Ermeni Sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ermeni Sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013-08-27

Sayın Terörist Başı: Abdullah Öcalan - Artin Agopyan

apo
apo


Elinizdeki eser, ülkemizin Güneydoğu topraklarının da içinde kaldığı çok geniş bir coğrafyada Büyük bir İsrail Devleti kurmak isteyen, bu hedefe ulaşmak için akla gelen her ama her şeyin meşru olduğuna inanan, kendilerinden başka ırkların mensuplarını kır hayvanları seviyesinde gören, bebek katletmeyi, insan kanı içmeyi, diri diri insan yakmayı ibadet kabul eden ve Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de lanetlediği Yahudi milletinin dünyada çıkarttığı fitne ateşlerinden sadece ama sadece birini, PKK terörünü, bilinmeyenleri ile anlatmak ve bu yangını söndürmek maksadı ile hazırlanmıştır. 

2012-05-09

PKK bir Ermeni Terör Hareketidir

PKK bir Ermeni Terör Hareketidir
PKK bir Ermeni Terör Hareketidir


İki kimlikliler, iki dinliler, ikilikler Türkiye'nin büyük problemlerindendir. Ülkemizde bir buçuk milyon Kripto Yahudi, yine bir buçuk milyon Kripto Ermeni bulunduğu iddia ediliyor. Bunların ne kadarı erimiştir, ne kadarı gizli kimliklerine sımsıkı bağlıdır, bilinmiyor.


PKK dıştan bir Kürt hareketi gibi görünüyor ama içten bir Ermeni hareketi olduğu iddiaları var. Bu iddialara kulak tıkamak, bunları göz ardı etmek doğru mudur?

PKK Türkiyeli Kürtlere hizmet mi ediyor, yoksa onların başını belaya mı sokuyor?

Ermeniler, Doğu Anadolu'dan, bugünkü Ermenistanın beş misli arazi istiyor. /akunq.net Batı Ermenistan/ Sitesine bakınız, gözleriniz fal taşı gibi açılsın.

PKK işte bu Ermeni emellerine hizmet etmektedir.

Kürtler için en uygun formül nedir?

Bu ülkeyi Türkler ve diğer etnik unsurlarla birlikte kardeşçe paylaşmak ve barış içinde yaşamaktır.

1912'ye, 1918'e kadar Osmanlı devleti çok büyük araziye sahipti. İmparatorluk tasfiyeye uğradı ve bugünkü küçük Türkiye kaldı.

Ermeniler, Osmanlı devleti bünyesinde, çok geniş bir coğrafya içinde yaşıyorlardı. Paylaşmayı kabul etmediler, ülkenin bir kısmı hep/tamamen bizim olsun dediler ve kumarı kaybettiler. Eskiden iyi kötü var idiler, şimdi yoklar.

PKK hareketinin gizli bir Ermeni hareketi olduğunun ispatı hükümete düşer.

Devletimizin istihbaratı vardır, bu iş için ayıracağı bütçesi vardır, emrinde uzmanlar vardır.

Halkımızın, PKK'nın bir Kürt terör hareketi değil, bir Ermeni terör hareketi olduğunu çok iyi bilmesi gerekir

Bugün Türk ismiyle, Müslüman kimliğiyle görünen nice kimseler vardır ki, Kripto Ermenidir.

Hiçbir Müslüman Kürt bu ülkenin parçalanmasını, bu geminin batmasını istemez.

Şu anda İstanbul Diyarbakır'dan daha fazla Kürt nüfus barındırmaktadır.

Milyonlarca Kürt vatandaşımız Batı Anadolu şehirlerinde yaşamaktadır.

Türkler, Kürtler, Çerkesler, Gürcüler, Arnavutlar, Boşnaklar ve daha nice etnik kökenliler bu toprakları birlikte paylaşmaktayız.

Bize lazım olan toplumsal barış ve uzlaşıdır.

Şunu arzu ediyorum:

Medyada PKK'dan bahsedilirken Ermeni PKK hareketi denilsin.

Şu husus da beyan etmek isterim: Ülkemizde yaşayan tek kimlikli Ermenilere bir şey dediğim yoktur. İki kimlikli olanların da hepsini suçlamıyorum.

1915 ile 1918 arasında kurunun yanında yaş da yanmış, yakılmıştır.

Türkiye'nin bütünlüğünü korumak şartıyla, adalete ve insafa dayanan bir çözüme taraftarım.

1924'e kadar Anadolu ve Trakya'da milyonlarca Rum yaşıyordu. Megali İdea hayal ve emelleri onların sonu oldu. İzmir metropoliti Osmanlı vatandaşı Hrisostomos işgalci ve düşman Yunan ordusunu dinî törenle karşıladı ve takdis etti. Yanlış ata oynamıştı, Kumarı kaybettiler. Bu coğrafyada var idiler, yok oldular.

Var olmaya devam etmeleri için, Osmanlı Rum lejyonları kurarak, Elen kuvvetleri ile çarpışmaları gerekirdi. Buna akılları ermedi.

Ermenistan'ın Türkiye ile barışık olması gerekir. Onların menfaatleri bunu gerektirir.

Ermenistan Türkiye ile öylesine barışık olmalıdır ki, sınırlar sembolik hale getirilsin, pasaport ve vize kaldırılsın, her iki ülkenin halkı kimlik kartıyla gezip dolaşabilsin. Yazık ki, onlarda bunu gerçekleştirecek akıl yok.

Yukarı Karabağı Azerbaycan'a iade etmeleri ve Azerilerle de barışmaları gerekir.

Bendeniz sâlih bir Kürdü, fasık bir Türke tercih eden bir Müslümanım. Müslüman Kürt kardeşlerimden çok rica ediyorum:

PKK postuna bürünmüş terörist Ermenilerin tuzaklarına düşmesinler, gemiyi batıracak olumsuzluklardan kaçınsınlar...

Bu vatan hepimizindir.

Mehmet Şevket Eygi
08/05/2012

2012-02-17

Sultan II. Abdülhamid Han'ın Dehası ve Ermeni Meselesi

Sultan II. Abdülhamid Han'ın Dehası ve Ermeni Meselesi


Sultan İkinci Abdülhamid Han kendisine bomba ile suikast tertip edenlerden Belçikalı Joris'i hapishaneden huzuruna çağırdı ve:

- "Siz, tertip ettiğiniz bu suikastla beni öldürmek istediniz; Cenâb-ı Hak buna müsâade etmedi. Hepiniz yakalandınız, muhakeme edildiniz, mahkûm oldunuz. Ben sizi idam ettirmedim. Mahkûmiyetinizi müebbet hapse tahvil ettirdim." dedi. Joris, minnettar bir tavırla ellerini uzatarak:

- "Pardon sor..." dedi. Sultan bir el hareketi ile Joris'i susturup devam etti:

- "Ben öldürülecek bir hükümdar değildim. Çünkü hiç kimseye zulüm etmedim. Sizin beraber çalıştığınız Ermeni komiteleri bir hülya peşinde koşuyorlar. Bu memleketimin aleyhine olacaktır. Ben buna müsâade edemem. Attığınız bomba ile bu kadar bî-günâh insanlara kıydınız. Dünyânın hangi memleketinde olursa olsun böyle bir cürmü İrtikâp edeni idam ederler. Ben sizi serbest bırakacağım. Elini kolunu sallaya sallaya buradan çıkıp gideceksin." dedi. Joris, hayretler içinde:


Abdülhamid Han'a tertip edilen bomba hadisesi

- "Majeste! Artık hapishaneye dönmeyecek miyim? Beni hakîkaten serbest mi bırakacaklar?" dedi. Pâdişâh;

- "Evet. Orada bulunan husûsî eşyanızı getirecekler ve buradan pek bilinmeyen bir otele gidip başka bir isimle orada kalacaksınız. Fakat bir şartla." dedi. Joris o derece memnun olmuştu ki:

- "Bunu bir şart olarak söylemeyiniz, bir emir olarak kabul ediyorum! dedi. Sultan Hamid:

- "Buradan gideceksiniz ve şimdiye kadar beraber çalıştığınız Ermeni ihtilâl komiteleri ile temasta bulunacaksınız. Onlara buradan ne suretle çıktığınızı nasıl isterseniz anlatabilirsiniz. Size ayda beş yüz lira vereceğim. Bu komitelerin Türkiye'de gösterecekleri faaliyetler hakkında bana muntazaman malumat vereceksiniz. Aralarına gireceksiniz ve bütün mesâilerini takip edeceksiniz. Maaşınız bir banka vasıtasıyla her ay muntazaman size gönderilecektir. Mutabık mıyız?" Joris yerinden kalktı, hürmet ile eğildi:

- "Majeste! Şükranlarımı arz ederim, irâdeniz harfiyen icra ve tatbik edilecektir!"

Ondan sonra, bir müddet Ermeni mes'elesinden bahsedilmedi.

Sultan Abdülhamid Han'a Suikast tertibinde kullanılan patlamamış bir bomba

2011-12-24

Hrant Dink Neden Öldürüldü? Hrant Dink'in iddia ettiği gibi Sabiha Gökçen Ermeni miydi?

Hrant Dink Neden Öldürüldü? Hrant Dink'in iddia ettiği gibi Sabiha Gökçen Ermeni miydi?

Hrant Dink, Ermenilerin Avrupa Birliği ve bazı devletler tarafından kullanılmasına karşı çıktığı ve Türkiye'deki Ermenilerin herkese sırt dönüp Türklerle iyi geçinmesi gerektiğini defaatle söylediği için ve en son olarak da Sabiha Gökçen'in Ermeni olduğunu ispat ettiği için öldürüldü. 

Hürriyet Gazetesinin haberinden önce Dink'in Agos gazetesi Gökçen'i haber yapmış ve Ermeni olduğunu ispat etmişti...

Gökçen'in aslında Ermeni olduğu meydana çıkınca yakın tarihin tamamıyle yalan olduğu da iplik söküğü gibi meydana çıkacak... Çıkmaya da başladı...

Gökçen Ermeni, Kamal Yahudi, öbürü Rum, beriki Moskof tohumu...
Türk'ün son 150 senesinin her yeri ihanet, her yeri yalan tarih...


Hürriyet'ten Alıntılıyoruz;

-------------------------------------------------------------



Sabiha Gökçen mi? Hatun Sebilciyan mı?


Ermeni cemaatinin yayın organı Agos Gazetesi'nin iddiasına göre, Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Gazalyan, "Sabiha Gökçen teyzemdi" dedi. 

Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Sebilciyan Gazalyan, ilk Türk kadın pilotu Sabiha Gökçen'in yeğeni olduğunu iddia etti. Dedesi Nerses Sebilciyan'ın 1915 olayları sırasında öldüğünü söyleyen Gazalyan ‘‘İki kızından biri Hatun, diğeri benim annem Diruhi'ydi. Hatun, Sabiha Gökçen'dir ve benim teyzemdir'' dedi.

Atatürk ve manevi kızı Sabiha Gökçen

ATATÜRK'ün manevi kızı ve ilk Türk kadın pilot Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğu iddia edildi. Ermeni cemaatinin yayın organı Agos Gazetesi'nde yer alan habere göre, Sabiha Gökçen 1915 olaylarında ailesini kaybettikten sonra bir yetimhaneye verildi ve ardından Atatürk tarafından evlat edinildi. Ermenistan'dan Türkiye'ye gelerek temizlik işlerinde çalışan Hripsime (Sebilciyan) Gazalyan'la Agos Gazetesi'nden Hrant Dink ve Diran Lokmagözyan görüştü. Gazetenin 6 Şubat tarihli sayısında ‘Sabiha-Hatun'un Sırrı' başlığıyla yayımlanan röportajda, Gökçen'in Ermeni bir aileden geldiği yolundaki iddiaların ilk kez 1972'de Beyrut'ta yayımlanan ‘Ler yev Cagadakir-Dağ ve Alınyazısı' adlı kitapta gündeme getirildiği hatırlatıldı. Yazar Simon Simonyan'ın kitapta Sabiha Gökçen'in tüm aile üyelerinin adlarını sıraladığı belirtildi. İddiaların Ermeni kaynaklarınca da desteklendiği belirtilen röportajda Hripsime (Sebilciyan) Gazalyan, ailesinin ve Hatun Teyze olarak tanıdığı Sabiha Gökçen'in öyküsünü şöyle anlattı:



2 KIZ, 5 ERKEK KARDEŞ


Biz Antepliyiz. Ailenin annesi Mariam Sebilciyan'dı. Baba ise Nerses Sebilciyan. Nerses 1915'teki olaylar sırasında öldü. Maryam ile Nerses'in 2'si kız, 7 çocukları oldu. Kızlardan biri Diruhi, benim annemdi. Diğeri de Hatun'du. İşte bu Hatun, Sabiha Gökçen'dir. Benim teyzemdir. Kardeşlerinin, yani dayılarımın adları ise Sarkis, Boğos, Haçik ve Hovhannes Sebilciyan'dır.


CİBİN YETİMHANESİ 

Büyükannem Mariam zaten birçok çocuğun bakımını üstlenmiş. Annem ve teyzemi götürüp Cibin'deki yetimhaneye vermiş. (Sinek anlamına gelen Cibin, Şanlıurfa'nın Halfeti İlçesi'ne bağlı bir köy. Köyün bugünkü adı Saylakkaya. Sineklik anlamındaki cibinlik de bu köyün adından türetilmiş.) Atatürk o dönemde gelmiş. Evladı olmadığından, yetimhaneyi dolaşıp kızların en sevimlisini evlat edineceğini söylemiş. Teyzemi görmüş, şirin bir kız çocuğu olduğundan parmağıyla işaret etmiş ve teyzemi kucaklamış. Annem diyor ki; ‘O ağlayarak gitti, ben de ağladım ve böylece ayrılmışız. İşte o zaman ablam 5-6 yaşındaydı.'


SURİYE'DEN ERMENİSTAN'A

Biz önce Suriye'ye, 1946'da ise Erivan'a göç ettik. Büyükannem ve dayılarım Suriye'de kaldı. 11-12 yaşlarında annem duymuş ki teyzem Atatürk'ün kızı olmuş, ismini değiştirmişler. Annem Erivan'dan birkaç kez Hayreniki Tzayn gazetesine ilan verip kardeşinin bulunmasını istemiş, Eçmiadzin'e gidip papazlardan yardım istemiş. Ona ‘‘Şimdi artık Hatun değil Sabiha Gökçen'dir'' demişler.


Resmi kayıtlarda Bursa doğumlu

 RESMİ kayıtlarda ve kendisiyle yapılan söyleşilerde Sabiha Gökçen'in 21 Mart 1913'te Bursa'da doğduğu belirtiliyor. 2001 yılında, doğum gününde kaybettiğimiz Gökçen, bu kayıtlara göre, II. Abdülhamid tarafından Bursa'ya sürgüne gönderilen vilayet başkatibi Hafız Mustafa İzzet'in kızı. Babasını ilkokula gittiği yıllarda kaybetti. Eğitimini kardeşlerinin yardımıyla sürdürdü. 1925'teki yurt gezisi sırasında Atatürk'ün dikkatini çekti. Atatürk tarafından evlat edinildi. Türkiye'nin ilk kadın pilotu oldu. 


Mezarından bir avuç toprağı üstüme koyun

Hripsime (Sebilciyan) Gazalyan, annesinin öldüğü ana kadar kız kardeşinin özlemini çektiğini belirterek, vasiyetini şöyle açıkladı: ‘‘Annem öldüğü ana kadar hep şunu söylerdi: ‘Eğer kız kardeşim ölmüşse mezarından bir avuç toprak getirip benim mezarımın üstüne koyun ki ben de yattığım yerde rahat uyuyayım.' Annem, teyzem sağ ise de akrabaları olduğun bilmesini istiyordu. Yani ‘Annesi, kardeşleri, sahipsiz değil' diyordu.''


TIPKI NİNEM

Gazalyan, Sabiha Gökçen'in ölümünden 3 ay önce İstanbul'da olduğunu belirterek, şunları söyledi: ‘‘Televizyonda gördüm. Tıpkı ninemdi. Bir elmanın ikinci yarısı gibiydi. Annemin dayısının oğlu Halep'ten, Sabiha Gökçen'i ziyarete gitmiş. Gökçen ona para ve altın vermiş, her tür yardımda bulunmuş ona.''


Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink: "İddialar bizi şaşırtmadı"

Öldürülen Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink


Hripsime (Sebilciyan) Gazalyan 3 yıl önce gelip, bu öyküyü anlattı. O sırada Sabiha Hanım hayattaydı. İddialar dayanaklardan yoksundu. Gökçen'in kırılacağını düşünüp yayınlamadık. Gazalyan geçen ay gazeteye tekrar geldi. Fotoğrafları getirdi. Bir süre önce de elimize Simon Simonyan'ın Beyrut'ta çıkan kitabı geçmişti. Ermenistan'da da bu iddiayı destekleyen çok sayıda belge olduğunu öğrendik. İddia beni şaşırtmadı, çünkü Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halacoğlu geçen hafta bir gazetede yayımlanan röportajında bu konuya değiniyordu. 1915 olayları sırasında iddia edildiği gibi 1.5 milyon Ermeninin öldürülmediğini, bunlardan 644 bin 900'ünün geri döndüğünü söylüyordu. Peki bu Ermeniler nereye gitti? Bunlardan bir kısmı daha sonraki yıllarda göçtü, büyük bir bölümü ise Müslümanlığı seçip topluma karıştı. Okuduğum kaynaklar, ulaştığım kişiler ve bilgiler bana pek çok insanın yaşadığını, kiminin kimlik değiştirdiğini ya da Müslüman olduğunu gösterdi. Sabiha Gökçen'le ilgili iddialar öteden beri cemaat içinde bilinir. Gazalyan'ın anlattıkları, Simonyan'ın hikayesi ve Ermenistan'dan gelen fotoğraflar, bir gazeteci için çok kışkırtıcı olan bu iddiaları daha da güçlendirdi. 

Ersin KALKAN


[Akademi ekibi olarak önemine binaen bu yazıyı tekrar gündeme taşımayı uygun gördük, hem belki Hırant Dink cinayeti hakkında kafasında soru işaretleri olanlara da farklı bir yol açar diye düşündük...]

2011-10-20

Gündüzleri TC, Geceleri PKK - "Devletimizin, ordumuzun nice derin sırları Siyonistlerin elinde"

Gündüzleri TC, Geceleri PKK - "Devletimizin, ordumuzun nice derin sırları Siyonistlerin elinde"


PKK'nın eline düşen bir asker kaçmayı başarmış (bilerek "kaçırılmış" da olabilir). Medya bu kişinin söylediklerini akıl almaz olarak sıfatlandırdı. Güneydoğu bölgesinde PKK elemanları cirit atıyorlarmış. Gündüzleri şöyle böyle saklanıyorlarmış, geceleri serbest şekilde faaliyet yapıyorlarmış. Halktan vergi bile topluyorlarmış.

Teroristler ellerini kollaranı sallayarak dolaşıyormuş.
Nerede?.. Kuzey İrak'ta değil, bizim topraklarımızda.

Bendeniz etliye sütlüye karışmayan bir vatandaşım. Lakin kulağıma yakası açılmadık haberler geliyor. Ülkenin, bilhassa güneydoğusunda birtakım kurtarılmış bölgeler oluşturulmuş. Gündüzleri TC, geceleri PKK devleti. Gece silahlı, gündüz külahlı...

Benim çok iyi bildiğim bir şey varsa bugünkü şartlarda ve bugünkü mücadele metoduyla PKK terörü kesinlikle bitmez.
Kendi topraklarımızda PKK faaliyet gösteriyor, biz sınırlarımızın dışındaki yerleri bombalıyoruz!..

PKK gerilla hareketi ne demektir?
1. Yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu kaçakçılığı ve ticareti demektir. Bu "beyaz" işini kimler yapıyor? Fazla konuşamam...
2. PKK, Ermeni dâva ve ideallerine doğrudan doğruya ve dolaylı şekilde hizmet ediyor.
3. PKK demek, Eretz İsrael (Büyük İsrail) demektir.
4. PKK Ermeniler ve Siyonistler tarafından kurulmuş ve idare edilmiştir.
5. PKK terörünün gölgesinde yüz milyarlarca liralık silah, cephane ve savaş araç ve gereçleri ticareti yapılmıştır.
6. Kürt halkını TC'den bezdirmek, bir kısım Kürtleri dağa çıkartmak için bir Kürt köyünün halkına insan pisiliği bile yedirilmiştir.
7. Diyarbakır hapishanesinde insanlık dışı çok ağır, çok iğrenç, çok feci işkenceler yapılmıştır.
8. Açıkça ve sinsi olarak, bilhassa Kürt halkının yaşadığı bölgelerde İslam düşmanlığı yapılmış, dinî yapı çökertilmiştir.
9. Üç bin beş yüz Kürt köyünün halkı sürülmüş, perişan edilmiştir.


Kürt meselesi halledilmezse ülkemiz parçalanabilir.
Kürt vatandaşlarımız sadece bir bölgede yaşamıyor. Şu anda dünyanın en büyük Kürt şehri İstanbul'dur.
Türkiye parçalanırsa büyük insanî fâcialar yaşanmasından korkarım.

1947'de Hindistan iki devlete ayrıldığında büyük felaketler ve kıyımlar yaşanmıştı.
Ülke çapında bir dağılma, çözülme, tefessüh (manasını bilmeyenler lütfen lügata baksınlar), kırılma, çözülme manzarası görüyorum.

Sadece demokrasi ve liberalizmle Türkiye selamete çıkmaz.
Ülkenin, halkın ve devletin birliğini korumak istiyorsak gerçekçi olmalıyız.
Yeni yapılacak anayasaya farz-ı muhal "Kürtler, çektikleri acılar ve gördükleri zulümler dolayısıyla Türklerden üstündür" maddesi konulsa mesele yine çözülmez.
Kürtlerin bütün istekleri yerine getirilse yine çözülmez.
Çünkü bu işin arkasında Büyük Ermenistan hayalini besleyenler vardır.
Büyük İsrail isteyenler vardır.
Siyonizm vardır.
Global Haçlılar ve Evangelistler vardır.
Hattâ Megali İdea ve Pontus vardır.
Bir tane değil bir sürü dev mafya vardır.
Dünya çapında silah tacirleri vardır.
Uyuşturucu mafyaları vardır.
Otuz beş senedir terör ile ilgili olarak örtülü ödenekten acaba kaç milyar dolar dağıtıldı? Bu ranttan kimler sebeplendi?
Kürt meselesinin, hattâ Türkiye'nin kurtuluşu için tek çare vardır:
İslam'ı ilan etmek ve uygulamak.
İlan etmek zor, uygulamak çok zordur.
Bugün Türkiye'de İslam'ı uygulayacak yeterli miktarda ehliyetli, liyakatli, gözü kara, temiz, şeffaf, muktedir, vasıflı eleman yoktur.
İslam ilim irfan, ahlak fazilet, doğruluk dürüstlük, bilgelik üzerine kuruludur.
Türkiye'nin uluslararası temizlik ve şeffaflık notu (10 üzerinden) 5'in altındadır.
Türkiye'deki siyasal İslam ve İslamcılık hareketi kirlenmiştir, kirletilmiştir.
İslamî hareket içten ihanete ve sabotaja uğramıştır.
1970'lerde, 80'lerde ucuz tarafından mücahitlik edebiyatı yapan birtakımları, ellerine fırsat geçince cihad postunu atmış, müteahhit gocuğuna bürünmüştür.
Ortadoğunun, dünyanın durumu hiç parlak değildir.
Ülkemizin, halkımızın, devletimizin geleceği konusunda büyük kaygılar içindeyim.
İsrail ile çekişmeler, polemikler yüzeydedir.
Yahudi devleti ile ticaret, iktisadî ve mâlî ilişkiler eskisi gibi fayrab devam etmektedir. Devletimizin, ordumuzun nice derin sırları Siyonistlerin elindedir.
Beynelmilel Siyonizm, Global Kapitalizm ve Liberalizm, ABD, AB, Haçlı güçler, sömürgeciler ve emperyalistler Türkiye'de geleneksel Ehl-i Sünnet İslamlığını kaldırıp, onun yerine; light, ılımlı, cihadsız, fıkıhsız, Şeriatsız, mezhepsiz, Sünnetsiz, Feminist, Tarihsel, BOP'a uygun, Batı medeniyeti norm ve değerlerini kabul etmiş evcil ve uysal yeni bir İslam getirmek istiyorlar.
Böyle bir İslam kurtuluşumuza merhem olmaz.
Zaten Ehl-i Sünnet İslamlığı getirilse bile bugünkü İslamcılarla hiçbir şey yapılamaz.
Mehdi'nin zuhurunu beklemekten başka çare göremiyorum.

Mehmet Şevket Eygi
Gazeteci - Yazar
09 EKİM 2011 

Türkiye'de Kurtarılmış bölgeler var mı? Garip Bir Yazı...


Türkiye'de Kurtarılmış bölgeler var mı? Garip Bir Yazı...




Türkiye'de "Kurtarılmış bölgeler" var mı? Ben sen o biz, vatanın bazı bölgelerine gidip rahatça gezemiyor, tatil yapamıyorsak, var gibi geliyor bana.
Sanırım terörün merkezi Kandil dağında değil, Türkiye'nin içinde.
Konvansiyonel ordularla gerilla savaşı kazanılabilir mi?
ABD Vietnam'da kazanabildi mi?
PKK terörü bitirilebilir mi?
Bitirebilseydi, 1984'ten beri geçen 27 yıl içinde bitirilmiş olmaz mıydı?
Türkiye'deki terör... Ermenistan... Tel-Aviv... AB... ABD...
Büyük Ermenistan...
Büyük Kürdistan...
Eretz İsrail (Büyük israil)...
Küçük Türkiye... Küçültülmüş Türkiye...
Bir buçuk milyon Kripto Yahudi...
Bir buçuk milyon Kripto Hıristiyan...
Büyük Selânik...
Sünnetsiz PKK "Şehitleri"...

Türk ordusu için üretilmiş olan MKE mermileri PKK'nın nasıl eline geçmişti?
PKK terörünün gölgesinde yapılan yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu ticareti.
Bir ara helikopterlerle taşınan uyuşturucu...
Sıfırdan başlayıp kısa zamanda doların mültimilyoneri olanlar.
Silah kaçakçılığı.
Beyaz işi.
Kürtler dağa çıksın diye insan pisliği yedirilen köy halkı.
Yerle bir edilen, halkı sürülen 3500 köy...
O köyler bizim köylerimizdi.
İslam medreselerini, tasavvuf tekkelerini yıkarsan, yasaklarsan, yerine PKK Zerdüştiliği gelmez mi?
Büyük Kürdistan kurulursa şu anda hızla boşalan, boşaltılan bölgelere Ermeniler göç edecek.
İsrail Türkiye'yi parçalamaya ahd etmiştir.
Bölücü Kürt hareketi "Made in Israel"...
Haçlı dünyası Türkiye'yi yeniden bir Hıristiyan ülke haline getirmek istiyor.
Türk hava kuvvetleri Kandil'i bombardıman ederken, PKK yurt içindeki hedefleri vurmaya devam ediyor.
Her gün yeni şehitler.
Bu şehitlerin içinde bir bakanın, milletvekilinin, generalin, umum müdürün, kodamanın, holding sahibinin, süper zenginin, ünlü bir gazetecinin, bir süper starın çocuğu var mı?
Asılarak şehid edilen şeyh devlete karşı değildi, dinsizliğe, Moiz Kohen Türkçülüğüne, Süfyaniliğe, Tağut'a karşıydı.
Ey Selanik!.. Ektiğin tohumlar meyvelerini verdi. Rüzgar ekmiştin, tayfun biçiyorsun şimdi.
Yurtta sulh, cihanda sulh...
Ne yurtta, ne cihanda barış var...
Eski ahlar...
Sultan Abdülaziz'in ahı...
Sultan Abdülhamid'in ahı...
Sultan Vahdettin'in ahı...
Son Halife'nin ahı...
Hanedan-ı Osmaniye'nin ahları...
İskilipli Âtıf Hocanın ahı...
Sürgünde ölen Abdülhakîm Arvasî'nin ahı...
Çile, eziyet, hapis, sürgün, eziyet içinde yaşayan Bediüzzamanın ahı.
Kiraya verilen, satılan, depo, işyeri, ahır yapılan, kimisi yıktırılan binlerce cami ve mescidin ahları...
İbadete kapatılan Ayasofya'nın ahı...
Ezan-ı Muhammedî'nin ahı...
Yok edilen, düzlenen, arazisi kapanın elinde kalan tarihî İslam kabristanlarının ahı.
Elifba'nın ahı.
Mecelle'nin ahı.
Çarşaf ve peçenin ahı.
Kapatılan binlerce tekke, dergah ve zaviyenin ahları...
Zalim İstiklal Mahkemelerinin (sabetaycı) karakuşî kararlarıyla asılan mazlumların ahları.
Faili mechul cinayetlere kurban gidenlerin ahları...
O kadar çok ah var ki...
Bunca ah yangınını söndürmenin tek çaresi:
İslam'ı ilan etmek...
Ona da güçleri ve cesaretleri yetmez.
Öyleyse bitmeyen savaşa devam...
Yurtta sulh cihanda sulh...
Moiz Kohen Tekin Alp...
Yanmaya devam...
Hem kendini yaktın hem bizi...
Mehmet Şevket Eygi
Araştırmacı yazar
07 EYL 2011

2011-07-09

PKK Terörünün İçyüzü

PKK Terörünün İçyüzü


1. Ülkemizde bir buçuk milyon Kripto(gizli) Ermeni vatandaşımız olduğu iddia ediliyor. Bunun kaçta kaçı militanlık yapıyor? Bu militanlar hangi kurumlarda ve sektörlerde yuvalanmış, kadrolaşmıştır? Şimdiye kadar neler yapmışlardır? Amaçları nedir? Kripto Ermeni militan ve aktivistlerinin PKK hareketiyle ilgileri var mıdır? Gayeleri nedir?

2. Yine bir buçuk milyon Kripto(gizli) Yahudi olduğu iddia ediliyor. Bunların da kaçta kaçı militandır? Neler yaptılar, neler yapıyorlar? Hangi temel kurumlara sızmışlar ve kadrolaşmışlardır? Son yüz yıllık tarihimizdeki ağırlıkları ne kadardır?

3. PKK gerçekten bir Kürt hareketi midir, yoksa Ermeni emperyalizminin ve Siyonizmin kurduğu bir hareket midir?

4. Üç bin (Beş bin diyen de var) Kürt köyünü haritadan silen, halkını süren ve perişan eden zihniyet Kürt halkının bir kısmını dağa çıkartmak için mi yapmıştır bu işi?

5. PKK terörünün ölü bilançosu 35-40 bindir. Bunların kaçta kaçını PKK öldürmüştür? Onun öldürmediklerini kimler öldürmüştür?

6. PKK terörünün gölgesinde şimdiye kadar kaç yüz milyar dolarlık uyuşturucu ticareti, kaçakçılığı, trafiği yapılmıştır? Bu işi kimler yapmıştır? Yapmaktadır?

7. PKK'ya, ordumuz için üretilen MKE mermilerini kimler vermiş veya satmıştır?

8. PKK terörü Kürtlere hürriyet ve adalet sağlamak için mi yapılıyor, yoksa Türkiyeyi parçalayıp Doğu ve Güneydoğu bölgemize ileride Ermeni nüfusu getirmek, bir de Eretz İsrail'i gerçekleştirmek için mi?

9. İsrail 1948'den bu yana Kürtlerle niçin çok yakından ilgilenmektedir? Bu konudaki gayesi nedir?

Yukarıda dokuz soru sordum. Bunların doğru cevapları bilinmedikçe PKK terörü asla anlaşılamaz. Bir kör döğüşüdür gider.

Mehmet Şevket Eygi
Gazeteci - Yazar
21 TEMMUZ 2010

2011-07-04

Türkiye İran Savaşı Olmasın!

Türkiye İran Savaşı Olmasın!


Tarih boyunca olduğu gibi Türkiye ve İran Ortadoğu'da iki büyük rakiptir. Türkiye'deki hakim Sünnî kültürü ile İran'daki Safevî Şiîliği bağdaşmaz ve uyuşmaz. Usûl bakımından aralarında uçurumlar vardır.

Osmanlı'nın belini kıran, Orta Avrupa'yı ve İtalya'yı feth etmesine engel olan İran ile yapmış olduğu tüketici ve yıpratıcı savaşlardır.

Sünnîler Türkiye coğrafyasında bin küsur yıldan beri (İstanbul'da 1453'ten bu yana) vardır, İran'ın ise en az üç bin yıllık millî bir varlığı ve medeniyeti vardır.

İran halkının yüzde 52'sinin ana dili Türkçedir.

İran'da en az 20 milyon Sünnî vatandaş vardır ama din ve ibadet hürriyetleri çok kısıtlıdır. Bütün taleplere rağmen başkent Tahran'da Sünnîlerin cami ve İslam kültür merkezi yapmalarına izin verilmemektedir.

Sünnîlerin İran'da, Ermeni azınlık kadar din, inanç, ibadet, düşünce, eğitim, kültür ve kimlik hürriyeti yoktur.

Bütün bunlara rağmen Türkiye ile İran (olabildiğince) dost kalmalıdır.

Siyonistler, Haçlılar, Global derin güçler, emperyalistler, BOP'çular Türkiye ile İran'ı savaştırmak istiyor.

Vaktiyle Irak ile İran'ı savaştırdıkları gibi.

Her iki ülkenin idarecileri böyle bir savaşı önlemek için bütün gayretlerini sarf etmelidir.

Türkiye ve İran bir saldırmazlık paktı imzalamalıdır.

Türkiye'de sanıldığından çok Kripto Yahudi olduğu gibi İran'da da hayli Gizli Yahudi vardır.

İran İslam Cumhuriyeti Suriye Nuseyrî rejimini mânen ve maddeten yoğun şekilde desteklemektedir.

Eskiden Nuseyrileri Müslüman saymıyorlardı. Siyasî bir fetva ile onlar şimdi din kardeşi ilan edilmiştir. Câferî Şiiliği ile Nuseyrîlik arasında uçurumlar vardır.

Türkiye ile İran, Suriye meselesi dolayısıyla karşı karşıya gelecek değil, gelmiştir bile.

İran, Türkiye'deki Alevîleri Caferî Şiî yapmak için yıllardan beri büyük faaliyet göstermekte, büyük paralar harcamaktadır.

İran Ermenileri desteklemektedir.

Her şeye rağmen Türkiye ile İran savaşmamalı; siyasî, ticarî, iktisadî, kültürel ve turistik münasebetlerini alabildiğine geliştirmelidir.

En doğrusu, Türkiye'nin İran içişlerine, İran'ın Türkiye içişlerine karışmamasıdır.

Bir Türkiye-İran savaşı iki ülke, İslam âlemi ve Ortadoğu için felaket olur.

Milyonlarca insan ölür.

İki ülke harap ve viran olur.

Böyle bir savaşın galibi olmaz.

Böyle bir savaş İsrail'in, ABD'nin, Haçlıların ekmeğine yağ sürer.

BOP'a göre Türkiye'nin nasıl mutlaka parçalanması gerekiyorsa, İran'ın parçalama plan ve projeleri de hazırdır.

Sünnîlik ve Şiîlik arasındaki derin ve usûle ait ihtilaflar ve anlaşmazlıklar kolay kolay halledilemez. Bu mesele Mahşer'e kalmıştır.

Sünnîlik ile Şiîlik uyuşmaz.

Yapılacak en akıllıca ve Müslümanca iş, iki taraf arasında, yukarıda beyan ettiğim gibi saldırmazlık paktı imzalanmasıdır.

Mezhep ve siyasî rekabet meselelerini birinci plana çıkarmamak; iki ülke arasında alabildiğine ticaret, turizm, iktisat, kültür ve turizm işbirliği yapmak.

Türkiye ile İran savaşırsa İsrail kurtulur, güçlenir ve yükselir.

Geçmiş asırlarda Papalık, Venedik ve Haçlı dünyası, Osmanlıya karşı İran'ı destekliyor, oraya elçiler gönderiyor ve kışkırtıyordu.

Artık iki tarafın bu gibi tuzaklara düşmeyecek kadar akıllanmış olduğunu ümit ediyorum.

Mehmet Şevket Eygi
Gazeteci - Yazar
30 HAZİRAN 2011

2011-06-28

Doğu ve Güneydoğu Niçin Boşaltılıyor?

Doğu ve Güneydoğu Niçin Boşaltılıyor?


Şu gerçeği kimse inkar edemez: 1980′lerden bu yana doğu ve güneydoğu Anadolu boşalmaktadır. Milyonlarca vatandaşımız evlerini, köylerini, bağ ve bahçelerini terk edip Batı’ya göç etmektedir. Diyarbakır, Adana, Tarsus gibi şehirlerde milyonlarca güneydoğulu vatandaşımız zor ve kötü şartlar altında yaşamaktadır. Şimdi keskin bir soru yönelteceğim: Doğu ve güneydoğu Anadolu boşalıyor mu, boşaltılıyor mu?

İkinci dehşetli bir gerçek: Doğu bölgemizde üç ile beş bin arasında köy boşaltılmış, milyonlarca vatandaşımız mağdur edilmiştir. Bu kütlevi (yığınsal) boşaltma işi sadece güvenlik sebebiyle midir, yoksa bu meselenin ardında gizli ve derin sebepler mi vardır? Varsa bunlar nelerdir? Bir diğer keskin ve yakıcı sorum şudur: Birtakım dış mihraklı güçler ve onların içimizdeki işbirlikçileri, doğu ve güneydoğuda boşalan yerlere ileride başka nüfuslar ithal edilmesini mi planlıyor ve düşünüyor?
Üçüncü bir gerçek: Bir kısım Ermenilerin Türkiye’den toprak ve arazi istekleri vardır. Geçenlerde bir Ermeni politikacı “Ermenistan’ın başkenti Kars olmalıdır” mealinde bir beyanda bulundu. İnternetten ararsanız Ermenilerin ülkemizin bir kısmını istediklerine dair binlerce site, makale, beyanat, bilgi ve belge bulursunuz.
Evet sorularımdan birini tekrarlıyorum: Doğu ve güneydoğu bölgemiz kasıtlı ve planlı bir şekilde boşaltılıyor mu?


Sakın kimse, yukarıdaki sorularıma uçuk ve paranoyak sorular demeye kalkmasın. PKK terörü yangınının kasıtlı ve planlı bir şekilde sürdürüldüğü artık inkar edilemez bir gerçektir. Bu terörün gölgesinde şimdiye kadar yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu ticareti, kaçakçılığı yapılmıştır. Bir ara uyuşturucu helikopterlerle taşınmıştır. Birileri bu işten efsanevi servetler vurmuştur. Bazı devletler, şahıslar, mafyalar silah, mühimmat ve savaş malzemesi kaçakçılığından yine yüz milyarlarca dolar vurmuştur.

Büyük Ermenistan hayalleri besleyen emperyalist Ermenilerin ümidi PKK teröründedir. Megali İdea‘nın gerçekleşmesini isteyen Elen milliyetçilerinin ümidi PKK teröründedir. Anadolu’yu tekrar bir Hıristiyan yurdu yapmak isteyen emperyalist, agresif, fanatik ve sömürgeci misyonerlerin ümidi PKK savaşındadır. Şu meşhur BOP‘un gizli protokollerinde Türkiye’nin parçalanmasına dair maddeler bulunduğu iddia edilmektedir.

Kürt nüfusunu yoğun olduğu bölgelerden, bütün Anadolu yüzeyine yaymak isteyen iyi niyetliler de bulunmaktadır. Nüfus yayılacak; Türk, Kürt, diğer unsurlar içiçe yaşayacak ve Türkiye’nin parçalanması böylece önlenecek.

Eskiden Kürt kardeşlerimizin ve vatandaşlarımızın en yoğun olduğu şehir Diyarbakır’dı. Şu anda İstanbul’daki Kürt nüfusu oradakini geçmiştir. Mersin’de, İzmir’de, Bursa’da ve diğer büyük Batı ve orta Anadolu şehirlerinde büyük Kürt nüfusu yaşamaktadır.

Bendeniz bir Müslüman olarak bundan rahatsız olmam ama bu göçün, bu sürgünün, bu göç ettirilmenin planlı ve kasıtlı olup olmadığını da bilmek isterim.

Evet soruyorum:

Beş bin Kürt köyü niçin boşaltılmıştır?
Milyonlarca Kürt kökenli vatandaşımız niçin perişan edilmiştir?
Türkiye’nin Müslüman nüfusu niçin batıya sürülmektedir?
Doğu ve güneydoğudaki boşluğu doldurmak isteyen güçler var mıdır?
Bu boşatmanın, bu sürgünlerin ardında gizli Kripto Yahudi, Kripto Ermeni, Siyonist, Haçlı, emperyalist, sömürgeci güçler var mıdır?
Türkiye’nin boşalan, boşaltılan yerlerine ileride dışarıdan nüfus mu ithal edilecektir?

(Mehmet Şevket Eygi, 2011)

2011-06-25

Ermeniler (Detaylı bir tahlil ile Ermeni dosyası)

Ermeniler (Detaylı bir tahlil ile Ermeni dosyası)


Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes’in torunu Hayk’ın soyundan türeyen bir kavim. Frikyalıların, Hititlerin kolları olduğu söylendiği gibi, Turânî bir ırkdan olduklarını söyleyenler de vardır. Ancak dilleri Hind-Avrupa dil ailesine mensûbdur.

Ortaçağda Arap hâkimiyeti altında yaşayan ermeniler, Bizans’ın desteğiyle Bağratuni ailesine mensup Aşot’u kral îlân ettiler. Daha sonra da Bizans hâkimiyetine girdiler. Bizanslılardan zulüm gördükleri zaman müslüman-Türklerin yanında yer aldılar. Bâzı ermeni kaynaklarında geçen; “Allah, sapık Rumlaların fenalıklarını ortadan kaldırmak için, Türkleri Anadolu’nun fethine me’mur etti” sözü, bunun ifadesidir. Müslüman-Türklerin idaresi altındaki yerlerde din serbestliği ve adalet içinde yaşayan ermeniler, Selçuklular devrinde, Toroslar ile Malatya bölgelerinde prenslikler kurmaya çalıştılar. Bu sırada düşman oldukları Bizanslılardan faydalanmak için de Ortodoksluğu kabul ettiler. Haçlı seferleri sırasında hıristiyanlarla birlikte hareket ederek asliyetlerini ortaya koydular. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında, Karamanoğulları ve Ramazanoğulları beyliklerinin hâkimiyeti altında azınlık olarak yaşadılar. 1375’den sonra Anadolu’da Türk birliğini kurmaya çalışan Osmanlılar idaresinde, o zamana kadar görmedikleri bir huzur ve güvene kavuştular. Tîmûr Han’ın Anadolu seferi sırasında Yıldırım Bâyezîd Han’ın ordusuna katıldılar. Sonraki pâdişâhlar devrinde de devletin zımmî reâyası olarak huzur ve dirlik içinde yaşadılar. Fâtih Sultan Mehmed’in İstanbul’u feth etmesinden sonra buraya gelen ermeniler, Fâtih’in izni ile bir patrikhâne kurdular. Ayrıca zanaatkar, mîmâr, tüccar olarak bağlılıklarına güvenilen ermeniler, İstanbul’un Samatya Topkapı, Kumkapı, Edirnekapı gibi önemli semtlerine yerleştirildi. Samatya’daki Sulumanastır kilisesi kendilerine verildi. Burasını patrikhâneye çevirip serbestçe ibâdet yaptılar.

Sultan İkinci Bâyezîd Han tarafından Sulumanastır kilisesinin ermeni cemâatine âid olduğuna dâir ferman verildi. Kânûnî Sultan Süleymân Han zamanında Van ve çevresi Osmanlı topraklarına katılınca, pek çok kuyumcu, taş ustası ve çeşitli zanaatkar ermeni İstanbul’a getirildi. İstanbul’da sayıları her geçen gün artan ermeniler, saraya işçi, usta, kalfa ve mîmâr gibi ünvânlarla girdiler. İstanbul’da yaptırılan saray, câmi, medrese ve çeşme gibi yapıların meydana getirilmesinde çalıştılar. Daha sonraki devirlerde de çeşitli yerlerden gelerek İstanbul’a yerleşen ermeniler, yerli ve taşralı olarak ikiye bölündüler. Ortodoks ve katolik kiliselerinin kendi saflarına çekme yarışları da ermenileri grublara ayırdı. 1830’da katolik ermeniler bir topluluk olarak tanındılar. 1859’da da protestan Ermeniler ayrı bir topluluk durumuna geldiler. Tanzîmât’ın ilânından sonra yapılan düzenlemelerle diğer azınlıklar gibi devlet idaresine karışmaya başladılar. Bu zamana kadar Osmanlı Devleti’nin himayesinde hür ve huzur içinde yaşayan ermeniler, dış güçlerin, özellikle Rusların ve İngilizlerin desteği ile Osmanlı Devleti’ne karşı isyânlara kalkıştılar. Rus-ermeni işbirliği Türkmençay andlaşmasıyla neticelenen İran-Rus savaşında başladı. 1828-1829 Osmanlı-Ruş ve 1853-1856 Kırım savaşında devam eden bu işbirliği, sonraki devirlerde daha da gelişti. 1870’den sonra Avrupa devletlerinin ilgisini çekme çabalarına girerek, patrikhâne tarafından teşkilâtlandırıldılar. Önceleri yardım cemiyetleri adıyla teşkilâtlanan ermeniler, çeteler kurarak bu teşkilâtlanmayı sürdürdüler. Osmanlı ülkesinde ermenilerin yoğun olduğu bölgelerde düzen ve emniyetin sağlanması için alınan tedbirleri, müslümanların hıristiyanlar üzerindeki baskısı diye çarpıtarak anlattılar ve Avrupa devletlerinden destek istediler. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının ardından imzalanan Ayastefanos andlaşmasına, Doğu Anadolu’da ermenilerin de oturduğu vilâyetlerde ıslâhat yapılması hükmünü koydurttular. Bu hüküm Berlin andlaşmasında da yer aldı. Berlin kongresinden sonra Akdeniz’e inmek için Balkanların kendisine geçit olamıyacağını anlayan Rusya, bu gayesine ulaşabilmek için Doğu Anadolu’da bir ermeni devleti kurulmasını, basamak olarak kabul etti ve bu yolda çalışmalara girdi. Bağımsız bir devlet kurma hülyasına kapılan ermeniler; Armenikan, Hınçak ve Taşnaksutyun tedhiş komitelerini kurdular (Bkz. Cemiyetler). Rusya’nın sıcak denizlere inme plânı içindeki ermenilerin rolünü kavrayan İngiltere, onları kendi çıkarları doğrultusunda ve Rusya’ya karşı yönlendirdi. İngiltere’nin bu maksadını anlayan Rusya, bağımsız bir ermeni devleti kurulmasına karşı çıktı. Berlin andlaşmasında imzası bulunan İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya ve Rusya, Osmanlı Devleti’ne bir nota vererek andlaşmanın gerektirdiği ermeniler lehine olacak ıslâhatın’yapılmasını istediler. Sultan Abdülhamîd Han’ın ileri görüşlülüğü ve dirayetli devlet adamlığıyla bu teşebbüs netîcesiz kaldı. Ancak bütün yıkıcı güçler gibi, ermeniler de, kurdukları tedhiş çeteleriyle Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın tahttan indirilmesi için türlü yollara başvurdular. Yalnız propaganda ile yetinmeyen ermeniler, gayelerinin tahakkuku için yegâne engel gördükleri sultan Abdülhamîd’e olmadık iftiralar attılar. Canına kastedecek şekilde suikast düzenleyen ermeniyi affedebilecek kadar âlicenap ve hoşgörülü olan Türk’ün yüce hakanına “Kızıl Sultan” demek cür’etinde bulundular. Bu iftirayı ilk defa ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal, “Le Sultan Rouge = Kızıl Sultan” şeklinde ortaya attı. Türk düşmanlarının bu gibi iftiraları atmaları tabiîdir. Fakat ermeni komitacılarına karşı Türk’ün hakkını koruduğu, ermenilerin hayâllerini suya düşürdüğü için, müteassıp Fransızın ortaya attığı Le Sultan Rouge lakabını bâzı gafiller Türkçeye aynıyla tercüme edip, ansiklopedi ve ders kitaplarına sultan Abdülhamîd’in Kızıl Sultan olduğunu yazıp, düşmanla aynı safta yer alarak genç ve körpe dimağlara düşmanı dost tanıttılar. Bugün içinde bulunduğumuz hâl ne yazık ki bu gafil ve hâinlerin hedefi şaşırtarak getirdikleri son nokta oldu.

Osmanlı ülkesinin çeşitli yerlerinde isyânlar çıkardılar. 20 Haziran 1890’da Erzurum isyânını, Temmuz 1890’da Kumkapı nümayişini, 1890’da Birinci Sason isyânını, 1892-1893 senelerinde Merzifon, Kayseri, Yozgat isyânlarını, 30 Ekim 1896’da İstanbul ermeni patırdısını, 26 Ağustos 1896’da Banka vak’asını, 1904’de İkinci Sason isyânını çıkardılar. Bu isyânlar sırasında kadın çocuk demeden pek çok müslüman Türk’ü şehîd ettiler. 21 Temmuz 1905 Cümâ günü Yıldız Câmii’nde pâdişâh sultan İkinci Abdülhamîd Han’a karşı sûikasd düzenlediler. Fakat bu emellerine erişemediler. 1908’de İkinci Meşrûtiyetin ilânından sonra açılan Meb’ûsân meclisine, bu tedhiş teşkilâtlarının elebaşıları milletvekili olarak katıldı.

İkinci Meşrûtiyet’in ve 31 Mart Vak’asının hemen ardından Adana’da bir ayaklanma çıkardılar. Balkan harbinden sonra ermeniler lehine ıslâhat konusunu büyük devletler yeniden ortaya attılar. İttihâd ve Terakkî’nin iktidarda bulunduğu Bâb-ı âlî hükümeti Rusya ile imzaladığı bir andlaşma ile ağır hükümler getiren bir ıslâhat projesini kabul etti. Ancak bu sırada Birinci Dünyâ harbinin başlaması üzerine ermeniler lehine yapılacak ıslâhat konusu tekrar kapandı.

Balkan harbi ve Birinci Dünyâ savaşında Avrupa devletlerinin güdümünde hareket eden ermeniler, kurdukları tedhiş çeteleriyle Osmanlı ordularını arkadan vurdular. Yurt dışındaki büro ve dernekler aracılığıyla gönüllü birlikleri meydana getirip, bunların Fransa ve Rusya saflarında cepheye sevklerini sağladılar. Rusya’nın Osmanlı sınırlarına girmesi üzerine, çetecilik ve isyân hareketleriyle düşmana yardımcı oldular. Osmanlı Meclis-i meb’ûsânındaki üç Ermeni meb’us (milletvekili) cepheye koşarak Türklere karşı savaşan çetelerin başına geçtiler. Mayıs 1915’de Van’da büyük bir isyân çıkarıp, pek çok müslüman-Türk’ü katlettiler ve şehrin Rus işgali altına girmesini sağladılar. Bu acıklı durumlar karşısında Osmanlı hükümeti 14 Mayıs 1915’de Sevk ve iskan (Tehcir) kânununu çıkararak ermenileri savaş bölgesinden uzaklaştırdı. Diyarbakır’ın güneyine, Fırat vadisine ve Urfa yöresine yerleştirildiler.

Doğu Anadolu’nun işgali sırasında Ruslar ile birlikte hareket eden ermeniler, Türklere karşı taarruza geçtiler. Yapılan arama ve tahkikatlarda, ele geçen; “Yedi yaşından yukarı kız ve erkek çocukları da dâhil bütün müslümanlar öldürülerek, şehir ve kasabalarda taarruz ve müdâfaa tertibatları, kumanda hey’etleri kurulacak, Ruslar biraz daha ilerleyebilirlerse, resmî dâireler ve şehir kapıları bomba ile havaya uçurulacak, vâli, polis müdürü ve jandarma komutanı gibi idare âmirleri öldürüldükten sonra, kaçmak isteyen müslüman ahâli katledilecektir” yazılı bildiriler, ermenilerin çirkin maksadlarını ortaya koymuşdur.

Diyarbakır, Van, Bitlis, Erzurum, Erzincan, Maraş, Trabzon, Adana, Sivas, Urfa ve diğer vilâyetlerde silâhlı isyânlar hazırladılar. Suriye ve Filistin bölgesine vâli tâyin edilen, İttihâd ve Terakkî’nin üç paşasından biri olan Cemâl Paşa’ya ayrı bir devlet kurdurma teşebbüsünde bulundular. Devletin güçlü anlarında, bütün azınlıklar gibi ermeniler de devlete sadâkat göstermişler, zayıf ânında ise, yerli ihanet ocakları ile birlikte arkadan vurmuşlardır.

Rusya’da 7 Kasım 1917’de bolşevik ihtilâli patlak verince, Rus birlikleri geri çekildi. Bu çekilme esnasında Doğu Anadolu’daki istilâ ettikleri yerlerin idaresini, Rus kumandan ve subaylarının idaresindeki ermeni intikam taburlarına bıraktılar. Bu durumdan faydalanan ermeniler, Doğu Anadolu’da insanlığın yüz karası vahşetlerle, silâhsız, masum müslüman-Türk halkını çoluk-çocuk demeden katlettiler. Böylece buraları ermenistan yapma hayâllerine kapıldılar. 12 Mart 1918’de Erzurum’un kurtuluşuyla ermenilerin bu hayâlleri suya düştü.

1918 Ekim’inde mütârekenin îlânıyla başlayan işgallerde, bulundukları vilâyetlerdeki işgal kuvvetleriyle işbirliği yaptılar. Onlardan aldıkları destekle müslüman-Türk halkına tekrar zulmettiler. Türk köylerine taarruz eden ermeni çeteleri, köylüleri soydular. Silâh, para ve eşyalarını aldılar. 21 Aralık 1918’de Adana’ya giren Fransız birlikleriyle ermeni gönüllü askerleri de geldi. Adana üzerinde hak sahibi olduklarını iddia eden ermeniler, derin bir kin ile Türklere saldırmaya başladılar. O sırada Adana vâlisi olan Nâzım Bey, işgâiden iki gün sonra hükümete çektiği telgrafta, sağlık durumu ve mahallin icâbından dolayı istifa ettiğini bildiriyor ve vilâyetin hâlini pek acıklı bir surette tasvir ediyordu. Fransızların maksadının, orada ermeni cumhuriyeti kurmak ve ermenilerin hâlen zayıf bir azınlıkta bulunmalarından dolayı şimdiki hâlde buna muvaffak olamazlarsa geçici müstakil bir hükümet teşkil etmek olduğunu ve işgal askerlerinin yüzde sekseninin ermeni gönüllülerden olmasının buna delîl olduğunu belirtiyordu. Bir müddet sonra Adana’da bir ermeni intikam alayı kuruldu ve her tarafta cinayetler başladı. Fransız işgal kumandanları ise, bulundukları yerlerde ermenilerin Türkler üzerine hâkimiyet kurması için elden gelen her şeyi yaptılar.

Antep, Maraş ve Urfa’nın işgal edilmesinde de aynı şekilde hareket eden ermeniler, müslüman-Türk halkına her türlü hakaretlerde bulundular. Türk kadınlarının kıyafetleriyle alay ettiler. 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara andlaşmasına kadar bu bölgedeki yerli halka zulmeden ermeniler, Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’ni parçalayıp, yutmak için yaptıkları savaşın vâsıtalarından biri oldular. Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın; “Büyük devletlerin zavallı piyonları” dediği ermenileri ermeni yazarı Koçanznuni’nin; “Ermeniler sâdece hayâl peşinde koşturulmuşlar, sonunda ise terk edilmişlerdir” dediği gibi aldatıldılar.

Bir taraftan Osmanlı Devleti’ne karşı ermenileri kullanan Rusya, onları ezmekten ve zulmetmekten geri kalmadı. Kendi vatanlarında ezdiği, sürdüğü Kafkas ermenilerini müstakil ermenistan ideâli etrafında topladı ve Türkiye’yi hedef gösterdi. Bu kışkırtmalar neticesinde Haziran 1920’de Oltu ve Tuzla’yı işgâl ettiler. Türk köylerinin, kasabalarının sık sık ermeni baskınına uğraması üzerine şark cephesi kumandanı Kâzım Karabekir Paşa harekete geçti. 29 Eylül’de Sarıkamış, 30 Ekim’de Kars, 7 Kasım’da Gümrü zapt edildi. Ermenilerle 3 Aralık 1920’de Gümrü andlaşması imzalandı. “Osmanlı, Rus ve bütün cihân istatistiklerinin ve yerleşmiş olan içtimaî vaziyetin gösterdiği vechile Osmanlı hududu dâhilinde ermeni ekseriyetini hâvi bir arazi parçası mevcud değildir” hükmünün yer aldığı bu andlaşmayla ermeni mes’elesi son buldu, resmen imza ve taahhüd altına alındı.

Osmanlı Devleti’nin yıkılışını hazırlayan Mondros mütârekesinden sonra yurt dışına kaçan İttihâd ve Terakkî’nin ileri gelenleri, Talat Paşa, Cemâl Paşa, Sa’îd Halim Paşa ve Cemâl Azmi, ermeni çetecileri tarafından öldürüldü.

Günümüzde en çok ermeni Rusya’da bulunmaktadır. Ülkemizde ise, 80.000 civarında ermeni vardır. Türkiye’nin ermeni konusunda hiç bir mes’elesi yoktur. Türkiye’de gayet rahat ve huzur içinde yaşayan ermenilerin, tamamen serbest olan kiliseleri, çocuklarını okutmak için açtıkları okulları vardır. Çıkardıkları ermenice gazeteyi dünyânın dört yanına gönderebilmektedirler.

*********************

1) Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Mes’elesinin Ortaya Çıkışı (Cevdet Küçük, İstanbul-1983)

2) Ermeni Mes’elesi (M. Kemal Öke. İstanbul-1988)

3) Türk-Ermeni Münâsebetlerinin Dünü Bugünü (Osman Karabıyık, İstanhul-1984)

4) Îzahlı Osmanlı Târihi Kronolojisi; cild-4, sh. 286

5) Rehber Ansiklopedisi; cild-5. sh. 169

6) Belgelerle Ermeni Sorunu (Genel Kurmay Askerî Târih Yayını, Ankara-1983)

7) Târihte Ermeni Mezâlimi ve Ermeniler (M. Hocaoğlu, İstanbul-1976)

8) The Armenians in History and the Armenian Question (Esat Uran, İstanbul-1988)

9) 31 Mart Vak’ası (İ. Hâmi Danişmend, İstanbul-1974); sh. 142

10) Hâtırât-ı Cemâl Paşa; sh. 246

11) Hâtırât-ı Talat Paşa (İstanbul-1946); sh. 16.

12) Ruslara Göre Ermenilerin Türklere Yaptıkları Mezâlim (Azmi Süslü. Ankara-1987)

13) Ermeni Dosyası (K. Gürün, Ankara-1983)

14) Osmanlı Ermenileri (Bilâl N. Şimşir. Ankara-1983)

15) Türk Târihinde Ermeniler (Sempozyum, İzmir-1983)

16) History of the Ottoman Empire and Modern Turkey; cild-2, sh. 200

17) Târih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkileri Sempozyumu (Erzurum-1984)

Bu ay öne çıkanlar