Tsk'daki hainler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tsk'daki hainler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2014-03-24

Düşürülen uçağın pilotu konuştu: Kendi hava sahamızdaydım

Düşürülen uçağın pilotu konuştu: Kendi hava sahamızdaydım
Düşürülen uçağın pilotu konuştu: Kendi hava sahamızdaydım


Suriye, Türk jetlerince düşürülen uçakla ilgili "Türk hükümeti saldırganlığa son vermeli" açıklamasını yaptı. Hayatta olduğu öğrenilen pilot ise uçağın Suriye hava sahasında düşürüldüğünü öne sürdü.

Suriye Haber Ajansı SANA, paraşütle atlayarak kurtulan pilotun görüntüsünü yayınladı. Pilotun ismi ise belirtilmedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait F-16’ların, Türkiye hava sahasını ihlal ettiği belirtilen Suriye uçağını düşürmesine Esad yönetiminden tepki geldi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Türk hükümeti saldırganlığa son vermeli. Ankara, Türk ordusunu maceraya sürüklememeli” denildi.

Bölgede çatışmaların bir süredir devam ettiği belirtilen açıklamada, şöyle denildi: "Teröristlerin Suriye topraklarına girmesi için Türk topraklarından tank desteği verildi. Türkiye'den yapılan düşmanlık ve terör desteği kesilmeli."
Öte yandan Suriye devlet televizyonu, düşürülen uçağın paraşütle atlayarak kurtulan pilotunun görüntülerini yayınladı.

2012-02-14

Hangisi Hain? Orgeneral İlker Başbuğ mu yoksa Altan mı?

Türkiye Cumhuriyetinin Genel Kurmay Başkanı Yahudilerin Ağlama Duvarında Gizlice Yahudi İbadetini Yaparken

Dinleyin Orgeneral Başbuğ!

Edep sınırlarını epeyce aşan, saygısız ve küstah bir üslupla bizi “hainlikle”, “mütareke basınından da beter olmakla” suçladınız.

Ciddi bir ülkenin ciddi bir genelkurmay başkanı, birisini “hainlikle” suçladığında mutlaka elinde kanıtlar vardır ve hainlikle suçlanan adam derhal bu ağır suçtan yargılanır.

Ama siz ciddi biri olmadığınız, mahalle kahvehanesinde konuşur gibi aklınıza geleni söyleyip, suçlamalar uydurduğunuz için, hayatlarını “asker yandaşlığına” hasretmiş bir iki utanmaz yazar taslağından başka kimse sizi ciddiye almadı.

Söyledikleriniz en fazla, “hain olduklarını genelkurmay başkanından öğrendiğim adamlar kanıma dokunduğu için onları vurdum” diyecek bir yeni yetmenin herhangi bir girişimine “altlık” olmaktan fazla bir anlam kazanmadı.

İhanet” ciddi bir suçtur.

Darbe planı hazırlamak “ihanettir” mesela.

1 Mayıs’ta insanların üzerine ateş açmak ihanettir.

Ülkeyi “kaos ortamında” tutmak için katliamlar düzenleyip karışıklıklar çıkarmak ihanettir.

Danıştay cinayetinde, kamera görüntülerini silerek bütün ülkeyi yanıltıp çatışmaları kışkırtmak ihanettir.

Dağlıca baskınında, resmî belgelere de yansıdığı gibi PKK militanlarının geçeceği yolun üstündeki mevzileri boşaltıp, onca çocuğun ölümüne yol açmak ihanettir.

Aktütün’de, gelen PKK’lılar “uydu görüntüleriyle” saptandığı halde saldırıyı caydıracak önlemler almayarak karakoldaki çocukları ölüme teslim etmek ihanettir.

Bu “suçların” bir kısmı bugün artık yargıda.

Diğerleri de Türkiye demokratikleştikçe teker teker yargının önüne çıkacaktır.

Şimdi gelelim, sizin bizi “hainlikle” suçlamanıza yol açan Sarıyayla baskınına.

Bence de burada bir ihanet ve hainlik var.

Ama hainlik “o çocuklar neden öldü” diye sormak değil.

Hainlik, o çocukları ölüme terk etmek.

Şamil Tayyar ve Adem Yavuz Arslan, “anayasa reformlarını engellemek amacıyla kaos çıkartmak için PKK’nın baskınlar düzenleyeceğini” yazarak nerelere baskın yapılacağını da liste halinde sıraladı.

Önce bu iki yazarın işaret ettiği Giresun’da patladı mayın.

Sonra Tunceli’deki karakol baskını geldi.

Ve, çocuklar o baskında öldü.

O baskının bütün hikâyesini, nasıl olduğunu, nasıl geliştiğini bugünkü sürmanşetimizde yazdık.

Oradaki karakol komutanıyla yardımcısı ve yanlarındaki neferleri, arkadaşlarını kurtarabilmek için sonuna kadar yiğitçe mücadele etmişler.

İnandıkları bir dava ve inandıkları bir meslek için canlarını vermişler.

Böyle yiğit ve fedakâr insanlar, dostlarının da düşmanlarının da saygısını kazanırlar.

Peki, siz ne yaptınız?

Tunceli’de baskın yapılacağını gazete yazarları bile bilirken, bu konudaki bilgiler bütün “yetkililere” bildirilmişken siz nasıl bir önlem aldınız?

Size emanet edilen o çocukları ölümden kurtarmak, o baskını daha gerçekleşmeden durdurmak, baskını düzenleyenleri caydırmak için ne tür hazırlıklar yaptınız?

Bu soruya açıkça cevap vermeye sizin cesaretinizin yeteceğini sanmıyorum, onun için ben cevaplayayım.

Hiçbir önlem almadınız, hiçbir hazırlık yapmadınız.

Savunmasız bir yere, savunmasız bir şekilde kurduğunuz karakoldaki çocukları savunmasız bir şekilde bıraktınız.

Karakoldaki çocuklar, ellerinde yeterli imkân olmadığı için PKK’lıların civardaki evlere sızdıklarını bile zamanında fark edemediler.

Neden o çocukları korumadınız, neden baskın yapılacağını bile bile onları yetersiz silahlarıyla o dağın başında yalnızlığa terk ettiniz?

Neden baskın yiyen karakola “ambulans” bile geldiği halde “yardım edecek” kuvvetler gelmedi?

Nasıl oluyor da komutanızdaki ordu, bir ambulansın gittiği yere ulaşamıyor?

O çocukları “yağmur yağdığı” için koruyamadığınızı söylediniz, askerlik tarihinde bir komutan için bundan daha utanç verici bir açıklama olduğunu sanmıyorum.

Bu açıklamadan sonra o bölgedeki karakollarda bulunan çocukların “yağmur yağdığında” neler hissedeceğini, aklı eren biri size anlatsın.

Şimdi onu bunu suçlamayı bırakıp, sizi general yapan bu ülkeye anlatın, neden bir “kaos planının” parçası olan saldırıları önleyecek tedbirler almadınız, neden o karakoldaki çocukları yetersiz silahlarla, yetersiz imkânlarla orada bıraktınız, neden o çocukların yardımına ambulanstan bile sonra gittiniz.

Bütün bu olaya baktığınızda “ihaneti” nerede görüyorsunuz gerçekten siz; bunları yazanlarda mı, o çocukları korumayanlarda mı?

Siz, yapayalnız bıraktığınız, savunmasız koduğunuz, yardım göndermediğiniz, arkadaşları için yiğitçe ölen o çavuşun ve diğerlerinin ailelerine ne diyeceksiniz?

Öldü o çocuklar.

Söyleyin bize general, kimin yüzünden öldüler, hangi “hainliğe” kurban gittiler.

(Ahmet Altan, Taraf, 05.05.2010)
Genelkurmay Eski Başkanımız İlker Başbuğ İsrail'de, Yahudilerin Ağlama Duvarında, Yahudi İbadetini yaparken, kendisini tanıyan bir aşırı dinci Yahudi ile beraber

2012-01-24

TSK'daki Sabetayist Kadrolaşma ve Org. Yaşar Büyükanıt

TSK'daki Sabetayist Kadrolaşma ve Org. Yaşar Büyükanıt

Ulusalcı hareketin lideri olan Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt’ı konu etmiştik. Bunun üzerine, gayretli bir akademisyen arkadaşımız, Paşamızın soy kütüğünü merak etmiş ve araştırmış. Uzun sürdüğünü ifade ettiği araştırması sonunda ulaştığı çok ilginç bilgileri bizimle paylaşmak için sitemize maille göndermiş. Bizler de Büyükanıt Paşa ile ilgili bu çarpıcı bilgileri sizlerle paylaşmayı bir sorumluluk olarak gördük. 

Bize bu bilgileri gönderen ve ismini dahi bilmediğimiz bu arkadaşımıza en derin teşekkürlerimizi sunuyoruz. 


Sabetaylar, halkımızın bildiği üzere aslen Yahudi asıllı oldukları halde, içinde bulundukları toplumda menfaatlerini korumak ve devletin etkili makamlarına yükselmek için, inançlarını, soylarını, ibadetlerini ve birlikteliklerini gizli olarak sürdüren 300 yıllık bir Yahudi tarikatının mensuplarıdır.

Sabetay kökenden gelen ve bu inançlarını koruyan aileler, çocuklarına iki ayrı isim koyarlar. Bu isimler seçilirken, verilen ismin birisiyle çocuğun toplum içinde gizlenebilmesine, verilen diğer isimle de Musevi inanca bağlılığın çocuğa hatırlatılmasına dikkat edilir. Birinci isim Türk- Müslüman isimlerinden seçilir. İkinci isim ise, Musevi inancına uygun, ancak dikkat çekmeyecek şekilde Türkçeleştirilmiş isimler arasından konulur. 

Sabetay tarikatının kurucusu olan Sabetay Sevi, bundan yaklaşık 300 yıl önce Osmanlı sarayınca öldürülme korkusu sebebiyle göstermelik olarak Müslümanlığı tercih etmiş ve 'Mehmet' ismini almıştır. Daha sonra bu davranışı, tarikat mensupları tarafından uyulması gereken bir kural olarak kabul edilmiştir. Bu yüzden Sabetaylar arasında, birinci isim olarak, Sabetay Sevi’ye izafeten Mehmet isminin konulması çok yaygındır</B>. 

Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın babasıolan Mehmet Sırrı Büyükanıt, Sabetay geleneklerine uygun olarak oğluna, ilk isim olarak Mehmet ismini koymuştur. Üstelik Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın dedesinin ismi de Mehmet Kamil Büyükanıt’tır. Baba Mehmet Sırrı Büyükanıt, diğer oğluna da ilk isim olarak Mehmet ismini koymuştur: Mehmet Erkan Büyükanıt!. Büyükanıt Ailesi'nde Üç nesilde ve her iki kardeşte ‘Mehmet’ ilk isimdir. Büyükanıtlar, Sabetaylığa bağlı ve inanç kimliğini yitirmemiş aileler arasındadır.

Sabetay tarikatının isim koyma usullerinden birisi de, ‘anne veya babasının soyadı’nın, çocuğa ikinci isim olarak verilmesidir.' Yani, anne veya babanın soyadı çocuğun ikinci ismi olur. Büyükanıt Ailesi’nde de bu usule uyulmuştur: Anne Fikriye Eryaşar’ın soyadı, oğul Mehmet Yaşar Büyükanıt’a, ikinci isim olarak verilmiştir. Bu geleneği Büyükanıt Paşa, kendi kızına isim koyarken de ihmal etmemiştir. Eşinin soyadı olan ‘Bengü’yü kızına ikinci isim olarak vermiştir: Fikriye Bengü Büyükanıt.
Sabetayların birbiri ile evlenmelerine dair tarikat kurallarına uygun şekilde, Mehmet Yaşar Büyükanıt Paşa, kızını rastgele birisiyle değil, tescilli bir yahudi dönmesiyle evlendirmiştir:Ercan Caymaz.

Ercan Caymaz’ın annesi Sevim Caymaz’ın (Sabetaylar tarafından kızlara isim konarken, yine Sabetay Sevi’nin anısına, ‘Sevi, Sevgi, Sevim, Sevin’ isimleri tercih edilir.) Dedesi Yahudi MERKADO, Nenesi Yahudi bir kız olan ESTER’dir.
Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın dünürünün annesi SARA ÖZCANDAN’ın Yahudi olduğu açık bir şekilde İstanbul Beşiktaş Ortaköy mah. nüfusunda 27304954150 TC kimlik nosu ile kayıtlıdır. Ancak yahudi olduğunun izini kaybettirmek için nüfusunu İstanbul Üsküdar Tabaklar Mahallesine 31504865642 TC nosu ile aldırmıştır. Nüfus kütüğü değişikliği ile izini kaybettirmeye çalışırken Sara olan ismini Melahat; Yahudi olan dinini de İslama çevirtmiştir. Nüfus kütüğünü değiştirmek ile kalmamış İstanbul Üsküdar Tabaklar nüfusundaki 1.cilt 34. sayfayı yırttırarak geride aklınca delil bırakmamaya çalışmıştır. 


Damat Ercan Caymaz’ın ağabeyi Erhan Caymaz da, Sabetayların okulu olan Şişli Feyziye Mektepleri Vakfı Özel Işık Lisesi 1985 mezunudur.

Yahudi dönmesi Sabetay Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın yakın akrabalarına bir göz atalım:

Annesinin Babası: Mehmet Yaşar
Babasının Babası: Mehmet Kamil
Babası: Mehmet Sırrı
Amcası: Mehmet Sadık
Kardeşi: Mehmet Erkan
Dayısı: Mehmet Bahaettin
Dünürü: Mehmet Selim (aslen Yunanistan’a yerleşen İspanya Yahudilerinden Salamon-Süleyman’ın oğlu)

Sabetay Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın annesi Fikriye Hanım, Ürdün’ün güneyinde, İsrail sınırında bulunan MAAN şehrinde doğmuştur. İsrailliler, Maan’ın kendi toprakları olduğunu iddia etmektedirler.

Bir de Büyükanıt Paşa’nın akrabalarına ait ve Sabetayların sıkça kullandığı soyadlara bakalım:
Büyükanıt
Sütemen
Ercimen
Hürman
Talaman
Yanç
Bengü
Eryaşar

Yukarıda ismi geçen kişilerin TC kimlik numaraları:

Kendisi:
Mehmet Yaşar Büyükanıt
TC kimlik numarası: 26021184734

Babası:
Mehmet Sırrı Büyükanıt
TC kimlik numarası: 35353699878 ve TC kimlik numarası: 26027184516
Soy ağacının izini kaybettirmek için kütük değiştirmiş. Kütük, Kocaeli’nden yanı başındaki İstanbul’a aldırılmış.

Annesi:
Fikriye Büyükanıt (Eryaşar) 
TC kimlik numarası: 35338700346 ve TC kimlik numarası: 34099741254

Annesinin Babası:
Mehmet Yaşar 
TC kimlik numarası: 34105741094

Babasının Babası:
Mehmet Kamil Büyükanıt 
TC kimlik numarası: 35341700272

Kardeşi:
Mehmet Erkan Büyükanıt 
TC kimlik numarası: 45955331588 ve TC kimlik numarası: 35323700856

Eşi:
Bilge Filiz Büyükanıt 
Kızlık soyadı: Bengü, TC kimlik numarası: 35314701138

Kızı:
Fikriye Bengü Büyükanıt 
TC kimlik numarası: 39466547712

Amcası: 
Mehmet Sadık ….. 
TC kimlik numarası: 25621645270

Dayısı: 
Mehmet Bahaettin Eryaşar 
TC kimlik numarası: 34090741536

Dünürleri:
Mehmet Selim Caymaz 
TC kimlik numarası: 39481547292
Sevim Caymaz 
TC kimlik numarası: 39478547366

Damadı:
Ercan Caymaz 
TC kimlik numarası: 39472547584

Dünürün Annesi:
Melahat Özcandan (Asıl ismi: Sara Özcandan)
TC kimlik numarası: 31504865642, Asıl TC kimlik numarası ise: 27304954150
Merkado-Ester kızı 1321 (Rumi) yılı İstanbul doğumlu. 

2011-12-16

Haddini bil yarbay! O çocuklar oraya şehid olsunlar diye gönderildiler! Sen inançlarına hakaret et diye değil!

Haddini bil yarbay! O çocuklar oraya şehid olsunlar diye gönderildiler!

Kırklareli 55. Mknz. Piyade Tugayı'nda Yarbay Ekrem Çulhaoğlu'nun Tugay Mescidi'ne botları ile baskın yaparak, seccadeleri tekmelediği; namaz kılan, Kur'an okuyan Mehmetçiği azarladığı iddia ediliyor.Kırklareli 55. Mknz. Piyade Tugayı, mescide ve Kur'an-ı Kerim'e yönelik tahammülsüzlük ve saygısızlık iddiaları ile çalkalanıyor. Tugay içindeki mescidde namaz kılıp Kur'an okuyan Mehmetçiklerin, komutanın hışmına uğradıkları ileri sürülüyor.
Akit'in ulaştığı bilgilere göre, skandal şöyle gelişti: Tugayın içinde erlerin dini vecibelerini yerine getirdikleri mescidde akşam namazını kılmaya hazırlanan Mehmetcik, komutanlarının hışmına uğradı. İçtima vakti çoktan bitmiş, herkesin birlikte gazinoya, ağaç altına ve yatakhaneye çekildikleri bir saatte akşam namazını kılmaya giden bazı erlerin, Yarbay Ekrem Çulhaoğlu'nun ani baskını ile karşılaştıkları iddia ediliyor.

BOTLARI İLE GİRDİ VE...

İddialara göre Yarbay Ekrem Çulhaoğlu ansızın tugay mescidine baskın yaptı. Mescidin içine girip, namaz kılan erlerin arasına dalan Çulhaoğlu, kirli botlarını da çıkarmadan seccadeleri tepeleyerek en ön safa kadar ilerledi.

“BU YAZILAR BURAYA ASILMAYACAK”
“Burasını tekke gibi kullanamayacaksınız” diye bağırarak mescidin tüm sükunetini bozan Yarbay Çulhaoğlu, hızını alamayarak, duvardaki “Allah” ve “Muhammed” yazılarını da kendi elleriyle indirdi ve “Bu yazılar kesinlikle buraya asılmayacak” dedi.



 “SADECE HİZMETE ÖZEL DAMGALI KİTAPLAR OKUNACAK”
Komutanın, kimseye zararı olmadan köşede Kur'an-ı Kerim okuyan bir Mehmetciğin elindeki Kur'an-ı alarak “Sadece hizmete özel damgalı olan kitaplar okunacak” diye emir verdiği de iddialar arasında. Ne olduğunu bile anlamayan erlerin mahcup bir şekilde mescidi terk ettikleri ifade ediliyor.

Habervaktim.com
2011-12-12 10:45:40 

Bu ay öne çıkanlar