haçlı seferleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haçlı seferleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013-09-29

Preveze deniz savaşı



deniz savaşları, haçlı seferleri, Kanuni Sultan Süleyman, kaptan-ı derya barbaros hayreddin paşa, Osmanlı Devleti, preveze deniz savaşı, Savaşlar - Fetihler


                                                       preveze deniz savası

Kapdân-ı derya Barbaros Hayreddîn Paşa’nın, Andrea Doria komutasındaki haçlı donanması ile yaptığı deniz savaşı. Savaş, 27 Eylül 1538’de Adriyatik denizinin Arta körfezi kıyısında Preveze kalesi önündeki açık sularda yapılmış, Osmanlı donanmasının zaferi ile sonuçlanmıştır.

Üç kıt’aya hâkim olan Osmanlı Devleti’nin güçlü hükümdarı Kanunî Sultan Süleymân Han komutasındaki kahraman ordusu, doğu ve batıdaki düşmanlarına karşı zaferler kazanıyordu. Bu sırada Midilli’de doğup denizlerde büyüyen Barbaros Hayreddîn Paşa da, Cezâyir sultanlığını elde etmiş olmakla beraber, cihân pâdişâhı Kânûnî’nin elini öpüp, duâsını almak şerefine kavuşmak saadetine ermişti. Yüce Pâdişâh da kendisine düşeni yapmış, haçlı korsanlarına Akdeniz’i dar eden mazlumların sığınağı Barbaros Hayreddîn Paşa’ya, kapdân-ı deryalık vermişti. Sahip olduğu sür’atli gemiler, usta reisler ve kahraman leventlerine, pâdişâh duâsını da ekleyen Barbaros Hayreddîn Paşa, Cihân devletinin kapdân-ı deryası olarak Akdeniz’de haçlıların bir tahta parçasını bile yüzdürmelerine müsâade etmedi. Bir zamanlar Akdeniz’de vahşet, kan ve zulmün bayrakdârlığını yapan hıristiyan devletlerin korsan gemileri, iç koylardan dışarı çıkamaz oldular. Artık haçlı mezâlimi yerine Akdeniz’in engin sularında Osmanlı adaleti hüküm sürmeye başladı.

Müslümanlığın en geniş yayılma devri olan bu yıllarda, bir taraftan Hint denizinde, bir taraftan Akdeniz’de, bir yandan da Avrupa’nın Avusturya ve Boğdan cephelerinde, Türk ordu ve donanmaları zaferden zafere koşuyorlardı. Hilal-haç kavgasının son safhası, Almanya imparatoru ve İspanya kralı beşinci Charles Ouint’in, Tunus seferiyle başlamış ve ondan sonra birbirini tâkib eden; İtalya, Venedik, Avusturya, Hindistan ve Boğdan seferleri aynı zincirin halkaları olarak devam etmişti.


Almanya imparatorluğu ve İspanya krallığı. Papalık ve Venedik hükümetleri, müslüman-Türkleri Akdeniz’den atmak için, Osmanlı Devleti’ne karşı ittifak kurdular. Bunun üzerine Kânûnî, 1537-38 kışında yeni bir donanma hazırlanmasını emretti. Dört elle işe başlayan kapdân-ı derya Barbaros Hayreddîn Paşa, daha hazırlıklarını bitirmeden Mısır’dan yola çıkan hazînenin muhafazası için kırk gemi ile denize açılmak mecburiyetinde kaldı. Mısır’dan gelecek gemileri vurmak için Girid sularında kırk gemiyle pusuya yattığı haber alınan Andrea Doria, Barbaros’un geldiğini duyunca kaçtı. Fakat Osmanlı donanması, geri dönmeyip, Şira, Patnos, Naksos vesâir adaları aldı. Bu esnada tamamlanan doksan gemi de donanmaya katıldı. Mısır’dan gelen Salih Reis komutasındaki yirmi parça gemi de Barbaros’un gemileri arasına katıldı. Gemi sayısı yüz elliye ulaştı. Girid adası kalelerini zorlayıp bir hayli ganimet alan Barbaros Hayreddîn Paşa, kürekçi ve asker ikmâli yaptı. Barbaros komutasındaki Osmanlı donanması, İstanköy adasında ikmâl ve istirâhatle meşgul olurken hıristiyan ittifakı da gittikçe güçlendi. Barbaros korkusundan, Akdeniz kıyılarındaki koylara hapsedilmiş bir vaziyete giren haçlı devletleri, Osmanlılara karşı sıkı birlik kurdular. İrili ufaklı filolardan muazzam bir haçlı donanması meydâna getirdiler.

Bu haçlı donanmasının başına getirilen meşhur Cenevizli amiral Andrea Doria, Osmanlı’ya tâbi Mora yarımadası kıyısındaki Preveze’ye taarruz ederek kaleyi muhasara etti. Haberi alan Barbaros, Turgut Reis komutasında yirmi gemilik bir gönüllü filosu gönderdi. Zanta sularında kırk gemilik düşman karakol filosuna rastlayan Turgut Reis, hemen dönüp Barbaros’u haberdâr etti. Zanta’daki düşman filosu da Andrea Doria’ya Osmanlı donanmasının yaklaşmakta olduğunu haber verdi. Barbaros’un yaklaştığını öğrenen Andrea Doria, Preveze muhasarasını kaldırıp, donanmasını toplamak üzere kuzeye çekildi. Venedik’e âid Kafelonya adasını bombardıman eden Hayreddîn Paşa, Preveze’ye varıp kaleyi tamir ve tahkîm ettirdi. Denizlerdeki müslüman hâkimiyetini ortadan kaldırmak için bir araya gelmiş olan müttefik haçlı donanması, Korfu civarında toplanarak, Osmanlı donanmasını nasıl yeneceklerini tartıştılar. Kara harekâtı teklifine karşı olan Andrea Doria’nın isteği kabûl edildi. Haçlı donanmasının mevcudu 162 kadırga ve 140 bârca olup tamâmı 302 idi. Bu gemilerde iki bin beş yüz top ve altmış bin asker vardı. Türk donanması ise, kürekli yâni çekdiri sınıfından olarak yüz yirmi iki parçadan ibaretti. Gemilerin baştarafında üçer adet uzun menzilli 166 adet top bulunuyordu. Ayrıca donanmada, gemi mürettebatı yanında yeniçeri ve tımarlı sipahilerden olmak üzere toplam 20 bin asker bulunuyordu. Görüldüğü gibi Türk donanması adet îtibâriyle düşmana nazaran üçte bir ve top îtibâriyle on altıda birdi. Bundan başka Türk donanmasında sekiz bin cenkçi askere karşı, müttefiklerin gemilerinde altmış bin silâhlı asker bulunuyordu.

Müttefik donanması henüz Preveze önüne gelmeden evvel Barbaros, kumandanları toplayarak görüştü. Kumandanlardan Sinân Reis ile sancakbeyleri düşman donanmasının Akceom burnuna asker çıkarma tehlikesine karşı orasının tahkim edilmesini söyledilerse de Barbaros buna lüzum olmadığını beyân etti. Fakat kumandanların ısrarı üzerine, teklife muvafakat ederek oraya bir miktar asker çıkardı. Kendisi gemi kaptanlarına lâzım gelen talimatı verdi.

Gerçekten de Akceom’a asker çıkarılması çok isabetli oldu. Preveze önüne gelen müttefik donanması Akceom sahiline keşif müfrezeleri gönderdiyse de Türklerin tüfek atışıyla karşılaştıklarından geri döndüler. Körfez içindeki Barbaros’a bir şey yapamayan haçlılar, çekip gitmeye de cesaret edemiyorlardı. Barbaros ise, onları gafil bir ânında yakalamak istiyordu. Düşman devamlı yoruluyor, deposundaki su ve yiyeceklerini tüketiyordu. Osmanlı donanması ise, Preveze’de istirâhatle meşguldü.

Ertesi gün (27 Eylül) sabahı Barbaros, ana kuvvetle birlikte keşif için Pakso adasına doğru hareket etti. Müttefik haçlı donanması da bilmeden Osmanlı donanmasına yaklaşmakta idi. Denizcilik târihinin bu en meşhur savaşında, iki donanmadan Osmanlı tarafında merkezde Kapdân-ı derya Barbaros Hayreddîn Paşa, sağ kanatta Salih Reis, sol kanatta büyük coğrafya ve matematik âlimi meşhur denizci Seydi Ali Reis, ihtiyatta da, Turgut Reis, Murâd, Sâdık, Güzelce reislerle gönüllüler vardı. Müttefik haçlı donanmasının başında Avrupa’nın en meşhur amirali Andrea Doria ve Venedikli Marco Grimari ile Papalık donanma komutanı Vicent Capallo bulunuyordu. Haçlılar çeşitli devlet ve milletlerden meydana geliyordu. Aralarında Türk düşmanlığı hissinden ve haçlı dayanışmasından başka birliği teşkil eden unsur yoktu. Osmanlılar ise kumandanlarına son derece hürmetkar olup, maneviyâtları pek yüksekti. Muhârebe başlamadan önce Barbaros Hayreddîn Paşa bütün reisleri, Kaptdân-ı derya baştardasına toplayıp, gemi, silâh ve sayıca fazla olan düşman donanmasının tabiye üstünlüğünün safdışı edileceğini anlattı. Gâlib gelindiği takdirde Akdeniz’de mutlak bir Osmanlı hâkimiyetinin te’sis edileceğini ifâde edip, maneviyâtlarını yükseltti. Gemilere üçer top yerleştirip, hilâl şeklinde muhârebe nizâmına soktu. Haçlı komutanı Andrea Doria’nın yaptığı harb nizâmında Venedik ve Papa filoları önden gidiyor, İspanya ve Ceneviz filoları onları tâkib ediyordu. Rüzgâr haçlı donanmasının arkasından esiyor, Osmanlı donanmasına adım atma fırsatı vermiyordu. Preveze önündeki limanın girişini kapatarak Osmanlı donanmasının çıkışını engellemek isteyen haçlı donanması, kuvvetli rüzgârı arkasına alıp Preveze’ye doğru hareket etti. Hava çok sisli idi. Rüzgârın Osmanlı donanması lehine yön değiştirmesi ve sisin dağılması ile, haçlı donanması kendisini Türklerin önünde buldu. Barbaros Hayreddîn Paşa, kırk gemilik bir filoyla haçlı müttefik donanmasına saldırıp, onları ikiye ayırdı. Andrea Doria geri çekilerek, Korfu adasına döndü. Müttefik donanma amirallerinin ısrarı ile gemileri üç saf hâlinde tertib edip, tekrar taarruza geçti. Haçlı donanmasının en önünde büyük savaş gemileri olan kalyonlarla karakalar, ikincisinde kadırgalar, üçüncüsünde de küçük gemiler arka arkaya dizilmişti. Andrea Doria, birinci safı kendisine siper alıp, ikinci safta savaşı idare ediyordu. Her türlü manevra imkânı olan Osmanlı gemileri önünde can derdine düşen Venedik kaptanı, geriden gelen Andrea Doria’dan yardım istedi. Fakat haçlı gemilerini yakalamakta usta olan Barbaros bu fırsatı kaçırmayıp, bâzısını batırıp, kimisini de esir aldı. Geri kalanlar kaçtı. Andrea Doria, durumun kötüye gittiğini görünce, müttefiklerinin imdat istemelerine bakmayarak selâmeti kaçmakta buldu. Barbaros Hayreddîn Paşa, batırdıklarından başka yirmi dokuz gemi ve üç bine yakın haçlı askerini esir aldı. Osmanlılar ise, dört yüz şehîd ve sekiz yüz yaralı verdi. Bir Osmanlı gemisi de hasar görmüştü.

Aldığı gemileri tamir edip, yaraları sardıktan sonra, kaçan düşmanı aramak için yola çıkan Barbaros, Korfu adasına, sonra Avlonya’ya gitti. Fakat haçlıları yakalayamadı. Kışın yaklaşması üzerine Preveze’ye, Turgut Reis’i bırakarak İstanbul’a döndü.

Preveze zaferi, Boğdan seferinden dönüşte Barbaros’un oğlu başkanlığında gönderilen bir hey’et vasıtasıyla Yanbolu’da iken sultan Süleymân Han’a arzedildi. Bu zafer haberine çok sevinen sultan Süleymân Han, Barbaros ve arkadaşlarına duâdan sonra, kaptan paşa haslarına yüz bin akçe zam yaptı ve bütün ülkelere fetihnameler gönderdi.

Preveze zaferinden sonra Akdeniz Türk gölü hâline geldi. Herbiri birer deniz kurdu olan Osmanlı levendlerine denizler dar gelip, okyanuslara açıldılar. Avrupa krallarının desteğindeki deniz korsanlığının önüne geçilip, deniz seyahati, ticâreti ve sahildeki halkın emniyet ve huzuru sağlandı. Kuzey Afrika’daki İslâm devletleri Avrupa devletlerinin tecâvüzlerinden korundu. Deniz yoluyla hac farizası emniyet altına alınarak, hacılar korsan taarruzundan emin olarak hac yaptılar.

----------

1) Kitâb-ı Bahriye (Pîri Reis, hazırlayan Yavuz Senemoğlu); cild-1, sh. 289

2) Osmanlı Deniz Harp Târihi (Afif Büyüktuğrul, İstanbul-1970); cild-1, sh. 237

3) Büyük Türkiye Târihi; cild-3, sh. 477

4) Gazevât-ı Hayreddîn Paşa (Ertuğrul Düzdağ); cild-2, sh. 188

5) Rehber Ansiklopedisi; cild-14, sh. 216

6) “Cidde ve Preveze” Deniz Kuvvetleri Dergisi (J.F. Guilmartin); sayı-494, sh. 20

7) “Batı kaynaklarına göre Preveze Deniz Muhârebesi” Deniz Kuvvetleri dergisi; sayı-504, sh. 11



2012-02-13

CIA'e ve Misyoner MOON'a çalışan Fethullah Gülen'i Siyasi Anlamda Recep Tayyip Erdoğan Koruyor

CIA'e ve Misyoner MOON'a çalışan Fethullah Gülen'i Siyasi Anlamda Recep Tayyip Erdoğan Koruyor

Yazdığı kitaplarının intihal/çalma olduğu meydana çıkan...
Hıristiyan Misyoner teşkilatı olan MOON ve CIA ile bağları ispat edilen...
Dünya çapında etkili Yahudi Örgütü ADL ile bağları ispat edilen...
Dinler arası diyalog diyerek milletimizin dinini çalmaya çalışan...
ABD'de oturduğu villa bile misyoner örgütüne ait olan...
Kendisine bu villayı soran gazetecinin yanından kızıp da kaçan...
Dünyanın çeşitli ülkelerine gönderdiği sözde hocalarını MOON'un yetiştirdiği ve çeşitli ülkelerin bu kişileri CIA ajanı olmakla suçlayıp tutukladığı...
İsminin başına koyduğu M. harfinin ne anlama geldiği tartışılan, bunu Mesih/Kurtarıcı peygamber anlamında kullandığı iddia edilen...
"Vatikan'da ölmeyi düşledim." diyen,
FOXMAN gibi "Filistinli çocukların kanlarını içmek istiyorum" diye açıkca söyleyen bir Yahudi ile senli benli, gayet samimi ve sevgi dolu fotoları medyaya sızan ve adına FETHULLAH GÜLEN denilen bu HAİNİ...


"Din ve kültür gibi suni bölünmeler" sözünü söyleyen...
"Dört Hak Din" sözünü söyleyen, "Dilin mi sürçtü, dört hak mezhep mi diyecektin?" sorularına cevap vermeyip susan...
Haçlı savaşlarını bile kardeşlik gibi tarif edebilen...
Üzerinde Hıristiyan haçı olan elbiseleri bile hiç sıkıntı etmeden giyebilen...
Türkiye'deki gizli kilise evleri ve misyonerleri, yasa değiştirerek koruma altına alan, polisin ve hukukun elini kolunu bağlayan...
Zinayı bile suç olmaktan çıkartan...
Domuzun mahalle kasaplarında bile satılmasına izin çıkaran...
Eşcinsel derneklerin ve evliliklerin önündeki engelleri kaldıran...
ABD ile Irak için 24 Milyar dolara tezkere pazarlığı yaptığı kendi vekili tarafından ispat edilen... (Bu vekilin akıbeti hala meçhuldür. Ölü mü diri mi bilen yok)
Aslında Büyük İsrail Projesi demek olan BOP'a Büyük Ortadoğu projesine eş başkan yapılabilen...
ABD için Suriye, İran, Rusya ve Çin ile gereksiz sürtüşmeye giren...
Tuşuna basılmak üzere olan Üçüncü Dünya Savaşında ABD ordusunun kara üssü olarak İzmir'in yapılmasını temin eden...
Recep Tayyip Erdoğan korumaktadır....

Evet.. Recep Tayyip Erdoğan'ı da Fethullah Gülen'i de, misyoner örgüleri de aynı güç odakları oynatmaktadırlar...

ADL, JDL, B'nai B'rith, Bilderberg, Masonluk ve diğerleri...

Hedef, yıkılmak üzere olan ABD yi kurtarmak ve Büyük İsrail projesini gerçekleştirmek için bölgeyi ve dünyayı yeniden şekillendirmek...

Bunun için kendi kurdukları Atatürkçülüğü yine kendi elemanları eli ile usulca yıkmak, yerine kendi istedikleri ayarda ılımlı bir islami idare ve hilafet mekanizması kurmak.. Bu yeni yapılanmayı kullanarak Ortadoğu başta olmak üzere bir çok islam devletini de oyuna getirmek ve yeni dünya düzenini nihayet kurabilmek...

Siz hala uyuyacak mısınız?

www.gercekfethullahgulen.blogspot.com - www.gercekreceptayyiperdogan.blogspot.com - www.dinlerarasidiyalogtuzagi.blogspot.com



2011-11-17

Endülüs'ten Kareler

Endülüs fotoğrafları, Endülüs İslam Devleti'nden kalan kareler

Endülüs fotoğrafları, Endülüs İslam Devleti'nden kalan kareler

Endülüs fotoğrafları, Endülüs İslam Devleti'nden kalan kareler

2011-11-15

On Sekiz Bin Kişiyi Diri Diri Yaktılar

On Sekiz Bin Kişiyi Diri Diri Yaktılar


BİZE DOST/MÜTTEFİK GİBİ GÖSTERİLEN HIRİSTİYANLARIN İNSANLIK DIŞI MÜSLÜMAN DÜŞMANLIĞI...

İspanya'da hüküm süren Endülüs Müslümanları kendilerine tâbi olan Hıristiyanlara ve Yahudilere din ve vicdan hürriyeti vermişlerdi. Kilise ve manastırları duruyor, serbestçe ibâdet edebiliyorlardı. Dinlerinden dönmeye zorlamak şöyle dursun, onların en küçük baskıya mâruz kalmalarına bile müsamaha etmezlerdi. Birçokları, İslâmiyet'i kabul ettiler. Yahudiler büyük devlet me'mûriyetlerine kadar yükseldiler. Halbuki Hıristiyanlar zamanında fevkalâde baskıya mâruz kalıyorlardı. Bu sıralarda İspanya bütün Avrupa'nın en müreffeh memleketi idi.

Endülüs'ün son Müslümanları da İzabella ile Ferdinand devrinde ispanya'dan sürüldüler. 1480 - 1492'de bütün Yahudiler İspanya'dan çıkarıldı. Bunlar mallarını satmakta serbest idiler. Fakat altın, gümüş gibi şeyleri memleketten dışarı çıkarmak kendilerine yasak edilmişti. 1492'de Gırnata'nın tesliminde müslümanların dînine, camilerine ve hukuklarına hürmet edileceği anlaşmaya yazılmıştı. Katolik prensleri 10 sene sözlerini tuttular, fakat, 1502'de bütün Müslümanları İspanya'dan sürdüler. İspanya Kralı II. Filip de dinsizler (!) yâni Hıristiyan olmayanlar aleyhine 30 sene süren bir savaş açmıştır. Tövbe etmeyen herkesi yaktırırdı. Tövbe edenlere inayette bulunurdu.(!) Fakat bunlar bir kere kirlenmiş oldukları için ölmeleri lâzımdı. Yalnız ateşte yakılarak öldürmek yerine başları kılıçla kesilerek öldürülürdü.

16. asırda İspanya'da Protestanlık, Yahudilik ve Müslümanlık yoluyla dinsizlik (!) ettiklerinden dolayı diri diri yakılanların sayısı 18 bin olarak hesap edilmiştir.

Şarlken zamanında Hollanda'da öldürülen dinsizlerin(!) (Hıristiyan olmayanların) sayısı yüz bin kadar tahmin ediliyor. Alba dukası beş altı sene içinde îmânı zayıflardan (!) 18 bin kişi kadar öldürttüğünü iftiharla söylerdi: "Harb meydanında daha çoğunu geberttim"derdi.


Roma'da son diri insan yakmak hadisesi 22 Ağustos 1761'de, ispanya'da 7 İkinciteşrin (kasım) 1781'de olmuştur. Roma'da yakılan insan daha evvel asılarak öldürülmüştü. Voltaire, yazmış olduğu "Allah ve insanlar" isimli eserinde papalığın azamet devri esnasında "İnsanların müşfik validesi" (!) kilise uğruna kurban edilenlerin sayısını 10 milyon olarak hesap etmiştir. Avrupa bu vahşetten ancak 1789 Fransız İhtilâli ile kurtulmaya başlamıştır.

Avusturya'da 18. asır sonlarına kadar Katolik mezhebinden başka mezheplerin kiliselerine müsâade edilmez. Bunlar ancak "Çan kulesi olmayan ve caddeye kapısı olmayan" ibadethaneler yaptırabilirlerdi. 

2011-07-04

Türkiye ile İran'ı savaştırmak için şeytanî planlar ve projeler hazırlayıp geliştiriyorlar.

Türkiye ile İran'ı savaştırmak için şeytanî planlar ve projeler hazırlayıp geliştiriyorlar.



Haçlılar ve Siyonistler Müslüman Afganistan'a saldırdılar, milyonlarca Müslüman'ın ölümüne, sakatlanmasına, dul ve yetim kalmasına, yerinden yurdundan olmasına, ülkenin yanıp yıkılmasına sebebiyet verdiler.

Haçlılar ve Siyonistler Müslüman Irak'a saldırdılar. Milyonlarca sivil öldürdüler, halkı Şiî Sünnî kamplarına böldüler, kardeş kavgası çıkarttılar, ülkeyi üç parçaya ayırdılar. Kan, ateş, ölüm, acı, gözyaşı... Al sana Irak'ta demokrasi!..

Somali'de İslamî bir rejimi istemediler. Önce Habeşistan'ı oraya saldırttılar. Müslümanları birbirine kırdırttılar. O güzelim İslam ülkesinde artık huzur, güven, barış, refah yok; fitne, fesat, kan, zulüm, çarpışma çok...

Libya'yı da bölmek için fırsatları kaçırmadılar. Savaş devam ediyor.

Mısır'ı bölmeye, bağımsız bir Kıbtî devleti kurmaya çalışıyorlar.

Türkiye ile ilgili bölme, parçalama, BOP'lama planlarını hiç ara vermeden bazen açıkça, bazen sinsice sürdürüyorlar. Neticeye yaklaştılar.

Türkiye ile İran'ı savaştırmak istiyorlar. Böyle bir şey her iki ülke için büyük bir felaket ve yıkım olur.

Bin bir zahmet ve sabırlı çalışmalar sonunda oluşturulan Türkiye-Suriye yakınlaşması berhava oldu. İki ülkenin savaşması bile kuvvetli bir ihtimal. Haçlıların ve Siyonistlerin keyfi ve menfaati için Müslümanlar birbirini boğazlayacak.

Haçlılar ve Siyonistler Şünnîlerle Şiîleri savaştırmak, birbirine kıydırtmak için çalışıyor.

İsrail, Müslümanları birbirine düşürerek ayakta kalmaya çalışıyor. Boşuna gayret... Şu anda Siyonist devletin bir milyona yakın vatandaşının iki pasaportu vardır ve batan gemiyi terk etmeye hazırlanıyorlar.

İslam dünyası yeni bir Çingiz ve Hülâgû istilası ve barbarlığı karşısındadır.

İslam'ın üçüncü kutsal şehri Siyonistlerin işgali altındadır.

Haçlılar ve Siyonistler, Emperyalistler ve sömürgeciler Şam-ı Şerifi bombardıman ederlerse, baltalarını sert taşa vurmuş olacaklardır.

Şu Arap dünyasının haline bakınız.

Şu Türk dünyasının haline bakınız.

Şu İslam Cumhuriyeti Pakistan'ın haline bakınız.

Şu İslam dünyasının hal-i perişanına bakınız.

Şu bir buçuk milyar Müslümanın aczine, zavallılığına, zillet ve esaretine bakınız.

Eyvah eyvah bu günleri de mi görecektik...

Nice şehirlerimiz, nice kalelerimiz içten feth edilmiş.

Ah efsus ki, efsus...

Fatihlerin, Selahaddinlerin, Kanunîlerin ruhları kan ağlıyor.

Ayasofya'da artık namaz kılınmıyor, o ulu mâbette Kur'an okunmuyor...

Ah gizli esaret, ah üstü kapalı zebunluk, ah ki ah...

Mescid-i Aksa'ya Müslümanlar Yahudi askerlerinin hakaret bakışları altında kontroldan geçtikten sonra girebiliyor.

Ah ah ah!..

Ya Rabbi bu devirde İslam dünyasında ne çok Ekfer Şah var...

Ne çok İbn Sebe' var...

Ne çok münafık, mürâi, mürted, merdut var...

Birkaç zalim, münafık ve satılmış, milyonlarca Müslümanı boyunlarından bağlamış sürüklüyor.

Eyvah eyvah eyvah ki, Müslümanların sayısı pek çok ama sel suyu aktıktan sonra kalan süprüntü ve köpükler gibi hiçbir ağırlıkları, etkileri yok.

Vah vah vah!..

Ah benim beyciğim, bizler Fatih'in torunlarıyız diye hamasî nutuklar atıp duruyorsun ama hepimiz aynalara bakalım, biz hiç Fatih'in torunlarına benziyor muyuz?

Biz Fatih'in torunları olsaydık Ayasofya cami-i kebiri müze olabilir miydi?

Biz kim, Fatih'in torunu olmak kim...

Ah eyvah efsus ki efsus!..

Ya Rabbi ne günlere kaldık!.. Mardin Kasimiye medrese-i islamiyesinde çan ve ezan sesleri birbirine karışırken papazlarla müftülerin sarılıp öpüştüklerini de mi görecektik...

Ah ki ah, vah ki vah...

Şu Darülhilafe İstanbul'a bakınız. Camiler boş, meyhaneler dolu, her yer çıplak karıyla mâlâmal...

İstanbul'un bir ismi de İslambol. Gel gör ki, İstanbul'da artık vasıflı, şuurlu, güçlü İslam sayısı bol değil.

Şu İslam şehrinde plajlarda avret-i galizaları görünen erkek ve karılar birlikte denizin keyfini çıkartıyor.

Ne çok yüksek bina var, ne çok zina var bu İslam şehrinde...

Artık zina zaten suç değil.

Zina suç değil ama küçük çocuğuna özel hoca tutarak din ve Kur'an dersi verdirtmek suç... Suç suç suç!..

Kur'an bize haber vermiş, birbirine düşer çekişirseniz devletiniz ve rüzgârınız elden gider diye. Nitekim gitti.

Dinimiz bize şu öğüdü vermişti: Birliktelik rahmettir, tefrika azaptır diye. Biz azabı seçtik.

Kur'an, gıybet etmenin ölü kardeşinin etini yemek gibi çirkin ve ağır bir günah olduğunu bize açıkça haber veriyor. Biz ne yapıyoruz? Gıybet ediyor muyuz etmiyor muyuz?

Din ve imanın elden gitme tehlikesi var mı?.. A şaşkın, gitme tehlikesinden bahs edip durma. Din ve Şeriat elden gitmiş bile!..

Din, iman, Şeriat elden gitmiş, şunlara bakın hâlâ hizip ve cemaat taassubuyla, benim baronum senin baronundan büyüktür hezeyanlarıyla meşguller. Zehi gaflet, zehi cinnet, zehi dalâlet!..

Ey Allahü Teala ile olan ahd ü misaklarına, ey Peygamber-i zişana olan biatlarına sadık Müslümanlar!.. Ne korkunç bir hengâme içindeyiz, bu gidiş nereyedir, bu işin sonu ne olur?

Eyvah!.. Ne yapacağız?

Ey güle oynaya mütemâdiyen piknik yapanlar, kahkaha atanlar, zevk ü sefa sürenler, müzeyyen kâşânelerde, mükellef sofralarda, lüks dabbelerde vur patlasın çal oynasın keyfe mâ yeşa yaşayanlar!

En düzenbazlar!.. Ey râşiler, ey mürteşiler, ey muhtekirler, ey mürtekibler, ey kolu uzunlar, ey saçı bitmedik yetimlerin haklarını yiyenler, ey beytülmal-i müslimînin dibini delip boşaltanlar, ey türediler, ey nev-zuhurlar, ey dünkü mücâhidler bugünkü müteahhidler, ey fâsıklar, ey fâcirler, ey münâfıklar, ey Nemrudlar, ey Firavunlar, ey Karunlar, ey Neronlar!.. Bu gidiş nereye?

Eyvah ki eyvah!..

Mehmet Şevket Eygi
Gazeteci - Yazar
29 HAZİRAN 2011

2011-06-28

BOP'un Eş Başkanı Tayyip Erdoğan Verdiği Sözleri Tutuyor

BOP'un Eş Başkanı Tayyip Erdoğan Verdiği Sözleri Tutuyor



Suriye lideri Esad Türkiye’yi şikayet için İran’a yazdığı mektupta iktidarın dış politikasına yönelik çok ağır ifadeler kullandı
Esad, İran dini lideri Hamaney’e yazdığı mektupta, “Suriye’nin Türkiye ve Katar’a karşı yükümlülüğü kalmadı. Birkaç ay önce Suriye’nin ’yakın dostu’olan fırsatçı ülkelerin maskeleri düştü” dedi.
İsrail istihbaratına yakın bir internet sitesi ise Suriye sorununun çözümü için ABD ile anlaşan Türkiye’ye düşen esas rolü açıkladı: Suriye ile “askeri gerilimi tırmandırıcı” adımlar atmak!..

Türkiye, Batı’yı mutlu etmek için her şeyi yapar!
Suriye Devlet Başkanı Esad, İran’ın dini lideri Hamaney’e içini döktü:
Beşşar Esad, Türkiye’yi İran’a şikayet ederken, iktidardaki AKP’nin dış politikasıyla ilgili ağır ifadeler kullandı. İsrail’de orduya yakın bir internet sitesi ise Erdoğan ve Obama’nın Esad’ı 4 ay içinde bitirmek üzere anlaştığını iddia etti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’e Türkiye’deki yönetimi şikayet etti. Kuveyt’te yayımlanan Al-Siyasah gazetesinin haberine göre, Beşşar Esad, İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’e mektup göndererek Türkiye ve Katar hakkındaki görüşlerini dile getirdi. Suriyeli siyasi kaynaklara dayandırılan habere göre Esad mektupta, “Suriye’nin artık Türkiye ve Katar’a karşı hiçbir yükümlülüğü kalmamıştır. Birkaç ay önce Suriye’nin yakın dostu olan ülkelerin maskeleri düştü. Bu ülkeler, Batı’yı mutlu etmek için her şeyi yapar” diye yazdı. Al-Siyasah, Esad’ın mektupta Türkiye ve Katar’ı “fırsatçı” olarak nitelendirdiğini ve AKP’nin seçimleri kazanmasına üzüldüğünü de belirttiğini öne sürdü.

ABD ve Türkiye anlaştı


Bu arada, Türkiye ile ABD’nin Suriye’yi bitirme operasyonu konusunda anlaştığına dair iddialar da, güçlü delillere dayanarak gündeme gelmeye devam ediyor. İsrail istihbaratına yakın bir internet sitesi, Suriye sorununun, ABD -Türkiye ortaklığıyla çözülmesi kararına varıldığını öne sürdü. DEBKAfile adlı site, askeri kaynaklara dayandırdığı haberde, ABD Başkanı Barack Obama ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında 21 Haziran’da yapılan telefon görüşmesinin gizli tutulan içeriğine yer verdi. İddiaya göre iki lider, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın reform sözü verdiği ama uluslararası toplumu tatmin edemediği konuşmasından saatler sonra yaptıkları görüşmede, Esad’ın 4 ila 6 ay içerisinde düşeceği kanısına vardı. Ortaklaşa hazırlanan planda Türkiye’ye düşen esas rol ise Suriye ile “askeri gerilimi tırmandırıcı” adımlar atmak olarak belirlendi.

İsrail de plana dahil
DEBKAfile’ın iddiasına göre, Türkiye ile ABD’nin ortaklaşa belirlediği stratejiler, bununla da sınırlı değil. Yine aynı haberde dile getirilen iddiaya göre, İsrail’in de katılımıyla bu üç ülke, Ortadoğu barış görüşmelerinin yeniden başlatılmasını sağlayacak bir yöntem belirledi. Yeni yol haritasına göre Türkiye, İsrail ile Filistin arasında yeniden arabuluculuk yapacak. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelerek bir dizi gizli görüşme yaptığı öğrenilen İsrail Başbakan Yardımcısı ve Stratejik İşler Bakanı Moşe Yaalon’un, Başbakan Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan’la bir araya gelerek, oluşturulan bu yeni modelin son rötuşlarını yaptığı iddia edildi.


http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=52415

2011-05-05

Ayıdan Post, Gâvurdan Dost Olmaz (Atasözü)

Ayıdan Post, Gâvurdan Dost Olmaz (Atasözü)


Haçlı taassubu ve Kudüs'ün kurtarılması

İstisnasız Avrupalının hemen hepsi de Haçlı ruhuna sahiptirler. Aralarındaki fark şudur: Meselâ Almanlar, bu tıynetlerini, açıkça ortaya koyarlar... Irkçılık, fanatizm suratlarından akar. Bu yüzden de, çok istedikleri halde, sömürgecilikte başarı gösterememişlerdir.

Sözgelişi İngilizler ise, aynı ırkçı-fanatik tıynetlerini, telkinle, oyunla, tebessümle gizlerler. Ziya Paşa'nın, "Yaktı nice canlar o nezâketle tebessüm!" dediğini hatırlamamak mümkün mü?

Avrupa, kendisinin dışındakiler bahis mevzuu(söz konusu) olduğunda, her zaman birleşmiştir. Müslümanlar'a (bilhassa da Müslüman Türkler'e), Budistler'e, Komünistler'e, Japonlar'a karşı daima hem din taassubu, hem ırk barbarlığı, hem insaniyet düşmanlığı, hem de soygun ortaklığı yapmışlardır.

Almanya, 1. Dünya Harbinde, sözde silah arkadaşı müttefikimiz olarak, (Hem de, Berlin'de esir bulunan ingiliz sömürgesi Müslümanlar'a, Almanlar'ı sevdirmek için) Mehmet Akif Bey'i davet ediyor. M. Akif Bey, Berlin'e giderken, birkaç gece Viyana'da kalıyor. Garip! Zafer falan olmadığı halde müttefikimiz Viyana'nın halkı, şenliklerden, havai fişeklerden, zafer taklarından göklere tırmanacak neredeyse...

— Bu şenliklerin sebebi ne ola ki? diye Akif Bey soruyor. Kalabalıktan şu zafer nağmeleri aksediyor:

— Bilmiyor musunuz? İngiliz orduları, bugün, Kudüs'e girdi. Kutsal şehri Müslümanlardan kurtardı. Elbette zafer ve sevinç günümüzdür...

Tekrar hatırlayalım ki; bu Hıristiyan dayanışma ve kutlamaları esnasında (Büyük Harp'te) Türkiye-Almanya ve Avusturya İngilizlerin karşısında, tek cephe, müttefiktirler.

Beyni Batı afyonuyla uyuşmuş sözde aydınlar taifesine, kimsenin bir lâfı yok, tabiî olamaz da! Lâkin halkımız ve çocuklarımız, Avrupa'nın koyu taassupla, vahşî ve barbarcasına ırkçı fanatik olduğunu asla hatırdan çıkarmamalıdır.

2011-05-02

Prof. Fritz Neumark: Avrupalılar Türkleri Neden Sevmez? | Tarihten Türk çıkarılırsa ortada tarih kalmaz.

Prof. Fritz Neumark: Avrupalılar Türkleri Neden Sevmez? | Tarihten Türk çıkarılırsa ortada tarih kalmaz.
"Tarihten Türk çıkarılırsa ortada tarih kalmaz."  Prof. Fritz Neumark
Avrupalılar Türkleri Neden Sevmez?


Bir kısım öğrencisiyle Boğaziçi’nde geziye çıkan İstanbul Üniversitesi profesörlerinden Alman asıllı Prof. Fritz Neumark öğrencilerinden birinin “ Avrupalılar bizi neden sevmez, Hocam?" Sualine şu cevabı verir;

- Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı, Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hristiyanlar’ın hücrelerine sinmiştir. Sebeplerine gelince;

1- Müslüman olduğunuz için sevmez. Ama, olaki laik olmak şöyle dursun, Hristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam eder.

2- Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar; Tarihten Türk çıkarılırsa ortada tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.

3- Avrupa’nın pazarı idiniz. Şimdi Avrupa’yı Pazar yapmaya başladınız.

4- En az 400 yıl Avrupa’da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.

5- Selçuklular Anadolu’yu, Osmanlılar ise Orta Avrupa ve Balkanları Haçlı Ordularına mezar ettiler.

6- Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet sağladılar. Önce giyiminizden hayat tarzınıza kadar; ahlaki değerlerinizi yıpratmaya başladılar, sonra da kendi içinizde sizi bölmeye başladılar.

7- Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydi, İslamiyet bu gün belki sadece Hicaz’da varlığını devam ettirebilirdi. Kaldı ki Vehhabiliği kuranlar da İngiliz Dominyon Bakanlığının adamlarıdır. Batı, her yerde İslamiyet’i sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı, Asr-ı Saadet’i devam ettirdi.

8- İfade ettiğim sebeplerden kilise size kin kusmaktadır.

9- Ben Türkiye’ye geldiğimde iki üniversiteniz vardı. Şimdi (o zaman) 19 üniversite var. Osmanlı zamanında ise her yerde bir medrese vardı. Tarihinize bakın! Her medresede ilim tedrisatı vardı. İlk denizaltıyı Osmanlı’nın yaptığını çoğunuz bilmiyorsunuz belki de ama Avrupa bunu biliyor.

10- Sizler, gerçek hüviyetinize, kimliğinize döndüğünüz zaman Avrupa’nın refahı ve medeniyeti yıkılır. Ama bu şartlar da çok zor… ( Türklere Karşı Haçlı Seferleri)


[Ord. Prof. Fritz Neumark (1900-1991), Hitler’den kaçarak 1933’te Türkiye’ye gelir. İstanbul Üniversitesi İktisat ve Hukuk fakültelerinde dersler vermiştir.
20 Temmuz 1936'da kurulan ve 1937 yılı yaz sömestresinde faaliyete geçen İktisat Fakültesi'nde (Umumi İktisat ve Maliye Teorisi Kürsüsü) başkanlığı da yapmıştır. 1952’de döndükten sonra Frankfurt Üniversitesi’nde rektörlük yapmıştır.]

2011-04-25

Haçlı Sürülerine Kahramanca Set Olan Ecdadımız; SELÇUKLULAR (VİDEO)



Tarihe dönüp bakıldığında görülen odur ki, SELÇUKLULAR sanki Haçlı sürülerine karşı koymak için yaratılmışlar....

Bu ay öne çıkanlar