Necip Fazıl Kısakürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Necip Fazıl Kısakürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2011-06-28

Polis, Necip Fazıl Kısakürek'i Kumarhanede Yakalamıştı...

Polis, Necip Fazıl Kısakürek'i Kumarhanede Yakalamıştı...




"Osman! Canım, sevgilim! Tut beni, düşüyorum, dünya nohut tanesi kadar oldu Osman! Düşüyorum, bırakma beni!" diye bağırıyordu Necip Fazıl, Hapishane arkadaşı Osman Yüksel Serdengeçti'nin kucağına ağlaya ağlaya atlarken..

Ama mahkumlar şaşkın değillerdi...

Zira "üstad" ı bu tip krizler çok sık tutuyordu...

*******

"Beni rüyanda gördün mü?" veya "Üstadını bu gece rüyanda gördün mü?" diye her sabah, her karşısına çıkan mahkuma sormak Necip Fazıl'ın günlük krizlerinden biriydi...

Bir gün, bu hallerden bunalan bir Mahkum dalga geçmek için, sinirle; "Gördüm üstad gördüm, bir lağım çukurunun içinde ağzına kadar pisliğin içindeydin" deyince, Necip Fazıl, "Üstadınızın üstünlüğünü, gerçek derecesini görmek isteyenler bu arkadaşa sorsunlar" diye bağıra bağıra koridorda koşuşturmuştu...

*******

"Bu gün bayrak yarıya indirilmiş. Bu gösteriyor ki, bu gün yarın darbe olacak ve genel af çıkacak. Böylece biz de hapishaneden çıkacağız"

"Kriz entellektüel geçiriyorum"

N.F. Kısakürek

(Şahitlerin anlattığına göre, ne bayrak yarıdaydı ne darbe oldu ne de af çıktı)

*******

Necip Fazıl'ın sonradan filmi yapılmış Reis Bey isimli bir eseri vardır ki, etkisinde kalan kişinin bir daha kararlı biri olabilmesi imkansız gibidir.. Tam bir Melankoli haline sokar insanı...

Hapishanedeki, hidayetinden ümit kesilmiş, katli vacip hükmündeki, insanlıktan çıkmış muzur varlıklara acımaya başlayabilir hatta ömrünüzü bunları hapisten kurtmaya adayabilirsiniz..
Kısa tabirle, kararsız bir Merhamet Budalası olabilirsiniz...

Dikkat etmelisiniz; İslamı hakkıyla bilen, ifrat ve tefrit(aşırılık ve gevşeklikten) kaçınabilen, ölçüyü koruyabilen gerçek, icazetli din alimlerine tabi olmalısınız..
Şairler, edipler elbetteki gereklidir ve başımızın tacıdır ama onlar kendilerini din alimi zan eder ve gerçek ulemaya tabi olmazlarsa meydana böyle vahim durumlar çıkar..
Peşi sıra gidenlerin gayretleri de asırlar geçsede sonuca ulaştırmaz..

Günümüzde müslümanların en büyük sorunu gerçek alimlere tabi olmayıp, nefse hoş gelen şovmen/kelime ustası kimseleri alim zannetmesidir..

********

KUMARBAZ NECİP FAZIL KISAKÜREK

Tarih 22 Mart 1951.
1904 tarihinde doğan Necip Fazıl tam 47 yaşında...
Hidayet bulup İslami bir hayata geçeli ve kuvvetli kalemini İslam'ın emrine vereli neredeyse yirmi yıla yakın zaman geçmiş...

İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Aygün başkanlığındaki polisler, Taksim Pire Mehmet Sokağı 14 numaralı apartmana baskın yaptılar.

Apartmanın alt katı kumarhaneydi ve bakara masasının başında ondokuz kişi vardı.

Bunlardan biri, Büyükdoğu Dergisi’nin sahibi, yazarı Necip Fazıl Kısakürek’ti.

Polis ayrıca kadın tellalı olarak aranan Şoför Zurnik’i de ele geçirmişti.

Kumarhanenin sahibi Seyfi ve Feyzi Gürel kardeşlerdi.

Yakalanan Necip Fazıl gazetecilere şöyle dedi:
Ben buraya röportaj yapmak için gelmiştim; mecmuama kumar aleyhinde haber yazacaktım.

Benzer yalan gerekçeleri bugün de medyada sık sık okuyorsunuz.
Neyse…
Sonunda polis Necip Fazıl’a 30 lira para cezası yazdı ve serbest bıraktı.
O dönemin gazeteleri bu haberi manşetten vermişti.

Yine aynı yıllarda İslamın yok olup gitmemesi için cansiparane hizmet veren çok büyük bir velinin/evliyanın, "İslami Neşriyat(yayın) yapsın, İslam lehine yazsın, Büyük Doğu Dergisi'ni zorlanmadan çıkartsın" gayesi ile, kendi ailevi zenginliğinden Necip Fazıl Kısakürek'e verdiği, bir apartman alabilecek kadar yüksek miktardaki hizmet parasını, yine bir gecede kumarda kaybetmişti Necip Fazıl Kısakürek...
Ama öyle feci bir zaman yaşanıyordu ki Müslümanlar için, parayı veren büyük alim ve veli zat; "Ne yapalım, keşke bir o kadar daha paramız olsaydı da bir daha verseydik, yeterki bu din için, İslam için yazsaydı" demiştir... Neredeyse Allah demenin yasak olduğu bir devirde, gerekirse bir kumarbaz eli ile de olsa  İslami neşriyat yaptırmak ne derece düşündürücü...

Evet... Herkes neticede insan.. Artıları var, eksileri var...
Necip Fazıl da kendi çapında mücadele vermiş bir insan... Bu gün O'nu olduğundan çok büyük gösterme gayreti içinde olanlar, O'nu sanki bir islam alimi, bir mürşid/üstad olarak göstermek isteyenler ve eksi yönlerini gizleyenler ne büyük bir hata yaptıklarının farkına varmalılar...

Çünkü bu hatalı hareket tarzının ceremesini hep gençler ödediler ve hala da ödüyorlar...


*******

NECİP FAZIL'IN FİKRİYATI İLE HAREKET EDİP BÜTÜN DOĞUYU KURTARABİLECEĞİNE İNANDIRILAN GENÇLER GEREKSİZ ŞOVMENLİKLERLE HEBA EDİLİYORLAR...
İBDA-C denilen örgüt, kendi şahsi muhakemeleri ile silah kullanıp istediğini vuran bir terör örgütüdür. İslami büyük doğu akıncıları anlamına gelen bu örgütün temeli Necip Fazıl'ın Büyük Doğu ideolocyasına dayanır ve temelden sakattır.

Bu fikriyata ve aksiyona kapılan ehl-i sünnet gençleri boş yere sistemin kan emen devasa dişlileri arasında parçalanmaktadır. Bunlar derhal titreyip kendine gelmelidir.
Zira, Necip Fazıl kumarbaz, İslami ilimler açısından oldukça yetersiz ve bencil bir şairden başkası değildir.. Açtığı bu yol sadece nam, şan ve desinler içindir..

İBDA diye kısaltılan Büyük Doğu diye ifade edilen bütün fikriyatlar, oluşumlar da temeli sakat oluşumlardır. Bir kumarbaz ve benlik budalası şairin "sırf egosunu tatmin yolunda, başını sonunu hesap etmeden" açtığı feyzsiz nursuz ve sonuçsuz bir yoldur... Kaçırdığı trenin arkasından "Kaçırmadım, kovdum" sözünü şaka ile değil, ciddi ciddi telafuz edebilecek, yazdığı kitabına "Ben ve ötesi" adını verebilecek kadar benliğine mağlup, manevi terbiyesi zayıf bir şairdir. Herkes gibi o da eleştirilemez değildir...

İSLAM'A HİZMET ETMEK İSTEYEN EHL-İ SÜNNET GENÇLERİ, N.F.K. NIN ARTILARINI GÖRDÜĞÜ KADAR EKSİLERİNİ DE GÖRMELİDİR. O, NE EVLİYADIR, NE DE ÇOK BÜYÜK BİR AKSİYON ADAMIDIR. KALEMİ VE ZEKASI KESKİNDİR O KADAR...

2011-06-18

2011-05-05

Masonların İntikamı Ağır Oldu; Hüseyin Üzmez'e Ne oldu?

Masonların İntikamı Ağır Oldu; Hüseyin Üzmez'e Ne oldu?


Sadece on yedi yaşında bir lise öğrencisiydi…
Devrin en etkili kalemşörünü yani Selanikli Yahudi dönmesi (Sabetaycı) Ahmet Emin Yalman’ı altı el ateş edip devrin Sabetaycı başbaşkanı Adnan Menderes’in ayaklarının altına yıktığında daha on yedi yaşındaydı…

...Tanınmadan, teşhis edilemeden kaçmayı başarmış ama yakalanan arkadaşlarına yapılan zulümlere dayanamayıp kendi iradesiyle teslim olmayı seçmişti…

Cumhuriyet tarihinin ihanet şebekesi olan, Osmanlı’yı yıkıp yerine kendi fikir ve görüşlerine uygun yeni Cumhuriyeti kuran ve Sabetaycı yada Yahudi Dönmesi diye bilinen kliğin o zamandaki en etkili kalemşörü olan Ahmet Emin Yalman’ı neden vurduğu kendisine sorulduğunda;

“Yalman bir yahudi dönmesidir. Irki cibiliyetinin gereği olarak bu güzellik yarışmalarını tertip etmiştir. Ruslar, Keriman Halis'in Amerikalı askerlerin kucağındaki resimlerini bastırıp, KORE'de savaşan askerlerimizin üzerinden atmışlar ve altına şu notu düşmüşlerdir; -siz burada ölüyorsunuz, Amerikalılar, Avrupalılar sizin kızlarınızı öpüyorlar-. İşte bu yüzden sıktım Yalman' a" demiştir.

Evet… O, yaşıtlarının gençlik hevalarının peşinde koşuşturduğu bir zamanda bu derece milli ve manevi değerlerini dert edinen ve korkusuzca bu uğurda mücadele eden bir gençti…

Yalman ölmedi… Ama yine de tam yirmi sene kesinleşmiş ağır hapis cezası verildi Üzmez’e… On buçuk sene yattıktan sonra tahliye edildi… Hapis hayatında İngilizce öğrenip liseyi dışarıdan bitirdi… Çıkınca da Hukuk fakültesinden mezun oldu ve avukat oldu…
Hapisliğinde Necip Fazıl, Osman Yüksel Serdengeçti gibi kimselerle beraber bulundu. Çıkınca da gerek üniversite hayatında, gerekse sosyal hayatında Türkiye’nin en tanınmış siyasetçi, bürokrat, aydın kişileri ile içli dışlı oldu…

Osmanlı Teşkilat-ı Mahsusa’sının başkanlığını yapmış olan Kuşcubaşı Eşref (Sencer), Üzmez’den manevi oğlu olmasını rica etti ve Üzmez’de kabul etti..

Sağlık Bakanlığı müsteşarı iken ilk defa “Hızır Acil” adı ile Ambulans sistemini kuran kişi oldu… Gazeteciliğe atıldı ve Kalemiyle hizmet etti, ülkesine, milletine ve dinine…

Yalnız diğerlerinden farkı vardı Üzmez’in… Herkesin bilmediği bir takım derin sırları biliyordu… Ortada Türk ve Müslüman gibi gözüken ve tüm Müslüman Türkleri yönlendiren kişilerin asıl kimliklerini çok iyi biliyordu… Yazılarında ve çıktığı TV programlarında onların kurduğu güncel tuzaklara ciddi çelmeler takıyordu… Bütün İslami basının kalemşörlerinin zorunlu demokrat yapıldığı günümüzde bu akıma set olup herkese cesaret veriyor ve canlı yayınlarda “Ben demokrasiye inanmıyorum. Ortada demokrasi yokken biz cihana hakimdik. Şimdi ne oldu? Batının uşağı olduk?” diyordu…
Yetmiyor gösterilenin aksine Masonların ne kadar korkak, aciz ve kendi aralarında problemli olduklarını da sık sık işliyordu..
En son “Hatıralarımı yazıyorum” demesi de belki bardağı taşıran damla oldu…

Ve beklenen oldu…
Malum hadise basına yansıdı…
“Kolama ilaç katılmış, elimde resmi rapor var” dedi duyulmadı… “Yıllardır yanımızda hizmet eden içimizde olan bir ailenin kızları ama yolunu şaşırmış” dedi, duyulmadı…
Kızın öz teyzesi “Kızımızla konuştum, tehdit edilmiş, korkutulmuş, o yüzden böyle bir iftira atmış” dedi ama Sabetaycıların kontrolündeki medyamız bunu da es geçti…

Nihayet, Üniversite profesörlerinin altına imza attığı bir resmi rapor ile kızın hiçbir tacize uğramadığı ve Üzmez’in suçsuz olduğu tescil edilip serbes bırakıldı ama yine olmadı…
Sistem kurulu saat gibi işlemeye devam etti ve Bakan Nimet Çubukçu’nun da büyük gayretleri sonucu Üzmez ikinci kere tutuklandı…

Bütün bu gelişmeler bir gerçeği tekrar gün yüzüne çıkardı.. Türk Masonlarını idare edenler hep Sabetaycılar… Basında, Yargıda, İş dünyasında hep onlar varlar… En kötüsü ise bizden gözüküyorlar ve adilikte sınır-kural tanımıyorlar….

Hüseyin Üzmez’e atılan bu iftiraya inanmanın olsa olsa bir yolu vardır; Bir yazısını dahi okumamış olmak..

Mehmet Fahri Sertkaya
Akademi

2011-04-28

Seyyid Kutup Alim Değildir.. O'nun da üstadı Mason Abduh'du...

Seyyid Kutup Alim Değildir.. O'nun da üstadı Mason Abduh'du...
SUAL : Seyyid Kutub kimdir, bazı eserlerlerde sapık fikirleri ve hatta mezhepsiz olduğu ve idam edilmeden önce bu fikirlerinden tevbe ettiği, lakin eserlerinin insanları zehirlediği belirtiliyor? Bu konuda ayrıntılı bir malumat verir misiniz?

EL-CEVAB: Seyyid Kutub l903 ‘de Mısır’ın Said bölgesi köyünde doğdu.Ailenin ikinci çocuğu idi.... Birincisi Hamide Kutub, ikincisi kendisi, üçüncüsü Emine Kutub ve dürdüncüsü Muhammed Kutub.İlk okuldan sonra orta ve liseyi Kahire’de dayısının yanında okudu. Bu esnada ailesi de Kahire’ye taşındı. Yüksek tahsilini meşhur (!) Ezher’in Edebiyat fakültesinde yapmış olduğundan, her hükmü edebiyatçı yaklaşım ile ele alarak, ehl-i sünnet ve cemaat çizgisini tanımayanları kolay ikna etmiştir. 1941 yılında Sosyoloji doktorası için resmen Amerika’ya gitti. Önce sosyalist fikirleri yaydı..Sonraları Kahire müftüsü ve mason locası başkanı olan Abduh’un dinde reformist yolunu benimsedi.1966′da idam edildi..Görüldüğü gibi, Kutub; İslami ilimler okuyarak bir hak mezhebe göre bilgi sahibi olmak yerine, sosyoloji ve edebiyat alanında ihtisas sahibi birisidir.İslam’a yaklaşımı ve anlatışı, maalesef işte bu temelsizlik yüzünden hep hatalı olmuştur.

Ahmed Davudoğlu merhum, O’nun için :”Seyyid Kutb bir ediptir, biraz dini kültürü vardır.Sözü dinde sened olamaz.Çünkü, (icazetli) din alimi değildir” buyurmuştur.[1] Bir insanın sözünün dinde sened olabilmesi için icazetli ehl-i sünnet ve cemaat alimi olması lazımdır.Hele icazetsiz birinin tefsir yazması cinayettir.Şehid olmuş mudur, olmamış mıdır meselesi için : Üstad Necip Fazıl merhum:”Sahte Kahramanlar konferansımda gerçek kahraman olarak göstermiştim. Fakat sonradan gördüm ki, Seyyid Kutub bir İbni Teymiyye meddahıdır ve kellesini kaptırdığı sosyalizma yularının zoruyla Hazreti Osman (RA)’a adaletsizlik isnad eden ve dil uzatan bir bedbahttır. İdam edilmeden bu sapıklıklarından istiğfar ettiğini söyleyenler oldu. Eğer öyle ise şehid.. Değilse, mücadelesi kafire karşı bir sapığın davranışından ileri geçmeyen bir zavallı.”[2]

Bu son ihtimale göre şehid olsa bile, Seyyid Kutub ile meselemiz bitmiyor ve bitmeyecek. Zira yazmış olduğu sapık kitapları ve bir de ortada tefsir diye gezen, şahsi hezeyanları var..Bu tefsir isimli (Fi’zilail Kur’an) güya Kur’an tefsiri ve sapık kitapları piyasada gırla gidiyor. Mezhepsizler -tıpkı diğerlerine yaptıkları gibi- O’nun da kitaplarını yaymayı cihad biliyorlar. Çok ilginç olan bir şey de, İslam devleti kurma maksadlarını içeren kitaplarından Türkiye’de düzen koruyucuları hiç rahatsız olmuyorlar ! Yıllardır, her dönemde serbestçe satılmaktadır. Bu kişi, Mısır’da Nasır’a ve onun düzenine karşı mücadele vermedi mi ? Öyleyse onun kitaplarının TC için bir tehlike arz etmesi gerekmez mi ?! Tabi birileri onun sapık görüşlerle Ehl-i sünnete darbe vurduğunun farkında..Böyle adamların kitapları okunsun, ümmet bozulsun !

Kendisi tevbe edip, şehid olsa bile, bu temenni gibi bir söylenti, elde belge yok bir, ikincisi; ortalıkta gezen kitapları her gün binlerce insanı zehirliyor..Şimdi onun kitaplarındaki sapıklıkları yazmıyalım da, insanların sapanlarında artış mı olsun ? Şehitse, şehitliği kendine mübarek olsun.Amma tevbe etse bile, bu veballeri “Kim kötü bir çığır açarsa, peşinden gidenlerin günahlarından eksilmeksizin, kendisine yüklenir ” hadis mealinin belirttiği konumda olur..M.Şevgi Eygi’nin dediği gibi, “O bu kitablar yüzünde, mezarında kan terlemektedir.”[3]

İşte S.Kutub’un yanılgılarının ve ehl-i sünnet inancına uymayan görüşlerinden bazılarının vesikaları :
1- Seyyid Kutub, bütün kitaplarını müctehid edası içinde yazar.Yani kendisini müctehid yerine koyar..Bir İmamı Azam (RA) gibi sanır..Tefsirinde geçmiş ehl-i sünnet müfessirinden pek kaynak göstermez..”Kur’anı kendi reyi ile tefsir edenin yeri cehennem ateşi olsun”[4] hadis-i şerifini çok iyi düşünmek durumundayız.
2- Bütün kitapları ayet ve hadisten derlemedir.Ayetler herhangi muteber bir tefsire dayanmaz.Hadislerin yorumu, şahsı tarafından yapılır.Nasih, mensuh, sebeb-i nüzul ilimleri bilinmeden tefsir işine soyunmak büyük bir musibettir.

3- İcma ve Kıyas tanımaz. Sahabe için bile durum böyledir.Mesela, ‘’eğer bugün bazı kimseler zekatı kendi elleriyle verebiliyorlarsa, bu İslamın farz kıldığı bir şekil ve nizam değildir ” deme cür’eti kendisine aittir.[5] Ne var bunda diyenler meseleleri kavramamış insanlardır.Bu sözün ucu Hazreti Osman (RA) efendimize ve O’nun mübarek ictihadına ve bu ictihad sonucu oluşmuş, icma-i ümmet, yani Hazreti Osman radiyallahü anh efendimiz zamanında yaşayan tüm sahabelerin ittifakını reddemeye-Allah bizleri bu sapıklığa düşmekten korusun amin- götürür. Zira Hazreti Osman (RA) efendimiz ictihadıyla altın ve gümüş zekatlarının verilmesini sahiplerine bıraktı. Bu noktada Seyyid Kutub, hiçbir mezhep imamının demediğini demiş oldu..Zaten mezhepsizler, mezhepler üstüdür.

Müslüman ümmet, yüzyıllardır, altın, gümüş, para gibi görünmez değerlerini; Hz.Osman -radiyallahü anh- efendimiz ve sahabe-i kiramın icmaına uyarak zekat olarak veriyorlar. Kutub, yukarıdaki cümlesiyle hem müslümanları ve hem de sahabeyi, Hz.Osman efendimizi, bu İslam’ın farz kıldığı bir şekil ve nizam değildir diyerek farzı yerine getirmemekle; İslam dinini bilmemekle itham etmiş oluyor. Bu ne büyük enaniyet, nefse ve akla güveniştir.. Adam gözümüzün içine baka baka İslam büyüklerine yaldızlı edebiyatı ile hakaret ediyor. Buna rağmen bazı aymazlar da Kutub büyük alimdir diyebiliyorlar. (devam edecek)

[1] Ahmed Davudoğlu, Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri
[2] N.Fazıl Kısakürek, Doğru Yolun Sapık Kolları
[3] Ehl-i Sünnet İtikadı, sh: 10 Bedir yayınevi.
[4] Tirmizi
[5] Seyyid Kutub, Cihan Sulhü ve İslam, sh.150-158

Bu ay öne çıkanlar