Fıkıh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fıkıh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013-09-21

Ezanın Türkçeleştirilmesi (Türkçe Ezan, Türkçe Kur'an, Türkçe Namaz ve Tekbir projesi)

ezan
ezan


76 SENE ÖNCE… 29 OCAK 1932

Bilindiği gibi, İslamda imandan sonra ilk emir namaz… Namazın vakitleri, müslümanlara, belli ve belirli lâfızlarla ve yüksek sesle okunan ezanla duyurulur. Bir beldede İslamın ve müslümanların varlığının sembolü ezandır. Ezan öyle bir sembol ki, Müslüman olan bir bölge halkı, ezan okumamakta diretse, İslam hukukçularına göre, başka bir çare yoksa onlara harp ilan edilir...

Allah’a, Allah’ın peygamberine ve âhiret kurtuluşuna çağırdığı için, ezan aynı zamanda İslama bir çağrı ve dâvettir. Bu dâvet, dünyada Müslüman bulunan her yerde devamlı tekrarlanır durur…

Ezan, “bildirmek, duyurmak, çağrı ve ilan” mânâlarına gelir. Ezan okuyana “müezzin” denir.

Ezan kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de Tevbe sûresi 3. âyette “Bildiri” mânâsında, Hacc sûresi 27. âyette de “Îlan” mânâsında geçer. Mâide sûresi 58. âyet ile Cuma sûresi 9. âyette de mânâ olarak ezandan bahsedilir. Müezzin kelimesi de A’raf sûresi 44. âyet ile Yûsuf sûresi 70. âyette “Îlan edici” mânâsında geçmektedir.

Ezan okumak; Hanefî, Şâfiî ve Mâlikîlere göre müekked (kuvvetli) sünnet. Bâzı Hanefî âlimlerine göre de vâcib. Onun için, “Ezan vâcib derecesinde kuvvetli sünnettir” deniliyor.

Ezan, namaz vakti girdikten sonra okunur. Vakitten önce okunan ezan okunmamış sayılır, tekrar okunması gerekir. Ezanın sözlerinin sırası değiştirilirse yeniden okunması icap eder.

Namaz İslamın Mekke döneminde farz kılındığı halde, ezan henüz meşrû kılınmadığı için müslümanlar Mekke döneminin tamamında ve Medine’de ilk dönemde zaman zaman bir araya gelip namaz vakitlerini beklerlerdi. Namaz vaktini bildirmek için bir müddet “Essalâh! Essalâh!..” diye namaz için çağrıda bulunuldu. Fakat bu kâfi gelmiyor ve başka bir işarete ihtiyaç duyuluyordu…

Başka din mensuplarının yaptıkları gibi boru öttürmek, ateş yakmak veya bayrak asmak gibi teklifleri onlara benzemek olacağından Resûlüllah Efendimiz kabul buyurmadılar…

Ezan, o sıralarda ashabtan Abdullah bin Zeyd’e rüyasında bildiğimiz şekliyle öğretildi. O da rüyasını Peygamberimiz’e anlattı. Hazret-i Ömer (r.a.) aynı rüyayı kendisinin de gördüğünü söyledi. Hazret-i Resûlüllah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, Bilâl-i Habeşî Hazretleri’ne, rüyada öğretilen şekilde ezan okumasını emretti. Hz. Bilal yüksek bir evin üstüne çıktı ve ilk olarak sabah ezanı okudu…

Ezan, 75 sene öncesine kadar İslamın yayıldığı her yerde aynı şekilde asırlarca okundu durdu…


EZANIN TÜRKÇELEŞTİRİLMESİ

Osmanlı döneminin son zamanları ve 2. Meşrûtiyeti takip eden yıllarda “Türkçülük ve Dilde Sadeleşme” akımının arkasından, önemli münakaşalara sebep olan “Ezanın Türkçeleşmesi” meselesi ortaya atıldı. Bu fikri 1918’de ilk ortaya atan Ziya Gökalp idi. Gökalp, Osmanlılık idealini taşıdığı dönemde, 1908’de Ezan adlı şiirinde, ezanı “Büyük asrın (asr-ı saadetin) sesi” olarak anıyor ve şu mısralarla övüyordu:

Okunurken ezan, sanır her vicdan

Cebrâildir; gelmiş Bilal ağzından

Bütün İslam âlemine seslenir
.

Bu mısraların sahibi Ziya Gökalp, Selânik’e yerleştikten sonra 1918’de yazdığı Yeni Hayat kitabındaki “Vatan” şiirinde 180 derecelik bir dönüş sergiliyor ve şöyle diyordu:

Bir ülke ki câmiinde Türkçe ezan okunur

Köylü anlar mânâsını namazdaki duânın

Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’an okunur

Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hudâ’nın

Ey Türk oğlu işte senin orasıdır vatanın

2012-05-31

Dört mezhepten birini tercih etmek caiz, uymak ise her Müslümana vaciptir

Dört mezhepten birini tercih etmek caiz, uymak ise her Müslümana vaciptir
Dört mezhepten birini tercih etmek caiz, uymak ise her Müslümana vaciptir

Allâhü Teâlâ Hazretleri bazı şeyleri farz, bazı şeyleri vâcib, bazı şeyleri haram, bazı şeyleri mekruh ve bazı şeyleri de mubah kılmıştır.

Resûlullah (aleyhissalavatu vesselam) da bazı şeylere sünnet, bazı şeylere müstehab demiştir. Bu hükümler Allâhü Teâlâ'nın kitabında ve Resûlullah'ın (aleyhisselâm) hadîslerinde vardır. Fakat bazısı açıktır, herkes anlar, bazısı gizlidir, onları ancak ictihad derecesinde olan âlimler anlar.

Allâhü Teâlâ o âlimlere arabî ilimlere, usul ilimlerine ve ahkâm çıkarma hususunda çalışıp yorulmalarını Kur'ân-ı Kerîm ve Resûlullah'ın sözü ile fiilleri ile ve ashâb-ı kiramın icma'ı ile, gizli olanları delil ve emarelerle, istihraç ve kıyâs ile bulup, meydana çıkarıp anlatmalarını ve bunlarla amel etmelerini, müctehid olmayanlara öğretmelerini emretmiştir.

Müctehid olmayanlar bu müctehidlere uymak ve onları taklîd etmek ile memurdurlar. İctihâdda zahmet çekmelerine karşılık, insanlara kurtuluş yolunda rehber ve imâm oldukları için bunlara çok sevap verilir. Müctehid, içtihadında yanıldı ise mazurdur, günah olmaz. Yanılması affedilir, sevaba kavuşur.

Amele âit hükümlerde yanılan müctehidler affedilir, sevap bile kazanır. İtikadda hata affolunmaz. Bunun hakkında çok hadîs-i şeriften bir hadîs-i şerifte: "Doğruyu bulana iki, yanılana bir sevap vardır." buyuruldu.

Müctehidler derecesinde ilme ulaşamayanlara Allâhü Teâlâ bu müctehidierden birine uyup, onun sözü ile amel ederek ve sevaba kavuşmasını emretti. Uyduğu imam, âlim, mezhep sahibi hatâ etmiş olsa da sevap kazanır.

Dört mezheb(Hanefî, Şafiî, Mâlikî, Hanbelî)den herhangi birini tercih etmek caiz, tercih ettiği mezhebi ile amel etmek vacip olur.

2012-05-01

Cinsi Münasebetten Önce neler yapılmalıdır?

Cinsi Münasebetten Önce neler yapılmalıdır?
Cinsi Münasebetten Önce neler yapılmalıdır?


Cinsı münasebetten önce sevişmek müstehaptır. Cabir bin Abdullah'ın rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz, sevişmeden önce cinsı ilişkide bulunmayı men etmektedir.
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
"Sizler hayvan gibi cima etmeyin. Daha önce sohbet edin, oynaşın ve öpüşün."
Öpme, çekiciliğin ilk ifadelerinden biridir. Öpme çeşitli ve çok kuvvetli his ve heyecanlar doğurur. Kalbin ve bütün vücu­dun bütün hislerini uyandırır. Öpme anında tansiyon yükselir ve nabız hızlanır. Vücuttan vücuda elektrik akımı olur; bu akım diller birbirine değince daha da fazlalaşır. Hatta kadın erkeğin veya erkek kadının dudağına eliyle bile dokunsa, cinsı uzuv­larına kan hücum eder. Dokunma duygusu kadınlarda daha kuvvetlidir. Çünkü onun vücudu geniş bir heyecan sahasıdır. Öpüşme anında dişlerin de önemi vardır. Dişlerin hafifçe fakat acıtmayan temasından çok şiddetli heyecan duyulur.
Kadınlar erkeklere göre çok daha geç tatmin olurlar. Cinsı münasebetten önceki okşama ve öpme hareketlerini mümkün oldukça uzatmalıdır. Bunu bilmeyen erkeklerin hanımları ko­calarından hoşnut olamazlar. O bakımdan erkekler acele değil sabırla hareket etmelidirler. Kadını hassas bir hale getirinceye kadar kendini frenlemeli, onun cinsı temasa iyice hazır hale gelmesini temin etmelidir. Kadın ne kadar şiddetli sevilirse, o kadar çabuk uyanır. Ne kadar sıcak bir alaka görürse o zevk onu o kadar sarar. Bu hal ne kadar uzarsa o kadar memnun olur.
Kocalar karılarının hislerini ayaklandıracak durumu araştırıp bulmalı ve tatbik etmelidirler.
Bu hususları hadisi şeriflerle de pekiştirmiş olalım:
Cabir (r.a.) diyor kı:
"Paygamberimiz (Erkeği yatağına girdikten sonra) ailesi ile oynaşmadan cinsı temasta bulunmaktan yasak­ladı."
Başka bir hadisi şerifte:

"Sizden biriniz hayvanın temas ta bulunduğu gibi yapmasın. İkisi arasında bir elçi olsun.
- Denildi ki, elçi nedir? Ya Resulallah.
- Öpmek ve konuşmaktır, buyurdular.
Kadın, ilk defa kendisiyle cinsı münasebette bulunan insan olarak kocasına büyük bir sevgi duyar. Bu sevgi bütün hayat bo­yunca devam eder. Bekaret zarının giderilmesinden sonra cinsı münasebetin hazzını devamlı olarak hissetmeye başlar.
Bekaret zarının yırtılmasından sonra bazılarında fazla kan gelebilir. Bu durumda bir süre bacaklarını yumması gerekir.
Bekaret zarının giderilmesinde kocaya yol gösterecek biri varsa o da karısıdır. Kadının donuk ve katılığı evliliğin en güzel yanını yok eder.
Kişi kendi işini bitirdikten sonra, eşinin de cinsı yönden ra­hatlamasını temin etmelidir. Şehevi tatminden sonra herşeyi bırakmamalıdır. Eşine tatlı bir dokunuş ve işin evvelinde de lazım olan okşama, öpme burada da gereklidir. Yoksa işi bitince hemen sırtını karısına dönüp uykuya dalıvermek, yanlış ve kadını hayal kırıklığına sevkeden bir harekettir.
Ali Eren - İzdivaç ve Mahremiyetleri 

2011-04-23

Mut'a Nikahı (Süreli Nikah) Caiz Değildir...

Mut'a Nikahı (Süreli Nikah) Caiz Değildir...


Mut'a nikâhı; bir erkeğin, evlenmesi haram olmayan bir kadınla, şahitler huzurunda, belirli bir süre içerisinde ve muayyen(belirlenen) bir ücret karşılığında, karı-koca hayatı yaşamak için yaptığı nikâhtır.

Hatta, mut'a nikâhında, müddetin uzun veya kısa, belli veya belirsiz olması da fark etmez. Böyle bir nikâh, Ehl-i Sünnet âlimlerince bâtıldır, hiçbir surette caiz olmaz. Bu şekilde evlenenler, İslâm hukukuna göre, biribirlerine vâris de olamazlar.

İslâm âlimleri, mut'a nikâhının caiz olmayacağına dâir hükmü, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in, Mekke'nin fethi günü ashabına vermiş olduğu kesin emre dayandırmaktadırlar. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) burada, ashabına şöyle buyurmuşlardır:

"Ey insanlar! Ben size, kadınlarla mut'a yoluyla evlenmenize izin vermiştim. Ancak Allah Teâlâ mut'a nikahıyla evlenmeyi, kıyamet gününe kadar haram kılmıştır. Kimin yanında onlardan biri varsa, serbest bıraksın. Onlara verdiklerinizden de hiçbir şeyi geri almayınız." (Müslim, Sahih, Nikâh, 22)

Öte yandan mut'a nikâhı, evlilik müessesesini, kadının izzet ve itibarını zedelediğinden, islâm'ın temel esas ve gayesine de aykırılık taşımaktadır.

Vefeyâtü'l-A'yân isimli eserde, Abbasî halîfelerinden Me'mûn ile devrin Kâdı'l-kudâtı (baş kadısı) bulunan Yahya bin Eksem arasında geçen bir konuşmaya yer verilir. Halîfe Me'mûn, Şam'a yaptığı yolculuk esnasında bir gün, mut'a nikâhının helâl olduğunu ilân ettiriyor Bunu duyan Kadı Yahya Efendi, âyet ve hadislerden deliller ortaya koyarak Me'mûn a şöyle diyor:

"Cenâb-ı Hakk Kuran-ı Kerim'de, 'Muhakkak ki mü'minler felah buldu... (S. Mü'minûn, 1) buyurduktan sonra bunu takip eden diğer âyetlerde, izdivaç için meşru olan iki yolun, nikâh ve teserrî (câriye) olduğunu beyan ederek; bunların dışına çıkanların, İlâhî hudutları tecâvüz etmiş olacağını bildirmiştir. Mut'a nikâhı, bu iki yolun haricindedir; dolayısıyla zinadır! Hatta zina etmemeğe şart koşan kimse, mut'a nikâhı ile aldığı bir kadınla münâsebette bulunduğunda, hanımı kendisinden boş olur. Hz Ali (r.a.)de, 'Resûlüllah (s.a.v.), evvelce mut'aya izin vermişti. Fakat daha sonra, onun yasak ve haram olduğunu i'lân etmemi bana emretti' demiştir. Binâenaleyh sen, zinanın helâl olduğunu i'lân ettiriyorsun!'


Bunun üzerine halîfe Me'mûn, tevbe ve istiğfar ederek, tekrar, mut'a nikâhının haram olduğunun i'lân edilmesini emretmiştir.
Ehl-i Sünnet'e mensup Müslümanlar'ın, günümüzde bir kısım Şia arasında yaygın olan bu gibi gayr-i meşru münâsebetlerden şiddetle kaçınmaları gerekir.

Bu ay öne çıkanlar