2011-02-17

Zararlı Irkçılıkta ve Ulusalcılıkta Yahudilerin ve Dönmelerin Rolü

Zararlı Irkçılıkta ve Ulusalcılıkta Yahudilerin ve Dönmelerin Rolü



"Bu memlekette dinsiz milliyetçiliği, dinsiz Türkçülüğü Yahudiler ve Sabataycılar çıkartmıştır.Yahudiler Türkler için, İslâm’ın dışında ideolojiler, dünya görüşleri icat etmek istiyorlardı."

---- 

Geçenlerde, yayıncılık yapan bir dostum, vefat etmiş bir kimsenin kitaplarının basım haklarını varislerinden almak için müzakereler yapmış. Merhum müsbet bir kimseymiş ama varisleri dinsiz. Ergenekoncu imiş. Konuşma esnasında, milliyetçilik kelimesine itiraz etmişler. Bunda din ve muhafazakârlık var, biz ulusalcılıktan başka bir şey kabul etmeyiz demişler. Bu dinsiz imansız ulusalcılıkta, iç ve dış Yahudilerin hayli tuzu biberi bulunmaktadır.

Bendeniz son 60 yıl içinde hayli milliyetçi tanıdım, bazıları ile yakın dostluğumuz oldu. Hepsi de İslâm’a saygılı idi. Bir kısmı namazlı abdestli dindardı. Bir kısmı dindar olmasa bile dine hürmetkârdı. Asla dinsizlik yapmazlardı.

Bu memlekette dinsiz milliyetçiliği, dinsiz Türkçülüğü (Bütün milliyetçilere ve Türkçülere dinsiz demiyorum. Böyle bir şey büyük haksızlık ve terbiyesizlik olur) Yahudiler ve Sabataycılar çıkartmıştır.

Yahudiler Türkler için, İslâm’ın dışında ideolojiler, dünya görüşleri icat etmek istiyorlardı.

Mısır'ın geleceği (Acı ama gerçekci bir bakış açısı)

Mısır'ın geleceği (Acı ama gerçekci bir bakış açısı)


"Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) "Bir toplum ne haldeyse, öyle idare olunur" buyurmaktadır. Cemal Abdünnasır, Enver Sedat, Hüsnü Mübarek Mısır'a layık reislerdi. Mısır tencere, onlar kapak... Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş..."

-----

Mısır'ın hali nedir, geleceği ne olacak?.. Mübarek'in diktatörlüğü yıkılacak mı, onun yerine ne gelecek, kim gelecek?..
İslam dünyası hiç gerçekçi değil.

20'inci asırda İslam âleminde büyük kötülükler, doğru yoldan sapmalar, bidatler, sapıklıklar, çarpıklıklar, azgınlıklar görüldü. Bunlar başlıca üç ülkeden çıktı. Mısır, Türkiye, Şahlık İran'ı...

Sultan Abdülhamid'in uyanıklığı sayesinde Türkiye'de dikiş tutturamayan, barınamayan, fesat tohumları ekemeyen farmason ve takiyyeci Cemalüddin Efgâni (İrani), Mısır'da fesat tohumları ekti... Kadın konusunda Kur'ana, Sünnete, Şeriata aykırı bidatler Mısır'da zuhur etti, İslam dünyasına yayıldı. Mısır, farmasonluğun büyük merkezlerinden oldu. Medeniyet adına, terakki adına, hürriyet adına nice küfür, nifak, şikak, bid'at  oradan zuhur etti.

Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) "Bir toplum ne haldeyse, öyle idare olunur"buyurmaktadır. Cemal Abdünnasır, Enver Sedat, Hüsnü Mübarek Mısır'a layık reislerdi. Mısır tencere, onlar kapak... Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş...

Hüsnü gidecek, Hazret-i Ömer gibi âdil, muttakî, zahid bir başkan gelecek... Bu gibi bekleyişler hayalden ibarettir. Gerçek çok acıdır. Mısırlı Müslüman yazarlardan Mustafa Meşhur'un"Rabbanîlik ve Maddecilik Arasında Müslüman" (Ravza Yayınları) isimli kitabı Mısır Müslüman toplumundaki bozuklukları işliyor. Kitaptan iki paragraf iktibas ediyorum:
"Ramazan ayı, gece sohbetleri sabahlara kadar devam eden eğlenceler ve partiler düzenleme ayı halini almış bulunuyor. Bu alandaki gösterişçilik, danslı, eğlenceli sahurlar düzenlendiğinin duyurulması derecesine kadar vardı. O ayda televizyonlarda da, oldukça çirkin ve basit diziler ekrana getiriliyor. Bu diziler, sabah namazı vaktinin girmesinden kısa bir süre önce başlamakta ve birçokları bunları seyrederken sabah namazını terk etmekte, sonra da bu namazı kılmadan uyumaktadır."

"Hıristiyan Kıpti vatandaşlarımız bile, çoğu Müslümanlara karşı iyi davranmak, onlara saygı göstermek amacıyla Ramazan ayının gündüzlerinde yemeklerini gizli olarak yerlerken, bazı Müslümanlar, dine karşı bir saygı göstermeden, Ramazan ayında gündüzleri açıktan yemektedirler." (Sayfa 86-87)

Müslüman bir toplum bozulunca, Peygamberimizin haber verdiği gibi başlarına âdil olmayan, halka acımayan, zulmeden başkanlar geçer.

İyi, düzgün, âdil bir rejime kavuşmanın yolu ve reçetesi şudur:
Müslümanlar kendilerini ıslah edecekler... Ailelerini ıslah edecekler... Toplumu ıslah edecekler... Günahlarına ve isyanlarına tövbe edecekler... İtikatlarını tashih edecekler... Beş vakit namazı kılacaklar... Hür ve mukîm erkekler farz namazları cemaatle eda edecekler... Herkes ilmihalini öğrenecek... Herkes İslam ahlâkını öğrenecek ve yaşayacak... Azgınlıklara son verecekler... Bütün Müslümanlar bir ve beraber olacaklar... Başlarına ehil bir İmam (reis) seçip ona biat edecekler...

Bir kavim, kendi cüz'î iradesiyle kendisini bozmazsa, Allah onları bozmaz.
Bozuk bir toplum, kendisini düzeltmezse, o toplumun başına iyi insanlar geçemez.
Farz edelim ki, günahlara batmış, azmış; Kur'an, Sünnet ve Şeriat yolundan çıkmış, paramparça olmuş, çeşitli hizipler ve fırkalar birbiriyle çekişip ve tepişen, fısk ve fücurun yaygın hale geldiği bir toplumun başına Ebu Bekir Sıddîk radiyallahu anh gibi son derece salih, sadık, velî bir zat geçse ne olur?.. Nefislerine zulmedenler onu başkanlıktan indirip kovarlar.
İnşaallah Mübarek iktidardan düşer, İnşaallah yerine beteri gelmez. 

Mehmet Şevket Eygi
31 OCAK 2011

"Ey nefis! Bildin mi, ben kimim ve sen kimsin?"

"Ey nefis! Bildin mi, ben kimim ve sen kimsin?"



Allâh'u Teâlâ ne zaman ki nefsi yarattı;ona sordu:
"Ey nefis!Bildin mi, ben kimim ve sen kimsin?"
Nefis: "Sen sensin, ben de benim" diye cevap verdi.

İşte nefis o zamandan beri Allâh'u Teâlâ’nın huzurunda senlik benlik davasında bulundu, hâlâ da bu davayı bırakmamıştır..

Allâh'u Teâlâ bunun üzerine nefse hışım etti. O hışmın pırıltısından cehennem yaratıldı. Allâh'u Teâlâ’nın emri ile cehennem 3 bin sene yakıldı. Öylesine karardı ki cehennemin içinde göz gözü görmez hale geldi ve iyice ısındı.

Allâh'u Teâlâ’nın emri ile nefs, cehenneme atıldı. İyice yandıktan sonra çıkarılıp Allâh'u Teâlâ’nın huzuruna getirildi ve soruldu:

"Ey nefis! Sen kimsin, ben kimim?"

Nefis: "ben benim, sen de sensin" diye cevap verdi.

Allâh'u Teâlâ bin yıl daha cehennemde yakılmasını emretti.

Tekrar çıkardılar ve kendisine sordular. Yine aynı cevabını verdi.

Allâh'u Teâlâ’nın emri ile bin yıl daha cehennemde yakıldı. 
Böylece nefs-i emmâre toplam 3 bin yıl cehennemde yandı ve senlik-benlik davasınından vazgeçmedi.

Bunun üzerine Allâh'u Teâlâ "nefsin gıdasının kesilmesi" emrini verdi.

Nefsin gıdası kesildi ve 3 günde feryadı basarak: "Beni Rabbime iletin" dedi.

Cehennem görevlileri hayretler içinde kalıp:

"Bu nefis üç bin yıl cehennemde yanıp türlü türlü azaplar çekti, 
bir defa olsun "RABBİM" demedi. Şimdi gıdası üç gün kesildi, tuttu "beni Rabbime iletin"dedi.

Cehennem malikleri Allâh'u Teâlâ’ya niyaz edip, şöyle dediler:

"İlâhi! Sen gaibleri bilicisin. Şu nefis ki 3 bin yıl cehennemde yandığı halde hiç kimseye baş eğmedi. 
Şimdi üç gün aç kaldı, "BENİ RABBİME GÖTÜRÜN" diye feryada başladı." dediler.

Allâh'u Teâlâ huzuruna getirilmesini irade buyurdu. Gittiler nefsi getirdiler. 
Allâh'u Teâlâ nefse sordu:

"Ey Nefis! Bildin mi, ben kimim, sen kimsin?"

Nefis bu defa şu cevabı verdi:

"Bildim Mevlam. Sen Rabbimsin, ben de senin âciz kulunum"

Müzekkin-Nüfus (Eşrefoğlu Rumi Hz.) Sayfa:296-297

İnsanın nefsi isteklerini terbiye etmesinin en etkili yollarından biri  az yemektir.
---

Mısır'ı ve Arapları çıkmaza sokan sahte din alimi AFGANİ KİMDİR?

Mısır'ı ve Arapları çıkmaza sokan sahte din alimi AFGANİ KİMDİR?



"İslâm dünyasında terörizmi, siyasî cinayetleri teşvik etmiştir. Nasirüddin Şah’ı Afganî’nin bir hayranı ve müridi katl etmiştir."


----
Gençliğimde Cemalüddin Afganî’yi beğenirdim. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeyken, Ankara’daki Afganistan elçiliğine mektup yazmış, Afganî hakkında kitap istemiştim. Onlar da, eksik olmasınlar Afganistan’dan birkaç kitap getirtmişler, bendenize hediye etmişlerdi.

Sonra Afganî hakkında malumatım çoğaldı, bende tereddütler başladı. Bir müddet sonra da onu terk ettim. Artık yıllardan beri Afganî’ye karşıyım.

Onun bütün ansiklopedilerde yer alan ünlü bir şahsiyet olduğunu biliyorum ama kesinlikle onu bir İslâm önderi, bir uyanış lideri olarak kabul etmiyorum.

Taqiyye yaparak Şiîliğini gizleyip kendisini Sünnî olarak göstermesini doğru bulmuyorum.Sünnîler Müslüman değil mi? Din kardeşi değil mi? Onları kandırmak elbette doğru olmaz.

İran’ın Esedabad şehrine mensup olduğu halde yine taqiyye yaparak kendisini Afgan gibi göstermiştir. Bu da bir aldatma değil midir? Müslüman, Müslümanları aldatır mı?

Kaynaklar onun Mısır’da, “Kainat’ın Yüce Mimarına” inanan İngiliz mason locasına girdiğini ve sonra buradan atıldığını bildiriyor. Sebep: Hiç inancı olmaması imiş!..

İslâm dünyasının bugünkü kaosunda, kargaşa ve anarşisinde Afganî’nin büyük miktarda tuzu biberi vardır.Klasik geleneksel Ehl-i Sünnet Müslümanlığına karşı, ictihadın yaygın hale gelmesini, herkesi ictihad yapması tezini ortaya atmıştır.

Afganî, Sultan Abdülaziz zamanında İstanbul’a gelmiş, Darülfünun’da (Üniversitenin eski adı) bir konferans vermişti. Peygamberliği, çalışarak elde edilebilecek bir sanat olarak gösterdiği için de Osmanlı ulemâsının haklı ve yakıcı yıldırımlarını üzerine çekmişti. Osmanlı Devlet-i Aliyyesinin Şeyhülislâm’ı Hasan Fehmi efendi onu tekfir etmişti(kafirdir fetvası vermişti). Dersiam vekili Halil Fevzi efendi ise Afganî’ye karşı “es-Süyûfü’l-Kavati” isminde bir reddiye yazarak yanlış fikir, görüş ve iddialarını çürütmüştü. Bu konferans, Darülfünun’un kapatılma sebeplerinden biri olmuştur.

Afganî’nin İslâm düşmanı Ernest Renan’a reddiye yazdığı söylenir durur. Reddiye yazmamıştır, adeta onu doğrulamşıtır.
Kahire’de kaldığı yıllarda bir Müslüman mahallesinde oturmamış, Yahudi mahallesinde oturmuştur.

Uyanık ve şefkatli padişah İkinci Sultan Abdülhamid Hân hazretleri Afganî’nin menfi(olumsuz) bir şahsiyet olduğunu anlamış ve kendisine Teşvikiye’de bir konak vermiş, orada ev hapsinde (ama altın kafes içinde) yaşatarak mazarratına, fitne ve fesadına sed çekmiştir.

Bugün elimizde, Afganî’yi mahkum etmeye yetecek miktarda kitap, ilmî makale, belge, sağlam bilgi bulunmaktadır. Bunların sentezinin yapılması, ortaya ciddî, âdil, tutarlı bir dosya konması gerekmektedir. Afganî hakkında kesin gerçekler şunlardır:
1. Sünnî değildir, Şiî kökenlidir.Şiîliği de sosyolojik Şiîliktir.
2. Afgan değildir, İranlıdır.
3. Ateist olduğuna dair iddialar, karineler, büyük şüpheler vardır.
4. Ehl-i Sünneti ve Cemaati temellerinden dinamitleyen fikirler, tezler, görüşler ortaya atmıştır.
5. Yeterli ilmi, ehliyeti, icazeti olmayanların ictihad yapmalarını, ictihadın yaygın hale gelmesini teşvik etmiştir.
6. İslâm dünyasında terörizmi, siyasî cinayetleri teşvik etmiştir. Nasirüddin Şah’ı Afganî’nin bir hayranı ve müridi katl etmiştir.
7. İngiliz ajanı Blunt ile işbirliği yaparak meşrû Halife Sultan Abdülhamid’i tahtından indirme planları yapmıştır.

Bütün Ehl-i Sünnet ulemâsı, fukahası ona karşıdır.
Büyük fakih, büyük alim Yusuf İsmail en-Nebhanî onu yermiştir.
Keşif ve keramet sahibi mürşid-i kâmiller onun bozuk ve zararlı taraflarını Müslümanlara bildirmişlerdir.
Afganî’nin içyüzü hakkında derli toplu bilgi edinmek isteyenler… “Ehl-i Sünneti Müdafaa ve Bid’atleri Tenkit,C. 1″ adlı kitaptaki makaleyi okumalıdır. (Bedir Yayınevi, 466 sayfa. 5 TL. Telefon:                         0212/519 36 18       )

Afganî’nin menfi bir şahsiyet olduğuna dair Ehl-i Sünnet camiasında tevâtür derecesinde bir ittifak bulunmaktadır.
Ülkemizde bazı reformcu, kendilerine göre müctehid, yeni bir İslâm türetmeye çalışan; biraz mutezile, biraz Şiî yenilikçiler Afganî’yi göklere çıkartmakta, onu büyük mürşid ve rehber ilan etmektedir. Ona yöneltilen tenkitler için “Afganî’yi tenkit edenler onun taharet bezi olamazlar” denildiğini hatırlıyoruz.

Bendeniz sövülsün sayılsın demiyorum. İlmin, sağduyunun, Ehl-i Sünnet İslâmlığının, sahih vesikaların, doğru bilgilerin ışığında Afganî’nin içyüzü açıklansın diyorum.

Afganî efsanesi yıkılmalıdır.
Bu yıkım işi yapılırken haksızlık, adaletsizlik yapılmamalıdır.
Afganî, İslâm dünyasına bir ıslahçı, bir kurtuluş önderi, bir inkılâpçı olarak takdim edilmemelidir.
Bu konuda Müslüman fikir ve kalem erbabı, taharet bezi edebiyatıyla değil, çok ciddî, daha çok sâkin, çok seviyeli ve ilmî seviyede tartışmalıdır.

Onun, Allah’a inanan masonlar tarafından locadan atılması bile aslında yeterli bir delildir.
Gariptir ki, Mısırlı Masonların locadan kaydını sildikleri Afganî için Türk Masonları övgü dolu bir makale yayınlamışlardır.
Bir insanı mahkûm etmek için dosyasını bütünüyle ele almak gerekir. İşte bu yapılmıyor. Afganî hayranları, Afganî taraftarları bir tür avukatlık yapıyor, aleyhindeki iddiaları meskutün anh geçiyor.

Lütfen Afganî’yi âdil bir şekilde ele alalım, inceleyelim…O zaman gerçekler gün gibi ortaya çıkacaktır.
Ehliyetleri olmadığı halde bâtıl ictihadlar yapanlar onu çok seviyor, çok destekliyormuş. Bu çok tabiîdir.
Sünnîlerin bu zatı sevmeleri, desteklemeleri mümkün değildir. Yeterli bilgisi ve sezgisi olanlar ne demek istediğimi iyi anlar.
Afganî, Ehl-i Sünnet Müslümanlarına imam, önder, rehber, kılavuz olacak temiz bir şahsiyet değildir.
Bid’atçiler ve Masonlar onu çok seviyor ve tutuyormuş.Bu bizi bağlamaz.

Mehmet Şevket Eygi

Bu ay öne çıkanlar