eretz israel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eretz israel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-04-12

İsrail'in 'acımasız' zenci askerleri Falaşalar

İsrail'in 'acımasız' zenci askerleri Falaşalar
İsrail'in 'acımasız' zenci askerleri Falaşalar


İsrail’in, Filistin’e yönelik saldırıları 20 günü geçerken, ölü sayısı da bini aştı. İlk önce hava saldırılarıyla başlayan operasyon iki hafta önce de tanklar eşliğinde kara saldırılarına dönüştü. Hemen her gün, çoğu çocuk onlarca Filistinlinin ölüm haberleri patlayan bombalar ve kaçışan insanların görüntüleriyle sunuluyor. Kara saldırılarının başlamasıyla birlikte TV ekranlarından görünen İsrail askerlerinin arasında dikkat çekenleri ise üniformaları içindeki siyah Yahudiler, bilinen adlarıyla Falaşalar’dı. Yüzyıllardır eski adı Habeşistan olan Etiyopya’da yaşayan, hemen hemen tüm Yahudi adetlerini yerine getiren, Yahudi olduklarını da bir Fransız bir araştırmacı sayesinde öğrenen Falaşalar’ın daha iyi bir hayat için göç ettikleri İsrail’de yaşadıkları da tipik bir umut yolculuğu hikâyesinden farksız değil.

Soyları Süleyman peygambere dayanıyor

81 milyonluk nüfusa sahip olan Etiyopya, ülkede yaşayan birçok farklı etnik kökene sahip insan olmasına rağmen, Afrika ülkeleri arasında bağımsızlığını koruyup, sömürge olmamış tek ülke. Halkın yüzde 50’si Müslüman, yüzde 40’ı Hristiyan Ortodoks. Yüzde 10’luk bir kesim ise Animist. “Sürgün, yabani” anlamına gelen Falaşalar’ın ise çoğu İsrail’e göçtüğü için herhangi bir dini çoğunluğu yok. Falaşalar’ın tam olarak nereden geldiği bilinmiyor ama toplum kendi soyunu Hazreti Süleyman ile Seba Kraliçesi Belkıs’a dayandığına inanıyor.

Hahambaşından Falaşalara “Yahudi” onayı

İsrailoğulları’nın Dan Kavminden oldukları düşünülen topluluğun dünyada tanınması ise Falaşalar’ın kaşifi olarak nitelendirilen Sorbonne Üniversitesi Profesörü Joseph Halevi’nin bölgeye ziyaretiyle gerçekleşti. 1862 yılında yaptığı ziyaret sonrasında Falaşalar’ın soyunu araştıran ve benzerlikleri saptayan Halevi, Avrupa’nın ve diasporanın da Falaşalarla tanışmasını sağladı. Ardından başlayan, gerçek Yahudi mi değil mi tartışmaları ise günümüze kadar uzandı. 1973 yılında dönemin Sefardik Hahambaşısı Ovadia Yosef, Falaşalar’ın Yahudi olduğunu dinen kabul etti. Bu kabulle birlikte Falaşalar’ın İsrail’e göç etmesinin de yolu açılmış oldu. Buna karşın, Aşkenazi hahamlarının Falaşalar’ı hala Yahudi saymadıklarını da belirtmek gerekir.

Hem şabat, hem kurban
İsrail'de bir falaşa asker
İsrail'de bir falaşa asker

Profesör Joseph Halevi’nin de ziyareti sırasında farkettiği benzerlikler arasında Şabat yemeği, Hamursuz orucu, erkek çocuklarını sekiz günlükken sünnet etmeleri var. Buna karşılık kutsal kitapları Tevrat’la büyük benzerlik taşımakla birlikte İbranice değil, ülkenin resmi dili de olan Amharca. Falaşalar’ın Yahudi bayramlarından bazılarını tanımamaları ve Müslüman geleneği olan ve ülkedeki Müslümanlardan etkileşimle benimsendiği düşünülen kurban kesme ritüelini de yerine getiriyorlar.

Osmanlı hahamından Falaşa raporu


Hahambaşı Hayim Nahum.
Lozan'da Türkiye'yi temsil eden heyetin içindeydi.

Halevi’nin Falaşalar’ı dünyaya duyurmasından sonra, 1873 doğumlu Osmanlı Yahudisi olan Hayim Nahum, 1907 yılında Fransa merkezli bir Yahudi kuruluşu olan Alyans tarafından Falaşalar’ı araştırmakla görevlendirildi. Osmanlı hahambaşılığı da yapmış olan Nahum, Habeşistan’da kaldığı dönemde Falaşalar’ın Yahudi kültürü ve dinine ne kadar bağlı olduklarını araştırdı. Nahum, Falaşalar’ın birçok dini ritüelden habersiz olduğu sonucuna varsa da Yahudi dünyası tarafından daha iyi tanınmalarına vesile oldu.

Göç operasyonu


Etiyopya’nın malum ekonomik koşulları içerisinde yaşamını sürdürmeye gayret eden Falaşalar, 1974 yılında iktidardaki Derg rejimi ile Tigre Halk Kurtuluş Cephesi arasında başlayan çatışmalar Falaşalar’ın ülkeden göç etme isteğini daha da arttırdı. Bunun üzerine İsrail, 1984’de gerçekleştirdiği “Musa Operasyonu” ile 12 bin Falaşayı, 1991’de gerçekleştirdiği “Süleyman Operasyonu” ile de 15 bin Falaşayı hava yoluyla İsrail’e yerleştirdi.

Ucuz iş gücü, ordunun insan kaynağı


Ülkelerindeki çatışmayı ve zor hayat koşullarını bırakıp, bin bir umutla İsrail’e yerleşen Falaşalar burada da umduklarını bulamadılar. Hatta yağmurdan kaçarken doluya tutuldular bile diyebiliriz. İsrail’in yaptığı operasyonlarla kendilerine kucak açtığını düşünen Falaşalar, yeni yurt edindikleri ülkede ikinci sınıf vatandaş muamelesiyle karşılaştılar. Dilini bilmedikleri bir ülkede, düşük eğitim seviyesi nedeniyle uzunca bir süre maddi kazanç elde edemediler. Daha çok hizmet ve güvenlik sektöründe kullanılan Falaşalar’ın birçoğu da orduya yazıldı. İsrail, kendi elleriyle getirdiği bu insanları, ülke standartlarına göre genç bir nüfusa sahip olduklarından ucuz iş gücü ve ordunun insan kaynağı olarak gördü.

Kan skandalı

Ülkede yaşanan iki büyük skandal ise Falaşalar ile İsrailliler arasında büyük gerginliklere yol açtı. 1996 yılında, halktan toplanan kan bağışları arasından Falaşalar’ın kanlarının gizlice yok edilmesinin ortaya çıkması ülkede büyük bir ırkçılık sorunu yarattı. Kanları yok eden kan bankası kendini, “AIDS riski yüksek bir ülke olan Etiyopya’dan gelen kanları kullanamayız” diyerek savunsa da Falaşalar, yapılanın ırkçılık olduğuna inandı. “Bizim tenimiz siyah olsa da kanımız kırmızı ve Yahudi kanı” diyen Falaşalar, hükümet önünde büyük gösteriler yaparak polisle çatıştı. Gösteriler sonunda kan bankası ve hükümet, Falaşalar’dan özür diledi.

Sınırda bekleyen 250 mülteci

İkinci büyük olay ise on yıl sonra 2006’da yaşandı. İsrail’e giriş yapmak isteyen 100’ü çocuk 250 Falaşa mülteci, Lübnan sınırında haftalarca mahsur kaldı. İsrail- Lübnan savaşı nedeniyle sınırda mahsur kalan mültecilerin, penceresi olmayan bir kulübede haftalar geçirmesi İsrail’deki Falaşaları ayaklandırdı. Kendi rızasıyla Falaşalar’ın ülkeye girişine izin veren İsrail’in mültecilere bu zorlukları yaşatması İsrail’deki Falaşalar’dan büyük tepki aldı ve olay yine ırkçılığa yorumlandı.

Yeni nesillerde adaptasyon sorunu

Tüm bunların yanı sıra 1970’lere kadar dayanan göçlerin sonucu olarak ortaya çıkan yeni kuşaklarda da sorunlar gözlemleniyor. İsrail’de doğmuş yeni nesiller, bir yandan kendilerini aileleri ya da ailelerinin doğduğu topraklar ile özdeşleştiremezken diğer yandan kendi doğdukları topraklarda da adaptasyon sorunu yaşıyorlar. Bakıldığında bunlar göç etmiş her topluluğun ikinci, üçüncü nesillerinde görülen bir problem. Bilindiği gibi, Almanya’ya göçen Türklerin çocukları da bugün iki arada kalmış kayıp bir kuşak olarak nitelendiriliyor. Ancak İsrail, bu sorunu biraz olsun çözebilmek için bir müze kurma aşamasında.

İsrail’de Etiyopya mirası

Etiyopya Mirası Müzesi ( Ethiopian Heritage Museum), İsrail’de Falaşa nüfusunun en yoğun olduğu Rehovot kentinde kurulacak. Etiyopya’dan ilk göçenler ile İsrail’e getirilme operasyonuna katılan Mossad yetkililerinin de katılımıyla kurulacak müzede bitkilerinden, yerel kıyafetlerine kadar Etiyopya havası sağlanacak. Müzede göçlerin belgeleri ve resimleri de kullanılarak, o dönemde yaşanan acılar, çekilen sıkıntılar da genç nesillere aktarılmış olacak. Müzenin kurucularından Moshe Bar-Yuda, amaçlarını şöyle dile getiriyor: “Müze, Etiyopya yahudi kültürünü, bu kültürle tanışıklığı olmayan İsraillilere gösterecek. Aynı zamanda iki kültür arasında sıkışıp kalan genç Falaşalar, atalarının kültür mirasını görerek gururlanacak ve İsrail toplumunun bir parçası olmayı daha çok benimseyecek.”
Kardeşlik sofraları şimdilik hayal

Bugün İsrail’de 100 bini aşkın Falaşa yaşıyor. Bundan bir asır önce toplumlardan biri siyah yahudi olamayacağına, diğeriyse beyaz yahudi olamayacağına inanırken, bugün tek bir ülke için, tek bayrak altında beraber yaşama savaşı veriyorlar. Ancak görülen o ki, “Gün gelecek, bir zamanlar köle olanların evlatlarıyla yine bir zamanlar köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde, birlikte kardeşlik sofrasına oturabilecekler” diyen Martin Luther King’in rüyası Georgia’da gerçeğe dönüşüyor olsa da, İsrail için kardeşlik sofraları şimdilik hayalden öteye geçemiyor.

Burcu Soydan
16-01-2009
habervesaire.com

2012-03-20

Dünya genelinde yaşanan sorunların çoğunun sebebi bu proje; Arz-ı Mev'ud (Vaad Edilmiş Topraklar)

Dünya genelinde yaşanan sorunların çoğunun sebebi bu proje; Arz-ı Mev'ud (Vaad Edilmiş Topraklar)


Dünya nüfusuna kıyas edildiğinde bir avuç insan denilebilecek İsrail oğlulları (Yahudiler), iki bin senelik vatansızlıklarından sonra Allah'ın kendilerine vaat ettiklerine inandıkları İsrail devletini kurabilmek için bütün dünyayı birbirine kırdırıp, akıl almaz fitneler çıkartıp iki büyük dünya savaşı çıkarttılar. Bu savaşların sonunda tam 400 sene Osmanlı egemenliğinde kalmış topraklarımızda küçük de olsa bir İsrail devleti kurabilmeyi başardılar.

Şimdi ise çoktan kurulması gerektiğine ve geç kalındığına inandıkları Nil'den Fırat'a kadar Büyük İsrail devletini kurabilmeleri için üçüncü bir dünya savaşı çıkartıyorlar...

Yine sinsice ve taktik oynuyorlar.. Ellerinde tuttukları basın güçleri ile her halkı ayrı ayrı aldatıp kandırıyorlar..

Dinler arası diyalog, Medeniyetler ittifakı, Büyük Ortadoğu Projesi, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, Kuzey Afrika Birliği ve AKP projeleri bunun için hazırlandı... Bu ideallerini gerçekleştirebilmeleri için sıcak savaş denilince ilk akla gelen Türk ordusunu ve Türkiye'nin çeşitli Liman ve havasahalarını kullanmak zorundalar...

Size anlatılan masalları artık sorgulayın... Suriye düşünce sıra İran ve Türkiye'ye gelecek unutmayın...
Rusya lideri Putin 770 milyar dolar gibi uçuk bir bütçe ayırarak Rus ordusunu bu savaşa hazırlama kararı aldı ve biz Rusya, Çin derken bir çok nükleer güce sahip ülkeyi çoktan karşımıza alıp ABD saflarında yerimizi aldık..
İzmir'den sonra Malatya'da üs oldu, sesimizi çıkartmadık...
Bu sessizliğin bedeli ağır olur...


****

Thedor Hertzel  
"Kuzey sınırlarımız, Kapadokya'daki dağlara kadar dayanıyor."
Thedor Hertzel

(Kendisi, adı İsrail’deki Siyon Dağı’ndan gelen Siyonizm felsefesinin kurucusudur. Bu bakımdan yakın tarih açısından çok önemlidir. Avusturya’lı yahudilerdendi. Mesleği gazetecilikti. Tek amacıysa kutsal kitap olarak var saydıkları Tevrat‘taki kendilerine vadedilmiş olan topraklar üzerine bir Yahudi Devleti kurmaktı.


Kapadokya neresi mi? Anadolu'nun iç kısmında, güneyde Toros dağlarından, kuzeyde Karadeniz'e kadar uzanan bölge. Batıda Tatta (Tuz) Gölü, doğuda Rusya, İran ve Fırat nehriyle sınırlıdır.)




**** 


Ben Gurion 

"İsrail'in bir başka haritası daha vardır."

Ben Gurion

"Filistin'in bu günkü haritası, İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının, gençlerimiz ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi gereken bir başka haritası vardır; Nil'den Fırat'a kadar..."

Ben Gurion

( İsrailli devlet adamı ve siyasi lider, İsrail'in ilk başbakanı ve ikinci savunma bakanı. 14 Mayıs 1948'de Tel Aviv'de İsrail'in bağımsızlık bildirisini okudu. 1948 Arap-İsrail Savaşında ülkenin liderliğini yapmıştır. Karizmatik kişiliği ve mücadeleci ruhu ile kitlelerin sevgisini kazanmış, hükümetteki görevinden ve daha sonra Knesset'ten ayrıldıktan sonra Ulusun Atası payesi ile onurlandırılmıştır.)

2012-02-19

GAP Bölgesinde İsrail Emeli. Arz-ı Mev'ud (Vaad Edilmiş Topraklar) nedir?

GAP Bölgesinde İsrail Emeli - Arz-ı Mev'ud Vaad Edilmiş Topraklar nedir? İsrail bayrağındaki iki şerit de Nil ve Fırat nehirlerini temsil etmektedir.



Çok güzel, verimli, herkesin gözünün üzerinde olduğu bir bahçeniz olsa... Bir de komşunuz veya ortağınız olsa.,. Bu adamın her sözü, her hareketi de bahçeyle ilgili olsa... Yatsa bahçeden bahsetse, kalksa bahçeden bahsetse...

Öyle bir bahsediş kî, hayret verici derecede bahçeye aşık olmuş...

Bahçenin kendisinin olduğunu iddia ediyor ve eninde sonunda bu bahçeye sahip olacağını söylüyor.
Satın almaktan değil, kendi hakkı olduğu için doğrudan sahiplenmekten bahsediyor... Bu adamın hali sizi rahatsız etmez mi?
Elbette edecektir ve hiç umulmadık bir zamanda, umulmadık bir gerekçeyle karşınıza çıkabileceğini düşünüp uyanık olmanız şart. İşte İsrail'in "Arz-ı Mev'ud" ideali de aynen bunun gibi.

Hatta bunun gibidir sözü bile hafif kalır.
Onun İçin, Devletçe ittifak ettiğimiz İsrail'in, "Arz-ı Mev'ud", yani "vaadedilmiş topraklar" hakkındaki ideal ve emelini iyi bilmek ve küçümsememek durumundayız.

Çünkü bizim topraklarımızın bir kısmı, onların bu hedefi içinde bulunuyor.

ARZ-I MEV'UD NE DEMEK?

Yahudiler, belirli sınırlar içinde bulunan toprakların, Allah tarafından kendilerine vaadedilmiş olduğuna...
Haksız olarak ellerinden alındığına...
Eninde sonunda bu topraklara sahip olacaklarına inanıyorlar.
Ve bütün çalışmalarını ona yönelik yapıyorlar.
Ele geçirmek için çalıştıkları yerler, Nil-Fırat arasında bulunan topraklardır.
Dolayısıyla, bizim Güneydoğu Anadolu ile Doğu Anadolu'nun bir kısmı.
Bakınız dinlerine çok bağlı olan Yahudilerin inandıkları muharref/bozulmuş Tevrat bu hususta ne diyor:
"Mısır'ın ırmağından (Nil'den) Fırat ırmağına kadar bu diyarı senin zürriyerine verdim" (Tekvin, bab: 15, ayet: 18)

İki-üç ay kadar önce, TV muhabirleri İsraillilere, Filistinliler ile aralarındaki çatışmanın ne zaman sona ereceğini soruyorlardı.
İsrailli bir kadın, bu cevaplar arasında şöyle diyordu;

-Bizim bundan vazgeçmemiz mümkün değil. Çünkü bu topraklar Allah tarafından bize verilmiştir.
İşte işin aslı, özü, sıradan bir İsrailli olan bu kadının sözlerîndedir.
Onun için, İsrail'in GAP'a ve Güneydoğu'ya ilgisinin hangi düşüncelerden ileri geldiğini iyi kavramak ve unutmamak mecburiyetindeyiz.

İsrail'in kuruluşunda büyük rol oynayan ve bu ideali ileri derecede taşıyan lider Yahudiler, bakın ne diyorlar.

Ben Gurion
( İsrailli devlet adamı ve siyasi lider,
İsrail'in ilk başbakanı ve ikinci
savunma bakanı. 14 Mayıs 1948'de
Tel Aviv'de İsrail'in bağımsızlık
bildirisini okudu. 1948 Arap-İsrail
 Savaşında ülkenin liderliğini yapmıştır.
 Karizmatik kişiliği ve mücadeleci ruhu
 ile kitlelerin sevgisini kazanmış,
hükümetteki görevinden ve daha
sonra Knesset'ten ayrıldıktan
 sonra Ulusun Atası payesi ile
 onurlandırılmıştır.)

Ben Gurion;
-Filistin'in bugünkü haritası, İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının, gençlerimiz ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi gereken bir başka haritası vardır, Nil'den Fırat'a kadar...

Theodor Hertzl:
-Kuzey sınırlarımız, Kapadokya'daki dağlara kadar dayanıyor
Kapadokya neresi mi?
"Anadolu'nun iç kısmında, güneyde Toros dağlarından, kuzeyde Karadeniz'e kadar uzanan bölge. Batıda Tatta (Tuz] gölü, doğuda Rusya, Iran ve Fırat nehriyle sınırlıdır" (Meydan Larousse, Kapadokya maddesi)
Nasıl? Beğendiniz mi?
Bundan daha açık bir söz olur mu?
Daha nasıl konuşsun, ne desin Yahudiler?
Bu da kâfi gelmediyse şunu buyrun:
-Türkiye, ilgi alanımız içindedir. İmza: Ariel Şaron.

BİR ARAŞTIRMA NE DİYOR?

Yeni Mesaj'da, Kamil Bayraktar imzalı bir haberden öğreniyoruz.
Kalite Show tarafından gerçekleştirilen "Yatırımları Hızlanan GAP'ta İsrail'in Emelleri" adlı bir araştırma, GAP bölgesinde yoğun faaliyet içinde olan İsrail'in gerçek niyetinin, vaadedilmiş topraklara kavuşmak olduğunu açığa çıkarmış.
İsrail bu bölgedeki faaliyetini "tarımsal işbirliği" kavramını kullanarak devam ettiriyormuş.
Haberde, eski Mossad ajanı Victor Ostrovsky'nin şu sözlerine dikkat çekiliyor:
"Mossad, diğer bütün Afrika ülkelerinde olduğu gibi, Güney Afrika'ya da askeri danışmanlar, tarım uzmanları ya da diplomat görüntüsü altında ajanlarını yerleştirdi"
Araştırmaya göre, israilliler Latin Amerika'daki terörist grupları desteklerken de "tarımsal işbirliğini" kullanmışlar.
Güneydoğu bölgemizde de aynı olayın yaşanabileceğine dikkat çekiliyor.
Sonuç şu:
Tarımsal işbirliği, Mossad'ın üçüncü ülkelerle kurduğu bağlantıların kamuflajıdır.


MGK İŞİN FARKINDA

Haberde, "MGK'nın, Güneydoğu'daki gizli ajan trafiğinin yoğunlaştığına dikkat çekmesi ve Güneydoğu'yu çok sayıda İsrailli turistin ziyaret etmesi, ister istemez mîde bulandırıyor" deniliyor.
Araştırmaya göre, bölge sadece turistik gezilere sahne olmuyor.
Türkiye'den İsrail'e göç etmiş olan Yahudilerden bir kısmı geri dönerek Urfa bölgesine yerleşmişlerdi.
Bu Yahudilerin, eski yerleri olan İstanbul'a yerleşmeleri beklenirdi. Urfa gibi, İstanbul'a göre pek cazip olmayan bir bölgeyi seçmeleri ancak bir direktifle olabilir.
SAYIN ŞANLIURFALILARA

Bu yazı herkesten önce sizi ilgilendiriyor. Caminin yanında kilise ve havranın da bulunacağı Temalı Park, asla ve asla Şanlıurfa'nın hayrına olmayacaktır.
Bunun gerçekleşmesini savunanlar, hoşgörü, maddi gelir gibi cilâlı sözlerden önce, İsrail'in kaç bin yıllık idealini iyi öğrenmelidirler.
Bir kere şu gerçek hiç mi hiç unutulmamalıdır:
Her Yahudinin zihninde, "vaadedilmiş topraklara kavuşmak"' ideali kemikleşmiştir. Bu ideal uğruna, Yahudi zihni her engeli yıkmaya programlanmıştır.
Buna rağmen, Temalı Park'ın faide getireceğini söyleyene sadece şaşılır.
Hâlâ ikna olmayanlar, yukarıdan beri yazdıklarımı lütfen bir daha okusunlar. -

Ali Eren
Gazeteci-Yazar
12 Mart 2001
ali eren@hotmail.com


2011-12-24

Kendilerine asırlarca kucak açan Osmanlı'ya İngiliz üniformasıyla Çanakkale ve Filistin'de silah çeken gönüllü Yahudiler...

Kendilerine asırlarca kucak açan Osmanlı'ya İngiliz üniformasıyla Çanakkale ve Filistin'de silah çeken gönüllü Yahudiler...


îlk önce "Siyon Katırcı Kuvveti" adı altında Gelibolu Cephesinde, yardımcı birlik olarak görevlendirilen Yahudi Lejyonu, Mısır'dan Çanakkale Boğazı etrafında mevzîlenen İngiliz birliklerinin ihtiyacı olan katırların nakledilmesinde kullanıldı. Mısır'da toplanan 650 kişilik Yahudi gönüllüden 562'si bu Katırcı Kuvvetinde görev aldı. 

İngiiliz Ordusu İçinde bir Yahudi Birliği'nin kurulması ve İskenderiye'de ilk gönüllü listesinin ortaya çıkması. 4 Mart 1915 tarihine kadar gider. 1915 başlarında Mısır, mülteciler ve düşman ülkelerin özellikle de Rusya'nın vatandaşları oldukları için Osmanlı hükümeti tarafından Filistin'den çıkarılan binlerce Yahudi'nin bulunduğu bir yerdi. Bu durum dolayısıyla Özellikle Filistin'e yönelik olarak, Yahudiler'in duygularından faydalanmak amacıyla, İngilizler, Yahudilerden gönüllü asker toplamaya karar verdiler. Öteden beri Filistin'de bir Yahudi devleti kurmak isteyen Siyonistler de zaten buna teşne idiler. Böylece Yahudi lejyonu için gönüllü listesi oluşturulmaya başlandı. 

Gönüllü listesi ve Çanakkale'deki katırcılar

Listenin birinci sırasında, Filistin'den çıkarılan Yahudilerden Ze'ev Gluskin vardı. Gluskin, Filistin'deki Yahudi yerleşimlerinden birinin lideri idi. Listenin üçüncü sırasında da Joseph Trumpeldorbulunuyordu, Bu ikisi, İskenderiye'de, listenin ikinci sırasına adını yazdıran Ze'ev Jabotinsky ile buluştular. Jabotinsky, Mısır'a bir Rus gazetesinin muhabiri olarak gelmişti. Üçü birlikte Yahudi mülteciler arasında, İngiliz Ordusu na gönüllü toplama işine hız verdiler. Amaç, "Eretz-İsrael'' dedikleri, Filistin'de kurulacak Yahudi devleti için de bir güç oluşturulmasıydı. Fakat ingiliz askerî yetkilileri, bu durumun farkında oldukları için Yahudi gönüllüleri, "Siyon Katırcı Kuvveti" adı altında ve Filistin yerine Gelibolu Cephesinde, sadece yardımcı bir birlik olarak görevlendirdiler. Bu birlik, Mısır'dan Çanakkale Boğazı etrafında mevzilenen İngiliz birliklerinin İhtiyacı olan katırların nakledilmesinde kullanıldı. Mısır'da toplanan 650 kişilik Yahudi gönüllüden 562'si bu Katırcı Kuvvetinde görev aldı. Birlik, Ocak 1916'da İngiliz kuvvetlerinin bölgeyi terk etmesine kadar Gelibolu'da kaldı. Yahudi gönüllülerin bu şekilde kullanılması, Trumpeldor'ın gönüllü toplama işinin liderliğinden ayrılmasına yol açtı. 


1918 de ingiltere'de toplanan yahudi gönüllüler


Siyonist lobi

Jabotinsky'nin Yahudi gönüllülere daha aktif görev verilmesi ve Filistin'de Yahudi devletinin kurulması iyin savaşmak amacıyla yaptığı yazışmalar ve İngiliz Hükümeti ile varılan anlaşma neticesi, Ağustos1917'de, İngiliz Ordusu içindeki Yahudi Lejyonu resmen kurulmuş oldu. Lejyon, nihaî olarak"Eretz-İsrael" için savaşmış olacaktı. Jabotinsky, İngilizler nezdindeki lobi faaliyetlerinde, Siyonist lider Haim Weizmann'ın büyük desteğini görmüştü.

Yahudi Lejyonu, İngiliz Kraliyet (Tüfekli) Alayı'nın 38'inci Taburu olarak adlandırıldı. Lejyondaki Yahudiler'den çoğu Rusya doğumluydu ve İngiliz Ordusu'ndaki bu lejyonu, Rus Ordusu'ndaki benzer bir lejyona elbette tercih ederlerdi.
39'uncu (Tüfekli) Tabur olarak adlandırılan ikinci bîr grup, David Ben-Gurion ve İzhak Ben-Zvitarafından kurulan ve "Hehalutz" denilen öncü gruplardan meydana getirilmiş Amerikalı Yahudi gönüllülerden oluşuyordu. 40'ıncı (Tüfekli) Tabur ise Filistin'den çıkarılan Yahudiler'den oluşturulmuştu. Bu 40'ıncı Tabur, Birinci Dünya Savaşı'nın bitimine çok az bir süre kala kurulduğu gibi, savaşın sonuna kadar da aktif bir görev almadı. 

Gerçek olan Filistin rüyası 

Yahudi Lejyonu, Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna doğru, İngiliz Ordusuna Filistin'in ele geçirilmesinde yardımcı oldu. Ancak ilk sıcak yardım, gizli Yahudi istihbarat teşkilâtından gelmişti. "Nili" adı verilen veAaronsohn Kardeşler tarafından kurulan bu teşkilât, Filistin'in güneyindeki Beerşeva'nın işgal edilmesine vesile oldu. 
İngilizler, Aralık 1917'de de Kudüs'ü işgal edip "Kraliyet'e Noel hediyesi" olarak gönderdikten sonra, 38'inci (Tüfekli) Tabur'dan oluşan Yahudi Lejyonu Filistin'in kuzey bölgeleri ile bugünkü Ürdün ve Suriye sınırlarının kontrol altına alınmasında kullanıldı. 

Joseph Trumpeldor


İngiliz Ordusu için savaşırken ölen bu Yahudi gönüllüler için kurulan askeri mezarlıklar, bugün dahi Filistin'in her yerinde bulunmaktadır. Bunlardan biri, İbranî Üniversitesi ve Hadassah Hastanesi yakınındaki Scopus Dağındaki mezarlıktır. 
Jabotinsky'nin İngiliz makamları nezdinde revizyona gidilmesi talebine rağmen Yahudi Lejyonu, 1921'de İngiliz yetkililer tarafından lağvedildi.

Mâhir Ruşen
Tarih ve Düşünce Dergisi
 Haziran 2002 










Bibliyografya:
http://www.iea.org.il/blueprint/page022.html
http://www.jewishlcgion.net/
http://www.jajz-ed.org.il/100/con-cept5/aliyah3.html#fîrst
http://www.us-israel.org/jsource/His-tory/mulecorp. 1 ılın!
http;//www.brael mfa.gov.iL
http://www.iiiuc.edu/ro/tagar/trump.html
http://www.betar.co.uk/mainl3d.htm
http://www.marxists.de/middleast/iron-wall/04-collab.htm
http://www.rcgiments.org/mil-hist/mideast/lists/rnidxref.htm
http://www.wzo.org.il/home/aliyali/hai.htm
http://www.jpost.com/Editions/2001/12/13/ Tourism/Tourism.39881 .html
http://www.regiments.org/mil-lıist/mideast/İl-regts/JewI.eg.htm

Bu ay öne çıkanlar