2010-11-04

KAALÛ BELÂ" NE DEMEKTİR?



Kaalû belâ, "evet dediler" mânâsına gelen dînî ıstılahlarımızdandır.
Yani Allah Teâlâ'nın, kullarıyla ezelde yaptığı, kulların da bizzat şahitlik ettikleri meclisteki İlâhi muahede (sözleşme) hakkında kullanılan bir tâbirdir. Buna "Bezm-i ezel, Bezm-i elest, Beli ahdi''de denir.

"Bezm" Farsça bir kelimedir ve sohbet, muhabbet, sevgi, dostluk meclisi mânâlarınadır. Cenâb-ı Hakk ruhları yarattığı zaman onlara, "Elestü bi Rabbiküm: (Ben sizin Rabbinız değil miyim?)" diye sormuş ve bütün kullar da "Belâ: (Evet, sen bizim Rabbimizsin)" karşılığını vermişlerdir.

Kur'ân-ı Kerim'de, bu sözleşmenin, kıyamet gününde insanların, "Bizim bundan haberimiz yoktu!" diye bahane ileri sürmelerine mâni olmak için yapıldığı bildirilmektedir. Bahis mevzuu âyetlerin mealleri şöyledir:

"Kıyamet gününde, Biz bundan habersizdik' demeyesiniz diye Rabbin âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şahit tuttu da dedi ki: Ben sizin Rabbinız değil miyim?' (Onlar da), Evet (Rabbimiz olduğuna) şahit olduk'dediler. Yahut, '(ne yapalım) daha önce babalarımız Allah'a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik, (onun için onların izinden gittik. Ahd'i) iptal edenlerin yüzünden bizi helak edecek misin? demeyesiniz diye, (Allah, sızın Rabbinız olduğu hakkında sizleri şahit tutmuştu.)" (S. A'raf, 172)

Bu âyette geçen "zuhur" kelimesi, beller demektir. Bundan kasıt ise, insan menisinin üretildiği yerdir. Buna göre, daha sperm hâlinde iken insanda, Allah'ı tanıma kabiliyeti vardır. Bu kabiliyet onun nüvesinde mevcuttur. Bu da, bugünkü meşhur tabiriyle, genetik şifreyi ifade eder. Yani her insanda Allah'ı tanıyacak bir istidat mevcuttur. Buna psikolojide "din duygusu" adı verilmektedir.

Zaten hadîs-ı şerifte de, her çocuğun İslâm fıtratı üzere doğduğu beyan olunmuştur. (Müslim, Kader, 25)Bazı âlimler; ezelde Allah'a "Evet, sen bizim Rabbimizsin!" cevabını verdikleri halde, dünyada onu inkâr edenler hakkında şu îzâhı yapmışlardır:

"Ezelde, ruhların yaratılmasından sonra kurulan bu İlâhi mecliste, bütün ruhlar 'Evet' demişlerdir; ancak bir kısmı, samimiyetten uzak, sadece görünüşte bu cevabı vermişlerdir." İşte dünyada inkâr edenler bunlardır.

HARP YILLARINDA BEYOĞLU'NDAN ACI BİR MANZARA



Birinci Dünya Harbi esnasında Türkiye'ye gelen William M Pıckthall'in “Harpte Türklerle Birlikte” isimli hatıratında, "Türkiye'nin Batı'ya açılan kapısı'nda yani "Pera'da (Osmanlı döneminde Beyoğlu'na Pera denilirdi. Beyoğlu kesimi şehrin ilk iskân bölgesinin karşı tarafına geldiği için Yunanca, öte-ötesi mânâsına gelen Pera adı verildi.) Türkler'e nasıl bakıldığı hakkında şu ifadeler yer alıyor:

"Takriben üç yüz kadar yaralı Türk askeri, el ele birbirine destek olarak ikişer ikişer başları öne eğik, ayaklarını sürüyerek yürüyorlardı. İçlerinden biraz daha sağlıklı olan birkaçı, diğerlerine moral vermeye çalışıyordu. Harpten ve yürümekten yorulmuş bu dürüst, hüzün dolu köylü yüzler, kaldırımda toplanmış iyi giyimli insanların alaylı gülüşlerine aldırış etmeden sabır ve vakarla ilerliyorlardı.

Acı çekmesini bilen ve ırkların en yücesi olan Anadolu Türkleri'ni Avrupalılar tanımamışlardı. Bu yüzden bu iyi yürekli insanlar, kendi sırtlarından geçinen Beyoğlu aristokratlarına göre yüz karasıydı. Yine günde beş defa Allah'a ibâdet ettikleri için fanatiktiler. Çünkü onlar, misyoner okullarına gitmemişlerdi.

İşte bunun için barbardılar. İşte vatanları için çarpışıp yaralı olarak dönen bu insanlara, kendi başkentlerinde gülünüyor, kendileriyle alay ediliyordu...”

"Onları bu halde görmek, tam can damarlarına dokunmak, Hıristiyanlar için bir şaka, bir eğlence mevzuu olmuştu."

(Terc. Kemalettin Yiğiter, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1990 s 21)

ASIL KATİL, TETİKÇİYİ KULLANANDIR

Ebû Said (r.a.) rivayet ediyor: Resûlüllah (s.a.v.) buyurdu ki:"Cehennem ateşinin sıcaklığı yetmiş cüz'dür. Altmış dokuzu öldürmeyi emredenin, bir cüz'ü de katilindir." (Taberâni, Mu'cemü's-Sağîr, 2/371)

Fahr-i Kâinat Efendimiz, öldürmeye azmettirenin, cinayet çetesi kuranın, cinayet işini planlayıp organize edenin cezasının, katilin, bugünkü tâbirle tetikçinin cezasından kat kat fazla olduğunu nazar-ı dikkatimize sunmaktadır.

Zira günümüzdeki çete ve mafya vak'alarında görüldüğü gibi. asıl fail ve gerçek katil; tetikçi değil, perde arkasında onu planlayan ve yönlendirendir. Para-pul, makam-mevki gibi birtakım maddî menfaat va'd ve teklifleriyle veya başka cazip imkânlar verilerek tutulmuş kiralık kimselerdir.

Kısacası; hadîs-i şerifin ifadesiyle, suçun büyüğü, perde arkasında, öldürme emrini veren kişi veya kişilerindir.

HİÇBİR ZAMAN MEŞRU YOLDAN AYRILMA



"Dünya; devirden devire, insanlar da bu dünyada tavırdan tavıra geçmektedirler. Sen, her günki hareketinde meşru yolu tut. Her cemiyetle fikrî ayrılıklarını hesap ederek, birlikte oturmasını bil. Onlarla dostluk kurmaya çalış. Zira, zamanın akışı ve insanların zamana göre bakışı her vakit arzu ettiğin gibi olmaz."

"Her istediğinde dünya ve dünyalıklar sana uymayabilir. Kötü niyetli kimse, arada-sırada senin fikrine müsâade ediyor görünse bile, bu müsaadenin geçici olduğunu unutup, kendini tamamen teslim etme ki, devamı yoktur,"

"Zaman içerisinde meydana gelen hâdiselerin altında ezilme. Meşru olmayan hâdiselere mâni olmak için de mücâdeleden geri kalma. Doğru yolda sebatla devam et."
(Etvâku'z-Zeheb, 30. Makale)

Allâme Zemahşeri (rh.)

Bu ay öne çıkanlar