rıza nur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rıza nur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2011-12-25

Atatürk'ün intihar eden(!) manevi kızı Zehra Aylin

Atatürk'ün intihar eden manevi kızı Zehra Aylin



Zehra Aylin, Paris ekspresine bindi. Tren Amiens Gölü yakınlarındaki istasyona varmak üzereyken içinin daraldığını söyledi. Pencereye yanaştı ve ne olduysa o an oldu. Bir rivayete göre dengesini kaybedip düştü, bir diğerine göre ise intihar etti

Geçtiğimiz hafta henüz Atatürk'ün doğru düzgün biyografisine sahip değiliz diye yazmıştım. O halde iş başa düştü. Atamızın bilinmeyen yaşamına ilişkin küçük bir katkı sunmak şart oldu. Atatürk'ün manevi kızları denince aklımıza bu dünyadan göçmüş olan Sabiha Gökçen, Afet İnan Hanımlar ve halen hayatta olan Ülkü Adatepe Hanımefendiler gelir. Ama Atatürk'ün manevi evlatları bu isimlerle sınırlı değildi. Rukiye, Zühre, Ömer, Afife, Nebile, Sığırtmaç Mustafa, Abdurrahim Tunçak ve Zehra Aylin...

Hemen hiçbiri hakkında doğru dürüst bilgimiz yok. Ne yaptılar? Nasıl bir hayat sürdüler? Kimle evlendiler? Çocukları oldu mu? Hiçbir şey bilmiyoruz... Dedim ya ulu önderimiz Atatürk'ü artık Selanik-Samsun tarih tekerlemelerinden kurtarmamız lazım...

Mesela evlatlıklar arasında da akraba evlilikleri oldu mu?

Ama şu bilgiler elimizde. Atatürk'ün üvey babası Ragıp Bey'in kızı Rukiye ise Atatürk'ün manevi evladı oldu. Aslında Rukiye Hanım Atatürk'ün üvey kardeşiydi. Kendine manevi evlat yaptı.

Zübeyde Hanım'ın evlatlığı Vasfiye Hanım ile Fransızca öğretmeni Tahsin Çukurluoğlu'nun kızları olan Ülkü Hanım (Adatepe) da Atatürk'ün evlatlığı

oldu. Yani Ülkü Hanım'ın annesi Vasfiye Hanım Zübeyde Hanım'ın evlatlığıydı, kendisinde Mustafa Kemal'in evlatlığı oldu.

Ülkü Hanım ilk evliliğini kiminle yaptı? Manevi evlatlardan Sabiha (Gökçen) Hanım'ın amcasının oğlu üsteğmen Fethi Doğançay ile. Bu evlilikten iki çocuk dünyaya geldi ama kısa sürdü. Ülkü Hanım, Fethi Bey'le evliyken gönlünü bir Musevi gence kaptırdı. Hemen eşinden boşandı. İkinci evliliğini tüccarlık yapan Musevi asıllı Yeşua Bensusen'le yaptı...! Bu evlilik büyük tepki topladı. Atatürk'ün kızı bir Yahudi'yle evlenemezdi! Tepkiler üzerine Yeşua Bensusen adını Yaşar Bensu olarak değiştirdi. Ama nikahtanda da vazgeçmediler. Milli Türk Talebe Birliği Atatürk'ün miras haklarının Ülkü Hanım'dan alınması için gösteriler yaptı... Tepkiler hem Atatürk'ün kızının bir Musevi'yle evlenmesi hem de kendinden genç bir gençle evlenmesi yüzündendi.

Neyse konumuz bu değil...!

Zehra Aylin'e gelelim.

Atatürk onu bir Dar-ül Eytam (yetim) yurdu ziyaretinde tanıdı. Yetim çocuklardan 8-9 yaşındaki bir kız çocuğu dikkatini çekmiş ve bu kara kaşlı kara gözlü bu kıza adını sormuştu. Küçük kız Zehra diye cevap verdi. Atatürk 'benimle gelir misin' diye ekledi. Zehra başını öne eğdi. Atatürk'ü tam olarak tanımıyordu. Olur, diye mırıldandı. Zehra Aylin için ondan sonra Çankaya günleri başladı. Babasını Çanakkale savaşında kaybetmişti. Babasının adı Mehmet’ti. Amasyalı'ydılar. Zehra Aylin babasını hiç hatırlamıyordu.

Çankaya'da diğer evlatlıklar arasında en çok Rukiye (Erkin) ve Sabiha (Gökçen) ile anlaşıyordu. İçine kapanık biraz da dalgın bir yapısı vardı. İlkokulu Çankaya Köşkü'nde okudu. Orta eğitim için Atatürk'ün isteği üzerine Arnavutköy Kız Koleji'ne gönderildi. Edebiyata ilgisi vardı. Bunu öğretmenleri de fark etmişti. Zehra Aylin'in edebiyatta yetenekli olduğu bilgisi Atatürk'e ulaştırıldı. Gazi, yaz tatillerinde Zehra Aylin'le uzun edebiyat sohbetleri yapıyordu. Ama eğitimini daha da geliştirmesi için yurtdışına gitmesi gerektiğini söylüyordu. 'Ben Afet'le tarih, Zehra'yla edebiyat konuşacağım' diyordu.

Zehra'nın bir diğer ilgi alanı da havacılık olmuştu. Sabiha ile beraber havacılık eğitimi almak istiyordu ama bu merakı yarım kaldı. Tahsil için İngiltere'nin yolunu tuttu. Londra'da eğitime başladı. Ama bir şartla... Yaz tatillerinde Türkiye'ye gelecekti.


1935 yılında neler oldu peki? Burada duralım.

Zehra Aylin, o yıl Türkiye'ye dönmek istiyor muydu?

Anlatılanlara bakılırsa Londra'da adaptasyon sorunu yaşıyordu ve Türkiye'ye dönmeyi arzuluyordu. Peki nasıl yola çıktı? Önce gemiyle Manş Denizi'ni aşıp Paris'e gelecek oradan da Paris Ekspres'iyle Türkiye'ye demiryoluyla varacaktı. Ama ona eşlik eden birisi vardı. Londra Büyükelçimiz Fethi Okyar...!

Şimdi şu soru ortalık yerde duruyor. Neden Londra büyükelçimiz trenle eşlik etsin. Ali Fethi Bey yaz tatiline gidecek Atatürk'ün manevi kızını neden bu kadar kontrol altında tutmaya çalışsın.

Neyse...

Zehra Aylin Paris ekspresine bindi. Tren Amiens Gölü kıyılarındaki istasyona varmak üzereyken içinin daraldığını, midesinin bulandığını söyledi ve kompartımandan çıkıp koridordaki pencereye yanaştı. İşte ne olduysa o anda oldu. Bir anlatıma göre dengesini kaybedip hareket halindeki trenden düştü, bir diğer versiyona göre de intihar etti...

Zehra Aylin oracıkta yaşamını yitirmişti. Tren biraz ileride durduktan sonra herkes Zehra'nın yanına koştu, ama cansız bedeniyle karşılaştılar.

Fransız gazeteleri haberi 'Atatürk'ün kızı ve Osmanlı tahtının varisi intihar etti', şeklinde verdiler. Atatürk, olayın fazla konuşulmasını istemedi. Ama yine de Türkiye'de çıkan bazı gazeteler küçük bir haber olarak yer verdiler. Ama hepsi Zehra

Aylin'in ölümünü bir tren kazası olarak duyurdular.

Zehra Aylin'in talihsizliği ölümüyle de bitmedi.

Zehra Aylin için ilk tören Amiens'te yapıldı. Ama bir kilisede...! Ardından cenaze Paris'e gönderildi. Burada Paris Büyükelçisi Suat Davas vardı ve Paris Belediye Başkanı da ona eşlik ediyordu. Kalabalık bir katılımla düzenlenen ikinci törenin ardından Zehra Aylin'in naaşı 'Teofil Gotye' vapuru ile Türkiye'ye yollandı.

Ancak ilginçtir,Türkiye'de beklendiği gibi bir cenaze töreni düzenlenmedi. Hatta cenazeyi Galata Limanı'nda karşılayan bile olmadı. Defin işlmlerine devlet ricalinden kimse katılmadı.

Cenaze Teşvikiye sağlık yurduna götürüldü. İstanbul Valisi

Muhittin Üstündağ naaşı buradan alıp sessiz sedasız bir şekilde Maçka mezarlığına gömdü.

(Zehra Aylin'in hikayesini araştırdığım yıllarda mezarını bulabilmek için birkaç kez Maçka mezarlığına gittim. Ama mezar yeri belli olmadığı için bulamadım.)
Zehra Aylin'in yetimhanede başlayan trajik hikayesi mezarı bile belli olmayan bir istirahatgahta son bulmuştu.


Şimdi şu soruları sormak zorunlu...

1- Zehra Aylin devletin önem verdiği biri değilse neden Londra büyükelçimiz Türkiye dönüşünde ona trenle eşlik ediyor?

2- Yok eğer çok önemliyse ve kazayla öldüyse neden cenaze töreni düzenlenmiyor?

3- Fransızlar, Müslüman bir ülkenin mensubunun cenazesinde hangi bilgiye dayanarak kilisede tören düzenliyorlar?

4- Zehra Aylin'in, Amasya'da siyaset yapan akrabalarına, Atatürk'ün hissedarı olduğu için İşbankası'ndan bir ödeme yapıldı mı?

Bu soruların cevabı araştırmacılarını bekliyor... Dedim ya ulu önderimiz Atatürk'ümüzün daha nesini biliyoruz ki, evlatlıklarını bilelim.

Notlar: Zehra Aylin'in bu talihsiz hikayesini araştırdığım yıllarda yardımlarını esirgemeyen ve Amasya bağlantısını kurmamda yardımcı olan Amasya tarihi konusunda uzman sayın Hüseyin Menç'e teşekkür ederim.

Bu konuyla ilgili olarak Zehra Aylin'in yakın arkadaşı Atamızın diğer manevi kızı Sabiha Gökçen'in intihar iddialarını yalanladığını da belirtmeliyim.


Unutmuş değilim...

Evlere şenlik bir İngiliz belgesi daha ortaya çıktı. 12 Mart'a ilişkin İngiliz Büyükelçiliği'nin İngiliz Dışişleri'ne gönderdiği rapora göre 12 Mart muhtırasından önce bir kuvvet komutanı bir albayı öldürmüş. Ve bizim de bundan haberimiz yokmuş. Ve Mahir Çayan'ların Sibel Erkan olayında Mossad devredeymiş. Bir kere dünyanın en büyük emperyalist gücü böyle bir istihbaratla çalışıyorsa vay haline. Kraliçeye verdikleri istihbarat raporundaki şu cümleye bakar mısınız? 'Türkler, Arap değildirler hatta Araplar'dan da pek hoşlanmazlar. Türkiye'de harem yoktur.' Ya da şuna bakın... 'Atatürk'ten sonra yatar her zaman ondan önce kalkardı. Atatürk ilkelerini başarıyla devam ettirdi. Hınzır bir espri anlayışı var. İngilizce, Fransızca ve Almanca'yı çok iyi biliyor. Çelimsiz İnönü'nün sağlığı yerinde fakat yıllardır işitme sorunu yaşıyor. Eğer sol tarafına oturursanız sizinle çok iyi Fransızca konuşabilir.' Bir kere 'Atatürk'ten sonra yatardı erken kalkardı' lafı uydurmadır, ayrıca İsmet Paşa'nın yabancı dilinin de o kadar iyi olmadığını Lozan görüşmelerinden biliyoruz. Neyse ama asıl önemli noktaya bu hafta girmiyorum.

İsrail'in Türkiye Büyükelçisi'nden bilgi aktaran İngiliz Büyükelçisinin hayali bilgilerine haftaya gireceğim. Unutmuş değilim...

Gürkan Hacır
18/04/20010
Akşam Gazetesi

_____

Sabetayist Mustafa Kemal Atatürk, metreslerini "Manevi Kızlarım" diye gizlerdi.

İlgili konular;
 - Mustafa Kemal Konya’ya gitmiş, orada mektebi ziyaret edip bir öğretmen kadını beğenmiş, almış getirmiş. Onunla bir müddet eğlendi. Sonra Avrupa’ya tahsile yolladı. Milletin parasıyla fahişelerine ihsan…

İzmir’e gitmiş, orman memurunun mektebe giden küçük kızı Afet (İnan)’i beğenmiş, almış getirmiş. Hadi ona da fuhuş… Sonra onu da İsviçre’ye tahsile yolladı. Vaktiyle metresi Fikriye’yi de göndermişti. Onun usûlü bu…

Çankaya meşhur ve muteber bir kerhaneye dönmüştü

_____

Kanuni'nin cinsel hayatı ile ilgili tartışmalar sürerken bu kez de Atatürk'ün cinsel hayatı tartışılmaya başlandı.

Atatürk'ün manevi kızlarından Sabiha Gökçen Ermeniydi

Hrant Dink Neden Öldürüldü? Hrant Dink'in iddia ettiği gibi Sabiha Gökçen Ermeni miydi?


_____

Mahzun, acılı, âşık, ihtiraslı, bir o kadar da çocuktu; Atatürk'ün sevgilisi Fikriye öldürüldü


2011-11-18

Böyle bir lideri tarih ender kayıt eder; Mustafa Kemal Atatürk...

Böyle bir lideri tarih ender kayıt eder; Mustafa Kemal Atatürk...  Alkolik, ayyaş, içkici, namussuz, gay, eşcinsel   Mustafa Kemal Atatürk...


Müslüman milletin gözü önünde içkinin kötülüğünü ve haramlığını bir kenara iterek büyük bir iş yapıyormuş gibi kadeh kaldıran bir lideri tarih ender kaydeder. Çünkü bir baba bile çocuğunun gözü önünde içki içmekten haya eder. Ama bu sarhoş, bunu zevkle yapmıştır. 

Mahmud Esad Bozkurt anlatıyor: 

"Bir akşam, birden Saray‘dan kalkarak Gülhane Parkı‘nda Halk Parti‘sinin verdiği bir açık hava toplantısına gittiğimiz zaman orada toplanan onbinlerce insana harf inkîlabını müjdelemiş ve bu esnada ayağa kalkarak millete hitaben: "Arkadaşlarım! Bu elimdeki rakıyı evvelce padişahlar da halifeler de içerlerdi. Fakat onlar saraylarında, dört duvar arasında içiyorlardı. Ben ise aziz milletimin önünde ve onun şerefine içiyorum!‘ diye kadehini kaldırdığı zaman, halkın alkış tufanı arasında Sarayburnu dakikalarca çınlamıştı." (2) 

Buna alkış tutan zavallılara yazıklar olsun! M. Kemal Atatürk, gece hayatını çok seven, devamlı alkol kullanan biriydi. Bu hususta Ş. S. Aydemir şunları söyler: 


"Atatürk normal zamanlarda, geceleri yaşardı. Sofrayı, sohbeti, içmeyi elbetteki severdi. Etrafındakilerin içmelerini de isterdi. İçkiye çok genç yaşlarında alışmıştı. Suriye‘deki sürgün yıllarında ise içki hemen hemen tek tesellisi gibiydi." 

Aydemir devamla: "Ama Selanik‘te rıhtım gazinolarında, sokak meyhanelerine gidilemeyen, gelecek maaşları yahudi sarraflara kırdırmak suretiyle para tedarik edilemeyen, meyhanenin veresiyeyi kestiği günler de olmuştur." (3) 

İçkiyi çok kullanıp çoğu kez parasız kaldığını da Aydemir söylemektedir. 

Dr. Rıza Nur da bu hususta şunları söyler: 

"Müthiş bir ayyaştır. Her gece sabaha kadar içer, körkütük olur. Bütün ömrü öyledir. Gençliği de böyle içki ve fuhuş ile geçmiştir. Reculiyeti yoktur, fakat şehvete pek düşkündür. Fuhuşun kadın, erkek, fail (eden-aktif), mef‘ul (edilgen-pasif) her çeşidini yapar. Bu sebepten veya anası fahişe olduğundan olacak ki, bütün milletten namus ve iffeti kaldırmaya çalışır." (4) 

(1) Bir Başka Açıdan Kemalizm, A. Dilipak, sf. 290 
(2) Mahmud Esad Bozkurt‘dan Kemal Arıburnu, Atatürk‘ten Anekdotlar, Anilar 
(3) Tek Adam, Şevket Süreyya Aydemir, c. 3, sf. 504-505 
(4) Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, c. 4, sf. 1517

2011-11-15

Atatürk EŞCİNSEL (GAY) miydi?


Atatürk EŞCİNSEL (GAY) miydi?

Bakınız, Mustafa Kemal Atatürk'ü  en iyi tanıyanlardan biri olan Doktor Rıza Nur, “Hayat ve Hatıralarım” isimli kitabının 4. cildinin 1357. sahifesinde ne yazıyor:

…Anlaşıldığına göre boşanma vak’asından iki-üç gün evvel, (M. Kemal'in karısı) Latife,(Latife'nin) kardeşi İsmail ile haremi Süreyya Paşa’nın kızı Melahat Ankara’ya gitmişlerdi. Çankaya’da misafir olmuşlar. O vakit Mustafa Kemal’in yanında kâtip sıfatıyla Halit Ziya’nın oğlu Vedad vardı. Güzel tüysüz bir çocuk. Bir akşam üzeri karanlık çökerken İsmail, Melahat balkona çıkmışlar. Bakmışlar Vedad, Mustafa Kemal’i ağacın dibinde yapıyor.


Latife’yi çağırmışlar. O da görmüş. Bir kıyamettir kopmuş. Latife, Mustafa Kemal’e“Herşeyini gördüm, hepsine tahammül ettim. Artık buna edemem.” demiş. Gazi(!) susmuş, İsmet’in evine gitmiş. “Bu karıyı şimdi boşayacağım” demiş. İsmet, sabahleyin erken Heyet-i Vekile’yi(Bakanlar Kurulunu) toplamış. Talaka (boşanmaya) karar vermişler(!) Latife’yi İsmet alıp, trene koymuş. Trende teselli etmek istemiş. Latife ona “Sus, sus! İsmet Paşa! İsmet Paşa! Sen ona bir gün dalkavukluk etme seni benden daha rezil eder. Her pisliğine aleti sensin” demiş.

 -----------

(Doktor Rıza Nur, Türkiye’nin ilk Milli Eğitim bakanı ve Lozan'da Türkiye'yi temsil eden iki numaralı isimdir. Türk milliyetçisi ve vatanperverdir. Tam on iki sene yurtdışında sürgün yaşamak zorunda kalmış, Mustafa Kemal'in ölümünün hemen ardından temelli yurda geri dönmüştür. Lakin, kısa bir süre sonra şaibeli bir şekilde, kendi evinde hayata gözlerini yummuştur. Ona ilk tıbbi müdahaleyi yapan komşusu Semih Sümerman'ın Sabetaycı bir hain olup olmadığı hala daha gün yüzüne çıkartılamamıştır. Bilindiği üzere Türk ve Müslüman gözükerek ve Türk ve Müslüman isimleri taşıyarak asliyyeti olan Yahudiliğe hizmet eden hain Sabetaycılar hep ilginç -men ve -man ekli soyisimleri taşımaktadırlar. Bu husus, gerçekleri gün yüzüne çıkartmak niyetindeki namuslu Türk tarihçilerini beklemektedir.  )   


adnan oktar, atatürk eşcinsel mi, atatürk gay mi, Adnan Oktar (Harun Yahya), ali tulum,


Haydi, yapın bir medya linci daha! Belki tutar...

Yine BERAAT ettik. Bir kez daha adalet yerini buldu. Bir kez daha Adnan Oktar'ın planları tutmamış oldu. 

Atatürk eşcinsel miydi? diye sorup tartışmaya ve araştırmaya açtık diye, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucuları arasında yer alan, Lozan'da Türkiye'yi temsil eden iki numaralı isim olan, ilk Milli Eğitim Bakanımız ve sonra Sağlık Bakanımız olan, ilim ve bilim adamı olan, nihayet cumhuriyeti hile ile kuran Sabetaycı gizli Yahudilerin adamlarından Semih SümerMAN tarafından iğne ile öldürülüp suikasta kurban giden Rıza Nur'un, "Hayat ve Hatıratım" isimli hatıratından alıntı yapıp, tartışmaya açtığımız için kelimenin tam anlamı ile lince tabi tutulmuştuk. 

Gizlemek istediği şaibeli geçmişini, kendisine ve ekibine, aynı anda elli farklı nokta basılarak ve iki bin kişilik özel polis gücü kullanılarak yapılan Türkiye tarihinin en büyük polisiye terör operasyonunu, ele geçen evrakları, CD'leri, bulunan silahları, MİT'ten başka yerde bulunmaması gereken resmi evrakları, otellerde yapılan silahlı kavgaları, binlerce farklı insana karşı hazırlanan şantaj içerikli kasetlerin bizzat savcılık makamından yapılan basın açıklaması ile duyurulmasını, emniyetteki kendi itiraflarını, hakkında verilen ve akıl sağlığının yerinde olmadığına işaret eden beş farklı resmi raporları, çok tertemiz adamlar olarak tanıtmak istediği İsrail'li hahamların aslında organ kaçakçısı, kara para aklayıcısı insanlık dışı mahluklar olduklarını meydana serdik, herkese duyurduk diye, kendisinin de gerçek kimliğini gizleyen bir Yahudi olduğunu kendi ağzı ile itirafa mecbur bıraktık diye, Adnan Oktar'ın hususi düşmanlığına maruz kalmıştık. Ve sonrasında ise Adnan Oktar'ın adamlarından Ali Tulum'un gerçek dışı iddialar ve art niyetli hazırlanmış bir şikayet dilekçesi ile hakkımızda şikayetçi olması sonucu savcılığa çağrılmış, ifade vermiştik. 

O güne kadar gördüğümüz en mükemmel savcılardan biri olan savcı hanımın, meselenin iç yüzünü sadece bir kaç cümlemizle anlayıp, çok yerinde tespitler yapması sonucu da çok memnun olmuştuk. Adaletin gereği olarak şikayet savcılıktan dönmüş, suç unsuru bulunmadığına, kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişti.

Bunun üzerine Adnan Oktar'ın avukatlığını da yapan Ali Tulum'un avukatları tarafından derhal karara ağır ceza mahkemesinde itiraz edilmiş, ve aynı anda her nasıl olduysa HaberTürk gazetesi denilen boyalı paçavranın sürmanşetine çekilmiştik. "Bir savcı nasıl olur da böyle bir durumda kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilirdi." sanki adaleti temin edecek savcılar ya da hakimler değil de boyalı paçavradan başka bir şey olmayan bu sözde basın kuruluşlarıydı. Kendisini yargının yerine koyan, gazete ya da haber sitesi demeye binlerce şahit lazım gelen yüzlerce sözde basın kuruluşunun sitelerinden, yüzlerce farklı web siteleri ve bloglardan, forumlardan da bir medya lincine tabi tutulmuştuk. (Bunlara örnek teşkil eden bir kaç başlığı bu yazının en alt kısmında bulabilirsiniz.) 

Sonuçta ağır ceza mahkemesi, savcının kararının isabetli olmadığına, yargılanmamız gerektiğine karar vermişti. Ve işte yargılandık. Ve yine beraat ettik. Türk yargısı, geçmişi ve bu günü şaibeli, halkın büyük çoğunluğunun şiddetli tepkisini çeken bir acayip grubun baskısı ve medya linci karşısında bizim gibi dimdik durdu. Adnan Oktar'a ve onun oynatıp kullandığı adamı Ali Tulum'a soğuk duş etkisi oluşturan iyi bir darbe vurdu. Bu medya lincine hiç düşünmeden ortak olan boyalı paçavralar hatta sözde islami basın da bu utançla kalakaldılar. 

İŞTE İLGİLİ MAHKEME KARARI:
(Büyütmek için üzerlerine tıklayınız)







MEDYA LİNCİNDEN ÖRNEKLER:



adnan oktar, atatürk eşcinsel mi, atatürk gay mi, Adnan Oktar (Harun Yahya), ali tulum,

adnan oktar, atatürk eşcinsel mi, atatürk gay mi, Adnan Oktar (Harun Yahya), ali tulum,

adnan oktar, atatürk eşcinsel mi, atatürk gay mi, Adnan Oktar (Harun Yahya), ali tulum,

adnan oktar, atatürk eşcinsel mi, atatürk gay mi, Adnan Oktar (Harun Yahya), ali tulum,

adnan oktar, atatürk eşcinsel mi, atatürk gay mi, Adnan Oktar (Harun Yahya), ali tulum,

adnan oktar, atatürk eşcinsel mi, atatürk gay mi, Adnan Oktar (Harun Yahya), ali tulum,




"Çankaya meşhur ve muteber bir kerhaneye dönmüştü"

"Çankaya meşhur ve muteber bir kerhaneye dönmüştü"


Latife’yle boşandıktan sonra Mustafa Kemal (Atatürk)’in zincirleri yeniden çözüldü. Eski fuhşiyat alabildiğine başladı. Çankaya meşhur ve muteber bir kerhâne oldu. Yirmi-otuz kadın birden doluyordu. Sabahlara kadar mum söndü yapılıyordu…

Salih Bozok’la Recep Zühtü İstanbul’da Tokatlıyan’ın arkasında bir ev tuttup bunu kerhane hâline koydular. Hem kendileri eğleniyor hem de kadınların iyilerini seçip Mustafa Kemal’e yolluyorlardı. Karılar Hâriciye vekili (dışişleri bakanı) Tevfik Rüştü’nün evine gidiyor, Gazi de oraya gidip eğleniyordu. Sabahlara kadar türlü fuhuş oluyordu. Hâriciye vekili kerhâneci başı olmuştu. Zararı yok, zaten bu sayede hâriciye vekili olmuştu. Mustafa Kemal boşanınca kadınlar artık doğruca Çankaya’ya Mustafa Kemal’e gidiyor…

Salihin kerhanesi çok zaman işledi. Öyle rezaletler oldu ki, polis kapatmaya teşebbüs etti. Mustafa Kemal’in en büyük arzularının ocağı yıkılabilir mi? Demek rezaletler ne kadar ilerlemişti. Nihayet polis burasını kapatmaya muvaffak olmuştur. Ama aradan yıllar geçti.

Mustafa Kemal Konya’ya gitmiş, orada mektebi ziyaret edip bir öğretmen kadını beğenmiş, almış getirmiş. Onunla bir müddet eğlendi. Sonra Avrupa’ya tahsile yolladı. Milletin parasıyla fahişelerine ihsan…

İzmir’e gitmiş, orman memurunun mektebe giden küçük kızı Afet (İnan)’i beğenmiş, almış getirmiş. Hadi ona da fuhuş… Sonra onu da İsviçre’ye tahsile yolladı. Vaktiyle metresi Fikriye’yi de göndermişti. Onun usûlü bu…


Nerede kız görüp beğenirse eşkiya gibi omuzlayıp götürüyor. Hem de mekteplerden… Ne fecî! Evvelce bir gece Ankara Darülmuallimâtını da basıp bir kız kaçırmıştı. Adam hırsız eşkiya…
Şimdi bu Afet (İnan) yanında, en gözdesi… Muallim(öğretmen), müverrih(tarihçi) olarak bulunduruyor.

İş sade böyle değil. Her taraftan kendisine kadın takdim edenler var. Bir avukat Lütfi var, karısı Bulgar’mış. Çok güzelmiş. Karısını takdim etmiş, baron işi gibi imtiyazlar almış. Şimdi böyle kadın yağmuru var, Çankaya’ya yağıyor…

Böyle pezevenklerin bini bir paraya… Maalesef namuslu insanlardan da iştirak edenler oluyor. Birgün Çankaya’dan Meclis’e bir telefon geldi. Arayan Kütahya mebusu Nuri. Sivas mebusu Rasim’le konuştu. Sonra Rasim gelip bize anlattı, Nuri diyormuş ki: ‘Doktor Ömer Şevki bey nerede? Paşa’ya Müfid Bey’in kızını takdim edecekti. Araba gönderdik bekliyoruz.’ Filhakika Ömer Şevki bu kızı alıp Mustafa Kemal’e o gün götürmüştür. Bunu işiten mebuslar hep iğrendik, hem de bir alay mevzuu oldu haftalarca sürdü. Şükür meclis’te namuslu insanlar çokmuş. Herkes Ömer Şevki’den selamı sabahı kesti. Halbuki bu adam namusluydu…

Çankaya fuhuş merkezine böyle gelip gidenler olduğu gibi yirmi-otuz tane de seçme genç kız ve kadın var. Bunların bir kısmına evlatlığım(!) diyor. Bir tanesi pek meşhur, Almanya’da dans tahsil etmiş bir kız. Güya Çankaya’da dans hocalığı ediyormuş!? Sonra bunu da Avrupa’ya yolladı. Dönünce de gözden düştü…

Bu işler saymakla bitmez. Binbir gece masalları, Venüs mabedi hikayeleridir. Fuhşun her türlüsü icra edilir. Hepsini yazmak uzun ve çirkin…

Dr.Rıza Nur,
Hatırâtım, syf 1318-1321  

(Doktor Rıza Nur, Türkiye’nin ilk Milli Eğitim bakanı ve Lozan'da Türkiye'yi temsil eden iki numaralı isimdir. Türk milliyetçisi ve vatanperverdir. Tam on iki sene yurtdışında sürgün yaşamak zorunda kalmış, Mustafa Kemal'in ölümünün hemen ardından temelli yurda geri dönmüştür. Lakin, kısa bir süre sonra şaibeli bir şekilde, kendi evinde hayata gözlerini yummuştur. Ona ilk tıbbi müdahaleyi yapan komşusu Semih Sümerman'ın Sabetaycı bir hain olup olmadığı hala daha gün yüzüne çıkartılamamıştır. Bilindiği üzere Türk ve Müslüman gözükerek ve Türk ve Müslüman isimleri taşıyarak asliyyeti olan Yahudiliğe hizmet eden hain Sabetaycılar hep ilginç -men ve -man ekli soyisimleri taşımaktadırlar... Bu husus, gerçekleri gün yüzüne çıkartmak niyetindeki namuslu Türk tarihçilerini beklemektedir.  )  

Bu ay öne çıkanlar