meclis içinde önemle karşılanmıştır. Bu konu hakkında önemli konuşmalar olmaktadır. 
Dünkü nüshamızla evvelki gece Ankara muhabiriizden gelen bir telgrafa atfen Selanikli Karakaş Rüştü bey'in kendi mensup olduğu aslen, ırken Türklükle alakası olmadığından söz ederek bunların Türk toplumunun dışında tuttulması veya ülkenin her tarafına dağıtılarak Türklerle kaynaşmaya mecbur edilmesini istediğini yazmıştık. 

Dün bu girişimin Ankara'da yaptığı etkiyle ilgili olarak aşağıdaki telgrafı aldık. 
Ankara 2 Kanunisani 1924 (Özel Muhabirimizden)
Büyük Millet Meclisi Üyeleri Karakaş Rüştü bey'in dün bildirmiş olduğum girişimini büyük bir önemle karşıladılar. Bu konu hakkında meclis kulislerinde önemli konuşmalar olmaktadır. Temaslarım sonucunda öğrendimki, büyük bir kısmı Selanik'ten gelen bu kimselerin memleketimizin büyük iktisadi kaynaklarını kendi ellerine geçirmek istemelerine karşı tedbir almanın gerekli olduğuna işaret etmişlerdir. 

Dün şehrimizde yapmış olduğumuz araştırmalara göre Karakaş Rüştü bey'in Şamlı Mağazasının ilerisinde olduğu bilinen Karakaş Mağazasının sahibi olduğu anlaşılmıştır. Bir süreden beri mağazasını Mehmet Feridun beylere bırakarak kendisi bazı özel teşebbüslere girişmiş, mütareke senelerinde almanya'da bazı şirketlerin idaresinde bulunmuştur. istanbul'a döndükten sonra çeşitli işlerle uğraşmaya başlayan Rüştü bey Almanya'da bazı şirketlerin idaresinde bulunmuştur. İstanbul'a döndükten sonra çeşitli işlerle uğraşmaya başlayan Rüştü bey, on beş günden beri Ankara'da bulunmaktadır.

Rüştü bey, uzun zamandan beri kendi hemşehrilerinin hareketlerine karşı olmakta ve onları tenkit etmekteymiş.

Dün muhtelif muhabirlerimizde Rüştü bey'in birçok hemşehrisiyle konuşmuş bu girişimi nasıl karşıladıklarını ve Rüştü bey'in bu hareketinin sebebinin ne olabileceğini araştırmışlardır.

Burada baş vurunun hangi nedenle yapıldığı bilinmemekle beraber Rüştü bey'in bildiğimiz hisleri ve düşünceleri bunun nedenini açıkça bize gösteriyor. Zaten kendisinin en yakın aile fertleri de Rüştü bey'in bu hareketini hislerine mağlup olmasına ve son senelerde ki bazı olayların kendi üzerinde bıraktığı etkiden kaynaklandığını belirtmektedir. anlaşıldığına göre, Rüştü bey Ankara’da dostlarıyla meydana gelen bir tartışma sonucunda bu işe girişmiştir. 

Dönmeliğin Hurafeleri Nedir veya Neydi? 8 Kanunisani 1924
Karakaşzade Rüştü bey'in Ankara muhabirimize verdiği malumatta, dönmeleri sınıflara ayırmaktadır ve yalnız bir sınıfı neslinin tükenmesi konusunda alakasızlıkla suçlamaktadır. Muhabirimiz diyor ki: Rüştü bey nesline bağlı onun iyiliğine çalışan samimi bir Dönmedir.

Dönme tabiri İslam aleminde bir mühtedinin ömrünün sonuna kadar devam ederken, Sabatay Sevi ve kabilesi her nedense iki buçuk asırdan beri bu özelliği kavrayamamıştır.

Dönmelik meselesi etrafında dönen bazı esrarlı rivayetler çeşitli maksatlarla ortaya çıkar ve ara sıra tüm toplumun ilgisini çeker. Bunlar kakkında benim fazla bilgim yoktur. Yalnız Avrupa'dan kovuldukları ve Osmanlı İmparatorluğunun şefkat ve merhametine sığındıktan sonra padişahın gazabı üzerine korkarak yandaşlarıyla birlikte ihtida ettiğini fakat bu ihtidanın tatmin edici bir derecede olmadığı aklımda kalmıştı. Bir müddet sonra bu isimle anılan bazı kimselerle karşılaştım. Fakat görünüşlerinde bir tuhaflık görmedim.

Karakaşzade İle Karşılaşma
Geçen gün yanımda Tanin muhabiriyle mecli s önünde dururken bir zat gelerek kendisini takdim ettii:
- Selanik Dönmelerinden Karakaşzade Rüştü.


Tabii olarak biz de kendimizi tanıttık. Durup dururken bu şekilde birtanışma tuhafıma gitmişti. Meğer sebpsiz değilmiş. Dönmelik meselesini çözmek için Ankara'daymış. Hem Tanin muhabirine hem de bana yazılı bir dilekçe verdi. Meclise hitap ediyordu. Özetimi alarak gönderdim. Haber Vakit'in 2 Kanunisani 1924 tarihli nüshasında yayınlanmıştı. Altındaki imza éDönme Aydınları" adına atılmıştı. Haberin İstanbul'da büyük alaka gördüğünü diğer gazetelerin haberi Vakitten alarak okuyucularına verdiğini ancak, mensup olduğu ailelerin gazetecilere yaptığı açıklamalarda böyle bir müracattan haberleri olmadıklarını yine İstanbul gazetelerinden öğrendim.

Bu girişim Ankara'da az çok ilgi görmüştür. Çünkü Rüştü bey'in bir başka dilekçeyle de Cumhurbaşkanlığına baş vurmuş olduğunu ve dilekçenin Başbakanlığa havale edildiğini öğrendim.

Rüştü Bey Memnun
Bu gün postahane de Milletvekillerimizden Kazım bey ve dış işlerinden bir zat ile bir araya geldik. Karakaşzade yanımıza geldi. Gülüyordu. Memnundu: Tanin yazmamış, dedi.

Özel İbadet Salonları
Rüştü bey gerçekten hoş ve tatlı sohbetli biriydi. Biz dönmelik hakkında uzun uzun bilgiler verdi. Henüz küçükken annesinin kolundan tutarak babasıyla Dönmelerin ibadet ettikleri salona götürdüğünü söyledi ve ibadetlerin şeklini anlattı.

Kuzu Eti Yeme
Annem bana: Kesinlikle kuzu eti yeme senesinde ölürsün. Dönmelerden başka herhangi bir kadınla olursan kesinlikle cehenneme geidersin. Bu ibadetler hakkında sakın türklere bir şey söyleme; Türkler soğan gibidir. Sen hiç acı olmayan soğan gördün mü? Derdi. Halbuki Selanikte Arnavutlar vardı. Çok güzel kuzu pişirirlerdi. Çocukluk imrenirdim. Sonunda gidip yemeye karar vrerdim. Bir taraftan da korkuyordum. O heyeceanla yediğim kuzuyu unutmadım. aklımda yer eden telkinlerle o sene hep ölümü belkledim. Ölmedim. Tekrar yedim. Yine ölmedim. anneme anlattım. Bütün söylediklerinin doğru olmadığını kuzu eti yemekle insanın ölmediğini iddia ettim. Kızdı.

Dört Gönül Meselesi
Merak ederek sordum:
- Niçin kuzu eti yemiyordunuz?
- Kuzu yiyorduk fakat törenle. Siz dört gönül meselesini biir misiniz?
- Hayır.
Benim için şmdiye kadar meçhul olan ve çok tuhafıma giden bu açıklamayı ilginç gördüm. Rüştü bey analattı.

Kuzu yemenin mevsimi vardır. Sene de bir gün iki arkadaş anlaşır. Kuzu ziyafeti yaparlar. Tab ieşleriyle beraber. O akşam kuzu yenir. (Yazı kurulu buradan bir cümleyi çıkarmıştır). bunun sevabı çoktur. O gece ne kadar çok sevap yapılırsa, bu sevapla insan cennet yolunda o kadar fazla yol almış olur.

Rüştü bey'in söylediği "Cennet Yolcuları" belki de ceza gününe ulaşmış kimselerdi. Anladığım kadarrıyla da Rüştü bey bu zümredendi. Bende kendilerini kendi yollarında bırakarak, şu dört gönül meselesini anlamak istedim.

İşte bu ya dedi. Kuzu başında buluşan dört kişi.

Anladım. Anladım. Dört kişi gönüllerini birleştiriyor. Evet bazen dört gönülün birleşmesi yeterli olmayabilir. bu duurmda birleşen gönüllerin otuza kadar çıktığı olmuştur. 

Allah'ın Evi Yanar mı?
Hurafeler bu kadar da değildir. Selanik'te Dönmeler arasında haşa Allah olarak tanınmış biri vardı. Şehirde bir yangın meydana geldi. Bir çok ailelelr mücehverlerini, kıymetli eşyalarını onun evine götürdü. Sanıyorklardı ki alevler oraya gelemez. Halbu ki pekala geldi ve orasını da yaktı. Bu benim elimde propaganda silahım oldu. Fakat onlar bu durumu hemen tevil ettiler:
"Elbette yanacaktı. Biz çok günah işlemiştik."

Azizler Başında Mum
Sonra azizlerin başında mum yakma merasimi vardı.

İçişleri Bakanı Nasıl Karşılamış?
Bir gün bunları içişleri bakanı Fethi bey'e de anlattım. Kahkalarla güldü. Elimi sıktı. Beni tebrik ederek: "Ben dönmeleri zeki ve akıllı bilirdim; meğer çok *** insanlarmış." Dedi. Gerçekten bizde çok gülerek Rüştü bey'i tebrik ettik.

Rüştü bey Ayastefonasta
Rüştü bey onbeş yaşından beri bu hurafelere isyan etmiş. İlk eşi başlangıçta bu hurafelere inanırken onun telkinleriyle bunlara önem vermez olmuştur. Ayastefonasdta oturdukları sürede oradaki Türkler tarafından daima takdir edilmiş ve halk kendilerini diğer dönmelerden tamamen ayrı tutmuştur.

Dönmeler Kaç Kısımdır?
Rüştü bey'in açıklamaları banayeterli gelmedi. Dönmeler arasında benimde tanıdığım ülkemizin de tanıdığı kimseler vardır. Yazacağım noktaları iyice anlamak için bazı sorular daha sordum. Şimdi onları geçerek yalnız aldığım cevapalrı yazıyorum.

Dönmeler Üç Kısımdır
- Dönmeler dedi, üç kısımdır : Karakaşlar, Kapancılar, Hamdi beyler. (Burada Rüştü bey'in her üç kabile ve gruplar hakkında ki hükümler ve sıfatlandırmaları çıkartılmıştır)

Bütün bunları birleştirerek yine üç guruba ayırabiliriz. 

Bir kısmı cahildirler. Tam anlamıyla Yahudidirler. İbranice dua ederler. Dinlerine bağlıdırlar. 
İkinci grup aydındır. Hurafelere pek önem vermezler. Fakat hiç bir zaman Türk unsurları ile karışmak istemezler. Sadece menfaatlerini düşünürler. 
Çok az kısmı Türkler ile karışmışlardır. Bütün dönmeler, 15 bin kadardır. Bu üçüncü kısım ancak 100 kadardır. 
İçinde Olduğum Sınıf

Benim sınıfım ikinci sınıftır. Nesil bozulmuştur. Daima amca, teyze kızı ala ala hep iç içe karışmalar sonucunda yok olmuştur. Bunun sebebi menfaattir. Bir dönme Türk kızı alırsa:
Gençler, tahsil görenler belki Türk kızı alacaklardır. Fakat ihtiyar ve muhazafakarlar babalarındfan ve onlardan kalacak mirası kaybetmekten korktukları için yeni kendilerinden biriyle evlenirler. Mesela ben, Selanikli iyi tahsil görmüş bir genç tanırım. Bir Türk kızı severdi, onunla evlenince, babası redetti, iş yerinden çıkardılar, sonra onu belinde bir ip vapurlarda hamallık ederken gördüm. Hayatını bu yolla kazanmaya çalışıyordu. bu gibileri ne Türkler benimsiyorlar, ne de Dönmeler tekrar içlerine alıyorlar.

Aydınlar Neden Susuyor?
Aydınlara gelince. Onlarda sadece menfaatperestliklerinden dolayı bu durumdan kurtulmaya çalışmıyorlar. Her zaman birbirlerini tutuyorlar. Boykotları da müthiştir. Onların bu menfaat endişesi ve yalnız kendilerini düşünmeleri yüzünden felakete gidiyoruz. Bilirler ki bir mağaza sahibi iseler müşterilerinin, bir müessese iseler satışlarının %80'ni kaybedeceklerdir. Bundan dolayı susuyorlar. 

Çözüm Nedir?
Şimdi ben düşünüyorum ki gelecek göçmenler, ikişer üçer tamamen Anadolu'ya dağıtılmalıdır. Kesinlikle herhangi bir yerde toplu olarak bulunmalarına imkan verilmemelidir. Sonra varsayalım ki 3 bin genç erkek 5 bin genç kızımız var. Bunların mutlaka kendilerinden başkaları ile evlenmeleri zorunlu hale getirilmelidir. 

Kızlarımız tabii olarak Türklere varacaklardır. Gençlerimiz de Türk, Alman, Fransız kızları ile evlenebilirler.

Rüştü bey, samimi bir dönmedir, nesline bağlıdır. Onun iyiliğini istiyor. Normaldir, bu uğurda çalışması onun hakkıdır.

Vakit Gazetesinin 8.Kanunisani 1924 tarihinde yer alan ve Hüseyin Necati tarafından yapılan röportajdan anlaşılmaktadır ki röportajda dönmelerle ilgili olarak çarpıcı bilgiler verilmektedir.

Rüştü Bey'in Halka Açık Mektubu
Ankara'da bulunan Karakaşzade Rüştü Bey'den yine bir mektup aldık. Bu mektubunda da dönmelik meselesi nedeni ile yapılan bazı yayınlara cevap veriyor. Bu mektubu tarihi bir vesika olarak yayınlıyoruz.

Efendiler !
Yanlış düşünüyorsunuz. Tesadüfen Selanik'te Mustafa Arif adında bir dönmenin Gunanasa başvurması ile Dönmeleri mübadeleye tabii tutulmasını rica etmesinden bahsederek sanki benimle Ankara'da bir plan sonucunda aynı amaçla çalıştığımı ileri sürüyor.

Hayır Efendiler! Yanlış düşünüyorsunuz.
Dönmelerin mubadele edilmemesi için ricaya, propagandaya ihtiyaç yoktur. Gelmek istemeyeni hükümet elinden tutup zorla çekip alacak değildir. Bu son derece basit meseleye çocukların bile aklı erer.

Bazı gazetelerin 4 Ocak 1925 tarihli nüshalarında deniliyor ki:
"Rüştü Karakaş sinir hastasıymış. Kadın meselesine kızgınmış. O nedenle bu Dönmelik meselesini kurcalıyormuş diyerek meseleyi önemsiz göstererek örtbas etmeye ve işi sulandırarak meselenin Millet Meclisinde ve basında tartışmaya bile değer olmayacak derecede önemsiz gösterilmeye çalışılması hep İstanbul'daki Dönmelerin basın üzerinde yaptıkları manevralardan kaynaklanmaktadır. 

Yine orada yazıldığı gibi önceAvustralya ve Tanzanya'daki ilkel kabilelerdeki gülünç hurafeler varmış. Şu tarihte bu hurafeleri almışlar ve kendilerini daima samimi Türk ve Müslüman vaziyetinde görmüşler. 

Tüccar ve memur olmuşlar. Tersane Bakanı, Saray Emini gibi meslek makamlara geçmişler. 

Aralarında Bükreş'te Bakiston biraderlere suikast yapan Nursen bey ve akrabasından İzmir'de Yunanlılar tarafından şehit edilen Dr.Şükrü bey gibi şehitler varmış. 

Gittikçe kendi dışlarından evlilikler başlamışmış! Bunlar arasında farklı ahlaklara sahip insanlar varmış. (Her milletten olduğu gibi) 

Şahsi intikam amacı ile millet içinde nifak ve kötü düşünceler uyandırmaya çalışmak büyük bir suçmuş. Amerikalılar bir adamı kendilerine benzetmek için masraflı vasıtalarla misyonerlik yaparlarmış. Dönmeleri Türk toplumunun dışında göstermek büyük bozgunculukmuş." 

Bunun yanında yine bunlar söylendikten sonra millet meclisinin br anket grubu ile meselenin tamamen çözülmesi arzu ediliyor. Bu gazetenin görüşlerini birer birer tahlil edelim.

Kadın meselesinden dolayı sinir hastası değilim, benim ve bütün ailem her Dönme gibidir. Herhalde kendimi bilir yaptığım işlerin mahiyetinin farkındayım. Zaman zaman nükseden gizli bir sevincin kesinlikle tedavisini isteyen samimi bir ruha sahibim. 

Avustralya ve Tanzanya'daki ilkel milletlere layık görülen hurafeler Dönmelerde de vardır. Bugün ilim ve fen sayesinde şüphesiz birçok gençler bu hurafeleri yırtıp atmışlrsa da yarıya yakın bir çoğunluk gizli ananeler ve hurafelere bağlıdır. Bunu her zaman ispatlarım ve ispatlayacağım. 
Dönmelerden tersane bakanı Sarayemini olmuş zaman içinde önemli memurluklarda da bulunmuş olanlar da vardır. Fakat unutmayalım ki Osmanlı hükümeti denilen Nuhun gemisi veya Babil kulesi, nice yabancı paşalar, milletvekilleri ve bürokratlar, vezirler, reisler v.s. vardır. Sonuç oldu, hepsi aleyhimize çalışmadılar mı? Dün bize milletvekili olanlar, bugün Yunanistan'da milletvekili ve parti liderleri değilmidir? Bu örnekler ile Dönmeler, övülmek mi isteniyor? 

Bükreş'te Bakiston kardeşlere suikast yapan Nursen harekatı Dönmelerin kahramanlığı ve vatanseverperliğini mi gösterir? İzmir'de şehit edilen binlerce asker ve subay arasında bir Dönme doktorun bulunmadı Dönmeler için milli bir gurur mudur? Bunlar ve Ermeniler arasında müstesna olarak Türklüğe hizmet etmiş bir takım adamlar yok mudur? 
Dönmeler içinde bazıları Türklerden kız almışlar veya Türklere kız vermişlerdir. Bununla artık kaynaşma başlamıştır mı denilmek isteniyor? Çok safça misaller. Evet Yahudilerden, Ermenilerden, Rumlardan Türklere karışan kızlar hiç şüphesiz Dönmelerin kızlarından yüzlerce binlerce daha fazladır. Ancak onlara karşı karışıp erimişlerdir. Geride kalan Yahudiler, Rumlar, Ermeniler asıl kimliklerini korumuşlardır. Bu milletlere dün olduğu gibi bugünde sen Yahudisin sen Rumsun sen Ermenisin diye kimse saldıramaz. Çünkü onlar, gizli milliyet gizli din taşımazlar. Maddiyat ve maneviyatları herkes tarafından bilinmektedir. 
Şahsi intikam hissi ile memleket içinde yeni bir nifak ve yanlış düşünceler uyandırmıyorum. aksine nifak ve yanlış düşünceleri gidermeye çalışıyorum. Bununla da memlekete büyük hizmetler yapıyorum. Çünkü normal ticaret ve seyahatte bile ortak ve arkadaş olacak adamın güvenilir olması lazımdır. Nerede kaldı ki aynı sınır içinde aynı hükümet idaresi altında kıyamete kadar kader birliği edeceklerden güvenirlilik aranmasın. dönmeler gizli ve ruh amaç taşımadıkça Dönme adını korudukça hiçbir zaman güven vermezler. Tereddüt ortadan kalkmaz. 

Artık işi sulandırmaya, kişileştirmeye ortalığı karıştırmaya çalışılmamalı aksine medeni cesaret ve insanlık göstererek doğru konuşulmalıdır. Bu büüyk ruhu da herkesten bu gerçekleri idrak etmiş ve kendini hakka adamış olanlardan bekliyoruz. Hiç şüphesiz iki buçuk asır önce cahil bir tüccarın oğlu olan birinin (Sabatay Sevi) gittiği yanlış ve sahte yolların nasıl çıkmaz ve arızalara ulaştığını herkesten daha iyi anlamıştır. Bu nedenle Dönmelere çıkar yolu, doğru yolu, mutluluk ve kurtuluş yolunu göstermek bir görevdir. Bu inkilabı geröçek aydınlardan bekleriz. Gaflet ve karanlıkta kalmış bu insanlara yazıktır. 

Vakit Gazetesi, 1924, "Tarihin Esrarengiz Bir Sahifesi "Dönmeler" ve "Dönmelerin Hakikati"

Bu ay öne çıkanlar