2011-07-27

Saliha hanımın faziletleri

Saliha hanımın faziletleri


Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:

“Müslümânın kendisinden faydalanacağı en hayırlı şey sâlih bir kardeşten sonra sâliha bir hanımdır ki ona baksa kalbi ferahlanır; ondan bir şey istese itaat eder, (kocasının) yokluğunda da ırzını ve mâlını korur.”

“Üç fazilet, Müslümânın dünyâ saadetine sebep olan şeylerdendir: Sâliha bir hanım, geniş ev ve (menziline çabuk ulaştıran) emniyetli binek.”

"Sâliha bir hanımın güzelliği Allah'tan korkması, zenginliği kanaat sahibi olması, süsü iffetidir. Farzlardan sonraki ibadeti kocasına hizmetidir. Onun gayreti ve gayesi ölüme hazırlanmaktır."


Lokman Hekîm oğluna şöyle vasiyet etmiştir;
"Ey oğulcağızım, dünyâda ilk Önce kendine sâliha bir hanım ve sâlih bir dîn kardeşi bul ki o hanımının yanına girdiğinde rahatlarsın, kardeşinin yanında da rahatlarsın. Bunlardan birinin yanında ancak sevap kazanırsın.

Kötü ahlaklı kadın ve kötü arkadaştan da sakın; zira böyle bir kadının yanında huzur bulamazsın, arkadaşının yanında da rahat olamazsın. Onlardan birinin yanında ancak günah kazanırsın."

Dâvûd aleyhisselâm şöyle duâ ederdi:
"Yâ Rabbi. benim ailemi kötülerden kılma ki ben de kötü kimse olmayayım."

Hz. Alî (k.v.) şöyle buyurmuştur:
Hayır üçtür; Allâhü Teâlâ'ya îmân. dîn ilmi ve sâliha bir hanım.
Kötülükte üç (şeydendir): Allâhü Teâlâ'yı inkâr, dînde cehalet ve kötü (tabiatlı) hanım.

Tıbbıyenin açılması (1827)

Tıbbıyenin açılması (1827)

Sultan İkinci Mahmûd Han zamanında modern sağlık müesseseleri kuruldu. Hekim ve cerrah ihtiyâcının karşılanması için 14 Mart 1827'de Şehzâdebaşı'nda yeniçerilerden boşalan Tulumbacıbaşı konağında Tıphâne-i Âmire ve Cerrahhâne-i Âmire adlı iki kısmı bulunan bir tıp mektebi açıldı.

Mektebin Tıphâne kısmında dil İtalyanca, Cerrahhâne kısmında ise Türkçe idi. Tahsil müddeti üç yıl olan Cerrahhâne mektebinde devrin en meşhur hocaları ders veriyordu. Talebe sayısı artıp, bina ihtiyâca cevap veremeyince, mektep Topkapı Sarayı ek binalarından Hastalar Odası'na taşındı. Yatılı hâle getirilen mektepte tahsil süresi beş yıla çıkarıldı. 1839'da Tıphâne-i Âmire ile Cerrahhâne-i Âmire birleştirilerek Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne adını aldı.

"Türkleri, onları koruyan Allah'larından ayırmak için başka ne yapılabilir?" (Hamilton)

"Türkleri, onları koruyan Allah'larından ayırmak için başka ne yapılabilir?" (Hamilton)


Çanakkale savaşlarında düşmanlarımızın başkumandanı olan HAMILTON'un günlüğünden;


7 Nisan 1915, İskenderiye;
Yahudilerden faydalanacağımıza inandım. Onları kendi çıkarlarımız için istismar edip, Yahudi gazetecilerin ve bankerlerin çabalarını sağlardık; Yahûdî gazeteciler bizim dâvamıza renk katar, Yahûdî bankerler de kesemize para yağdırırdı.


17 Haziran 1915.
Merakımı mucip olmuştur; karşımızda Hıristiyanlara düşman bir Müslüman eri olsa, hattâ o er kısmen aç olsa, kendisine 10 şiling verilse ve iyi bir akşam yemeği ile karnı doyurulsa, ne yapardı acaba? Maamâfih, dünyâda Osmanlı Türkü'nden başka, din uğruna canını fedaya münâkaşasız hazır bir millet ve asker yoktur. Teslim olması için her asker başına 10 şiling yerine 50 İngiliz lirası teklif etsek, yine de Türk askeri onu suratımıza çarpar, dünyâya rezil oluruz.


30 Haziran 1915 İmroz;
Garip! Çerkez asıllı Türk esirlerinden biri, yaralı bir İngiliz askerini ateş altında sırtına alıp taşımış.


5 Temmuz 1915 İmroz;
Saat altıda Türkler hat hâlinde değil, bir çeşit arı sürüleri gibi yığınlarla hücuma devam etmekteydiler. Çalılıklar içinden binlerce Türk çıkıyordu. Makineli tüfeklerin yaylım ateşiyle çoğu öldürüldü. Cesetleri topraklar üzerinde duruyor. On güne kalmaz, Türk askeri tamamıyla eriyecektir.(!)


21 Ağustos 1915, İmroz;
Saat sabaha karşı 4.30 idi. 11. tümenin, Türklerin ileri mevzilerini ele geçirdikleri haberi geldi. Yeniden karakol dağa tırmandım. Bu sefer İsmaîloğlu tepesini hiçbir kuvvet elimizden kurtaramazdı. Sabah erken saatlerde durumda umulmadık bir değişme başladı. Gittikçe yoğunlaşan bir sis, etrafı göz gözü görmez hale getirmişti. Top, tüfek sesleri birer birer azaldı ve cephe sustu. Tabiat Türkleri gizlemiş, Allah onları korumuştu.


2 Eylül 1915, İmroz;
Dün gece çok acayip ve korkunç bir rüya gördüm. Çadırım İmroz adasında olduğu halde, Hellas burnunda boğuluyordum. Boğazımı sıkan elin baskısını hâlâ hissediyorum. Sular başıma yaklaşıyor. Hiç böylesine korkunç rüya görmemiştim.

"İnsan ruhunu yenmek mümkün olmuyor. Dünyâda hiçbir ordu bu kadar uzun müddet ayakta kalamaz. Sâdece bugün 1800 şarapnel attık. Savaş gemilerimiz aylardan beri gece gündüz mevzilerini bombalıyor. Son derece hırpalanmış Türkleri, onları koruyan Allah'larından ayırmak için başka ne yapılabilir!"


(Müttefik orduları başkumandanı Hamilton)

"Saltanat işte bu gibilere lâyıktır"

"Saltanat işte bu gibilere lâyıktır" Yıldırım Bayezid -Beyazıd


Yıldırım Bâyezîd Hân Niğbolu'da haçlılar ile muharebe ederken Osmanlı ile akdettiği sulhu(yaptığı barış anlaşmasını) bozan Karamanoğlu, Osmanlı ülkesine taarruz etmiş ve halka zarar ziyan vermişti.

Yıldırım Bâyezîd Hân Haçlıları mağlûb ettikten sonra Karamanoğlu üzerine sefer kıldı. Karamanoğlu, muzaffer sultânın üzerine geldiğini İşitince mukabeleye(karşılık vermeye) gücü olmadığını bilip Taşeli'nde sarp dağlara sığındı. Pâdişâh Konya hisarını muhasara eyledi(kuşattı).

Vakit harman zamanına denk düştüğünden, halkın mahsûlleri hisar dışarısında kalmış, sahipleri hisara sığınmışlardı. Yıldırım Bâyezîd Hân, askerden kimsenin halkın bir danesine taarruz etmemesini; eden olursa katl olunacağını fermân buyurdu ve İlân ettirdi.

Hiç kimsenin malına el uzatılmadı bir adet buğday tanesi alınmadı. Ancak askerde erzak sıkıntısı çıktı. Bazı tedbîr sahibi kimseler hisar kenarına vardılar ve kale halkına seslenerek:

"Ey inatçı kavim! Kendinize niçin haksızlık ve zulüm edersiniz? Bütün erzak ve hasadınızı vahşî hayvanlar ve kuşlar yiyip zayi etmektedir. Gelip askere gönül hoşluğuyla satsanız, iki tarafa da faydalı değil midir?" dediler.

Bu teklif hisârdakilere hoş ve ma'kûl geldi. Birkaç ihtiyar hisardan çıkıp, kendi arzuları ile hasatlarını sattılar ve umduklarından fazla kazanarak şehre döndüler ve hisardaki halka pâdişâhın bu yüksek adaletini haber verdiler. Şehrin â'yânı bu adaleti işitince "Sultâna lâyık olan adalet budur. Saltanat işte bu gibilere lâyıktır." diyerek ittifak ile hisarı teslîm ettiler.

Bu ay öne çıkanlar