büyük israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyük israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013-08-27

Sayın Terörist Başı: Abdullah Öcalan - Artin Agopyan

apo
apo


Elinizdeki eser, ülkemizin Güneydoğu topraklarının da içinde kaldığı çok geniş bir coğrafyada Büyük bir İsrail Devleti kurmak isteyen, bu hedefe ulaşmak için akla gelen her ama her şeyin meşru olduğuna inanan, kendilerinden başka ırkların mensuplarını kır hayvanları seviyesinde gören, bebek katletmeyi, insan kanı içmeyi, diri diri insan yakmayı ibadet kabul eden ve Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de lanetlediği Yahudi milletinin dünyada çıkarttığı fitne ateşlerinden sadece ama sadece birini, PKK terörünü, bilinmeyenleri ile anlatmak ve bu yangını söndürmek maksadı ile hazırlanmıştır. 

2012-08-11

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir
Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir
Büyük İsrail projesi hiç bir zaman gerçekleşemeyecek, 400 senelik toprağımız Filistin tekrar bizim olacak ve üzerinde İsrail diye anılan bir devlet olmayacak. Türkiye'de kendini Türk ve Müslüman kimliğinde gösteren, yada kendilerini Ermeni olarak gösteren, veya kendilerini Alevi olarak gösteren, sayıları milyonları bulan, T.C. kimliği taşıyan çift kimlikli, hain Yahudiler, artık tamamen deşifre olacaklar... Bizim topraklarımız üzerinde, bizim devletimizde, bizim inançlarımızı, bizim fikriyatımızı, bizim ibadetlerimizi, bizden gözükerek yasaklayan bu hain kadrolar, gerçekten bizim olan bu devlette, bizim kanunlarımız ile adilane bir surette muhakeme edilip idam edilecekler... Vatana ihanetin mazareti olamaz...

***

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir
Suriye'deki olayları CIA ve MOSSAD Türkiye ve Suudi Arabistan üzerinden başlattı. Bütün Ortadoğu, Libya ve Mısır'ı karıştıran teröristler Türkiye'de eğitildiler. Bunlara silah da Türkiye üzerinden gönderildi. Esad çok önceden kendini bu günlere hazırlamıştı. Suriye'nin yerli halkından hemen hemen hiç kimse bu isyana destek vermedi. Sünniler de Şiiler de Nusayriler de vermediler. Ve ESAD ın ordusu bunlara dokunmadı. ESAD katildir. zalimdir, bu doğru. Ama bu noktada bu zulmü yapmadı. 

Hal böyle olunca Özgür Suriye Ordusu denilen Suudi, Ürdünlü, Tunuslu, Libya'lı Selefi teröristler herkesi vurdular. Daha taze hadise, 4-5 gün önce bu çatışmalara karışmayan  el-Berri diye anılan en kalabalık sünni aşiretinin liderlerini sokak ortasında silahla tarayarak katl ettiler. Bunun üzerine  el-Berri  ve dört büyük Sünni aşireti daha çatışmalara katılma kararı aldılar, devletten yana taraf oldular ve ilk günde 160 Selefi teröristi öldürdükleri gibi bunların en büyük mevzilerinden birini de ele geçirdiler.

Suriye'ye dair bize anlatılanların en az %99 u yalan...

Şu anda Suriye de olsaydım, Suriye'li olsaydım, Suriye devletini desteklerdim. Ha, Esad iyi biri mi? Değil... Gitmeli mi? Evet... Ama şimdi değil... Büyük İsrail ve BOP planı başarısız olsun, Müslümanlar güçlensin, birlik olsun, siyasi bir otoriteleri olsun, o zaman Esad'ı da, gitmesi gereken diğerlerini de gönderelim. Kendimizi bile bile fitneye, sonuç alınamayacak, kazanılamayacak, kazanılabilse bile küçük kafesten büyük kafese girmek demek olacak bir mücadeleye atmayalım...

Hangi ahmak, orada Esad devrilince kendilerini ABD terörünün içinde bulacaklarını akıl edemez? Saddam gitti de Irak ne oldu? 2 milyon sivil katl edildi? 5 milyon yetim kaldı. Yüzbinlerce Irak'lı sakat kaldı. On binlerce kadının-kızın ırzına geçildi. Bunu Saddam yapabilir miydi? 

Kaddafi gitti ne oldu? Mübarek gitti ne değişti? Söyleyeyim, bu ülkelerde de tam bir Siyonist hakimiyet oldu. Petrolleri, madenleri kapış kapış Siyonist, Avrupalı, ABD'li firmalara gitti... Asıl şimdi sömürülüyorlar...

Başımızdaki hükümet samimi olsaydı, Irak tezkeresi için ABD ile 24 milyar dolara anlaşma yapacağına,"Komşuda yangın varken şahsi kanaatim yangına müdahale etmekten yanadır." diye diplomatik dille müdahale kararı çıkartmaya çalışacağına, tezkere geçirmeye çalışacağına, Libya, BM-NATO kılığındaki Haçlı Seferi ile vurulurken İzmir'i merkez üs yapacağına, İsrail'in güvenliği ve Büyük İsrail in kurulması için çıkarılacaküçüncü dünya savaşında kullanılmak ve Rusya'yı vurmak-Rusya'nın ve İran'ın müdahale gücüne karşı, füze kalkanını Malatya'ya koyacağına, Limanları tezkere ile veremeyince, gayri resmi yollarla ABD'nin kullanımına açacağına, ABD askerlerine "kahraman" diyeceğine, gerekirse hükümetten çekilirlerdi, gerekirse can verirlerdi de bunlara mani olurlardı. Devrilmesi gereken ilk kişi Tayyip Erdoğan'dır. Hükümet meşruiyetini yitirmiştir ve meşru yöntemlerle halk tarafından getirildiği gibi götürülmelidir. Yüce divan'a sevk edilmelidir. 

Bu yapılıdıktan sonra, devlet gücümüz ile, o da belki, bu Siyonist fitneleri ve Büyük İsrail'i önleyebiliriz. Bu şartlarda Müslüman Suriyelilerin, arkalarına ABD ve Siyonizmi alıp, onların silahlarını alıp, İncirlik üssünde eğitim görüp, yayladağı kampında İsrail'lilerden ve İngiliz SAT komandolarından eğitim alıp Esad'a karşı savaşmaları akıl alır şey değildir. Bu hareket tarzı özgürlük mücadelesi değil vatanları Suriye'ye ihanettir. İslami bir hareket değildir. Doğru bir tercih değildir.. Bunu yapanları Esad değil, yerinde kim olsa katl eder... Her devlet kendi siyasi otoritesine baş kaldıranlara idam cezası uygular. Harp eder temizler. Biz PKK'ya karşı neden güç kullanıyoruz?

| İsmini vermek istemeyen bir izleyici - mfs

Başbakan Erdoğan eşbaşkan değil, bir taşerondur. İşi bitince çöplüğe atılır

Başbakan Erdoğan eşbaşkan değil, bir taşerondur. İşi bitince çöplüğe atılır
Başbakan Erdoğan eşbaşkan değil, bir taşerondur. İşi bitince çöplüğe atılır
ESKİ YOL ARKADAŞINDAN İLGİNÇ SÖZLER...

Gazete A24’e yaptığı açıklamada “Erdoğan ‘eş başkan’ değil, taşerondur. İşi bitince çöpe atılır!” diyen Abdüllatif Şener’den çok konuşulacak bir iddia daha. Şener’e göre basın, korktuğu için Başbakan Erdoğan’ın İsviçre hesaplarının üzerine gidemedi!

Abdüllatif Şener’le söyleşimizin üçüncü ve son bölümünde Büyük Ortadoğu Projesi’nden Arap Baharı’na, Türkiye-Suriye ilişkilerinden füze kalkanına, anayasa çalışmalarından PKK konusuna, Dersim konusundan başkanlık sistemine değin pek çok konuda merak edilenleri Gazete A24 okurları için konuştuk.

“Başbakan, Büyük Ortadoğu Projesi’nin taşeronudur” diyen Şener, AKP’nin Türkiye’deki İslami duyarlılığı yok ettiğini de söylüyor. Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye’de demokrasinin standardını aşağı çektiğini ifade eden Şener’e göre, basın Erdoğan’dan korktuğu için, Erdoğan’ın WikiLeaks belgelerinde yer alan İsviçre’deki hesaplarının üzerine gitmedi… İşte röportajımızın son bölümü…

Türkiye’nin dış politikası ile devam edelim isterseniz…

Türkiye’de küresel güçler tarafından en önemli karşı çıkışlar, Erbakan hareketi ile ortaya çıkmıştır. O hareket tümüyle tasviye olmuş, bugün mutlak anlamda küresel güçlerin, arzularına, isteklerine göre, hem ülkeyi yöneten hem de çevre ülkelerdeki dönüşümün taşeronluğunu üstlenen bir siyasi iktidar yapısı ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin, Suriye ile karşı karşıya gelmesi gibi…

Evet.

Ve şimdi füze kalkanı gibi bir bela var. Doğru mudur?

Evet. Türkiye’de bir siyasi iktidar var. Bu siyasi iktidar nasıl geldi, düşünebiliyor musun?

“ERDOĞAN NE SÖYLÜYORSA, TERSİNİ YAPIYORDUR”

Nasıl?

2002 öncesi partilerin, küresel güçlerle uyum tutmadığı ihtimali zaten görülmüştü. Çok da kötü bir konjonktüre geldiler tabii… 2001 krizi, 1999 depremi… Kamuoyunda da itibarları tasviyeye uğradı ve meclis dışı kaldılar. Onun yerine AKP geldi. Arkasından Irak işgali yaşandı. Şimdi ise, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da birtakım hadiseler meydana geliyor. Ve Başbakan 30’dan fazla farklı yerde “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıyım” demiştir. Kendi ağzından… Hatta bir ara internet sitelerine düştü.

Konuşmalarında var. İki, üç sene önce bilhassa çok kullanıyordu. Sonra bıraktı bu cümleyi söylemeyi. “Bu ne demek acaba? Bu, Büyük Ortadoğu Projesi ne olacak?” diye hepimiz merak ediyorduk. Şimdi öğreniyoruz… Baktık ki, Kuzey Afrika’dan uzanıp giden bir değişim rüzgarı… Nasıl bir değişim bu biliyor musun?Başbakan arada bir İsrail ile ağız kavgası yapıyor ya… Ama yaptığı her iş de İsrail’in işine yarıyor. Ağzı ile kavga ediyor ama icraatlar hep İsrail’in menfaatine… Onun için, Başbakan’ın laflarına değil, icraatlarına bakmamız lazım…

“One minute” halk tarafından alkışlanıyor ama?

O ağızdan çıkan kavga kelimelerin amacı, halkın görmesini, anlamasını zorlaştırmak… Başbakan, ne söylüyorsa, yaptıklarının tersini söylüyor. Böyle bileceksiniz Başbakan’ı…

“DERSİM DE ÖZÜR VARSA, TAZMİNAT DA VAR”

Dersim Özrü…

Bir başbakanın özrü “Dersim’den özür diliyorum” diye olmaz. O zaman orada mağdurlar var. Tazminatlar ödenecekse ödeyeceksin, yükümlülüklerin varsa yerine getireceksin. Devlet adına ne kadar sorumluluğun varsa, hepsini gidereceksin. Bunu ortaya atarak, ortalığı karıştırmanın anlamı yok. Ortalığı dağıtmak için kullanılmaz bunlar…

Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olarak, Erdoğan’ın niyeti bölgede tek adam olmak mı?

Hayır. Görevini yapıyor. Ne tek adam olacakmış… Oradan bir kahraman çıkmaz. Görev bittiği zaman atarlar insanı çöpe… Kahraman olamayacağı bir yerde, taşeronluk üstleniyor. Onun ‘eş başkanlık’ dediğine ben‘taşeronluk’ diyorum. Nedir bu değişim rüzgârları? Küresel güçlerin çıkarları ile özellikle de İsrail ile uyumlu politika, uygulamayan ülkelerin yönetimleri tasviye oluyor.

Birincisi bu. Libya… Suriye… Ve İran’a sıçramayı düşünüyorlar. İkincisi, küresel güçlerin politikalarına ve özellikle de İsrail’in politikalarına uyumlu politika uygulayan yönetimler de, halka yabancılaşmış olmaları, diktatörvari yönetimleri nedeniyle, önümüzdeki yeni süreçleri yönetebilecek yetenekleri, ve güçleri olmadığından, değiştiriliyor.

Yani, uyum sağlamayanlar ve uyum sağladığı halde yeni süreçleri kaldıramayacak olanlar değiştiriliyor. Mısır, bunun en tipik örneğidir. Eskiden, küresel güçler laik liderler arardı, işbirliği için… Şimdi bundan vazgeçti. Kullanabileceği, kendi çıkarlarını sürdürebileceği, dindar görünümlüler daha makbul hale geldi. Bu da, bölgemizde olup biten olayları yorumlamak açısından önemlidir. Ana çizgi değişimidir. Bunun altını çizmeniz gerekir.

Eskiden ‘eş başkanlar’ laik olanlar mıydı, bunu mu anlayalım?

2012-04-12

007 James Bond filmi çekiyoruz bahanesi ile Adana'dan Suriye'ye silah sevkiyatı yapmışlar

007 James Bond filmi çekiyoruz bahanesi ile Adana'dan Suriye'ye silah sevkiyatı yapmışlar
007 James Bond filmi çekiyoruz bahanesi ile Adana'dan Suriye'ye silah sevkiyatı yapmışlar
Ekspres gazetesinin ilginç Manşeti: James Bond-Skyfall filminin çekimlerinin perde arkasında Suriye’ye silah sevkiyatı mı var?
27.03.2012 

 
Adana'da yayınlanan Ekspres gazetesi çok ilginç bir manşet haberle bütün dikkatleri üstüne çekti. Mahalli gazete manşetinden şu soruyu sordu: 

"Adana’da, 007 James Bond-Skyfall filminin çekimlerinin perde arkasında Suriye’ye silah sevkiyatı mı var?" 

Gazetenin manşet haberi ise daha ilginç ayrıntılar içeriyor: 

ÇİLESİ BAŞKA 

Kentte bir “James Bond” çilesi yaşanıyor. Bond, filminin çekimleri için her gün on binlerce aracın geçiş yaptığı Kasım Gülek köprüsü trafiğe kapatılıyor. İddialara göre, köprü trafiğe kapatılırken başta İncirlik olmak üzere bazı noktalardan tırlar dolusu silah, komşu ülke Suriye’ye gönderiliyor. Bu arada Adana’da, 6 Mart günü başlayan çekimlerin filme girecek olan toplam dakika sayısı 13. 

BOND NEREDE? 
Bu arada çekimlerin hiçbir sahnesinde James Bond yok. Peki Bond nerede? Bond’u Adana’da gören de yok duyanda. Sadece çekimler yapılıyor ama Bond yok. Filmin çekimlerinin yapıldığı yerlerden biri de Yakapınar mahallesi. Yakapınar’da ise adım atılan her yerden tarih çıkıyor. Yapımcı şirketin talebi üzerine, aksiyon sahnelerinin çekildiği Kasım Gülek Köprüsü 17-26 Mart tarihlerinde trafiğe kapanmıştı. 5-6 Mayıs tarihleri arasında da bazı saatlerde köprü yine trafiğe kapatılacak. Silah sevkiyatı iddiaları nedeniyle vatandaşlar tepkili ve tedirgin. 

James Bond yutturmacası ile silah sevkiyatı
James Bond yutturmacası ile silah sevkiyatı
YANITINI ARAYAN SORULAR 

Özel bir şirketin çekimini yaptığı film için neden İncirlik’teki askeri üsten malzeme getiriliyor? Bu filmin çekimleri için neden özellikle demiryolu kullanılıyor? Tarihi mekanlarda ve demiryolunda yapılan çekimler neden basına kapatılıyor? Peki filmin kahramanı James Bond neden ortalarda yok? Aylarca süren çekimlerin toplamı neden 13 dakika ile sınırlandırılıyor? Bu 13 dakikalık çekim için yolun 3 ay trafiğe kapatılmasının mantığı ne?

Gazetenin bu tespit ve sorularına yetkililerden bir açıklama gelmedi. Herkes garip bir biçimde susuyor... 

ABD, Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getiriyor. Suriye'de muhalifleri dış güçler destekliyor

ABD, Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getiriyor. Suriye'de muhalifleri dış güçler destekliyor
ABD, Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getiriyor. Suriye'de muhalifleri dış güçler destekliyor
İran’ın resmi devlet televizyonu Press TV, ABD’li yazar ve tarihçi Griffin Tarpley’in Suriye’de yaşananlar ve Türkiye’nin bölgedeki rolüne ilişkin bugün bir röportajını yayınladı. Türkiye medyası röportajın zamanlamasında kasıt ararken, açıklamaların içeriğini gözardı etti. 

ABD’li yazar ve tarihçi Griffin Tarpley, İran devlet kanalı Press TV ile bir röportaj gerçekleştirdi. Tarpley, röportajında Suriye’deki gelişmeler ve Türkiye’nin bölgedeki rolüne ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. 

İran'ın resmi kanalı Press Tv'nin Tarpley ile yapılan röportajını Erdoğan'ın İran ziyareti ile aynı güne denk getirmesi, Tarpley'in açıklamalarının içeriği sebebiyle Türkiye'de ana akım medya tarafından "İran'ın provokasyonu" olarak haberleştirildi. Oysa ABD'li tarihçinin söyledikleri büyük ölçüde doğruluk payı barındırıyor. 

“Abd, Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getiriyor” 

Tarpley röportajında, Suriye yönetiminin ayaklanmayı temelde bastırdığını ve bunun ABD için yenilgi anlamına geldiğini belirterek, Obama yönetiminin bu yenilgiyi gidermek için Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getirdiğini söyledi. 

“Sayıları şişirip Türkiye’yi gaza getirecekler” 

Tarpley ayrıca, Suriye Ulusal Konseyi güçleri, gözlemciler ve Özgür Suriye Ordusu’nun dünyada bir histeri yaratmaya çalışmak için, öldürülen kişi sayısını şişirecekleri ve bunun Türkiye'yi harekete geçireceği yorumunu yaptı. 

“Muhalifler dış güçlerce destekleniyor” 

ABD'li tarihçi, Suriye’de gerçek bir halk hareketi veya kalkışma yaşanmadığını, yaşananların yüzde 90’ının dış müdahaleler sonucu gerçekleştiğini vurguladı. 

Suriyeli muhaliflerin NATO tarafından silahlandırıldığına dikkat çeken Tarpley, Özgür Suriye Ordusu’nda Libya’daki muhaliflerin komutanı Belhac’ın da yer aldığını hatırlattı. Muhaliflere İngiltere, Fransa ve İsrail tarafından destek sağlandığına dair raporların varlığından söz etti. 

Suriye’ye karşı emperyalist bir operasyon yürütüldüğünü söyleyen Tarpley, “eğer NATO ve Birleşmiş Milletler bize yardım etmezse” diyen muhaliflerin aslında İsrail’i ülkeye müdahale etmeye çağırdıklarını söyledi. 

“Suriye’nin sözde dostları” 

Tarpley, Suriyeli muhalifleri içinde barındıran ve 1 Nisan’da İstanbul’da geniş katılımlı bir toplantı yapacak olan “Suriye’nin Dostları” oluşumunu da “sözde dostlar” olarak değerlendirdi. 

Tarpley, Rusya Dışişleri Bakanı’nın “bu kişileri Suriye’nin düşmanları olarak diye adlandırmak daha uygun olur” şeklindeki sözlerine katıldığını dile getirerek, “çünkü bu grupların ülkeye getirecekleri bombalamalar, iç savaş ve arkasından çökmüş bir devlet olacaktır” dedi. 

“Konferans bir fiyasko olacak” 

1 Nisan’da İstanbul’da düzenlenecek Suriye’nin Dostları konferansında bir çeşit koalisyon kurulması için girişimde bulunulacağını söyleyen Tarpley, bunun Irak’ta kurulandan farklı olmayacağını, ardında Irak’takine benzer bir tablo bırakacağını dile getirdi. 

70 ülkenin davet edildiği bu konferansa Suriye devleti adına bir katılımcının çağırılmamasının anlamsızlığına işaret eden Tarpley, Çin, Rusya ve Lübnan’ın katılmayı reddettiği toplantının büyük bir fiyasko olacağı yönündeki öngörüsünü dile getirdi. 

İsrail'in 'acımasız' zenci askerleri Falaşalar

İsrail'in 'acımasız' zenci askerleri Falaşalar
İsrail'in 'acımasız' zenci askerleri Falaşalar


İsrail’in, Filistin’e yönelik saldırıları 20 günü geçerken, ölü sayısı da bini aştı. İlk önce hava saldırılarıyla başlayan operasyon iki hafta önce de tanklar eşliğinde kara saldırılarına dönüştü. Hemen her gün, çoğu çocuk onlarca Filistinlinin ölüm haberleri patlayan bombalar ve kaçışan insanların görüntüleriyle sunuluyor. Kara saldırılarının başlamasıyla birlikte TV ekranlarından görünen İsrail askerlerinin arasında dikkat çekenleri ise üniformaları içindeki siyah Yahudiler, bilinen adlarıyla Falaşalar’dı. Yüzyıllardır eski adı Habeşistan olan Etiyopya’da yaşayan, hemen hemen tüm Yahudi adetlerini yerine getiren, Yahudi olduklarını da bir Fransız bir araştırmacı sayesinde öğrenen Falaşalar’ın daha iyi bir hayat için göç ettikleri İsrail’de yaşadıkları da tipik bir umut yolculuğu hikâyesinden farksız değil.

Soyları Süleyman peygambere dayanıyor

81 milyonluk nüfusa sahip olan Etiyopya, ülkede yaşayan birçok farklı etnik kökene sahip insan olmasına rağmen, Afrika ülkeleri arasında bağımsızlığını koruyup, sömürge olmamış tek ülke. Halkın yüzde 50’si Müslüman, yüzde 40’ı Hristiyan Ortodoks. Yüzde 10’luk bir kesim ise Animist. “Sürgün, yabani” anlamına gelen Falaşalar’ın ise çoğu İsrail’e göçtüğü için herhangi bir dini çoğunluğu yok. Falaşalar’ın tam olarak nereden geldiği bilinmiyor ama toplum kendi soyunu Hazreti Süleyman ile Seba Kraliçesi Belkıs’a dayandığına inanıyor.

Hahambaşından Falaşalara “Yahudi” onayı

İsrailoğulları’nın Dan Kavminden oldukları düşünülen topluluğun dünyada tanınması ise Falaşalar’ın kaşifi olarak nitelendirilen Sorbonne Üniversitesi Profesörü Joseph Halevi’nin bölgeye ziyaretiyle gerçekleşti. 1862 yılında yaptığı ziyaret sonrasında Falaşalar’ın soyunu araştıran ve benzerlikleri saptayan Halevi, Avrupa’nın ve diasporanın da Falaşalarla tanışmasını sağladı. Ardından başlayan, gerçek Yahudi mi değil mi tartışmaları ise günümüze kadar uzandı. 1973 yılında dönemin Sefardik Hahambaşısı Ovadia Yosef, Falaşalar’ın Yahudi olduğunu dinen kabul etti. Bu kabulle birlikte Falaşalar’ın İsrail’e göç etmesinin de yolu açılmış oldu. Buna karşın, Aşkenazi hahamlarının Falaşalar’ı hala Yahudi saymadıklarını da belirtmek gerekir.

Hem şabat, hem kurban
İsrail'de bir falaşa asker
İsrail'de bir falaşa asker

Profesör Joseph Halevi’nin de ziyareti sırasında farkettiği benzerlikler arasında Şabat yemeği, Hamursuz orucu, erkek çocuklarını sekiz günlükken sünnet etmeleri var. Buna karşılık kutsal kitapları Tevrat’la büyük benzerlik taşımakla birlikte İbranice değil, ülkenin resmi dili de olan Amharca. Falaşalar’ın Yahudi bayramlarından bazılarını tanımamaları ve Müslüman geleneği olan ve ülkedeki Müslümanlardan etkileşimle benimsendiği düşünülen kurban kesme ritüelini de yerine getiriyorlar.

Osmanlı hahamından Falaşa raporu


Hahambaşı Hayim Nahum.
Lozan'da Türkiye'yi temsil eden heyetin içindeydi.

Halevi’nin Falaşalar’ı dünyaya duyurmasından sonra, 1873 doğumlu Osmanlı Yahudisi olan Hayim Nahum, 1907 yılında Fransa merkezli bir Yahudi kuruluşu olan Alyans tarafından Falaşalar’ı araştırmakla görevlendirildi. Osmanlı hahambaşılığı da yapmış olan Nahum, Habeşistan’da kaldığı dönemde Falaşalar’ın Yahudi kültürü ve dinine ne kadar bağlı olduklarını araştırdı. Nahum, Falaşalar’ın birçok dini ritüelden habersiz olduğu sonucuna varsa da Yahudi dünyası tarafından daha iyi tanınmalarına vesile oldu.

Göç operasyonu


Etiyopya’nın malum ekonomik koşulları içerisinde yaşamını sürdürmeye gayret eden Falaşalar, 1974 yılında iktidardaki Derg rejimi ile Tigre Halk Kurtuluş Cephesi arasında başlayan çatışmalar Falaşalar’ın ülkeden göç etme isteğini daha da arttırdı. Bunun üzerine İsrail, 1984’de gerçekleştirdiği “Musa Operasyonu” ile 12 bin Falaşayı, 1991’de gerçekleştirdiği “Süleyman Operasyonu” ile de 15 bin Falaşayı hava yoluyla İsrail’e yerleştirdi.

Ucuz iş gücü, ordunun insan kaynağı


Ülkelerindeki çatışmayı ve zor hayat koşullarını bırakıp, bin bir umutla İsrail’e yerleşen Falaşalar burada da umduklarını bulamadılar. Hatta yağmurdan kaçarken doluya tutuldular bile diyebiliriz. İsrail’in yaptığı operasyonlarla kendilerine kucak açtığını düşünen Falaşalar, yeni yurt edindikleri ülkede ikinci sınıf vatandaş muamelesiyle karşılaştılar. Dilini bilmedikleri bir ülkede, düşük eğitim seviyesi nedeniyle uzunca bir süre maddi kazanç elde edemediler. Daha çok hizmet ve güvenlik sektöründe kullanılan Falaşalar’ın birçoğu da orduya yazıldı. İsrail, kendi elleriyle getirdiği bu insanları, ülke standartlarına göre genç bir nüfusa sahip olduklarından ucuz iş gücü ve ordunun insan kaynağı olarak gördü.

Kan skandalı

Ülkede yaşanan iki büyük skandal ise Falaşalar ile İsrailliler arasında büyük gerginliklere yol açtı. 1996 yılında, halktan toplanan kan bağışları arasından Falaşalar’ın kanlarının gizlice yok edilmesinin ortaya çıkması ülkede büyük bir ırkçılık sorunu yarattı. Kanları yok eden kan bankası kendini, “AIDS riski yüksek bir ülke olan Etiyopya’dan gelen kanları kullanamayız” diyerek savunsa da Falaşalar, yapılanın ırkçılık olduğuna inandı. “Bizim tenimiz siyah olsa da kanımız kırmızı ve Yahudi kanı” diyen Falaşalar, hükümet önünde büyük gösteriler yaparak polisle çatıştı. Gösteriler sonunda kan bankası ve hükümet, Falaşalar’dan özür diledi.

Sınırda bekleyen 250 mülteci

İkinci büyük olay ise on yıl sonra 2006’da yaşandı. İsrail’e giriş yapmak isteyen 100’ü çocuk 250 Falaşa mülteci, Lübnan sınırında haftalarca mahsur kaldı. İsrail- Lübnan savaşı nedeniyle sınırda mahsur kalan mültecilerin, penceresi olmayan bir kulübede haftalar geçirmesi İsrail’deki Falaşaları ayaklandırdı. Kendi rızasıyla Falaşalar’ın ülkeye girişine izin veren İsrail’in mültecilere bu zorlukları yaşatması İsrail’deki Falaşalar’dan büyük tepki aldı ve olay yine ırkçılığa yorumlandı.

Yeni nesillerde adaptasyon sorunu

Tüm bunların yanı sıra 1970’lere kadar dayanan göçlerin sonucu olarak ortaya çıkan yeni kuşaklarda da sorunlar gözlemleniyor. İsrail’de doğmuş yeni nesiller, bir yandan kendilerini aileleri ya da ailelerinin doğduğu topraklar ile özdeşleştiremezken diğer yandan kendi doğdukları topraklarda da adaptasyon sorunu yaşıyorlar. Bakıldığında bunlar göç etmiş her topluluğun ikinci, üçüncü nesillerinde görülen bir problem. Bilindiği gibi, Almanya’ya göçen Türklerin çocukları da bugün iki arada kalmış kayıp bir kuşak olarak nitelendiriliyor. Ancak İsrail, bu sorunu biraz olsun çözebilmek için bir müze kurma aşamasında.

İsrail’de Etiyopya mirası

Etiyopya Mirası Müzesi ( Ethiopian Heritage Museum), İsrail’de Falaşa nüfusunun en yoğun olduğu Rehovot kentinde kurulacak. Etiyopya’dan ilk göçenler ile İsrail’e getirilme operasyonuna katılan Mossad yetkililerinin de katılımıyla kurulacak müzede bitkilerinden, yerel kıyafetlerine kadar Etiyopya havası sağlanacak. Müzede göçlerin belgeleri ve resimleri de kullanılarak, o dönemde yaşanan acılar, çekilen sıkıntılar da genç nesillere aktarılmış olacak. Müzenin kurucularından Moshe Bar-Yuda, amaçlarını şöyle dile getiriyor: “Müze, Etiyopya yahudi kültürünü, bu kültürle tanışıklığı olmayan İsraillilere gösterecek. Aynı zamanda iki kültür arasında sıkışıp kalan genç Falaşalar, atalarının kültür mirasını görerek gururlanacak ve İsrail toplumunun bir parçası olmayı daha çok benimseyecek.”
Kardeşlik sofraları şimdilik hayal

Bugün İsrail’de 100 bini aşkın Falaşa yaşıyor. Bundan bir asır önce toplumlardan biri siyah yahudi olamayacağına, diğeriyse beyaz yahudi olamayacağına inanırken, bugün tek bir ülke için, tek bayrak altında beraber yaşama savaşı veriyorlar. Ancak görülen o ki, “Gün gelecek, bir zamanlar köle olanların evlatlarıyla yine bir zamanlar köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde, birlikte kardeşlik sofrasına oturabilecekler” diyen Martin Luther King’in rüyası Georgia’da gerçeğe dönüşüyor olsa da, İsrail için kardeşlik sofraları şimdilik hayalden öteye geçemiyor.

Burcu Soydan
16-01-2009
habervesaire.com

Medya yalan haber dolu; Türk basını kirli oyuna alet oluyor. Suriye hakkındaki gerçek hedefler ve gerçek haberler gizleniyor

Medya yalan haber dolu; Türk basını kirli oyuna alet oluyor. Suriye hakkındaki gerçek hedefler ve gerçek haberler gizleniyor
Medya yalan haber dolu; Türk basını kirli oyuna alet oluyor.
Suriye hakkındaki gerçek hedefler ve gerçek haberler gizleniyor

Adamın adını bile değiştirip, kulağa daha antipatik, sevimsiz gelmesi için 40 yıllık Esad’a “Esed” demeye başladılar.

----

YUMUŞAK GÜÇ KULLANIMI

Suriye’ye müdahale edilmesi ve bunun ABD dışında bir ülke tarafından yapılması, şu anda ABD için Ortadoğu’yu istediği gibi şekillendirmenin en önemli adımı. Ancak bu müdahalenin önünde Asya - Pasifik Bloğu olarak adlandırabileceğimiz, Rusya - Çin - Hindistan gibi ülkeler var.

Bir de koçbaşı olarak kullanılması planlanan Türkiye kamuoyu... İkna edilmeleri gerekiyor.

Bunun için kullanılan yönteme yumuşak güç deniyor. Harvard Üniversitesi’nden Josepsh S. Nye yumuşak güç kullanımını şöyle açıklıyor:

“İstenilen bir şeyi kabul ettirmek için güç kullanmak değil, başkalarının sizin hedefinizi kabul etmelerini sağlamak” (*) Türkçesi kandırmak…

Gazetelerin 16 Mart 2012 günkü nüshalarına bakın, birçoğunda şu haberleri göreceksiniz: “Katliam olurken Esad ailesi eğleniyordu” ya da “Suriye’de sokaklar kan gölüne dönerken Esad ailesi Harry Potter izleyip alışveriş yaptı.”

Adamın adını bile değiştirip, kulağa daha antipatik, sevimsiz gelmesi için 40 yıllık Esad’a “Esed” demeye başladılar.

Hepsi, “Yahu bu ne kötü adammış” dedirtmek için. Bir gün sonraki gazetelerde (17 Mart) bu kez bir adım öteye gidiliyor: “Esad’ın e-postaları sızdırılmış. Bir kadınla ilişkisi varmış.”

Hani Kaddafi için de “Sarayındaki hemşireleri seks kölesi olarak kullanıyor” diye haber yaparlardı ya, işte onun gibi. Ya da “Saddam’ın oğullarının toplu seks partileri yaptıklarını” yaparlardı çarşaf çarşaf…

Şimdi de aynısını yapıyorlar. Suriye’de şu kadar adam öldürüldü, filanca yer şöyle bombalandı türünden hareketleri dinlerken dikkat edin, bu haberler hep aynı cümleyle başlar: “Aktivistlere göre” ya da “muhaliflere göre…”

Kim bu aktivistler? Her gün bize okutulan, beynimize çakılan haberlerin kaynakları…

Bizi böyle ikna etmeye çalışıyorlar. Bilgiyi yaratıyorlar, istedikleri şekle dönüştürüp bize enjekte ediyorlar. Türk basınının alet olduğu bir kirli oyundur bu…

“Şu anda dışarıda katliam var, bilmem kaç yüz kişiyi öldürdüler” diyerek bütün haber kanallarında gösterilen Danny Dayem’i unuttunuz mu? Birkaç gün sonra gerçek görüntüler ortaya çıkmıştı da söylediklerinin hepsinin, cep telefonuyla konuştuğu Anderson Cooper’ın, “230 kişi öldürüldü de!” şeklindeki talimatları olduğu anlaşılmıştı.

Cooper “şöyle de” diyor, Dayem de öyle diyordu.

Biz bu yalanları “vay be” diye dinlerken, bizim Dışişleri Bakanı da tehditler savuruyordu Suriye’ye…

Yarın ve yarından sonra ve daha sonra Esad’ın ne kadar kötü bir diktatör olduğunu, böyle haberlerle anlatmaya devam edecekler.

Adına “bilgi çağı” dedikleri bu yeni Ortaçağ’da basını bir savaş aracı olarak kullanmaya devam edecekler. Çünkü biz onlara inanmaya hazırız. Taa ki, ABD Suriye’yi istediği şekle dönüştürünceye ya da bir mucize eseri bu operasyondan vazgeçinceye kadar…

Gazetecilik, uluslar arası ajansların her dediğini sanki gerçekmiş gibi yansıtmak değildir.

Mehmet Yiğittürk

Alman Uzman; "Suriye'de bir piyes oynanıyor. ABD, Suriye'ye müdahale için Türkiye'yi kullanıyor. Bu yapılanlar uluslar arası hukuka ve BM tüzüğüne aykırı."

Alman Uzman; "Suriye'de bir piyes oynanıyor. ABD, Suriye'ye müdahale için Türkiye'yi kullanıyor.
Bu yapılanlar uluslar arası hukuka ve BM tüzüğüne aykırı."

Almanya hükümetine danışmanlık yapan Ortadoğu Uzmanı Christoph Hörstel, Amerika’nın Suriye’de çıkmazda olduğunu söyledi. Rusya ve Çin’in Suriye’ye verdiği desteği hatırlatan Hörstel, Amerika’nın bu kez hedefine ulaşamayacağını belirtti.

Almanya hükümetine danışmanlık yapan, Ortadoğu uzmanı Christoph Hörstel Suriye’deki gelişmelerle ilgili Russia Today kanalına çarpıcı açıklamalar yaptı.

Suriye’de incelemelerde bulunan Alman uzman, yaşananların uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler tüzüğüne karşı bir durum olduğunu söyledi. Hörstel, Suriye’ye müdahalede Türkiye’nin kullanıldığını belirtti.

"Suriye’ye büyük çapta bir müdahale zaten olmaktadır. Suriye’ye askeri bir müdahaleden söz ediliyorsa zaten bunu başta NATO olmak üzere rüşvet altındaki bazı Arap ülkeleri ve maalesef Türk dostlarımız masa altından ve gizli bir şekilde gerçekleştiriyor. Şu sıralarda onlarca Fransız, Alman, İngiliz, Suudi ve Türk caususlarının yanında birçok nizami ve düzenli asker yakalandı."

Merkel hükümetine danışmanlık yapan Christoph Hörstel, Batı basınına da sert eleştiriler yöneltti.

"Batı’nın aptalca basınına denmelidir ki, Aptal diyorum çünkü, sürekli olarak, açıkça bilindiği halde Suriye’de olanları çarpıtmak ve yalan söylemeye ısrar etmektedirler."

Alman Ortadoğu Uzmanı Hörstel, Rusya ile Çin’in Suriye’ye verdiği desteğin önemine dikkat çekti. Horstel, “Rusya ve Çin Suriye’de oynanan çirkin piyese katılmadığı için mutluyum” dedi.

Hörstel, Amerika’nın Suriye’de hedefine ulaşamayacağını belirtti.
“Suriye’de önceden kurgulanmış bir gündem söz konusudur. Bu gündem İran’da ve bazı Arap ülkelerinde kullanıldı, örneğin Libya’da…Hiç yokken CIA tarafından gergin ve yüklü bir atmosfer yaratılıp harekete geçildi. Öyle ki, Kaddafi’ye karşı hiçbir hareket yokken kirli medya savaşı ve kışkırtmaları sonucu bunu başardılar. Şimdi de aynı gündemi Suriye’de yürütmeye çalışıyorlar. Fakat bu plan Suriye’de başarıya ulaşamayacaktır.”

Alman uzman, NATO ülkelerinin Suriyeli isyancılara verdiği desteği de ortaya koydu.
“Silahlandırma şu an devam etmektedir. Ama onlar yalan söylüyor. Suriye ordusu tarafından ele geçirilen silahlar bunun kanıtıdır. Yalana karşı koymalıyız. Temiz ve insanca bir dünyada yaşamak isteyen insanlarlar gibi ben de NATO’dan utanç duyuyorum.”

Durdurun şu samimiyetsiz tiyatroyu artık! Recep Tayyip Erdoğan ve AK parti, ABD ve İsrail menfaatlerine mi hizmet ediyor yoksa memleketine mi? (video)

Durdurun şu samimiyetsiz tiyatroyu artık!
Recep Tayyip Erdoğan ve AK parti, ABD ve İsrail menfaatlerine mi hizmet ediyor yoksa memleketine mi?

Dünyanın en büyük terörist devletleri olan ABD ve İsrail, ortadoğudaki mazlum Müslüman milletlerin huzur ve refahını düşünüp bunun için gerekirse bir çok ülke ile savaşa girebilir mi? Azıcık tarih ve ilim bilen biri bu saçmalığa inanabilir mi? NATO'nun bir Hıristiyan klübü olduğu ve daha derinde dünya Yahudiliğinin kontrolünde olduğu gerçeği biliniyorken, bunların ortadoğu'da müslüman milletleri diktatörlerin elinden kurtarmak(!) iddiları samimi bulunabilir mi?

Peki, Gerçek amaçlarını onlar gizliyorlar da bizim başımızdaki sözde İslami iktidar neden gizliyor? Ve, neden onlarla bu derecede yakınlar ve her konuda kayıtsız - şartsız bir itaat ile ortak mesai harcıyorlar?
ABD'nin en büyük gazetelerinin bile "Türkiye hükümeti, değerlerine ve vatandaşına ihanet ediyor." başlıkları attığı bir dönemde, Yahudilerin ve Sabetaycıların kontrolündeki Türk(!) basını gerçekleri gizliyor mu?

Durdurun şu samimiyetsiz tiyatroyu artık! Recep Tayyip Erdoğan ve AK parti, ABD ve İsrail menfaatlerine mi hizmet ediyor yoksa memleketine mi?

Tayyip Erdoğan ve AKP'si samimi iseler, ABD ve İsrail menfaatine çalışmıyorlarsa, samimiyetlerini ispat etsinler;

- Önce Genel Kurmay Başkanlığı'mızdaki İsrail Odasını kapatsınlar..
- Suriye'deki zulme gösterdikleri tepkide samimi iseler, derhal Suriye halkının dostları toplantısı yaptıkları gibi, Filistin Halkının ve Irak halkının dostları toplantısı da yapsınlar. Suriye'de mi daha çok kadın, çocuk, sivil katl edildi; yoksa Irak'ta mı? Yada Filistin'de mi?

Irak'ta bir buçuk milyon sivil acımasızca katl edilirken "Komşuda yangın varken, bu yangına kayıtsız kalamayız. Şahsi kanaatim bu yangına müdahale etmekten yanadır." diye tekrar tekrar demeç vererek, tezkere çıkartmaya çalışan, ABD ve zalim müttefiklerinin yanında yer alarak bu vebale ortak olmak isteyen bir Tayyip Erdoğan'ın samimiyetine nasıl inanabiliriz?



- TSK'nın içindeki değişimleri ABD'nin yaptığına dair iddiaların(ki çok ciddi kaynaklarla ispat edilmiş) gerçek olmadıklarını ispat etsinler.

- Ordumuzun toplam gücünün yarısından fazlasının yaklaşık iki senedir Güney Doğu ve Doğu bölgemizde her an gerçekleşecek Türkiye ile İran ve Suriye savaşı için hazır bulunduruldukları gerçeğini izah etsinler. TSK'ya yaklaşık beş ay önce "Savaşa hazır ol!" emri verildiğine dair basına sızan haberlerin doğru olmadığını ispat etsinler.

- İsrail ile yaşanan gerginliklerin tüm bu gerçekleri gizlemeye dair danışıklı dövüş ve tiyatro olduğunun meydana çıkmış olmasını izah etsinler? Füze kalkanı projesinin İsrail'in güvenliği için olduğunu ve Türk halkının, basın desteği ile de aldatıldığı, yaşanan her şeyin ABD ve İsrail menfaatine olduğu gerçeğini izah etsinler?

- Hepsinden önemlisi de, kaç sene oldu, artık Amerikan askerlerine kahraman deyip demediklerini, onlara hayır dua edip etmediklerini izah etsinler?

Bakınız; dünyanın en büyük terörist ülkesi ABD'nin yaptığı dünyanın en büyük terörist eylemini izleyelim; (sonra bunu yapan bir anlayışın nasıl olup da Suriye halkının menfaatini isteyebileceğini sorgulayalım.)




Dünya tarihinin bilinen en büyük terör eylemi ABD tarafından gerçekleştirilmiştir. Hıristiyani terör anlayışı, atom bombasına "Little Boy" (Küçük Oğlan) adını verip Hiroşima'ya atmış, bir kaç dakika içinde 140 bin kadın, erkek, yaşlı, çocuk, bebek, hasta ve sivillerin topyekün ve akıl almaz feci bir surette can vermelerine sebep olmuştur. Sonra, bir de sıkılmadan "İslami terör" diye bir kavramı üretmişlerdir.

Savaşı hukukundan çıkartıp akıl almaz bir terör hareketine dönüştüren "Hıristiyani terör" anlayışı bununla da yetinmeyip Hiroşima'daki saldırısından sadece 3 gün sonra 9 Ağustos 1945 saat 11:02'de Nagasaki'de Plütonyum-239 tipi atom bombası "Fat Man" (Şişko Adam) ile ikinci terörsit eylemini geçekleştirmiştir.

Aynı şekilde sivilleri, kadınları, çocuk ve bebekleri, ihtiyarları, harbe katılmamış tarafsızları, hastaları, din adamlarını ayırmamış, kelimenin tam anlamı ile terör estirmiştir...

Şimdi aynı ABD'nin ve aynı Hıristiyani terör guruplarının çıkıp dünyaya adalet öğretmeye kalkmaları ne kadar inandırıcı kabul edilebilir?

BÖYLE BİR DEVLETİN HALKLARIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELE VERDİĞİNİ İDDİA ETMESİ GÜLÜNÇTÜR. İNANAN/DESTEK OLAN AHMAKTIR. HATTA APTALDIR. TÜRKİYE NATO'DAN DERHAL ÇIKMALIDIR. BOP VE BENZERİ PROJELER GERÇEK ANLAMDA UZAK DURDUĞUMUZ HATTA KARŞI OLDUĞUMUZ PROJELER OLMALIDIR.



Birileri büyük oyunlar kuruyor; Suriye’li mültecilerin kaldığı Boynuyoğun kampında neler oluyor? Neden kimse bunları sorgulamıyor? (video)

ABD ve İsrail Büyük Ortadoğu projesi kapsamında oyunlar kurmaya devam ediyorlar. Türkiye'yi de emir eri olarak kullanıyorlar. Suriye'ye dair bilgilerin çoğu yalan.
Birileri büyük oyunlar kuruyor; Suriye’li mültecilerin kaldığı Boynuyoğun kampında neler oluyor?
Neden kimse bunları sorgulamıyor?
SURİYE MÜLTECİ ÇADIRLARINDA NELER OLUYOR

Tayfun Talipoğlu, Suriye’li mültecilerin kaldığı Boynuyoğun kampında röportajlar yaptı. 5 Nisan günü TV8’de yayınlanan haber programına katılan Talipoğlu’nun çarpıcı açıklamalarından bazı satırbaşları şöyle:

-“Suriyeli’lere kurulan kamp, deprem kampları dahil olmak üzere bugüne kadar gördüğüm en iyi kamp. Çarmaşırlıklardan, okula, meslek kurslarından spor alanlarına kadar her şey var. Tatil köyü gibi...

-Gelenlerden sadece yüzde 20’si Esad rejiminden kaçtığını söylüyor. Diğerlerine bazı vaatlerde bulunulmuş ve öyle gelmişler. Hiçbiri kaçmış gibi değil, yanında güvercinlerini getirenler bile var.

-Askerlerimiz kampta silahsız nöbet tutuyorlar. Dışişleri görevlileri de her ihtiyacı karşılamaya çalışıyor. Ama buna rağmen en ufak bir talepleri karşılanmadığında oturma eylemi yaparak devlet görevlilerini şikayet etmekle tehdit ediyorlar. Biraz sinirlenince “Bana Başbakan Erdoğan’ı bağlayın” diye bağırıyorlar.


-Konuştuğum bir Suriye’li bana, ‘Ne söylememi istiyorsan onu söyleyeyim’ dedi. Yani bizim dünya medyasından duyduğumuz bir çok bilgi doğru değil.

-Suriye’de baskı ve ayrımcılık gördüğünü söyleyenler, ‘nasıl?’ ya da ‘Size tam olarak ne yaptılar?’ diye sorduğumda cevap alamıyorum. Kimse belirli bir olay anlatmadı.

-Devletin kendilerine verdiği battaniye soba gibi eşyaları para karşılığında satıyorlar.

-İçlerinde çatışmalara katılmış çok az sayıda insan var, diğerleri iş, para ve vatandaşlık vaatleri ile gelmişler.

-Şu ana kadar 20 milyon TL para harcanmış. 20 Trilyon yani... Şu anda bu Suriye’lilere bir de kart dağıtılıyormuş. Harcama yapmaları için, belli limitleri olan kredi kartı türü kartlar bunlar...

-Türkiye bu Suriye’li göçmenlere burada kaldıkları müddetçe bakmak zorunda, her ihtiyaçlarını karşılamak zorunda.

Bunları dinleyince, Van’daki deprem çadırlarını ve oradaki yurttaşlarımızı da düşününce insanın Suriye’li mülteci olası geliyor.”

Tayfun Talipoğlu’nun naklettiği en önemli gözlemi, bu gelenlerin bir çoğunun bir çatışmadan, ölüm tehdidinden kaçıyormuş gibi bir hallerinin olmamasıydı.

Soru şudur: Bu insanları kimler, ne vaatlerle, hangi projeler için buralara getirdiler?

Birileri yıllar önce ilan ettikleri Büyük Ortadoğu Projesi'ni gerçekleştirmek için akla hayale gelen her yöntemi kullanıyorlar mı? Bunun için BOP'un eş başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan'ı ve hükümetini kullanıyorlar mı? Bu mesele meclisimizde, yüce divanda ele alınmasını gerektirecek kadar ciddi mi? İhanet söz konusu olabilir mi?









2012-03-20

Dünya genelinde yaşanan sorunların çoğunun sebebi bu proje; Arz-ı Mev'ud (Vaad Edilmiş Topraklar)

Dünya genelinde yaşanan sorunların çoğunun sebebi bu proje; Arz-ı Mev'ud (Vaad Edilmiş Topraklar)


Dünya nüfusuna kıyas edildiğinde bir avuç insan denilebilecek İsrail oğlulları (Yahudiler), iki bin senelik vatansızlıklarından sonra Allah'ın kendilerine vaat ettiklerine inandıkları İsrail devletini kurabilmek için bütün dünyayı birbirine kırdırıp, akıl almaz fitneler çıkartıp iki büyük dünya savaşı çıkarttılar. Bu savaşların sonunda tam 400 sene Osmanlı egemenliğinde kalmış topraklarımızda küçük de olsa bir İsrail devleti kurabilmeyi başardılar.

Şimdi ise çoktan kurulması gerektiğine ve geç kalındığına inandıkları Nil'den Fırat'a kadar Büyük İsrail devletini kurabilmeleri için üçüncü bir dünya savaşı çıkartıyorlar...

Yine sinsice ve taktik oynuyorlar.. Ellerinde tuttukları basın güçleri ile her halkı ayrı ayrı aldatıp kandırıyorlar..

Dinler arası diyalog, Medeniyetler ittifakı, Büyük Ortadoğu Projesi, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, Kuzey Afrika Birliği ve AKP projeleri bunun için hazırlandı... Bu ideallerini gerçekleştirebilmeleri için sıcak savaş denilince ilk akla gelen Türk ordusunu ve Türkiye'nin çeşitli Liman ve havasahalarını kullanmak zorundalar...

Size anlatılan masalları artık sorgulayın... Suriye düşünce sıra İran ve Türkiye'ye gelecek unutmayın...
Rusya lideri Putin 770 milyar dolar gibi uçuk bir bütçe ayırarak Rus ordusunu bu savaşa hazırlama kararı aldı ve biz Rusya, Çin derken bir çok nükleer güce sahip ülkeyi çoktan karşımıza alıp ABD saflarında yerimizi aldık..
İzmir'den sonra Malatya'da üs oldu, sesimizi çıkartmadık...
Bu sessizliğin bedeli ağır olur...


****

Thedor Hertzel  
"Kuzey sınırlarımız, Kapadokya'daki dağlara kadar dayanıyor."
Thedor Hertzel

(Kendisi, adı İsrail’deki Siyon Dağı’ndan gelen Siyonizm felsefesinin kurucusudur. Bu bakımdan yakın tarih açısından çok önemlidir. Avusturya’lı yahudilerdendi. Mesleği gazetecilikti. Tek amacıysa kutsal kitap olarak var saydıkları Tevrat‘taki kendilerine vadedilmiş olan topraklar üzerine bir Yahudi Devleti kurmaktı.


Kapadokya neresi mi? Anadolu'nun iç kısmında, güneyde Toros dağlarından, kuzeyde Karadeniz'e kadar uzanan bölge. Batıda Tatta (Tuz) Gölü, doğuda Rusya, İran ve Fırat nehriyle sınırlıdır.)




**** 


Ben Gurion 

"İsrail'in bir başka haritası daha vardır."

Ben Gurion

"Filistin'in bu günkü haritası, İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının, gençlerimiz ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi gereken bir başka haritası vardır; Nil'den Fırat'a kadar..."

Ben Gurion

( İsrailli devlet adamı ve siyasi lider, İsrail'in ilk başbakanı ve ikinci savunma bakanı. 14 Mayıs 1948'de Tel Aviv'de İsrail'in bağımsızlık bildirisini okudu. 1948 Arap-İsrail Savaşında ülkenin liderliğini yapmıştır. Karizmatik kişiliği ve mücadeleci ruhu ile kitlelerin sevgisini kazanmış, hükümetteki görevinden ve daha sonra Knesset'ten ayrıldıktan sonra Ulusun Atası payesi ile onurlandırılmıştır.)

Bu ay öne çıkanlar