anıtkabir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anıtkabir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2011-12-25

Atatürk neden geç gömüldü?

Atatürk neden geç gömüldü




Türkiye’nin en büyük lideri, kurucu ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşı beş ay boyunca neden ortadan kayboldu? Anıtkabir’in yapımı niçin 12 yıl sürdü? Ata’nın yakın arkadaşı İsmet Paşa mı, yoksa 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar mı daha vefalı davrandı?

İki gün sonra Ulu Önder Atatürk’ü ölüm yıldönümünde anacağız. 10 Kasım’da yine Anıtkabir’e akın edeceğiz ve yine büyük kurtarıcımızı rahmet ve minnetle yad edeceğiz. Ama Atatürk’ü artık, hamasi nutuklardan ve şablonlardan kurtarmamızın zamanı gelmedi mi? İnsan Mustafa Kemal’in gerçekleriyle yüzleşmemizin zamanı gelmedi mi? Eğer biz Atatürk’ün gerçek öyküsüyle yüzleşmezsek, bunu hangi art niyetlilerin yapacağını bilmek sır değil! Peki, o halde 2 gün sonra anacağımız 10 Kasım’la işe başlayalım. Ölümü, cenaze töreni ve Anıtkabir’e defniyle ilgili kalın sis perdesini biraz aralamaya çalışalım.


DOKTORUN SON RAPORU

Hepimiz, Atatürk’ün 10 Kasım Perşembe günü saat 9’u 5 geçe hayata gözlerini yumduğunu biliyoruz. Atatürk için doktorlar heyetinin, 8 Kasım günü düzenlediği rapor ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterli’ğinin yaptığı açıklama şöyleydi:

Riyaseticumhur Umumi Katipliği’nden

1 Bugün ikinci teşrinisaninin (Kasım) 8. Salı günü saat 23’te Reisicumhur Atatürk’ün sıhhi vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabipleri tarafından verilen rapor ikinci maddedir.

2 Bugün saat 18.30’da hastalık birdenbire normal seyrinden çıkarak şiddetlenmiş ve sıhhi vaziyetleri yeniden ciddiyet kesbetmiştir.

Hararet derecesi 36.4, Nabız: Muntazam-100, Nefes:22’dir.


CENAZEDE TÜRKÇE EZAN

Şimdi 10 Kasım’a gelelim. Saat 9’u 5 geçe Atatürk hayata gözlerini yumdu? Peki, cenaze namazı kılındı mı? Hemen kılınmadı. Dolmabahçe’den alınıp Ankara’ya gönderileceği sırada (19 Kasım 1938) kardeşi Makbule Atadan’ın isteği üzerine namaz kılındı. Namazı İslam Tetkik Enstitüsü Başkanı daha sonradan da Diyanet İşleri Başkanlığı’nı yürüten Şerafettin Yaltkaya kıldırdı. Ezan Türkçe okundu. Ama namaz 2.5 dakika sürdü, Dolmabahçe Sarayı’nda eda edildi. Camiye gidilmedi.

Peki, bu önemli anın fotoğrafı var mı? Hayır yok. Tartışmalar da bu yüzden günümüze kadar uzuyor. Dolmabahçe’deki katafalkın önünde halkın büyük bir ilgisi vardı. Hatta yaşanan izdihamda ezilenler oldu ve 11 kişi hayatını kaybetti.

Atatürk’ün ölümünden tam 26 saat sonra yeni Cumhurbaşkanımız seçildi: İsmet İnönü. Hem de Meclis’teki oyların tamamını alarak. İşte burası çok ilginç. İsmet Paşa, Atatürk’ün ölümünden önce tam bir yıldır ortalıkta yoktu. 1937 Eylül’ündeki o ünlü kavgadan sonra yolları ayrılmış, sağlık sorunlarıyla boğuşan Atatürk’le hiç görüşmemişti. Hatta o kadar ki Atatürk hastalığının son evresinde İsmet İnönü’nün görüşme talebi gerçekleşmemişti. Atatürk’ün son bir yılda çevresinde kümelenen grup Hasan Rıza Soyak, Şükrü Kaya, Tevfik Rüştü Aras ve Recep Zühtü Soyak olası bir ölüm durumunda İsmet Paşa’nın Atatürk’ün yerine geçmesini engellemeye çalışıyorlardı. Eğer İstanbul ziyareti olursa ve Atatürk’le görüşmeye gelirse suikast düzenleneceği haberleri dolaşmaya başladı.


İsmet Paşa, Atatürk’le ölüm döşeğinde görüşemedi. Ama her ne olduysa oldu ve ölümden tam 26 saat sonra alelacele yapılan Meclis oturumunda İsmet İnönü bütün milletvekillerinin oyunu alarak (348) Cumhurbaşkanı seçildi. Peki, ne oldu da son günlerinde Atatürk’le görüşmeyi dahi beceremeyen İnönü bütün oyları alarak Cumhurbaşkanı seçildi. Onu öldürtmeye kalkan milletvekillerinden birkaçı dahi muhalefet etmedi ve oturuma katılan milletvekillerin oylarının tamamını aldı? Atatürk’ün girdiği son komada Dolmabahçe’de toplantı yapılıp Meclis Başkanı Abdülhalik Renda’ya Cumhurbaşkanlığı vekâleti zaten verilmişti. Daha cenaze kaldırılmadan bu acele niyeydi? Devletin devamlılığı masallarına sakın inanmayın. Kıran kırana bir iktidar savaşı yaşanıyordu. Hangi gizli el bu seçime dokundu acaba? Devam edelim.

Atatürk öldükten sonra Dolmabahçe Sarayı’ndan Ankara’ya yapılan uğurlama töreni ve cenaze namazına Cumhurbaşkanı İnönü katıldı mı? Hayır, katılmadı. Peki, Ata’nın naaşı ne zaman Etnoğrafya Müzesi’ne kaldırıldı. Mart 1939’da. O halde 19 Kasım’dan mart ayına kadar cenaze neredeydi? Bilmiyoruz! Atatürk’e uygun bir kabir yapma girişimi ise İnönü’nün 12 yıllık iktidarında tam bir yılan hikâyesine dönüştü.


12 YILDA BİTİRİLEMEDİ

Anıtkabir’in yerinin tespiti için bir komisyon kurulmasına 1941 yılında karar verildi. Yani ölümden 3 yıl sonra! Tek parti dönemi. İsmet Paşa tek adam. Ama Anıtkabir için yer konusunda bir türlü karar verilemiyor. Aynı yıl bir de uluslararası bir proje yarışması açıldı. Yarışma sonucunda Türk mimarlar Emin Onat ve Orhan Arda’nın eserleri layık görüldü ve inşaata 1944 yılında başlandı.

Tam 6 yıl Atatürk için yapılacak kabrin inşasına başlanamamıştı. Anıtkabir’in temelini o günlerin Başbakan’ı Şükrü Saracoğlu attı. Saracoğlu’nun temelini attığı Ankara Ulus’taki devasa Gençlik Parkı ise birkaç yılda hizmete (1943) girmişti. Hem de ödenek yokluğundan birkaç kez inşaat durduğu halde. Anıtkabir ise bir türlü bitmiyordu. 1945’te mozole ve tören meydanını kapsayan 2.kısım inşaatına başlandı. Giriş kuleleri çevre düzenlemesi ve ağaçlandırılması ise 1950 yılına gelindiğinde halen bitmemişti. İsmet İnönü 1950 seçimleriyle birlikte koltuğunu Celal Bayar’a devrettiğinde tam 12 yılda bitmemiş bir Anıtkabir inşaatı ve Etnoğrafya Müzesi’nde bekleyen bir naaş bırakmıştı.


CELAL BAYAR SAHİP ÇIKTI

Bugünden baktığımızda yobazlara kol kanat gerdiğini düşündüğümüz Celal Bayar ise önce Atatürk’ün aziz hatırasına yapılan saldırıları engellemek için 1951’de Atatürk’ü Koruma Kanunu çıkarttı. Ardından da bütün hızıyla yarım kalmış Anıtkabir inşaatını bitirdi. Hatta 1951 yılında projenin bir an önce bitirilebilmesi bir tadilat bile istedi. Mimarlar mozole bölümünde değişiklik yapıp kısa sürede inşaatı bitirdiler. Ve 1953 yılında Ulu Önder Atatürk ebedi istiratgahına defnedildi. İsmet Paşa Cumhurbaşkanlığı koltuğunu ertesi gün yani 11 Kasım’da almıştı. Ama Anıtkabir’in inşası 12 yılda bitirememişti! Şimdi cevaplayın bakalım?

Banknotlardan Atatürk’ün resmini kaldırıp kendi fotoğrafını koyan İsmet Paşa mı daha fazla Atatürkçü yoksa Anıtkabir’i bir an önce tamamlayıp Ulu Önder’i ebedi istiratgahına uğurlayan Celal Bayar mı?


DEVLETİN ‘TUNÇ ELİ’ BURADA

Tarİhİn garip cilvesi işte! Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül Tunceli’yi ziyaret etti. Tarihte Tunceli’yi ziyaret eden ikinci Cumhurbaşkanı oldu. İlki Atatürk’tü. Atatürk ne zaman gitmişti Tunceli’ye? 1937 yılında. Yani, 1935’te çıkarttığı Tunceli Kanunu’nun hemen sonra. Hastalığı ilerlemiş olmasına rağmen yaptığı Doğu gezisinde Tunceli’yi de eklemişti. Ata’nın manevi kızı Sabiha Gökçen’in de katıldığı uçaklı saldırıyla ünlü Dersim İsyanı henüz bastırılmış isyanın elebaşı sayılan Seyit Rıza ve arkadaşları yakalanmıştı. “Dersim’e devletin Tunç eli değecek” diyen Atatürk, Dersim’in adını Tunceli olarak değiştirmişti. Şimdi aradan geçen 72 yıl sonra Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Tunceli’yi ziyaret etti. Ve onu Kürt açılımı tartışmalarının gölgesinde “Dersim’e hoş geldin” pankartıyla karşıladılar, Dersimspor forması hediye ettiler!

Gürkan Hacır
Akşam Gazetesi
8 Kasım 2009 Pazar

2011-11-18

Anıtkabir Mason Tapınağı Örnek Alınarak mı Yapıldı?

Anıtkabir Mason Tapınağı Örnek Alınarak mı Yapıldı?


  • Atatürk için yaptırılan Anıtkabir’e model olarak ABD-Washington’daki Mason tapınağı neden örnek alındı?
  • Atatürk’ün cenaze namazına katılımını gösteren bir kare fotoğraf veya filmin olmaması nasıl açıklanabilir?
  • Anıtkabir’de Mısır firavunlarının tapınaklarında görülen kabartma rölyef anlayışı neden yerleştirildi?
  • Anıtkabir’deki Arslanlı yol heykelleri masonlardaki “Lions” felsefesinin ürünü değil midir?
Özetle: Atatürk, Müsmlüman bir liderdir, Anıtkabir’de dini ibadet ve dua kuralının uygulandığı yeni bir düzenlemenin yapılması gerekir!

Anıtkabir yapılmadan önce rasat istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe’nin ismi Rasattepe idi. 906 rakımlı bu tepede, MÖ. 12. yüzyılda Anadolu’da devlet kuran Frig uygarlığına ait tümülüsler (mezar yapıları) bulunmaktaydı. Anıtkabir’in Rasattepe’de yapılmasına karar verildikten sonra bu tümülüslerin kaldırılması için arkeolojik kazılar yapıldı. Bu tümülüslerden çıkarılan eserler, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

Proje ve İnşaat Anıtkabir’in yerinin seçilmesi için görevlendirilen komisyon 1 Mart 1941 tarihinde uluslararası bir yarışma açtı. Yarışmaya, Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya’dan toplam 47 proje katıldı. Bu projelerden 3 tanesi komisyon tarafından ödüle layık görüldü. Milli konuyu daha başarılı ifade etmesi ve projenin araziye uygunluğu nedeniyle, Prof. Dr. Emin Onat ve Doç. Dr. Ahmet Orhan Arda‘nın projesinin uygulanmasına karar verildi.


Emin Onat
Anıtkabir projesinin belirlenmesinden sonra, ilk aşamada kamulaştırılma çalışmaları yapıldı ve 9 Ekim 1944 tarihinde yapıma başlandı. Anıtkabir’in inşası 9 yıllık bir sürede 4 aşamalı olarak 1953 yılında tamamlandı.
Birinci Kısım İnşaat: 1944-1945 Toprak seviyesi ve aslanlı yolun istinat duvarının yapılmasını kapsayan birinci kısım inşaata 9 Ekim 1944 tarihinde başlanmış ve inşaat 1945 yılında tamamlanmıştır.

İkinci Kısım İnşaat: 1945-1950 Mozole ve tören meydanını çevreleyen yardımcı binaların yapılmasını kapsayan ikinci kısım inşaat 29 Eylül 1945 tarihinde başlamış, 8 Ağustos 1950 tarihinde tamamlanmıştır. Bu aşamada inşaatın kâgir ve betonarme yapı sistemine göre, temel basıncının azaltılması göz önünde tutularak, anıt kütlesinin ‘temel projesinin’ hazırlanması kararlaştırılmıştır. 1947 yılı sonuna kadar mozolenin temel kazısı ve izolasyonu tamamlanmış ve her türlü çöküntüleri engelleyecek olan 11 metre yüksekliğinde betonarme temel sisteminin demir montajı bitirilme aşamasına gelmiştir. Giriş kuleleri ile yol düzeninin önemli bir kısmı, fidanlık tesisi, ağaçlandırma çalışmaları ve arazinin sulama sisteminin büyük bir bölümü tamamlanmıştır.

Üçüncü Kısım İnşaat: 1950 Anıtkabir üçüncü kısım inşaatı, anıta çıkan yollar, aslanlı yol, tören meydanı ve mozole üst döşemesinin taş kaplaması, merdiven basamaklarının yapılması, lâhit taşının yerine konması ve tesisat işlerinden oluşmuştur.

Dördüncü Kısım İnşaat: 1950-1953 Anıtkabir’in 4. kısım inşaatı ise şeref holü döşemesi, tonozlar alt döşemeleri ve şeref holü çevresi taş profilleri ile saçak süslemelerinin yapılmasını kapsıyordu. Dördüncü kısım inşaat 20 Kasım 1950 tarihinde başlamış ve 1 Eylül 1953 tarihinde bitirilmiştir.10 Kasım1953 tarihinde, Atatürk’ün naaşı 1938 yılından beri, 15 yıl süre ile muhafaza edildiği geçici kabri olan Ankara Etnografya Müzesi’nden alınarak büyük bir tören ile Anıtkabir’e defnedildi.

Mimari Özellikleri:
Anıtkabir Projesi’nde mozolenin kolonat üstünde yükselen tonoz bir bölüm bulunmaktaydı. 4 Aralık 1951 tarihinde hükümet, projenin mimarlarına Şeref Holü’nün 28 metrelik yüksekliğinin azaltılması ile yapının daha çabuk bitirilmesinin mümkün olup olmadığını sordu. Mimarlar yaptıkları çalışmalar sonucu Şeref Holü’nü taş bir tonoz yerine, betonarme bir tavan ile örtmenin mümkün olduğunu bildirdiler. Böylece tonoz yapının zemine vereceği ağırlık ve bunun doğuracağı teknik sıkıntılar da ortadan kalkıyordu. Anıtkabir’in yapımında, beton üzerine dış kaplama malzemesi olarak kolay işlenebilen gözenekli, çeşitli renklerde traverten, mozole içi kaplamalarında ise mermer kullanılmıştır. Heykel grupları, aslan heykelleri ve mozole kolonlarında kullanılan beyaz travertenler Kayseri Pınarbaşı ilçesi’nden, kulenin iç duvarlarında kullanılan beyaz travertenler ise Polatlı ve Malıköy’den getirilmiştir. Kayseri Boğazköprü mevkiinden getirilen siyah ve kırmızı travertenler tören meydanı ve kulelerin zemin döşemelerinde, Çankırı Eskipazar’dan getirilen sarı travertenler zafer kabartmaları, şeref holü dış, duvarları ve tören meydanını çevreleyen kolonların yapımında kullanılmıştır.Heykel grupları, aslan heykelleri ve mozole kolonlarında kullanılan beyaz travertenler Kayseri Pınarbaşı ilçesi’nden, kulenin iç duvarlarında kullanılan beyaz travertenler ise Polatlı ve Malıköy’den getirilmiştir.

Kayseri Boğazköprü mevkiinden getirilen siyah ve kırmızı travertenler tören meydanı ve kulelerin zemin döşemelerinde, Çankırı Eskipazar’dan getirilen sarı travertenler zafer kabartmaları, şeref holü dış, duvarları ve tören meydanını çevreleyen kolonların yapımında kullanılmıştır. Şeref holünün zemininde kullanılan krem, kırmızı ve siyah mermerler Çanakkale, Hatay ve Adana’dan, şeref holü iç yan duvarlarında kullanılan kaplan postu Afyon’dan, yeşil renk mermer Bilecik’ten getirilmiştir. 40 ton ağırlığındaki yekpare lâhit taşı Osmaniye’den, lahitin yan duvarlarını kaplayan beyaz mermer ise Afyon’dan getirilmiştir. Anıtkabir’in genel mimarisi Türk mimarlığında 1940-1950 yılları arasındaki “II. Ulusal Mimarlık Dönemi” olarak adlandırılan dönemin özelliklerini yansıtır. Bu dönemde daha çok anıtsal yönü ağır basan, simetriye önem veren, kesme taş malzemenin kullanıldığı binalar yapılmıştır, Anıtkabir de bu özelliklere uymaktadır. İlk projede mozole iki katlı olara tasarlanmış, ancak ekonomik nedenlerle ikinci katın yapımından vazgeçilmiştir. Bu dönem özellikleri ile birlikte Anıtkabir’de Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerine ve süsleme öğelerine sıkça rastlanır, örneğin dış cephelerde, duvarların çatı ile birleştiği yerde kuleleri dört yandan saran Selçuklu taş işçiliğinde testere dişi olarak adlandırılan bordür bulunmaktadır. Ayrıca Anıtkabir’in bazı yerlerinde (Mehmetçik Kulesi, Müze Müdürlüğü) kullanılan çarkıfelek ve rozet denilen taş süslemeler Selçuklu ve Osmanlı sanatında da göze çarpmaktadır.”

BUNDAN SONRASI
Anıtkabir ile ilgili Wikipedia Ansiklopedisinde yer alan bilgiler böyle olsa da Anıtkabir’in görüntüsüne dikkatle bakanlar, farklılıkları, yapılış amaçlarını kısa sürede görebilirler.

Atatürk’ün ölümünü 10 Kasım 1930’i izleyen günlerde örneğin 11 Kasım 1938 günü henüz cenazesi Dolmabahçe Sarayı salonundaki katafalkta iken “darbe sonucu” İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçildi.

18 kasım 1938 günü giz bir el’in talimatı ile Dolmabahce Sarayındaki Atatürk heykelinin vidaları söküldü, yerinden alındı ve heykel bir hurdacının deposunda parçalandı.

19 kasım günü cenaze namazının kılınması olayı perde arkasında yaşanan sert tartışmalardan sonra yerine getirildi. Cenaze yerinden alındı, bir odaya götürüldü. Kapılar kapatıldı. Şemsettin Günaltay tarafından Türkçe dualar okunarak kılınmış oldu. Gizli bir el “Cenaze namazının fotoğrafının fotoğrafının ve filminin çekilmesine” yasak koymuştu. Namazı kılanların kimler olduğunun bilinmesi istenmiyordu. En azından cenaze namazında Cumhurbaşkanı İnönü ve Başbakan Celal Bayar yoktu. Aslında Atatürk’ün cenaze namazının kılınması istenmiyordu. Gerekçesi ise hazırdı: Atatürk’ü laiklik anlayışı gereği dini törenin yapılmasını istemeyenler hükümette görev yapıyordu. Cenaze namazı, İstanbul’daki camilerden birisinde neden kılınmamıştı? Çünkü bırakınız camide namaz kılınmasını, 1935 yılında çıkarılan Vakıflar yasası çerçevesinde Anadolu’nun her yerinde camiler satılıyor, yıkılıyor yok ediliyordu. En basit uygulamayla Türklerin 1000 yılı aşkın İslam inancı gereği tabutun üzerine ya Türk bayrağı örtülür veya kurandan alınma ölümle ilgili “Külli nefsin zaikatül mevt” (Her nefis ölümü tadacaktır ve devamında da toprak olacaktır) sözleri yazan ayet metni bulunurdu.

Daha açık konuşmak gerekirse Atatürk öldüğünde Celal Bayar ve daha İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde Başbakanlar ve Hükümet üyelerinin büyük kısmı mason locasına kayıtlı idi. Ünlü Dr. Refik Saydam (Başbakanlık da yaptı), Milli Eğitim Bakanı Hasan ali Yücel gibi. Anıtkabir için örnek alınan mimari yapı Bodrum’daki eski Yunanlılar zamanında inşa edilen kral MOUSELES’in mezarı idi, ki kısaca “Mozole” olarak da isimlendiriliyordu.

Şimdi bu açıklamalardan sonra isterseniz Anıtkabir’in mimari özelliği için örnek alınan yapıyı açıklayalım. ABD’nin başkenti Washington’da bulunan Mason tapınağı örnek alınmıştır. Aşağıdaki adı geçen mason tapınağının görüntüsüne dikkatle bakın: Hayatı, yer aldığı olaylar, yazdığı belgeler tarihin özgür ortamında değerlendirildiğinde dini inançlar ile barışık, hattı yeri geldiğinde camide hutbe bile okuyan, Kuranı Kerim’in anlaşılması için Türkçe Meal ve Tefsirinin bile yapılmasını destekleyen Atatürk’ü “dinsiz” veya “Laik-tanrı” göstermenin ne mantığı olabilirdi! O’nun ölümünden yıllar sonra yapılan Anıtkabir için ABD’deki Mason tapınağını örnek almanın açıklamasını Türk milletine nasıl yapabilirlerdi!

Washington Mason Tapınağı
Özetle kurgulanan ve Türk milletine dayatılan “Atatürkcülük” tarihin gerçeklerinden saptırılmış “dayatmacı” bir düşüncenin ürünü olarak Atatürk’ün ardından onu tabulaştırmak isteyenlerin sunduğu paradigma düşüncedir.

(Cezmi Yurtsever, Şifre)

Nerede bu Atatürk'ün akrabaları? Gökten zenbille mi indi bu adam? Anne tarafından, baba tarafından akrabaları ve soyları nerede?

Nerede bu Atatürk'ün akrabaları? Gökten zenbille mi indi bu adam? Anne tarafından, baba tarafından akrabaları ve soyları nerede?


On kasım” olur da “10 Kasım” yazılmaz mı? Adettendir.. Mustafa Kemal’le ilgili aslında kimsenin fazla bir bilgisi yoktur.. Aslında resmi tarih açısından sorun yok.. Siz 1. İnönü Savaşı oldu mu, olmadı mı diye tartışadurun, Harp Tarihi Akademisi’nde 500 sayfalık 1. İnönü Savaşı’nın bütün detayları vardır..

Her 10 Kasım’da hep İnönü’yü düşünürüm.. Sahi 10 Kasım gecesi İnönü niçin Mustafa Kemal’in yanında değildir?. Ya da nerededir?. Sahi Mustafa Kemal vasiyetinde niçin İsmet Paşa’nın çocuklarına filan okul harçlığı verilmesini vasiyet eder? Mustafa Kemal gibi bir şahsın vasiyeti gerçekten bize açıklanan kadar mı?

“Saat 9’u beş geçe / Atam Dolmabahçe’de!” Sakın Mim Kemal Öke o sabahın gecesinde biraz nefes alsın diye Boğaz’a açılmış olmasınlar.. Ve daha gece yarısı olmadan Mustafa Kemal yatağına bitkin şekilde uzanmış olmasın ve kendinden bir daha haber alınmamış olması ihtimali yok mu?


Kemalistlerin Mustafa Kemal’e yaptığını, sanırım muarızları ona yapmamıştır..

Mustafa Kemal’in vasiyetini açıklayabilir misiniz? Ya da Latife hanımın mektuplarını, anılarını yayınlasanıza.. Nutuk’u tahrif edenler, Mustafa Kemal ve ailesine sansür uygulayanlar bunlar değil mi?

Güya CHP, Mustafa Kemal’in mirasını koruyor.. Hayır korumuyor, sadece mirasını ve siyasi rantını tüketiyor o kadar.. Nutuk’u sadeleştiriyoruz diye tahrif edenler de bunlardı. Ama Mustafa Kemal’i Kemalistlerin elinden kurtarmak mümkün olmadı..

Mustafa Kemal, Ergenekoncuların elinde, İlhan Selçuk, Balbay taifesinin Cumhuriyetçilerinin ve CHP’lilerin elinde toplumun milli değerlerine, inancına, kültürüne, kimliğine karşı daima tehdit olarak kullanılmaya çalışıldı.. ADD’ye, ÇYDD’ye baksanıza.. En Atatürkçü geçinen paşalar Ergenekoncu çıkmadılar mı? Batılıların “Bizim çocuklar” dediği darbeler hep Kemalizm adına yapılmadı mı?

Osman Nuri Çerman, 1960’larda “Türkün dini Kemalizm’dir” diye bir kampanya başlatmıştı.. Laik bir adamı, birinin Peygamberi ilan etmeye kalktı birileri.. Onun için ölümünün ardından Behçet Kemal Çağlar bir de “mevlid” yazdı ona.. Ellerinden gelse, Kur’an-ı Kerim’den ahkam ayetlerini çıkartıp yerine Nutuk’tan parçalar koyacaklardı..

İşe bakarsanız, Mustafa Kemal türbeleri yasakladı, Kemalistler ona türbe yaptılar. Hem de ne türbe.. Mehmet Doğan’ın deyişi ile “M. Kemal’in arzusu olmamasına rağmen, Anıtkabir’i inşa ederken bir putperest Yunan tapınağını kopyalamaktan da çekinmediler!”

“Kabe arabın olsun Çankaya bize yeter” diyen de vardı, “Anıtkabir Kabemiz” diyen de.. “Bu taş daha kutsaldır o Kabe’nin taşından” diyerek “ilah gibi bir heykel” diye Mustafa Kemal’in heykelini işaret eden de! (Bakınız, Cumhuriyetin 15. Yılı Şeref kitabı. CHP Yayını. Cumhuriyet Matbaası-İstanbul) Mehmet Doğan da zaten yazısının başlığını onun için olmuş olsa gerek “Tapınak mı, Türbe mi?” koymuş..

Mustafa Kemal Cumhuriyeti kurdu ama Kemalistler onu, ancak monarşilerde olan ve zaten tek adam rejimi olduğu için monarşi denildiği halde Mustafa Kemal’i “tek adam” ilan ettiler.. Birilerinin daha Cumhuriyetin 10. yılında Mustafa Kemal’e “Führer” diye kartvizit bastırdığını ve 10. Yıl albümüne Hitler’den mesaj alındığını biliyor muydunuz? Führer, biliyorsunuz, Almanca’da “ulu önder” demek.. Bununla kalsalar iyi, bizimkiler bir anda Almancı olup, Hitler gibi bıyık bıraktılar.. Geçen gün yazmıştım bunu bir vesile ile.. Aslında CHP, TSK ve ADD ile Cumhuriyet gazetesi ve İP’in elinden kurtulmadan Mustafa Kemal’e rahat yok!

Merak ediyorum, bugünkü tartışmalara adı karışanlar nasıl Anıtkabir’e çıkıp o defteri imzalayacaklar?.

Birileri bu konuyu vesile ederek ortalığı karıştırmak isteyecektir yine.. Kimileri de mangalda kül bırakmayacaktır. Kimileri için ise Anıtkabir artık bir ağlama duvarıdır.. 29 Ekim’le 10 Kasım arası bizim ulusalcılar sokağa çıkacaklardı.. 10 Kasım geldi, bir şey yok.. Akıllandılar mı, yoksa artık kimseye sözleri mi geçmiyor bilmiyorum.. “ ‘Atatürk Tanrı’dır, üşümez, acıkmaz, yorulmaz ve de eleştirilemez’ yaklaşımı genç kuşakları Atatürk’ten uzaklaştırdı. Bıktırdı” diyor Engin Ardıç yazısında.. 10 Kasım günü, okulda koşup güldükleri için ceza aldıklarını anlatıyor. 10 Kasım günü sinemaların, eğlence yerlerinin, meyhanelerin kapanmasını eleştiriyor.. “Sözde Atatürkçülük adına yapılan saçmalıklara ve rezilliklere de karşı çıkacağım” diyor haklı olarak, örnekler veriyor.

Güneş Dil teorisini hatırlayan var mı artık? Ya da gerçekten 6 okun tamamını savunanı sormuyorum, bir çırpıda bu “6 umde”yi sayacak kaç kişi var aramızda?. Kaç kişi Halkçılık ve Cumhuriyetçilik arasındaki farkın ayırdında, bana söyler misiniz? Hem de bu kadar çok “Atatürkçülük” yapılmasına rağmen.. Karga kovalamaktan başka akıllarda kalan ne var, ailesini bile bilmiyoruz Mustafa Kemal’in. Dede, amca, teyze, hala, kim bunlar? Nerede yaşıyorlar?. Ne haldeler?. Açık oy gizli tasnifi savunan var mı bugün?. İstiklal Mahkemeleri’ni savunan kaç kişi kaldı?. Kemalistler “Ulusalcı” kadroların elinde perişan oldular bugün..

Mustafa Kemal Trablus’tan gelip, Sofya’ya giderken uğradığı Bad Godesberg’de İbrahim İhsan’ın yanına niçin gitti? Kim bu İbrahim İhsan? Bunu, Trablus’ta İtalyan topçusunun açtığı bir ateş sonucu, bir şarapnel parçasının, girdikleri sipere çarpıp, fırlattığı kireç taşı Mustafa Kemal’in gözüne çarptığında onu tedavi eden Sadi Borak’a sormak gerekti. “Borak” bu soyadı niçin aldı biliyor musunuz?

İbrahim İhsan hakkında İngiliz arşivlerinde ne gibi bilgiler vardır, bakmak gerek..

Kurgulanmış bir resmi tarihin ne kadar gerçek olduğu ortada.. O zaman asıl kurgulanan siyasi gerçek neydi? Bunu düşünmek, araştırmak da size kalıyor.. Mustafa Kemal’i tabulaştırmak isteyenler bana kalırsa asıl bu gerçeği gizlemeye çalışıyorlar.. Onun için Mustafa Kemal’le ilgili bilgi ve belgelerin, Latife hanımın evraklarının açıklanmasına karşı çıkıyorlar.. “Çünkü o zaman tarihi yeniden yazmak gerekebilir” diye düşünüyorlar.. Sahi, Abdurrahim Tunçak evlatlık mıydı, ya da oğlu mu? Tunçak o serveti nasıl elde etti? Can Dündar’a sormak gerek. O konuştu son olarak.. O bir sır!

Herkes eline bir şecere alıp çıkınca işler daha da karışıyor. Her gün biri bir iddia ortaya atıyor. Mustafa Kemal’in ailesini arıyoruz! Atadan, Atatür. Murat Bardakçı akrabalık ilişkisi ile ilgili şu soyisimleri veriyor: Söğütlügil, Orcay, Kanıpak, Anul, Özdamar, Evyapan, Altay, Apaydın, Gülenç, Erbatur, Yorgancı, Tosun ve Eke. Dr. Ali Güler’in “Karamanlı Sarı Paşa”sında anlatılanlar ne olacak şimdi? Aslında kim ne söylerse söylesin; yeter ki söylesin. Gerçeği bu söylenenlerden damıtacağız..

Mesela artık Şemsi Efendi’nin kim olduğunu, o mektebin nasıl bir mektep olduğunu biliyoruz..

Devletin Mustafa Kemal üzerindeki ipoteği kalksa, onun mirasını koruduğunu söyleyen CHP bu gerçeklerin açıklanmasını engellemese gerçekle yüzleşeceğiz.. Bir 10 Kasım’da daha bir ulus kendi tarihine ilişkin gerçekleri arıyor.. Ve her on kasım bu talebimizi dillendirmek için artık yeni bir vesile oluşturacaktır..

Bardakçı diyor ki; “Bu sene Atatürk’ün doğumunun 128., hayata veda etmesinin 71., Cumhuriyet’in ilânının da 86. yıldönümü..  Başka türlü ifade edeyim: Atatürk’ün doğumunun üzerinden 128, vefatından buyana da 71 sene geçmiş. Şimdi kendi kendimize bir soru soralım ve cevabını bulmaya çalışalım: Aradan geçen bu uzun seneler zarfında Atatürk’ün tam bir şeceresi, yani soyağacı çıkartılıp yayınlandı mı? Yani hem anne hem baba tarafından ailesinin nerelere uzandığı, dedelerinin, amcalarının, halalarının, dayılarının kimler olduğu, bu aile büyüklerinin soylarının devam edip etmediği, Atatürk’ün şu anda hayatta bir akrabasının yahut akrabalarının bulunup bulunmadığı hususlarında konuyu tam olmasa bile tama yakın şekilde ele alan bir çalışma yapıldı mı? Merak edip aradığınız takdirde bulamazsınız, zira böyle bir çalışma her nedense yapılmamıştır ve yoktur!”

Selam ve dua ile.

Abdrurrahman Dilipak
 Gazeteci Yazar
Yeni Akit 

Bu ay öne çıkanlar