yahudi dönmeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yahudi dönmeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-04-05

Elif Şafak (Akayman)'ın Kitapları ve Kapakları İntihal(aşırma) mi?

Elif Şafak (Akayman)'ın Kitapları ve Kapakları İntihal(aşırma) mi?
Elif Şafak (Akayman)'ın Kitapları ve Kapakları İntihal(aşırma) mi?

Elif Şafak’ın ‘İskender’ adlı romanının İngiliz yazar Zadie Smith’in ‘İnci Gibi Dişler’ romanından esinlendiğini iddia eden romanın çevirmeni Mefkure Bayatlı, “Zadie’nin kitabını şablon olarak almış, ama buna intihal denir” dedi.

Vatan gazetesinden Burak Kara'nın haberine göre Elif Şafak’ın çıkar çıkmaz 200 bin satan yeni kitabı ‘İskender’ ile İngiliz yazar Zadie Smith’in ‘İnci Gibi Dişler’ romanına çok benziyor. İki romanın karakterleri ve olayların bire bir örtüşmesi, Elif Şafak’ın İnci Gibi Dişler romanından etkilendiğini gösteriyor. Bu iddiayı ortaya atan Fikir Mahsülleri Ofisi adlı blog sitesi. Site, Şafak’ın Smith’ten “intihal tartışmalarına yol açacak kadar esinlenmiş” olduğunu iddia etti.

Elif Şafak, ‘İskender’ adlı yeni romanında Fırat’tan başlayıp, Londra’ya kadar uzanan yolculukta, toplumun erkek çocuğa bakışını, insanların aslında en çok sevdiklerini incittiğini ve en buyuk yaraların ailede açıldığını anlatıyor. Zadie Smith’in İnci Gibi Dişler romanında ise benzer bir göç hikayesi anlatılıyor ve tıpkı İskender’de olduğu gibi Londra’-nın kenar semtlerinden birinde geçiyor. Blog iki romanı da karşılaştırıp benzerlikleri ortaya çıkarmış. 

İşte o benzerlikler: 
Zadie Smith’in ‘İnci Gibi Dişler’ romanı
Zadie Smith’in ‘İnci Gibi Dişler’ romanı

Irie’den Esma’ya Millat’tan İskender’e

“Şafak’ın İskender’i ise tam bir Millat. İkisi de doğal birer karizma, arkadaşlarının arasında doğal birer lider, yakışıklılıklarıyla göz dolduran, dikkat çekici tipler olarak tasvir ediliyor. Hem İskender hem de Millat İngiliz kızlarla takılıyor ama aileleri bu durumu pek hoş karşılamıyor. İkisi de yerli mi, göçmen mi nereli olduğuna bir türlü karar veremiyor..”

‘İntihal denir’

“İçine doğduğu siyasetten kaçmak için bambaşka bir alan seçip moleküler biyolojiye yönelen naif Nadir, Macit ve en yakın dostu Marcus’un birleşimi gibi görünüyor. Baba Adem Toprak da mutsuz evliliği ve yanlış gönül maceralarıyla bir hayli Samet İkbal gibi sanki.”

Zaide Smith’in “İnci gibi dişler” kitabının çeviremeni Mefkure Bayatlı konuyla ilgili VATAN’a konuştu. Bayatlı şunları kaydetti, “Bu kadarı tesadüf olamaz. Şafak, Zadie’nin kitabını şablon olarak örnek almış, aileyi Türk yaparak bir kitap yazmış. Konuyu basitleştirmiş. Özellikle pencere hikayesindeki benzerliği aklım almıyor. On tane öyle paralel hikaye yazılabilirdi ama pencere hikayesi paralel bile olmamış. Buna intihal denir. Uyarlarlama gibi bir şey olmuş. Esinlenmeyi aşmış. Hiç şaşırmadım. Dünya edebiyatını bir tek onlar takip ediyor, kimse bilmiyor diye düşünüyorlar. Ama Türkiye’de edebiyattaki başka kitaplardan etkilenmeleri, yapılan intihalleri araştıran ve bilen insanlar var. Örneğin Virginia Woolf’un Orlandosu ile Aziz Nesin’in Betüş’ünün ana fikri aynıdır. 

Ama ayrıntılı olarak etkilenmek okur olarak kabul edilecek bir şey değildir. Belli ki Elif Şafak, Zadie Smith’ten çok etkilenmiş ve esinlenmiş. Zadie Smith’in başarısı çok iyi bildiği ve içinden geldiği insanları yazması. Elif Şafak o insanları o kadar iyi tanıyor mu? Bilemiyorum. Hayatından göç etmemiş bir aileden değilsen o hikayeyi yazman zor olur. Hikaye oturmaz, sahte olur. 

Elif Şafak da bilmediği bir dünyayı yazıyor, tabii olayların içinde değil ve böylece de daha önce okuduğu kitaplardan, duyduğu öykülerden izlediği filmlerden etkileniyor ve öyle yazıyor. Ben bir kitap yazıp alkış alacağım diye kitap yazılınca böyle durumlar olabiliyor. Ben çevirirken bile o dünyaya girmeye çalışıyorum.” 



Elif Şafak’a sorduk

Konuyu Doğan Kitap Kurumsal İletişim Müdürü Özlem Yaşarlar aracılığıyla yazar Elif Şafak’a sorduk. Ancak gazetemiz baskıya girdiğinde henüz Şafak’tan cevap gelmemişti. 

Neredeyse aynı cümleler 

Benzerliğin böylesi, “Bowden’ın oturma odası yolun altında kalıyordu ve pencerelerinde parmaklıklar vardı, bu yüzden bütün görüntüler kısmiydi. Clara genelde ayaklar, tekerlekler, egzoz boruları ve sallanan şemsiyeler görürdü. Böyle anlık görüntüler çok şey anlatırdı: Canlı bir hayal gücü, yıpranmış bir dantelden, yamalı bir çoraptan, yere yakın sallanan ve daha iyi günler görmüş bir çantadan bir sürü duygulu öykü çıkarabilirdi.” (İnci Gibi Dişler, s. 30, Everest Yayınları)

Aynı oyun: “Oturma odasındaki halının üstünde bağdaş kurup oturur, tavana yakın küçük pencerelere bakardı ağzı açık. Dışarıda sağa sola akıp duran çılgın bir bacak trafiği olurdu. İşe giden, alışverişten dönen ya da yürüyüş yapan yayalar. ... (İskender, s. 135, Doğan Kitap)05.08.2011
cnnturk.com

2012-03-25

Sabetayistlerin Üsküdar Bülbülderesi Mezarlığı ve Mezar Taşları Üzerindeki İsimler


Sabetayistlerin Üsküdar Bülbülderesi Mezarlığı ve Mezar Taşları Üzerindeki İsimler
Sabetayistlerin Üsküdar Bülbülderesi Mezarlığı ve Mezar Taşları Üzerindeki İsimler


Atatürk‛ün akrabaları Kapancı‛lar bu mezarlıkta. Mezarların hiç biri kıbleye dönük değil. Hiç birinde ölünün ruhuna Fatiha istenmiyor. Müslümanların asla adeti olmayan şekilde mezar taşları hep fotoğraflı...

Atatürk‛ü yetiştiren gizli Sabetayist hahamı Şemsi Efendi (Şimon Zvi)‛nin de mezarı burada. Hatta bir iddiaya göre Atatürk‛ün cenazesi de gizlice buraya defin olundu. Azra Erhat orada yatıyor. İpekçi Ailesi’nin birçok ferdi orada. Kapancı Ailesi, Dilber’ler, Mısırlı Ailesi, Atatür Ailesi... Soy adları -men ya da -man ekiyle biten onlarca mezar taşı sıra sıra, yan yana. Topçumen, Özerman, Yalman, Antmen, Kermen, Darman, Ekemen...

Yine, -er, -ar, -gen, -gan ve -bay ekleri birbirlerini tanımak yolunda şifre olarak kullanılmış...  Saker, Erginler, Erkorkut, Erşen, Sarıer, Ertetik... Hepsi orada...

Ülkemizde son üç yüz yıldır yaşanan ihanetlerin çoğunun çözümü bu mezarlıkta...

Mezarlığın 10-20 metrekarelik küçük bir kısmı belediyeye ait ve buraya Sabetayist olmayanlar   gömülmüş. Bu mezarlarda hemen besmele ve Fatiha talebi göze çarpmakta. Ama kalan alan hep Türklerin ve Müslümanların arasında Türk ve Müslüman gibi gözükürken aslında Yahudiliğini koruyan ve Yahudiliğine hizmet edip bizlere ihanet eden Sabetayistlerle dolu...

Bu hareket tarzımız bir ötekileştirme, bir nefret söylemi, bir ırkçılık değildir. Bizim Yahudiliğini ilan edip de Yahudi olarak yaşayanlarla hiç bir husumetimiz yok. Ama kendini, isimleri ve yaşantılarıyla bile Türk ve Müslüman gösterirken, memleketimizin her makamını eline geçiren, her düzgün şeyi bozmaya kendini memur bilen, Türkleri-Müslümanları her sahada geri bırakmak için en adi fitneleri çeviren bu kadroya düşmanlık beslemek, bunları deşifre etmek, bunlara yaptıklarının hesabını sormak istemek katiyyen ırkçılık değildir, ötekileştirme ve nefret duyurma gayreti değildir. Sadece adaletin gereğidir bu sergilenen...

Hareket ordusu gibi yakın tarihimizde çok kritik bir rol oynamış, Ulu Hakan Abdülhamid Han'ı tahtından indirmiş, böylece Osmanlı'nın son can damarını da kesmiş bir ordunun yarısından çok çok fazlasının Sabetayistler olması, bu ordunun Kurmay başkanı Mustafa Kemal'in de Kapani Sabetayistlerinden olması, Türk'ün başına hile ile, gerçek kimliğini gizleyerek ATA olması, Koca bir devleti-i aliyye'nin tasfiye edilmesi, üç milyondan fazla Türk ve Müslüman'ın cephelerde düşmanlarımıza kırdırılması, Filistin Cephesinde sergilenen ihanet, devlet zoru ile halkın alfabesinin, kıyafetinin, tatil gününün değiştirilmesi ve daha binlerce husus meydanda iken, bunların birinci derecede sorumlularının Sabetayistler olduğu meydana çıkıyor iken, çeşitli devletlerin istihbarat örgütlerine gönüllü ajanlık yaptıkları da meydana çıkıyor iken, dört yüz senelik topraklarımızda İsrail devletinin kurulmasına verdikleri destek, sağladıkları çok yönlü katkı meydanda iken, Sabetayizmi ve Sabetayistleri araştıranların ırkçılık, antisemitizm, toplum içinde bölünme, kin ve nefret suçlarını işlediklerini iddia edebilenlerin de gerçek niyetleri araştırılmalıdır.

Artık cerahat patladı. Bu yarayı kimse dikemez. Türk oğlu iç düşmanını, iki asrını heba edenleri   tanıdı. Hesap sormasına, kendine yapılan zulümlerin, kandırılan nesillerin, perişan edilen Türk ahlak yapısının hesabını sormasına dünya bir araya gelse artık mani olamaz...

İşte, geçmişleri, bu günleri, inanışları, hareket tarzları, ahlaki yapıları, aile bağları ve bu güne kadar ki ihanetleri dahil her şeyleri ile deşifre olması gereken Sabetayistlerden Üsküdar Bülbülderesi Mezarlığı'nda yatanların listesi;

MEZAR TAŞLARI

SİTARE HARMANCI (1914-1985)
M. Tahsin TUNCELLİ (1915-1967)
Mahmut Nedim TÜYELİN (1928- 1982)
Osman Gazi OLÇER (1925-1998)
Ali Suat KARAOKÇU (1908-1995)
Osman SANCAKTAR (1913-1994)
İsmail Hakkı KAFADAR (1868-1938)
İsmail Edip TOPÇUMEN (1862-1941)

Osman BÜRSIN (1916-1987)
Mehmet Merih ŞAMLI
Şermin ÖNDOĞAN (1913-1986)

Seher HISIM (1907-1987)
Bahattın BİLGET (1914-1996)
Ratice Nesrin SAKER (1910-1989)
Atiye NARTER (1899-1990)
Osman ERGİNLER (1932-1987)

Emine Senihe TURAÇ (1901 – 1987)
Ahmet Yılmaz ATUK (1926- 1987)

Füsun ERSİN (1965-1987)
MüjganTURHAN (1915-1987)
Ali Fettan KİBAR (1905-1987)
Aliye Se1ma ÜZENLİ (1913-1988)
Fatma ZEREN (1909-1988)
Ali Suavi ERŞEN (1914-1988)
Samime HARMANCI (1909-1988)
Osman PEKİN (1920-1988)
Rabia Suzan TÜZECAN (1907-1988)
Osman Sa1ip SÜSLÜ (1920-1988)
Mehmet SARIER (1920-1988)
Recep SOY ARSLAN (1337-1988)
S. Emir DİLBER (1931-1988)
Ayla DİLBER (1936-1988)
Asil SANDALCI (1925-1988)
Gülen ÖZÖREN (1928-1988)
Osman SEZEN (1911-1990)
Murat Nihat SALMA (1925-1989)
Abdi KORAY (1924-1989)
Osman GÜNSELİ (1917-1989)
Murat KOYUNCU (1913-1990)
Emine Gül ERTETİK (1959-1991)
Rahşan HARMANCI (1911-1992)

Ali GONCA (1921-1992)
Mahmut Bedit SERPEN (1893-1990)
Necdet TALU (1928-1990)

Ömer Melih ÖZERMAN (1926- 1989)
Süleyman ERSUNAY (1918-1990)
Osman GÜNKUT (1893-1961)
Osman PERTEV (1888- 193 1)
Osman Hayri KOYUNCU (1878- 1953)
Necati Rauf SİRMAN (1898-1953)
Hayat KOYUNCU (1917-1967)
Recep GERÇEL (1907-1989)

Osman Hüsamettin AMBARCI (1888-1967)
AliYacit ERİŞ (1907-1999)
Murat Seki CANLISOY (1915-1986)
Sara CANLISOY (1915-1993)
İsmail Kazım GERÇEL (1882-1949)

Dr. Ali İLKİN (1927-2000)
Belkıs YURTBAY (1906-1967)
Ahmet TANJU (1936-1960)
Süleyman SITKI ONBAŞIOĞLU (1879-1954)
Nevin ŞAMLIOĞLU (1912-1996)
Remin AKALTUN (1929-1993 )
İsmail İPEKÇİ (1853- 1936)
Osman KAPANCI (1880-1932)
Ayşe KAPANCI (1881-1960)
Enis İPEKÇİ (1896-1936)
Hayri KOYUNCU Kızı Emine SEVİM (1917-1937)
Ferdi NİHAT (1917.:1931)
İsmail Halis KOYUNCU (1909-1992)
Fatma ANDELİP (1873-1944)
Pertev NEZİH (1883-1931)
Fevzi ŞAMLI Zevcesi Aliye NEVBER (1892-1934)

ŞAMLIOĞLU AİLESİ
Nevber ŞAMLIOĞLU (1892-1934)
Nec1a ŞAMLIOĞLU (1917-1999)
Fevzi ŞAMLIOĞLU (1887-1976)
Ümit ŞAMLIOĞLU (1924-1995)
M. Süha ŞAMLIOĞLU (1910-1989)
Ayşe Server SUNTEKİN (1900-1967)
Osman Coşkun KAYMAK (1933-1967)

Ali Macit KARAKAŞ (1876-1936)
Adalet Rabia TOKAY (1906- 1991)
Besime Rabia ÇUBUKÇU (1885-1937)

Sefa YENEN (1906-1936)
Bekir Nejat ADAR (1917-1988)
Mustafa INCE (1857-1936)
Süleyman MISIRLI (1916-1992)
Diş Hekimi Mehmet Nazmi ÜSTÜNGÖR (1883-1936)
Süleyman Sıtkı DİLBER (1819-1937)

Ayşe BAŞER (1912-1945)
İsmail Macit MISIRLI (1925-2000)
Osman Nazif DİLBER ( 1912-1968)

Şabame SUSMUŞ (1906-1990)
Halil Samim ERDAL (1916-1986)
Aliye AKYOL (1877-1947)
Afife TANGÜNER (1871-1940)
Rabia ATUK (1906-1976)

Ayşe ÖNDER (1927-1996)
Celal ATAMEN (1892-1948)
Sedat GÜRSEL (1910-1998)
Emme İsmet AKÇİL (1893-1939)
Enver VERAL (1893-1939)
Selanikte Medfun
Eminoğlu Kahveci Osman Ağa Mahdumu
Kahveci Mehmet GÖRÜNGEÇ (1879-1940)
Fehim Recep KUNAL (1939 – ?)
Safiye Üftade KUNAL (8.11.1963)
Abdi Raif İPEKÇİ Kızı Rabia AFET (1899-1988)
Dr. Ahmet Tevfik ÖZTAŞ (1870-1938}

Selanikte Metfun Emin Oğlu Süleyman Efendinin Eşi Ayşe EMİNOĞLU (1868-1938)
Kızı Munire ŞAHİNALP (1894-1964)
İ. Cazip ŞAHİNALP (1922-1997)
Mustafa Feyyaz ÖZERMAN (1918-1981)
Turgay TOLU (1962- 1981)
Ayşa Meliha TOLU (1873)
Mehmet ERESEN (1908-1991)
Müzeyyen Şefik ESRİGÜN (1913- 1937)
Osman ERBÜTÜN (1909-1998)

SUNTEKİN AİLESİ
Munire SUNTEKİN (1901-1940)
Firuz SUNTEKİN (1897-1951)
Mustafa Azmi SUNTEKİN (1924-1996)

SANDALCI AİLESİ
Rabia Eda SANDALCI (1867-1936)
Halil Vehbi ALFAN (189’9-1981)

BARAN AİLESİ
Dr. Ali RİFAT BARAN (1883- 1938)
Verdinaz BARAN (1890-1972)
Lema BARAN (1923- 1980)
Hatice Nüket BARAN (1912- 1965)
Fatoş (BARAN) KARASALAN (1943-1992)
Bülent BARAN (1909-1966)

Adile İPEKÇİ (1874-1936)
Abdurrahman Ecan ATATÜR (1934-1953)
Abdurrahman GÖKSEL (1912-1987)
Nevsal ATATÜR (1930-1936)
Muzaffer ATATÜR (1897-1940)
Osman AKBAY (1886-1956)
Ali Nacil Demir GÜZEKİN (1925-1998)
Şamlı Mustatafa Mahdumu
Süleyman ŞAMLI (1890-1974)

ARISEL AiLESi
Mustafa Zeki ARISEL (1910-1980)
Atıfe ARISEL (194?-1989)
Gönül DUHANİ (1925-1952)
Ayşe İÇÖZÜ (1904- 1999)
Osman GÖKSU (1888-1977)

ACAR AİLESİ
Atiye Zeki ACAR (1889-1941)
Abdurrahman Zeki ACAR (1885-1954)
Zeki Acar Kızı Harika BALCI (1909-1981)

Binbaşı Tahir Oğlu Hakim Yüzbaşı
Kazım YALMAN (1909-1942)
Torunu Kazım YALMAN (1968-1998)
İşletmeci Seher EDİŞ (1904-1971 )
Jale DİLBER (1913-1987)
Kabadayızade Abdurrahman AKOY (1902-1985)
Emine AKOY (1903-1985)
F.Ezel KOYUNCU (1910-1980)
Osman KOYUNCU (1906-1977)
S.Asil KOYUNCU (1946-1990)
Abdurrahman Ağa Oğlu
Yusuf Ziya YALTI (1886-1965)
Fatma Naciye YALTl (1886-1965)
Saliha Nermin ULUKUT (1925-?)
Süleyman Nehip ULUKUT (1914-1979)
Fatma Adil ULUKUT (1948-1994)
Atiye NİLLİ ( 1898-1972)
Emine Lebib MISIRLI (1897 -1967)
Ahmet Melih KOYUNCU (1911-1980)
R.Selma BİROL (1906-1993)
Burhan BİROL ( 1896-1968)
İbrahim Metin KOYUNCU (1946-1998)
Ayşe ÖZANT (1900-1971)
Rubeyde ÖZANT (1917 -1997)
Fatma ÖZMEN ( 1908-1990)
Fatma Cevher DİLBER (1904-1999)
İbrahim Şevket DİLBER (1900-1968)
Mehmet Sıtkı DİLBER (1904-1968)
Fatma Suzan BİREN (1910-1979)
Mehmet Sadullah ÜLGER ( 1915-1969)
Osman.Ziya ESİN (1910-1981)
Emine Neşe AYAZ (1925-1998)
M.Nevit AYAZ (1922-1969)
Hüseyin SOMER (1921-1970)
Emel SOMER (1923-1990)
Osman Naim AKBAY(1920-1980)
Ayşe EZEL (1928-1980)
Osman Faruk AYFER (1910-1970)
Hanife AYFER (1912-2O01)

ÖZALTAN AİLELERİ
Dr. Osman SONANT (1914-2972)
Mehmet SONANT (1885-1939)
F.Şadiye SONANT (1894-1968)
E.Emine SONANT (1923-1995)
A.Sena ÖZALTAN (1913-1994)
M. Cevdet OZALTAN (1910-1997)

Dr. Ziya SOMER (1914-1972)
Hale SOMER (1921-1991)

İsmail KÖSEM (1898-1973)
Ayşe KÖSEM (I906-1983)

TONER AİLESİ
Mehmet TONER (1913-1976)
İsmail TONER (1947-1998)
Abdurrahman TONER (1911-1983)

Ahmet SOMER (1955-1975)
Rabia ÖZVER (1894-1978)
Mehmet Ekmel ÖZVER (1921-1985)
Rabia Seyyide ULUTAŞ (1900-1976)
F. Nevzer İPEKÇİ (1915-1978)
Aliye Meftune PAKİN (1894-1976)
Hüseyin Cavit ÖRER (1926-1978)
Rabia Nayran ÖRER (1927-1999) .
Ferruze ETAN (1901-1977)
Selanik Eşrafından Merhum
Berber Osman Ve Merhume Havva Kızı
Merhum Şefkati AKKANAT Eşi
Ayşe Raşide AKKANAT ( 1896-1977)
Emine Nil Arısal TANGA (1957 -1997)
Mehmet Kemal GÖKER (1908-1986)
Şerife Vecihe GÖKER (1914-1978)
Mustafa Fıtrı TUNCER (1907-1978)

ERGİNLER AİLESİ
Nermin ERGİN (1904-1977)
Mehmet Lütfi ERGİN (1910-1980)
Osman ÖZCENGİZ (1897-1979)
Süleyman KÖSEM (1907-1978)
Ayşe Mesude GERÇEL (1889-1979)
Hacı Bekirzade İ. Muvaffak TANGI (1906-1979)
Eşi Nadide TANGI ( 1920-1985)
Mehmet Şinasi ULUTAŞ (l893-1979)
A.Safa ULUTAŞ (1924-1989)

Nesri TÜREDİ (1936-1979)
Munire EVİN (1899-1979)
Jale GÖNÇ (1917-1995)
Mustafa Naib Efendioğlu
A. Muhittin KAYMAK (1899- 1979)
Nevzer KAYMAK (1908-1984)
Adnan İPEKÇİ (1910-1979)
Osman ARCAN (1914-1979)
Hatice Nebahat BARAN (13.7.1979)
Ahmet ÇANKAYA (1912-1978)
O. Fahri Göksel Kızı Mehmet Koyuncu Eşi
RaBia Feşan KOYUNCU (1916-1979)
İbrahim ÇELİKKOL (1901-1979)
Zuhal ÇELİKKOL (1904-1990)
Rabia Ipek BAŞKURT (1952- 1979)
Mehmet Rakım ULUSKAN (1899-1981)
Ayşe Sema ULUSKAN (1911-1979)
A.Erol ERBİBER (1930- ? )
G.Ezel ERBİBER (1933-1979)
Kapalı Çarşı Esnafından
Süleymanoğlu Sami ETKİN (1892-1979)
Afife TUNCER (1915-1993)
Aliye BAŞER (1913-1978)
Osman ŞAMLI (Ö. 1978)
Mustafa Çelebi Ahfadından Koyuncu
Ahmet Oğlu Mehmet KOYUNCU (1909-1978)
İbrahim BAŞOL (1917-1978)
Şeref SARIER (1906-1978)
Osman ANTMEN (1900-1978)
Nihal ÖZTAŞ (1909-1978)
Samime ARISAL (1909-1978)
Abdurrahman ÜNEL (1907-1978)
Aliye ÜNEL (1905-1996)
Leman ATAY (1917-1978)
Betül ÖZVER (1942-1998)

Beraberliğimiz bir hazdı
Ellerim bomboş kaldı
Tüm sevgilerim sana azdı
Üzülmek bana kaldı
Lale gittin dünyam karardı.
İsmail Seha ÜNLÜSOY (1900-11978)
R. Şayegan ÜNLÜSOY (1904-1981)
Osman Senai KİREŞÇİ (1894-1978)

Rasim M. GÜNER (1889-1978)
Tarık GÜNER (1922-1998)
Müyesser KUNAL (1318-1978)
Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümü Yazar ve
Rejişörü Ferihi EGEMEN (1916-1978)
Osman Nezihi EGEMEN (İ9l3-1987)
Dr.Medih EGEMEN

Emine Mahire KALYONCU (1894-1978)
İbrahim ÖNDER (1909-I979)
Süleyman Macit MISIRLI (1917-1979)
Rabia Reyan DİLBER (1915-1979)
Güzen İŞMEN (1917-1995)
Behlül İŞMEN (1909-1999)

Abdurrahman Abdi ERESEN (1911-4976)

Afife ERŞEN (1896-1976)
Ata Kızı Şehnaz MÖREKLİ (1910-1976)
Utku GÖRGÜL (1935-1985)
Ahmet Necati ULUTAŞ (1898-1978)
Raşide Aliye ULUTAŞ (1902-1976)
Merak Mehmet Efendi Mahdumu Hidayet Eşi
Süleyman TÜYEL (1908-1976)
Abdurrahman Feyyaz YALTI
Şafak BAŞOL (1953-1998)
İbrahim BİRDER (1912-1976)
Yalçın BÜYÜKDOĞANAY (1947-1976)
Ömer DAYIZADE
Osman PAKELLİN (1910-1970)
Maşuka HOŞGELEN (1905-1977)
Atiye EGEMEN (1890-1976)

Neysan MISIRLI (1912-1977)
Nimet GÜNER (1899-1976)
Mehmet ŞUHUBİ (1893-1977)
Ayşe Feriha GÖKŞEN (1901-1976)
Ayşe Saadet İYİBİLEK ( 1893-1977)
Hacı Bekir Zade Osman TANGI (1912-1978)
Eminoğlu Şevket Kızı
Safıye İrfan ÖZBEL (1909-1977)
İbrahim Haydar EVREN (?) (1902-1976)
Nimet ERKORKUT (1323-1977)
Süleyman İYİBİLEK (1898-1977)
Osman UÇMAN (1918-1976)
Osman BİLGÖR (1892-1976)
FATMA VEDİDE ATATÜR (?) (1905-1977)
Ekrem ADAR (Ö.1977)
Feyza KERMEN (1905-1977)
Envare ŞAMLI (Ö.1977)
Süleyman Vasfi SEZEN (1891-1977)
İbrahim Hikmet TUNCELLİ (1884-1956)
Raziye TUNCELLİ (1885-1977)
Süleyman Numan TUNCELLİ (1917-1991)
Madelet Saliha ÖZERMAN (1917-1977)
Semih Mestçi Eşi Asuman MESTÇİ (1936-1977)
Semih MESTÇİ (1929-1993 )
İbrahim Amca Kızı Havva Cavide ÖĞE (1907 -1977)
Fatma Şeref ERLER (1890-1977)
Osman ÇELİKOL (1890-1977)
Samim ÇELİKOL (1907- 1’985)
Rana ÖNDER (19O3-1977)
Fatma Macide SELEM (1916-1977)
Rabia Mukadder ULUSOY (R.F.)
Nazlı Osmanoğlu
Burhan ATAKOL (1900-1977)

Hasreti Süleyman Efendi Kızı
Nermin ATAKOL (1908-1987)
Osman BILGET (?) (1892-1977)
Nazmiye BİLGET (?) (1901-1996)
Recep_Sait TOPARLAK (1913-1977)
Osman Mustafa YALTI (1911-1977)
Mehmet Kuşcu YALTI (1925-1977)
Neşe Tanır ÖZER (1923-1996)
Vadt HAMARAT (1906-1980)
Didar HAMARAT (1887-1962)
NedimHAMARAT (1884-1945)
Mahmut Ayhan DÜNDAR (1929-1977)
Mustafa Ziyat EVRENK (1912-1977)
Mehmet Cevdet iPEKÇi (1906-1985)
Mustafa ÇELİKER (1902-1978)
Saime ÇELİKER (1908-1999)
Aliye Recep HAMARAT (1863-1953)
Mehmet ETAN (1915-1977)
Saffet ZEKAVET (1907-1979)
Abdurrahman Pertev ERŞAN (1898-1978)
Dr. İbrahim ZATl (1886-1945)
Zerrin UĞUREL (1907 -1987)

Ahmet Çelebi Ahfadından
Şakir Abdurrahman Ağanın Oğlu
Ahmet Şakir UĞUREL (1869-1946)
Emine UĞUREL (1881-1952)
Emine Mehpare İDEMEN (1893-1978)
Osman İDEMEN (1920-1994)
Atiye Ferihe ÖZER (1901-1979)
Rabiye Peyman UĞUREL (1911-1993)
Mehmet UĞUREL (1912-1998)
Refia ÖĞET (1886-1947)
İsmail Feza ÖĞET (1907-1997)
Ahmet Çelebi Ahfadından Mahdumu
Halil Necati ÖĞÜT (1893-1979)
Osman Tur un Eşi Ela TUR (1917-1989)
Nafıa BALCI (1879-1948)
Nejad KENT (1898-196 1)
Hilkat KENT (1901-1974)
Osman KUNAL (1902-1983)
Ayşe Cazibe KUNAL (1904-1965)
Kadinoğlu osman Efendi
Bekir Sami BALCI (1903- 1967)
Mehmet Balcı Kızı Sabire KADIOĞLU (1875-1959)
Bekir KADIOĞLU (19Ô5-l964)

Hatice Şehber BAYTAR (1882-1975)
İsmail KUNAL (1906-1973)
Abdurrrahman Vahid BAYDAR (1899-1975)
Coşkun KUNAL (1926-1982)

Ahmed Çelebi Ahfadından Sarı Süfeyman Efendi
Mahdumu Abdurrahman SADİ (1306- 1949)
Dayızade Mustafa AĞAOĞLU
Osman Ehat BİLKUR (1882-1949)

Almanya’da Kalan Artist
Vedat KARAOKÇU (1884-1966)

Hüsnü CEZZAR (1876-1928)
Leyla CEZZAR (1878-1953)
Abdurrahman Lütfi EĞİNLER (1875-1949)
İsmail Kazım BİRDER Eşi Fatma Zehra (1879-1951)
Çakırzade Abdurrahman Ziya TOKER
Duhani Ahmet BESİM (1881-1950)
Yüksek Mühendis İbrahim Cudi Kızı
Safiye Handa YALTl (1930-1951)
Abdi Nazım Kızı Ali Baykal Eşi
Ayşe Perihan BAYKAL (1912-1950)
Bekir KÖSEM (1922-1951)
Adnan SONER (1907-1984)
Mustafa Sadık SONER (1876-1950)
Halil Çelebi Ahfadından Minür AKER
Haremi Dilber zade Ali Kızı
Havva DİLRUBA (1890-1951)
Prof.Ezc.Ömer Şevket ÖNCEL (1880-1950)
Hafız Mustafa Zeki GÖZDE (Ö.1446)
Ayşe Melek KOR (1897-1980)
Mısırlı Mustafa Tevfik Eşi Osman Kamil Kızı
Atiye BİRBEN ( 1853-1952)
Bekir Edip KALYONCU (1301-1950)
Onbaşı Osman Ehat BİLKUR Eşi
Seyyare BİLKUR (1894-1951)
Lordzade Osman ÖZMEN (1908-1951)
Osman ERGAY (1892-1951)
Safıye ERGAY (1894- 1968)
Abdurrahman Oğlu İhsan ERKUN (1893-1986)

Belkıs ERKUN (1896-1986)
Hikmet Mısırlı Oğlu
Süleyman Hikmet UŞEN (1917-1951)
Aliye Sacıde ÖGET (1908- 1982 )
Kadıoğlu Hadi ÖGET (1895-1982)
Süleyman Çelebi Ahfadından Sucu
İsmail Oğlu Bekir GÖKSU (1880-1951)
İzmirde işgalci düşmana ilk kurşunu atan
Hürriyet kahramanı mukaddes şehit
Gazeteci Osman NEVRES (Hasan TAHSİN)
Osman Senai Ogan (1900-1957)
Zeynep Senehat Ogan (1916-1933)
Dr.Ziya Osman (1866-1933)

Zair
Bu kabrin derinliklerine nazarını nufuz ettirebilirsen
orada hastaların halaskarı, fakirlerin babası
herkesin bildiği Selanik’li Doktor Ziya’yı görürsün.
O öldü ve onun ölümüne kızları
İkbal, Şadiye, Nezahet ile beraber bütün
iyiliklerini gören ve kendini sevenler ağlıyor.
(Tevellüt Tarihi: 1866 Vefat Tarihi :16.4.1933)

İsmail Halil (1878-1914)
Halil İsmail İrişik (1909-1936)
Zair
Hayatın birçok elem ve acıları ile yoğrulmuş olan
bu vücut 27 yaşının nevbaharında hiç beklenmeden üfül etti. İhtiyar dedesini kimsesiz, anasını zavallı,
genç eşini yad ellerde yalnız ve perişan bıraktı.
Bu büyük kalpli, fukara babası gencin kabri
önünde eğil ve ondan fatihanı esirgeme.
Tevellüdü : 26. 3. 1909 Vefatı :1. 3. 1959

Ey Mevt !
Aldın elimden ah hida feridimi,
bilsen onunla yerde neler gitti iğtirap
Hayretteyim fakat bu senin kanlı zevkine,
ancak olursa böyle olur hüsnü intihap
İsyan eder bu zevkine sabrım tahammülüm
Benden niçin hidayeti kıskandın ey ölüm
Talihsiz Zevcesi
Tevellüdü: 1886 Vefatı :1. 3. 1933
Sabiha Telci (1886-1. 2. 1969)
Osman Fıtrı (1873-14. 10. 1932)
Vuslet Fıtrı (1880-29.10.1936)
R. Mazlume Yanık (1873-23.31961)
Sabite Ahmet Fehim
Kırk sekiz yıl inledi. Bir gün gülmedi.
Kırk sekiz yıllık hayatında baharı görmedi
D. 1886 Ö. 1934
Merhum keresteci İsmail Sami Oğlu
Osman Akışık’ın Ruhuna Fatiha
D: 1905 Ö :1946
Yusuf Kapancı’nın Torunu Kereste Tüccarı
İbrahim Sonal Ruhuna Fatiha
D. Selanik 1900 Ö. İstanbul 31. 10. 1980
Atiyye Zeki
Bu taşlar sağlıksız bir gencin
Zavallı bir annenin
Bütün yaslarını, acılarını
Koynunda saklıyor.
Burada Selanik’li Zeki Şükrü’nün
Yaşama ortağı Atiyye yatmaktadır.
Taşını okuyanlardan onun için
Tanrı’ya yakarmalarını diler. D. 1886 – Ö. 1932

Ali Nihat (1872-1984)
Raziye Öğütmen (1868-16.3. 1940)
Dr. Osman Öğütmen (1895-20. 3. 1940)
Selanik’li Doktor Rıfat İnsel (1859-1953)
Melike Rıfat İnsel (1869-1935)
Cezmi İnsel (1885-1949)
İsmet Tendar Hanımefendi
(D.Selanik 1293 Ö. İstanbul 1963)
Fikriğ Ailesi Mehmet Fikriğ (1875-1935)
Nüzhet Fikriğ (1877 – 1 958)
Nevsal Atatür (?) (1930-1936)
Muzaffer Atatür (?) (1897-1967)
Leyla Barda (1875-1967)
Süleyman Barda (1915-2000)
Binbaşı Tahir Oğlu Hakim Yüzbaşı
Kazım Yalman (1909-1942)
İşletmeci Seher Ediş (1904- 1971)
Kabadayızade Abdurrahman Akoy (1902-1985)
Emine Akoy (1903-1985)
Abdurrahman Oğlu Yusuf Ziya Yatlı (1883-1968)
Kabadayı Osman Kızı Yusuf Ziya Eşi
Fatma Nadye Yatlı (1886-1965)
Atiye Nilli (1898-1972)
Emine Lebib Mısırlı (1897-1967)

R. Selma Birol (1906-1993)
Burhan Birol (1896-1993)

BİTEK AİLESİ
Abdurrahman BİTEK (1284-16.4.1938)
Rukiye Bitek (1877-14.8.1962)
Rukiye Halil MALTA (1875-13.2.1944)

Muhlis Ethem ERTEM
Zair
Bu mütevazi mezar önünde bir lahza dur.
Bu beyaz mezarın gizlediği kara topraklarda
Muhlis Ethem Ertem meftundur.
Hatırşinaslığıyla daima dudaklarında dolaşan tebessümüyle Muhlis’i tanıyıp ta
sevmemek kabil değildi.
O gülen dudaklar, bu gün kurudu
Daima şefkat ve merhametle
daraban eden kalp durdu.
Muhlis Ethem Ertem için Tanrı’dan mağfiret dile
(1867-9.5.1937)

Abdüs İsmail KORMAN (1872-1951)
Halil KORMAN (1877-15.11.1981)
Abdüs İsmail’in Eşi Safinaz KORMAN (1877-18.2.1938)
Ezzacı Asaf Validesi Mensure AGDUHAN (1867-1937)

İsmet Osman TEVFİK (1873-1935)
Osman Tevfik KAHYA (1866-1.9.1951)

Derviş Alizade Şevki Efendi Eşi
Fatma EREN (1871-1936)
Ruhuna Fatiha
Ey Gezmen! Bu taşların altında
Hakkı Nazmi’nin Eşi Emine yatıyor.
O dermanı bilinmeyen yaman bir derdin
Panfiküz hastalığının kurbanı olarak
Genç yaşında bu kara topraklara gömüldü.
Daha bir çok yıllar yaşamaya, yavrularının
Bahtiyarlığını görmeye hakkı varken göçen
Bu mutsuz talihsiz anaya Tanrı’dan rahmet dile
(1890-20 Mayıs 1935)

Yorgancı Hasan Efendi Haremi
Ayşe SEZGİN (1884-25.10.1941)
Emine Mustafa TÜREL (1851-1945)

Sevgili Babamız Cemal GÜLER (1928-1984)
Ruhuna Fatiha
Burada Santurzade Mustafa Haremi
Dudu Meryem Hanım Metfundur.
Ruhuna Fatiha
(1887-19.11.1935)

Burada Veli Kızı Hasibe KANDEL Yatıyor
Ruhuna Fatiha (1893-12.1.1948)

Zair
Burada Abdüs Efendi Kızı
Ve Zeybek Mehmet Efendi Zevcesi
Selanik’li Emine Hanım Metfundur
Allah Rahmet Eylesin
(Tevellüdü: 1260 Vefatı: 3 Temmuz 1931)

Akışını Baki Sanma Ömrün
Durur Bir Gün Ummadığın Zamanda
Aramızda Bir Varlıktı Daha Dün
Bu Mezarda Şimdi Sessiz Yatan da
Tattı Bir Gün Ebediyet Tadını
Terk Eyledi Vücudunu Toprağa
Fakat Alıp Götüremedi Adını
Kaydet Onu Sararmış Bir Yaprağa
Kitapçı Mehmet Rıza Efendi
Ruhuna Fatiha
Hafıze SEYNUR (0.1872 -Ö.26.2.1955)
Süheyla AKSOY (D. 18. 1. 1926-Ö.7.7. 1998
Kaymak İsmail Oğlu Hasan DARMAN
Ruhuna Fatiha (D.1873-Ö.11.2.1938)
Zair
Ben Selanikli Mehmet Latif Haremi Fatıma’yım
Babam Ulemadandı Bilgisini
Kocam Zengindi Varlığını
Hep Burada Bırakıp Göçtüler
Bir Tanecik Oğlum Avni’yi
Genç Yaşında Buraya Gömdüm
Ömür Varlık Hepsi Biter
Hepsinin Sonu Bu Topraktır
Bitmeyen Ancak Yapılan İyiliklerdir.

Ey Zair
İbret Bin Bu MeZar Pür Sükün İçinde Yatan
Selanikli Vehbi Efendi Hayatın Bütün Acılarına
Gözünü Yumdu Bir Gün Öldü Buraya Gömüldü
Ruhuna Bir Fatiha İthaf Etmeden Geçme
(Tevellüdü: 1865-Vefatı: 12 Haziran 1930)
Dr. Ethem BAKAR (1877-1945)
Makbule BAKAR (1882-1965)
Zeki Tarı Kızı Mefharet TARI (1906-1932)
İbrahim Zeki TARI (1880-1952)
Fatma Hatice TARI (1881-31.1.1960)
Mustafa TARI (1912-1959)
Ziya TARI (1910-1968)
Raziye SOMMAN (1872-1929)
Yusuf Kapancı Kızı Fatma SONAL (1873-12.4.1939)
İsmail Kızı Fatma Aliye DERMAN (1879-30.7.1940)
Tütün Eksperi
Abdurrahman Mustafa AKTEL (1886-1940)
İsmail GEMİC İ (1932-1991)
Bedriye GEMİCİ (1932-1991)
Şaban Melih BÜYÜKTANKAYA (1938-1997)
Ömer DİKMENOĞLU (1327-1983)
Elmas DİKMENOĞLU (1327-1990)
M. Seyit AKOBA (1909-1987)
Murat ERENLER (1909-1960)
İbrahim BASMACI (1863-1949)
Prof. Dr. Hasan BÜYÜKÖNDER (1949-1993)
Kemal ALBÖRÜ (1928-1984)
Nezahat AKBÖRÜ (1928-1981)
Rana TAMTÜRK (1910-1984)
Dr. Sema SOMAY (1922- 1983)
Dr. Ali ÜRÜN (1924-11.2.2000)
Mehmet ÜRÜN (1893-1983)
J. Kd. Albay İbrahim EKEMEN (1922-2001 )
Ayten TUNCER (1924-5.12.1983)
Süleyman TUNCER (1916-1996)
Abdurrahman BAŞOL (1920-7.10.1983)
Timur ÖZBABACAN (1944-1983)
Abdurrahman TANGI (1330-1983)
Cenk KAPTANOĞLU (1965-1983)
Mehmet ÖZERMAN (1902-1983)
Mehmet KUBİLA Y (1908-1984)
Aliye Cahide İNCE (1897-1984)
Safıye SAĞ (1917-1992)
Kenan DEĞERLİ (1909-1983)
Nediye KAYMAK (1907 -1986)
Baha SOYSAL (1905-1990)
Halide KARUL (1911-2000)
Ahmet Hulki KARUL (1901-1982)
Osman Melik ATAM (1911-1982)
Ferih ES İN (1913-1983)
Aliye SÜTMEN (1890-1982)
Mehmet Meriç TAN (1312-1982)
Dr. İsmail SUSMUŞOĞLU (1901-1983)
Atiye BABACAN (1908-1996)
Rabiye TÜFEKMEN (1897-1981)
Halil İNCE (1922-1983)
Nebil İNCE (1924-1995)
Aliye PAKELLİ (1929-1983)
Süleyman Şevket DİLBER (1911-1985)
Abdurrahman GÖKER (1909-1982)
Cudi Ziya Mahdumu Mehmet PAKOY (1916-1981)
Emine Nazan ERBÜTÜN (1932-1997)
İsmail Aytok ANTMEN (1935-1981)

BERKER AİLESİ
Rabia Nedret BERKER (1924-1982)
İsmail Adnan AYFER (1908-1985)
Mustafa TAMEROĞLU (1893-1983)
Osman Tayfun KUNAL (1929-1984)
İkbal DOLUNAY (1909-1982)
Osman KÖSEOĞULLARI (1899-1985)
Halil İrfan EMSEL (1913-1981)
Meşkure GÖKSU (1912-1982)
Mehmet GÖKSU (1909-1983)
E.Albay Osman EDİS (1918-1984)
İsmail Hakkı ERLER (1907-1982)
Recep KOYUNCU (1913-1983)
Fatma Beyhan ERLER (1920-1984)
İbrahim AKMAN (1914-1984)
E. Yarbay Mustafa ÇAKIR (1914-1981)
Aliye GENCER (1905-1981)
Saniye ÜSTÜNGÖR (1891-1981)
Muammer ÖZMEN (1903-1981)
Abdi Çeliş DENEL (1903-1984)
Fatma MISIRLI (1913-1984)
Osman BAŞARAN (1916-1984)
İbrahim ERŞEN (1903-1983)
Bahattin ÇİFTÇiOĞLU (1885-1981)
Mehmet KOR (1919-1983)
Rasin DiLBER (1924-1984)
Nihal BiRCED (1912-1996)
Halil Vehbi ERALP (1907-1994)
Murat iNCE (1906-199&)
Meliha MlSlRLl (1891-1983)
Y. Ayhan ERLER (1946-1988)
Mustafa Şefkati GERÇEL (1880-1974)
Ali Salim ERPUL (1883-1960)
Ali Eşber GÖKŞİNGİL (1926-1961)
Mehmet AVCl (1916-1978)
Işık Kolejinden Mehmet ATAM (1918-1998)
Sevil ÖZDAL (1945-1963)
Mehmet Emin ŞAMLI (1888-1940)
Makbule BİRDER (1884-1974)
Süleyman Cevdet İPEKÇi (1883-1954)
Ömer KAPTANOĞLU (1900-1982)
Osman NEYYİR ( 1880-1955)
İbrahim Necmi BAŞARAN (1891-1989)
Kapıcı İbrahim Mahdumu Rahmi GÖZEN ( 1890-1959)
Süleyman Çelebi Ahfadından Kaynak İsmailağa oğlu Diş Dr. Ali Galip CANLISOY (1882- 1959)
Fikret GÖZEN (1921-1956)
Abdurrahman Şamlıoğlu Münir ŞAMLI (1896-1956)
Abdurrahman Mübin BAŞARANER (1920-1991)
Osman Ziver EFENDİ (1865-1933)
Muallim Şemsi EFENDİ Atatürk’ün Hocası
Sefiye Lütfi EMİL (1874-1056)
Osman Tevfik YAZGAN (1879-1959)
Firdevs KİBAR (1886- 1971 )
Osman ORTAÇ (1879-1966)
Yargıtay Onursal Üyesi
Rabia Mukadder SOYSAL (1912-1989)
Ayşe ERKUN (1923-1982)
Dr. Abdurrahman SOYARSLAN (1917-1982)
Havva Sibel BÜKE (1938-1944)
İbrahim Vİcdani BÜKE (1896-1967)
Çelebi İsmail Ağa Ahfadından
Mısırlı İbrahim Paşa Mahdumu
Abdurrahman Hikmet Efendi (17 Zilkade 1339/1337)
Süreyya SIRMAN (1908-1975)
Mustafa Ekrem OLCAY (1878-1939)
Abdurrahman Tevfik KALYONCU (1847-1915)
Felek Ali BENGİSU (1857-1922)
Osman BARDA (1875-1920)

Aşiyan Mezarlığı’ndaki Bazı Ünlüler

Bu isimleri Aşiyan Mezarlığı’na bakarak
ve ayrıca M. Orhan Bayrak’ın kitabından
yararlanarak çıkardım. (Gokyuzu)

Ahmet Vefik Paşa : 197. Sadrazam, Dahiliye Nazırı,
Elçi, Ayan üyesi, Maarif Nazırı, Evkaf Nazırı,
İlk Meclisi Mebusan Reisi , Vali, Tarihçi, Yazar
Bugün Bursa’da ismini taşıyan tiyato var.

Dr. Tevfik Rüştü Aras : Dışişleri Bakanı (1925-1938) www.mason.org’dan tarihçeye tıklanırsa, bütün üyelerinin Sabetaycı olduğu Selamet Locası içinde olduğu görülecektir. Fatin Rüştü Zorlu’nun
kayınpederi, Latife Hanım’ın akrabası.

Ömer Fahrettin Türkkan : Korgeneral, I. Dünya Savaşı’nda Kork. Komutanı, Medine Müdafaii, Büyükelçi; General Selim Türkkan ile
General Orhan Türkkan’ın babasıdır.
Prof. Dr Reha Oğuz Türkkan’ın amcası

Hasan Hüsnü Çakır : Ticaret Bakanı (1938-1941),
Milli Savunma Bakanı (1948-19509, Milltevekili

Fahri Engin : Amiral, Donanma Komutanı,
Ulaştırma Bakanı (1941-1943)

Akif Eyidoğan : Başbakan Yardımcısı, Milltevekili, Senatör, Vali; Demirel’in adamlarından.

Orhan Veli ve ağabeyi Adnan Veli: Babaları Veli Kanıkoğlu Flarmoni Orkestrası Şefidir. Orhan Veli, Oktay Rifat’la Garib’i çıkarırken, finansmanını M. A. Birand’ın dayısı Mahmut Dikerdem sağlamış.
Adnan Veli, İtalyan casusu olduğu için
(suçüstü yapılmıştır) cezaevinde yatmıştır.

Ahmet Rasim Paşa : Vezir, Bahriye Nazırı
(1879-1891) Vali, İstanbul Şehremini

Manastırlı Salin Faik : Mutasarrıf, Divan Şairi

Cem Cemil : Karikatürist Cem deniyor. Güzel
Sanatlar Okulu Müdürü, Dr. Kemal Paşa’nın oğlu

Fenni Mehmet Dede : Mevlevi şair,
Sadrazam Ayas Paşa’nın torunu.

Mustafa Saffeti Ziya : Maliye Nazırı, Yazar, Protokol
Genel Müdürü, Musa Saffeti Paşa’nın torunu.

Yahya Kemal : Gerçek ismi Mehmet Agah’dır.

M. Nezih Demirkent
A. Hamdi Tanpınar : Yazar
Münir Nurettin Selçuk
Mehmet Ali Aybar
Mina Urgan
Orgeneral Fahrettin Altay

Tahsin Demiray : Milletvekili, yazar, Türkiye Yayınevi
kurucusu, Türkiye Köylü ve Adalet Partisi kurucusu.

Selçuk Başar (Müzisyen)

Prof. Dr. Kadri Raşit Anday, Melih Cevdet’in babası, Eczacı Mehmet Raşit Paşa’nın oğlu

Mustafa Saffeti Ziya
Şevket Dağ, Ressam

Nigar Hanım, Şaire, aslen Macar Yahudisi olan
Macar Osman Paşa’nın kızı. Nigar Hanım’ın
annesi de bu mezarlıkta gömülmüş.

Macar Osman Paşa

İhsan Raif, Şaire, Köse Raif Paşa’nın kızı,
Şehabettin Süleyman’ın eşi

Mustafa Nuri, Suphi Nuri İleri’nin babası

Bedia Muvahhit
Zeki Faik İzer
Hikmet Münir Ebcioğlu
Şukufe Nihal Başar, Limancı Hamdi
(Ahmet Hamdi Başar) nin eşi

Ruşen Eşref Ünaydın, Reşat Nuri Güntekin’in
teyzesinin oğlu. Reşat Nuri de
Reha Oğuz Türkkan’ın eniştesi.

Özer Derbil (12 Mart’ın bakanlarından)
Ulvi Uraz
Hilmi Ziya Ülken

Said Gelenbevi
(Aybar’ın annesi Aliye, ünlü matematikçi Gelenbevi
İsmail Efendi’nin torunu Lebibe Hanım’ın kızıymış.
Aybar’ın annesinin dayısı Sait Gelenbevioğlu
Darülfunun Fen Fak. Dekanı ve Ahmet Muhtar Paşa,
Demat Ferit ve Ali Rıza Paşa hükümetlerinde bakan)



2012-03-23

Ve Oyun Bitti; Mustafa Kemal Atatürk'ün Akrabaları Sabetayist Kapâni Yahudileri

Ve Oyun Bitti; Mustafa Kemal Atatürk'ün Akrabaları Sabetayist Kapâni Yahudileri
Ve Oyun Bitti; Mustafa Kemal Atatürk'ün Akrabaları Sabetayist Kapâni Yahudileri


Bilindiği gibi Sabetaycılar üç kola ayrılıyorlar. Karakaşiler, Yakubiler ve Kapâniler...

Müslüman Türklerin yetişmiş kadrolarının çeşitli cephelerde, son olarak da Filistin ve Çanakkale cephelerinde ihanetlerle kırılması ve milletimizin beyin takımlarının yok edilmesi ve sonuç olarak da Osmanlı Devleti'nin yıkılması sürecinde birlik içinde ihanet faaliyeti sergileyebilen Sabetayistler, aralarındaki husumetleri geçici bir süre de olsa göz ardı edebildiler.

Bizim aramızda Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma isimlerini taşırlarken, her şeyleri ile Türk ve Müslüman gibi görünürlerken, aslında Yahudilik davalarına hizmet ettiler, en kritik aşamalarda ekmeğini yedikleri milletimize ve vatanımıza en feci, en vahim ihanetleri, en örtülü şekilde yapmaktan geri durmadılar.

Yine, Dünya Yahudi Konseyi ve bu konseyin kontrolünde tuttuğu İngiltere'nin de desteği ile Osmanlı'nın yerine, tam bir Yahudi cenneti olarak tarif edilebilecek yeni Türkiye'yi kurdular. Cephelerde savaşıp can veren bizdik ama devleti kontrolü altına alanlar, halkı devlet zoru ile yepyeni, batılı bir ayara sokanlar onlardı...

Hemen 1924'te "Yunanistan'da kalan Türkleri ana vatanlarına getirmek" bahanesi ile bir mübadele(nüfus değiş tokuş antlaşması) da yaptılar ve ülkemizdeki Rumları Yunanistan'a gönderip Yunanistan'dan da Türk diye Yahudi dönmelerini/Sabetayistleri getirdiler... Artık nüfuzları kadar nüfusları da epey güçlenmişti. Ülkemize yeni gelen Sabetayistler devlet gücü ile bir anda en zenginler oldular. Patronlar, sanatçılar, gazeteciler, meşhurlar onlar oldular.  Ama ciddi bir sorun vardı; Gizli bir Yahudi hahamı Şemsi Efendi(gerçek adı ile Şimon Zvi) nin yetiştirmesi olan Mustafa Kemal Atatürk ve etrafındaki Sabetaycılar Kapâni koluna mensuptular. Bu durum Karakaşi kolu Sabetaycıları için rahatsız ediciydi. İki grup arasında iktidar mücadelesi hat safhadaydı.

İttihat ve Terakki'nin son Maliye bakanı olan Cavid Bey, Karakaşi gurubunun lideriydi. Meşhur İzmir Suikasti hadisesinde, Atatürk'e suikast yapacakları iddiası ile asılanların arasında Cavid Bey de vardı. Aslında suikast tertibi ile hiç bir alakası yoktu. Ama zaten bu suikast teşebbüsünü düzenleyenelerin amacı buydu; bütün muhalifleri, özellikle de Karakaşi Sabetayistleri tesirsiz hale getirmek... Yine aynı İzmir Suikasti davasında asılan Doktor Nazım da Karakaşi Sabetaycılardandı... Asanlar Sabetaycıların Kapani kolu, asılanlar ise Karakaşi koluydu. Yakın tarihte türlü türlü bahaneler ile izah edilen hadiselerin bir çoğu karakaşi-kapani kapışması yüzündendi. Bu iki gurup birbirlerini kırarlarken bile ortak sırlarını yani Sabetaycılıklarını açığa çıkarmıyorlardı.

Yine, ölümünden kısa süre önce oğlu Aydın Menderes'in de itiraf ettiği gibi Ali Adnan Menderes de Sabetaycıydı ve Karakaşi gurubuna mensuptu. Onun idama gidişinin elbette pek çok sebebi vardı ama en etkili sebep Kapanilerin Karakaşilere iktidarı kaptırma endişesi idi... Menderes, Sabetaycıların sıklıkla yaptığı gibi -er ekli bir soyadını, ERTEKİN soyadını almıştı. Sonra mahkeme kararı ile yakın arkadaşı Edhem'in soyadını aldı ve Menderes yaptı. Menderes'in eşi Berin Hanım'da meşhur Sabetaycı aile Evliyazadelerin kızı idi. Zaten Sabetaycılar asla dışarıya(sabetaycı olmayanlara) kız vermez ve dışarıdan kız almazlardı.

1990'da Cumhurbaşkanlığına aday olan ve kazanamayan İsmail Cem de Sabetaycıydı. Yine iç çekişme yüzünden kazanamamıştı. Cem, soyadı olan İpekçi'yi kullanmıyordu. İpekçiler en meşhur Sabetayist ailelerden biriydi...

Özetle, Osmanlı'nın son döneminde, yıkılışı/tasfiyesi ve yeni Türkiye'nin kuruluşunda en etkin gurup iç çekişmelerine rağmen Sabetaycılardı. Atatürk tek başına, yalnız bir kahraman değildi. Buz dağının sadece görünen yüzüydü. Dana onun doğmadığı tarihlerde binlerce aktif Sabetaycı çoktan Osmanlı'nın çeşitli makamlarını ele geçirmiş ve Osmanlı'yı yıkılışa sürüklemişlerdi. Atatürk hedefine ulaşmak için, daha sonra hain ilan edeceği Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin'in kızını bile almak istemiş, damat-ı şehriyari olarak hız kazanmak bile istemişti. Lakin teklifi kabul görmeyip red edilince bu plan gerçekleşememişti. Bilindiği gibi daha sonraki süreçte evlenip boşandığı İzmirli Latife Hanım da kendisi gibi Sabetayistti. Çankaya köşkünde vazifelendirdiği yakın hizmetlilerine kadar herkes Sabetayistti...

Buraya kadar özet bilgi vermek istedik. Bloğumuzda Sabetaycılar hakkında aylardır yeterince yayın yaptık. Şimdi asıl amacımız Kapani kolu Sabetaycılarını tanıtmak.

Bir ilginç dergi gördük. Chronicle namında bir dergi... 2005-2009 arası yayın yapmış... Ufak bir incelemede bile Sabetayist bir kadro tarafından çıkarıldığı anlaşılabilen bu dergi her nedense Kapanileri tanıtmak ihtiyacı duymuş... Tabii suya sabuna dokunmadan ve Sabetaycılıktan hiç bahis etmeden... Bizim bu güne kadar ulaşabildiğimiz ve Kapanilerin akrabalık bağlarını anlatan tek araştırma bu... Gerçi buna araştırma denir mi bilemiyoruz. Zira, özellikle son on yılda Sabetayistlerin iyice deşifre olmaları karşısında sahneye sürdükleri bir eylem planları var... Şiddetli tepki almadan usul usul kendilerini, kendi kalemşörleri ile deşifre etmek ve bu işi 150 senenin ve inanılmaz binlerce ihanetlerin, acıların, göz yaşının hesabını sorabilecek Müslüman yazarların eline bırakmamak...
Soner Yalçın ve Prof. Yalçın Küçük'ün de bu planın bir parçası olduğu kanaatindeyiz. Zaten Yalçın Küçük'ün enişteleri de dedeleri de Yahudi...

Biz sizi bu ilginç derginin dikkat çekici yazısı ile başbaşa bırakıyoruz ve Atatürk'ün de akrabaları olan Kapani Yahudilerini tanıyoruz;
(Not: Makalenin yazarı olan Duygu Özsüphandağ YAYMAN ismi de tipik bir Sabetayist kriptoloji örneği.)

****

Kapanizadeler Hem Hükümet Hem Muhalefet



Latife Hanım’dan Fahri Korutürk’e uzanan akrabalık bağları onları farklı siyasi kamplara savurdu. Kurtuluş Savaşı’nda Çakıcı Efe ile rakı içen bir babanın iki farklı oğlu; 1. Menderes Hükümeti’nden Osman Kapani ve özgürlükçü akademisyen kardeşi Prof. Dr. Münci Kapani ile onların gazeteci ve belgeselci yeğenleri Güneş Karabuda, ailenin en popüler üyeleri. Birbirinden ünlü hukukçu, doktor, diplomat, sporcu damatlar, bir de Atatürk ile kurulan bağlar, cabası!

Bir ailenin kolları nereye kadar uzanır? Kaç ailenin kolları hem Atatürk’le uzaktan akrabalığa hem Menderes hükümetinde bakanlığa hem Menderes’in en sıkı muhalifliğine hem Türkiye’nin en köklü kurumlarından, simge yapılarından birinin temelini atmaya çıkar? Kaç ailenin siyaset, ticaret, hukuk, eğitim, medya ve spor tarihlerine yazılan, bu alanlardaki konumlarıyla Türkiye’nin yazgısını değiştiren üyeleri vardır? Kapanizadeler’de bunların hepsi ve fazlası var. Lafı uzatmayalım, aile geniş. Üstelik evliliklerle aralarına katılanların da hatırı sayılır hikâyeleri var. Satırları onlara bırakalım.

Kapanizâde adı, 1800’lerin ikinci yarısında yüksek sesle söylenecek kıvama geliyor. Zira görünmeyecek gibi değil; İzmir ve çevresindeki çiftlikler, onların, imparatorluğun en büyük işadamlarından olduğunu gösteriyor. Mustafa Kapancıoğlu’nun verdiği bilgilere göre ailede ulaşılan ilk isim, tüccar Sahip Kapancızâde Esseyyidül Hacı Hüseyin Bey.

Muris Rukiye Hanım ile Hacı Hüseyin Bey’in dört çocuğu, 1800’lerin sonundan itibaren Kapanizâde adının belleklerden artık hiç silinmeyeceğinin garantisi oluyor: Hamdiye Avniye, Mehmet Reşat, Fatma Aliye ve Tahir Kapani. Dört çocuğun dördünün de ayrı çiftlikleri var. Mehmet Reşat Kapani’nin çiftliği Torbalı’da, Tahir Kapani’ninki ise Salihli Sart yakınlarında. Onlar aynı zamanda, İzmir’in ilk büyük ithalatçı ve ihracatçı ailelerinden.

Bu tarımsal ve ticari faaliyet bir yandan ailenin adını belirliyor: Bugüne ulaşan Kapani ve Kapancıoğlu soyadları “büyük depo” veya “büyük terazi, çeki” anlamına gelen “kapan” kelimesinden türüyor.

Bir yandan da çiftlikler, bulunduğu coğrafyaya yazılıyor: Sart yakınlarındaki bir köye “Kapancı” adı yadigâr kalıyor.

AĞABEY-KARDEŞ: HÜKÜMET-MUHALEFET

Hacı Hüseyin Bey’in oğlu Tahir Kapani’nin, Mediha Hanım ile evliliğinden süren soy, ailenin en popüler kanadı. Sart’taki çiftliği ile İzmir Limanı’ndan yaptığı ithalat ve ihracat işleri, Tahir Bey’i, 1914’lerde İzmir iş çevrelerinin en ünlü işadamlarından biri haline getiriyor. Bir dönem İzmir Belediyesi Karşıyaka Şube Başkanlığı görevini üstleniyor. Tarih, Tahir Kapani’nin çocukları durağına geldiğinde, ailenin ismi ülke çapında daha çok yankılanıyor. Onu, ilkin şöyle anons etmek gerekiyor:

Menderes’in bakanlarından Osman Kapani’nin ve Kamu Hukuku Profesörü Münci Kapani’nin babası, (Uşakizâde) Ömer Uşşaklı ile Ord. Prof. Baha Kantar’ın kayınpederi, gazeteci-yazar ve belgeselci Güneş Karabuda’nın dedesi Tahir Kapani!

Tahir Bey tüm çocuklarını; Osman, Münci, Mefharet (Yemişçi), Sabahattin, Atıfet (Karabuda), Hüseyin, Güner (Pamir) ve Muazzez (Kantar) Kapanizâde’yi yurtdışında okutuyor. Kardeşlerin en büyüğü, 1915 doğumlu Osman Kapani, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin ardından Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde eğitimine devam ediyor. Yurda döndükten sonra da Türkiye’nin siyasal yazgısına yazılacak isimlerden biri oluyor. Demokrat Parti’nin kuruluşunda yer alan Osman Kapani, kısa sürede Ege Bölgesi’ndeki miting meydanlarında halkı coşturan söylevleriyle sivriliyor. Çok partili yaşamın ilk meclisine İzmir Milletvekili olarak seçilen Osman Kapani, 1950’de ilk Adnan Menderes hükümetinde, devlet bakanı olarak yer alıyor.

Ağabey, siyaseti icra ederken; kardeş, siyasetin bilimini yapıyor. Ne ki aile, bu yeni siyaset madalyonunun her iki yüzünü de görüyor. Çünkü Münci Kapani, hükümetin özgürlükleri kısıtladığını düşünen akademi cephesinde, yani bakan ağabeyine karşıt kutupta yer alıyor. Ders yılı açılışında “Gençler, düşündüklerinizi her ortamda olduğu gibi söyleyin” diyen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Dekanı Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu, Menderes tarafından görevden uzaklaştırılıyor. Bunun üzerine SBF’den Şerif Mardin, Mümtaz Soysal, Bahri Savcı, Coşkun Kırca gibi akademisyenler istifa ederken onlara Hukuk’tan katılanlar arasında Münci Kapani de yer alıyor: “Hükümet üniversiteye müdahale edemez.”

HUKUK LİTERATÜRÜNDEKİ KAPANİ

Demokrat İzmir Gazetesi Başyazarlığı yapan avukat Osman Kapani, TBMM’de dokuz, on ve on birinci dönem DP İzmir Milletvekili olarak yer alıyor. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından o da Yassıada’ya gönderiliyor. Aynı dönemde ailenin damatlarından biri de devrik bakanla aynı kaderi paylaşıyor. Kapani’nin yeğeni Rukiye Nevin Safaoğlu’nun ilk eşi, İzmir Belediye Başkanı Faruk Tunca, Balmumcu’da tutuklu bulunuyor (Tarih, Tunca’nın adını daha sonra ikinci eşi, 1952 Türkiye güzeli, ilk Avrupa güzeli Günseli Başar ile yan yana anıyor).

Osman Kapani’nin siyasi yaşamının çöküş dönemi, kardeşinin hukukçu akademisyen kimliğinin yükseliş dönemine bırakıyor yerini.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Münci Kapani adı, 1950’lerin önde gelen düşünce dergilerinden Forum’un yazı kurulunda, Bülent Ecevit, Mümtaz Soysal, Muammer Aksoy gibi adların yanında yer alıyor. Kapani, 1963 yılında fakültenin Kamu Hukuku Kürsüsü Başkanı oluyor. 1964’te bölüme asistan olarak giren isimlerden biri dikkati çekiyor: Doğu Perinçek.

Kamuoyunun gündemine yakın zamanda giren Nurettin Veren’de, Kapani ailesiyle akraba.
“Politika Bilimine Giriş,” “İnsan Haklarının Uluslararası Boyutları,” “Kamu Hürriyetleri” kitaplarının yazarı olan Kapani’nin, hukuk ve politika alanlarının kavramsal çerçevesine yaptığı katkılar literatüre geçiyor. Siyaset, kamu hukuku, insan hakları, anayasa mahkemesi gibi konularda halen ona atıfta bulunuluyor. “Politika Bilimine Giriş”te yazdığı; “Kamuoyu, iktidarı yapan ve yıkan bir güçtür” sözü, zihinlere kazınan alıntılardan. Siyasal iktidara getirdiği “iktidar = kuvvet + rıza (meşru olma) formülü” yeni bir açıklama biçimi olarak kabul ediliyor. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni -Türkiye Barolar Birliği’nin ifadesiyle- İngilizce ve Fransızca asıllarını karşılaştırarak ve eldeki eski metinlerden yararlanarak günümüz Türkçesiyle titizlikle çeviriyor. 12 Eylül 1980 darbesinin getirdiği ortamda, 1983 yılında kürsü başkanlığından istifa ediyor. Münci Kapani 1989’da; kurucuları arasında Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok gibi aydınların olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği’nin onur kurucuları listesinde yer alıyor.

Kapani’nin öğrencilerine verdiği son ders, kuşaklar boyu bir hayat dersi olarak bugüne ulaşıyor: “Size ders anlatmaya değil, ders vermeye geldim. İki şey söyleyip gideceğim. Önce şunu belirteyim ki sizin sınıf çok iyi mevkilere gelebilecektir. Sizden sonrakilerin şansı az ama daha sonraki kuşağınki daha da az. Benim size söylemek istediğim iki şey şu: Görev yaparken: 1. Ekmekle hürriyeti birbirine tercih edilir hale getirmeyin. Aç insana hiçbirşey kabul ettiremezsiniz. 2. Fazilet ile menfaati bir araya getirmeyin. Onlar su ve şeker gibidir. Fazilet, menfaatin içinde erir gider.

Kapanizâdeler, İzmir’in pek çok tanınmış, köklü ailesiyle evlilikler yoluyla akrabalık bağları kuruyor. Kuşak sırasına göre gidersek; Hacı Hüseyin Bey’in kızı Hamdiye Avniye Hanım, İzmirli ünlü tüccar Hocazâde Ahmet (Üzümcü) Bey ile evleniyor. İzmir bu adı, şehrin en prestijli semti Alsancak’ın tek camisi, aynı zamanda protokol camisi olan Hocazâde Camii’nden tanıyor. Ahmet Üzümcü, daha sonra aynı mimara (Fahri Nişli), eşi Hamdiye Avniye Üzümcü adına bir cami de Urla’da yaptırıyor.




Türkiye'nin en kritik öneme sahip ailelerinden biri olan
Sabetayist Kapanizadeler, çok etkili isimler çıkarttılar
Hacı Hüseyin Bey’in diğer kızı Fatma Aliye Aksoy ise, Türkiye’nin atlet lakaplı ilk sporcusu Seha Aksoy ile evleniyor. 1941 Dekatlon Türkiye Rekortmeni, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Üyesi ve aynı zamanda da iyi bir bilardocu olan Seha Aksoy’un adı, Atatürk Spor Kompleksi içindeki Seha Aksoy Atletizm Pisti aracılığıyla dünyaya ulaşıyor.

Evliliklerle kurulan akrabalık bağları arasında, bir alt kuşaktaki bir soyadı, Atatürk’le bağlantısı nedeniyle ilgiyi üzerinde topluyor: Tahir Bey’in kızı Atıfet Hanım ilk evliliğini, Atatürk’ün eşi Latife Uşşaki’nin kardeşi Ömer Uşşaklı ile yapıyor. Atıfet Hanım’ın ikinci eşi ise İzmit Memleket Hastanesi Başhekimliği, Sağlık Bakanlığı’nda genel müdür yardımcılığı, müsteşarlık, Dünya Sağlık Örgütü toplantılarında delegasyon şefliği yapmış olan Dr. Nail Karabuda. Ancak boynuz, kulağı geçiyor; Güneş Karabuda’nın ünü, babasını aşıyor. Osman ve Münci dayılarının yolundan gidip hukuk okuyan Karabuda, gazeteciliğe, üniversite eğitimini aldığı Paris’te fotomuhabiri olarak başlıyor. 1961’de televizyonculuğu ekliyor kariyerine. Dünyanın dört bir yanını, hazırladığı politik, sosyal ve kültürel içerikli belgesellerle, başta İsveç Televizyonu (SVT) olmak üzere Avrupa ve Amerika’daki değişik televizyon kanallarından yansıtıyor. Tarihe tanıklık ettiği en önemli görüntülerini, Vietnam Savaşı’nın ortasından geçiyor. Karabuda’nın deneyimlerine ilişkin daha fazlasını, arkadaşı Yaşar Kemal anlatıyor: “Güneş’i 40 yıldır tanırım. Onu önce fotoğrafçı olarak tanıdım, sonra da kameraman… Bu 40 yılda Güneş şaşırtıcı bir hızla dünyayı dolaştı, filmler yaptı. Endonezya’da bir milyon kişi öldürülürken Güneş oradaydı. Şili’de Allende öldürülürken o oradaydı. Dofar gerillaları Arabistan’da çarpışırken Güneş gene oradaydı. Güneş’in maceraları saymakla bitmez. Güneş 40 yıldır dünyanın her yerindeydi.”

Aile, bir cumhurbaşkanı ile daha evlilik bağı kuruyor. Münci Kapani’nin kızı Suzan Hanım ile Türkiye’nin altıncı cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün oğlu, eski Paris Büyükelçisi Osman Korutürk evleniyor (Osman Korutürk adı, Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi olarak da hatırlanıyor).

Tahir Bey’in diğer kızlarına gelince; Mefharet Hanım, İzmir’in bir başka ünlü tüccar ailesi Yemişçiler’e gelin gidiyor. Muazzez Hanım’ın eşi Ord. Prof. Baha Kantar ise ailenin yolunu bir kez daha Atatürk ile kesiştiriyor. Atatürk, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Kantar’ı, 1925’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin açılması üzerine buraya ceza hukuku profesörü olarak tayin ediyor. Kantar, 1935’te Türk Dili Tetkik Cemiyeti ile İçtimai İlimler Terimleri Komisyonluğu başkanlığına seçiliyor. Aynı yıl dekanlığa atanıyor, Kriminoloji Enstitüsü’nü kuruyor. Atatürk tarafından Türkiye’yi yurtdışındaki bazı toplantılarda temsil etmekle görevlendirilen Kantar’ın, üç ciltlik “Ceza Muhakemeleri Usulü” kitabı, yeni kuşaklara yol gösteriyor.

DİĞER İKİ KOLUN SOYADI KAPANCIOĞLU

Geldik yine başladığımız yere. Çünkü Hacı Hüseyin Bey’in çocuklarıyla süren kol, ailenin birinci kolu. Hacı Hüseyin Bey’in kardeş çocukları ve torunlarından gelen Kapanizade Mustabey ile eşi Katipzadelerden Hatice Naciye Hanım; çocukları Hüsnü, Ali Suphi, Nedime ve Adnan Kapancıoğlu ile birlikte ailenin ikinci kolunu sürdürüyor. Ali Suphi Bey, İzmir’in ilk meşhur şekercilerinden. İnşaat yüksek mühendisi olan oğlu Mustafa Kapancıoğlu ODTÜ’de öğretim üyeliği yaptıktan sonra, beş yıl Lizbon’da beton barajlar üzerine uzmanlık yapıyor. Türkiye’ye “Barajlar Kralı Süleyman Demirel’in öğrencisi” namıyla dönen Mustafa Kapancıoğlu, 12 Eylül öncesinin İzmir İl İmar Müdür Vekili. 12 Eylül sonrasında ise valilik tarafından “İzmir Belediyesi’ni Denetleme İmar Komisyonu Başkanlığı”na atanıyor. Engelli atlama, yüksek atlama ve mızrak atmada elde ettiği başarılar, Mustafa Kapancıoğlu’nun sporcu yanının nişanları. Hüsnü Bey’in oğlu Gündüz Kapancıoğlu ise uzun süre yaptığı İzmirliler Derneği Başkanlığı ile hatırlarda.

Hacı Hüseyin Bey’in kardeş çocuklarından Ali Rıza Bey ile Denizli Tavaslı Esma Hanım da ailenin üçüncü kolunu oluşturuyor. Eski Tariş Yönetim Kurulu üyelerinden İbrahim Kapancıoğlu ile 1977’nin Sarayköy Belediye Başkanı Rıza Kapancıoğlu, Kapanizâdelerin tüccar ve siyasetçi yetiştirme geleneğini, ailenin üçüncü kolunda yaşatanlara örnek oluyor.

****

[NOT: T.C. yasalarına göre Sabetayistleri araştırmak, incelemek, tartışmak asla suç değildir. Bu yayını özgürce beğenip paylaşabilirsiniz. Suç Türk ve Müslüman gibi gözüküyorken aslında Yahudiliğe ve çeşitli ülkelerin istihbarat birimlerine hizmet etmektir. Suç Sabetaycı olmaktır. Yahudi olmak bunu açıklama ve yahudice yaşamak suç değildir, bir tercihtir. Ama sabetaycılık doğrudan hıyanet-i vataniyye kapsamında değerlendirilmesi gereken bir husustur... Suçtur...]
http://www.chronicledergisi.com/kapanizadeler-hem-hukumet-hem-muhalefet/ 

İnanma Nuriyeciğim, Dönme/Sabetayist, ne Türk olur ne de Müslüman...

İnanma Nuriyeciğim, Dönme-Sabetayist-, ne Türk olur ne de Müslüman... Samiha Ayverdi
İnanma Nuriyeciğim, Dönme-Sabetayist-, ne Türk olur ne de Müslüman... 


ÖĞRETMEN NURİYE HAYIRLI HANIM ve DÖNME ARKADAŞI

İstanbul Lisesi felsefe hocalığından emekli Nuriye Hayırlı Hanım gerçekten, hayır için dünyâya gelmiş fazilet, meziyet, feragat ve şefkat sahibi bir kadındı, iyilikte o mertebe ileri giden bir insandı ki, artık hayır sahibi olmayı, sûistîmal etmiş denebilirdi.

Bir gün öğretmenler odasında otururken, ağlayarak içeri giren bir arkadaşı, Kandilli Lisesi'ne tâyin olduğunu ve her gün o dik yokuşu çıkmasına imkân görmediğini yana yakıla söyleyince: "Üzülme kardeşim, becayiş oluruz, senin yerine ben giderim!" demiş ve sekiz sene, o yokuşları, arkadaş hatırına inip çıkmıştı. Kız Muallim Mektebinin hocalarından Nebâhat Karaorman'ın kardeşi olan bu hanım da, o fedâkârlığı minnetsiz kabul eylemişti.

Üstelik, bu arkadaşın, hocalıktan ayrılmış olsa da geçimi yerinde olduğu halde, Nuriye Hanım'ın idare etmeye mecbur olduğu bir ailesi vardı. Son derece muhterem ve muhteşem bir insanlık âbidesi olan Bakırköy eski müftüsü yüz yaşında bir baba, hasta bir ana ve gene hasta bir kardeş ile, evlâtlıkları vardı. O târihte Nuriye Hanım'ın evi Yeşildirek'de yâni İstanbul Lisesi'nin çok yakınında olduğu halde, sayısız hayırhahlıkları arasında, işte bir de böylesi olmuştur.

Kendisi Kandilli Lisesi'nde iken bir gün Müdîre Resmiye Hanım'dan bir konferans davetiyesi almış ve lisenin dik yokuşunu otomobille çıkmıştım.

Konferanstan sonra hoca ve talebelerle yemekhaneye gittik. Nuriye Hanım ortalıkta yoktu. Sordum. Meğer mektebin yemeğini yemez, evden getirirmiş.

İşte, herkese evi ve kolu - kanadı açık olan Nuriye Hanım'ı her ziyaretimde, öğretmen arkadaşlarından bir hanımı orada görmek, âdeta evin kânunu gibiydi. Bu kendi hâlinde gösterişsiz kadının "dönmelerden-sabetayistlerden" olduğunu, Nuriye Hanım'ın naklettiği bir macerasından öğrendim. Şöyle ki, Nuriye Hanım'ın bir başka arkadaşı, bu dönme meslektaşı için: "İnanma Nuriyeciğim, dönme, ne Türk olur ne de müslüman... bu kadına güvenmekle hatâ ediyorsun..." dedikçe, Nuriye Hanım da: "Aman kardeş, artık onun dönmeliği kalmamış ki... ne kadar bizden..." diye arkadaşının ağzını kapatmaya uğraşsa da, o gene bildiğinden şaşmazmış.

Günün birinde, bu dönme arkadaşın kocası ölüverince, Nuriye Hanımcık, koşup arkadaşının evine gitmiş ve birden, mevtanın yattığı odaya girince de, gözlerine inanamadığı bir manzara ile karşılaşmış.

O an: "İnanma Nuriyeciğim" diyen arkadaşının ne kadar haklı olduğu, ayan beyan ortaya çıkmış. Zîra Ölünün baş ucunda bir haham, elindeki Tevrat'tan bir şeyler okumakta imiş.

Ne idik, Ne olduk?
Sâmiha Ayverdi
Shf: 81-82

Yahudi Dönmesi -Sabetayist- Ahmet Emin Yalman'ı Hüseyin Üzmez Vurmuştu; İlk Güzellik Yarışmaları ve Ahmet Emin Yalman

Yahudi Dönmesi -Sabetayist- Ahmet Emin Yalman'ı Hüseyin Üzmez Vurmuştu; İlk Güzellik Yarışmaları ve Ahmet Emin Yalman
Yahudi Dönmesi -Sabetayist- Ahmet Emin Yalman'ı Hüseyin Üzmez Vurmuştu;
 İlk Güzellik Yarışmaları ve Ahmet Emin Yalman


Türkiye' deki Güzellik yarışmalarını ilk defa tertip eden, bu başarıyı(!) elde eden yine bir Yahudi dönmesidir; AHMET EMİN YALMAN'dır...

17 Yaşında bir lise öğrencisi iken Yalman' a, Malatya' da, Büyük Postane önünde, devrin Sabetayist-Karakaşi başbakanı Adnan Menderes'in yakınında altı el ateş ederek öldürmeyi beceremeyen kişi ise şu meşhur Hüseyin Üzmez'dir.

Sorgusunda, "Yalman bir Yahudi dönmesidir. Irki cibiliyetinin gereği olarak bu yarışmaları tertip etmiştir. Ruslar, Keriman Halis'in Amerikalı askerlerin kucağındaki resimlerini bastırıp, KORE'de savaşan askerlerimizin üzerinden atmışlar ve altına şu notu düşmüşlerdir; -siz burada ölüyorsunuz, amerikalılar, avrupalılar sizin kızlarınızı öpüyorlar-. İşte bu yüzden sıktım Yalman' a..." demiştir.

Kendisi de dönme iken Yahudiliğe geçen ve kimliğine Yahudi yazdıran Ilgaz Zorlu şöyle söylüyor:

"Ahmet Emin Yalman’ın Mustafa Kemal’le 1927’de yaptığı röportajda, Yalman şunu söylüyordu 'Sizin hayatınızı etkileyen iki öğretmen var. Biri benim babam, öteki de Şemsi Efendi’ydi.' Şemsi Efendi, benim büyükbabamın büyükbabasıdır. Atatürk’ün ilk öğretmeni Şemsi Efendi bir hahamdır ve benim ailem de 17 kuşak boyunca bir haham ailesi olarak gelmektedir. Bu arada, Ahmet Emin Yalman da Sabetaycıdır. Atatürk’ün Sabetaycı olup olmaması önemli değil ama şu bir gerçek ki Atatürk, Sabetaycı kültürün içinde yer almış bir insandı. (Bakınız: Murat Menteş'in Ilgaz Zorlu ropörtajı)

****
"Ben anamdan doğdum doğalı dünyaya hiçbir zaman dört elle sarılmadım. Elinde bavuluyla vatanına gitmek isteyen bir gurbetçi gibiydim. Ecel treninin kalkmasını bekliyordum, ölüm treninin kalkmasını bekliyordum. Korku hissini zaten tanımıyorum. Hayatımda korku nedir bilmiyorum, korku hissini bilmiyorum."
Hüseyin Üzmez

Dönmeler-sabetayistler- dışarıya kız vermezler, dışarıdan kız almazlar

Dönmeler-sabetayistler- dışarıya kız vermezler, dışarıdan kız almazlar
Dönmeler-sabetayistler- dışarıya kız vermezler, dışarıdan kız almazlar

DÖNMELİK PRENSİBİ

1954'lerde, Hayat Mecmuası'mn tertiplediği kadın muharrirler/yazarlar toplantısına davet edilmiştim. Bu davete her ne kadar icabet etmek istemiyor idiysem de, vâki ısrar karşısında, daha fazla direnmenin tatsız olacağı düşüncesi ile gittim.

Yanıma, gayet zarif ve genç bir hanım tesadüf etmişti. Tahminen, yirmiden fazla kadın yazar vardı. Amma, hiç birini daha evvel görmemiştim. Onlar için ben de meçhuldüm. Yirmi küsur sene evvelki bu toplantıdan, ancak birkaç isim hatırlayabiliyordum: Safiye Erol, Muazzez Tahsin, Mebrure Sami Koray, soy adı Altınay olan bir hanımdan başka, davetliler kadrosundan kimsenin sîmâsı gözümün önüne gelmiyor.

Yanıma düşen zarif hanıma gelince: Rikkat Köknar Hanım imiş. Birkaç kitabımızı okumuş. Bol bol iltifatına uğradım. Evine çaya davet etti. Bu kabil ziyaretlerden azamî kaçınmaklığım, etrafa yayılan dedikodulara yol açıyor, en azından, kibirlilik damgası ile mühürlenmeme kadar işi götürüyordu. Böylece de birçok kimsenin günâha girmesine sebep oluyordum.

İşte bu endîşe ile, geleceğimi söyleyerek, kendisine yeni neşredilmiş olan istanbul Geceleri'nden de bir nüsha hediye ettim.

*

Rikkat Hanım'ın evi Teşvikiye Caddesi'nde mükellef bir apartman dâiresi idi. içeri girer girmez, benden evvel gelmiş orta yaşlı altı yedi misafir hanım olduğunu gördüm. Kısa zaman evvelki kadın muharrirler toplantısında, durmaksızın yazılarımızdaki Türkçeye hâkimiyeti, üslûp ve tahkiyeyi söylemekle bitiremeyen Rikkat Hanım'a ne olmuştu ki, daha odada yerimizi ısıtmadan hoş geldin deyip hatır dahi sormadan:

- Neden kitabınızda, mason localarını, meyhaneler, kumarhaneler, bankerler arasında zikretmişsiniz? Demez mi?

Gerçekten de İstanbul Geceleri'nin Beyoğlu kısmında, masonlara bu tertip içinde yer vermiştim.

Masonlara sataştığım için mademki ev sahibi hanımın, en basit misafirperverlik kaidesini unutacak kadar gözü kararmış ve bu öfke ile de, damdan düşercesine suâline zaman seçemeyecek bir gaflete düşmüştü, şu halde, günah benden gitmiş sayılırdı.

İşte böylece de sözü, tâ Sultan Abdülmecid'e suikast hazırlayan masonik çevrelerin Kuleli Vak'ası denen darbelerinden alarak, Meşrûtiyet senaryosunu tertipleyen aynı kafaların İttihatçıları nasıl kandırıp satın aldıklarına ve buradan da, kökü, rejisörü ve suflörleri dışarıda olan bu Yahudi ileri karakolunun, hâlâ memleketin millî-mânevî değerlerini tahrip ile uğraşmakta olduklarını anlattım.

Ses çıkarmadan dinlediler. Amma bana inandıklarından değil, dinlediklerini nakz edecek/bozacak bir karşı müdâfaa hazırlıkları olmadığından susmaya mecbur oldular. Keşke bu kronolojik ve târihî seyri çürütecek bilgileri olsaydı da, nefs-i mütekellim-i vâhid (sadece tek bir kişinin konuşması) gibi tek taraflı olarak konuşmaya mecbur olmasaydım.

Meğer Rikkat Hanım, dönmelerden imiş. Kocası Rifat Köknar da hem dönme hem de mason imiş.

Benden evvel gelen hanımların kamburumsu iskeletlerinden ve yüz hatlarından, daha içeri girerken şüphelenmiştim.

Tabiî bu ziyaretten sonra ne Rikkat Hanım beni aradı, ne de ben onu.

*

Çocukluğumda, kulağımda kalmış olan dönmelerin bir yaygarasını hâlâ unutamamışımdır.

Babamın, Aydoslu Vehbi Bey isminde bir tanıdığı vardı. Bu zâtın oğlu, Bahçekapı'nın en büyük ticarethanelerinden biri olan Mustafa Şamlı ailesinden bir kız ile anlaşıp evlenmeye karar vermişler.

İşte bu karar ortaya çıkınca, bir kızılca kıyamettir kopmuş. Mes'ele, yalnız iki aile arasında kalsa gene de, izdivaca engel bâzı pürüzlerin olduğu bahane edilerek bir dereceye kadar tefsir yoluna gidilebilirdi.

Fakat temeldeki gerçek sebep, varlık yokluk, güzellik çirkinlik, tahsil, terbiye, asalet ve mevki gibi mahzur teşkil edebilecek pürüzler değil, bir "Avdeti"(dönme-sabetayist) ile bir Müslüman Türk'ün birleşmesini önleyen Yahudi ırkçılık ve şerîatçiliği idi.

*

Bir de, annemden dinlemiş olduğum meşhur Kâni macerası vardır.

Ben küçük bir çocuk iken, Kani, yaşını başını almış olmasına rağmen hâlâ yakışıklı bir ihtiyardı.

Henüz Eminönü istimlâki olmamış ve Yenicâmi'nin önünü kapayan sıra dükkânlar kaldırılmamıştı. İşte, bu mağazalardan biri de Kâni'nin bonmarşesi idi.

Artık bu eski tezgâhtarın, müşterilerine dil dökme devri geçmişse de, dükkânının kapısı önünde boy göstermesi dahi, müşteri celbinde işe yarardı.

1310 zelzelesi olmadan evvel, istanbul'un en gözde kumaş piyasası Kapalıcarşı'da imiş. Herhalde:


Bu kış hanım İstanbul'a taşındı 

Eğlenip zevk edelim Kalpakçılarbaşı'nda
şarkısı da o devrin hâtıralarından biridir.

İşte o zamanlar, genç ve güzel Kâni'nin dükkânı da, kendisine hayran hanımlarla dolup taşarmış. Ancak, gönül eğlendiren bu transit müşteriler arasında, Saray'a mensup bir paşanın kızı, Kâni'ye öylesine büyük bir aşk ile bağlanmış ki, ne unutturmak mümkün, ne de vazgeçirmek kabil...

Kızın ailesi, evlâtlarının hayâtı bahis mevzuu olur hâle gelmiş bulunduğundan, bir "Avdeti" ile evlenmesine rızâ gösterirlerse de, karşı tarafı yumuşatmak mümkün olmaz. Araya ricacılar sokulur, varlık dirlik teklifleri edilir, fakat gene de fayda vermez. Hülâsa/özetle, hiçbir ısrar hiçbir rica, "dönmelik" prensiplerini yıkamaz.

Nihayet kızın babası, artık yatağa düşmüş evlâdının son defa yüzünü güldürmek karârı ile "irâde" çıkartarak nikâh kıydırır.

Gerçekten de birkaç gün sonra, bu tek ve son arzusu yerine gelen kız, Kâni'nin elinde uçup gider.

*

Bugün "Avdetî"ler, eskisi kadar Türklerden kız alıp kız vermek hususunda mutaassıp değillerse de, bunun sebebi, aynı sülâle içindeki izdivaçların meydana getirdiği genetik bozukluk karşısında tedbir almak çaresizliğinde olduklarına kanâat getirmiş bulunmalarındandır.

Bir de şu var ki, eski nesillerin müslüman Türk'ü gerçekten müslümanlığın da, Türklüğün de maddî-mânevî değer ve hususiyetlerine sahipti. Bugün ise Türk'ün, dîni de, milliyeti de, dönmeleri telâşlandırıp korkutmuyor. Zîra bu şahsiyetinden soyunmuş sâde suya nesiller, hangi millî ve dînî potalarında bir dönmeyi eritip müslüman Türk yapmaya muktedir olabilirler?

Aksine, "dönme" kadın veya erkek, zihni de ruhu da sahipsiz bu yabancıyı, kendi şeriat ve ırklarının sempatizanı yaparlar. Hatta yapmakta bulunuyorlar. Geriye doğru sür'atle ne mesafe almışız... Amma duyan, düşünen ve çâre arayan da kim?

Ne idik, Ne olduk
Samiha Ayverdi
Shf: 85-89

Dönme Dolap Ahmet Emin. Yahudi Dönmesi -Sabetayist- Ahmet Emin Yalman

Dönme Dolap Ahmet Emin. Yahudi Dönmesi -Sabetayist- Ahmet Emin Yalman
Dönme Dolap Ahmet Emin. Yahudi Dönmesi -Sabetayist- Ahmet Emin Yalman

FÜREYYA HANIM VE AHMET EMİN YALMAN
Şâkir Paşa'nın kızı Hakkıye Hanımefendi ile aileler arasında oldukça eski bir hukuk vardı. Hakkıye Hanım'ın kocası Emin Paşa ise, Mürşidimin tâzimkârı, vatan sever, şerefli bir askerdi.

Hakkıye Hanımefendi ile Emin Paşa'nın, Füreyya isminde bir kızları ve Şâkir isminde de bir oğullan vardı.

Bir zamanlar, Atatürk'ün muhafızlarından olan Kılıç Ali ile evli olan Füreyya Hanım seramikçiliğe heves ederek bu işe başlamış ve hayli de muvaffak olmuştu. Ancak, sanatında en küçük bir Türk havası sezilmez, renk âhengindeki başarısına rağmen, abstre ve bir anlayışa göre de, bakana sıkıntı ve darlık veren ultra modern desenlerde ısrar ederdi.

Füreyya Hanım, Kılıç Ali ile aralarında talâk vâki olduktan sonra, mesleğine daha da sarılarak, devamlı sergiler açmaya başlamıştı. Bu sergiler her ne kadar iç karartıcı idi ise de, hatır kollayarak, davetlerine gitmeye gayret ediyordum.

Bir defasında da sergisini evinde açmıştı. Gene davetli idim ve gittim. İçeri girer girmez annesi karşıladı. Antreyi ikiye bölen paravananın bir tarafı tenhâ, diğer tarafı ise çok kalabalıktı. Bu kaynaşan insan yığınına şöyle bir bakmakla dahi, içeride hayli tanıdık simalar bulunduğunu görmüştüm.

Bu izdihamın arasına girmek istemedim ve paravananın öteki tarafına geçtim.

Hakkıye Hanımefendi ne beni bırakabiliyor, ne de diğer davetlilerden uzak kalmak istiyordu. Beni de öte tarafa geçirmek için bir orta yol bulduğunu zan ederek:

- Cicim, gelin sizi Ahmet Emin Bey'le tanıştırayım, dedi.

- Hayır hanımefendi, bu adam, din düşmanı, neticede de vatan hâini sayılır. Tanışıp elini sıkmak istemem, dedim.


Kadıncağız şaşırdı. Sâdece:

- Ya! dedi.

Biraz oyalandıktan sonra da sergiden ayrıldım. Amma bu ayrılış, yalnız Füreyya Hanım'ın sergisinden değil, asıl kendisinden oldu. Zira, o zamana kadar Füreyya Hanım'ın, Türkiye Gizli Komünist Partisi âzası olduğu rivayetini duymamıştım. Bu rivayet, gerçekle alâkalı olmasa dahi çok tedirgin olmuştum.

Geçen gün bu sevimsiz hâtırayı, Ressam Ahmed Yâkupoğlu'nun yanında konuşurken, o da bana. Neyzen Tevfik'in Ahmet Emin'in iç yüzünü çizen şu kıt'asını okudu:


Şu bizim dönme dolap Ahmet Emin
Din ü îmânımıza çatmadadır
Başımız ağrımaz etsek de yemin
Vatanı on kuruşa satmadadır.
1


1) Bir Selanik dönmesi olan Ahmet Emin Yalman'ın o târihlerde çıkarmakta bulunduğu Vatan isimli günlük gazetesinin fiyatı 10 kuruş idi.

Ne idik, Ne olduk
Samiha Ayverdi
Shf: 83-84

[Ahmet Emin Yalman, Sabetayistlerin Yakubi kolundandır. Sabetayistlerin Kapani kolundan olan Mustafa Kemal Adıtürk ile arasının iyi olmaması bundandır.]

"Hiç bir düşman dönmeler kadar Türkler'e kötülük edemez." - Gerçekten Müslüman olan bir Yahudi Dönmesi (Sabetayist)'nin itirafları

"Hiç bir düşman dönmeler kadar Türkler'e kötülük edemez." - Gerçekten Müslüman olan bir Yahudi Dönmesi (Sabetayist)'nin itirafları
"Hiç bir düşman dönmeler kadar Türkler'e kötülük edemez." -
Gerçekten Müslüman olan bir Yahudi Dönmesi (Sabetayist)'nin itirafları

Yazar Sâmiha Ayverdi hâtıralarında, bir hanımın davetinden bahisle şunları anlatmaktadır: 



MEDİHA GEZGİN HANIM'IN MECLİSİ ve SELANİK DÖNMELERİ

Bu satırları yazdığımda, yıl 1982. En az otuz küsur sene evvel, Mediha Gezgin isminde bir hanımın, evine çaya davet edilmiştim. Gittim. Salonda, on beşden fazla hanım misafir vardı. Belki en gençleri bendim. Ancak, bu ileri yaştaki hanımlar, aşırı ilerici olarak, benden fersah fersah genç sayılsalar reva idi.

Bu köksüz kalabalığın ne millî, ne de manevî bir mesnedi/dayanağı vardı. Bunlar memleket için bence câhilden daha zararlı olan bir münevver/aydın  zümre taslağı idiler. Aralarında bulunduğum bu yarı aydınları, Tanzimat kapısından girmiş kırk haramiler gibi görmeye başlamıştım.

Târihî, millî ve manevî hazînelerimizi, varımızı yoğumuzu hep bu batıya yaranma yarışındaki ilerici güruh çalıp yağmalamamış mıydı? Hâlâ da yağmalamakta devam eden gene onlar değil miydi?

*



Beni evine davet eden Mediha Gezgin Hanımın babası, Sultan Abdülaziz (rh.)'i Osmanlı tahtından indirmek yolunda Hüseyin Avni Paşa gibi, kendini devlete değil, devleti kendine kul köle edecek tıynetteki bir adamın oyununa gelmiş kimse idi. işte Mediha Hanım da bu meş'um işte vazife almış o Mekteb-i Harbiye Nâzırı (Harp Okulları Bakanı) Süleyman Paşa'nın kızıydı.

Saf olduğu kadar da basiretsiz ve gâfil bir asker olan Süleyman Paşa, Dolmabahçe Sarâyı'nı Harbiye Mektebi talebeleri ile kuşattı­rarak Pâdişah'ın hal'i işine/tahtan indirilmesine yardımcı olup da, sonunda Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın desîse ve mel'anetine âlet olduğunu anla­yınca, bir vükelâ hey'eti (Bakanlar Kurulu) toplantısında şiddetle salonun kapısını açıp içeri girerek, Serasker'e en ağır hakaretleri sayıp sıralayan da gene bu adamdı.


Ne yazık ki Süleyman Paşa'nın kızını, bir Hüseyin Avni Paşa kandıramamış idiyse de, o, bu eski devirlerin hatalı tortu ve birikin­tileri ile zehirlenmiş olmaktan da kurtulamamıştı.

... Davette, sesleri üst perdeden çıkan kadınlar kalabalığı arasında, onlara tek cümle ile olsun iştirak etmeyen bir hanım vardı. Dikkat çekecek kadar sesi soluğu çıkmayan bu kadın, ertesi gün bize geldi ve:

— Affedersiniz. Mediha Hanım ne diye sizi arkadaşları ara­sına davet etti? Bir türlü akıl erdiremedim, diyerek söze başladıktan sonra, Ben Selanik dönmesiyim. Elhamdülillah Müslüman oldum. Bir Türk'le de evlendim... İsmim Zahide, mezhebim de Şafiî'dir, dedi.

Canı yanık bir kadın olduğu her hâli ile belli oluyordu. Hayat hikâ­yesini anlatmak ihtiyacı içinde bulunduğu da aşikâr gibiydi. Amma buraya kendi macerasını söylemekten ziyâde, bir iyilik yapmış olmak için gelmişe benziyordu. Nitekim anlattıkları, bence meçhul gerçek­lerden olmamakla beraber mühim olan, bu hakikatleri bir sabık/eski dön­menin ağzından dinlemekti.

Siz, dedi, dönmelerin bu memlekete ne derece zararlı oldu­ğunu bilemezsiniz. Hiçbir düşman, dönmeler kadar Türkler'e kötülük edemez. İktisadî, içtimaî/sosyal ve bilhassa kültür sahalarında öyle planlı düşmanlıkları vardır ki, bunları ancak benim gibi o soydan gelmiş ve aralarında yetişmiş bir kimse bilebilir. Benim bir Müslüman-Türk'le evlenmiş olmam, hepsini deli etti. Ailem ve hatta anam, aleyhime öyle işler yaptılar ki, çevirdikleri oyun­larla beni kuru tahta üzerinde bıraktılar. Buraya gelişimin sebe­bi, dönmeler hakkında kulağınızı bükmek ve onlardan uzak dur­manızı tavsiyedir, dedi ve çıkıp gitti. O zaman bu zaman kendisini bir daha hiç görmedim.

(Ne idik, ne olduk? s. 76-78)

2012-03-19

Sabetayistler Nasıl İsim Seçerler?

Sabetayistler Nasıl İsim Seçerler?

1- Ibranice ile Türkçe arasındaki ses benzeşmelerini dikkate alarak sesçe en yakın ismi alarak (Kemal, Cemal = Samuel), (Sabi = Sabih), (Joshua = Coşkun = Yeşuah), (Sarah = Serra), (Ida = Eda, Moises = Muazzez, Negrin = Nesrin, Cassab = Kasap, Tchitchek = Çiçek, Muchtar = Muhtar, Atıl = Etel, Hakan = Hakham, Sema = Semha, Aliye = Aliyah, Meli = Melih, Benyamin = Bünyamin = Binyamin , Esra = Ezra = Azra, Malakh = Melek, Anvi = Avni, Tzachi = Zeki vb)

2- Tevratta geçen ismin Arapça ve Türkçe karşılığını alarak (Selahattin = Methushelach, Ibrahim = Abraham = Avraam, Solomon = Şlomo = Selim = Süleyman, Ishmael = Ismail, Yakob =Yakup= Yaakov = Jak, Yasef = Yusuf = Josef, Yitzach = Izzet, Ester = Yıldız, Şalom = Barış, Mark = Savaş, Yafit = Sibel, Rahşan = Rachel, Melek = Rebeka, Ilyas = Eliyahu, Zachariah = Zekeriya, Davut = Davit = Cavit, Eyüb = Job, Ari = Arslan = Leon, Ishak = Behlil = Güler = Güllü = Gülse = Gülden, Rozali = Gülben, Daniel = Denel vb)

3- Ibranice ve Türkçedeki aynı sessiz harflerden oluşan isimleri yakınsatarak (çünkü Ibranice, sadece sessiz harflerle de (yani sesli harfleri temsil eden nokta ve işaretleri kulanmadan) yazilabiliyor böylecene sessiz harfler ayni oldugundan okunuslar ayni kabul edilebiliyor) Sumru = Semra = Samra, Nahit = Nihat, Marat = Murat = Mert, Ahmet = A’mit = Ümit, Rifat = Rafet, Barak = Berk, Ferdi = Ferid -> Feridun, Selin = Sülün = Selen, Malka = Melike, Kamil = Kemal, Rina = Rana = Rena = Rona = Eren, Nitsa = Nisa, Sadık = Sadok, Omri = Emre, Amira = Emir, Mehmet = Mahmut, Emine = Mana = Mine = Mina, Sulhi = Selah = Salih = Salah = Selahattin, Oren = Ören, Arif = Rauf = Raif -> Rıfat, Selami = Selim = Salim, Oktay = Kutay = Aktay, Anıl = Nail = Nil, Ander = Ender = Nadir, Reşat = Raşit, Şafak = Şefik, Hasan = Hüsnü = Hason, Eşref=Şeref=Şerif.

4- Soyisimler, bir sonraki jenerasyonda isim olarak seçilerek, (Aksel, Cin, Şencan, Önder vb)

5- Ladino ve Yiddish dilindeki Musevi isim ve soyisimlerin Türkçesi kullanilarak (Doğulu = Mizrahi, Barda = Bardavit, Nemesh = Çil, Kınay = Yissakhar, Asaf = Asaf, Tarık = Tarık, Kerem = Kerem, Kenan = Kenan, Nuri = Nuri, Halil = Halil, Naim = Naim = Nachum, Serap = Seraph, Edgü = Tov, Fuat = Lev, Hasefe = Ha Sefe, Ifoq = Ufuk)

6- Sabetayciligin yayildigi ve yasatildigi (Misir, Cezayir, Sam, Kirim, Izmir, Manisa, Sofya vb) yerlerin isimleri ve Selanik ve çevre köy ve ilçelerinin (Poroy, Topçular, Kayalar, Kavala, Vidinli, Gevgili, Vardar, Serez, Teselya, Tırhala, Drama) isimlerini –li ekiyle birlikte tasiyarak. (Cezayirli, Mısırlı, Şamlı, Sofyalılar vb). Sabetay Sevi’nin sürgün edildiği Arnavutluk’un Ülgün/Akkum şehirlerinin ismini taşıyarak...

7- Tevrat’ta varolan isimlerin örnegin Abraham (Ibrahim), Jacob (Yakup), Ismail (Ysmael), Yahya (Yohanna) sonuna -zade, -gil, -han, -oğlu vb. getirerek. (Ibrahimzade)

Isimlerin bircogu anlam bakimindan birbirine baglaniyor; cünkü manaca iyi, güzel, sevimli, neşeli, sevinç, şen, güçlü, ulu, yüce, zengin, akilli, uğurlu, soy, aslan, bir, tek, biricik kelimeleri çevresinde dönmüstür. Sabetaycilar, yabanci dilden Yahudi soyisimlerini tercüme ederken, Türkçede eş anlama gelen ekler ve soyisimler kullanmislar ve böylece soyisimlerinin hepsi manaca ayni yere baglanmistir. Sururi (mutlu, sevinç), Gür (Coşkun), Alp (Yigit, güçlü, metin, ayhan, kunt, gürbüz, Narter, Acar, eralp, çevik, batu, kuvvetli, erkli, er, Alpar, bayar), Dinç (Güçlü, Baran, Bükey), Ulu (Yüce, Ali, Hiram, Fadıl, Tanju, rıfat, Üstün, Edis, Bülent, Berrin, yüksek, senih, Baha, bay, erk, Egemen, Bayar, Sami), Ak (Arı, saf, ulu, güçlü), Dik (Sarp), Olcay (şans, kut, uğur, ongun, sadun); Tabu (kutlu, mebruk), Sert (katı), Güç (zor), Or (ışık, ziya, pertev, mahir), Soy (öz, Kök, Dor, Nesil, Nejat, tüzün), Ata (min, soy, ced, ben (bin), oğul, su), Altın (Altun, Som), Bar (Par, Son, oğlu), Berk (Bark Barak, sağlam, sert, katı, güç), And (ant, söz), Gün (La, Gun), Avar (Gör), Susmuş (söylemez), Bir (ehad, tek, biricik, bitek), Bay (zengin, serra); Baş (Kopf), Kent (Şar), Çehre (cemali, yüz, ladino dilinde ise “kara”), şanlı (ünlü, tanır), şölen (Cümbüş), Güven (tekin), ateş (kivilcim, yalım, yalın, kor, alev), çift (ikiz), Tarık (Ekin), Tay= Genç anlamındadır ancak ismin başındaysa Ulu, sonundaysa Soy!!! Tokay = Dolunay, TOK = Savaş, TUĞ = Kut, Uğur, Türe (Tegin), Tüzün (soy, uysal), Balkan (dağ), Başal (öncü, önder, Sinan, Ataman, serdar, başol, başer), Baş (uç, ön, birinci, ilkin), Boysan (heybetli, ulu, görk, aybar), Dağ (tav, ululuk), can = tin =diril, Kibar (Moran), Fevzi (Viktor, Zafer), Kor (Öz, Ateş, Kür, Gür), Gönen (Onur, Şeref), Ogan (Bilge), Olcay (Ulu), Öget (zeka), Öz (can, tin, ben, gönül, temel, uz, dere, ırmak), Özen (Irmak), Laçin (Şahin), Sargut (ihsan), Yal (Dik, yar), Sibel (Cemile), Nasır (Viktor), Sır (Giz, vedia), Haydar (Aslan, Leon, Arslan), Mustafa (Mukhtar, seçilmiş), Sabih (Cemil, Tahsin), Tahir (saf), Baysal (Düzenli), Cenap (onur), Edis (Değerli), Egemen (Hakim), Haldun (Kalp, Levi), Kemal (Bilgili), Soysal (Uygar, Çağdaş), Yalman (Kılıç), Neva (Güç), Ekemen (Bilgili, Zeki), Tel (serra, tepe), Aviv (Bahar), Adar (Asil), Kuşcu (Rashba, Erkuş), Sigura (Güven, Şalev), Pak (Temiz, pek), Berk (berg, perk-, bark) , Ecevit (Cavit, Davit), GÖR (Kara-)

Sabetaycılarda soyismi kullanımında ÖZELLIKLE ve ÖZELLIKLE Orta Asya’daki yer ve eski Türk Boy ve Devlet isimlerinden alinan kelime ve komutan-hakan-kral isimleri göze carpmaktadir. (Bumin, Bleda, Inel Kağan, Bilge Kağan, Kubilay-Kublay, Mete, Oğuz, Tokay, Aybars, Talu, Toktay, Cengiz, Timur, Arbel, Sengir, Lezgi, Saka, İskit, Yenisey, Tigin, Oymak, Öngüt, As, Nayman, Savran, Tokay, Konrat, Barın, Argun, Elçin (Alchin), Topçu (Topchi), Bermek (Barmaq), Dilber-i, Karakaş (Qaraqas), Dormen (Durmen), Bakay, Aktepe, Serpil (Serpul), Turgay, Bürge, Çağatay, Hitay, Endican, Tarım, Bükey (Bokey), Akman (Aqman), Behzat (Bekzad), Bumin (Bomin), Kuşcu (Quschu), San, Togan, Kıyat, (Qiyat) Apak (Appaq), cömert (cumart), Karakaş (Karakash), Atam, Sagay, Tanay (Teney), Köse, Sarı vb) Tarihte Türkler'in kurdukları hanedanlardan birisi de Eyyûbîler'dir. Eyyûbî hanedânı üyelerinin büyük çoğunluğunun adları, en eski Türk adlarıdır. Selahaddin'in ağabeyinin adı "Turan"şah'tır. Kardeşlerinin adları ise, "Tuğtekin" ve "Böri"'dir. "Atabek" ismide Eyyubilerden gelir. Türk isimlerinden Artuk ismi Arapça'da Fazıl/Fadıl olarak geçer. Eski Türk hakanlarının isimleri güçlü hayvan adlarıydı ve ayrıca onlara lakap olarak kurt anlamına gelen "börü" denirdi. Örneğin, Arslan, Pars, Evren, Böke gibi. Evren ve Böke "ejder" manasına gelir. - Könik ise Yiddish dilinden gelmiştir, kral anlamındadır. Bey-kont ismi de kral, hakan anlamındadır. Keza, Batı "Hun" hükümdarı olan "Attila"'nın erkek kardeşinin ismi "Bleda" ydı. Nogay Hanlarından birinin ismi "Akbaş"'tı . Karahan devleti komutanlarından birinin ismi Tegin’di. Göktürklerde Kül-Tegin (Gül-tekin) ve ağabeyi Bilge-Kağan hakanlık yapmıştır. Oğuzlarda "Tokar/Töker/Toker" boyu vardı. Orta Asya'da Dondarlı/Dündar kasabası; Ak-yüz-Kara-yüz bozkırları vardır Man-kermen ise büyük hisar anlamını taşırdı. Kıpçaklarda Kangar/Kongar boyu vardı ve hanlarından birinin ismi Tokay’dı. Cengiz dönemi Merkit beylerinden birinin ismi Toktay’dı. Kırgızların Edigene oymağının kurucu beylerinden birinin ismi Bakal’dı. Hint-Türk Imparatorluğu beylerinden birinin ismi Bakar-han’dı. Başkurt ise bir Türk boyunun ismidir. Belgü-tay Cengiz Kağan’ın kardeşlerindendir. Babür Han’ın bey ve komutanlarından birinin ismi Birben’dir. Kulagu Han’ın kardeşlerinden Demir vardır. Denizhan ise Oğuz kağan’ın oğullarındandır. Sabetaycılar, Şamanizm’den de isimler almışlardır, Ülgen (diğer ismi Kuday) bir Şaman tanrısının ismidir. Şamanlar “adam”’a “atam” derlerdi. Ayrıca, Umay da Şamanizm’den gelmektedir. Ak rengin, Türklerin en eski inançlarından olan Şamanist dönemle ilgili bazı manevi inanmalarından kaynaklanarak ululuk, adalet ve güçlülük anlamları kazandığı görülmektedir. Aklık, temizliktir, arılıktır, yüceliktir, ululuktur. Kazakların, Ortayüz bölüğü, Uvak Girey oymağının dip dedelerinden birinin ismi Karakaştır. Kongar, Macar kumanları beylerindendir. Bakay ise, Manas destanında adı geçen bir beydir. Evrenk, Hint-Moğol Imparatorluğu’nda kralın ismidir. Dormen/Dorman, Kuman Hanlarından birinin adıydı. Sebüktekin, Alptekin, Bilgetekin Gazneli imparatorlarının isimleridir. Atakan, bir Hun beyi ve komutanının ismi.

Güner, Kazak ve Kırgız destanlarında adı geçen bir beydir. Ogan, Altay ve Tuna Türklerinde Ateş Tanrısıydı. Okay, Kırım hanlığı dönemi bey ve komutanlarındandı. Oktar, Batı Hun Devleti komutanlarındandı. Olcay Han, Oğuzname’de Nuh’un oğlu olan Yafes’in gerçek adıydı. Öndün, Kırgızların, Togay, Bugu ve Tokum oymakları dip dedelerindendi. Eski dönem Tanrı ad ve sıfatlarından biri Yazgan’dı. Baykal, Moğolistan’da bir göl ismidir. Muradoğlu, bir Türk oymağının ismidir. Karaduman, Tatarların bir boyudur; ayrıca, Kavala şehrinin bir kasabasının adıdır. Bursin, Sümer krallarından biridir.

Cev-at, Cev-det, ve Cev-za isimleri geniş kullanım ve kolay idrak özellikleri olan isimlerdir. Karakaşlarda tek isim olarak Mustafa ve göbek isim olarak Abdurrahman kullanılabilinir. Bunların kullanılma sebebi tarihteki öenmli Sabetaycı şahsiyetler olan Mustafa ve Abdurrahman Çelebi'dir. Bilindiği üzere Abdurrahman Çelebi, Osman Ağa'nın (Berechiah Russo) babasıdır. Osman Ağa, çocuğuna da Abdurrahman ismini vermiştir.

15-16. yüzyıllarda yaşayan Romen devlet adamlarının adları hep Türkçe idi: Akbaş, Akkuş, Barak, Bars; Baybars, Kazan, Ötemiş, Berkiş, Bilik, Kara, Buğa, Çolpan, Toluntay, Payandur, Tuttarkan (Tutrakan).... vb.

Museviliğe göre "goyim" Yahudi" kanından gelmeyen kişiye denir. "Ger" ise sonradan Musevi dinini seçen ancak Yahudi kanı taşımayan kimseye denir. "Ger", "Germen", "Gerçel", "Geren", "Ülger", "Erbelger" soyisimlerinde geçtiği gibi.


Sezen soyisminin ise (SZN), Sazanikos’tan türetildiğini sanıyorum. Dilber soyisminin ise Levi soyismi ile bağlantılı olduğu iddia ediliyor.

Sabetaycilarin iki ismi (ilk isim + orta isim) vardir, bunlardan biri yahudi ismini temsil eder. Mehmet ismi de Islamiyetle beraber bu ismi alan Sabetay Sevi yi simgelemekteydi. Özellikle ilk isim olarak kullanilir. Mehmet Ali, Mehmet Bülent vb. Karakaşlarda, doğan ilk erkek cocuguna Osman ismi verilirdi. Nadiren de olsa bu gelenek sürmektedir.

Sabetaycilarda gunumuzde yaygin olan bir gelenek ise, doğan çocuğa annesinin ya da baba-annesinin kızlık soyismini vermektir. Burada onemli olan kokenini ya da soy agicindaki aile icinde kaybolmak uzere olan soyisimleri, yeni dogan cocuga ön isim olarak vererek o soyismini yasatmaktir. Böylece Türkçeye daha önce hiç kullanılmamış yeni ön isimler de katılmış olur.

Sabetaycılar sadece Selanikli değillerdir. Üsküp, Kavala, Serez, Teselya, Drama, Niş, Kırım, Sofya, Girit, Rodos, İşkodra, Mayadağ, Filibe, Sakız, Midilli gibi yerlerden göç edenleri vardir. Halen, Makedonya’da bazi köylerde yaşayanlar bulunmaktadir. Arnavutlukta halen Osman Baba’ya saygı ve hürmet duyan Arnavut Bektaşileri vardır. Özellikle Amerika Birlesik Devletlerinde yaşayan Türkiyeden göçmüş bir lobimsi cemaat mevcuttur, Israil’e göç edenleri ve Remle kentinde yaşayanları bulunmaktadir. Danimarka, Polonya ve Almanyadada Sabetayistler bulunmaktadır. 

Karakaşlarda, Orta Asya’dan göç etmiş kanısı uyandıracak şekilde aldatıcı bir çekik gözlülüğe rastlanır. Bu çekik gözlülük, Samsun-Izmir-Istanbul üçgenindeki Kırımçaklarda da raslanır. Genel olarak akrabalıklar, İstanbul-Izmir-Adana-Bursa-Ankara arasında olur, bazende bunların arasına Konya-Samsun-Eskişehir-Edirne gibi yerlerinde eklendiği görülmüştür.

Sabetayci aileler ve Museviler genelde ayni Türk ilk ismi kullanabilirler. Cunku bu isimlerin Ibranice karsiliklari vardir. Yine de Sabetaycilar isim olarak daha genis bir yelpaze de isim secerler. Örnek olarak: Leyla, Sena, Verda, Beril, Yasemin, Yıldız ve Sibel isimlerini her iki gurupta kullanirken, Bahar, Bige, Feriha, Zuhal, Selin, Nesrin, Nil, Nilgün, Pamir, Suzan, Siret, Nüket, Nükhet, Sevil, Zerrin, Berrin, Nevin, Beyza, Güzin, Dilek, Melike, Nazlı, Esra, Suna, Okşan, Rana, Inci, Jale, Rez(z)(s)an, Ren(n)an, Rezin, Roksan, Reksan, Neş’e, Deniz, Fulden, Banu, Belkis, Ipek, Zeynep, Halide, Serra ve Bedia ismini Sabetaycılar kullanir. Ayşe, Emine Hatice ve Fatma isimleri ilk isim olarak geçer. Erkek isimlerinde de ornegin Sabetayci gurup eski jenerasyonda coğunlukla Nejat, Emin, Bülent, Baha, Nuri, Üstün, Haluk, Ender, Mehmet Ali, Ferdi, Feridun, ilter, Çetin, Fevzi (Viktor), Coşkun (Joshua), Can, Ömür, Hayati, Ateş, Pertev, Sahir, Sefa, Yekta, Vedat, Tahir, Talat, Nail, Faik, Demir, Vedia, Süreyya, Reha, Ünal, Ekrem, Hayri, Yahya, Çelik, Turgay, Üstün, Haluk, Hulki, Faruk, Ender, Mehmet Ali, Şerif, Edhem, İbrahim Ethem (kapancilar) kullanirken, Museviler bu isimleri kullanmazlar. Ayrica, Ismail, Ziya, Faruk, ve Mustafa isimlerini Karakaşlar kullanırlar. Bu isimlerle birlikte, Sabetaycilar birbirine sesçe oldukça benzeyen Nazim, Cazim, Kazim isimlerini de kullanmislardir. Hasan ve Abdurrahman göbek ismine de sikça raslanir. Abdurrahman Efendi’yi temsil eder. Hem erkekler hem kadınlar Ayhan ve Ilhan isimlerini kullanabilirler. Şimdiki cenerasyonda ise en yaygin olarak Emre (Amirah), Emir (Amir), Can, Kaan, Kerim, Kerem, Ekin, Berk (Barak), Cem (Sem), Akın, Eren, Alp, Ömer, Oral, Ender, Berkay, Tunç, Uğur, Efe, Hakan, Demir, Haluk, Ata vb isimler kullanilir. Ibranice isimler Ari (Ali, Eli), Albert (Alper, Alp), Leon (Aslan), Aaron (Harun), izak (izzet), Murat (Marat), Omer (Ömer), Selim (Salim), Rifat, Samuel (Cemal, Kemal), Erol, Yusuf (Yasef), Yakup (Jacob), Yahya, Nedim, Naim (Naim), Metin, Hakan, Cem (Shem), Melih, Cüneyt, Musa (Moshe), Hayati (Hayim), Sami, Sinan, Semih vb. parantez içinde Türkçeleri verilmistir.

Bu ay öne çıkanlar