Abdurrahman Dilipak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Abdurrahman Dilipak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-03-17

Çanakkale Sadece Türk'ün Zaferi Değildi. Tek Bir Millet Vardı, O da İslam Milletiydi

Çanakkale Sadece Türk'ün Zaferi Değildi. Tek Bir Millet Vardı, O da İslam Milletiydi
Hangi Türk ordusu.. Osmanlı ordusu, hiçbir zaman sadece Türklerden oluşmadı.. İslam ümmetinin ordusu idi o ve içinde bütün Müslüman unsurlar vardı. Çanakkale savaşında ise işin garib tarafı başımızda bir Alman generali olan Liman Von Sanders vardı.

... ... ... 

Savaş, İttihat Terakki cuntasının ihaneti sonucu, Braslav ve Goben gemilerindeki askerlere fes, gemi gönderine Osmanlı bayrağı asarak bizim adımıza Almanların Rusya’ya saldırması ile başladı..

Yani savaşı başlatan taraf biz olmuş olduk. Bir oyunla saldırgan ülke konumuna düşürüldük..

Osmanlı’nın “Türklük ve vatan müdafası” diye bir derdi yoktu. “Cihad-ı fillah oluptur niyyetüm” derlerdi.. Namık Kemal, “Vatan yahud Silistre” kitabını yazınca, “Vatan” dediği için hapse atılmıştı.. 1900’lerin başında Osmanlı’da Türkleşme, İslamlaşma, Muasırlaşma tartışmaları başlamıştı bir yandan.

Bir yandan da Mehmet Akif milliyetçiliğe, ırkçılığa karşı çıkan şiirler yazıyordu:

“Hani milliyetin İslâm idi... Kavmiyet de ne! 
Sımsıkı sarılıp dursaydın a milliyetine. 
‘Arnavutluk’ ne demek, var mı şeriatta yeri? 
Küfr olur başka değil, kavmini sürmek ileri. 
Arabın Türke, Lazın Çerkese yahut Kürd’e; 
Acem’in Çinli’ye rüchanı mı varmış? Nerde.. 
Müslümanlıkta “anasır” mı olurmuş? Ne gezer! 
Fikr-i Kavmiyeti tel’in ediyor Peygamber.
En büyük düşmanıdır ruh-ı nebi tefrikanın 
Adı batsın onu İslâma sokan kaltabanın!..”

Hangi “Türklük davası”. İstiklal Marşı’nın şairi Arnavut ya hu. Tek bir Millet vardı, o da İslam milletiydi. Yeryüzü bize mescid kılınmıştı.. Allah’ın arzından bir parçasını diğer insanlardan koparıp almak ya da kendini bir toprak parçasına hapsetmek.

Arz Allah’ındı. Ve biz O’nun halifesi idik. Ulaşabildiğimiz her yerde O’nun rızasının gereğini yerine getirecektik. Çünki yeryüzü bize mescid kılınmıştı.. Bakmayın daha sonra “Hubbul vatan, minel iman” diye “milliyetçi bir din algısı”nın geliştirilmesine..

Asıl sormak istediğim soru şu: TÜRK ORDUSU TÜRKLERDEN OLUŞMUYORDU DA, İNGİLİZ ORDUSU İNGİLİZLERDEN, FRANSIZ ORDUSU FRANSIZLARDAN MI OLUŞUYORDU?

Mehmet Akif ilk başlarda İttihat Terakkici idi.. “Çanakkale savaşı”nı anlatırken “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela” der.

Oysa Osmanlı aydını da kandırılmıştı, Mısırlı, Hindistanlı, Senagalli Müslümanlar da. İngilizler, Müslümanları Hindistan’dan ayrılmaya kandırıp ikna etmemiş, Pakistan ve Bengaldeş kurulmamıştı o zaman..

Avustralya ve Yeni Zellanda’daki İngilizler sağlam bir plan yapmışlardı.. Hindistan ve Mısır’da Cuma namazından sonra halka beyanname dağıtacaklar ve “Hilafet merkezi Almanlar tarafından işgal edildi. İngiltere halifeyi kurtarmak için seferberlik düzenledi” diye gönüllü toplayacaklardı..

İngiliz gemilerinde gelenler Müslüman gönüllülerdi aslında. Fransızlar da Senagal’de aynı kirli yalanı uydurdular. Oradan gelenler de Senagalli Müslümanlardı. Şimdi Anzak ayinlerinin yapıldığı topraklarda bizi bize kırdırdılar..

Şafak ayinleri kirli ve kanlı bir oyunun üzerine, gerçekleri gizlemek için örtülen “kutsal bir örtü” (!) sadece! Oysa orası bir hilal uğruna nice güneşlerin battığı yerdir.

Orada şafak ayini, değil, gece namazı kılmak gerekir..

Ah İngiliz ah! Hem “halifeyi kurtaracağım” diyeceksin, hem halifeyi Selanik’e Alatini efendinin evine süreceksin. Hindistanlı Müslümanlardan para toplatıp, onu yandaşlarına peşkeş çekeceksin.

O parayla İş Bankası’nı kurduracaksın, Osmanlı Bankası’nda işler çevireceksin.. Lozan’ı tezgahlayacaksın..

Bir yandan Arap düşmanı Türk milliyetçiliği örgütlerken, öte yandan, Türk düşmanı Arap milliyetçiliğini fonlayacaksın..

Kudüs’ü Yahudilere satarak, Müslümanlara yeni bir halife yutturmaya çalışacaksın.. Bir yandan da laik bir Türkiye icad etmek için onları batılılaştıracaksın.. İslam coğrafyasını 40 parçaya böleceksin..

Churchill, “Bir damla kan, bir damla petrol” diyordu da, gerçekten bütün bunlar petrol için mi idi, yoksa Müslümanlara duyulan kin ve nefretten mi kaynaklanıyordu?

Dostlarım “Çanakkale geçilmez” diye bir slogan tutturmuş gidiyorlar. Öyle ya “Bedr’in arslanları ancak o kadar şanlı idi” değil mi? Ben onları anlıyorum. Onlar da beni anlıyorlardır umarım..

“Bir deli de lazım ocak”ta diye düşünüyordurlar belki de.. Ben “ocak delisi” bir “gezici vaiz” olarak yoluma devam edeyim..

Birileri “Çanakkale geçilmez” diye, çizgi filmler yapsın, kitaplar yayınlasın, konferanslar versin, geziler düzenlesin. Bırakın ben “Çanakkale geçildi” diyeyim..

O savaşa katılan kahramanca savaşan tüm Müslüman kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum. Öte yandan Almanların gemisinde bizim Osmanlı, İngiliz gemisinde Arap ve Hintli, Fransız gemisindeki Senagalli kardeşlerimin acısı yüreğimi dağlıyor.

3 yıl 2 ayda bir imparatorluk tasfiye edildi, sonunda teslim olduk ya hu! Mondros mütarekesi imzalandı.. 3 cephede birden çöktük, Allahuekber dağlarında, Filistin cephesinde ve sonunda Çanakkale’de.. 3 yıl 2 ayda biz Etibank’ı tasfiye edemedik ya hu! Çanakkale geçilmezmiş :).

Sahi şu fethin dışında kutlanan İstanbul’un kurtuluş hikayesi nedir? İngilizler iyi düşünmüşler, bir de yenilen bir millete zafer armağan etmediler mi! Ama isteyen kaybettiği bir savaşın belli cephelerdeki mevzi kazanımları ile övünmeye ve zaferini coşkuyla kutlamaya devam edebilir..

Abdurrahman Dilipak

Selâm ve dua ile

2011-05-20

Bandırma (Kandırma) Vapuru'na Ne Oldu?

Bandırma (Kandırma) Vapuru'na Ne Oldu?



Gemi nerede gemi? Bandırma'nın hikayesi...

19 Mayıs’ta Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı söylenen gemi nerede?
Söküp satmışlar. Kim, niçin yaptı derseniz; belgeleri yok ortada...
Peki gemiyi söktünüz, geminin seyir defteri nerede?
O da yok...

Geminin Samsun’dan önce Sinop’a uğradığı söyleniyor. Niye uğradı, kim indi, kim bindi gemiden? Sahi bu seyahat niçin bu kadar uzun sürdü? Yola çıkmak için niçin bu kadar beklendi, o da ayrı bir soru.

Yani Mustafa Kemal, pusulası olmayan küçük bir taka ile, Karadeniz’in dalgalı sularına, Vahdeddin’den ve İngilizlerden gizli bir şekilde çıkmadı! Mustafa Kemal gençlere bir bayram filan da armağan etmedi. Zaten İdman Bayramı vardı, Osmanlı’dan gelen, o da kutlanıyordu, onu 19 Mayıs’la birleştirip yıllar sonra siyaset mühendisleri tarafından bugün bayram ilan edildi. Tıpkı 23 Nisan’ın Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak ilan edilmesi gibi.


İstanbul Limanı da Samsun Limanı da İngilizlerin denetimindeydi. Kalkarken İngiliz yetkililer gemiye çıkıp gidenlerin evraklarını incelemişti.

Yani kaçma filan yok. Gizlice de değil. İngilizler kimin nereye niçin gittiğini biliyor. Giderken de biliyorlar, varırken de...

İsimler, gemideki araçlar belli. Bir otomobil, bir de tanker var. Güzergah da belli.

Erzurum – Sivas kongre bildirilerini biliyoruz, peki kongre zabıtlarını bilen-gören var mı? Kim ne dedi? Eleştiriler, talepler.

Bu kongreler nasıl toplandı? Ülkenin başka yerlerinde kongreler toplanmamış mı idi?

Sivas ve Erzurum’da kongre toplandı tamam da, mesela herkes Hatay Cumhuriyeti’ni bilir de, “Kars İslâm Cumhuriyeti”ni, “Batı Trakya Türk Cumhuriyeti”ni duydunuz mu!

Türkiye Cumhuriyeti bu oluşumların katılımı ile ortaya çıkan bir cumhuriyetti.

Kars İslâm Cumhuriyeti’nin anayasası, yasalar, meclisi, hükümeti her şeyi vardı. Bayrağı ise bugünkü Genç Parti’nin kullandığı bayraktı.

Okula yakın bir evde oturuyorum da, Nisan ayı ile başladılar, her gün şarkılı türkülü, oyunlar. Eğitim filan yok, “Bayrama hazırlık” yapıyorlar. Yürüyüş talimleri.

Biz 500 metreden rahatsız oluyoruz o hoparlörden yayılan ve saatler süren müzikten, kesin kimse ders yapmıyordur, yapsa da anlaması mümkün değil zaten.

Siz çocuklarınızın 8 ay öğrenim gördüğünü sanıyorsanız, yanlıyorsunuz, 5 ay eğitim, 3 ay bayrama hazırlık.

Nisan, Mayıs ve Ekim bayram ayı. Aynı bildik şeyler tekrar tekrar anlatılıyor. Resmi tarih yalanı tekrarlanır, resmi ideoloji pompalanır. Meydanlardaki Çağdaş yaşamcılar, bu yalanlara inananlardan oluşuyor.

Bayram yapmaktan çocuklar okumaya fırsat bulamıyor. Öyle CHP’nin “Cumhuriyetin Şeref Kitabı”ndaki şiirdeki gibi; “Ey gökteki melekler, sizde göklerden inin / Yılda bir borcumuzdur Cumhuriyete tapmak” (15. yıl sayfa 53) “Evet, facianın tüyler ürperten tarafı budur. Padişah denilen hain, kendi tahtını ve kıymetsiz hayatını korumak için yurdunu, milletini düşmana feda etmek istiyordu. Atatürk padişah adını taşıyan vatan hainini kovdu” sonunda değil mi?

Vaat edilen neydi: “Ulu şefimizin gösterdiği yoldan yürüyelim. Onun yolu bizi yalancı ahiret cennetine değil, hayata kavuşturacaktır.” “Ufukta sonsuzluğu çizen kudretli bir el / Göklere yükseliyor ilah gibi bir heykel / Bu varlığın önünde bir dakika dize gel / Bu taş daha kutsidir o Kabenin taşından.”

“Ey büyük ata! Ey tanrının oğlu!” diye başlayan daha bir sürü zırvanın yer aldığı bu metnin aslını görmek isterseniz, CHP’nin Cumhuriyetin 15. Yılı için bastırdığı, “Türk Gençliğinin duygu ve düşüncesi”ni ifade eden İstanbul’da Cumhuriyet Matbaasında basılan “Şeref Kitabı”na bir göz atmanız yeter.

Batı müziği formundaki şarkılar eşliğinde Batı tarzı dans gösterileri ile 19 Mayıs’ın ne ilgisi var, onu da size bırakıyorum.

Sahi şu Sivas ve Erzurum kongre zabıtlarını yayınlayacak kimse yok mu? Kim ne demiş, o kararlar nasıl alınmış bir öğrensek. Kongreye katılanlar nasıl seçilmiş?

O döneme ilişkin Çankaya, TBMM, Başbakanlıktaki gizli arşivler ne zaman açıklanacak? Kim niçin gizler bunları? İstiklal Mahkemesi zabıtları ne zaman açıklanacak, bari onu söyleyin. Açıklanmıyorsa niçin? Kim mani oluyor ya da kim neden korkuyor.

Gerçek ortaya çıksın ve istismar son bulsun.

Sahi Bandırma vapuru gerçeğini kim anlatacak bize? Yoksa gemi 19 Mayıs’tan önce mi vardı Samsun’a! Bari İngilizler açıklasalar kendi arşivlerindeki bilgileri.

Söylenti en tehlikeli gerçekten daha tahripkârdır.

Tarih övgü ya da sövgü kitabı değildir. Tarihten ders alınır. Tarih toplumun ortak hafızası ve tecrübeler birikimidir.

Allah hiçbir milleti, kendi tarihinin gerçekleri için başka milletlerin insafına, himmetine muhtaç bırakmasın.

(Amin.)

Selâm ve dua ile.

(Abdurrahman Dilipak, Vakit, 2009-05-19)

2011-04-26

Nedir bu 23 Nisan ve Andımız? Kimdir Bu Reşit Galip Baydur?

Nedir bu 23 Nisan ve Andımız? Kimdir Bu Reşit Galip Baydur?


Şu bizim başımızın derdi anlı şanlı “Andımız”, hani şu “Orduya sadakat onurumuzdur” geleneği, toplumu devlete ve rejime bağlılık andı içmeye mecbur bırakan uygulama da bu bayramın hatırası..

Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı’nın çocukları kabulü de 1933 23 Nisan’ında Mustafa Kamal’ın başlattığı bir gelenek.. Andımız’ı Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip (Baydur) Bey kaleme aldı. Rodoslu, Fransızcayı Rodos’ta Sen Sabastiyan Şovalyeleri’nin okulunda Saint Sabestian Babtist Collage’de öğrenen, eski İttihatçı, Şeyh Sait’i astıran İstiklal Mahkemesi’nin hukukçu olmayan üyesi. Mustafa Kamal’a kendi ifadesi ile “Tapınırcasına bir iman, sevgi, saygı ve tazimle” bağlıdır. Bu adam aynı zamanda Milli Eğitimde örtünme yasağını ilk getiren adamdır. Bu And da onun eseri. TDK, TTK, Halkevleri ve Türk Ocaklarının şekillenmesinde büyük emeği geçmiş bir isim.. Resmi dil, Resmi Tarih ve Resmi ideolojide onun emeği büyük. Türk-Yunan Mübadele Komisyonu’nda çalıştı. Onun hazırladığı bu and İlk kez 1933 yılında okundu. Türküm, doğruyum, çalışkanım.. 67 yıl olmuş! Çocuk Şenliği böylece devletleştirildi. 1935’teki yasa değişikliğinde çocuk bayramından hiç söz edilmedi. Yalnız resmî ismi konmamış olsa da, Milli Hâkimiyet Bayramı’nın yanında “23 Nisan Çocuk Bayramı”, devlet ve toplum örgütlerinin ortaklaşa hazırladığı programlarla kutlanmaya devam edildi.

Burada “Milli Hakimiyet” derkenki “Milli” kelimesi, o zaman halkın anladığı şekli ile “Dini” değil, Batılıların anladığı şekli ile “Nation”un karşılığı olan bir millilikti..

23 Nisan’ın çocuk bayramı oluşu, bir şekilde TBMM ile ilişkilendirilmiş olmasına rağmen tamamen ayrı bir bayram olarak kutlandı ve 1981 yılına kadar da öyle devam etti. Bu Bayram 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin (bugünki Çocuk Esirgeme Kurumu) o günü “Çocuk günü” olarak kutlaması ile başladı. 23 Nisan 1924’te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “Bu gün Yavruların Rozet Bayramıdır” diye yazılmaktadır. 23 Nisan 1926’da da yine aynı gazetede “23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür” başlıklı bir yazı kaleme alınmış ve bu yazıda cemiyetin bu günü “çocuk günü” yapmaya çalışarak doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bu gün cemiyete çocuklar için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır. O günlerde Himaye-i Etfal çocukları, Kızılay ve THK için sokaklarda kumbaralı çocuklar para toplarlardı..

23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü “Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara’da ilk teşkile günü olan Millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbit edilmiştir. Bize yeni bir vatan ve yeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle fedakar gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz.(...)” İfadeleri ile duyurmuştur. 1927’de ilk kez kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu.

1929’da çocuklara ilgi daha da artmış ve sonraki yıllarda 23-30 Nisan haftası “çocuk haftası” olarak kutlanmıştır. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve 1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.

23 Nisan’ın Çocuk Bayramı olarak kutlanışı 23 Nisan 1927’de Mustafa Kamal’ın himayesinde başlamış ve Ankara’da çocuk balosu düzenlenmişti. 1928’de Dr. Fuat (Umay) Bey’in teklifiyle daha geniş bir program hazırlanarak halkın katılımı sağlanmıştır. 1929’daki 23 Nisan’dan önce Himaye-i Etfal 23-30 Nisan haftasını çocuk haftası olarak kutlandı.. Asıl bayram yine 23 Nisan’da kutlanmıştır. Türk Ocağı’nın bütün çabalarına rağmen şenlik ülke çapında bir şenliğe dönüştürülemedi.. Daha sonra, Kırklareli milletvekili Dr. Fuat Umay’ın teklifiyle 14 Nisan 1932 de yürürlüğe giren bir yasayla 20-30 Nisan arasında tüm telgraf ve mektuplara Himaye-i Etfal Şefkat Pulu yapıştırılması mecliste onaylandı. Böylece bir kamu ilgisi uyandırılmaya çalışıldı.

1970’lerde valilik, belediye başkanı ve ordunun desteği ile, biraz da sıkıyönetim komutanlarının talimatı ile 23 Nisan Çocuk Bayramı yaygınlaştı. 1975’ten itibaren TRT de programlarıyla destek vermiş, 1979’da resmî Millî Hakimiyet Bayramı törenlerine çocukların da katılmasına karar verilmiş, 1980’de de “Çocuk Parlamentosu” oluşturulmuştur. Böylece 23 Nisan Çocuk Bayramı, Millî Hakimiyet Bayramı’yla tamamen aynı etkinliklerde kutlanmış oluyordu. 1981’de de birleştirildi.

Anlayacağınız, bu vesile ile şunu da ifade edeyim ki, bu gün yaşadığımız sorunlar büyük ölçüde bir “Reşid Galib Sendromu”dur.

Biraz Çocuk Esirgeme Kurumu, Biraz CHP, Biraz TRT, Biraz Halkevi, Türkocağı derken kısmen sivil başlayıp resmileşen bir bayramımız oldu böylece. Kutlu olsun! Selam ve dua ile..

Abdurrahman Dilipak
Yeni Akit
25/04/2011

Bu ay öne çıkanlar