Adnan Menderes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adnan Menderes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2017-05-12

İddialar doğru mu? Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, Sabetayist gizli Yahudi Adnan Menderes'e ve Demokrat Partiye destek verdi mi? | Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, adnan menderes, adnan menderes yahudi mi, namık gedik, osman bölükbaşı, içimizdeki israil, masonlar, süleyman hilmi tunahan, süleymancılar, süleymanlılar, cemaat, tarikat

Süleymanlılar hiçbir zaman Menderes'i desteklemedi.


Her şey yanlış biliniyor...

Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Adnan Menderes'e ve Demokrat Partisine karşı, yani İçimizdeki İsrail'e ve Masonluğa karşı, devasa bir mücadele verdi...

Menderes çokça küstahlaştığı bir anda, asılacağını yüzüne söyledi. Menderes'in kendisi gibi küstah ve İslam düşmanı içişleri bakanı Namık Gedik'in cesedi bir çöp arabasında bulundu... Vakti zamanında Namık Gedik, Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin mübarek naaşı Fatih Camii haziresine defin edilmek istendiğinde, bu define daha öncesinden Bakanlar Kurulu izin vermiş olduğu halde mani çıkartmış, engellemiş ve bir de "Açın Karacaahmet'te bir çukur, gömün gitsin" demişti.

Süleyman Efendi hazretleri yakın talebelerine daha en başından "Bu Menderes Müslüman değil" dedi. Menderes üzerinden bu millete çok büyük tuzaklar kuran Siyonistlerin, Masonların ve Sabetaycıların planlarını bozmak için Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) lideri Osman Bölükbaşı'nı destekledi. Adnan Menderes ve onu oynatan Siyonistler ise, Bölükbaşı'ndan o kadar çok çektiler ki, o meclise giremesin diye Kırşehir'i il olmaktan çıkartıp ilçeye çevirdiler.


Saatler sürecek bir gerçek tarih turu için, her işinizi bitirip videoyu açın ve koltuğunuza yaslanın...

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

2013-08-27

Türkiye'nin gerçek yakın tarihinin önemli şifreleri: Türkiye'yi kim kurdu?


Türkiye
Türkiye

Yahudiler, 20. asırda içimzdeki hain Sabetayist Yahudilerle bir olup iki devlet kurdular; Biri Türkiye, diğeri İsrail...

- Sözde Cumhuriyetiz ama Anayasamızın gizli maddeleri var?

- Merkez bankamız çok ortaklı bir anonim şirket... Ne statüsü ne ortakları doğru düzgün belli değil... Paralarımızın üzerinde "Türkiye Cumhuriyeti" ifadesi bile yazmıyor...

- Genel Kurmay başkanlarımız Yahudilerin ibadethanesi Ağlama Duvarında ağlayıp duruyorlar...

- Türkiye’yi kurduğu iddia edilen Mustafa Kemal’den tutun da, günümüze gelene kadar, meşhur idarecilerimiz,askerlerimiz, bürokratlarımız hep Sabetaycı Yahudi kökenden çıkıyorlar...

- % 99’u Müslüman olan bir ülkede başörtüsünü bunlar mı yasaklıyorlar?

- PKK’yı bunlar mı bilerek bitirmiyorlar?

- Yeni Türkiye devletinin resmen tanındığı Lozan’da bizi neden Yahudi Hahamı Haim Nahum temsil etti?

- Ünlü Sabetaycı Yahudi Orhan Pamuk Amerika’da bir panelde neden “Modern Türkiye Cumhuriyeti’ni biz kurduk” dedi...

Sahi! Biz Kore Savaşı'na neden dahil olduk? Şimdi Suriye'yi neden vuracağız?

kore savaşı
kore savaşı

Kendisi de Sabetayist bir gizli Yahudi olan ve "İçimizdeki İsrail"in stratejileri, ABD'li büyük büyük Masonların onayı ile iktidara getirilen ve o yıllarda Komünizme kayması riski çok yüksek olan Türkiye'yi bu tehlikeden koruyup Batı nüfuzunda tutma görevi verilen  Adnan Menderes,  "Biz yavrularmızı Kore'ye, savaşmaya değil, barışı tesis etmeye gönderiyoruz" diye yalanlar anlatmıştı millete...

Halbuki Menderes'in 
Başbakanlık Başmüşaviri olan Ahmet Salih Korur bile, Türkiye Masonlarının Maşrık-ı Azamıydı. Bağlı olduğu ABD başkanı ve aynı zamanda en üst dereceli Mason olan Herry Truman "Türkiye'nin Kore'de batağa saplanan ABD ve müttefiklerine yardımcı olması ve cephede savaşacak asker temin etmesi" için gerekenlerin yapılmasını emretmişti hem Korur'a, hem Menderes'e hem de Menderes'in kabineleri içinde bulunan çok sayıda Kripto Yahudi ve Masona...

Bizim mahallede bir ihtiyar Hüseyin Amca var. Hala sağ... Kore gazisi.. 4. seferde Amerikan gemisi ile gidenlerdenmiş. Yolculuk gemi ile bir aydan fazla sürmüş anlattığına göre...

Her şeyi güzel güzel anlattı da, bir gün, "İyi de Hüseyin Amca! Siz Kore'ye niye gittiniz? Elin Komünisti ile Hıristiyanının arasına bedenlerinizi niye siper ettiniz?" diye soruverince bir tuhaf oldu. Yeminle söylüyorum ki gık etmedi. Usulden bir bahane bile bulmadı. Bulamadı...

2012-04-19

Hepsi de aynı yere çalışıyor, Kripto Yahudilerin maskeleri iniyor; Alparslan Türkeş de kripto Yahudiydi...

Türkiye'de bir kaç milyon kripto yahudi var...
Hepsi de aynı yere çalışıyor, Kripto Yahudilerin maskeleri iniyor; Alparslan Türkeş de kripto Yahudiydi...

Alparslan takma adını kullanan Kripto Yahudi Hüseyin Feyzullah Türkeş'in bağlı olduğu Arusilik, hak tarikatlardan biri olan Şazeli tarikatının koluydu. Bu tarikatı ve kollarını ele geçiren kripto Yahudiler, Arusiliği de aynı Mevlevilik gibi aslından kopardılar... Bâtıl bir ayara soktular. Sanatçı Çelik'in annesinin okuduğu sözde ihahilerle, kadın-erkek bir arada sözde zikirler yaptılar...

Arusiliğin son dönemdeki sözde şeyhlerinden Ömer Fevzi Mardin'in annesi bir Fransızdı... Türkeş'in hayatının bir çok zor anlarında Ömer Fevzi Mardin'in kritik yardımları oldu. Zaten sadece Türkeş değil bütün cemaat aynı zamanda gönüllü ajandılar. Amerika'nın CIA'i, İsrail'in Mossad'ı ve İngiliz istihbarat birimleri ile yakın bir ilişki içindeydiler...

Sadece bu bilgilerden yola çıkıp araştırdığınızda bile, Osmanlı'yı yıkanların ve yeni Türkiye Cumhuriyetini kuranların, Türkçülüğü ve Kürtçülüğü kuranların aslında hep Kripto Yahudiler ve Sabetaycılar olduğu gerçeğine ulaşmanız mümkün...

Dünya liderleri olan ülkelerin de desteklerini alarak, o ülkeleri idare eden Dünya Yahudi Konseyi'nin de desteğini alarak Türk milletini neredeyse tarihten sildiler. İslam'ı yasak edip Türkçülüğü bir din haline getirmek istediler. İslam'dan soyutlanmış bir Türkçülük gayreti içine girdiler.

Bakın; Annesi bir Fransız olan Arusi şeyhi(!) Ömer Fevzi Mardin ve Evanjelist rahip Buchman Türkiye'nin Kore'ye asker göndermesinin "manevi" tarafını inşa etmişlerdi.

Şeyh(!) Mardin'in kitabının adı: "Kore Savunmasına Katılmamızda Dini ve Siyasi Zaruret." idi... Halbuki "Bizim Kore'de ne işimiz vardı?" sorusuna hala daha doğru düzgün cevap verebilen hiç kimse çıkmadı...

Evanjelist rahip Buchman, Sabetayistlerin Yakubi kolundan olan Ahmet Emin Yalman ve Fener Rum Patriği Atenagoras birlikte Eyüpsultan Camisi'ne gidip dua bile etmişlerdi.

Atenagoras Kuzey ve Güney Amerika başpiskoposu iken bir gecede Türk vatandaşı yapılarak ABD Başkanı Truman'ın özel uçağı ile İstanbul'a getirilip Fener Rum Patrikhanesi'nin başına oturtulmuştu.

Sabetayist başbakan Adnan (Ertekin) Menderes, Atenagoras'ın elini öpmüştü.

"Manevi Cihazlanma Derneği" Türkiye'de Ankara valiliğinin 11 Kasım 1966 tarih ve 6/7285 sayılı izniyle kamu yararına çalışan dernek statüsünde kuruldu.

Derneğin başkanı dönemin İstanbul valisi ve önde gelen masonlardan Prof. Fahrettin Kerim Gökay'dı.

Gökay, "İslami hassasiyetleri" ön planda olan, 11 Ekim 1951'de kurulan İlim Yayma Cemiyeti'nin de kurucuları arasındaydı. Derneğin diğer kurucularından biri Said Nursi'nin avukatı Seniyüddin Başak'ın olması herhalde tesadüftü. (?)

Bir başka tesadüf de, derneğe en büyük desteğin masonlar tarafından yapılmasıydı.

Tekrar günümüze dönelim.

Ilgaz Zorlu, Tempo dergisinde yayınlanan mülakatında şunları söylüyor:

"Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) tamamlandığında Türkiye'de adı demokrasi olan Sabataycı oligarşik yönetim hâkim olacaktır… Türkiye Sabataycıları ABD Musevi lobisinde önemli bir konumdadırlar. Türkiye Yahudilerinden daha güçlüdürler. Ayrıca devlet içindeki konumları ve örgütlenmeleri Yahudilerden daha kuvvetlidir… Sabataycıları bir arada tutan dini bir argüman değil, ortak çıkarlarıdır. Cemaat mensupları birbirlerini tanıdıklarında birbirlerine yardım ederler. Sabataycı olmayan birinin Sabataycı cemaatine girmesi mümkün değildir."

Yine, Arusiliğin diğer kripto Yahudi Şeyhi(!) Harun Kan'dı.. Harun Kan'ın gerçek adı; "Aaron Kanduyati” idi...

Aaron Kanduyati İspanya’dan Türkiye’ye göç etmiş Sefarad Yahudisi, 1931 yılında Çanakkale’nin Gelibolu İlçesinde doğuyor, daha sonra Istanbul’a geliyor ve İstanbul’a geldikten sonra müslümanlığı kabul etmiş görünüyor... Harun adını alıyor. Aaron Kanduyati Müslüman(!) olduktan sonra Arusi Tarikatı’nın şeyhi Aziz Çınar Efendi’ye bağlanıyor. Sadece Şeyhliği ele geçirmek isteyenleri değil bütün hepsi kendilerini Müslüman gösteriyorlar.

Artık, 1800'lerin başlarından beri İslam tarikatlarının içine sızan hatta bazılarını tamamen kontrolü altına alan kripto Yahudiler derhal deşifre edilmeliler... Özellikle bütün tarikat ve cemaatlerin yasaklandığı Cumhuriyet'in ilk devirlerinde hiç bir yasaklamaya tabi tutulmayan ve Genel Kurmay başkanı Fevzi Çakmak'ın bile dizinin dibine diz çöktüğü sözde Şeyh Küçük Hüseyin Efendi deşifre edilmelidir. Küçük Hüseyin Efendi'nin kendinden önceki şeyhi Feyzullah Efendi'dir. Türkeş'in babası da bu kripto yahudi sözde şeyhlere muhabbetinden dolayı Türkeş'in adını Hüseyin Feyzullah koymuştur. O ise meydana Alparslan takma adı ile çıkmıştır.

Ha, bu arada kimliğinde Musevi yazdığı halde Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarı başında ölü bulunan ünlü iş adamı Üzeyir Garih'in neden cesedinin orada bulunduğu, kendisi bir Yahudi , küçük Hüseyin Efendi bir Müslüman şeyhi biliniyorken neden her hafta onun mezarını ziyarete gittiği de sorgulanmalıdır.

22 sene boyunca Genel Kurmay başkanlığı yapmış olan Fevzi Çakmak'ın öldükten sonra neden Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarının yanıbaşına defin edildiği de, Çakmak'ın eşinin daha sağlığında evlerini neden Yahudi cemaatine hibe ettiği ve sinagog yapıldığı da araştırılmalıdır. Bunları araştırmak suç değildir. Aksine büyük bir vatan hizmetidir.

Bu sahte şeyhler deşifre edildiklerinde, bunların siyasi ve ideolojik uzantıları da zaten peşi sıra çorap söküğü gibi meydana çıkacaktır.

|mfs

2012-03-19

Sabetayist Adnan Menderes Soy Adını Değiştirmiş

Sabetayist Adnan Menderes Soy Adını Değiştirmiş

Kripto Yahudi Adnan Menderes'in ilk soyadının ERtekin olduğunu ve -ER ekinin sabetaycı hain yahudilerde sıklıkla bir şifre olarak kullanıldığını belirtmiştik...

Şimdi Menderes'in memleketi Aydın'ın bu güne kadar ki belediye başkanlarına bakalım dedik... Dikkat çekici isimler var;
Aydın'ın ilk belediye başkanı, Fuat Şahin ERlaçin..
İkinci belediye başkanı ise Ahmet Emin ERkayın...
Hele bir tanesi var, M. Doğan UluERgüven... Hem "ulu" şifre hem de "er"...
Sökmensüer soyadı kadar olmasa da epey dikkat çekici... 

Ne tuhaf, yakın tarihimizde hem Müslüman ve Türk adı taşıyıp da hem de bu milletin dinine imanına, kültürüne, yaşam tarzına ve tarihine savaş açarsasına müdahale edenlerin hepsi birer birer Sabetaycı hainlerden çıkıyorlar...

Biz yanlışı nerede yaptık? Bu Yahudiler İspanya'dan kovulduklarında, vatansız kaldıklarında bunlara topraklarımızı açıp, sahip çıkıp, insani vazifemizi yaptık diye suçlu muyuz yani?

Dünyada başka hangi millet/ırk, bunca akıl ötesi nankörlüğü ve namertliği ve hainliği yapabilir? Bir de dokunsak hemen ağlıyorlar; "Biz Yahudiler çok büyük acılar çektik. Hep katl edildik" diye.. Siz geçmişte de böyle idiyseniz elbette katl edilirsiniz... Bakalım günümüzde akıbetiniz ne olacak?

Ha, bu arada, belediye başkanları arasındaki İlhami ORtekin de araştırlılmalı...
Ne demişti, ahlaksız, haysiyetsiz, namussuz Sabetayist Cemil İpekçi?
"Türkiye de çok çok 40-50 tane sabetayist vardır" dememiş miydi? Hadi gülelim şimdi..

Ali Adnan Menderes, 1934'te soy adı kanunu çıktığında kendisine ERTEKİN soy adını almıştı. Kendisi ile bir nevi aile gibi olduğu çok yakın arkadaşı Edhem, kendisine MENDERES soy adını alınca Ali Adnan da sonradan soy ismini değiştirip ERtekin yerine Menderes yaptı. Sabetayistlerin Karakaşi koluna mensup bulunan Ali Adnan Menderes'in Edhem Menderes ile bu derecede yakınlığı çok ciddi iddiaları da peşinde getirmişti. İddialara göre bu ikili eşcinsel bir evlilik yapmışlardı ve Menderes'in eşi Berrin Hanım'ın da bundan haberi vardı...

İlgili konu:
Sabetayistler nasıl isim seçerler?

2012-02-13

Koca dava adamı intihar eder mi? Dava adamı gibi gözüken Sabetaycı ise eder; Ali Adnan Ertekin Menderes

Koca dava adamı intihar eder mi Dava adamı gibi gözüken Sabetaycı ise eder; Ali Adnan Ertekin Menderes


Adnan Menderes Yassıada'da çok sayıda uyku hapını bir anda yutarak intihar etmeyi tercih etmişti. Kapıdaki nöbetçiler Menderes'in uykudaki halinde bir tuhaflık olduğunu fark edince derhal müdahale edildi ve midesi yıkanan Menderes kurtarıldı...

28 saat uyuduktan sonra ancak uyandırılabilen Menderes'in eçcinsel ilişki yaşadığı arkadaşı Edhem Menderes ile görüşmesine izin verildi...

Menderes, eğer bu davalardan kurtulabilirse, memleketi Aydın'daki çiftliğine yerleşip siyasetten tamamen uzaklaşacağını söyledi, soyadını aldığı Edhem'e... Ama bu sözleri söylerken son gelişmelerden haberi bile yoktu...

O ölümle mücadele verirken Yassıada mahkemesi son kararları açıklamış ve 15 kişiyi idama mahkum etmişti bile... Milli Birlik Komitesi de kararları onaylayınca Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan gece üçe doğru idam edilmişlerdi... (Fatin Rüştü Zorlu da Adnan Ertekin Menderes gibi sabetayistti. Tevfik Rüştü Aras'ın kızı ile evlenmişti.. Türkiye tarihinin en büyük hırsızlık çetelerinden birini kurması ve yüzde on komisyon ile iş çözmesi ile tanınmıştı... )

Artık Menderes için her şey çok geçti...
(Tıpkı Erdoğan için her şeyin çok geç olması gibi...)

Menderes, tedavi için başka bir adaya götürüleceği söylenerek kandırıldı ve askeri bota bindirildi. Ama İmralı'ya götürüldü... İmralı'ya Ayak basıp ilerlerlerken bir köşe daha dönülünce bir anda idam sehpası görünüverdi... Menderes, ayaklarının üzerine basamaz bir hale geldi, dizleri tutmadı ve tabiri caizse iki askerin kolunda sürüyerek sehpaya kadar götürüldü... Öyle kahramanca, bir dava adamına yakışır surette, dimdik falan ölmedi...

Bu, sabetaycı hainlerin ilk kılıç kalkan oyunu değildi.. Daha önce de Atatürk'e suikast iddiası ile 15 kişi idama mahkum edilip asılmıştı.. İzmir Suikasti diye anılan ve hiç bir suikast teşebbüsü bile olmayan ama 15 kişiyi idama götüren hadise de aslında Sabetaycıların kapani kolu ile karakaşi kolunun iç mücadeleleriydi...

Bu davada asılanlardan Cavid Bey Osmanlının son zamanında İttihat ve Terakki partisinin maliye bakanı ve Karakaşi sabetaycıların da dini lideriydi...

Yine asılanlar arasında bulunan Doktor Nâzım Bey de İttihat ve Terakki fırkası ileri geleni ve Sabetayistti...

Menderes'in ve etrafındaki sabetayistlerin çeşitli bahanelerle ekarte edimesi ile de sabetaycıların iç çekişmesi bitmedi.. Günümüzde bile bir çok ciddi hadisenin asıl sebebi bu iç çekişme...
Ama artık farklı bir durum var.. Tamamen deşifre oldular ve internet basınını kontrol edemedikleri için hiç bir gerçeği gizleyemiyorlar...

2012-02-11

Adnan Menderes, Metresi Ayhan Hanım’ı babasından ister gibi kocasından istedi

Adnan Menderes,  Metresi Ayhan Hanım’ı babasından ister gibi kocasından istedi



’Büyük aşkın’ bilinmeyen ayrıntıları!

'Menderes, Ayhan Hanım’ı babasından ister gibi kocasından istedi'


Opera sanatçısı ve Adnan Menderes’in ’büyük aşkı’ Ayhan Aydan, dün son yolculuğuna uğurlandı. Aydan’ın ölümüyle bir dönem de kapandı. Yazar Yılmaz Karakoyunlu bu tarihi aşkı, ’Yorgun Mayıs Kısrakları’ eserinde su yüzüne çıkmamış ayrıntılarıyla kaleme almıştı. İşte kitaptan çarpıcı anılar...

Perşembe günü 85 yaşında İzmir Alaçatı’da hayatını kaybeden Ayhan Aydan kuşkusuz Türk operasının en önemli seslerinden biriydi. Ancak adını asıl duyuran, Adnan Menderes’le yaşadığı aşk oldu. Korkunç Yassıada Günleri’nde sevdiği adamı, herkesi tir tir titreten Başyargıç Salim Başol’un karşısında “Ben bu adamı sevdim hâkim bey, siz sevginin ne olduğunu bilir misiniz?” sözleriyle savunacak kadar güçlüydü aşkı. Ve aynı ölçüde karşılıklıydı. Adnan Menderes, evli olmasına rağmen ilişkisini saklamadı. Hatta “Yorgun Mayıs Kısrakları” adlı anı romanı kaleme alan Yılmaz Karakoyunlu’nun deyimiyle, “Babasından ister gibi istedi, Ayhan Hanım’ı kocasından...” Menderes’in asılmasının ardından neredeyse yarım asır sürecek bir sessizliğe gömülen Ayhan Hanım, ilk kez Karakoyunlu’ya anlatmıştı anılarını. İşte kitaptan yasak aşkın en mahrem ayrıntıları...

Evliliği nihayete erdireceğim

Ayhan Hanım eşinden (Orkestra şefi olan Hasan Ferit Alnar) boşanmak istiyordu. Adnan Bey de aynı fikirdeydi. Ve Adnan Menderes, “Ferit Bey’le bizzat görüşeceğim” diyordu. Görüştü de (Başbakanlık makamında)... Menderes, Ferit Bey’i kapıda karşılamış, oturuncaya kadar da ayakta beklemişti. Söze Ferit Bey başlamıştı: “Bahsedeceğiniz meseleye birkaç gün önce vakıf oldum. Bir tesadüf bende bu sarsıntıyı yarattı. Doğrusu bu ilişkiyi daha duygu safhasındayken bilmek isterdim.”

Adnan Bey’in ikram ettiği sigarayı aldı ama yakmadı. Kül tablasının yanına koydu: “Bu ilişkiyi sadece sizin cesaretinizin sağlamış olmasını mümkün görmüyorum. Ayhan’ın kolayca farkına varılmayan bir apaş yanı vardır. Münasebetlerinizin çok ilerlediğini ve hatta ev halkının desteğini bile aldığınızı öğrendim. Evliliğin nihayete erdirilmesi için avukatıma talimat verdim. En kısa sürede bu karar alınacaktır. Bu arada sizin de ziyaretlerinizi seyrekleştirmeniz hepimizin haysiyeti açısından takdire şayan davranış olur.”

Adnan Bey ne diyeceğini şaşırmıştı. İnisiyatifi Ferit Bey ele almış ve görüşmeyi istediği gibi sonuçlandırmıştı. Adnan Bey bu görüşmeyle ilgili olarak arkadaşı Ethem Bey’e, “Beni hiç yormadı. Hiçbir ricama hacet kalmadan istediklerimin hepsini verdi. Ama beni görüşmekten men etti” demişti...

İnönü: Gömün bu bahsi

Gözlerden uzak yaşanan Adnan Menderes-Ayhan Aydan aşkı her geçen gün daha tutkulu bir hal alıyordu... Ancak, Başbakan Menderes için hiçbir şey süt liman değildi; siyasi yaşamı da aşk hayatı kadar karma karışıktı. CHP muhalefet baskısını artırmıştı. Özellikle Demokratlar’ın CHP Milletvekili Kasım Gülek için yaydıkları ‘sünnetsiz’ dedikodusu siyasi arenadaki çekişmeleri tırmandırmıştı. Diğer bir deyişle Demokrat Parti bu dedikoduyla ‘bel altından’ vurmuştu. Gerek bu siyasi çekişmelerin, gerekse yasak aşkın en ateşli olduğu günlerde CHP’nin yayın organı Ulus Gazetesi’nin eline müthiş bir fotoğraf geçmişti. Başyazar ve CHP eski Milletvekili Nihat Erim yazı işleri müdürünün odasına girdiğinde Hürriyet Gazetesi muhabiri Emin Karakuş, yazı işleri müdürü Cemal Sağlam’a işaret etti:

‘Şefkatle sevdiğim kadına...’

Göster şu resmi arkadaşımıza...


Sarı zarfın içinden çıkarılan fotoğraf Emin Karakuş’u dehşete sevk etti. Cemal Bey’e döndü:

Sor bakalım bu beyefendiye, bu resmi hakikaten basacak mı?

Cemal Bey’in muhatap olduğu soruya Nihat Erim sert bir cevap verdi:

Elbette! Bu Demokratlar kendilerini ne sanıyorlar ki? Üç günlük iktidarın sarhoşluğunda gözümüzü korkutacaklarını nasıl hayal edebiliyorlar?

Nihat Erim’in ‘basarız’ tehdidiyle Demokratları yola getireceğini sandığı fotoğraf bir bayana aitti: Ayhan Aydan’a! Fotoğraf, Menderes tarafından imzalanmıştı. Ve şu not düşülmüştü: ”Şefkatle sevdiğim kadına.” Fotoğraf yasak aşkın belgesiydi. Gazetelerde yer alması Demokrat Parti’nin ve Menderes’in siyasi geleceğinde tamiri imkansız yaralar açabilirdi. Ancak Ulus Gazetesi fotoğrafı basmaya cesaret edememiş ve İsmet Paşa’nın direktifini alma ihtiyacı duyulmuştu. Erim, Paşa’ya konuyu uygun bir üslupla çıtlatmış, sakin tavırlarından cesaret alarak fotoğrafı görmesi için önündeki sehpaya koymuştu. İsmet Paşa fotoğrafı görünce ayağa kalktı. Fotoğrafı parmak uçlarıyla Erim’e doğru itti, sonra kapıya doğru yanaşıp ardına kadar açtı: “Nihat Bey! Mahremiyete saygımın farkına varılmamış olmasına üzüldüm. Böyle seviyesiz oyunlara itibarım yoktur. Gömün bu bahsi ve bir daha açılmasına izin vermeyin.”

Yasak aşkın meyvesi: Dünyam

Adnan Menderes’le Ayhan Aydan aşkı zaman zaman sekteye uğruyor; ufak tartışmalara sahne oluyordu. Ancak tüm bunlara rağmen Adnan Bey’in en büyük arzusu Tatarı’ndan bir çocuk sahibi olmaktı. Ve Ayhan Hanım çok geçmeden müjdeli haberi verdi: ‘Hamileyim!’ Ancak Ayhan Hanım’ı çok zor bir doğum bekliyordu. Adnan Bey İstanbul’daydı. Ayhan Hanım’ın hamileliğini ilk gününden beri izleyen Dr. Alaaddin Bey bir başka hastasının acil doğumu için hastaneye gitmişti. Ayhan Hanım’ın ise sancıları tutmuştu, erken doğumun getirdiği sıkıntılar yoğunlaşıyordu. Sonunda Dr. Alaaddin Bey’e ulaşıldı ve Ayhan Hanım Zeynep Kamil Hastanesi’ne yetiştirildi... Bebek 8 aylık doğmuştu...

Ayhan Hanım acılar içindeydi. Bebek kucağına verilince sıkıntılardan kurtulmuş gibi rahatladı... Yüzüne uzun uzun baktı; Adnan Bey’e ne kadar benziyor... Adını Dünyam koyuyorum... Ancak Dünyam’ın ömrü çok kısa sürmüştü: 5 saat. Hastanenin koridorları Ayhan Hanım’ın çığlıklarıyla çınladı. Bu olay Ayhan Hanım’la Adnan Bey’in arasını açmıştı. Çünkü Ayhan Aydan’ın kulağına başvekilin başka kadınlarla birlikte olduğu da geliyordu. Kimseye haber vermeden apar topar Hambourg’a gitmişti. Aşkları büyük darbe almıştı...

La Boheme operası onun için oynandı

İZMİR’İN Çeşme ilçesi Alaçatı beldesinde kronik akciğer rahatsızlığına bağlı solunum yetmezliğinden perşembe günü akşam saatlerinde 85 yaşında hayatını kaybeden opera sanatçısı Ayhan Aydan, toprağa verildi. Alaçatı Pazaryeri Camii’nde öğle namazı sonrası kılınan cenaze namazı ardından Alaçatı Mezarlığı’na defnedilen Aydan’ı son yolculuğuna ailesinden yeğenleri ünlü tiyatrocu Ege Aydan, eski milli basketbolculardan Efe Aydan, kardeşi ile evli ünlü tiyatroculardan Sevda Aydan, manevi kızı Zaliha Ulutaş, damadı Metin Ulutaş, Ulutaş çiftinin kızları Aydan Ulutaş, yakınları, sevdikleri ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Yardımcısı Şadi Erdoğan, İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü Aytül Büyüksaraç, sanatçılar uğurladı. Manevi kızı Zaliha Ulutaş ve kızı Aydan Ulutaş’ın gözyaşlarını tutamadığı törende Sevda Aydan da güçlükle ayakta durdu. Ayhan Aydan’ın erkek kardeşiyle evlenen, ‘ Kaynanalar ’dizisindeki ‘Tijen’rolüyle bilinen tiyatro sanatçılarından Sevda Aydan, sık sık görüştüklerini söyledi: “Benim ondan, onun benden başka kimsesi yoktu” dedi. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Yardımcısı Şadi Erdoğan, sanatçıların çok zor yetiştiğini belirterek, “Bir yıldızımız daha kaydı” dedi. İzmir Devlet Opera ve Balesi de dün gece, daha önce Ayhan Aydan’ın sahneye çıktığı La Boheme adlı operayı kendisine ithaf ederek sahneye koydu.

(Arzu ÇETİK / İZMİR)
21/02/2009
VATAN

Bu yapılan ayıptır. Aşka haksızlıktır. Zina gizleniyor, adı da aşk oluyor; Adnan Menderes'in Zinaları

Bu yapılan ayıptır. Aşka haksızlıktır. Zina gizleniyor, adı da aşk oluyor; Adnan Menderes'in Zinaları



Menderes’in Zinasını “Aşk” Diye Yazıyorlar!.. Necati Doğru
Yazı ve şiir tarihi boyunca ne kadar çok tarifi yapıldı: Bir eylem. Bir saldırı. Bedensel ihtiyaç. Ruhsal yücelme. Bir av. Duyguyu metalaştırma. Kirlenmenin bir başka yolu. Hürriyetten kaçmanın bir başka aracı. Kendini esir kılmanın cinneti.
Bir duygu.
Bir oyun.
Hormonun dürtmesi.
Bir kişilik gösterisi.
Ruhsal bir problem. Bir mikro görüntü. Bir pataloji. Bir sahne oyunu. Kişinin özveri ihtiyacını; “Senin için ölebilirim” diye ifade edebilmesinin bir başka biçimi.
Saf sevgi.
Bir sahiplenme.
Tekelci bir ihtiras.
Bir bakıma sapıklık.
Aşırı ego şişmesi.
Kişinin “aklın ışığı dışına çıkarak” kendine biçtiği bir seneryo. Travmatik bir deneyim. Bir tür “terapi” diyen de var. Bence en iyi tarifi büyük şair Neyzen Tevfik; “Çıt işitsem gelen odur sanırım…” dizesiyle yapmıştır. Son 20 yıl içinde bizim gazetelerde bazı arkadaşlar; kendilerini “aşkın yazarı” olarak ilan ettiler. TV programları da yapıp, “aşkların belgeselini” makas-macun-kes-yapıştır yönetmiyle çektiler, çekiyorlar.

***

Varsın çeksinler.
Aşk yazarı olsunlar.
Kimseye zararı yok.
Fakat “İnsan Atatürk’ün aşkları…” derken dün gazetelere baktım eski başbakanlardan rahmetli olmuş “Adnan Menderes’in yarı yaşında bir opera sanatçısı kadına devlet desteğiyle kotarılmış zinasını” da cinsel amaç taşımayan saf sevgi unsurlarıyla bütünleşmiş bir yüce aşk diye yazdılar.
Ayıptır!
Aşka haksızlıktır.
Adnan Menderes, Başbakan ve evli, 50 yaşında…Yüzde 56 oy desteği almış, kendini yasaların, Anayasa’nın, yargının, yürütmenin, basının üzerinde “dev ayanasında” görürken ve arkasında bir yığın dalkavuk ordusu; “Beyefendi…. Beyefendi…” diye el pençe olurken, yine evli 25 yaşında bir opera sanatıçısı kadını bir davette görüyor.
Kadın güzeldir, dişidir.
Başbakan Adnan, çapkındır.
Ege’de toprak ağasıdır.
Aileden çok zengindir.
Çapkınlığı ile ünlüdür.



***

Başbakan, Ziraat Bankası Genel Müdürü’nün verdiği davatte “Kim bu kadın” diye sorduğu anda dalkavuklar niyeti anlıyorlar. Kadının (öneceki gün 85 yaşında rahmetli olan Ayhan Aydan) telefonunu ve ev adresini temin ediyorlar. 20 yıllık evli 3 çocuk babası Başbakan, başbakanlığının gücünü kullanarak kadının operada görevli 6 yıllık kocasını, bir gece, bir görev için evden uzaklaştırıyor ve buluşmalar başlıyor. Kadının evine devletin siyah makam otosuyla geliyor. Gelir gelmez de önce banyoya girip yıkanıyor. Bizim çok hisli aşk yazarları; “banyoda yıkanmayı ve her üç günde bir kadının evine bir demet çicek göndermeyi” erkeğin bütün benliğiyle kadının ruhunda erimek arzusu(!) diye anlatıyorlar.
Başbakan eşinden ayrılmıyor.
İlişki böyle sürüyor.
Gazeteler biliyor.
Yazmıyor.
Zina gizleniyor.
Adı da aşk oluyor!

***

Bunun gerçek aşk olabilmesi için; daha başlangıçtan itaberen devlet destekli, makam arabalı, cinsel amaç taşımayan fakat saf, katıksız, temiz sevgi unusurlarıyla bütünleşmiş ve Başbakan’ın koltuğunu hemen bırakıp, eşinden de boşanarak bütün varlığını aşkı için eritecek duyarlılığa dönüştürmesi gerekirdi. Bizim yazar arkadaşlar, herhalde gerçek aşkı yaşayamadılar, tanışmadılar, bilmiyorlar. Aşkı küfürbaz maganda Recep İvedik kitle kültürünün saplantılı teması haline getirdiler.
Zinayı aşk yaptılar.
Aşka kıyıyorlar.
İnsan üzülüyor.

Necati Doğru
22 Şubat 2009
Vatan Gazetesi

2012-02-10

Kendisi Evli, Metresi Evli... Metresinden bir çocuk bekliyor ama bu arada İstanbul Emniyet Müdürünün eşini de metres ediniyor: Ali Adnan Menderes

Kendisi Evli, Metresi Evli... Metresinden bir çocuk bekliyor ama bu arada İstanbul Emniyet Müdürünün eşini de metres ediniyor: Ali Adnan Menderes


Kendisi Evli, Metresi Evli... Kendinin zaten çocuğu var, metresinin de çocuğu var... Kendi 50, metresi ise 25 yaşında... Metresinden veled-i zina bir çocuk bekliyor ama bu arada İstanbul Emniyet Müdürünün eşini de metres ediniyor, bu adam(!) hiç ama hiç boş durmuyor ve bütün sefil/rezil yaşamına rağmen Müslüman gençliğe kahraman olarak tanıtılıyor: Ali Adnan Menderes...

Can Dündar'dan okuyoruz ve Adnan Menderes'in toplum ahlakını zedeleyecek, genç nesillere kötü örnek olacak bir çok yüz karası kötü hareketini "aşk" ve "sevgi" gibi insani kelimelerle örtmeye çalışmasını kınıyoruz... Menderes'in, metresi Ayhan Aydan'ın hamileliği sırasında yine evli olan İstanbul Emniyet Müdürünün eşi ile de ilişkiye girmesini hiç yorumlamamasını da manidar buluyoruz...

_____

Ayhan Aydan
82 yaşındaki Ayhan Aydan, Menderes'in resmini başucunda saklıyor Her akşam onun için dua ediyorum


Bir dönem Başbakan'ın sevgilisi olmuş Ayhan Aydan, hâlâ onun resmini başucunda saklıyordu. Gerekçesini "Sevgililer Günü"ne yaraşır, sade bir cümleyle açıkladı: "Onu çok sevdim!"
Uçağım İzmir "Adnan Menderes" Havaalanı'na iniyor. Birazdan, havaalanına adını veren Başbakan'ın sevgilisiyle buluşacağım. Ayrılmalarından tam 50 yıl sonra...
1990'da "Demirkırat" belgeselini yaparken aramıştık.
Görüşmek istememişti.
Sonraki yıllar boyunca hem kendisinin, hem Menderes'in akrabalarıyla, yakın arkadaşlarıyla konuştum. Ona dair anıları dinledim.
Adnan Menderes'le aşklarına dair yazılan romanları okudum, sahnelenen oyunları seyrettim.
Yassıada tutanaklarını, gazete haberlerini elden geçirdim.


Gazetecilere yasak kapı
Herkes öykünün bir kısmını biliyordu. Lakin bütün verileri bir araya toplayınca ortaya gerçekten trajik bir aşk hikâyesi çıkıyordu.
Geçen 15 yılda konuya ısrarlı ilgim karşısında birkaç kez telefonla görüşmeye razı olmuştu.
Yüz yüze görüşme ise, nihayet ılık kış güneşinin ısıttığı bugün İzmir'de gerçekleşecekti.
Alsancak'taki deniz manzaralı dairenin kapısını çaldığımda heyecanlıydım.
Bir dönemin tanığıydı içerideki kadın...
Üstelik o dönem kapandıktan sonra kendisi de içine kapanmış, o dönem hakkında konuşmayı, anılarını yazmayı hep reddetmiş, fotoğraf çektirmemiş, evine gazeteci sokmamış, ısrarla susmuş, susmuştu.
Bir ayrıcalığı yaşadığımın farkındaydım.
Rahatsızdı. Geniş, ışıklı salonun kanepesinde uzanmıştı.
Çıkık elmacık kemiklerinin biçimlendirdiği yüz örtüsü yılların yorgunluğunu ele verse de, yarım asır önce opera sahnelerini titreten billur sesi tazeliğini koruyordu.
Evin duvarlarında, 50 yıl önce Başbakan'ı baştan çıkaran o Ava Gardner çehresi gülümsüyordu. Bir de yağlıboya tablolarla son eşinin fotoğrafları...
Sehpalarda biblo filler vardı; başucunda her daim yanında olmuş vefakâr arkadaşları...
Servete boğulmuş bir mazi alameti yoktu ortalıkta; tersine tevazuun işaretleri vardı.


Suskun kahraman
Sırlarını mezara götürmeye yeminli insanlara saygım sonsuzdur.
Asla üstelemem. Mahremiyete girmem.
Ancak "Ayhan Aydan-Adnan Menderes ilişkisi", bir askeri müdahalenin hem de son derece sakil bir şekilde alenileştirdiği bir aşk...
Üstelik kahramanları sustukça dedikodunun pençesine düşmüş, yalan yanlış nakledilmiş, tarihe eksik kaydedilmiş bir ilişki...
Belki de bu görüşmeyi, samimiyetimin inandırıcı bulunması kadar, o yanlışların düzeltilmesi arzusuna da borçluydum.
"Nostaljik bir yolculuk" yaptık Ayhan Aydan'la...
82 yıllık bir ömrü, ilk basamaktan başlayarak adım adım tırmandık.
Sopranoluk günlerinin fotoğraflarına bakarken "Ne güzel günler geçirdik. Ah, gitti gençlik" sızlanması döküldü ağzından...
Bir fotoğrafta, Yassıada'da sevgilisine arkasını, hâkimlere önünü dönmüş bir şekilde "Adnan Menderes'i evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim" derken görünüyordu.
"Herkesin sustuğu dönemde bunları söylerken 'Başıma bir iş gelir' diye korkmadınız mı" dedim.
"Korkmadım" dedi ve ekledi:
"Bir iş gelecekse de Adnan Bey için gelsin dedim. Çünkü onu çok sevdim."


Gözyaşları
O sevgiyi hâlâ muska gibi yüreğinde taşıdığı belliydi.
Menderes'in fotoğrafı hâlâ yatağının başucundaydı.
Ve hâlâ her gün ona "Nur içinde yatsın" diye dualar ediyordu.
Aydın Menderes'in "Ayhan Hanım'ın Yassıada'da Menderes'e olan sevgisine sahip çıkması, kendisini yücelten bir olaydır. Bütün Türk milletiyle birlikte ben de ailem de takdir ettik" sözlerini hatırlatınca gözleri doldu.
"Ağlattınız beni" diyerek mendiline davrandı.
Zaten bu imkânsız aşk, doğduğu günden beri neredeyse sadece gözyaşlarıyla sulanmıştı.
Çapkın Menderes polis takibinde...

Adnan Menderes çapkın bir adamdı.
Bu, hem tanıkların, hem belgelerin doğruladığı bir gerçek...
Tempo'da (10 Şubat 2006) bu çapkınlığın devlet kayıtlarına nasıl geçtiğine dair bir haber var.
Daha 1946'da CHP, "DP milletvekili Menderes"i takibe almış.
Emniyet Müdürlüğü'nün 27.11.1946 tarihli izleme raporu şöyle başlıyor:
"Menderes saat 9.05'te otelden ayrılıp Mukaddes'in oturduğu apartmana girmiştir. Saat 19.00'da iç fenerler söndürülmüştür."
"Mukaddes", Menderes'in 1940'lardaki aşkı...
12 yıl süren bu ilişki Menderes'in Ayhan Aydan'la tanışmasıyla sona ermiş.
Belgeler kanıtlıyor ki, devlet daha 1946'da Menderes'in aşk hayatının peşindeymiş.
İlginçtir, 1960'ta Menderes devrildiğinde Ayhan Aydan'la aşkını ortalığa döken de yine aynı devlet olacaktı.
Barajda tanıştılar
Adnan Menderes, Başbakan olduktan kısa bir süre sonra tanıştı Ayhan Aydan'la...
Tanışma yeri, Ankara'nın 50'lerdeki sayfiye yeri Çubuk Barajı'ydı.
Barajda Ayhan Aydan'ın akrabası olan Ziraat Bankası Genel Müdürü Mithat Dülge bir davet veriyordu. Başkent'in göz alıcı lirik sopranosu Ayhan Aydan da operadan arkadaşlarıyla oradaydı. Hastalıktan yeni kalkmış, biraz da gönülsüz gelmişti. Eğlenceli masa kahkahalarla çınlarken davete Başbakan Menderes geldi. Genel Müdür, Başbakan'ı karşılarken Ayhan Aydan'ın "Mithat amca!" seslenişiyle operacıların masaya yöneldiler.
Herkes ayağa kalktı.
Başbakan masaya davet edildi.
Menderes daveti kabuletti ama baş köşeye değil, gözüne ilişen güzel sopranonun sandalyesine talip oldu.
Aydan bu ilgiyi görünce "Koltuğumda gözünüz var galiba" diye espri yaptı.
Bir süre sonra Aydan'ın ev telefonu çaldı. Telefonu evde bulunan arkadaşı Şadan Candar açtı.
Tanıdık bir ses Ayhan Hanım'ı istedi.
"Kim arıyor" diye sordu Candar...
Telefondaki erkek, adını vermek istemedi.
Aydan, telefona gelince, meçhul arayıcının Başbakan olduğunu anladı. Hayranlık cümlelerinden sonra Menderes, bir süre şehir dışında olacağını, dönüşte aramak istediğini söyledi.


Bu numara geçerli mi?
"Yine bu numara geçerli olacak mı?" diye sordu.
Bu, kibarca, "Boşanacak mısınız?" demekti. Çünkü Aydan, 6 yıldır orkestra şefi Hasan Ferit Alnar'la evliydi. Ancak tedavi gören eşinden ayrılmak üzereydi. Başbakan'a durumu izah edenşu cümleyi söyledi:
"Evet, bu numara her zaman geçerli olacak."
Artık 5 yıl boyunca Başbakan onu Sıhhıye, Sağlık Sokak adresindeki bu numaradan arayacaktı.
Sevgilisinin evine makam otosuyla geldi
Tanıştıklarında Menderes 50 yaşındaydı; Aydan 25...
Başbakan 20 yıldır evliydi; Aydan 6...
Menderes'in 3 oğlu vardı, Aydan'ın 1...
Aydan bunun bir "imkânsız ilişki" olduğunun farkındaydı. Ancak birkaç şey onu etkiledi: Biri Menderes'in ilk günden son güne dek süren kibarlığı, zarafetiydi.
Başbakan, tanıştıkları haftadan itibaren Sağlık Sokak'taki eve haftanın 2-3 günü çiçek göndermeye başladı. Çiçeklerin ne zaman solacağını takip ettiriyor, hemen tazelerini göndertiyordu. Asıl önemlisi, bu gelenek, ayrılmalarından sonra da sürecekti. Ta ki Başbakan Yassıada'ya düşüp çiçek gönderemez hale gelinceye kadar...
Daha da etkileyici olan, Menderes'in evli bir erkek olarak bu kadar rahat davranabilmesiydi. Başbakan, evi ilk ziyaretine "2" plakalı siyah makam arabasıyla gitmiş ve görüşmeden sonra, adeta dedikodulara meydan okurcasına Aydan'la sokağa çıkıp uzunca bir yürüyüş yapmıştı.
Böyle başladılar.


Yatma vakti evine giderdi
Artık Başbakan, resmi randevusu olmadığı akşamlarda iş çıkışı doğruca sevgilisinin evine gelecek, orada geç vakitlere kadar kalacak, sonra yatma vakti kendi evine gidecekti. Eşi ve çocuklarıyla kahvaltıda birlikte oluyordu.
Sağlık Sokak'taki eve kendisinden başka kim girse kıskanırdı. Bir seferinde Aydan bir gence iş için yardımcı olmaya kalktı diye kıyametleri koparmıştı. Operayı da bırakmasını istiyordu.
Buna karşın Ayhan Aydan da onu eşinden kıskanırdı.
Bir gün eşiyle bir davete katılacak olsa küser, bir süre görüşmezdi.
Belki de bu yüzden Menderes alyans takmaz, davetlere çoğu kez yalnız giderdi.
'Menderes o evde huzur bulurdu'
Dr. Mükerrem Sarol, Menderes'in sadece bakanı değil, en yakın arkadaşlarından biriydi.
Bülent Çaplı ile birlikte 1990'da "Demirkırat" belgeselini hazırlarken kendisiyle günler süren bir söyleşi yapmıştık. Orada Ayhan Aydan meselesi de açılmıştı. Ve Sarol, Menderes'in bu aşkta ne bulduğunu en samimi ifadelerle anlatmıştı:
"Adnan Bey çocukken Çine Çayı'nın kenarındaki salkım söğütlerin altına oturur, ağacın çaya sarkan dallarını, hayallerindeki Sarı Ayşe'nin saçlarına benzetirmiş.
Hepimizin gençliğinde romantik bir dönem olmuştur. Ama Adnan Bey 17 yaşında harbe gitmiş, kolejde talebeyken de hiç flört yaşamamıştı. Belki de bu yüzden her türlü imkânın önüne serildiği ileri yaşlarında, ilk gençliğe yaraşan hareketlerde bulunurdu. Tabii bu, onda 40 yaşından sonra futbol oynamak gibi bir tesir yapardı.
Ayhan Hanım'ı hakikaten derin bir aşkla seviyordu. Onda Sarı Ayşe'yi bulmuştu. Bu ilişkide nezahet vardı, hürriyet vardı, sevgi vardı. Seksle, menfaatle, eğlenceyle açıklanamayacak duygular vardı.
Adnan Bey, Ayhan Hanım'la gerçek bir romans yaşamıştır. Birçok kez evine birlikte gitmişizdir. Adnan Bey ona yorgun argın gelir, yüzünü yıkatır, rahat nefes aldırır, bir kadeh rakı verir. Adnan Bey orada, huzur dolu bir sevginin atmosferinde dinlenir. Bu derece ulviyet vardır orada...


Bir kuruş talep etmedi
Buna karşılık Ayhan Hanım, ondan tek kuruşluk bir talepte bulunmamıştır. Başvekilin sevgilisi olarak ne bir arkadaşının ne oğlunun ne kendisinin bir işini, isteğini, şikâyetini götürmemiştir.
Oysa Adnan Bey'in senelik geliri o zaman 1.5 milyondu. Parayı harcayacak yeri yoktu. Yurtdışına, mesela Londra'ya gittiğimizde 'Ayhan Hanım'a bir hediye alalım' diye yalvarırdım, 'Olmaz doktorum, Scotland Yard arkamızdadır. Biz buraya vazife görmeye geldik' derdi.
9 saat yaşadı, cesedi makam aracıyla taşındı. Gizlice gömüldü!
Menderes'in bebeği bu mezarda yatıyor
Ayhan Aydan'ın Başbakan'dan olan bebeği doğumdan 9 saat sonra öldü. Aydan'ın 'dünya'sı, Cebeci'de kuytuda bir mezar, dosyada bir rakam, bir sahte isim olarak kaldı
Başbakan Menderes ve Ayhan Aydan, tanışmalarının ikinci yıldönümünü Ankara'da Marmara Köşkü'nün terasında kutladılar. Şampanyayı bizzat Menderes patlattı. Sevdiği kadına aqua marin taşlı bir kolye almıştı. Hatta evde boynuna takarken Ayhan Aydan'ın arkadaşı Sevim Apaydın "Ne güzel kolye" demiş, Adnan Bey, espriyle karşılık vermişti:
"Güzel, ama bu gerdanda güzel..."
Siyasetteki gibi, özel hayatında da iktidar, adeta gözünü karartmıştı. Bu ilişkiyi doludizgin yaşarken hiçbir şeyden çekinmiyordu.
Ayhan Aydan'ın kardeşi Adnan, yasak aşkın sürmesine karşıydı.
İlişki, Cumhurbaşkanı Bayar'ın kulağına da gitmiş, o da "Muhalefetin kulağına gider" diye bu ilişkinin bitmesini istemişti.
Zaten bunca bilinen bir ilişkinin hâlâ açığa çıkmaması şaşılacak şeydi. Nihayet muhalefet bu "önemli koz"u keşfetti.
Ulus'un başyazarı CHP'li Nihat Erim, gazetedekilerden Menderes'i sevgilisinin evine girerken fotoğraflamalarını istedi.
Ulus muhabiri Cüneyt Arcayürek, foto muhabiri Hüseyin Ezer'le Sağlık Sokağı'na üs kurdu. Evin karşısındaki Sağlık Bakanlığı'nın duvarında 2 günlük bekleyiş hüsranla sonuçlandı. Başbakan gelmedi.
Bunun üzerine, aynı zamanda Yeni Sabah'a çalışan Ezer, daha kolay bir yol buldu. Ayhan Aydan'dan "opera konuşmak üzere" randevu istedi. Eve girdi. Ev sahibesi, kahve yapmak için mutfağa gittiğinde büfedeki çerçevede duran Menderes fotoğrafını gördü ve deklanşöre bastı.
Fotoğrafın üstünde Başbakan'ın el yazısıyla şu not vardı:
"Severek ve en iyi temennilerimle... Ayhancığıma..."


İnönü devrede
Aranan koz bulunmuştu. Erim hemen bu fotoğrafı el ilanı halinde Anadolu'ya dağıtmayı düşündü.
Gazeteci Emin Karakuş, haberi Ayhan'ın arkadaşı Sevim Apaydın'a fısıldadı. Aydan hemen Başbakan'ı haberdar etti. Menderesköpürdü. Telefonda,
"Ahlaksızlık bu" diye bağırdı, "Özel hayata girmek neymiş, göstereceğim onlaraÖ"
Ancak ondan önce İnönü gösterdi onlara...
Erim'in planını duyunca bunun mahremiyete saygısızlık olacağını söyledi. "Bu bahsi gömün, bir daha da açmayın" diye tembihledi.


Yeni bir kadın
Ayhan Aydan çocuk istiyordu; hem de delice... 1952 ve 1953'te iki kez Başbakan'dan hamile kalmış, iki hamilelik de düşükle sonuçlanmıştı. İkisinde de Aydan'a, Başbakan'ın yakın dostu, bakanı, jinekolog Dr. Mükerrem Sarol müdahale etmişti.
1954 kışında yeniden hamile kaldı. Bu kez mutlaka doğurmak istiyordu. Yakın bir arkadaşının deyimiyle "en büyük hatası bu oldu".
Başbakan durumdan haberdar olduğunda çok geçti. Cenin, artık alınamayacak kadar büyümüştü. Müdahale hayati tehlike doğurabilirdi.
Menderes çaresiz "Doğur o zaman" dedi.
Aydan, evine çekildi. O günden sonra sadece, karnındaki "Dünyam" adını verdiği bebekle ilgilendi. Hamile halini sevgilisi görsün istemedi. O dönem görüşmeyi kestiler.
Ve Başbakan, o ara İstanbul'da kendisine yeni bir sevgili buldu.
Yeni sevgili, İstanbul Emniyet Müdürü'nün eşi Suzan Sözen'di.


"Dünyam" karardı
Aydan, bebeği İsviçre'de doğurmak istiyordu. Menderes, telefonda "Hayır, burada kal" dedi. Zeynep Kamil Hastanesi Başhekimi Fahri Atabey'i Aydan'la ilgilenmekle görevlendirdi.
Bebek, 18 Haziran akşamı, 8 aylıkken geldi. Sancılar başladığında Aydan evde arkadaşlarıyla bezik oynuyordu. Hemen doktor çağırdılar. Evdekiler el ve ayaklarından tuttu, Dr. Alaattin Orhon, müdahaleyi yaptı. Ancak bebek tersti. Müdahale sırasında kolu kırıldı. Üstelik boynuna ve ayaklarına kordonlar sarılmıştı.
Menderes'i aradılar. İstanbul'daydı.
Bebek acı çekiyordu. 9 saat uğraştılar. Yaşatamadılar.
Sabaha karşı 3'te Aydan'ın "dünya"sı karardı. Sevdiği adamdan sonra, ondan olma bebeğini de kaybetmişti.
19 Haziran 1955 sabahı Zeynep Kamil'in Başhekimi Dr. Fahri Atabey geldi. Başbakan'ın şoförü Hayri'yle birlikte bebeği aldılar. Makam arabasına koydular. Cebeci Asri Mezarlığı'na götürdüler.
Ölüm kütüğüne "Fevzi oğlu Ahmet Aydan" olarak kaydedildi.
"Doğduğu gün", "öldüğü gün" ve "gömüldüğü gün" aynıydı:
19 Haziran 1955.
Adresi: Yenişehir, Olgunlar Sokak, 17/5-Ankara
Ölüm Sebebi: Kalp yetmezliği...
560 ada, 688 parsel...
Dosyada "ada parsel" numarasının yanındaki çarpı işareti bebeğin "meccanen" yani bedava gömüldüğünü gösteriyordu.
Bu, "kimsesiz"lik alametiydi.
O yüzden 1970'lerde üstüne başka bir kimsesiz gömüldü.
1984'te de mezar yeri Sultan Yıldırımoğlu'na tahsis edildi.
"Dünyam" hâlâ Cebeci mezarlığının en ücra köşesinde, yarım asır önceki bir aşkın ölü meyvesi olarak yatıyor.


YASAK AŞK YASSIADA'DA
Mahkemede yiğit bir kadın
Ayhan Aydan, Menderes'in ve bebeğinin ardından 1957'de de büyükannesini kaybedince 6 aylığına Hamburg'a gitti.
Gitmeden Menderes'e bir mektup yazıp bu ayrılık için "Belki geç bile oldu" dedi.
Bir daha hiç baş başa görüşemediler.
Ama hep telefonlaştılar.
27 Mayıs sabahı ihtilal haberiyle uyanan Aydan hemen Menderes'i aradı. Başbakan Eskişehir'deydi. Endişeli bir ses tonuyla, "Yarım saate kadar çıkıyoruz" dedi.
Bu, son konuşmalarıydı.


Zina için fetva
27 Mayıs yönetimi devrik Başbakan'ı Yassıada'ya hapsettikten sonra peş peşe siyasi davalar açtı. Ancak kamuoyu önünde, itibarını yok edecek bir davaya ihtiyaç vardı.
O zaman Ayhan Aydan akla geldi.
Askerler önce Menderes'i, kendi tabanını oluşturan müminlerin gözünden düşürmek için "zina" davası açmayı düşündüler.
İstanbul Müftüsü'nden bu konuda fetva istediler.
Müftü Ömer Nasuhi Bilmen, "Zina en büyük günahtır. Cezası, recmdir" ("taşlanarak öldürülmektir") fetvasını verdi.
Lakin zina suçlaması için eşi Berin Menderes'in şikâyetçi olması gerekiyordu. Böyle bir şikâyet yoktu. Askerler bu kez de Ayhan Aydan'ın ölen bebeğini gündeme getirdiler.
Gayri meşru doğan bu çocuğun doğum sırasında eceliyle ölmediği, Menderes'in azmettirmesiyle Dr. Fahri Atabey tarafından öldürüldüğü iddiasını ortaya attılar.
Hukukçulardan oluşan Yüksek Soruşturma Genel Kurulu 5 yıl önce ölmüş bir bebeğin ölüm nedenini ispatlamanın tıbben imkânsız olduğunu söyleyerek dava açılmasına oybirliğiyle karşı çıktı.
Ama Milli Birlik Komitesi zorlayınca meşhur "Bebek Davası" açıldı.
Davada Menderes ve Dr. Atabey hakkında 5-10 yıl hapis cezası isteniyordu. Kanıt bulmak için 5 yıl önce ölen bebeğin mezarını açtılar, kemikleri çıkarıp muayene ettiler.
Ön soruşturmada Menderes, -basının tabiriyle- "Ayhan Aydan'la metres hayatı yaşadığını ve çocukları olduğunu itiraf etti."


Kasadaki kadın külotu
Duruşma, Devlet Başkanı Cemal Gürsel'in gizli celse talebine rağmen "ibret için" açık yapıldı.
Devrik Başbakan'ı aşağılamak için her şey hazırlanmıştı. O kadar ki, bir ara Savcı, Başbakanlık kasasında bulunduğunu öne sürdüğü bir zarfı çıkardı.
Üzerinde "Tarihi vesikalar" yazan zarfın içinden bazı çıplak kadın fotoğraflarıyla beyaz bir kadın külotu çıkardı. Menderes'e ve kameralara doğru sallayıp "Bu külotu kim giymiş, kim unutmuş acaba Başbakanlık'ta?" diye sordu.
Amaç, külotu Menderes'in eline verip fotoğrafını çekmekti. Bu skandal Başbakan'ın avukatı Burhan Apaydın'ın devreye girmesiyle önlendi.


Asıl tanık
İş kötüye gidiyordu. Duruşmada 18 tanık dinlendi. Şimdi sıra "asıl tanık"taydı. Onun konuşması Menderes'i ya mahkûm ya beraat ettirecekti.
Ve o, bej döpiyesiyle mahkeme dışında Milliyet'ten, "Bebek davası" haberlerini okuyordu.
Geldi, tanık kürsüsüne geçti ve sessizliğe bürünen salonda şunları söyledi:
"Adnan Menderes'i 1951'de tanıdım. Evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim. Bütün emelim ondan bir çocuk sahibi olmaktı. Bunu başaramadım. Hasta bünyem müsaade etmedi. Çocuğum 8 aylık doğdu ve öldü. Hangi vicdansız ana, üzerine titrediği bebeğinin ölmesine razı olabilir?"
Bu soru, duruşmayı bitirdi.
Devrik Başbakan'ın yiğit sevdalısının, kaybettiği sevgilisine ve bebeğine sahip çıkması hem mahkemeyi hem kamuoyunu etkilemişti.
Açılan onca dava içinde Menderes'in beraat ettiği tek dava "Bebek Davası" olacaktı.
Sonra ne oldu?
Menderes asılınca Ayhan Aydan perişan oldu. Şimdi hem yalnız hem parasızdı.
Başbakan'ın aldığı Kalender'deki evde oturmak kısmet olmamıştı. Gelirlerine el konmuş, hesabı dondurulmuştu.
Adnan Menderes'in hediye ettiği, üzeri "A" ve "M" harfi işli kolye ve bilezikleri Çeşme'deki yazlığına götürmüş, onun dışında kalan bazı mücevherlerle iki Hereke halısını satmış, ayakta kalmaya çalışmıştı.
Bütün bu mücadele sırasında hatıraları için bir servet teklif eden gazeteleri de geri çevirmişti. 1962'de Kiss Me Kate operasıyla sahneye döndü. Ama astım, yakasını bırakmıyordu.
Menderes'in idamından sonra acıların en büyüğünü yaşadığını sanıyordu.
Oysa daha büyüğü vardı:
1963'te 15 yaşındaki oğlu Aydan'ı Londra'da, akıl almaz bir ev kazasında kaybetti.
Haberi aldığında kendini camdan atıp ölmek istedi. Cenazede bilekleri sargılıydı, ayakta zor duruyordu.
Ölen oğlunun babası Hasan Ferit Alnar da vefat edince 1970'lerin sonunda hayatının bütün erkeklerini elinden alan Ankara'dan taşındı.
İzmir'e yerleşti.
1982'de yeniden evlenip yeni bir hayata başlamaya çalıştı. Ancak yeni eşi İzmirli işadamı Sadun Barış da 1995'te 56 yaşında kanserden öldü. Aydan yeniden yalnızlığa gömüldü.
Şimdi 82 yaşında İzmir'de, çoğu acı, azı tatlı anıları ve yakın arkadaşlarıyla yaşıyor.

Can Dündar
14.02.2006
http://www.candundar.com.tr/_v3/index.php#!%23Did=2891

____________


"ADNAN MENDERES GELİNCE KOCAM GİDERDİ."

Başbakan Adnan Menderes, Ankara'dan İstanbul'a geldiğinde, resmi Cadillac otomobiliyle, Suzan Sözen ile dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Ferit Avni Sözen'in Teşvikiye'deki Teşvikiye Caddesİ'nde bulunan Belveder Apartmanının birinci katındaki evi önünde gidip duruyordu.

Başbakan Adnan Menderes'in resmi makam aracı olan Cadillac otomobiliyle Maçka'daki Belveder Palas adlı apartmanın önünde durduğu zaman Ferit Avni Sözen evden ayrılıyor, Başbakan Adnan Menderes eve giriyor ve Suzan ile ilişkiye giriyordu.
Bunun nedeni sonra ortaya çıktı.
1957 yılında, Ferit Avni Sözen'in tayini görev yeri olarak İstanbul'dan Gümüşhane'ye çıkmıştı.


_______________


ADNAN MENDERES gönül adamı mı? Uçkur adamı mı? Üstün ahlaklı örnek bir kahraman ve siyasi deha mı? Gayr-i islami hatta gayr-i insani yaşamış biri mi?

Suzan Sözen ile olan ilişki: Suzan Sözen, İstanbul emniyet müdürünün eşiydi. Menderes'in Suzan hanımla olan ilişkisi, Suzan Hanımın polis okulunda hoca olan eşinin Gümüşhane'ye çıkan tayinini durdurmak için çaba harcarken başbakana kadar ulaşmasıyla başlar.

Suzan hanım dillere destan güzelliğiyle, Gümüşhane'ye tayini çıkan eşini, İstanbul'a emniyet müdürü yaptırmayı başarır. Yıl 1958-59. İşte bu nokta Adnan Beyin bir aşk adamı olup olmadığı sorusunun yanıtının iyice netleştiği noktadır. Bir başbakan düşünün ki, bir emniyet görevlisinin karısıyla ilişki kuruyor ve o adamı da İstanbul gibi en büyük kente emniyet müdürü yapıyor. Ve en acısı da şu ki, o emniyet müdürü, başbakanın, karısı ile olan ilişkisine göz yumuyor.

Toparlarsak: 1955'li yılların sonu itibarıyla Adnan Bey için, yaşadığı aşk hayatı aslında aşk sözcüğünü pek de kapsamıyor. Suzan Sözen dışında, Türkiye üçüncü güzeli, Sevim Çağlayan ile olan ilişkisi, 1954 seçimlerinden sonra, o dönemin sosyetik randevu evi işletmecisi Lüks Nermin'in Adnan Beye taşıdığı onlarca güzel kadınla Adnan Bey'in otel odaları şenleniyor...

Bütün bunların ışığı altında, Adnan Beyin bir gönül adamı mı yoksa bir uçkur adamı mı olduğuna kararı sizler veriniz...


_________________

2011-12-31

“Karını boşa, ben alacağım!” Adnan Menderes

“Karını boşa, ben alacağım!” Adnan Menderes


Menderes’i tanıyalım.


İşte bir Adnan Menderes klasiği; bir çok kere evlilik dışı yasak ilişki(zina) yaşamış. Hem de devletin ve milletin paralarıyla bunlara evler de almış. Yetmemiş evli kadınlarla bile zina etmiş. Hem de kocalarının evde olduğu zamanlarda... Hem de resmi araçlarla, eskortlarla gitmiş bu zina törenlerine...


Günümüzde Tayyip Erdoğan’ın biz Müslümanlara çok büyük bir lider gibi gösterilmesi gibi o zamanlarda da Adnan Menderes halka kurtarıcı, büyük dava adamı gibi sevdirilmişti… Oysa Adnan Menderes hem aile bağları olarak Yahudi kökenliydi, Sabetaycıydı hem de yaşam tarzı olarak gayr-i İslami hatta gayr-i insani idi…


Artık ülkemizde Müslümanların popülist bakış açılı değerlendirmeleri bir kenara bırakıp gerçekçi bir tarih ve dava anlayışına sahip olma zamanı geldi de geçti bile…

_______


Genç bir kadın. Henüz 25 yaşında. Bir gece, bir davette başbakanla tanışıyor. Daha doğrusu başbakan onu uzaktan görüyor, elinden tutuyor ve bahçeye çıkarıyor. Sonra saatlerce dolaşıyorlar. Film gibi değil mi? Opera sanatçısı Ayhan Aydan ve Adnan Menderes’in tanışmaları aynen böyle cereyan ediyor... Ancak Ayhan Aydan, bu ilişkiyle ilgili adeta sessizlik yemini etmişti. Birkaç istisna dışında kimseyle konuşmamıştı. Bunlardan biri eski bakan, yazar Yılmaz Karakoyunlu’ydu. “Hatırla Sevgili” dizisinin danışmanlığını da yapan Karakoyunlu, uzun uğraşları sonucunda Ayhan Aydan’la bir dizi görüşmede bulunmuş ve edindiği bilgilerle “Yorgun Mayıs Kısrakları” romanını yazmıştı. Böylece biz de kendisiyle geçen hafta sonsuz bir suskunluğa gömülen Ayhan Aydan’ı yani Cumhuriyet tarihinin en gizemli kadınlarından birini konuşabilme fırsatı bulduk


Çok zeki, asil ve aranılan bir kadındı

Cumhuriyet tarihinin en gizemli kadınlarından biriydi Ayhan Hanım. Siz onunla tanıştınız. Nasıl biriydi?
Çok zekiydi. Sorduğum bir sorunun yanıtının başka hangi soruya varacağını tahmin eder, onu da kapsayarak konuşurdu. Müthiş bir gözlem yeteneği vardı. Hiçbir zaman gözü yaşlı olmadı. Yaşadıklarını anlatırken kendinden geçmedi. Vakur ve gururluydu. Ama en önemlisi olayları anlatırken, olayların içinde oturup çeperindekileri kendi etrafında döndürecek bir kabiliyete sahipti. Böyle bir kadından bir erkek çok hoşlanır. Çok da güzel bir kadındı. Tavırlarından da anlıyorsunuz ki her şeyiyle güzel bir kadındı. Ayrıca karşı tarafı kötüye kullanmayan... Ama darbe yemiş bir kadındı da. Bu darbe Adnan Bey’in diğer kadınla (Suzan Sözen) sürdürdüğü ilişkiydi...


Neden?

Adnan Bey, onunla tanışmadan önce de çapkındı. Hatta 1946’da dönemin derin devleti, Adnan Bey henüz başvekil değilken, çok iyi bir hatip, çok iyi muhalefet yapıyor diye “Nedir bu adamın hayatı, araştırın” demiş ve sevgilisi Mukaddes Hanım’la hangi saatte ne yapıyor öğrenilmişti. Bunlar devlet zabıtlarında vardır.


Ayhan Hanım, Menderes’in diğer ilişkilerini nasıl karşılıyor?
Çevresindekiler Adnan Bey’in ilişkilerinden onu haberdar ediyor. Ama Ayhan Hanım, Adnan Bey’i onu o kadar seviyor ki, “Yeter ki senden bir çocuğum olsun” diyor. Yani “Eşini boşa, beni al” gibi bir talebi yok. Şunu da unutmamak gerek; Türkiye’de başbakan sevmeye hazır, on binlerce değil yüz binlerce kadın bulursunuz. Türk kadını otoriteyi sever. 1950 koşullarında bir başbakanı sevmek ise fevkalade önemli bir hususiyet. Ayhan Hanım bunun da farkındaydı. Ama bu hiçbir zaman Adnan Bey’den bir şey talep etmek tarzında olmadı. Yani “Ahmet’i oradan al, buraya koy gibi.”


Her ne kadar Ayhan Hanım aşık olsa da bu çok zor bir ilişki. Onu bu ilişkide tutan ne?
Ayhan Hanım, o sırada 25-26 yaşında. Adnan Bey ellilerinde... Onun yanında yaşadığı mutluluğu çok iyi tarif edip Ayhan Hanım’a hissettiriyor. Mesela Ayhan Hanım “Küpem kayboldu” diye anlatmıştı; oturup saatlerce arıyorlar. Dikmen’deki gazino kapatılıyor, korumalar falan hep birlikte arabaların farlarını yakıp, küpenin taşını arıyorlar. Ayhan Hanım “Benimle beraber gözlerime baka baka aradı”
demişti.

Aşırı kıskançtı, şoförsüz sokağa çıkarmazdı

Tanışmaları da film gibi...
Öyle. Ziraat Bankası Umum Müdürü Mithat Dülge’nin düzenlediği davette tanışıyorlar. Kendisinin ifadesiyle, 1950 senesinin Ekim ya da Kasım’ı. Adnan Bey, kalabalığın içinden Ayhan Hanım’ı görüyor.
Yanında da Sakarya milletvekili Rıfat Kadızade var. “Kim bu?” diyor. O da “Mithat Bey’in yeğeni” deyince hiçbir şey demeden Ayhan Hanım’a doğru yürüyor. Tanışıyor, sonra da “Aaa, burada duman çok oldu” deyip elinden tutup bahçeye çıkarıyor. Gece boyunca dolaşıyorlar. Adnan Bey hiç elini bırakmıyor.


Hollywood çekse “Amma abartmışlar” deriz. Başbakan gelecek, genç kadını kalabalıkta görecek, elinden tutacak, herkesin ortasında bahçeye çıkıp, liseliler gibi dolaşacaklar...
Gerçekten öyle yazsanız kimseyi inandıramazsınız. Ama gerçek bu! O gece seni arayacağım diyor ve aramaya başlıyor. Kısa bir süre sonra da ona gri renk bir otomobil hediye ediyor. Şoförüyle... “Bundan sonra her yere bununla gideceksin” diyor. Çünkü Ayhan Hanım’ın sokak ortasında yürümesine müsaade edecek biri değil, aşikar bir kıskançlık değil bu, ama potansiyel olarak müthiş bir kıskançlık. Ben bu arabayı bir latife yaparak yüz görümlüğüne benzetirim.


Eşi Ferit önemli bir müzisyendi!

Ama bu arada sadece Adnan Menderes değil Ayhan Hanım da evli. Ünlü bir müzisyen olan (Türk Beşlileri’nden) Hasan Ferit Alnar’la...
Evet. Ayhan Hanım’ın annesinin evinde görüşüyorlar, ilişkilerini orada yaşıyorlar. Yani annesi evde oluyor. Bir-iki üç birliktelikten sonra Ayhan Hanım bunun bir başkasıyla evliyken cereyan etmesini hazmedemiyor. Durumu Adnan Bey’e açıyor “Boşanma talep edeceğim” diyor. Adnan Bey de “Sen beceremezsin, ben konuşurum” diyor ve onu kocasından istiyor. “Boşa ben alacağım” diyor.


Ferit Bey de çok önemli, değerli biri. Çok zor bir durumda kalmış...
Ferit Bey büyük adamdır. Ama dünyanın da en talihsiz adamıdır. Türk Beşlileri dediklerimizin hepsi devlet sanatçısı ilan edilmiştir; Ahmed Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kazım Akses... Hepsi! Hasan Ferit Anlar hariç! Halbuki onun mesleki tecrübesi diğerlerinden çok daha yüksekti. Üstelik alaturka eğitim görmüş bir adamdı, Viyana’ya gönderilmişti. Kanun virtüözüydü.


Ferit Bey’den olan çocuğu da öldü

Ama Ayhan Hanım’la evli olmak gibi bir kadersizliği vardı...
Evet ve Ayhan Hanım’ın ondan çocuğu vardı. 15-16 yaşındayken Londra’da bir trafik kazasında öldü. Adnan Bey’in son yıllarına denk gelir ölümü. İlişkiye başladıklarında çocuk da 6 yaşındadır.


Ayhan Hanım’ın çocuğunun olması ilişkilerini nasıl etkiliyor?
Adnan Bey’in bulunduğu yerde çocuk görünmüyor. Ayhan Hanım’ın annesi çok dirayetli bir kadın... Doğması muhtemel bütün sıkıntıları önceden fark ederek önlem alıyor. Ayhan Hanım Adnan Bey’i çok sevdiği için ondan da çocuk istiyor. Adnan Bey bunu uzun süre reddediyor. Ama Ayhan Hanım hamile kalınca, biraz da geç söyler, “Doğur” diyor.

Bebekleri erken doğdu...

Doğan bu çocuk Bebek davasına konu oluyor?
Ayhan Hanım’ın kendisinden dinledim. “Çocuğun kolunu kırdılar” iddiasını sordum. “Doktorların yapabileceği bir şey yoktu. Hastanede olması gereken bir doğumdu, ben evde doğurmuştum” dedi. Erken doğum çünkü.

Hastaneye niye gitmiyor?
Hadisenin duyulacağını, Adnan Bey’in zedeleneceğini düşündüğü için. Olay Adnan Bey’e intikal edince o da Dr. Alaattin Bey’in yanı sıra en yakın arkadaşlarından Mükerrem Sarol’u da (o da jinekolog) haberdar ediyor. Zeynep Kamil Hastanesi’nin Başhekimi Fahri Atabey’i de. Gittiklerinde çocuğun yaşama şansı olmadığını görüyorlar. Kuvöz olsaydı bile. Çocuk yedi-sekiz saat yaşıyor. Ölünce kayda geçirmeden Cebeci Mezarlığı’na gömüyorlar, mezarın kaydını da sanırım Ayhan Hanım’ın ismiyle yazıyorlar.


Ayhan Aydan’ı bu kadar özel kılan ne? Yani hakkında roman yazmanızın, bizim bu röportajı yapmamızın nedeni?
İlişki içindeki duruşu ama en önemlisi Yassıada duruşmalarındaki tavrı. O davaya Ayhan Hanım’ı Adnan Bey’i aşağılamak için çağırdılar; “Bu adam seni zorluyor muydu?” diye soruyorlardı. Ama o, “Ben bu adamı sevdim” demişti. Bu yiğit bir ifadedir. İhtilal mahkemelerini karanlığa gömecek bir nur idrakinin cesur ve fedakâr iradesi. Deseydi ki “Gençtim, güzeldim, başbakandı, beni kandırdı” deseydi, orada biterdi Ayhan Hanım. Bir daha lafı bile olmazdı. Ne siz burada olurdunuz, ne de ben bunları anlatırdım.


Ayaklarını yıkardı...

Adnan Bey, çok da kıskançmış...
Hem de nasıl. Hanımefendinin anlattıklarını kendimde mahfuz tutarak, romanda hafifçe hissettirdim. Ama neredeyse şiddet gösterecek kadar.


Ailesini kaybetmiş bir hukuk fakültesi öğrencisinin Ayhan Hanım’dan yardım istemesi üzerine Adnan Bey’in “Kimdi o” diye başlayan şiddetini mi kastediyorsunuz?
Evet. Kadını “Sen nereye gidiyorsun” deyip çektiğinde elbisesi elinde kalıyor, yırtılıyor, neredeyse çırılçıplak kalıyor. Operadan istifa etmesini istiyor. Önüne istifasını hazırlayıp koyuyor.


Yani evinin kadını olmasını, onun için süslemesini, kimseyle görüşmemesini, eve geldiğinde de ayaklarını yıkamasını istiyor.
Adnan Bey Ayhan Hanım’ı evinin kadını gibi değerlendiriyor. Büyük sevdaların içinde başka koşullarda yadırganacak şeyler doğal bir görünüm kazanır. Adnan Bey’in ayaklarını yıkıyor olması gibi. Bunlar ayıplanacak şeyler değil.



Celal Bayar galalarına giderdi

Ayhan Hanım bu ilişkiden ötürü hiç mi gururlanmıyor?
Gururlandığı yerler var. Mesela “Benim primadonnası olduğum her operanın galasına cumhurbaşkanı geldi” derdi. Adnan Bey gelmiyor! Onun operada tek fotoğrafı yoktur. Ama Celal Bayar gidiyor. “Kulise gelir, yanıma oturur, elimi tutar, fotoğraf çektirdi” diye anlatmıştı. Yani cumhurbaşkanı bu ilişkiden haberdar; “Gideyim şu kızı bir de ben göreyim” diyor. Yanına alıp, oturtup, elini tutup gazetecilere “Çekin bakalım fotoğrafımızı” demesinin anlamı ise şu; “Bu kız benim başbakanıma layık bir değerdir!”


Biri hanım, diğeri o kadın!

Olanlar karşısında Berrin Hanım ne hissediyor sizce?
Bir rahatsızlık hissettiği şüphesiz. Ama bana bunu aileden biri söylemişti; Ayhan Hanım’ın bahsi geçtiğinde “Ayhan Hanım”, Menderes’in diğer sevgilisi Suzan Sözen’in adı geçtiğinde ise “O kadın” deniyor. Bu iki tanım arasında Lut gölü ile Everest tepesi kadar fark vardır. Oğluyla da konuştum, Aydın Bey’le parlamento arkadaşlığım vardı, bu ilişki hakkında en ufak imada dahi bulunmazdı. “Yaşanmış bir olaydır, tarafları ilgilendirir, her ikisi için de saygıdeğerdir” derdi. Bu da Aydın Bey’in olgun kişiliğini yansıtır.


Suzan Sözen bir şehvet fırtınasıydı

Suzan Sözen nasıl biriydi?
Lacivert gözlü bir kadındı. Bir kere Maçka’da gördüm. Bir haziran günü güneşin en yoğun olduğu saatte gökyüzü ne kadar maviyse gözleri o kadar mavileşiyor, gece bastığı zaman ne kadar lacivert olursa o kadar lacivert oluyordu. Çok güzeldi. Hafif göğüs çatalı göstermeye meraklıydı. Seksi görünen bir kadın havasından çok, sakin görünen bir şehvet fırtınasıydı. Çok güzel omuzları vardı. Dorothy Lamour’a benzerdi...


Suzan Hanım da evli değil mi? Onun da eşinin adı Ferit...
Adnan Bey’in çok enteresan bir yanı var. Bence bunu psikologların tahlil etmesinde fayda var. Beraber olduğu kadınların kocaları evdeyken bile onları ziyarete gidiyor. Düşünsenize Ayhan Hanım’a “Seni kocandan ben boşayacağım” diyor. Suzan Hanım’ın oturduğu Belveder Apartmanı’nına gidip zili çalıyor. Suzan Hanım, sokakta Adnan Bey’in arabasını gördüğünde de kocasına “Hadi Ferit sen arka odaya geç” diyor, o da geçiyor. Ferit dediğimiz İstanbul Emniyet Müdürü! Sizce bunun tahlil edilmesi gerekmez mi! Adam geliyor, evden içeri giriyor, eşi arka odaya gidiyor.


Sizce bunun nedeni ne? 

Benim Adnan Bey’in ilişkilerine yönelik bir rahatsızlığım yok. Bir tabiat kendini böyle ortaya koymuş. Ama kadının kocası oradayken gitmesi... Kadının kocasına “Sen arka odaya geç” demesi. Bu nasıl bir kadın? Mahkeme zabıtlarında vardır; savcı sorar; “Nasıl tanıştınız” diye. O da başlar anlatmaya; “Kocamı Bitlis’e tayin etmişlerdi. Bir arkadaşım da Adnan Bey’le temasımı temin etti. Adnan Bey beni aradı, geldi, bende kaldı, ertesi gün kocamın İstanbul’da kalması sağlandı...”

Bugünkü siyasetçiler ilişkileri ucuzlattı!

Eski siyasetçilerin ilişkileri ile bugün kasetleri çıkanlarınki arasında fark var mı?
Fatin Rüştü Zorlu’nun da birlikte olduğu bir Vuslat Hanım vardır. Bir büyükelçinin eşiydi. Kürşat Başar’ın “Başucumda Müzik” romanında bahsi geçen kadın... Tarihimizde böyle çok örnek vardır. Bugünkülere gelince...
Şimdikiler ucuza düştüler. Eskiden bir siyasetçi, üst düzey bir bürokrat vasfı olmayan bir kadınla birlikte olmazdı. Hepsi vasıflıydı kadınların. Ayhan Hanım opera sanatçısıydı!


Buket Aşçı
VATAN
01.03.2009

Adnan Menderes'te METRES boldu, evli-bekar fark etmezdi.

Adnan Menderes'te METRES boldu, evli-bekar fark etmezdi.

Çok büyük dava adamı olarak tanıtılan, sağ görüşün idollerinden biri haline getirilen, yıllarca dava gençliğine "büyük" olarak gösterilen Menderes'in fermuarı o kadar bozuktu ki...

____

ADNAN MENDERES’İN 55 YILDIR GİZLİ KALAN ‘MUKADDES’ EMANETİ

Ne muhafazakarlığı, ne de politikacılığı Adnan Menderes'i 'yasak aşktan' alıkoyabildi. Berrin Hanım'a rağmen başka kadınları da sevdi. İşte 55 yıl gizli kalan aşkın hikayesi, işte o aşka tanık mektuplar...

Ne muhafazakârlığı ne de politikacılığı Adnan Menderes’i ‘yasak aşktan’ alıkoyabildi. Berin Hanım’a rağmen başka kadınları da sevdi. Kimi Aydan Adan gibi günışığına çıktı. Kimileri ise ‘sır’ kaldı. Tempo, Adnan Menderes’in 1946 -1958 yılları arasında 12 yıl boyunca beraber olduğu Mukaddes Vaner’e yazdığı aşk mektuplarını buldu.
Adnan Menderes, Atatürk’ün yakın arkadaşı Vali Haydar Vaner’in kızı Mukaddes Hanım’la yaşadığı ilişkiye tam 100 mektup sığdırmış. TBMM antetli kâğıtlara eski Türkçe ile yazılan ‘aşk hasbıhalleri’ artık ‘mahrem’ olmaktan çıkıyor. Mukaddes Hanım’ın kızı Tülin Yalçınsu, Adnan Menderes imzalı aşk mektuplarını ‘meraklısına’ satmak istiyor.

Tutkun Akbaş/ Tempo Dergisi

“Adnan Menderes saat 09.25’te Tokatlıyan’dan çıkarak Tünel’de Markiz Pastanesi’nde kendisini beklemekte olan bir kadınla buluşarak, Asmalı Mescit, Şişhane yolu ile Atatürk Köprüsü’nü takiben Bozdoğan kemeri istikametinde yaya olarak bir gezinti yaptıktan sonra, aynı yoldan dönerek Atatürk Köprüsü başından 1557 sayılı taksi ile Şişhane yokuşu istikametinde gitmişlerdir. Bu kadının mühendis ölü Aziz Süver’in karısı, eski Konya valisi Haydar’ın kızı ve Çalışma Bakanı Sadi Irmak’ın baldızı Mukaddes olduğu ve İstiklal Caddesi’nde Olivo Pasajı’nda Merkez Olivo Apartmanı’nın 7 sayılı dairesinde iki çocuğu ve bir hizmetçisi ile oturduğu öğrenilmiştir.' Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü A. Demir imzalı Adnan Menderes’in her adımının izlenip kayda düşüldüğü raporun 24 Kasım 1946 Pazar tarihli olanı, bir aşka tanıklık ediyordu. Ve bu gizli aşk, gizli bir raporun sayfalarında ‘sararıyordu’. 55 yıldır ‘sır’ kalan hayat arkadaşlığının izini süren Tempo, Adnan Menderes’in 12 yıl sürdürdüğü aşkını ve sevgilisine yazdığı 100’e yakın mektubu buldu.
Mektuplar ve tanıklar ortaya koyuyor ki, Adnan Menderes, Mukaddes Hanım’a Berin Hanım’la evliyken âşık olmuş. Bu aşkı sonlandıran da Adnan Menderes’in Aydan Adan’a âşık olmasıymış.
Adnan Menderes, Mukaddes Hanım’la birlikte olmak için pek çok şeyi göze almış olmalı. Çünkü bu aşk başladığında ‘Başbakan’ değil, muhalefette bir milletvekiliymiş. Bu cesur aşkı ‘iktidar’ izlemiş ama Menderes’e karşı kullanmamış. Menderes muhalefetteyken başladığı ilişkisini iktidar olduğunda da sürdürmüş. Geçmişin siyasi terbiyesi de bir başkaymış.
Anlaşılan Mukaddes Hanım da cesurmuş. Çünkü Atatürk’ün Sivas Kongresi’nde yakın arkadaşı olan Musul ve Van Valisi Haydar Bey’in kızı olarak dönemin ‘sosyetesinin’ bir temsilcisiymiş. Türkiye’nin ilk mühendislerinden Aziz Süver’in karısı olarak da İstanbul’da ‘zenginliğin’ tadını çıkarmış. Ama geçimsizlik nedeniyle kocasından boşanmış. İki çocuğunun babası 1946 yılında ölünce, hayata ‘Adnan Bey’le yeniden başlangıç yapmış.

‘TBMM Özel’ ve ‘Başbakanlık Hususi’ damgalı bir aşk

1993 yılında İzmir’de yaşamını yitiren Mukaddes Vaner’in 73 yaşındaki kızı Tülin Yalçınsu, büyük ve gizli aşkın tanığı. Halen elinde Adnan Menderes tarafından yazılmış, kendi imzasını taşıyan, ‘TBMM Özel’ ve ‘Başbakanlık Hususi’ damgalı kâğıtlarda eski Türkçeyle yazılmış 100 civarında mektup bulunuyor. 55 yıldır ellerinde bulunan mektupları Tülin Yalçınsu ve eşi Nevzat Yalçınsu şimdi tüm Türkiye’yle paylaşmaya karar verdi. Aile, eski Türkçeyle yazılan, uzmanlar tarafından Türkçeye çevrilmesi gereken mektupları, uygun bir alıcıya satmak istiyor. Yalçınsu ailesinin elinde, Adnan Menderes tarafından sevgilisi Mukaddes Vaner’e gönderilen telgraflar da bulunuyor.
Tempo, üç mektubun çevirisini elde etti. Mektuplarda Adnan Menderes’in Mukaddes Hanım’a olan bağlılığı dikkat çekiyor. “Canımın içi' şeklinde başlayan hitaplarda Menderes, günlük olaylardan da söz ediyor. Bazı kelimelerin okunamadığı, el yazılı mektupta Adnan Menderes şunları kaleme almış:
“Canımın içi Mukaddes’e. Dün gece telefonla görüştükten sonra türlü düşünce ve teessürlere kendimi kaptırdım. Böylece sabahı buldum. Erkenden yürüyerek Meclis’e geldim. Parti odası açılı değildi. Başka yerden konuşmak gayri müsait. Ha şimdi gelir açar, ha şimdi diyerek hademenin gelmesini dokuza kadar bekledim. Nihayet aradım telefonda .............. halen vermediler. Sordum, yirmi abone var dediler. Aceleye ….. halbuki bugün sabahleyin erkenden seninle görüşmek istiyordum. Biliyorum ki şu anda türlü his ve teessürlerin ............ içindesin. His ve teessürlerini aynen içimde duyuyorum. Bu teessür çabuk geçecektir. Tosunun (Mukaddes Vaner’in oğlundan söz ediyor) oraya yerleştiğini, hele iyi haberler gelmeye başlayınca teessürlerin sevince munkalip olacaktır.
Sonra buluşmakta daha .............. olacağımızı ............. bundan sonra Ankara’da işler dolayısıyla fazla kalmak icap etse 15 günü geçirmem herhalde gelirsek. İzmir’e gelmek kolaylaşmış demektir. Bu suretle senden ayrı kalacağım zamanları çok daha ............... olacak. Ben bu cihetten doğrusu ............... fakat içimde derin bir teessür ve elem var, oraya geldiğimde Tosunumu bulacağım. Ne kadar alışmış .............. ve beni çok seviyordu çocuğumuz.' Mektuptan da anlaşılacağı gibi, Adanan Menderes, Mukaddes Vaner’in oğlundan, “Tosunum, çocuğumuz' diye bahsediyormuş. Çocukları da bağrına basmış. Bu aşkın yakın tanığı Tülin Yalçınsu da Adnan Menderes’ten büyük yakınlık gördüğünü hatırlıyor. Yalçınsu, bu yakınlığı, “Menderes’i önce yadırgadım, sonra alıştım. Ben ona ‘ağabey’ derdim. Aradan seneler geçtikten sonra, ‘Bu ağabey lafını bırak, ben senin babanım’ dedi. Ama ölse de benim bir babam vardı' sözleriyle hatırlıyor.

Vapurda tanıştılar

Tülin Yalçınsu, annesinin Adnan Menderes’le tanışma hikâyesini bugün gibi hatırlıyor:
“İstanbul vapurunda tanışmışlar. Annem, ‘Evladım ben büyük bir kişiyle tanıştım. Onu size de tanıştırmak isterim, davet ettim evimize gelecek’ dedi. Annem o kadar güzel kadındı ki, bakıp da âşık olmayan kalmamıştı. Tanıştıkları gün vapurda Fuat Köprülü ve Refik Koraltan da varmış. Annem bahsettikten bir hafta sonra Adnan Bey, Beyoğlu’ndaki apartmanımıza geldi. Biz, sonra Yeşilköy’de İstanbul Caddesi 24 Numara’daki evimize taşındık. Adnan Bey oraya gelmeye başladı. Meclis’ten çıkar çıkmaz uçakla oraya gelirdi. 15 günde bir, ayda bir, bazen de her hafta gelirdi. Annem pek gitmezdi. Austin marka bir arabayla elinde bavuluyla gelirdi.'

Berin Hanım faktörü

Adnan Menderes’in bu geliş gidişleri hakkında Berin Hanım’ın bilgisi olup olmadığını Tülin Yalçınsu bilmiyor. Ama annesinin Adnan Bey’den bir ‘evlilik beklentisi’ olmadığını hatırlayarak, “Annem, Adnan Bey’le evliliği katiyetle istemezdi. ‘O benim hayat arkadaşım’ derdi. Kimsenin evinin huzurunun bozulmasını istemedi.' Bu ilişkiyi Adnan Menderes’in yakın arkadaşı Ethem Bey de biliyormuş. Tülin Yalçınsu’nun hatırladığı kadarıyla annesi “Ethemciğim' diyecek kadar yakınmış. Ethem Bey de annesine “Ablacığım' dermiş. Demokrat Parti’nin ileri gelenleri de Yeşilköy’deki eve çok sık gelirmiş. Bu hareketli ev ve ilişki istihbaratın yakın ilgisini çekmiş. Bugün bu istihbarat raporlarının bir kopyası Tülin Hanım’da mevcut. Bu raporlara ‘kızmak’ bir yana, annesinin ‘büyük adamla’ yaşadığı bu ilişkinin bir belgesi gibi saygı gösteriyor.

Ve Adnan Menderes başkasına âşık oldu

12 yıl kesintisiz süren ilişki, Adnan Menderes’in gönlünü bir başka kadına, Aydan Adan’a kaptırmasıyla sona eriyordu. Mukaddes Hanım bu ‘ihaneti’ kaldıramaz. Üzüntüden ‘dişleri’ bile dökülür. Ama Adnan Menderes’ten asla nefret etmez. Tülin Yalçınsu, anlatıyor:
“12 sene sonunda aralarına bir kopukluk girdi. Annem kendi üzerine Aydan Adan Hanımefendi’yle temas kurulmasına çok üzülmüştü. Artık kopmuştu. Ancak telefonla konuşuyorlardı. Hep ağlıyordu. Dişleri döküldü. Onun için çok büyük bir darbe oldu. Yıkıldı. Yine de saygı ve hürmetle anardı Adnan Bey’i. Adnan Bey de devamlı, ‘Nasılsın, ne istiyorsun’ diye sorardı. Uçak kazasından sonra bilhassa geldi. Adnan Bey kapıcıya bile ‘Bey’ diye hitap ederdi. Bu münasebet bitince Adnan Bey’le irtibat da koptu. Annem Adnan Bey’in yeni arkadaşını da biliyordu. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü’nün hanımı Suzan Hanım vardı. Onunla bir ilişkisi oldu.' Araya giren kadın ya da kadınlar her zaman olduğu gibi bir ilişkiyi sona erdirmişti.

Adnan Menderes’i de izlediler

1946 tarihli istihbarat raporu. Tülin Yalçınsu’nun elinde, dönemin emniyet müdürünün hazırladığı Adnan Menderes’i izleme raporu da var. Burada özellikle Mukaddes Vaner’le görüşmeleri an be an izlenmiş. İşte o rapordan alıntılar:
27.11.1946 Çarşamba Adnan Menderes saat 09.05’te otelden ayrılıp Mukaddes’in oturduğu apartmana girmiştir. Saat 19.00’da iç fenerleri söndürülmüş, 2317 sayılı taksi Tokatlıyan yanındaki sokakta durmuş, içinden çıkan Adnan Menderes ve Mukaddes, otelde kendilerini bekleyen Fuat Köprülü’yü alarak aynı taksi ile Taksim istikametine gitmişlerdir.
28.11.1946 Perşembe 1- Adnan Menderes saat 09.15’te Mukaddes’in oturduğu daireye girmiştir.
2- Celal Bayar saat 19.15’te köprüye muvasalat eden Yalova vapurundan yalnız olarak Bursa gezisinden dönmüştür. Kendisini Demokrat Parti’den 10 kişi kadar karşılamıştır. Bunlar meyanında Emin Sazak ile subaylıktan mahreç veya matrut Kadıköylü Mucib de görülmüştür.
Celal Bayar yanında Emin Sazak olduğu halde Ziraat Bankası önünden 2545 sayılı taksiye binerek Beyoğlu istikametine gitmiştir.
3- Adnan Menderes saat 22.30’da Fuat Köprülü ve Mukaddes adındaki kadınla Tokatlıyan’a gelerek bu kadın için kendi odası civarında bir oda istemiş ise de boş oda olmadığı ileri sürülmek suretiyle arzusu yerine getirilmemiştir. Bunun üzerine her üçü otelden ayrılarak o geceyi Mukaddes’in evinde geçirmişlerdir.
1.12.1946 Pazar Adnan Menderes saat 09.30’da Tokatlıyan’da Özdemir’i ziyaret etmiştir. Saat 11.00’de Özdemir’den ayrıldıktan sonra Mukaddes’in apartmanına girmiştir.
2.12.1946 Pazartesi Saat 17.00’de Adnan Menderes, Tokatlıyan’a gelerek otel hesabını kestikten sonra Mukaddes’in apartmanına girmiştir. Saat 17.30’da Mukaddes’le birlikte apartmandan çıkıp Kadıköy İskelesi’ne gelerek saat 18.00’de Kadıköy’e hareket eden vapurla Kadıköy’e geçmişlerdir. Buradan 2739 sayılı taksi ile Haydarpaşa Garı’na gelmişlerdir. Saat 19.15 ekspresi ile Adnan Menderes ve Fuat Köprülü Ankara’ya hareket etmişledir. Kendilerinin teşyiinde yalnız Mukaddes bulunmuştur. Bu kadın hakkında alınan ayrıca malumata göre, Demokrat Parti’de mühim bir vazifesi olup parti tarafından milletvekilliğine aday gösterileceği duyulmuştur. Keyfiyeti yüksek bilgilerine arz ederim.


‘TBMM Özel’ ve ‘Başbakanlık Hususi’ damgalı bir aşkın Mektupları

Canım Mukaddes,

Ne yaptık ettik, bugün yine İstanbul’a indik. Dün inecektik. Galiba iş sıkı olduğu için inemedik. Ve bugüne kadar tehir mecburiyeti duyduk. Bilmem, gönlüm bu hususlarda rahatlamıyor. Üzülüyorum. Sana karşı hasmane hisler peyda olmaya başlıyor. Ne yapayım, çok............öyle olmasa; ha İstanbul’a ha Adana’ya, ne umurumda olur halbuki. Bir türlü içim oturmuş değildir. Bir türlü müsterih olamıyorum. Acep nerededir? Ne yapıyor? Üzüntü ve endişesi her zaman içimdedir. Bunları yazmaktan maksadım böyle bilerek hareket etmen içindir. Bunu senden çok rica ediyorum.

Canımın içi,

Dün, Salı günü telefonlaşacaktık, seni arayacaktım, gayet hararetli müzakereler oldu ve bu da telefonla arayacağım saate rastladı, biraz geciktim. Telefon defalarca çaldı yoktun...
İhtimal ki öfkelendin, vaktinde aramadım diye... Halbuki senin de vaktinde aramadığın günler oldu... Ben çok bekledim ve nihayet ben seni aradım ve böylelikle irtibat devam etti. Onun için bekledim ki ben gecikmiş olursam ya beni beklersin veyahut sen ararsın, ne bekledin ne aradın. Muhakkak bil ki sana darıldım, kırıldım.

Bu ay öne çıkanlar