aydoğan vatandaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aydoğan vatandaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013-08-30

Suriye illüzyonu ve Ortadoğu: Egemenliğin Yolu

suriye
suriye

ABD'NİN ORTADOĞU POLİTİKASI VE İSRAİL


TED GALEN CARPENTER, Foreign Policy dergisinin 91-92 kış sayısında şöyle diyordu: (Ted Galen Carpenter, "The New World Disorder", Foreign Policy, 85 Winter 1991-1992; sh. 24-39)

"Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra, üstelik son yıllarda ortaya çıkan yeni güç odaklarına rağmen dünyadaki en büyük askerî gücü ve bu gücü kullanma iradesini elinde tutan en büyük devlet olarak, ABD'nin kaldığı görülüyor. Bu durum bazılarına bugün tek süper devletli bir dünyada yaşadığımızı, artık dünyanın tek polisinin Birleşik Amerika olduğunu ileri sürmek olanağını veriyor."

Gerçekten de ABD'nin Sovyet vetosundan kurtulmasıyla birlikte, Birleşmiş Milletler içinde büyük bir etkinlik kazanması ve bu sayede Irak ve Libya karşısında uluslararası toplumu peşinden sürüklemeyi başarması, bu şekilde düşünenleri haklı çıkaran kanıtlardı. Nitekim 1992 yılında hazırladığı son derece önemli bir raporda Pentagon (The New York Times, 8 Mart 1992), ABD'nin hiçbir devlet ya da kuruluşla yetki ve güç paylaşımına gitmeden dünya barış ve güvenliğini korumak için, kollarını sıvamasını istiyordu. 8 Mart 1992 tarihinde The New York Times gazetesine sızan ve büyük tartışmalara yol açan "Tek Süper Devletli Dünya Raporu" adlı bu raporda, Amerikan dış ve savunma politikasının bundan böyle tek amacı şu şekilde belirtiliyordu:

"Batı Avrupa'daki, Asya'daki ya da eski Sovyetler Birliği'ndeki devletlerden hiçbirinin Birleşik Amerika'nın karşısına dikilecek, ona kafa tutacak güce erişmesine izin vermemek..." 

Başka bir deyişle ABD egemenliğinde tek süper devletli bir dünya kurmak ve bu dünyanın devamını sağlamak... Raporu hazırlayanlara göre bu amaçla ABD kendisine karşıt olabilecek
devletleri uluslararası alanda daha büyük roller yüklemeye heveslenmekten, kendisinin ve dostlarının çıkarlarını korumak için onları saldırgan politikalar izlemeye, çekirdekli/nükleer silahlar edinmeye kalkışmaktan caydıracak kadar büyük bir gücü her zaman elinde tutmalıydı.

Ortadoğu: Egemenliğin Yolu

BUNUN DA yolu kuşkusuz Ortadoğu'dan geçiyordu. Çünkü Türkiye'nin de içinde bulunduğu Ortadoğu bölgesi üç kıtanın birleşmesinden kaynaklanan jeostratejik öneminin yanısıra, dünyanın şu anki petrol rezervlerinin yüzde 65,7'sini (yani üçte ikisini) barındırması nedeniyle büyük bir ekonomik öneme sahipti. (Baskın Oran, Kalkık Horoz, sh. 19)

Hangi anlamda ele alınırsa alınsın, Ortadoğu, Asya, Avrupa ve Afrika arasında bir köprü durumundaydı ve bu üç kıtaya açılan bir kapı, eski dünyanın ortası, kalbi olma niteliğini her zaman koruyacaktı. Kıtalar arasındaki bu merkezî konumundan ötürü tarih boyunca çeşitli yönlerden gelen göçlerin geçit yeri ve tarihin ilk devirlerinden bu yana insanlığın kaderini belirleyen uygarlıkların beşiği olmuştu. Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devleti'ni parçalayan sömürgeci güçlerin bölgedeki denetimleri İkinci Dünya Savaşı'na kadar sürdü. Savaştan sonra bölgede dengeler değişmişti, Filistin'de kurulan İsrail Devleti'nin izlediği Siyonist politika, (Ortadoğu Barış Süreci ve Türkiye Üzerine Etkileri, Genelkurmay Başkanlığı, Harb Akademileri Komutanlığı) bölgenin duyarlı dengesini bozuyordu. Yöredeki eski etkinliklerini kaybeden İngiltere ve Fransa yerine ABD, İsrail Devleti'nin destekçisi olarak önemli roller üstleniyordu. Bu tehlikeli ikilinin bölgedeki etkinliği artarken bölgeye, kan ve nefret kelimeleri hakim oluyordu.

Hava Kuvvetleri'nde görevli Albay Mehmet Kocaoğlu'na göre, Ortadoğu petrollerinin ABD ve Batı pazarlarına akışının kesintisiz devam etmesi bir ABD reel politiğiydi ve bölgenin jeostratejik konumu ve sahip olduğu zengin petrol rezervlerinden dolayı Ortadoğu, özellikle Körfez Bölgesi ve çevresi ABD millî güvenliği ile ilişkili bir hale gelmişti.

Albay Mehmet Kocaoğlu şöyle diyordu:

"Tarihsel süreç incelendiğinde görülecektir ki, dünyada hiçbir bölge Ortadoğu kadar yoğun bir bölge olmamıştır. Sanayileşme sonucu, petrolün son derece önemli bir nitelik kazanması ve bu maddenin de Ortadoğu'da bulunmasından ötürü, sadece bölge içi ülke ve güçlerin değil, bölge dışı emperyalist güçlerin çıkar ve nüfuz mücadelesi alanı haline dönüşmüştür. 1990'da Kuveyt'in Irak tarafından işgali ile başlayan Körfez Krizi ve 1991 Körfez Savaşı, Ortadoğu petrolleri üzerinde sürdürülen nüfuz kurma mücadelesinin tipik ve en çarpıcı özelliğini oluşturmaktadır."

Amerikan-Sovyet çatışması bitmiş ve Körfez Savaşı ile Amerikan egemenliği bölgede tescil edilir edilmez, Amerika ve İsrail bölgede yeni bir Ortadoğu resmi çizmişti. Batı dünyası tarafından onaylanmakta gecikilmeyen bu resme göre Ortadoğu, Soğuk Savaş'ın hemen ardından yeni bir "iki kutuplu" sisteme oturmuştu. Bir yanda Amerika'nın uzaktan koordine ettiği ve İsrail'in başını çektiği Ürdün, Arafat'ın FKÖ'sü, Mısır ve Muhafazakar Arap monarşilerinden oluşan bir 'barış cephesi', diğer taraftan da İran, Suriye ve Bağdat'taki Saddam rejiminden ve iki ülke tarafından desteklenen direniş örgütleri... 

İşte böyle bir cepheleşmede Türkiye'nin yeri nerede olacaktı? Amerika ve İsrail Türkiye'nin en hassas noktasının PKK terörü olduğunu biliyor ve Türkiye'yi kalbinden vuruyordu. Genel
kanı ABD-İSRAİL ikilisinin, bölgedeki terörün aynı merkezden yani Şam'dan yönetildiği, dolayısıyla bölgedeki bütün terör hareketlerine karşı ortak hareket etmeleri gerektiği düşüncesini Türkiye'ye dayattığı ve Türkiye'nin de bu fikre sıcak baktığı ve bu yüzden bu ikili ile işbirliğine girdiği şeklindeydi. Yani Türkiye'ye, PKK'nın da, İsrail karşıtı direniş hareketlerinin de aynı merkezden yönlendirildiği, dolayısıyla birlikte mücadele edilmesi gerektiği söyleniyordu.

Durum gerçekten böyle miydi? Türkiye'nin yaklaşık 20 yıldır en büyük baş belası olan PKK gerçekten Şam'dan mı idare ediliyordu? Yoksa bu bir illüzyondan başka bir şey değil miydi? Çünkü biz biliyorduk ki...

İsrail PKK'yı Destekli(yor)du

Amerika'nın, işgallerine bahane ettiği Saddam Hüseyin, bir Amerikan ajanıydı

saddam
saddam

(...)

Bazı iddialara göre Irak'ın Kuveyt'i işgalini önceden bilen ABD bir taşla iki kuş vurmuş oldu. Irak'ın, Kuveyt'i işgal ederek petrol rezervleri bakımından tekel oluşturması, bölgede ve Arap aleminde lider olma heveslerini kırmakla kalmadı, ABD'nin bölgede sürekli kalmasını meşru hale getirmiş oldu. Kuzey Irak'taki bugünkü oluşum tamamiyle bu stratejik hatanın bir sonucudur.

Yani Saddam tam da ABD-lsrail ikilisinin istediğini yapmıştı.
İşin garip tarafı ABD ve İsrail, Körfez Savaşı başlamadan önce Kuveyt'in yanında olduklarını söylemelerine rağmen Irak'ı silahlandırmaya devam etmiş oluşlarıydı. 1991 yılında Ana Britannica'nın, ana yıllığının, 106. sayfasında şöyle deniyordu:

"Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri, Irak'a savaşın başladığı tarih olan 2 Ağustos 1990'a kadar en gelişmiş silahlar ve silah üretim olanakları sunmayı sürdürmüşlerdir."


Amerika'nın en saygın gazetelerinden olan Washington Post'un bir haberine göre de, Saddam Hüseyin ile CIA, Körfez Savaşı öncesinde bilgi alışverişinde bulunmuştu. Yani Bush yönetimi, Saddam'ın Kuveyt'i işgalini engellemek bir yana, gönderdiği CIA ajanlarıyla, Irak ordusunu teknik ve taktik açılardan eğitmişti. (Meydan, 30 Nisan 1992)

Nitekim 2 Ağustos 1990'da Saddam'ın Kuveyt'i işgal ettiğini açıklamasıyla kötü bir dönemden geçen neredeyse tümü Yahudi olan Amerikan savaş sanayii rahat bir nefes alabilmiş, silah satışlarının artmasıyla birlikte borsalardaki hisse senedi değerleri de yükselmişti.
Örneğin, Lochead Şirketi Başkanı Daniel Tellep, 24 Şubat 1991 tarihinde, Ekonomik Panaroma'ya şunları söylüyordu:

Uğur Mumcu neden öldürüldü?

Uğur Mumcu
Uğur Mumcu

7 OCAK 1993 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi'ndeki köşesinde Uğur Mumcu birçok kişinin gözünden kaçan yazısında şöyle diyordu:

"Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki MOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD, İsrail devletinin gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı. Barzani'nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, "Hayır olmadı" diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu.

MOSSAD'ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sidney'de yayınlanan Israel's Secret War's - A History of Israel's İnteligence Services adlı kitapta sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan lan Black ve Washington'daki Brooking Enstitüsü'nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış. Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor. Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkileri tarafından da incelendiği yazılıyor.

2011-10-20

ABD ORDUSUNUN İYONOSFERİ DEĞİŞTİRME PLANI

ABD ORDUSUNUN İYONOSFERİ DEĞİŞTİRME PLANI


CLARE Zickuhr, "NO HAARP" kampanyasının lideri, ARGO çalışanı ve Anchorage temelli amatör radyo operatörüdür. Gar Smith ise Earth Island Journal'in editörüdür. Zickhur ve Gar Smith'in HAARP projesiyle ilgili görüşlerini dikkatlerinize sunuyorum: 

"Şu anda Alaska, Gakona yakınlarında izole edilmiş Hava Kuvvetleri faaliyet alanında yapılanma altında olan Pentagon'un sırlarla dolu HAARP projesi, dünyanın en güçlü İyonosferik ısıtıcısını yaratmak için ilk adımı attı. Bilim adamları, çevreciler ve oranın yerlileri, dünyanın iyonosferine l gigawatt'tan (l milyar watt) fazla radyasyonlu güç verme kabiliyeti olan HAARP projesi vericilerinin, insanlara vereceği zarar, doğal hayata karşı oluşacak olan tehdit ve etkisi hemen ortaya çıkmayan çevresel etkileri daha da tırmandıracağı konusu ile ilgileniyorlar.

Hava Kuvvetleri ve Donanmanın katkılarıyla Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Işınlan Araştırma Projesi (HAARP), E'KCEDE, RED AIR ve CHARGE IV kod adlı aktif İyonosferik deneyler gibi, Savunma Dairesinin (DOD) az bilinen son serilerinden biridir.

DOD bakış açısıyla, HAARP iç yazışmaları 'çalışmanın en heyecan verici ve meydan okuyucu' bölümünün askeri amaçlar için İyonosferik işlemleri kontrol etmek olduğunu belirtir. Bu belgelere göre HAARP'ı destekleyen bilim adamları, sistemin 2.8-10 MHz'lik ışınını kullanarak iyonosferde delik açmak ve gökyüzünde geniş çaplı, şu an mümkün olduğundan daha. yüksek irtifalara odaklama yapabilecek elektromanyetik enerji kullanan 'suni bir lens yaratmayı' tasarlıyorlar. Isıtılacak minimum alanın çapı 50 km (31 mil) olacak.

İlk olarak 26 milyon $ yatırım yapılan 320 kw'lık HAARP projesi, 360 adet, 72 fit uzunluğunda, dört acreye kadar iyonosfere ulaşabilen, etkili ışımaya sahip, hedefe yönelik elektromanyetik enerji yönetir.

Dünyanın iyonosferi, gezegenin yüzeyinin 35 ila 500 mil üzerinde uzanan negatif ve pozitif yüklü (ektron ve iyon) partikül katmanından oluşmuştur. Projenin bir sonraki basamağı, HAARP'ı dünyanın en güçlü vericisi yapacak şekilde l .7 gigawatt'a (1.7 milyar watt) yükseltmektir. Projenin adının baş harfleri onun, dünyanın Aurora'sıyla ilgili deneyler
yapağını ima etse de, HAARP'ın halka açık belgeleri bu konudan hiç bahsetmez. Herhangi bir projenin yandaşları, genel olarak onu en büyük bilimsel çalışma olarak gösterme eğiliminde olsalar da HAARP, bu konuda inanılmaz derecede düşük profilde kalmıştır. Hatta Alaskalılar ve ülkenin diğer insanları da neredeyse bu proje hakkında pek birşey bilmiyorlar.


Halka, Deniz Araştırma Ofisi (ONR) tarafından dağıtılan, Kasım 1993 tarihli HAARP  Bilgi Dosyası'nda, Savunma Dairesi (DOD), bu projenin, haberleşmede 'siviller için şu an varolan kapasiteyi arttırmak ve önemli bilimsel gelişmeler sağlamak' için olduğunu belirtmiştir.

Bununla birlikte, Porto Riko, Norveç ve Alaska'da yüksek frekanslı olmayan ısıtıcıların ve bir önceki DOD deneylerinin, iyonosferin "daha iyi anlaşılmasını sağlamak" için yapıldığı söylenirken, Freedom of Information Act (FOIA)'dan alınan iç HAARP dokümanları, projenin amacının, iyonosferi aşırı derecede güçlü enerji ışınlarına tabi tutarak düzenini bozmak ve 'bu değişik duruma nasıl karşılık verdiğini ve nasıl üstesinden geldiğini' anlamak olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Halka dağıtılan bilgi dosyası, HAARP'ın, 'basit anlamda bilimsel araştırmalar yaptığını, potansiyel bir tehdit unsuru olmadığını ve askeri hedef anlamında bir değerinin olmadığını' anlatmaktadır. Bununla birlikte, hükümetin Porto Riko verici bölgesindeki İyonosferik deneyler sivil Ulusal Bilim Vakfı tarafından yönetilirken, Journal, HAARP üzerine yapılan deneylerin teklifinin Pentagon Deniz Araştırma ofisinden geçmesi gerektiğini öğrendi.

Journal tarafından ele geçirilen Şubat 1990 tarihli Hava ve Donanma Kuvvetleri dokümanı, HAARP projesi çerçevesinde yalnızca askeri deneyleri üstelemiştir. Bunlar; yüksek irtifada geniş miktarda HF enerjisi odaklayabilecek İyonosferik lens oluşturma, DOD amaçlan için İyonosferik işlemleri kullanma; Cruise füzeleri ve diğer alçak görünebilir füzelerin keşfi de dahil olmak üzere ufkun üzerinde uzun menzilde, HF / VHF / UHF'yi gözetim altında tutmak amacıyla kullanılabilen radyo dalga reflektörleri (aynalar) sağlamak için 90 km (56 mi!)'nin altında iyonizasyon katmalarını oluşturma işlemidir.

Bu belge ayrıca 'ısıtıcıyla iyonosferin bölgelerinin bilinçli bir şekilde, büyük mesafelerde (100 km veya fazlası-621 mil) değiştirilebilmesinin ordu perspektifinden bakıldığında oldukça çekici' olduğunu belirtmiştir.

HAARP'ın halka az mal olmuş amaçlarından birisi de, bir yandan Amerikan savunma iletişimini korumakken diğer yandan düşmanların global iletişim imkanlarını bozmak için yöntemler bulmaktır. Pentagon ayrıca HAARP'ın, Aşın Uzun Frekans (ELF) radyo dalgalarını kullanıp iyonosferi ısıtarak, derinlere batırılmış nükleer deniz altıların sinyallerini alıp alamayacağını bilmek istiyor.

ARCO'nun taşeron firması olan ve patentleri alan ARCO Power Technologies Inc. (APTI), HAARP'ı inşa etme sözleşmesini yapmıştır. ARCO, Bemard Eastlund tarafından icat edilen benzer bir İyonosferik ısıtıcının global iletişimi karıştırma, düşman füzelerini yok etme ve hava şartlarını değiştirme kabiliyetine sahip olduğunu iddia etmektedir.

ARCO'nun patentlerinden biri Alaska'nın mükemmel bir bölge olduğunu, çünkü 'bu icat için istenilen uygun irtifalara uzanan manyetik alan çizgilerinin dünyayı ancak Alaska'da ikiye böldüğünü belirtir.

HAARP yetkilileri, Eastlund'un icadıyla herhangi bir ilişkiyi yalanlarken; Eastlund, Ulusal Halk Radyosu'na gizli ordunun 1980'lerin  sonunda ortaya atağı kendi çalışmasını geliştirmeyi planladığını söyledi. Ve Microwave News'ın Mayıs/Haziran 1994 sayısında Eastlund kendi patentlerinin gerçekleşmesi için "HAARP" projesinin açıkça ilk adım olarak görüldüğünü söylemiştir.

HAARP'ın orduyla olan ilişkisi; ARCO'nun APTI'yi, E-System-'e satmasıyla birlikte daha da belirginleşti."Kaynak: HAARP Kıyamet Teknolojisi, Aydoğan Vatandaş, Timaş Yayınları, 2. Baskı  

Hazır Yapım Deprem İster misiniz?

Hazır Yapım Deprem İster misiniz?



.... 
Gelin şimdi de jeofiziksel manipülasyonlar sahasında  nelerin yapıldığına ve halen de yapılmakta olduğuna bir göz atalım. Buradaki ana ilgi noktamız iktidar sahiplerinin başlıca ilgi sahasına giren, insan yapımı depremler...

Bu ilgimiz, kuşkusuz depremlerin böylesine etkin olmasından ve kitleleri kontrol etme amacıyla kullanımındaki dramatik etkisinden ötürü. Çoğu insan elbette insanların bu tür şeyler yapabildiklerine ya da yapmak isteyeceklerine hiç inanmayabilir. Açıkçası bu bizi pek ilgilendirmiyor. Dolayısıyla bir deprem olduğunda çok az kişinin aklına şöyle bir soru gelir;
"Bu doğal bir deprem miydi, yoksa yapay mıydı?" Açıkça söylemek gerekirse Gölcük depreminden sonra ben bu soruyu soranlardandım. Kısa süre sonra da yalnız olmadığımı gördüm. Türk basınının en saygın isimleri farklı üslûplarla bu soruyu sormaktan kendilerini alamadılar. Taha Kıvanç, Can Ataklı, Sedat Sertoğlu ve Hulki Cevizoğlu şüphelerini köşelerine aktaran önemli isimlerdi.

Aslında içinde bulunduğumuz zamanda, yer değişiklikleri açısından her geçen gün giderek artan aktivite seviyesinde yaşanan artıştan, hangisinin gerçek-hangisinin suni olduğunu da bilmek de giderek zorlaşıyor. Kimi bölgelerde yer adeta sürekli sallanıyor! 

Nicola Tesla'nın 1935'deki Kontrollü Depremi, Tesla'ya göre "tekjeodinamikçilerin bir eseriydi". Tesla, "Yerin içinden hemen hemen hiç enerji kaybetmeden geçebilen ritmik titreşimlere neden olabilir ve bu mekanik etkileri karada uzun mesafelere taşıyarak, çeşidi eşsiz etkiler üretebilirdi" diyordu. Senatör Claiborne Pell tarafından yönetilen Senato alt komite oturumunda şöyle söyleniyordu: "Şu anda bir anlaşmaya ihtiyacımız var... Dünyanın askeri liderleri fırtınaları yönetip, iklimleri değiştirmeden ve düşmanlarına karşı depremler oluşturmadan önce..." Senatör Pell, böyle bir teknolojinin varlığı konusunda bilgi sahibi olmadığı için 1975 yılında 'düşmanlar için deprem oluşturma' kelimelerini telaffuz etmemişti.

Ayrıca, 10 Aralık 1976 yılında Birleşmiş Milletler genel toplantısında "Askeri veya herhangi bir çevresel değişim tekniklerinin düşmana yönelik kullanımının yasaklanması"yla ilgili anlaş-masını onayladığı rapor edilmişti. Eğer, deprem oluşturma kabiliyeti dahil olmak üzere, çevresel değişiklik yapabilecek teknoloji olmasaydı, böyle bir rapor yayınlanmak acaba
mümkün olabilir miydi?

Tıpkı Gölcük Depremi Gibi...


5 Haziran 1977 tarihli New York Times'da, 28 Temmuz 1976 yılında Çin, Tangshan'da yaşanan ve 650.000'in üzerinde kişinin ölümüyle sonuçlanan depremle ilgili bir yazı yer aldı.

Saat 3.42'deki ilk sarsıntıdan hemen önce, gökyüzü gündüz gibi aydınlanmıştı; tıpkı Gölcük'te olduğu gibi. Temelde beyaz ve kırmızı olan çok renkli ışıkları 200 mil uzaklıktan görmek mümkündü. Birçok ağacın yaprakları yanmış ve gelişmekte olan sebzeler sanki bir ateş topu tarafından adeta kavrulmuştu.

Bazı araştırmacılar bu elektriksel etkilerin elektromanyetik plazma ve top şeklindeki aydınlatmayla bağlantılı olduğuna ve garip parıltıların da Tesla tipi teknoloji ve/veya HAARP benzeri vericilerden kaynaklandığına inanıyordu. Bu renkli ışığın parıltısı Tesla'nın 1935 yılında belirttiği "her çeşit emsalsiz etki"den biri miydi? Yoksa bu deprem, olanlardan hiçbir
şüphe duymayacak Çin halkı üzerinde uygulanan bir sistem testi miydi? Cevap; olayın kesinlikle doğal bir deprem gibi görünmediğiydi.

Ocak 1978'de Dr. Andrija Puharich'ın, "Global Manyetik Savaş" ve Layman'in 1976 ve 1977 yılında"Dünya Gezegenine yönelik Alışılmadık Yapay Etkiler" başlıklı detaylı bir araştırma raporu yayınladı. Dr. Puharich raporunda şunları söylüyordu:

"1976 yılındaki büyük depremlerin yanında bir tanesi vardır ki özel bir dikkat gösterilmelidir; 28 Temmuz J 976 Tangshan, Çin Depremi.."

Specula dergisinin Ocak 1978 baskısında, "Tesla Etkisi" adı verilen ve birçok bilim adamını inanılmaz bir şekilde etkileyen makale yayınlandı. Makaleye göre, belirli frekansların elektromanyetik sinyalleri Dünyanın kendisinde sürekli dalgalar oluşturmak için Dünya'dan gönderilebilirdi. Bu "sürekli dalgada şu an dünyanın yüzeyinden beslendiğinden çok daha
fazla enerji bulunmaktadır."

Çatışma ölçeği teknikleriyle, dev sürekli dalgalar, çok büyük enerjiye sahip hedefli ışınlar üretmek için birleştirilebilir ve bu da uzak mesafede hedeflenen bir yerde depreme sebebiyet vermek için kullanılabilirdi.

Yukarıdaki paragrafı birkaç kez okumak faydalı olacaktır. Bu Tesla ile büyük ölçüde ilgili olan şeylerden biridir. Çünkü bir kez kontrol dışına çıktıktan sonra kolaylıkla dünyanın parçalar halinde titreşmesine sebep olması mümkündür. Bu teknik 1976'daki Tangshan depreminde kullanılmış mıydı?

Dr. Peter Beter, Rusların 1977 yılında Filipinler'in çevresindeki denizlerin derinliklerindeki çukurlara fizyon-füzyon-fizyon süper bombaları yerleştirdiğini belirtmişti. Dr. Beter, Filipinler'in dev Pasifik Tektonik Tabakası'nda "anahtar kara" pozisyonunda olduğuna inanıyordu, iddiaya göre Rusya zaten daha önceden Pasifik Okyanusu'nun diğer bölgelerine depreme yol açabilecek güçlü denizaltı silahları yerleştirmişti. Dr. Beter, kasıtlı olarak yapılan şeyin, gerilimin yüksek seviyelere ulaşabileceği Filipinler hariç, Pasifik tabakasındaki gerilimi azaltmak için olduğuna inanıyordu. Sonra, belirli bir noktada, Filipinler'in etrafındaki bombalar patlatılacaktır. Bunun inanılmaz depremlere ve gelgit dalgalarına yol açması ve Amerika'nın Batı Kıyı'sında bir felaket yaratması bekleniyordu. Filipinler'de alevlenen volkanlar bu bölgenin gerilimli olduğunun bir işaretiydi. Okuyucular depremlerin ve volkanların birbirleriyle bağlantılı olduklarını unutmamalıdırlar. Bazen biri diğerini harekete geçirir. Depremler, lavların yukarı çıkmasına imkan verecek şekilde dünyanın derinliklerinde delikler açabilir. Diğer durumda ise volkanik hareketlenmeyi başlatan gerilim, depremlere neden olur.

Washington Post'un 30 Ocak 1981 baskısında, 1979 yılında dünyada 56 önemli deprem olduğu ve 1980 yılında yıllık rakamın 71'e yükseldiği yazılmıştı. Tesadüfi bir şekilde, 1980 yılında hem Rusya, hem de Birleşik Amerika'daki ELF vericilerinde bir artış olmuştu.

1981 yılında nükleer mühendis ve Amerika'daki önde gelen Tesla araştırmacısı Albay Thomas Bearden, Amerikan Psikotronik Derneği'nde bir konferans verdi. Konuşmasının bir bölümünde aynı zamanda 1978 yılında Specula dergisinde de tartışılan Tesla vericileri tarafından üretilen kalıcı dalgalardan bahsetti. Albay aslında HAARP’ IN nasıl çalıştığını
anlatıyordu:

"Yaptığınız şey frekansı değiştirmektir. Eğer frekansı bir yönde değiştirirseniz, enerjiyi dünyanın diğer bölümünde hedeflediğiniz yerin ilerisindeki atmosfere boşaltırsınız. Havayı iyonize etmeye başladıkça, hava akış seyrini, jet gidişlerini vb. şeyleri değiştirebilirsiniz. Bu mükemmel bir hava makinasıdır. Eğer ani bir şekilde boşaltırsanız, bunun gibi küçük iyonizasyon elde etmezsiniz. Bu kez kıvılcımlar ve ateş topları (plazma) dünyanın yüzeyine boşalacaktır. Bu aletle ileri geri oynayarak, dünya çapında dev hava değişikliklerine yol açabilirsiniz."

Bearden bunu neredeyse eğlenceli bir hava oyuncağı gibi tanıtıyordu. Fakat bu aynı zamanda 28 Temmuz 1976 Çin-Tangshan'ı da hatırlatıyordu (Kuşkusuz 17 Ağustos Gölcük depremimde...).

1 Ekim 1998, Perşembe tarihli Hürriyet gazetesinin "Kıyamete Kadar Yetecek Enerji" başlıklı haberi, konunun bir başka yönüne işaret ediyor olabilir miydi?

"27 Ağustos gecesi Dünya enerji bombardımanına uğradı. Eğer bu radyasyon depolanabilseydi, dünya kendisine milyarlarca yıl yetecek enerjiye sahip olacaktı."  

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesinin düzenlediği basın toplantısında konuşan bilim adamlarına göre Büyük Okyanusta bulunan Hawai Adası'nın üzerindeki iyonosfer tabakası gamma ve X ışınlarının bombardımanı altında kaldı. 5 dakika süren kozmik yağmur sırasında dış atmosfer tabakasında gece kısa bir süre için gündüze dönüştü.

Dünyanın 60 ile 80 km üzerinde bulunan iyonosfer tabakası bu enerjiyi yuttuğu için bu kozmik bombardımanın dünyaya herhangi bir zararı dokunmadı. Sadece elektronik donanımlarının zarar görmemesi için uydulardan ikisini geçici olarak durdurmak gerekti. California Üniversitesi'nden Kevin Hurley, iyonosfere boşalan gücün gelecek 300 yıl içinde güneşin dünyaya sağlayacak enerjiye eşdeğer olduğunu söyledi.

Hurley, 'Bu enerjiyi depolayabilseydik, kainatın sonuna ve daha sonrasına kadar her kenti, her köyü, her ampulü aydınlatacak enerjiye kavuşurduk' dedi."

Soru şu: Acaba depremlerle birlikte açığa çıkan ve ateş topu olarak ifade edilen dev enerji yoğunluğu da HAARP tarafından depolanıyor olabilir mi? Acaba kimler için?

Bu arada Rus bilim adamları Abdi'yi yaptığı araştırmalar konusunda uyarmayı da ihmal etmiyordu. 28 Ocak 2000 tarihli Hürriyet gazetesinde Nerdun Hacıoğlu imzasıyla yer alan haberde şöyle deniliyordu:

"Amerikan fizik laboratuarlarında deney aşamasına gelen 'evrenin yaratılış modeli' deneyi, Rus bilim adamlarını 'kıyameti kopartacaklar endişesine şevketti.

Rus bilim adamları, deneylerde bir 'karadelik' oluşturabileceğini belirterek, 'Evrenin yaratılışım laboratuarda görelim derken, dünyayı yok etmeye kadar giden zincirleme reaksiyon başlatılabilir' uyarısında bulundular.

Rus fizikçiler, Tarihte hep böyle olmadı mı? Atom bombası icadı da fizikçilerin masum bir fikrinden doğmadı mı?' diyerek bu fikrin sonuçlarının da masum olmayacağını vurguladılar. Rus fizikçiler, kıyamet teorilerini şöyle açıkladılar:

'ABD laboratuarında, daha doğrusu yeraltında bulunan 5 kilometrelik 'parçacık hızlandırıcısında altın iyonlarından iki güçlü akım oluşturulmak isteniyor. Bu iyon akımları tıpkı bir rayda giden iki tren gibi yol ortasında çarpıştırılmak isteniyor. Teoriye göre, çarpma noktasında 15 milyar yıl önce evrenin yaratıldığı andaki ortam sağlanmış olacak ve evrenin 'büyük patlama' sonucu doğduğu kanıtlanmak isteniyor.

Ancak fizikten anlamayan biri bile tehlikenin farkına varabilir. Çarpışma noktasındaki ısı milyarlık derecelere vararak yalnız güneşin değil, hiçbir yıldızda bulunmayan bir ısı ortaya çıkaracak. Vakum ortamında çıkan ısı Güneş'ten 10 bin kat daha yüksek olacak. Bu da Brookhaven merkezli bir karadelik yaratabilir. Bir anda ne olduğunu anlamadan yok oluruz.'"

Gerisini size bırakıyorum.

Kaynak: HAARP Kıyamet Teknolojisi, Aydoğan Vatandaş, Timaş Yayınları, 2. Baskı 

Dünyada neden tuhaf iklim şartları, yağışlar, seller ve tayfunlar oluyor?

Dünyada neden tuhaf iklim şartları, yağışlar, seller ve tayfunlar oluyor?



Hani demiştik ya geçen gün bir yazımızda, "İki tane ABD var, biri Amerika Birleşik Devletleri, diğeri de Avrupa Birleşik Devletleri.."

Ve, demiştik ya "Bunların arasında her alanda kıran kırana bir mücadele var... Bu çarpışmalar, sebep ve sonuçlar Türk kamuoyuna doğru olarak akis ettirilmiyor." diye...

Bakın size tâ 2002 senesinden bir haber;

" Avrupa'daki seller Rusya ve Amerika'nın işi"

"Uzun bir süre ABD'ye girişine izin verilmeyen Rus Liberal Demokrat Partisi'nin Başkanı Vladimir Jirinovski, ABD'de yaptığı açıklamalarla yine gündeme oturdu.

.....

METEOROLOJİ SAVAŞI

Jirnovski "Avrupa'da son bir ayda dinmek bilmeyen yağmurlar Tanrı'nın işi değil. Savaşlardan biri de meteoroloji savaşı. Avrupa'yı rastlantı sonucu sel götürmüyor. Bunlar hep insan eliyle planlanmış iklim savaşlarının sonuçları. Avrupa'daki yağışların arkasında ABD ve Rusya var. Yağmurları bu iki süper güç yağdırıyor. Avrupa para birimi dolara bir sent fark attığı günlerde eski kıtada seller başladı. ABD eski kıtayı gökten suyla dize getiriyor. Meteorolojik savaşta yalnız ABD değil, Rusya da aktif rol oynuyor. Çünkü güçlü bir Avrupa Rusya'nın da çıkarına değil. Bakın göreceksiniz. Avrupa başkentleri politikaları Washington ve Moskova'nın istediği ayara geldiğinde Avrupa'da şiddetli yağışlar bir gün içerisinde kesilecek. Bu sözümü hatırlayın’’ dedi."
24.08.2002
Hürriyet


****


2010 yılından başka bir habere bakalım;

"ABD, Rusya’ya HAARP açtı"


"Hava sıcaklığının 40 derecede seyrettiği Rusya’da bilimadamları, boğucu yazdan ABD’yi sorumlu tutmaya başladı. Buna göre, ABD, HAARP sistemiyle iyonosferde güçlü dalga göndererek Rusya’yı kavuruyor. Komplo teorisi gibi duran bu iddia, ülkenin büyük gazetelerinden Komsomolskaya Pravda Gazetesi’nde enine boyuna ele alındı.

RUSLAR BÖYLE SERİNLİYOR

Rusya, gölgede 40 dereceye yaklaşan anormal çöl sıcaklarının ardında düşman eli aramaya başladı. Kavurucu sıcakların doğal olamayacak kadar uzun sürdüğünü dile getirmeye başlayan Rus fizikçiler, “ABD, bize gizli iklim silahı HAARP ile savaş açmış olabilir” görüşünü öne sürmeye başladı.

Sahra çölünü aratmayan Rusya’daki sıcak dalgasını inceleyen Komsomolskaya Pravda gazetesi, bir dizi uzmandan görüş alarak böyle bir ihtimalin bulunduğu sonucuna vardı. En büyük şüphe ise Pentagon’un kontrolünde 1997 yılından beri Alaska’da çalıştırılan yüksek frekans dalga yayıcı HAARP istasyonu üzerinde toplandı.

Tektonik silah

Moskova Devlet Üniversitesi MGU Fizik Fakültesi hocalarından Georgiy Vasilyev, ABD’nin çalıştırmakta olduğu Alaska’daki HAARP istasyonunu resmen jeofizik ve tektonik bir silah olarak tanımladı. Vasiliyev, şunları söyledi:

“Alaska’daki HAARP istasyonu tam güçle çalıştırıldığında, sadece bir saatte 3.5 megawatt elektrik enerjisi tüketiyor. 14 hektar alanı kaplayan 22 metrelik 180 dev anten üzerinde göklere yükselen enerji plazma kümesi oluşturuyor. HAARP çalıştırıldığı günden bu yana, dünyanın değişik bölgelerinde iklim anomalileri gözlenmeye başlandı. Kar yağması gereken yerleri güneş kavururken, Afrika’da kar yağışları gözlenmekte. Bu tuhaf olgular genelde küresel ısınmaya fatura ediliyor. Ama bize göre anomalilerin asıl sorumlusu Pentagon’un HAARP sistemidir.”

Saldırı iddiası

Rusya Silahlı Kuvvetleri’nde iklim uzmanı olarak çalışan Nikolay Karavayev ise Rusya’ya bu yaz iklim silahıyla saldırı düzenlendiğine yüzde 100 emin olduğunu söyledi. Karavayev, şu görüşü savundu:

“ABD Hava Kuvvetleri raporunda net bir dille ‘2025 yılına kadar iklimi müttefikimiz yapmalıyız ifadesi’ yer alıyor. Hatta Pentagon, günümüzde sadece sivil kuruluşların araştırma yapmaya yetkili olduğu uluslararası iklim anlaşmasından çıkmayı da düşünüyor. Bana göre ABD, iklim silahı konusunda öylesine ileri gitti ki yakında bunu gizlemeden dünyaya sergilemeye başlayacak.”

Rusya kavrulurken Avrupa niye serin

Rus uzman Karavayev’e göre, Moskova’nın 40 dereceyle kavrulduğu sırada Avrupa ülkelerinde yaz nispeten daha serin geçiyor. Berlin 18, Varşova 25, Viyana 20, Paris 20 derece. Batıda Ukrayna sınırında etkisini kaybeden yüksek basınç cephesi, Karadeniz kıyılarından kuzeyde Murmansk kutup bölgesine kadar uzanıyor. Ülke sınırlarını takip eden yüksek basınç cephesi onu besleyecek ortam bulunmamasına rağmen dağılmıyor.

HAARP nedir?

RADYO elektronik vericisi kısa adıyla “HAARP” araştırma istasyonu, 1997 yılında devreye girdi. Sırp bilimadamı Nikola Tesla’nın teorilerinin hayata geçirildiği istasyon 3.5 megavat gücünde ve 10 MgHz boyundaki dalgaları iyonesfere gönderiyor. 
Belirli bir alan üzerinde güneşten bin misli daha kuvvetli enerji gönderebilme özelliği taşıyor. Uzmanlara göre, bu yapay ışınların yeryüzünden 600 km. yüksekte yansıtılarak dünyanın herhangi bir bölgesine yönlendirilmesi durumunda HAARP, bölgede mikrodalga fırın etkisi yaratıyor."

30 Temmuz 2010
Hürriyet

******

Hele bu haber akıllara zarar cinsten, bir solukta sonuna kadar okuyacaksınız....

"Rus jeofizikçinin kitabı yasaklandı, kitabında anlattıkları ise akıllara zarar cinsten"

"General Zhou Chen Hao ABD'yi Çin topraklarında yapay depremler ve şiddetli yağışlar yaratmakla ve geniş çaplı felaketlere neden olmakla suçladı. Pentagon'un gizli bir askeri programı olan "Çarpıcı güç olarak Hava" dan bir basın toplantısında özellikle değinilmişti. Çin'de ki hasarlara ABD'nin neden olduğu hakkındaki belgeler BM'ye gönderildi."

Haberin detayı aşağıda;

Rus ana akım medyasına göre, Kaluga bölge başsavcılığı 30 Kasım 2010'da KGB'nin "Obninsk Şehir Mahkemesi"nin Rus Doğal Bilimler Akademisi üyesi Prof. Nikolay Levaşov'un bir kitabını "aşırı" olarak ilan ettiğini bildirdi. Bundan sonra, Rus vatandaşlarına "Dev aynası içinde Rusya" kitabını okumak kesin bir şekilde yasaklandı. Bu karardan önce, Prof. Levaşov'un başvurusu reddedildi.

FSB, bilim adamını diğer bir nedenden ötürü cezalandırmaya karar verdi, şöyle ki çünkü O geçtiğimiz yaz Rusya'da meydana gelen büyük orman yangınlarına neden olan benzeri görülmemiş sıcak dalgası hakkında bilimsel bir çalışma yaparak Rus halkını rahatsız etti.

KGB Rusya'sında halkı rahatsız eden çalışması çerçevesinde bir röportajında Profesör Levaşov şunları söyledi:

"1970lerde ABD ve SSCB eşi görülmemiş bir iklim silahı yarışına girdi."

İklim silahları oldukça ilkel ama güvenilirdir. Alaska, Grönland ve Norveç'i dolduran ABD istasyonları kuvvetli bir anten alanı yaratabilir ve bu yoğun radyasyonu Amerikan uydularına gönderebilir.

Doğu Avrupa Düzlükleri üzerinde büyük bir iyon merceği oluşturulduğu Rus bilim adamlarımız tarafından doğrulandı. Bölgedeki ozon tabakası %43 boşaltıldı.

Bu anomali açık bir şekilde yapaydır. Ayrıca, ABD uyduları tarafından bu kuvvetli iyon mercekleri yaratıldığında güçlü bir morötesi güneş ışını ve sert bir kozmik radyasyon kayıt edildi.

Bu jeofizik silahı diye adlandırabileceğimiz silah Amerikalılar tarafından kullanılmıştır ve Dünya Rusya toprakları içinden ısınmaya başladı.

20 Temmuz günü ABD iklim silahları Rus ordusu tarafından yok edildi, sonra Avrupa'nın her yerine yağmur yağdı ve sıcaklıklar normale döndü. Hatırlayabileceğiniz gibi, Temmuz ayı içinde Avrupa'da - 40-45 Santigrat Derece oldukça sıcak bir hava vardı ve hiç yağmur yoktu. Ancak 20 Temmuz'dan sonra Avrupa ve Rusya'da yağmur yağdı, harfi harfine ABD iklim silahları yok edildikten sonra ilk saat içinde.

Ancak sadece 22 Temmuz'dan sonra ABD jeofizik silahları yok edildiğinde, antisiklon hareket etmeye başladı.

24 Temmuz günü yapılan bir toplantı sırasında 20 ve 22 Temmuz tarihlerinde iklim ve jeofizik silahlarının yok edildiğini söyledim. Bundan sonra, Samara yakınındaki birkaç gölün sadece birkaç saat içinde tabanlarındaki çatlaklar yoluyla boşaltıldığını söyleyen bir mesaj aldım.

Aşırı sıcakta göller kuruyabilir. Göl yavaş yavaş küçülür sonra sadece bazı çamurlar kalır ve sonunda bir göl tamamen kuruyabilir. Ancak bu durumda, göller kurumadı, yeraltına gitti, göllerin suları vardı ve sular gitti, diplerde geniş çatlaklar tespit edildi. Bu Amerikalıların jeofizik silahlarını göller üzerinde kullandığı demektir.

ABD'nin iklim ve jeofizik silahları yok edildikten sonra, birden Rusya'nın her yerinde yangınlar ortaya çıktı. Yangınların çoğu onların felaketine neden olabilecek olan nükleer füzelerimizin bulunduğu stratejik alanların çevresinde oldu.

Gözlemcilerimiz orman yangınları ve gece boyunca Rusya toprakları üzerinden geçen ABD'nin insansız uzay aracı H37V'nin geçişi arasında bir bağlantı buldu. Amerikan uzay aracı, her geçişinde kaydedilen kuvvetli yangın tornadoları yaratmak için büyük bir lazer taşımak için yeterli bir büyüklükteydi.

Amerikan uydusunun Rusya'daki orman yangınlarının tutuşturduğunu gören görgü tanıklarının olduğunu belirten bir mesaj aldım. İnsanlar şans eseri göğe ulaşan bir ışının nasıl ateş çıkardığını gördü. Yapay sis içindeki ışın açıkça görünürdü. 

Amerikalılar durumu şiddetlendirmeyi planladı, Rusya'da ki her şeyi yaktılar ve Doğu Avrupa Düzlüklerini bir çöl haline çevirdiler.

Ancak yangınların çoğuna Rusya'da ki Amerikan ajanları tarafından işlenen kundaklamalar neden oldu. İnsanlar benzinle sırılsıklam tekerleklerin ormanlarımız içine nasıl atıldığını gördü. Böyle birçok olay oldu. ABD insansız uçağı X-37B de ayrıca gece boyunca büyük-ölçekli yangınlar çıkardı.

18 ya da 19 Ağustos günü, ABD silahlarının Rus ordusu tarafından yok edildiği açık olunca, Çin Halk Cumhuriyeti Kurtuluş Ordusu'ndan Tümgeneral Zhou Chen Hao X-37B insansız uçağının uçuşu hakkında muhabirlere bir brifing verdi. Washington'dan sonra Pekin en modern uydu izleme sistemlerine sahiptir.

General Zhou Chen Hao ABD'yi Çin topraklarında yapay depremler ve şiddetli yağışlar yaratmakla ve geniş çaplı felaketlere neden olmakla suçladı. Pentagon'un gizli bir askeri programı olan "Çarpıcı güç olarak Hava" dan bir basın toplantısında özellikle değinilmişti. Çin'de ki hasarlara ABD'nin neden olduğu hakkındaki belgeler BM'ye gönderildi.

Amerikalılarının yarattığı Rusya'daki anormal sıcak yaz sadece ürünlerimiz yok etmekle kalmayacaktı. Onların planladığı gibi antisiklon dört ay kalsaydı, tabiatımız ve Rusya bir ülke olarak trilyonlarca ABD doları olarak tahmin edebileceğimiz devasa zararlar görebilirdi.

ABD'nin 5.kolu 4-5 Ağustos tarihlerinde yapıldığını düşündüğümüz Rusya'ya daha ciddi bir saldırı planladı. Bu bilgiyi aldığım kaynaklarımı ifşa etmeyeceğim ancak kesinlikle böyle bir bilgi var. 4 Ağustos Çarşamba gece yarısı dolaylarında, beni aradılar ve Moskova'nın farklı bölgelerine zehirli gazlarla birçok silindirin konulduğunu söylediler. Onlardan bazıları özel servislerimiz tarafından kaldırılırken, diğer lokasyonlardakilerin yerleri bilinmeden kaldı.

5.kol bu operasyonu başlatmak için sadece uygun bir an bekledi. Güney-doğu'dan pis kokulu duman geldiği zaman ve akşam havada hiçbir rüzgâr yokken operasyonun başlatılması planlandı. Bu tam olarak Moskova'da bir terör kampanyası başlatmak için bekleyenlerin günüydü ve silindirlerden gazları serbest bıraktılar. Pis kokulu dumana eklenen gazlar öldürücü bir silah oldu.

6 Ağustos'ta, Batı dünya medyası Moskova'da ki veba ve yüksek seviyeli nükleer radyasyon hakkında haber yapmaya başladı. Ayrıca Rusya'da ki kimyasal ve biyolojik silahların yandıklarını bildirdiler. Ancak Moskova'nın yakınında gerçekten yanan bir kimyasal ve bakteriyolojik silah deposu yoktu. Bu depolar genellikle yer altında bulunmaktadır.

7 Ağustos sabahında, Moskova'da ki ABD Büyükelçiliği'nde sadece bir basın sekreteri ve korumalar kaldı. 1,500 elçilik çalışanı aileleriyle birlikte terk etti. Böylece Moskova'dan kaçan Amerikalıların toplam sayısı 5,000 kişiyi buldu. Bir gün içinde bu kadar çok insanın tahliye edilmesi mümkün değildir. Ve Moskova'dan ABD ye ek uçuş yapıldığına dair de bir haber yoktu.
Bu nedenle onlar gizlice, yavaş yavaş ve ayrı gruplar halinde Moskova'yı terk etti. Tahliye işlemi iyi bir şekilde planlanmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Batı basınına tüm bilgileri sağlamak ve bir tahliye planı hazırlamak zaman alırdı.

ABD Dışişleri Bakanı'nın medya raporu hazırladı ve kendi resmi başvurusunu başlatmak için koştu bu gerçek yüzde yüz kesinlikle ABD'nin Moskova'ya bir kimyasal saldırı düzenleme senaryosunun önceden hazırlandığını gösterir. Hatta 5 Eylül, ABD halen kimyasal-biyolojik ve "kirli" nükleer silahlarla Moskova'ya saldırma planını iptal etmedi. O gün, ABD Dışişleri Bakanlığı "veba ve nükleer radyasyon durumu öngörülemeyen bir süre Moskova'da kalacağını" belirten resmi bir belge sundu diyor Rus jeofizik Profesörü Nikolay Levaşov."

Kavkaz Center
http://www.kavkaznews.com/


******

"Katrina doğal bir kasırga değildi. Elinde iklim silahı olan Moskova tarafından yaratıldı. Moskova ABDye karşı iklim savaşı başlattı"

"İklim silahları Türkiye'ye de kullanıldı"

Herhangi bir bölgede yağışı arttırabil-mek içinse, yine var olan sistem içine (bulut) çok düşük sıcaklıkta yoğunlaşma çekirdekleri serperek, hem rüzgâr hızını hem de yoğunlaşma çekirdeklerini arttırma prensibine dayandırılmaktadır. Daha büyük boyutlarda uygulandığında ise hava sistemlerinin oluşum merkezlerine gerek uzaydan güneş enerjisi, gerekse tersten elektromanyetik dalga enerjisi vererek (iyonosfer tabakası da kullanılarak) o bölgede var olan oluşumu hızlandırıp zincirleme reaksiyonlar neticesinde alçak basınç merkezini kuvvetlendirmek mümkündür. Ya da yerde veya atmosferde soğutma meydana getirerek etkisini azaltmak mümkündür. Bugün bu uygulamaları ancak ve ancak ABD ve onun kontrolü altında diğer gelişmiş ülkelerin yapma imkânı vardır.

Son günlerde gerçekleşen Katrina ve Rita kasırgaları buna örnek gösterilebilir.

Katrina kasırgası sürekli desteklendi ve yönlendirme yapıldı. New Orleans'la sınırlı bırakıldı. Oysa böyle bir kasırga bu kadar küçük bir bölge ile sınırlı kalmamalıydı. Rita kasırgası ise başta desteklendi daha sonra dağıtılarak etkisi azaltıldı ve bölgeye yayıldı.

1993-95 arasında kuraklığı önlemek amacı ile İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü ile ABD'li şirketler arasındaki anlaşma sonucunda Ankara, İstanbul ve İzmir'de suni yağmur denemeleri (bulut tohumlama) yapıldı. Sonucunda Ereğli-Cide arasında kalan sahil şeridinde mal kayıpları meydana geldi.

2000-2001 arasında yaşanan kuraklığa çare bulabilmek amacıyla Rus firmaları tarafından bahar aylarında teklif edilen suni yağmur denemelerini DSİ Genel Müdürlüğü kabul etmeyince, aynı firmalar Suriye ile anlaşmış, sonuçta felaket yaşanmış can ve mal kayıpları meydana gelmiştir.

2002 yılı ABD-Irak Savaşı esnasında ABD kuvvetleri birliklerini kamufle etmek amacıyla Suriye ve Necef çöllerinde suni kum fırtınaları yaratmış, Ukrayna üzerinde hava modifikasyonu uygulamıştır. Nisan ayı başında aşırı sıcaklık yükselmesi sonucunda şiddetli kar erimeleri meydana gelerek sel felaketleri yaşanmış, can ve mal kayıpları meydana gelmiştir.

2004 Atina Olimpiyatları'nı sekteye uğratmamak için Atina'yı etkileyebilecek yağmur bulutlan Romanya ve Bulgaristan üzerinde modifiye edilmiş, yönü değiştirilerek İstanbul Alibeyköy'ün sular altında kalınanıma neden olunmuştur."

http://www.haberpan.com/

*******


"ABD ile Rusya arasmda müthiş bir teknoloji savaşı var"

ABD'de yaşanan kasırgaların yapay olduğunu söyleyebilmek için delillere ihtiyaç var. Elbette Amerikalıların bu kasırgalara Rus isimleri vermesi bir anlam ifade etmektedir. Bu da 'Sizden şüpheleniyoruz' demektir. Doğrusu Amerikalılar, Rusların 1970'lerde bu tür silahları geliştirdiklerini düşündüler. Bununla ilgili en kapsamlı çalışmalar ABD'Iİ nükleer fizikçi ve emekli Albay Thomas Bearden'a aittir. ABD bu şüpheleri yüzünden Rusları, 1976 yılında, ENMOD denilen, "Hava Değişim Tekniklerinin Askeri ya da Düşmanca Kullanımının Yasaklanması Konvansiyonu"nu imza etmeye zorlamıştır. ABD, Rusların mikrodalga silahlarına karşı da HAARP projesini geliştiriyor.

AYDOĞAN VATANDAŞ / HAARP kitabının yazarı

ABD'den Rusya'ya HAARP Saldırısı (Aşırı sıcakların sebebi Amerika mı?)

ABD'den Rusya'ya HAARP Saldırısı (Aşırı sıcakların sebebi Amerika mı?)



Hava sıcaklığının 40 derecede seyrettiği Rusya’da bilimadamları, boğucu yazdan ABD’yi sorumlu tutmaya başladı. Buna göre, ABD, HAARP sistemiyle iyonosferde güçlü dalga göndererek Rusya’yı kavuruyor. Komplo teorisi gibi duran bu iddia, ülkenin büyük gazetelerinden Komsomolskaya Pravda Gazetesi’nde enine boyuna ele alındı.


Rusya, gölgede 40 dereceye yaklaşan anormal çöl sıcaklarının ardında düşman eli aramaya başladı. Kavurucu sıcakların doğal olamayacak kadar uzun sürdüğünü dile getirmeye başlayan Rus fizikçiler, “ABD, bize gizli iklim silahı HAARP ile savaş açmış olabilir” görüşünü öne sürmeye başladı.

Sahra çölünü aratmayan Rusya’daki sıcak dalgasını inceleyen Komsomolskaya Pravda gazetesi, bir dizi uzmandan görüş alarak böyle bir ihtimalin bulunduğu sonucuna vardı. En büyük şüphe ise Pentagon’un kontrolünde 1997 yılından beri Alaska’da çalıştırılan yüksek frekans dalga yayıcı HAARP istasyonu üzerinde toplandı.


Tektonik silah 

Moskova Devlet Üniversitesi MGU Fizik Fakültesi hocalarından Georgiy Vasilyev, ABD’nin çalıştırmakta olduğu Alaska’daki HAARP istasyonunu resmen jeofizik ve tektonik bir silah olarak tanımladı. Vasiliyev, şunları söyledi:

“Alaska’daki HAARP istasyonu tam güçle çalıştırıldığında, sadece bir saatte 3.5 megawatt elektrik enerjisi tüketiyor. 14 hektar alanı kaplayan 22 metrelik 180 dev anten üzerinde göklere yükselen enerji plazma kümesi oluşturuyor. HAARP çalıştırıldığı günden bu yana, dünyanın değişik bölgelerinde iklim anomalileri gözlenmeye başlandı. Kar yağması gereken yerleri güneş kavururken, Afrika’da kar yağışları gözlenmekte. Bu tuhaf olgular genelde küresel ısınmaya fatura ediliyor. Ama bize göre anomalilerin asıl sorumlusu Pentagon’un HAARP sistemidir.” 

Saldırı iddiası 
Rusya Silahlı Kuvvetleri’nde iklim uzmanı olarak çalışan Nikolay Karavayev ise Rusya’ya bu yaz iklim silahıyla saldırı düzenlendiğine yüzde 100 emin olduğunu söyledi. Karavayev, şu görüşü savundu:
“ABD Hava Kuvvetleri raporunda net bir dille ‘2025 yılına kadar iklimi müttefikimiz yapmalıyız ifadesi’ yer alıyor. Hatta Pentagon, günümüzde sadece sivil kuruluşların araştırma yapmaya yetkili olduğu uluslararası iklim anlaşmasından çıkmayı da düşünüyor. Bana göre ABD, iklim silahı konusunda öylesine ileri gitti ki yakında bunu gizlemeden dünyaya sergilemeye başlayacak.” 

Rusya kavrulurken Avrupa niye serin 

Rus uzman Karavayev’e göre, Moskova’nın 40 dereceyle kavrulduğu sırada Avrupa ülkelerinde yaz nispeten daha serin geçiyor. Berlin 18, Varşova 25, Viyana 20, Paris 20 derece. Batıda Ukrayna sınırında etkisini kaybeden yüksek basınç cephesi, Karadeniz kıyılarından kuzeyde Murmansk kutup bölgesine kadar uzanıyor. Ülke sınırlarını takip eden yüksek basınç cephesi onu besleyecek ortam bulunmamasına rağmen dağılmıyor.

HAARP nedir? 

RADYO elektronik vericisi kısa adıyla “HAARP” araştırma istasyonu, 1997 yılında devreye girdi. Sırp bilimadamı Nikola Tesla’nın teorilerinin hayata geçirildiği istasyon 3.5 megavat gücünde ve 10 MgHz boyundaki dalgaları iyonesfere gönderiyor.

Belirli bir alan üzerinde güneşten bin misli daha kuvvetli enerji gönderebilme özelliği taşıyor. Uzmanlara göre, bu yapay ışınların yeryüzünden 600 km. yüksekte yansıtılarak dünyanın herhangi bir bölgesine yönlendirilmesi durumunda HAARP, bölgede mikrodalga fırın etkisi yaratıyor. 

http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=310171

ABD itiraf ediyor, yapay deprem teorileri gerçek.

ABD itiraf ediyor, yapay deprem teorileri gerçek.



-ALBAY THOMAS BEARDEN İTİRAF EDİYOR-

1981 yılında nükleer mühendis ve Amerika'daki önde gelen Tesla araştırmacısı Albay Thomas Bearden, Amerikan Psikotronik Derneği'nde bir konferans verdi. Konuşmasının bir bölümünde aynı zamanda 1978 Specula dergisinde de tartışılan Tesla vericileri tarafından üretilen kalıcı dalgalardan bahsetti. Albay Aslında HAARP'ın nasıl çalıştığını anlatıyordu:

"Yaptığınız şey frekansı değiştirmektir. Eğer frekansı bir yönde değiştirirseniz, enerjiyi dünyanın diğer bölümünde hedeflediğiniz yerin ilerisindeki atmosfere boşaltırsınız. Havayı iyonize etmeye başladıkça, hava akış seyirini, jet gidişlerini vb. şeyleri değiştirebilirsiniz. Bu mükemmel bir hava makinasıdır. Eğer ani bir şekilde boşaltırsanız, bunun gibi küçük iyonizasyon elde etmezsiniz. Bu kez kıvılcımlar ve ateş topları (plasma) dünyanın yüzeyine boşalacaktır. Bu aletle ileri geri oynayarak, dünya çapında dev hava değişikliklerine yolaçabilirsiniz." 

Mr. Bearden bunu neredeyse eğlenceli bir hava oyuncağı gibi tanıtıyordu. Fakat bu aynı zamanda 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çin'i de hatırlatıyordu. Kuşkusuz 17 Ağustos Gölcük depremini de... 

1 Ekim 1998, Perşembe tarihli Hürriyet Gazetesi'nin 'Kıyamete Kadar Yetecek Enerji' başlıklı haberi konunun bir başka yönüne işaret ediyor olabilir miydi?:


"27 Ağustos gecesi dünya enerji bombardımanına uğradı. Eğer bu radyasyon depolanabilseydi, dünya kendisine milyarlarca yıl yetecek enerjiye sahip olacaktı.  

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi'nin düzenlediği basın toplantısında konuşan bilimadamlarına göre Büyük Okyanus'ta bulunan Havaii Adası'nın üzerindeki iyonosfer tabakası gamma ve X ışınlarının bombardımanı altında kaldı. 5 dakika süren kozmik yağmur sırasında dış atmosfer tabakasında gece kısa bir süre için gündüze dönüştü.  

Dünyanın 60 ile 80 km üzerinde bulunan iyonosfer tabakası bu enerjiyi yuttuğu için bu kozmik bombardımanın dünyaya herhangi bir zararı dokunmadı. Sadece elektronik donanımlarının zarar görmemesi için uydulardan ikisini geçici olarak durdurmak gerekti. California Üniversitesi'nden Kevin Hurley, iyonosfere boşalan gücün gelecek 300 yıl içinde güneşin dünyaya sağlayacağı enerjiye eşdeğer olduğunu söyledi.  

Hurley, 'Bu enerjiyi depolayabilseydik, kainatın sonuna ve daha sonrasına kadar her kenti, her köyü, her ampulü aydınlatacak enerjiye kavuşurduk' dedi." 

Soru şu: Acaba depremlerle birlikte açığa çıkan ve ateş topu olarak ifade edilen dev enerji yoğunluğu da HAARP tarafından depolanıyor olabilir mi? Acaba kimler için? Bu arada Rus bilimadamları ABD'yi yaptığı araştırmalar konusunda uyarmayı da ihmal etmiyordu. 28 Ocak 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde Nerdun Hacıoğlu imzasıyla yer alan haberde şöyle deniyordu:

"Amerikan fizik laboratuarlarında deney aşamasına gelen 'evrenin yaratılış modeli' deneyi Rus bilim adamlarını 'kıyameti kopartacaklar' endişesine sevk etti.  

Rus bilim adamları, deneylerin bir 'karadelik' oluşturabileceğini belirterek, 'Evrenin yaratılışını laboratuarda görelim derken, dünyayı yok etmeye kadar giden zincirleme reaksiyon başlatılabilir' uyarısında bulundular.  

Rus fizikçiler, 'Tarihte hep böyle olmadı mı? Atom bombası icadı da fizikçilerin masum bir fikrinden doğmadı mı?' diyerek bu fikrin sonuçlarının da masum olmayacağını vurguladılar. Rus fizikçiler, kıyamet teorilerini şöyle açıkladılar:  

"ABD laboratuarlarında, daha doğrusu yer altında bulunan 5 kilometrelik 'parçacık hızlandırıcısında' altın iyonlarından iki güçlü akım oluşturulmak isteniyor. Bu iyon akımları tıpkı bir rayda giden iki tren gibi yol ortasında çarpıştırılmak isteniyor. Teoriye göre, çarpma noktasında 15 milyar yıl önce evrenin yaratıldığı andaki ortamı sağlamak ve evrenin 'büyük patlama' sonucu doğduğu kanıtlanmak isteniyor.  

"Ancak fizikten anlamayan biri bile tehlikenin farkına varabilir. Çarpışma noktasındaki ısı milyarlık derecelere vararak yalnız Güneş'te değil, hiçbir yıldızda bulunmayan bir ısı ortaya çıkaracak. Vakum ortamında çıkan ısı Güneş'ten 10 bin kat daha yüksek olacak. Bu da Brookhaven merkezli bir karadelik yaratabilir. Bir anda ne olduğunu anlamadan yok oluruz."

İnsan eli ile üretilen en büyük yapay depremlerden biri; 17 AĞUSTOS 1999, GÖLCÜK SAAT: 03.02


İnsan eli ile üretilen en büyük yapay depremlerden biri; 17 AĞUSTOS 1999, GÖLCÜK SAAT: 03.02



T.C. Başbakanına Soru; - Depremin arkasında PKK olabilir mi?
Başbakanın cevabı: -Sanmıyorum...
-----

17 AĞUSTOS 1999, GÖLCÜK SAAT: 03.02

SAAT gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarı atarken sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler. Belki de insanların çoğu, ölümün kendilerine ne denli yakın olabileceğini ilk defa bu denli yakından gördüler.

Donanma Komutanlığı'nın görkemli devir teslim törenini müteakip, deprem hiç beklenmedik bir zamanda, ansızın çıkagelmişti, iki firkateynin gece boyunca aydınlattığı Orduevi yerle bir oldu. Milyarlarca liralık havai fişeklerin aydınlattığı Gölcük semaları birkaç saat sonra bilim adamlarının "deprem ışıması" dedikleri ancak hâlâ ne olduğu tam olarak anlaşılamayan bir "şey"le aydınlandı. Birkaç saat sonra, o unutulmaz uğultunun ardından bütün Türkiye derin uykusundan uyandı. Binalar birbiri ardına devrilirken, ölüm binlerce insanı aynı anda yakalıyordu.

Devlet hazırlıksız yakalanmıştı. Binlerce insan, teknik yetersizliklerden ötürü enkazların altında günlerce bir kurtarıcı beklerken öldüler. Kısa süre sonra kamuoyu hummalı bir tartışmanın içinde buldu kendini. Binaların depreme dayanıklı yapılmayışı, ray hattının üzerine yerleşim alanlarının kurulma-sı gibi argümanlar sıkça duyulan şeylerdi. Televizyon kanalları tartışma programlarını depreme ayırıyorlardı. Bu sırada deprem anını yaşayan insanlar depremle ilgili enteresan şeyler söylemeye başlıyor; kamuoyu tam olarak anlam veremese de iddiaları can kulağıyla dinliyordu. Enkazdan kurtarılan bir bayan Ali Kırca'nın yönettiği Siyaset Meydanı'nda şunları söylüyordu: "O gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki bu depremden farklı bir şeydi." iddialara yenileri ekleniyordu. Depremden hemen önce Gölcük'ten Avcılar'a kadar geniş bir alanda görülen "ateş topu" ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. Bazı bilim adamlarının görülen ateş topunun "deprem ışıması" olduğunu söylemelerine rağmen, neden diğer depremlerde de benzeri bir ışıma yaşanmadığı sorusunun cevabı net olarak verilemiyordu. Öyle olsa bile, bu da sadece bir tezdi ve geçerliliği de en fazla diğer tezler kadardı.

Bu arada depremden neredeyse iki hafta önce elime geçen bir dergide yer alan ifadeler oldukça ilginçti. Depremin merkez üssünün Gölcük Donanma Komutanlığı olduğunun resmen açıklanmış olması, dergide yer alan ifadeleri daha da şaşırtıcı kılıyordu. Depremin merkez üssünün Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının sembolü olan bir askeri üs olması kuşkusuz ilginçti. Furkan dergisinin Temmuz sayısında, yer alan ifadeler aynen şöyleydi:

"Mesela basına verilmeyen, ancak istihbarat kapsamında edindiğimiz bilgilere göre, Gölcük askeri tesislerinde oldukça garip olaylar meydana gelmektedir. Kapılar kendi kendine açılmakta, mühimmat depolan içinde, siyahi ziyaretçiler görülmekte, arabalar durduk yerde çalışmakta..."

Bu dergide yer alan ifadeler, depremden tam bir ay önce yazılmıştı. Gölcük'te neler oluyordu? Kocaeli depremi doğal bir afet miydi? Yoksa suni olarak yaratılmış olabilir miydi?

Bu konuda hemen deprem sonrasında birtakım teoriler ortaya atılmaya başlandı. Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı ve bu da depreme neden olmuştu. Kimileri de Yugoslavya'ya atılan bombaların yer kabuğunun dengesini bozması sebebiyle depremin gerçekleştiğini söylüyordu.

Hatta bazılarına göre bu işi PKK bile yapmış olabilirdi. Nitekim CNN televizyonu Başbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında böyle bir soruyu sormakta herhangi bir beis görmedi. Kimi de bunun başka bir terörist örgütün işi olduğunu veya uzay araştırmalarının bir parçası olduğunu söylüyordu. Ancak bu teoriler arasında en akla yatkın olanı Future Tımes'da yayınlanan araştırma dizisinde yer alan hikayeydi.

Bu senaryoya göre, San Andreos fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Yıllar önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı mucit Nicola Tesla tarafından geliştirilen bu "düşük frekanslı elektromanyetik ışınımla yüksek enerji nakli" tekniğini, hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi.

Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliştirmek amacıyla üzerinde çalıştığı bu projeyi, bir yandan da barışçı "deprem indirgeme" sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayı ve fonlama devamlılığını sağlamayı amaçlıyordu. Bu nedenle proje önce Avustralya'nın çıplak ve seyrek nüfuslu kırsal bölgelerinde denendi ve geliştirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi sıra. Değişik zamanlarda Kafkaslar'da, Okyanus tabanında ve Güney Amerika'da-ki Ant dağlarında tektonik uyarılar verilmek suretiyle endüktif deprem yaratma konusunda büyük adımlar atıldı. Bu araştırmalar Amerika'da HAARP ve diğer askeri tesislerin kumanda merkezlerinden yürütülüyordu.

Bu arada Türkiye, Japonya ve benzeri deprem bölgelerinde de sismik ağ şebekeleri kurularak bu bölgelerin tektonik verileri saniyesi saniyesine devasa bilgisayarların kayıtlarına gönderilmeye başlandı. Üniversiteler ile ortak projeler geliştirilerek yüzlerce bilim adamına Amerika'da deprem konusunda araştırma yapma bursu verildi. Ancak projenin gizliliği esastı.

Bu nedenle tüm ilişkiler paravan araştırma kurumlarınca yürütüldü. Ancak zaman zaman bilgi sızıntısına da olanak verilerek halkın bu konuda genel bir fikri olması istendi. Kobe'de ve daha başka yerlerde meydana gelen depremlerin arkasındaki gariplikler halkası bu şeklinde bazı çıkar gruplarının, terör ve mafya örgütlerinin işi gibi gösterilmek istendi. Bunda da büyük ölçüde başarılı olundu. Ve gün geldi bu sistem Türkiye'de denenmek istendi. Bölge zaten bu amaçla yıllardır sismik espiyonaj altındaydı. Nitekim gelişmeleri dikkatle takip edenler, depremden hemen sonra, Milli istihbarat Teşkilatı'nın girişimleriyle Türk Telekom'un Türkiye'nin sismik bilgilerini Pentagon'a ileten NATO Üssü'nün iletişimini nasıl kestiğini hatırlayacaklardır.

ABD'nin asıl hedefi, Kuzey Anadolu fay hattındaki deneyden elde edeceği tecrübe ve bulguları, San Andreas fay hattına uygulamaktı. Bu iş yine çok yüksek askeri gizlilik taşıdığından yürütme işi Israil'li uzmanlara verilmişti. Gerekli makine ve donanım gizlice denizaltılarla Gölcük üssüne getirilerek oradaki, yeraltı-denizaltı korunaklarına kuruldu. Türk makamları durumdan detay bazda haberdar değillerdi. Bunu israillilerle yürütülen askeri tatbikatın bir parçası olarak düşünüyorlardı belki de...

israilliler Amerikalılar'la gece şartlarında elektro-sismik haberleşme tatbikatı yapacaklardı. Deney başarılı olacağından sonunda kimse normal dışı bir şeyin olduğunu fark etmeyecekti. Bu amaçla Gece Şahini Tatbikatı'nın (Operation Night Hautk) saat 03:00'te başlaması planlandı. Gece saat tam 03:00'te düğ-meye basılacak ve Gece Şahini devreye alınacaktı. O an uzay filmini andırır devasa cihazlar çalışmaya başlayacak ve 1-2 dakika içinde de oluşturdukları muazzam enerjiyle Marmara'nın altındaki tektonik tabakayı zayıf yerlerinden kırıp, aylardır oluşan basıncı dışarı atacaklardı. Böylece büyük bir deprem önlenmiş olacaktı.

Ama o gece sabaha karşı bir şeyler yanlış gitti. Ve beklenen gerçekleşmedi. Her şey bir anda olup bitmişti. Doğa kendini yönetmeye kalkanlardan bir kez daha intikam almıştı. 45 saniye süren deprem, beklenenin 10,000 kat üstünde bir güçle gelmişti. Her yeri bir anda yerle bir etmişti. Zayıflayan ve titreyen elektrikler az sonra geri geldiğinde, gece saat 03:05'i gösteriyordu.
Daha birkaç dakika öncesine kadar korunağın içinde şampanya patlatmayı

bekleyenler, şimdi korkudan buz gibi don-muş, hareketsiz ayakta duruyorlardı. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. On binlerce insan, çoluk çocuk, o an enkaz altında m çekişiyor veya cansız yatıyordu. Bu düşünce ile hepsi ürperdi.

Bu tarihin en büyük felaketiydi; hem de insan eliyle yaratılan...

Sessizliği İsrailli komutanın buz gibi emri bozdu: "Lets pack! We're moving out! Call operation-Q! Right now! Immedi-ıtely! Stop uthinning! Move, move, move!" (Toplanın! Kaçıyoruz- Q planına geçiyoruz.•• Şimdi.. Hemen! Hadi, hadi!!!)

işte o andan sonra çantalardan çıkan "Q planı" çalışmaya başladı. ilk önce bölgedeki tüm haberleşme ve elektrik enerji-si felç edildi. 4 dakika içinde İsrail Başkanı Barak ve Birleşik Devletler Başkanı Clinton ile irtibat kuruldu.

O anda İsrail’de Ben Gurion'un Lod askeri havaalanından 4 adet savaş uçağı eşliğinde 2 nakliye uçağı havalanıyordu. 2 dakika sonra da İsrail Deniz Kuvvetleri ve NATO Güney Deniz Saha Komutanlığı'na bağlı tüm birlikler DEFCON-4 acil durumuna geçirildi. Amerikan 6'ncı filosuna bağlı gemiler de rotalarını İstanbul’a çevirmek için Pentagondan emir aldılar.

Bu arada ilginç bir şey daha olmuştu. Depremle ilgili haberler birbiri ardına gelirken, bir haber önce görünüp sonra kayboldu. 20 Ağustos Cuma akşamı televizyonlar bir İsrail uçağının Ataköy açıklarında denize düştüğünü duyurdu. Ancak bir süre sonra haber kesildi ve uçağın akıbeti ile ilgili bir daha haber alınamadı.

Olaydan bir gün sonra Deniz Kuvvetleri'nden bir dostum beni aradı ve bu olayda birtakım soru işaretleri bulunduğunu, bu konunun perde arkasını araştırmamı, rica etti. Kısa süre sonra ulaştığım bilgiler, gerçekten ilginçti. Uçak, düştükten kısa süre sonra teknesiyle o sırada Ataköy açıklarında olan balıkçı Abdullah Kaplan tarafından kurtarılmıştı. Abdullah Kaplan olayı şu şekilde anlatmıştı: "Uçağın düştüğünü görünce der-hal yardıma gittik. Uçağın kanatları yara almıştı. Hemen uçağı bağladık ve Zeytinburnu Umanına çektik. Teşekkür beklerken küfür yedik. Ne olduğunu bile anlamadık."

Bu konu o gece o bölgede görev yapan Sahil Güvenlik 4. Botunun sorumluluk alanındaydı. Araştırmalar Sahil Güvenlik'in bu konuyla ilgilenmediğini ortaya çıkardı. Olay yerine gelen televizyon ekipleri ise şaşırtıcı bir şekilde çekim yapmaktan vazgeçmişlerdi.
Daha sonra uçağı Zeytinburnu'na yanaştıran balıkçı Abdullah Kaplan, olayı Kumkapı'daki Gümrük Muhafaza'ya iletti. Kısa süre sonra tutanak tutuldu. Ancak Gümrük Muhafaza da tutanak tuttuğuna pişman oldu.

Uçağın sahibi İsrail asıllı biriydi. O gece ne olduğu ise bir türlü anlaşılamadı.

Deprem için 1900'lerin başından beri Nicola Tesla adındaki Sırp asıllı bir bilim adamının buluşu olan"elektromanyetik endüksiyon tekniği" (Tesla makinesi) kullanıldı. Tesla Makinesi'nin nasıl çalıştığı hâlâ bir sır, ama Amerikalıların uzun zamandır bu makine üzerinde çalıştıkları biliniyordu. Tesla, ilk olarak ilkel bir düzenek ile 1908 yılında Sibirya'da Tsunga bölgesinde bir deney yapmış ve burada meydana gelen patla-ma sonrası oluşan çevre tahribatı korkunç boyutlardaydı. Hiroşima'nın 40,000 katına yakın enerji açığa çıkmıştı. Patlamanın etkisi kilometrelerce kare alana yayılmıştı.

Ancak ortada en ufak bir krater veya metal kalıntısı yoktu. Bu durumda bir göktaşının düşmüş olması ihtimali ortadan [kalkıyordu. Bilim adamları Tsunga'da ne olduğunu hâlâ tam olarak çözmüş değillerdi. Ancak yıllardır Avustralya'da, kara-da, açık arazide ve Kaliforniya'da da su üstü ve sualtı askeri tesislerde bu deprem (Tesla) makinesinin denenmekte olduğu [da sır değil. Buradaki garip tabiat olayları ve sık sık olan depremler ile bilgiler internetteki sitelerde bile yer almakta. Ancak başlangıçta askeri amaçlı olarak geliştirilen bu acayip doğa silahı daha sonra kaynak sorunuyla karşılaşınca barışçı [amaçlarla da kullanılacak şekilde adapte edildi (tıpkı atom [bombası ve TNT gibi).

Makinenin Kaliforniya'da San Andreas fay hattında olacak muhtemel bir deprem öncesi kullanılması düşünüldü. Tesla Makinesi sayesinde fay hattındaki enerji birikimi çok yüksek düzeylere çıkmadan, gerilim daha küçükken, suni depremlerle deşarj edilerek boşaltılacak ve böylece büyük deprem önlenecekti. Ancak bu teorinin denenmesi ve deneylerle geliştirilmesi gerekliydi. Hata ve kusurların asgariye indirilmesi şarttı.

Bunun için de San Andreas fay hattına benzeyen fay hatlarıyla, çatal yapan fay gruplarına ihtiyaç duyuluyordu. Bu fay grubu ise Türkiye'deki Kuzey Anadolu fay hattıydı. Geometrisi ve jeolojik yapısı aynı San Andreas karakterindeydi. KuzeyAnadolu fayı ile San Andreas fayı, tıpa tıp birbirine benziyordu. Bu fay üzerinde yapılacak bir ön deşarj deneyi Kaliforniya'daki, gelecekte olacak depremler için çok şey öğrenebilecekti. Amerika bu amaçla yıllarca deney yaptı; bu ve buna benzer deprem bölgelerinde.Pentagon açısından da bulunmaz bir nimetti bu. Bu suretle hem projeye masum bir kılıf bulunuyor, hem de finansman için yeni kaynaklar sağlanıyordu.
 
Ancak yine de toplu imha silahı olma özelliği ile bu makine askeri nitelikteydi ve onunla ilgili her şey "Çok Gizli” damgasını taşıyordu. İşte Amerikalılar bu nedenle İzmit’teki fay hattındaki hareketleri ve enerji birikimini büyük bir gizlilik içinde, herkesten habersiz ama çok yakından takip ettiler.

MTA'nın ve diğer jeolojik ölçüm kurumlarının verilerini inceleyerek ve uzaydan bölgeyi izleyerek burayı adeta abluka altına aldılar. Son gerilimi de böylece çok önceden haber aldılar. Ancak ABD'nin bölge ile ilgili bu hareketliliği ne kadar gizli olursa olsun bazı kaynaklara sızmasını engelleyemedi. Kanadalı bir bilim adamı her nasılsa bu gizli verilere ulaşarak, bölgede bir deprem olacağını ve bunun için bölgenin takip altına alındığını anladı.

Ve bunu kendi amaçlan doğrultusunda yaklaşık 48 gün ve 240 km hata ile yayınladı. Ancak ne bu bilim adamına, ne de yayınına daha sonra nedense kimse dikkat etmedi. İzlenen bu enerji birikimi bir süre sonra depreme neden olabilecek büyüklüğe erişecek ve belki de İstanbul’u da tehdit edecek hale gelebilirdi. Bu noktada, Amerikalılar acaba konuyu Türk makamlarına haber vermiş miydi?
 
Ama o gece Gölcük'te askeri tesiste ve Marmara Denizinde bu Tesla makinesi kurulmuş ve çalışmaya hazır hale getirilmişti bile. Türk makamlarına acaba bilgi verilmiş miydi? Yoksa Türk makamlarına İstanbul’da olabilecek bir depremin basıncını azaltacak bir askeri sistemi deneyeceklerini mi söylemişlerdi? Yoksa bunun rutin bir askeri durum olduğunu mu düşünüyorlardı? Bu soruların cevapları hâlâ bir sır.

Gölcük Donanma Komutanlığı'nda görevli asker, astsubay ve subaylar, Donanma karargahında garip bir şey olduğunu fark etmişlerdi. Bu konuyla ilgili bilgiler de nasıl olduysa yukarıda ismini zikrettiğimiz dergide yer almıştı.

Peki İsrail askerlerinin bu projedeki yeri neydi? İsrailli askerler ve üst düzey subaylar o gece Gölcük'te ne arıyorlardı? Bu devir teslim töreni her yıl yapılan rutin bir ulusal törendi. Uluslararası bir kimliği yoktu. Ama İsrail subayları ve üst düzey yetkilileri oradaydılar!

Bunun nedenini şimdi çok daha iyi kavrayabiliyoruz. Onlar oradaki Tesla makinesini kurmak ve çalıştırmak ve onun gizliliğini korumak ve her ihtimale karşı bir şeyler ters giderse onu imha etmek için oradaydılar. Bizimkilerin ise bir şeyden haberi yoktu. Bize güvenen de yoktu zaten. İş İsrail’e ihale edilmişti. Ancak o gün nedense hiç kimse israillilere, bugüne kadar hiç katılmadıkları bu devir teslim törenine neden katıldıklarını sormadı. Ya şaşkınlıktan ya da telaştan, enkaz altında kaç İsrail askerinin öldüğü, kaçının yaralandığını da soran olmadı. O felakette kaç İsrail askerinin öldüğünü ne Genelkurmay yayınladı ne de İsrail böyle bir bilgiyi açıklamak nezaketinde bulundu. Herkese verdikleri imaj ise oraya bize yardım için geldikleri şeklindeydi. Hemen bir hastane kurdular. Yaralarımızı sarmaya yardımcı olmak için daha sonra o bölgede bir yerleşim merkezi kuracaklarını açıkladılar. Neden? Esas amaçları enkaz altındaki askerlerini ve önemli askeri malzemeyi çıkararak götürmekti. Gerisi paravan operasyondu. Biz de "Bak şu İsrail’e, helal olsun, hemen yardımımıza koştu" diyerek sevindik.

Deprem neden gündüz bir saatte değil de çok ilginç bir şekilde gece saat tam 03:02'de oldu? Sanki 03:00 saati depremin başlaması için özel olarak seçilen bir saat gibi. Böyle geç birsaatte olacakları kimsenin görmesi olası değil, gözlemci riski ise en az düzeyde. Tıpkı bir askeri operasyonda olduğu gibi sanki talimatlara saat tam 03:00 olarak giren başlangıç saatinde yeşil ışık yakılmış ve Tesla cehennem makinesi yer altındaki sığınakta ve deniz altında çalışmaya başlamıştı. En geç 1-2 dakika içinde de gücü en üst düzeye ulaşmış olacaktı.

Aynen de öyle oldu. Makine gürültüyle enerji toplamaya başlamıştı. Bu sırada, Avustralya'da ve Okyanusta bu tür suni depremler öncesinde görülen elektrik boşalması, hava yarılmasından oluşan ışıklar ve patlamalar oluştu atmosferde. Ve arkasından da makinenin boşalması ile birlikte yer yarıldı ve oluşturulan enerji doğaya aktarıldı. Ancak hesapta doğanın oyunu yoktu. Oluşan deprem hem beklenenden çok uzun süreli, hem de çok daha güçlü çıktı. Şiddeti

7.4'e ulaştığında Amerika'da aletler 7.8'i gösteriyordu. Ve büyük bir patlama ile her şey kontrolden çıktı. Tesla deprem makinesi, depremin enerji gerilimine dayanamayıp parçalandı ve ortaya çıkan güç yeraltında muazzam bir patlamaya neden oldu. Ve bu yeraltı laboratuarlarının tam üstündeki, her şeyden habersiz uyuyan yüzlerce askeri barındıran ve 8 şiddetindeki depreme dahi dayanıklı olması gereken askeri tesisler un-ufak olarak dağıldı.

Hesaplarda hata yapılmış, belki de fay hattının tepkileri ve enerji dağılım değerleri yanlış hesaplanmıştı. Her ne olduysa oldu ve doğanın beklenmeyen bu tepkisi bütün çevreyi yerle bir etti.
Bir önlem olarak tüm bölge ve hatta bütün İstanbul 4 saat süreyle bir haberleşme

ablukası altına alındı. Elektrikler kesildi ve telefonlar iptal edildi. Kimsenin birbiriyle haberleşmesi istenmiyordu. Cumhurbaşkanı dahi sabahleyin "benim de telefonlarım kesikti" şeklinde garip bir açıklama yapacak ve biz de buna bir anlam veremeyecektik. Demirel tam bir şaşkınlık içindeydi.
Ne yapacaklarını bilemedikleri için ne Cumhurbaşkanı, ne de Başbakan saatlerce bir şey diyemedi, demeç veremediler. "Üzgünüz" dahi diyemediler. Ancak sabah saat 09:00 sularında televizyon ekranlarının karşısına geçip halka üstün körü bir açıklama yapabildiler.

Durum vahimdi. Hatta belki de Clinton dahi o anda konuya ilk kez vakıf olan   yardımcılarından ve olağanüstü Milli Güvenlik konseyinden görüş alıyor ve Türkiye'ye nasıl yardım edileceğini hesaplıyordu. Hemen gerekli sıhhi yardım ekipleri organize ediliyor ve bölgedeki tüm Amerikan askeri birlik ve filolarına Türkiye'ye doğru hareket emri veriliyordu. Amerika diyetini Türkiye'ye tam destek vererek ödemeye çalışıyordu adeta.

Bu arada devreye Avrupa ülkelerinin liderleri de giriyor ve belki de onlardan da Türkiye için sözler alınıyordu. Yunanistan bile harekete geçirilerek Türkiye'ye karşı olan hasmane tutumuna son vermesi sağlanıyordu. Tüm Batı başkentleri hareket halindeydi, panik yoktu.

Her şey kontrol ve koordinasyon altındaydı; bir tek Türkiye dışında. Bizde ise sanki bu emrivaki felakete karşı nasıl tavır almaları gerektiğine bir türlü karar verilemiyor; kararsızlık içinde bocalayarak büyük bir gizlilik içerisinde ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.

Sabah saat 03:05 ile 06:30 arasında Batıda bu hareketlilik yaşanırken bölgede de çok hızlı ve çok gizli bir askeri hareketlilik hakimdi. Ancak herkes kendi derdine düşmüş olduğundan bu olağanüstü gizli operasyondan kimsenin haberi olmuyordu. Böylece bu işi planlayanlar, gecenin karanlığından da yararlanıp denizaltından parçaları yüzeye vuran Tesla makinesinin kalıntılarını toplayıp, yeraltı ve yerüstündeki tüm delilleri de yok ediyorlar ve hatta belki de insanları canlı canlı gömerek tüm izleri yok etmeye çalışıyorlardı. Ve bölgeye son hızla gelen Rus araştırma gemisi dahi sabah saat 06:30'da bölgeye ardığında, havanın aydınlanmasıyla birlikte etrafta delil olabilecek tek bir cisim bile kalmamıştı. Deniz altında oluşan radyasyon anlaşılmasın, dibe çöken kalıntılar araştırılmasın ve patlama sonucu meydana gelen denizaltı krateri ve çukur ortaya çıkarılmasın diye bu bölge derhal askeri karantinaya alınarak dalışa yasak bölge ilan ediliyordu.

Ancak bütün bu temizlikler yapıldıktan sonra Ecevit ve daha sonra da Demirel'in bölgeye gitmelerine izin veriliyordu. Onların dahi ne bölgeye uçuşlarına, ne de telefon irtibatı kurmalarına izin vardı. Sanki koskoca İstanbul ve Kocaeli bölgesi uzaydan gelen yaratıklar tarafından abluka altına alınmışçasına tam bir haberleşme karanlığına sokulmuştu. Tek bir telefon dahi çalışmıyor, elektrikler verilmiyordu. Ancak Ecevit ve Demirel, belki de olan biteni içlerine sindiremediklerinden olsa gerek, evleri kendilerine mezar olan binlerce insanımızın da acısıyla bir türlü rahat hareket edip halkla bütünleşemiyorlardı. CNN haber spikerinin "depremin ardında PKK mı var?" sorusuna, Ecevit ona "siz ne saçmalıyorsunuz, deprem ile PKK'nın ne alakası var?" bile diyemiyordu. Sadece spikerle göz-göze gelmemeye dikkat ederek "sanmıyorum" gibi o günlerde bizi epeyce şaşırtan bir ifade kullanıyordu.

Peki, Amerika ne yaptı sonra? Hemen tüm imkanlarını Türkiye için seferber etmedi mi? Clinton Amerikan halkından Türkiye'ye yardım etmelerini istemedi mi? Kasım'da Türkiye'ye geleceğini ilan edip, Ecevit'in de bu arada Amerika'ya kendini ziyarete geleceğini haber vermedi mi? Ecevit belki de Amerika'ya bu felaketin ve binlerce şehidin diyetini konuşmaya gidecekti. Nitekim gitti de. Ardından Clinton Türkiye'ye gelerek deprem bölgesini ziyaret etti. ABD'nin bu aşırı ilgisi sadece bir müttefik olmasıyla açıklanamazdı.

Bu arada, acaba hükümet içinden sızan bazı bilgiler, bazı bakanların yabancılara karşı saldırgan tavır takınmalarına neden olmuş olamaz mı? İlk anda çok yadırgadığımız Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un "yabancılara tek hasta bile vermem ve onlardan kan da almam" demesini şimdi yadırgayabiliyor musunuz? ABD'nin saygın gazetelerinden New York Post'un haberine bir de bu gözle bakın:

"Türk hükümeti, ABD'nin Deniz Hastanelerini Kullanmıyor.. “

Türkiye'deki şiddetli depremde 27.200'den fazla kişi yaralandı. Ancak yetkililer tarafından dün yapılan açıklamada, depremin meydana geldiği tarihten itibaren geçen iki haftalık süre içinde ABD tarafından gönderilen Deniz Kuvvetleri'ne ait üç adet yüzer hastanede henüz tek bir hastanın bile tedavi edilmediği ildirildi.
Türkiye'ye gönderilmiş olan uluslararası yardımın çoğunun kullanılmaması Ankara'daki hükümetin eleştirilmesine neden oldu.

Türkiye'de yayınlanan Radikal gazetesi dünkü sayısında, 750 ton yardım malzemesiyle yüklü bir İsrail gemisinin üç gün süreyle gümrükte tutulduğunu yazdı.

ABD gemilerinin İzmit’e varışından önce Türkiye Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un, bu gemilere ihtiyaç olmadığına ilişkin sözlerine geniş bir şekilde yer verildi. Ancak ABD Büyükelçiliği, aralarında 600'den fazla yatak taşıyan Kearsarge adlı geminin de bulunduğu üç adet yüzer hastaneyle ilgili olarak bir uyuşmazlık yaşanmadığını bildirdi."

Ne ölenlerimiz geri gelir, ne de anılarımız.

Ancak İzmit’te, Gölcük'te, Yalova'da, Halıdere'de, Avcılarda, Bolu'da, Düzce'de ve daha nice yerleşim merkezlerinde enkaz altında yaşamlarını yitiren binlerce Mehmet, Hatice, Ayşe ve Ali'ye karşı bir vicdan borcumuzda mı olmayacak? Onlar geride gözleri yaşlı on binlerce sevenlerini, sıcaklıklarından mahrum bırakırken, sırf Kaliforniya'da Jony'ler, Susanlar ve Alice'ler yaşasın diye yaşamdan çalındıklarını dünya bilmesin mi?

Emekli Bir Subay

Kaynak: HAARP Kıyamet Teknolojisi, Aydoğan Vatandaş, Timaş Yayınları, 2. Baskı

Bu ay öne çıkanlar