Kadir Mısıroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadir Mısıroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-04-28

Konferans: YAHUDİ MESELESİ (Yahudinin dünü-bu günü, oyunları, planları, inançları...) Kadir Mısıroğlu (Video)

Konferans YAHUDİ MESELESİ (Yahudinin dünü-bu günü, oyunları, planları, inançları...)
Kadir Mısıroğlu (Video)


Yahudilerin dünyanın tamamını kendi idareleri altında toplamak ve dünya çapında bir krallık kurmak gibi bir davaları vardır... Yahudi meselesi sadece Türklerin değil bütün dünya milletlerinin en önemli meselesidir.
Bu gün dünya üzerinde yaşanan gelişmeleri bu videoda anlatılan bilgilere sahip olmadan doğru olarak anlayabilmeniz mümkün değildir... İzleyin ve izletin!




Mevzular:
- Yahudi'nin Gıda Silahı ve Doğum Kontrolü Planı.
- Unilever Hollanda Yahudisi.
- Doğum Kontrolü ve RockFeller Vakfı.
- Felç aşısı diye yapılan aşılar kısırlık aşısıdır.
- Ülker'in Cola Turka'sı, Cola-Cola'dan izin almadan kola çıkaramaz! Kola'nın her çeşidi haramdır, çünkü içinde eroin vardır.


1. Bölüm



******

Yahudiler kendi soylarının Adem aleyhisselamdan geldiğine inanmazlar. Akıl almaz sapık inançları vardır. Kendileri haşa Şeytan ile Havva validemizin ilişkisinden meydana gelmişlerdir. Bu nedenle Adem oğullarına (Yahudi olmayan herkese) düşmandırlar... Yahudi olmayanlara Goyim derler ve yahudiler goyimleri kır hayvanı seviyesinde görürler..

Hahamların bozduğu muharref Tevrat'ta, uydurma bir ayette Goyimler için "Onlara acımayacaksın. Onların çocuklarına da acımayacaksın. Onlar kır hayvanı mesabesindedirler. Hepsini kıracaksın" mealinde emirler vardır.

Dünyanın bir türlü huzur yüzü görememesinin en temel nedenlerinden biri kendini bütün dünya milletleri ile savaşmak zorunda kabul eden yahudilerdir...
Zira Yahudilerin bir savaş hukuku da yoktur. Makyevelistlerdir. Yani zafere ulaşmak için akla gelen her şey caizdir. Hiç sıkıntı etmezler...

Zafere ulaşacağız diye kendi kadınlarını ekran fahişesi yapmaktan bir an olsun tereddüt etmezler. Kumar, kadın pazarlama, uyuşturucu, organ ticareti, çocuk ticareti, iftira, karalama, kavimleri birbirlerine düşürme, terör örgütleri kurma, kardeşi kardeşe düşürme, kadınları çocukları katl etme ve akla gelebilen her ama her melaneti yaparlar. Bunları yapmaktan dolayı kendilerine bir günah yazılmayacağına, bunların hesabının kendilerine sorulmayacağına inanırlar...

En dikkat edilmesi gereken husus ise bu derecede sapkın inançlı bu kavmin her kılığa giriyor olmasıdır. Türk'ün arasında Türk gibi, Kürt'ün arasında Kürt gibi, İngiliz'in içinde İngiliz gibi gözükürler... Bulundukları kavimlerin dinlerine ve inançlarına da siyaseten tabi olurlar. Cuma günü bizimle namaza gelirler de cumartesi günü de gizlice sinagoglarına giderler...

Atalarımız ne güzel söylemiş; "Yahudinin yumurtası pişmemiş, tutmuş dünyayı yakmış."


2. Bölüm

2012-03-15

"Fethullah Gülen Müslüman Değil. Kalbi gâvurdan yana!" Kadir Mısıroğlu

Herkesin fısıldaşdığını Kadir Mısıroğlu bağırdı; Fethullah Gülen Müslüman Değil... Kalbi gavurdan yana...

Dinler arası diyalog maskesi altında İslam Dini'nin en temel esaslarını bile inkar edip bozan ve kandırdığı saf Müslümanların itikadlarını/inançlarını Hıristiyanlığa yaklaştıran Fethullah Gülen, kanaat önderlerinden beklenen tepkileri görmeye başladı. Anlaşılan o ki bu Vatikan ve Yahudi merkezli tuzaklar ülkemizde tatbik edilmeye devam edildikçe de sert tartışmalar yaşanmaya devam edilecek...




"Fethullah Gülen parti kuracak." Kadir Mısıroğlu




Partinin adı ne olur bilemeyiz de amacı belli: Ortadoğunun ve Asya'nın tamamen Hıristiyanlaştırılması yolunda Türkiye'nin azami yardımı sergilemesi ve ABD-İsrail menfaatlerini gözetmesi. Bunları yaparken de İslami bir hüviyeti sergileyerek bağlılarını aldatabilmesi... Dinler arası diyaloğun daha etkin hale getirilmesi ve gelecek kuşakların Türklerinin tamamen Hıristiyanlaştırılması...

2012-03-10

O, İslam alimi kılığına girmiş bir Mason ve İngiliz Ajanıdır. Cemaleddin Afgani efsanesi yıkılmalıdır

O, İslam alimi kılığına girmiş bir Mason ve İngiliz Ajanıdır. Cemaleddin Afgani efsanesi yıkılmalıdır

Afganî İslam Önderi Değildir

Cemalüddin Afganî kimdir, nedir, ne değildir?.. 
Ünlü bir şahsiyet midir? Evet ünlüdür. 19'uncu asrın ikinci yarısından bugüne kadar İslam dünyasında tesiri olmuş mudur? Olmuştur.

Bir çığır açmış mıdır? Açmıştır.
Ansiklopedilerde bu zat hakkında maddeler bulunmalı mıdır? Bulunmalıdır.
Açtığı çığır ilmî bakımdan incelenmeli midir? İncelenmelidir.
Bu zat Ehl-i Sünnet Müslümanlığı açısından olumlu ve hayırlı bir kimse midir? Kesinlikle değildir.
O, Müslümanlara hayırlı bir önder ve rehber midir? Kesinlikle değildir.

Niçin bu kadar sert ve kesin konuşuyorsun?
Çünkü o azılı ve en aşırı tarafından bir Farmasondur.
Şiî olduğu halde kendisini Sünnî göstererek, İranlı olduğu halde Afgan gibi göstererek Müslümanları aldatmıştır. Şiî olmak suç değildir ama şiîliğini gizleyip yalancıktan sünnî görünmek suçtur, ayıptır.



Şiîlere karışmam ama ben bir Sünnî Müslüman olarak bu olumsuz ve hayırsız kişiyi din önderi, din rehberi olarak asla kabul edemem.
Bugün İslam dünyasında ne kadar olumsuz, hayırsız, zararlı gelişme varsa Afganî'nin attığı ve ektiği zehirli tohumların mahsulüdür.

Ben sünnî bir Müslüman olarak Emîrülmü'minîn ve Hakan-ı Osmaniyan Abdülhamid-i Sânî hazretlerini velinimet bilirim. Afganî, Blunt adlı İngiliz ajanıyla işbirliği yaparak onu tahtından indirmek istemişti. Kendisini elbette sevmem ve tutmam.

Afganî'nin has talebelerinden biri, İran Şahı Nâsüriddini öldürmüştür. Ben böyle terörleri ve teröristleri sevmem.
Afganî cahillerin, ehliyetsizlerin, icazetsizlerin, liyakatsizlerin, velhasıl önüne gelenin ictihad yapması çığırını açmıştır. Bu ise İslam dünyasında dinî kaosa, anarşiye, fitne ve fesada sebebiyet vermiştir. Böyle bir kimseyi nasıl sevebilirim?

Bazı aykırı ilahiyatçılar Afganîyi göklere çıkartıyor, onu imam, mürşid, rehber olarak gösteriyor. Bu göstermeleri, bu konudaki propagandaları tamamen bâtıldır, bir aldatmacadır.

Sünnî Müslümanların böyle karışık, bulaşık, taqiyyeci, bulanık bir Farmasondan uzak durmaları gerekir.
Afganînin İskenderiye Mason locasından ateist olduğu için atıldığı rivayet edilmektedir.

Şüpheli taraflarından biri: Kahirede Yahudi mahallesinde ev tutup ikamet etmiştir.
Birtakım Müslüman aydınlar, bu Afganîyi imam, mürşid, rehber kabul eden bir ilahiyatçının müridi olmuşlardır. Bu duruma ne kadar üzülsek azdır. Oldukça ilim, irfan, kültür, sahibi olan kimseler nasıl olur da böyle akim ve sakim bir meslek ve mezhebe intisab edebilirler?
Ehl-i Sünnetin ne kusuru, eksiği var ki, bir Farmasonu baş tacı ediyorlar?

Afganî şazz bir şahsiyettir. Bunca ulemayı, fukahayı, meşayihi, mürşid-i kamilleri bırakıp onun peşinden gitmek reva-i hak mıdır? Böyle bir gidiş alim, fazıl, ârif, ziyalı Müslümanlara yakışır mı?

Afganîyi kutuplaştıran ilahiyatçılar üstadları gibi taqiyye yapmasınlar, mertçe ortaya çıksınlar ve demagoji yapmadan tartışsınlar. Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğarmış.

Afganîciler eteklerindeki taşları döksünler, haklı mı haksız mı oldukları açığa çıksın. Niçin çekiniyorlar?
Bir de şu mugalataları bıraksınlar:
-Biz ilahiyatçıyız, sen değilsin, fazla konuşma!..
Ey Hocaların Hocası geçinen Afganîci ilahiyatçılar! Bu zatın Mason olduğunu nice kitap yazıyor, elde nice belge ve sahih bilgi var. Bunu söylemek için ilahiyatçı mı olmak gerekir? Afganînin mason olduğunu mühendis de, doktor da, hukukçu da söyleyip yazabilir.

Bendeniz gençliğimde, Ankara SiyasalBilgiler fakültesinde öğrenci iken Afganî muhibbiydim. Oryantalistlerin kitaplarını okuya okuya bu zatın hayranı olmuştum. Hattâ Ankaradaki Afgan sefaretine mektup yazarak Cemalüddin konusunda kitap istemiştim. Onlar da Afganistan'dan Farsça, Peştuca, Arapça kitaplar getirtip hediye etmişlerdi.

Daha sonra Ehl-i Sünnet ulemâ ve fukahasının, Müslüman veya gayr-i müslim tarihçilerin ve araştırıcıların Afganî'yi red, cerh, tekzib, ibtal eden kitaplarını okudum ve ona cephe aldım.
Müslümanları kurtaracak yol:
Selef-i Sâlihînin,
Eimme-i müctehidînin,
İcazetli ulemâ ve fukahanın,
İmamı Rabbanî, Halid-i Bağdadî, Şeyh Zeynî Dahlan, Yusuf İsmail en-Nebhanî, Şeyhülislâm Mustafa Sabri, Zahid el-Kevserî gibi Ehl-i Sünnet büyüklerinin...
Yolu ve meşrebidir.

Farmasondan İslam büyüğü, din önderi, imam, mürşid olmaz.

Mehmet Şevket Eygi
Gazeteci-Yazar
28 HAZİRAN 2010

2011-11-15

Hangisi Hain? Sultan Vahideddin mi? Yoksa Mustafa Kemal Paşa mı?

Hangisi Hain? Sultan Vahideddin mi? Yoksa Mustafa Kemal Paşa mı?


Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı

Kemal Paşa,İstanbul’da kendi parasıyla çıkardığı "Minber" adlı gazetesinde işgalci İngiliz kuvvetlerini tebrik edip, alkışlamış; 17 Kasım 1918’de aynı gazetede çıkan söyleşisinde"İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olmayacağı" mesajını vermiş, ertesi gün çıkan Vakit gazetesinde ise "Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmediğini" söylemiş ve dahi "Muhataplarımızla [yani İngilizler, Fransızlar vd.] anlaşmak lazımdır" demiştir.


Karabekir'in hatıratında Vahdettin

Kazım Karabekir’in kitaplarının dahi sansüre uğradığını,yakıldığını bilmeyen yoktur!

Karabekir Paşa’nın Erzurum’a gitmeden önceki 11Nisan 1919 Sultan Vahidettin Han’la görüşmesi sırasında Sultan, "Paşa, ben ve millet sizlerden ümitliyiz... Hayır dualarım ve niyâzlarım sizinle beraberdir"demiş,Karabekir Paşa’da, "Kumandan ve asker evlatlarınızla bütün millet zât-ı şahaneleri etrafında bir kalp ve bir kafa gibi toplanabilir şevket-meâb."Görüşme bitip Karabekir Paşa dışarı çıktığında,Kemal Paşa onu heyecanlı bekliyordu ve sordu: “Neler konuştunuz? “Karabekir, Padişah'ın kendisini hayır dualarla yolculadığını anlatınca Kemal Paşa şu anlamlı tespiti yapar oracıkta: “Sen Erzurum'a yerleşince vatanın üç uç noktasında üç temel dayanak noktası teşekkül ediyor.”

Peki Kemal Paşa yukardaki sözünde ne demek istiyor?Çok açık: Vahdettin ve İstanbul hükümeti daha önce Cafer Tayyar Paşa'yı Edirne'ye, Ali Fuat Paşa'yı Ankara'ya gönderdikten sonra üçüncü büyük kozunu oynamış ve Karabekir Paşa'yı Erzurum'a tayin ettirmeyi başarmıştır. Böylece direnişin Edirne, Ankara ve Erzurum ayakları tamamlanmış, sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağanüstü yetkilerle padişahın yaveri olan Kemal Paşa atanacak ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin'le görüştükten sonra dördüncü ve merkezÎ ayağı oluşturmak üzere Samsun'a doğru yola çıkacaktır.Nitekim bu görüşmeyi sonraları Falih Rıfkı Atay'a anlatan Kemal Paşa, Sultanın kendisine; "Şimdiye kadarki başarılarınızı unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin"dediğini nakletmiştir. Öyleyse soralım: Bizzat Karabekir ve Kemal Paşa'nın ağzından yaptıkları anlatılan Vahdettin nasıl hain olabiliyor?
  
İngiliz gizli vesikaları ne diyor?

Kısa tutup daha da sıkmayacağız sizi. 14 Kasım 1918 günü Kemal Paşa, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi'nin muhabiri G. Ward Price'ı aracı yaparak General Harrington'la görüşmek ister. Price, bu görüşmeyi şöyle aktarmakta; "Kemal Paşa, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini" bildirmemi rica etti. "Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik... Biliyoruz, partiyi kaybettik... Anadolu'nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum... Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir."

Bu sözler vatanı İngilizlere peşkeş çekmek değil de nedir?

4 Eylül 1936 Mustafa Kemal İngiltere Kralı VIII. Edward ile İstanbul'u gezer iken

Kim kahraman, kim hain?



Kemal Paşa, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir: "Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim..."(1)

En iyisi son sözü, bir ara bakanlık da yapmış olan Hüseyin Cahit Yalçın'a bırakmak. Bakın yakın tarihimizdeki hain-kahraman düellosu hakkında bu tecrübeli kalem ne ibret-âmiz laflar söylemiş: "İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi [Mondros'u] imza eden Rauf [Orbay] Bey, bugün âdeta vatan haini oluyor. Çünkü Halk Fırkası'ndan çıkmıştır. İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi kabul eden ve imza etmesi için emir verenler arasında bulunan Fethi [Okyar] Bey ise bugün Millet Meclisi Reisi bulunuyor. Çünkü, henüz Halk Fırkası'na mensuptur. Bu ne mantıktır, bu ne ölçüdür, bu ne mutaassıp fırkacılık [particilik] hissidir?"(2) Tarih yalan söylemez; ama ona yalan söyletilebilir. Tabii yatsıya kadar...

(1): Price'ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 98. 
(2): Aktaran: Rauf Orbay, Yakın Tarihimiz, cilt IV, İstanbul 1962, s. 180.


2011-05-02

Mustafa Kemal’in Filistin Cephesi Hezimeti

Mustafa Kemal’in Filistin Cephesi Hezimeti

Filistin cephesinde üç ordumuz vardı. Dördüncü, Yedinci ve Sekizinci ordulardan mürekkep olup, "Yıldırım Orduları" adını alan bu kuvvetlerin cephe kumandanı Liman Von Sanders'di. Dördüncü ordu kumandanı Cemal Paşa, sekizinci ordu kumandanı Cevad Paşa, yedinci ordu kumandanı ise Mustafa Kemal Paşa idi.

(....)

31 Ağustos 1918de bu cephede... o kadar âni bir çöküş vukûa geldi ve bu hal, o derece sür'atli bir hezimete yol açtı ki, kilometrelerce geride bulunan ordu kumandanları bile canlarını güçlükle kurtarabildiler.

Devletimizi Mondros Mütârekenamesini imzalamaya mecbur bırakan bu hezimet esnasında sekizinci ordu kumandanı Cevat Paşa, kalpağını bile alamadan kendisini Şâm'a zor atmıştır.

Bu hezimet, yedinci ordu kumandanı Mustafa Kemal Paşa'nın sağ ve solundaki dördüncü ve sekizinci ordulara haber vermeden âni bir şekilde ric'at (geri çekilme) etmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu sûretle merkezi durumdaki yedinci ordunun ani ve habersiz geri çekilmesi ile cephede açılan boşluktan saldıran İngilizler, sağ ve soldaki dördüncü ve sekizinci orduları arkadan kuşatarak 75 bin esir ve 375 bin adet top ele geçirmişlerdir.

Mısıroğlu, Lozan zafer mi, hezimet mi? s 173, 174, 175

2011-04-23

İsmet Paşa Lozan’ a Sarhoş mu Katıldı?

İsmet Paşa Lozan’ a Sarhoş mu Katıldı?

ABD’LİDEN ŞOK İDDİA… İsmet Paşa Lozan’ a Sarhoş mu Katıldı?

Kurtlar sofrasının kurulduğu Lozan’da yabancı devletler kendi lehlerine avantaj sağlayacak adımları atarlarken Türk Delegasyon başkanı İsmet İnönü’nün ise görüşmelere sarhoş katıldığı ABD Müşahidi John Grew tarafından açıklandı. Jonh Grew hatıralarını anlattığı kitabında “Atatürk ve İnönü” (Bir Amerikan Elçisinin Hâtıraları) adlı kitabında; Lozan Konferansı’ndaki İsmet İnönü’yü şöyle anlatıyor: “Tarih 18 Ocak 1923. Bu akşam Türkler ilk olarak sarayda büyük bir akşam ziyafeti verdiler. Çhild ve ben ziyafetin sonuna kadar kaldık sonra gitmek istediğimizde İsmet ikimizin de ellerinden tutarak engel oldu ve bizi bitişikteki odaya çekti. İçki getirtti. Peşi peşine o kadar hızlı ve düzenli şerefimize kadeh kaldırıyordu ki kendisine ayak uydurmaya imkân bulamıyordum. Her kadehten sonra elini dizine koyup arkaya doğru yaslanıyor. Ve incir çekirdeğini doldurmayacak şeylere bile kahkaha ile gülüyordu. Bir aralık elimizi tuttu ve yaşamanın harikulade bir şey olduğunu söyledi. O kadar neşeliydi ki; o an elimizde bir belge olsaydı derhal imzalayacak gibiydi.”

John Grew hatıralarının yer aldığı kitabının 25. sayfasında da şunları anlatıyor: “İyi bir akşam yemeği sırasında Türklerin söyledikleri hiçbir söze fazla önem vermemek gerek. Nitekim başka bir yerden duyduğuma göre İsmet yine iyi bir şampanyanın keyiflendirici etkisi altında Curzon’a İngilizler’in Musul’u elde tutmalarında hiçbir sakınca görmediklerini 3 kere söylemiş.


Mısıroğlu: Türkiye’nin felâketleri Lozan’la başladı

“Lozan Zafer mi Hezimet mi?” isimli dev eserin yazarı Tarihçi Kadir Mısıroğlu Türkiye’nin karşılaştığı bir çok felaketin Lozan’la birlikte geldiğini söyledi. “Lozan mutlak hezimettir” diyen Kadir Mısıroğlu Musul-Kerkük ve Süleymaniye’yi Lozan’da kaybedilenler arasında gösteriyoruz ancak aslında 1926 yılında Ankara Anlaşması’yla kaybedildi. Konuya ilişkin Lozan’da lehte ve aleyhte bir karar alınmadı muallakta bırakıldı. Daha sonra İngiliz ve Türk taraflarının ikili görüşmeleri neticesinde Ankara Antlaşması ile dönemin Irak manda idaresine bırakıldı” dedi.

Bu ay öne çıkanlar