bâb-ı âli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bâb-ı âli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2011-10-10

BÂB-I ÂLÎ

BÂB-I ÂLÎ




BÂB-I ÂLÎ
Osmanlı Devleti’nde sadrâzamlık makamının ve bâzı idâri kuruluşların bulunduğu devlet idâresinin merkezi sayılan yer. Bu tâbir daha çok on dokuzuncu asrın başından îtibâren kullanılmaya başlandı.

Bâb; kapı, âlî; yüksek, yüce mânâlarına gelmekte olup, Bâb-ı âlî; yüksek kapı demektir. İslâm ve Türk târihinde birliğin ve kuvvetin temsilcisi olarak kabul edilen devletin ve hükümetin merkezleri yüksek ve yüce olarak bilinmiş, bu merkezlere çeşitli isimler verilmiştir. Der, dergâh, bâb-ı saray, el-bâb-üs-sultâniye, bâb-ı hümâyûn, bâb-ı âlî, bâb-ı âsafî, paşa kapısı gibi isimlerin kullanılması bunun bir ifadesidir. Esasen bâb kelimesi umûmî olarak hükümet yerine kullanılmıştır.

Osmanlılarda pâdişâh saraylarına Bâb-ı hümâyûn denildiği gibi, sadrâzam konaklarına da Bâb-ı âlî denilirdi. İstanbul’un fethine gelinceye kadar, devlet işleri pâdişâh saraylarında görülür, vezirler, devlet erkânı oraya gelerek pâdişâhın başkanlığında toplanır ve halkın işlerine bakılırdı. Fâtih Sultan Mehmed Han, ata ve dedeleri zamanında uygulananlarla kendi tarafından ilâve ettiği hükümleri birleştirerek meydana getirdiği kanunnâmede bunu yeni esaslara bağladı. Dîvân-ı hümâyûn adı verilen bu toplantılar, Topkapı Sarayı’nda Kubbe altı denilen yerde yapılır ve birinci derecede önemli mes’eleler karâra bağlanırdı. İlk zamanlar pâdişâhlar bu dîvân toplantılarına başkanlık ederlerdi. Sonraki devirlerde ise, sadrâzamlar başkanlık etmeye başladılar. Bununla birlikte mühim kararlar alınacağı zaman pâdişâhlar yine dîvâna katılarak başkanlık ederlerdi (Bkz. Dîvân-ı Hümâyûn).

Osmanlı Devleti’nin büyümesi ve mes’elelerin gün geçtikçe fazlalaşması üzerine, dîvân-ı hümâyûnda görüşülmesi gereken pek çok husus, sadrâzamın konağında toplanan ikindi dîvânına havale edilmeye başlandı. Böylece dîvân-ı hümâyûn kıymet ve ehemmiyetini yavaş yavaş kaybetti ve devletin en mühim işleri bile paşa kapısı denilen sadrâzam konaklarına taşınmaya başladı. Bu sebeble eskiden beri âsaf sıfatıyla anılan vezîriâzamların konağına sarây-ı âsafî veya bâb-ı âsafî denildi. Paşa kapısı tabiriyle de anılan sadrâzam sarayı, dîvânhâne-i bâb-ı âlî veya kısaca bâb-ı âlî tabiriyle de ifâde edilmeye başlandı. Bunlar sadrâzamın oturduğu semte göre çeşitli yerlerde bulunuyorlardı. Umumiyetle Mahmûdpaşa, Gedikpaşa, Atmeydanı, Yerebatan semtlerinde bulunan paşakapısı on yedinci asırdan îtibâren Topkapı Sarayı’nın Gülhâne tarafındaki Alayköşkü’nün karşısına taşınması ve istisnalar hâriç sadrâzamların burada oturmalarıyla Bâb-ı âlî denilen yer ortaya çıktı.

Bu ay öne çıkanlar