2011-05-07

Müslüman oldum, "Gerek Yoktu" dediler,bunlar Misyonerlik yapıyorlar

Müslüman oldum, "Gerek Yoktu" dediler, bunlar Misyonerlik yapıyorlar...
Fethullah Gülen cemaati, Dinler arası diyalog'da  ayarı iyice kaçırdı...

Hayret ve dehşetle okuyacağınız aşağıdaki hadise, Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya’ya giden ve şu anda Nijninograt şehrinde ticarethane işleten bir arkadaşımın ağzından.

Hadise, arkadaşımın Müslüman arkadaşıyla onun sonradan Müslüman olan, 20-22 yaşlarında Emine ismindeki hanımıyla ilgili. Emine ismini, Peygamberimiz’in annesinin ismi olduğu için özellikle seçmiş. Emine’nin kocası Tataristan’ın Kazan şehrinden ve Moskova müftülüğüne bağlı Moskova (İslâmî) İlahiyat okulundan mezunmuş.

Arkadaşımın anlattıkları:

“Bu ilahiyat mezunu Rusyalı arkadaşım, bir gün bizim dükkâna geldi. Yanında da bizim Müslüman hanımların kapandığı şekilde kapalı genç bir hanım vardı. Rusya’da o şekilde giyinen bir hanım yok gibidir. Öyle İslâmî bir kıyafetle görünce memnun oldum ve ayrıca ilgi ve hürmet gösterdim.

Bu kapalı hanım, arkadaşımın karısıymış. Hanımının sonradan Müslüman olduğunu anlattı. Sohbete başladık. Derken konuşmaya, hanımı da katıldı. Türkçeyi gayet güzel konuşuyor. Kocası Tatar olduğu için, ‘Siz Tatar olmalısınız; Türkçeyi bu kadar iyi nerede öğrendiniz?’ dedim. ‘Hayır, ben Rus’um’ dedi. Defalarca Türkiye’ye geldiğini, bayağı kaldığını söyledi. Türkiye’de İslâmî bir gruptan insanlarla tanışmış, Müslüman olmalarına onlar sebep olmuşlar. Kendisine, Kazanlı olduğu için, Kazan’da da Türkiye’den gelen ailelerin bulunduğunu anlattım ve onlarla temasa geçerse o cemaatin kendisine İslâmiyet hakkında yardımcı olabileceğini söyledim.


Bahsettiğim cemaatin ismini verir vermez, ilk anda sebebini anlayamadığım şiddetli bir tepki gösterdi. Yatıştırmaya çalıştım. Tepkisinin sebebini sorunca, ‘Bana onlardan, o cemaatten bahsetme!” dedi. ‘Hayrola, nedir? Ne oluyor?’ deyince şunları söyledi: ‘Ben bir Hıristiyandım. Hıristiyanlığın ne olduğunu ben iyi bilirim. Bildiğim için onu bırakıp Müslüman oldum. Müslüman olmanın verdiği heyecanla buralarda okulları olan o sizin görüşmemi istediğiniz kimselere gittim. Müslüman olduğumu söyledim. Bana, “Niye Müslüman oldun! Ne lüzum vardı! Kendi dininde kalsaydın. O da hak dindir!” gibi şeyler söylediler. Onlar burada Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar.


Değerli okuyucular, bu hadise Dinlerarası Diyalogla hangi gaye ve neticenin hedeflendiğine canlı bir örnektir. Niçin canlı? Çünkü bu hadiseyi anlatan arkadaşım şu anda Türkiye’de ve 15 gün kadar kalacak. İsteyen kimselerle görüştürebilirim.

Dinlerarası Diyalog aşıkları, “Rusya’nın bilmem hangi şehrinde olan şahsî bir hadiseden bahsediyorsun. Ne bilelim doğru olduğunu. Koskoca Rusya’da bir kadın ve kocası? Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” demeye kalkışmasınlar, mahçup olurlar. Çünkü, gelecek itirazlara cevap tedbirimiz hazır. İspat edemeyecek olsaydım yazmazdım.

Arkadaşıma, “İcap ederse o kadın ve kocasına ulaşmak mümkün mü?” dedim. “Tabiî ki. Kocasıyla zaten senelerdir tanışıyoruz. Her zaman isteyen kimselerle görüştürebilirim” diyor.

Bu konu, fürûattan değil, imânî bir mesele olduğu için ele aldım. İçki, şarkı-türkü, başörtüsü gibi fürûattan olan meseleleri hiç dile getirmiyorum. Yoksa, “Kazakistan’da Cumhuriyet’in 75. yılını kutlamak için Türkiye’den şarkıcı kadınlar götürmek neydi? Kazaklara içki ikram etmek neyin nesi?” gibi sorular da sorabilirdim. Hatta, TÜYAP Kitap Fuarı’nda, “Takma kafanı Ali Bey. Kazakistanlılar zaten içkiye alışmışlar. İçki içen bir kimseye içki ikram etmekten daha normal ne var?” diyen televizyon programcısının ismini de verebilirdim. “Aksi” bir “yön”de giden mecmuanın haber müdürünün, “Yurtdışındakilere, oralarda niçin namaz kılmamaları söyleniyor?” soruma, “Arkadaşlar, yurtdışında namazlarını kaş-göz ile kılıyorlar” gibi gülünç bir cevap verildiği üzerinde de durmuyorum.

Değerli okuyucular, geçen hafta “Bundan daha dehşetli olanı da var” dediğim, bunlar değil. Nasip olursa, Dinlerarası Diyaloğun nimeti olan o dudak uçuklatacak sözleri de yazacağım.

Ali Eren - Vakit Gazetesi
07/2004

Fettullah Gülen'in kefili CIA ajanı

Fettullah Gülen'in kefili CIA ajanı

Fettullah Gülen, ABD'den Yeşil Kart alabilmek için açıp, kaybettiği davada Rumi Forum'un başkanı Ali Yurtsever'in yardımı ile önemli isimlerden referans mektupları topladı.

Hürriyet Gazetesi'nden Razi Canikligil'in haberine göre Gülen'in ABD'de kalmasına yardımcı olmak için eski politikacılardan CIA ajanlarına kadar pek çok isim seferber oldu.

İşte Gülen'e yeşil kart için kefil olan o isimler:

George Fidas

Gülen'in I-140 yeşil kart başvurusu için mahkemeye sunulan destek mektuplarının ilk sırasında yer alıyor. CIA'dan Analiz ve Prodüksüyon Direktörü olarak emekli oldu. CIA'nın Balkan politikaları uzmanı ve halen Washington Universitesi Uluslarası İlişkiler Bölümü'nde ders veriyor. Yunan asıllı, Joint Military Intelligence Council'de de görevli.

Graham Fuller

Eski CIA ajanı ve yine eski "National Intelligence Council" Başkan Yardımcısı. "RAND Corporation"'da danışmanlık hizmeti veriyor.

Alexander Karloutsos

Gülen için mahkemeye mektup gönderenler arasında ikinci sırada. Merkezi New York'ta bulunan Amerika Yunan-Ortodoks Başpiskoposluğu'nda rahip. Mektubunda Gülen'den övgü ile söz ediyor.

Morton Abramowitz

ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi, halen "The Century Foundation" da görevli.

Ermin Başer

Mektupta eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başdanışmanı olarak gösteriliyor. Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Konseyi yürütme kurulunda yer aldığı belirtiliyor.

John Obert Voll

Georgetown Üniversitesi Tarih profesörü

Ralph ve Richard Lazarus

Dartmouth College Antropoloji bölümü profesörleri

Yıldırım Akbulut

Eski Türkiye başbakanı

Mehmet Sağlam

Eski Milli Eğitim Bakanı, AKP Kahramanmaraş Milletvekili ve Meclis Milli Eğitim Komisyonu Başkanı.

Bernadette Andrea

San Antonio'daki Teksas Üniversitesi İngilizce, Klasikler ve Felsefe Profesörü

Paul Parker

Elmhurst College teoloji ve Din Bölümü profesörü

Floyt M. Schoenhals

Amerika Evangelical Lutheran Kilisesi Arkansan-Oklahama Bölge Sorumlusu, Başpapaz.

Murat Saraylı

TÜGİAD Yönetim Kurulu Başkanı.


Thomas Michel

Roman Katolik Kilisesi İsa Peygamber Dinlerarası Diyalog Sekreterliği Papazı.

Donald Senior

Catholic Theological Union Başkanı, Vatikan'ın atadığı papaz.

James Kenneth Echols

Chicago Lutheran School of Theology Başkanı

Jill Caroll

Profesör. Rice Üniversitesi Boniuk Merkezi Dini Hoşgörüde İlerleme çalışması idarecisi.

Lynn E. Mitchell

Houston Üniversitesi Dini çalışmalar Direktörü.

Sheryl L. santos

Texas Tech Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı.

David B. Capes

Houston Baptist Üniversitesi Hıristiyanlık ve Felsefe Profesörü

Terry Mathis

Universty of California, Riverside kampüsü papazı

Loye Ashton

Taugaloo College dini araştırmalar programı direktörü papazı Reverend)

Lawrence T. Geraty

La Sierra Üniversitesi

Ali Yurtsever

Rumi Forum

Kemal Öksüz

Niagara Vakfı

John L. Esposito

İslam Davasını Sattılar!..

İslam Davasını Sattılar!..

Madde: İslamcı veya Müslüman görünen bazıları İslam'ı, İslam davasını, İslami hareketi satmıştır.

Soru: İslam'ı ve davayı satan bu adamlar mü'min midir?

Cevap: Mü'min gibi görünüyorlar ama onlarda nifakın (münafıklığın) çok alametleri sırıtmaktadır.

Soru: Bunlar İslam'ı ve davayı neye ve kaça sattılar?

Cevap: Bazısı paraya, bazısı riyasete(başkanlığa), bazısı dünyevi şan ve şerefe, alkışa, makam ve mevkiye, cümlesi nefs-i emmaresine ve şeytana uyarak satmıştır.

Soru: İslami hizmetler ve faaliyetler, İslami dava sektöründe samimi, muhlis, doğru yolda olan mü'min ve Müslim kimseler ve gruplar yok mudur?

Cevap: Olmaz olur mu, elbette vardır.

Soru: Onların özellikleri nelerdir?

Cevap:
(1) Onlar dine, imana, Kur'ana, Sünnete, Şeriata sırf Allah rızası için doğru dürüst hizmet ederler...
(2) Hizmetlerinin mükafatını ve ödülünü yaratıklardan değil, Yaratan'dan beklerler...
(3) Bu mükafat ve ödülün dünyada değil, ahirette verilmesini isterler...
(4) Hizmet ve faaliyetlerini asla ve asla zengin olmak, para kazanmak, mal edinmek için yapmazlar... (Daha nice başka şart ve özellik vardır...)

Soru: Bid'atçi, günahkar, fasık ve facir mü'minler kardeşimiz değil midir?

Cevap: İyi ve kötü, salih veya facir, adil veya zalim bütün mü'minler kardeştir. Bid'ati, günahı, zulmü onu küfre götürmedikçe, kardeşlik bağını kopartamayız.

Soru: Kendisini iyi, salih, muttaqi (takvalı), muhlis (ihlaslı) Müslüman olarak gören, "öteki" Müslümanları günahkar görüp onları tahkir eden, hafife alan kimse gerçekten iyi bir Müslüman mıdır?

Cevap: O kötü bir Müslümandır!..

Soru: Niçin?

Cevap: Çünkü iyi bir Müslüman kendisini iyi görmez, mü'minler arasındaki uhuvvet (kardeşlik) bağını kopartmaz.

Soru: Din, iman, Kur'an, Sünnet, Şeriat, mukaddesat ticaret ve benlik konusu yapılabilir mi?

Cevap: Yapılamaz. Yapanlar alçaktır.

Soru: İslami kesime, İslami hizmet ve faaliyetlere, İslami davete sızmış bunca münafık ve mürai varken, Müslümanlar başarılı olabilir ve kurtulabilir mi?

Cevap: Başarılı olmak ve kurtulmak elbette mümkündür ama bazı şartları yerine getirmek gerekir. (Birincisi) Münafık ve müraileri, din tacirlerini, mukaddesat sömürücülerini dışlamak... (İkincisi) İhlasa aykırı, ihlası zedeleyen bütün noksanlardan temizlenmek... (Üçüncüsü) Kur'anın yap dediklerini yapmak, yapma dediklerini yapmamak... (Dördüncüsü) Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetini hayata uygulamak, onun güzel ahlakı ile ahlaklanmak... (Beşincisi) Bütün samimi, şuurlu, uyanık, firasetli Müslümanlar bir araya gelmek... (Altıncısı) Bu da ancak Müslümanların başlarına ehil ve layık bir İmam-ı Kebir seçmeleriyle olur... (Yedincisi) Ümmetin kurtuluşu için dört başı mamur bir plan ve program yapıp onu hayata geçirmek...

Soru: Türkiye'deki Müslüman çoğunluk, bugünkü durumu ile kurtuluşa erebilir mi?

Cevap: Eremez.

Soru: Niçin?

Cevap:
(1) Milyonlarca Müslümanın, kendilerine yetecek derecede din, ilmihal bilgisi ve kültürü yoktur, cahillik yayılmıştır...
(2) İtikatta (inanç konularında) bozukluklar çoğalmıştır...
(3) Beş vakit namaz büyük ölçüde terk edilmiştir...
(4) Cemaat terk edilmiştir...
(5) Emr-i maruf ve nehy-i münker(iyiliği emredip kötülükten men etmek) farzı yapılmıyor (veya yeterli, kurtaracak kadar yapılmıyor)...
(6) Müslümanlar başsızdır...
(7) Ümmet şuuru zayıflamış, onun yerine hizip, fırka asabiyeti hakim olmuştur... (8) Ümmeti uyaracak yeterli sayıda icazetli alim, fakih, nasih (öğüt veren), rehber, mürşid, aydınlatıcı, bilgilendirici, önder kalmamıştır.

Soru: Karamsar mısınız?

Cevap: Müslüman karamsar olmaz... Karamsar değil, gerçekçiyim. Ne kendimi aldatırım, ne de din kardeşlerimi... Allah'tan ümit kesilmez.

Mehmet Şevket Eygi
Araştırmacı Yazar
4 Mayıs 2011

Nedir bu HARİCİLİK? Neye, Nasıl inanırlar?

Nedir bu HARİCİLİK? Neye, Nasıl inanırlar?

Peygamberimizin ve eshâbının gösterdiği doğru yoldan ayrılmış olan fırkalardan biri.

Hazret-i Ali ile hazret-i Muâviye arasında 657 târihinde yapılan Sıffîn harbinde, hazret-i Ali hakem tâyinine râzı olup karşı tarafla sulhu(barışı) kabul ettiği için yanında olanlardan bir kısmı ondan ayrıldılar. Onun için bunlara “Hâricî” denilmiştir. Hâricî, “ayrılan, dışarı çıkan” demektir.

Doğru yolda bulunan Ehl-i sünnet âlimlerine göre bunlar “Fırak-ı dâlle” denilen bozuk fırkalardan sayılmışlardır.

Hâricîler, “Hâkim, ancak Allah’tır. Hazret-i Ali iki hakemin hükmüne uyarak, hilâfeti hazret-i Muâviye’ye bırakmakla büyük günâh işledi.” dediler. Onunla harp etmelerine, bu yanlış düşünüşleri sebeb oldu. Bâzı âyet-i kerîmelere ve meşhur olan hadîs-i şerîflere yanlış mânâlar vererek, kendileri gibi inanmayanlar için, “Kâfir oldular, onları öldürmek, mallarını, kadınlarını ganîmet olarak almak helâldir.” dediler.

Hâricîler, Emevî ve Abbâsî devletlerinde çeşitli bölgelerde sık sık isyânlar çıkararak çeşitli fitnelere ve huzursuzluklara sebeb olmuşlardır. Bâzı şehirler bir süre Hâricîlerin eline geçmiştir.

Hâricîler yedi fırkadır. Bunlardan İbâdiye fırkası, Abdullah bin İbâd adındaki kimsenin adamlarıdır. Bu fırka dörde ayrılmış ve günümüze kadar devâm etmiştir (Bkz. İbâdiyye). Bunlardan Yezîd bin Enise’nin adamlarına Yezîdî denildi. (Bkz. Yezîdîlik)

Önce dînî bir hüviyetle ortaya çıkan Hâricîler, kısa zamanda siyâsî bir mâhiyete bürünmüşler, ortaya attıkları sapık fikir ve görüşlerden dolayı pekçok kimsenin Ehl-i sünnet yolundan ayrılmasına sebeb olmuşlardır.

Hâricîlerin Ehl-i sünnet îtikâdına uymayan inanışlarından başlıcaları şunlardır:

1. Mümin, haram ve şüpheli şeylerden sakınandır. Büyük günâhı işleyen bir Müslüman, dinden çıkar.

2. Hâricî olmayan bütün Müslümanlar dinsizdir. Harp edilerek öldürülmesi câizdir. Malları ve kadınları ganîmet olur.

3. Büyük günâh işleyen halîfeye, devlet başkanına isyân etmek vâciptir.

4. Hazret-i Ali hakem tâyin etme olayında hatâ etmiş,büyük günâh işlemiştir. Hükmü ancak Allah verir. Hakem tâyinine râzı olanlar dinden çıkmıştır. Çünkü hazret-i Ali, Allah’ın işine kulları karıştırmıştır.

5. Kur’ân-ı kerîmin bâzı âyetlerini (hâşâ) hazret-i Ömer ilâve etmiştir.

Bu ay öne çıkanlar