Partinin adı ne olur bilemeyiz de amacı belli: Ortadoğunun ve Asya'nın tamamen Hıristiyanlaştırılması yolunda Türkiye'nin azami yardımı sergilemesi ve ABD-İsrail menfaatlerini gözetmesi. Bunları yaparken de İslami bir hüviyeti sergileyerek bağlılarını aldatabilmesi... Dinler arası diyaloğun daha etkin hale getirilmesi ve gelecek kuşakların Türklerinin tamamen Hıristiyanlaştırılması...
Misyonerlik Faaliyetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Misyonerlik Faaliyetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2012-03-15
"Fethullah Gülen parti kuracak." Kadir Mısıroğlu
Partinin adı ne olur bilemeyiz de amacı belli: Ortadoğunun ve Asya'nın tamamen Hıristiyanlaştırılması yolunda Türkiye'nin azami yardımı sergilemesi ve ABD-İsrail menfaatlerini gözetmesi. Bunları yaparken de İslami bir hüviyeti sergileyerek bağlılarını aldatabilmesi... Dinler arası diyaloğun daha etkin hale getirilmesi ve gelecek kuşakların Türklerinin tamamen Hıristiyanlaştırılması...
Etiketler:
Dinler arası diyalog
,
Fethullah Gülen
,
Kadir Mısıroğlu
,
Misyoner MOON Tarikatı
,
Misyonerlik Faaliyetleri
,
Videolar
2012-02-13
Bunlar insanı dinden-imandan eder. Dinler arası diyalogda gelinen nokta...
![]() |
| Bunlar insanı dinden-imandan eder. Dinler arası diyalog da gelinen nokta... |
- Bir kimse Yahudi ve Hırsityanların da cennete gireceğini söylerse İslam'dan çıkar.
- Bir kimse "Müslüman isevi" olabileceğini, peygamberimizi tasdik etmeyen Hıristiyanların da müslüman sayılabileceğini söylerse İslam'dan çıkar.
(Bu kavram ilk olarak Risale-i Nur'da kullanılmıştır ve bu risaleleri esas alanlar inatla bu batılı savunmaktadırlar. Muteber ehl-i sünnet alimlerinin hiç biri böyle uydurma bir kavram kullanmamışlardır.)
- Bir kimse "Yahudi ve Hıritiyanları dost edinmeliyiz" derse İslam'dan çıkar.
(Allah Kur'an-ı Kerim'de açık bir ifade ile "Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar" buyuruyor.)
- Bir kimse "Gayr-i Müslim mü'minler" diye bir şey iddia ederse İslam'dan çıkar...
(Bu batıl iddiaya Zaman gazetesinin eki Ailem dergisinde bir kaç kez yer verilmiştir)
- Bir Müslüman kadını gayr-i Müslim biri ile evlenirse İslam'dan çıkar..
(Dinler arası diyalog çalışmaları çerçevesinde Harran'da bir araya gelen diyalogçular Müslüman kızı ile Hıristiyan erkeğini evlendirmişler ve nikahı da üç dinin temsilcilerine -Hoca, Papaz ve Hahama- kıydırmışlardır)
- Bütün bunlar ve benzerleri Misyonerlerin ve siyonistlerin taktik oyunlarından başka bir şey değildir. Dikkat edin kaybedeceğiniz ebedi hayatınız... Üç günlük dünyanız değil.. Zira bütün bunlar Kur'an'ın ve Hz. Peygamberin bildirdiklerine taban tabana zıt inanışlar...
Bunlara riayet etmeyenlere İslam hukukunda Mürted denir. İslam devleti bunların Azrail aleyhisselam ile randevularını en kısa zamanda gerçekleştirir...
Sonra ne Azrail'e kızabilirler, ne de devlete... Hatta Azrail'e hiç kızamazlar çünkü o bir melek...
______
Önce size merhum Nasreddin hocadan bir fıkra anlatayım: Hoca’nın devrinde bir ara asayiş sebebiyle, bıçak, kama vb. şeyleri taşımak yasaklanmış. Mutat aramalarda müderris olan Hoca’nın üzerinde kocaman bir kılıç bulunur.Subaşı, Hoca’ya sorar,
”Hoca bu nedir?”
“Bu tashih bıçağıdır.Yazılardaki yanlışlıkları bununla kazıyorum.”
“Hocam, bu nasıl tashih bıçağıdır, bizim bildiğimiz o küçücük bir şeydir. Seninki yarım metre boyunda? “
“Dediğiniz doğru, eskiden kafi geliyordu, fakat şimdi bildiğiniz gibi değil, öyle hatalar, yanlışlıklar yapılıyor ki, kazımakda bu bile az geliyor.”
***
Şimdi de gazetelerde yayınlanan bir haberi vermek istiyorum:
“Lester Kurtz ve Mariam (Meryem) Kurtz, Dinlerarası Diyalog toplantısının en ilginç konuklarıydı. Biri Teksas’tan yani Amerikalı, diğeri Darussalem yani Tanzanya’dan. Biri metodist protestan bir ailede büyüyüp Quaker (tarikat üyesi)olarak hayatını sürdürüyor, diğeri ise Müslüman. Biri Teksas Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü, diğeri ise gazeteci. Afrika’da katıldıkları bir konferansta tanışıp evlenmeye karar vermişler. Amerika’ya yerleşip resmi nikahlarını yapmışlar ve tam bir yıldır dini nikah kıymak için beklemişler. İşte bu bekleyiş, nihayet Urfa’da son buldu.
Haham, papaz ve müftünün huzurunda kendisini Kelime-i şehadet getirerek ‘hem Hıristiyan, hem de Müslüman’ ilan eden ve aynen çifte vatandaşlıkta olduğu gibi çifte dinli olmak istediğini ve Meryem ile evlenerek geçmişinde sahip olduğu Hıristiyan kültürle İslam kültürünü meczetmek istediğini belirten Lester, ‘ İslamiyet’in güzellikleri ile geçmişimdeki Hıristiyanlıktan kaynaklanan güzellikler arasında bir tezat görmüyorum ve iki dinin güzelliklerini İbrahim Peygamber’in mekanında Musevi dostlarımın da duaları ile Meryem’le birlikte dini nikah kıyarak sürdürmek istiyorum’ dedi.
Gözleri dolu bir biçimde bu anı beklediğini belirten Meryem ise, Lester’in geçen yıl bir ay oruç tuttuğunu, Ramazan boyunca beş vakit namaz kıldığını, birlikte Hıristiyan bayramlarını da kutladıklarını; fakat İslami usullerle nikah kıymayı hep arzuladıklarını vurguladı. Üç dinin duaları ile salevatlar eşliğinde gerçekleşen nikah merasimi, katılımcıları derin ve anlamlı düşüncelere sevk etti. Bu evlilik, diyaloğun bir göstergesi olarak algılandı.”
(15 Nisan 2000 Cumartesi-Zaman Gazetesi)
Gel de şimdi Hoca’nın fıkrasını hatırlama. Fakat, olaydaki yanlışlıkları Hoca’nın kılıcı da düzeltecek gibi değil… Çünkü, diyalogun neticesi, meyvesi olarak takdim edilen olay, tamamen gayri İslami…Yapılanı izah etmeye kalksam günler sürer. Zaten lüzum da yok; her Müslümanın bildiği yanlışlıklar… Bu olay, Hıristiyan aleminin ne yapmak istediğini açık şekilde ortaya koymaktadır.
Şimdi sormak lazım: Bu bir dinlerarası diyalog mu, yoksa dinleri birleştirme mi? Diyalog, zaten asırlardır devam etmektedir. Mesela, İstanbul’da aynı sokakta, Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi iyi komşuluk içinde yaşıyordu. Birbirlerinin inançlarına saygı gösteriyorlardı. Fakat, hiç bir Müslüman, nikah için, Kiliseye, Havraya gitmezdi. Onlar da camiye gelmezdi. Herkes kendi ibadetini kendi mabedinde yapardı. Olması gereken de zaten bu değil mi? Bunun tersini düşünmek saygısızlık, inançları hafife almak olmaz mı?
Bu toplantılar ile ilgili şöyle de bir yorum gözüme çarptı:
“Ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Garip olan şudur ki, ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da, ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken, teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir.”(17 Nisan 2000 Pazartesi-Zaman Gazetesi-Ahmed Şahin’in “Ehl-i kitapla amentüde ittifakımız var!” başlıklı yazısından alıntı)
İnsan ne söyleyeceğini bilemiyor doğrusu… Derler ya, küçük dilimi yuttum… Aynen öyle. Şimdi bu iddia sahibine sormak lazım: Onlarla aramızdaki fark, amentünün sonundaki, “Ben şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam, O’nun kulu ve resulüdür.”hükmüdür. Müslümanı Müslüman yapan da bu farktır. Bu fark olmasaydı, İslamiyet olur muydu? Bu farka hiç “teferruat” denebilir mi? Peygamberimiz bu farkı kabul ettirmek için mücadele etmedi mi? Dört büyük halife, diğer Eshabı kiram efendilerimiz, başta ecdadımız Osmanlılar olmak üzere bütün Müslüman devletler, asırlardır bu farkı dünyaya tebliğ için çalışmadılar mı? Bütün bunlar teferruat mıydı?..
***
“Diyalogdan Düğüne” başlıklı haber ve “düğün” den görüntüler:
İnsan ne söyleyeceğini bilemiyor doğrusu… Derler ya, küçük dilimi yuttum… Aynen öyle. Şimdi bu iddia sahibine sormak lazım: Onlarla aramızdaki fark, amentünün sonundaki, “Ben şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam, O’nun kulu ve resulüdür.”hükmüdür. Müslümanı Müslüman yapan da bu farktır. Bu fark olmasaydı, İslamiyet olur muydu? Bu farka hiç “teferruat” denebilir mi? Peygamberimiz bu farkı kabul ettirmek için mücadele etmedi mi? Dört büyük halife, diğer Eshabı kiram efendilerimiz, başta ecdadımız Osmanlılar olmak üzere bütün Müslüman devletler, asırlardır bu farkı dünyaya tebliğ için çalışmadılar mı? Bütün bunlar teferruat mıydı?..
***
“Diyalogdan Düğüne” başlıklı haber ve “düğün” den görüntüler:
Etiketler:
ahmet şahin
,
CIA
,
Dinler arası diyalog
,
diyalogtan düğüne
,
Misyoner MOON Tarikatı
,
Misyonerlik Faaliyetleri
,
slider
,
zaman gazetesi
Bu işte bir tuhaflık yok mu? PAPA ile neden Fethullah Gülen görüştü?
![]() |
| Bu işte bir tuhaflık yok mu? PAPA ile neden Fethullah Gülen görüştü? |
Türkiye’den Papa’yla görüşmesi icab eden birisi varsa, bu sadece Diyanet İşleri Başkanı olmalıydı, niye Fethullah Hoca gitti?
Müftü değil, imam değil, vaiz değil, müezzin bile değil. Yani hiçbir resmî hüviyeti yok.
Buna rağmen kendisiyle görüşülmesi oldukça zor olan, ve değme resmî insanın 6 ayda bile kolay kolay görüşemediği Papa’yla rahatça görüşebiliyor; hayret. Bunda bir anormallik yok mu?
Bir hayret daha: kendisini orada Türkiye’nin büyükleçisi karşılıyor! Mesela, bir vilayete giden başbakanı oranın valisi karşılar. Ama aynı vali, başbakanın bulunduğu yere gitse, başbakan onu karşılamaz. Çünkü alt makamdakiler daima üst makamdakileri karşılar. Fethullah Hoca, T.C. nezdinde, büyükelçiden daha üst bir makamda mı ki, onu büyükelçi karşılamıştır?
Ali EREN
Gazeteci - Yazar
Etiketler:
CIA
,
Dinler arası diyalog
,
Fethullah Gülen
,
gizli kardinal fethullah gülen
,
Misyoner MOON Tarikatı
,
Misyonerlik Faaliyetleri
,
slider
,
vatikan
Diyalogcular Sayesinde Vatikan Artık Rahat Uyuyor, Buna İzin Verme
![]() |
| Dinler Arası Diyalogcular Sayesinde Vatikan Artık Rahat Uyuyor, Buna İzin Verme |
Tarih boyunca hep öyle olmuş; hakim kültür, hakim güç, diğerlerini kendi potasında eritmeye çalışmıştır. Bu tehlikeyi gören, bilen, tedbirini alan kendini koruyabilmiş, en azından bozulmaktan, yok olmaktan kurtulmuştur.
Bugün de yapılan budur. Batı,kültürünü bütün dünyaya enjekte etmekte, kendi örf ve adetini, yaşayışını, dinini hakim kılmaya çalışmaktadır. Batı görünüşte, biz laikiz, Hıristiyan dininin etkisi altında değiliz dese de, her insan kendi dinin yayılmasını, dindaşlarının çoğalmasını ister, bu insanın tabiatında vardır.
Son zamanlarda iyice ortaya çıkmaya, açıkca ifade edilmeye başlandı. Batı, teknolojisi ile beraber mensubu olduğu Hıristiyan dinini el altından empoze etmektedir. Misyoner teşkilatının yoğun faaliyetleri, Hıristiyan Moon tarikatının ”Dinlerarası diyalog” adı altında, lüks otellerde toplantılar düzenlemesi ve kendilerine üye olan veya yakınlık duyan entelleri, aydın din adamlarını (!)yurt dışında lüks ortamlarda ağırlamaları, potada eritme çalışmalarının bir parçasıdır.
Bu faaliyetler, Osmanlının zayıfladığı son dönemlerde başlamıştı. İngilizlerin rehberliğinde başlayan bu çalışmaların geçmişte olduğu gibi hezimete uğramaması için çok ince planlar yapıldı. İslamiyete orijinal haliyle kaldığı müddetçe zarar veremeyeceklerini iyi anladıkları için onu içeriden çökertmeye karar verdiler.
Bunun için İslam adı taşıyan sapık fırkalara el altından destek verdiler. Ehli sünneti bozmak, parçalamak için de, kademeli plan hazırladılar. İslam ülkelerindeki maşaları vasıtasıyla birinci safhada, alimleri, evliyaları kötüleyerek halkın nezdinde itibarlarını kaybettirdiler. İkinci safhada, İslâm dininin ana kaynaklarından biri olan ictihadı ve mezhep imamlarını hedef seçtiler. Bunu yaparken de çok sinsice hareket ettiler. “Bu büyük imamların büyük hizmeti olmuştur fakat, bugün de ictihad yapacak kimseler vardır, onlar da ictihad yapmalıdır, ictihad kapısı artık aralanmalıdır” dediler.
Daha sonra gelenler, kapı aralığını kafi görmeyip, kapıyı sonuna kadar açtılar. Daha sonrakiler ise kapıyı tamamen söküp bir tarafa fırlattılar. Mezhepleri inkar ettiler. Böylece dinimizde Kur’an-ı kerimden sonra gelen kaynak olan Hadis-i şeriflerin kapısına dayandılar.
Yine aynı taktikle önceleri, Hadis-i şerifler olmadan, Peygamberin rehberliği olmadan din öğrenilemez, Peygambersiz din olmaz dediler. İşi bu noktaya getirdikten yani, alimleri, mezhepleri yok ettikten bir müddet sonra da, hadisleri tartışmaya açtılar. Tartışmaya açmalarının sebebi, bir müddet sonra hadisleri yani Hazret-i Peygamberi ve tatbikatını da ortadan kaldırmaktı.
İşte bugün gelinen nokta budur. Bugün artık rahat bir şekilde, “Bir Müslüman için, Kur’an-ı kerim kafidir. Herhangi bir kimse, Kur’an-ı kerim mealini alıp, okuyarak öğrendikleri ile, anladıkları ile dinini yaşayabilir. Anladığı doğru veya yanlış ne olursa olsun, yaptıklarından ahirette hesaba çekilmez, azaba düçar olmaz, ayrıca Peygamberin açıklamalarına da ihtiyaç yoktur. Peygamberin açıklamalarına ihtiyaç vardır diyen dinden çıkar. Çünkü, Peygamberin görevi, Kur’an-ı kerimi getirmekle bitmiştir" diyebiliyorlar.
Maalesef bu düşünce bütün ilahiyat fakültelerinde hakim görüştür. Geçenlerde birkaç ilahiyat talebesi ziyaretime geldi. Anlattıkları tüyler ürperticidir: “Kırkbeş kişilik sınıfta, ehli sünneti, âlimleri, mezhepleri savunan 3-5 kişi kaldık. Hocalar her fırsatta bizi aşağılıyorlar, çağ dışı kalmakla suçluyorlar. İmam-ı a’zamla, diğer eski âlimlerle, fetvaları ile alay ediyorlar. Ondört asırlık birikimi bir çırpıda reddediyorlar. Her fırsatta bunları kötülüyorlar. Hadislere şüphe ile yaklaşıyorlar. Kur’an-ı kerimi de sanki kendilerine inmişcesine, istedikleri gibi yorumluyorlar. Tabii ki, biri başka türlü diğeri başka türlü yorumluyor. Hal böyle olunca da öğrencide dine karşı şüphe, soğukluk meydana geliyor. “
Şimdi sıra Kur’an-ı kerimde. Şu âyet tarihsel sürecini tamamlamıştır, bu âyet çağımıza uymaz, (bkz.Fethullah Gülen,Küresel Barışa Doğru, s.45) şu ayet sonradan ilavedir gibi sözlerle şüphe uyandırarak, Kur’an-ı kerimi geçersiz, hükmünü tamamlamış bir kitap haline getirmek.
Artık bu son safhadan sonra, Müslümanların Hıristiyan olmasında bir engel kalmamış olacak. Vatikan’ın uykuları kaçmayacak, rahat bir uyku uyuyacak. Ondört asırlık intikamını almış olacak. Vatikan intikamını almış olacak da, bu işlere âlet onların hali ne olacak, nasıl can verecekler, nasıl hesap verecekler?
Etiketler:
Dinler arası diyalog
,
Fethullah Gülen
,
Misyoner MOON Tarikatı
,
Misyonerlik Faaliyetleri
,
slider
,
vatikan
2012-02-09
Doritos Paketindeki Hıristiyan Haçı
Özellikle gençlerin sıkça yediği Doritos markalı ürünlerin paketlerinde Hıristiyanlığın sembolü olan figürler dikkat çekiyor. Dometesin içine yerleştirilen Haç ile aslında size ne yediğinizi anlatmak istiyorlar. Siz çitos yemiyorsunuz, aslında “bu misyonerliği yiyor ve aldığınız her pakette destek veriyorsunuz.”
Ve tepkiler üzerine Hıristiyan Doritos paketlerini değiştirdi. Biz buna rağmen Doritos yemiyoruz...
![]() |
| Doritos Paketindeki Hıristiyan Haçı |
Ve tepkiler üzerine Hıristiyan Doritos paketlerini değiştirdi. Biz buna rağmen Doritos yemiyoruz...
![]() |
| Doritos Paketindeki Hıristiyan Haçı |
2011-11-15
Filistin'i Kim Sattı?
![]() |
| Filistin'i Kim Sattı? |
Akka'nın eski Umumi Müdürü Nabluslu Muhammed Tevfik Bihke'nin eski Reji Müdürü Muhammed Said Ve Bihkey'e bağlı Bihar Nahiye Müdürü Beyrutlu Suphi Efendilerin raporu, Filistin topraklarının rüşvet ve para hırsıyla Yahudilere gittiğini ispatlıyor.
Yahudilerin. Filistin'e yönelik yerleşme, yurt ve bağımsız ülke kurma operasyonları Temmuz 1882'lerde resmen başlamıştır. Önceleri Batılı Yahudi zenginlerin Filistin'den para ile Yahudiler için Osmanlı'dan toprak satın alma girişimleri ile başlayan bu operasyonlar, siyonizmin lideri Theodor Herzl'in 1896-1902 yılları arası tam beş defa İstanbul'u ziyaret ederek amacına ulaşmak için yaptığı girişimlerle yeni bir boyut kazanmıştı. II. Abdülhamid, Theodor Herzl'in her teklifini -vaat ettiği para ve medya desteğine rağmen- kesin bir dille reddetmiş, padişah, arkadaşı Newlinski aracılığı ile Theodor Herzl'e şu ültimatomu göndermişti:
"Eğer Bay Herzl, senin arkadaşın ise ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak salmam. Zira bu valan hana degii milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan, tekrar kanlarımızla Örteriz. Benim, Suriye ve Filistin alaylarımın askerleri birer birer Plevnede şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi bile geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Devlet-i Aliyye bana ait değil, Türk milletinindir. Ben onun biç bir parçasını veremem, Bırakalım Museviler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman Filistin'i karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz parçalanarak, bu ülke taksim edilebilir. Ben, canlı bir beden ûzerinde ameliyat yapılmasına asla müsaade edemem." 2
"Filistin'i satmayız"
Fakat buna rağmen bugün olduğu gibi dün de Yahudiler Avrupa'da "Ermeni Meselesi"nde Türkiye'yi destekleyecek, Osmanlı'nın Avrupa'daki borçlarını ödeme girişiminde bulunanacak, hatta 30 milyon sterlini bulan tüm Osmanlı borçlarını Filistin'e karşılık tasfiye etme ve ödeme girişiminde bulunacaklardı. Hiç olmazsa Hayfa dahil Akkâ sancağı kendilerine verilmeliydi. Fakat Osmanlı yetkilileri, buna karşılık, Yahudi girişimcilere ekonomik bazı imtiyazlar verebileceklerini, ama asla Filistin'i vermeyeceklerini söylüyorlardı. Washington'daki Osmanlı Büyükelçisi Ali Ferruh Bey, 24 Nisan 1899'da bir Amerikan gazetesine verdiği demeçte "Ceplerimize milyonlarca atlın doldursalar, hükümetimiz Arap memleketlerinin hiç bir bölümünü satmak niyetinde değildir" diyordu. Ali Ferruh Bey aynı beyanatında, Filistin meselesinin ekonomik değil, siyasî bir mesele olduğunu, bu nedenle de Maliye Nezareti'ni ilgilendirmediğini söylemişti.3
Siyonistlere tedbir
II. Abdülhamid, sadece Siyonistlerin teklifini reddetmekle kalmamış, onlara karşı Filistin'e yerleşmemeleri için etkin önlemler de almıştı. Bu nedenle de büyük güçler nezdinde diplomatik girişimlerde bulunulmuş, Musevilerin Siyonistleşmesini engellemeye çalışmış, Duhuliye Nizamları hazırlatmış, Siyonistlerin yabancı himaye elde etmelerini önlemek için çaba harcamış ve Filistin'den Yahudilerin arazi satın almalarını yasaklamıştı.
Önce Alman İmparatoru II. Wilhelm ile görüşerek ona Herzl'in tasarısının (Siyonizmin) "Osmanlı'nın toprak bütünlüğü ve egemenliği" prensibiyle bağdaşmadığı anlatılmış, daha önce Siyonizme destek veren Almanya 1900'lerde bu tavrından vazgeçmişti. Ağustos 1903'de Rus İçişleri Bakanı Plehve, Dr. Herzl'e bir mektup yazarak, "Amacı Filistin'de bağımsız bir devlet kurmak olduğu sürece Rus Hükümeti olarak Siyonizm'in arkasındayız" diyordu. Ancak kısa bir süre sonra Rusya bu vaadini unutarak Siyonizmi desteklemekten vazgeçmemişti. Fransa Hükümeti, Filistin'i asırlardır göz diktiği Suriye'nin içinde mütalâa ettiğinden Sîyonizme zaten karşı idi. Ancak İngiltere ve ABD'de Siyonistlere büyük bir destek vardı. II. Abdülhamid, Amerika'da çok etkin olan Yahudi lobisini Siyonizmden vazgeçirebilmek için 1898'de Amerikalı Müslümanların lideri Muhammed Webb aracılığı ile Amerikan Yahudilerinin lideri Richard Gottheil'e ulaşmayı başarmış, ona "Filistin'e Yahudi iskânı" emelinden vazgeçme çağrısı yapmıştı. Osmanlı devleti, özellikle Amerika ve Rusya'daki dindar ve reformcu Yahudi gruplarla temas kurmuş, özellikle onlara, Filistin'de bağımsız bir devlet kurulursa vatandaşı oldukları ve müreffeh yaşadıkları ABD ve Rusya gibi ülkelerde herşeylerine el konulacağını, kendilerinin hiç bir maddî imkânı olmayan Filistin'e sürüleceklerini anlatmıştı. Özellikle ABD'de Siyonist Federasyonu'nun üye kaybetmesi bu girişimlerin etkili olduğunu göstermektedir.
Bu arada hususan Filistin'e yerleşmek isteyen Musevilerle ilgili de, Osmanlı ülkesine girişleri ve yerleşmelerini engelleyici ciddi önlemler alınmıştı. Önce; yurtdışındaki Osmanlı temsilciliklerine bir yazı göndererek, şüpheli Musevilerin pasaportlarının vize edilmemesi istenmişti. Avrupa'daki Siyonist faaliyetler yakından izlendiği için Özellikle Hayfa ve Yafa limanlarında Osmanlı ülkesine giren kaçak Museviler kendilerini bekleyen Türk güvenlik güçlerince sınırdışı ediliyordu. Ekim I882'de Osmanlı yönetimi, hac yapacaklar dışında tüm Musevilerin Filistin'e girmesini yasaklamıştı. Ancak bazı Siyonistler, kendilerine hacı süsü vererek Filistin'e yerleşmeyi başarmışlardı. Dahiliye Nezareti, 1884'de hacı dahi olsalar vizesiz Yahudilerin Filistin'e girmesini yasaklamıştı. 1887 ilkbaharında Filistin'i ziyaret edecek Yahudi hacıların süresi de bir ayla sınırlanmış, Musevî ziyaretçilerin ülkeyi terk etmeleri için girişte oldukça yüksek bir depozito alınmıştır. Museviler bu kez bir büyük ülkenin vatandaşı olarak Osmanlı ülkesine yerleşmeye çalışmışlar. Ağustos 1898'de Filistin kapıları hangi ülkenin vatandaşı olduğuna bakılmaksızın tüm Yahudilere kapatılmıştır.
Kırmızı pasaport
21 Kasım 1900'de yayınlanan Duhûl Şartları Nizamnamesi ile Siyonistlerin Filistin'e yerleşmesini önlemek için "Kırmızı Pasaport" uygulaması başlatılmıştı. Bu arada Osmanlı ülkesinde yaşadığı halde ABD ve İngiliz vatandaşı olup bazı haklar kazanmak isteyen Museviler de, tâbiiyyetine girdikleri ülkelerde yaşamak zorunda bırakılmışlardı.
1867 tarihli Osmanlı Arazi Kanunnamesi Musevilerin Kutsal Topraklarda arazi almalarını engellemiyordu. 5 Mart 1883'de çıkarılan yeni kanun yabancı Siyonistlerin Osmanlı ülkesinde taşınmaz mal satın almalarını yasakladığı halde, Osmanlı vatandaşı olan Yahudilere herhangi bir yasak getirmiyor, bu nedenle de yerli Yahudilere Siyonist örgütlerce para verilerek bölgede önemli bir toprak parçasının Siyonistlerce satın alınması sağlanıyordu.
Böylece bazı Siyonist koloniler kurulmuştu.(4) İleride nakledeceğimiz önemli bir belgede de görüleceği gibi, bir çok yerli halk ve bürokrat, bu işten para kazanma arzusuyla, bu yıllarda Filistin'in önemli bir bölümünün Yahudilere satılmasında aracılık yapmışlardı.
II. Abdülhamid yönetimi, bu konuda bölgeden gelen şikâyetleri de göz önünde bulundurarak, 1892 sonbaharında bir dizi yeni önlem almak zorunda kalmıştır. Yerli ve yabancı kim olursa olsun Yahudilerin taşınmaz mal almalarının yasaklanması, mahallî kadastro ve halka bildirilmişti.(5) Bu yıllarda Osmanlı ülkesinde yabancılara toprak satmak "hem vatan hainliği hem de ahiret azabının" nedeni olarak görülüyor, Padişahın (II. Abdülhamid'in) özel izni olmadan yabancılara toprak satma ve okul, hastane açma gibi misyonerlik kurumlarıyla ilgili haklar kesinlikle verilmiyordu.(6) Sultan II. Abdülha mid, toprağını satmak zorunda kalan Filistinli Arapların topraklarını "Hazine-i Hassa" adına kendisi satın alıyordu.
Filistin'i satanlar
15 Ağustos 1893'de üç Filistinli yöneticinin gönderdiği bir rapor, Filistin'de yaşananları, ihanet ve gafletleri bir bir ortaya koyuyordu. Raporu, Akkâ'nın eski Umumî Müdürü Nabluslu Muhammed Tevfik, Bihke'nin eski Reji Müdürü Muhammed Said ve Bihkeye bağlı Bihar Nahiye Müdürü Beyrutlu Suphi Efendiler hazırlamışlardı. Bu iki sayfalık önemli raporu sadeleştirerek ve kısaltarak Filistin'i kimlerin sattığını merak edenlerin dikkatlerine sunmak istiyoruz; (7)
"Romanya ve Rusya göçmeni Yahudilerin Osmanlı ülkesinde, özellikle Filistin'de iskânları, Filistin 'e girmeleri ve burada arazi satın almalarının padişahın yüce emri ile yasaklandığı herkesçe bilindiği halde bazıları özel çıkar ve menfaatleri, bazıları da bozguncu, zararlı fikir ve düşüncelerinin etkisiyle bu emre uymamışlardır. 1890 senesinde Yafa ve Hayfa kasabalarında Baron Hirsch'in adamları Mösyö Henger ve Mayer Zelyan aracılığı ile Yahudiler için toprak satın alınmış, Rus tebaası 140 aile Hayfa havalisine yerleştirilmişti. Bu işte onlara Akkâ Mutasarrıfı Sadık Paşa, eski Hayfa Kaymakamı Mustafa Efendi Kanevetti, yeni Hayfa Kaymakamı Ahmed Şükrü, Akkâ Müftüsü Ali, Hayfa Belediye Reisi Mustafa ve Hayfa İdare Meclisi Azasından Necip Efendi aracılık yapmışlardı. Bu ekip, düzenledikleri sahte mukavele ve belgelerle eski Adana Mutasarrıfı Şakır Paşa ve Cebel-i Lübnan ahalisinden Selim ve Nasrullahi'l-Havarî'nin vaktiyle 800 liraya aldıkları Hayfa yakınlarındaki mülkleri; Hazire, Dor-dore ve Nefbâte çiftliklerini 18.000 liraya satmış, ayrıca kendileri de 2,000 lira aracılık parası almışlardı. Bu satış sonrası bir gece içinde Hayfa Polis Memuru Aziz ve Zabıta Memuru Yüzbaşı Ali Ağaların marifetiyle Rus göçmeni 140 aile Hayfa sahillerindeki bu araziye yerleştirilmişlerdi. Padişahın iradesi (emri) nedeniyle arazi satışının yasak olduğunu çok iyi bilen Hayfa Bele diye Başkanı Mustafa Efendi, selâhiyetini kullanarak sahte ve kadim (çok eski) tarihli bir ruhsatname ile burada 140 haneli yeni bir Yahudi köyü kurmuş, onlardan bir de vergi alarak yıllardır Osmanlı vatandaşı olduklarını belgelemeye çalışmıştır. Bununla da yetinmeyen Mustafa Efendi güya bunların yıllarca Safed ve Taberiyye kazaları arasında bulunan "Mizrate'l-Hafize" köyünde asırlardır yaşadıklarını, ama nüfuslannın unutularak kaydedilmediklerini ileri sürerek onları Osman' lının nüfusu na kaydetmiş, 140 fakir Yahudi ailesinin altısından, birer mecidiye, toplam altı mecidiye, "nüfusa geç kaydolma" cezası almıştı. Böylece bir gecede 140 Yahudi aile Osmanlı vatandaşı olarak Osmanlı fakirlik ve ilmühaberi verilerek bir çok devlet hizmetinden bedeva yararlanmaları sağlanmıştı."
2011-08-08
Fethullah Gülen'i Doğru Tanımalıyız - Hıristiyanlığın Truva Atı - Dinler arası diyalog tuzağı (Belgesel video)
2011-08-02
Osmanlı, İslam alimi kılığına giren hainleri idam etmişti
![]() |
| Osmanlı, İslam alimi kılığına giren hainleri idam etmişti |
İranlı Molla Kâbız, Kanunî zamanında İstanbul'a gelip "Hz. İsa bütün peygamberlerden ve hattâ Peygamberimizden bile üstündür!" gibi sapık fikirlerle Müslümanların itikâdlarını bozmaya çalışıyor, bazı âyet ve hadisleri kendi kasır görüşü ile te'vil ve tefsir ederek, Müslümanlığı kabul etmiş görünerek Hıristiyanlığı ondan üstün göstermeye çalışıyordu.
O zaman İslâm hilâfetinin merkezi ve İslâmiyet'in muhafızı bir Sünnî Müslüman devletinin payitahtında(başketinde) böyle bir mugalatanın ortaya atılması, memleketin mâneviyyâtını sarsacak bir tehlike idi.
Bir takım câhillerin fikirlerini çelerek memleketin manevî birliğini bozmaya çalışan Kâbız'ın faaliyetleri bâzı ulemânın şikâyetleri üzerine hem saraya, hem hükümete aksetmiş, fakat meselenin hukukî mahiyetinden dolayı Molla birdenbire cezalandırmayarak Divân'da nazariyyesini (iddiasını) îzâha davet edilmiştir ki; Avrupa'da, Katoliklerin, imanlarından en hafif şekilde bile şüphe ettikleri insanları diri diri yaktıkları bir devirde; İslâm dininin en mühim esaslarına açıktan saldıran bir şahsın nihayet ilmî bir münâkaşaya ve nazariyyesini isbâta davet edilmesi, on altıncı asırda hukukun Avrupa'ya nisbetle Türkiye'de ne kadar esaslı olduğunu göstermesi bakımından bilhassa dikkat edilecek bir noktadır.
Molla Kâbız, Kânûnî'nin emriyle Divâna getirilmiş ve Şeyhül-islâm KemalPaşazâde Şemşüddin Ahmed Efendi ile o devrin büyük âlimlerinden İstanbul Kadısı Sa'düddin Çelebi ile karşılaştırmıştır.
İbni-Kemal (r.h.), Kâbız'ın bozuk fikirlerini sükûnetle dinlemiş, sonra davasının çürüklüğünü ilmî delillerle isbât etmiştir.
Nihayet söyleyecek söz bulamayan Kâbız da hatâsını itiraf etmiştir. Kendisine hatâsından döndüğü takdirde serbest bırakılacağı teklif edilmişse de, kabul etmediği için nihayet îdâmına hükmedilmiştir.
Etiketler:
İslam Alimleri
,
Misyonerlik Faaliyetleri
,
Osmanlı Devleti
,
sahtekar din alimleri
,
slider
,
Şeyhülislam
2011-07-09
Dikkat Misyoner Var
![]() |
| Dikkat Misyoner Var |
Misyonerlerin, müslümanların inançlarını bozmak için takip ettikleri metodlardan bâzıları:
1 - "İslâm ibâdet dînidir, dünyâya âit meselelerle alâkadar olmaz" inancını yerleştirmek. İslâm dîni; îtikâd (inanç), ahlâk, ibâdet, muamelat, ukûbât müeyyidelerden müteşekkil bir bütündür. Böylece dînin sâdece ibâdet kısmı alınarak diğer kısımlarını yok saymak.
2- Gizli-âşikâr şu dört şeyi yaymak: İçki, kumar, zina ve domuz eti. Bu maksatla "insan müptelâ olmadıkça, hoş vakit geçirmek için, biraz kumar oynamanın ve sarhoş etmeyecek kadar içki içmenin herhangi bir mahzuru yoktur" derler.
Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır."
3- "Peygamberlerin İslâm'dan kastının, mutlak din olduğu, Hıristiyanlık, Yahudilik gibi dinlerin de ona ulaştıracağı" bozuk fikrini yerleştirmek. Cennete gitmek için, Allah'a inanmanın kâfî geleceğini; peygamberlere îmânın şart olmadığı fikrini yayarak peygamberleri ve husûsî ile bizim peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafâ'yı (s.a.v.) devre dışı bırakmaya çalışmak.
4- Müslümanların inanç esaslarına bid'atler(İslama sonradan sokulan bozuk inanışlar) sokup, islâm'ı gericilik ve terör dîni olmakla itham etmek.
5- "Dînde zorlama yoktur" diyerek, bilhassa kadınlara, hürriyet sevdası aşılamak ve emr-i bi'l-mârûf, nehy-i ani'l-münker vazîfesini (iyiliği emredip kötülükten men etmek vazifesini) unutturmak.
6- İslâm'da kadınla erkeğin eşit olmadığından, İslâm'ın kadın haklarını ihlâl ettiğinden, kadınlara hakaret ettiğinden bahsederek kadını kullanmak. Buna delil olarak "Erkekler kadınlar üzerine kavvâmdırlar (hâkimdirler)" (Sûre-i Nisa, 34) âyet-i kerîmesini okurlar.
Halbuki âyet-i kerîmedeki kavvâm; "kadının işine bakan ve onu muhafaza eden" demektir. Erkek, kadının hakkına, malına, namusuna sahip çıkan, kadın zengin bile olsa onun ihtiyaçlarını karşılamakla mükellef olan ve bütün tehlikelerden koruma vazîfesini üstlenen mânâsına, yaradılış olarak kadından güçlü ve üstündür.
7- Müslümanları İbâdetlerden soğutmak, Namaz'dan soğutmak İçin; Allah (c.c), "Beni anmak İçin namaz kıl" (Sûre-i T&hi, 14) buyuruyor, Demek ki namaz kılmaktan maksat Allah'ı (c.c.) hatırlamaktır, 0 hâlde İllâ namaz kılmaya gerek yok. Onu hatırda tutmak kâfidir, derler.Oruçtan soğutmak İçin de; hastalar ve seferde olanlar İçin nâzll olan hükmü ortaya koyarak, derler ki: Bakın, Allah (c.c.) oruç hakkında "Oruç tutmanız sizin İçin daha hayırlıdır" diyor, yoksa İllâ oruç tutmayı emretmiyor, 0 hâlde oruç tutulmasa da olur.
Halbuki âyet-l celîlenin tamâmı (meâlen): "Ey îmân edenleri Üzerinize oruç farz kılındı. Nitekim sizden öncekilere de farz kılınmıştı, tâ ki sakınasınız. Sayılı günler, sizden her kim hasta olur veya sefer üzere bulunursa tutamadığı günler adedlnce sâlr günlerde -tutar-, oruca pek zor dayanabilecek kimse üzerine fidye (bir miskin yemeği) farzdır. Her kim hayrına (fidyeyi) artırırsa, hakkında daha hayırlıdır. Bununla beraber oruç tutmanız sizin İçin daha hayırlıdır, eğer bilirseniz." (Sûre-i Bakara, 183-184) böyledir ve apaçıktır.
Bütün ibâdetlerden soğutmak için de: "Din kalbin temizliği, ruhun selâmeti ve başkalarının hakkına tecâvüz etmemektir. Din sevgidir. Eğer bu mânâ kalbinde yerleşmişse, artık dînin sana vereceği bir şey yoktur. Senin yeter ki kalbin temiz olsun.Kur'ân-ı Kerîmde meâlen: "Sana yakîn gelinceye kadar, Rabbine ibâdet et" (Sûre-i Hicr, 99) buyurulmuyor mu?O hâlde Allah'a ve âhiret gününe dâir, kalbinde kat'î bir îtikâd hâsıl olunca, artık ibâdete lüzum kalmamış olur" diyerek müslümanları, dünyâya gönderiliş gayelerinden uzaklaştırmak isterler.
Buradaki "yakîn"den murad, ölümdür, yoksa "Allah'a ve âhiret gününe dâir, katî bir îmân ve itikat" mânâsına değildir. "Sana ölüm gelinceye kadar ibâdet et" manasınadır. Çünkü bu emrin muhatabı, Peygamber Efendimiz'dir. Bütün peygamberler gibi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, ömrü boyunca ibâdet etmiş, hiçbir zaman ibâdetten vareste olmamıştır.Şayet yakîne, "Allah'a ve âhiret gününe kat'î îtikâd" mânâsını verecek olursak, "Peygamberler, kalplerinde bu mânâyı hiçbir zaman tahsil edememiştir" netîcesi çıkar ki, bu büyük bir iftira ve büyük bir zulümdür.
2011-06-21
Bir Kısım Ermeniler Bizi İçimizden Vurmuşlardı...Türklerle savaşan Ermeni Lejyonları...
![]() |
| Bir Kısım Ermeniler Bizi İçimizden Vurmuşlardı... ERMENİ SORUNU |
Bir kısım Ermeniler, Balkan savaşları (1912-13) ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye düşmanları ile ittifak yapmış ve onlarla birlikte, gönüllü Ermeni birlikleri kurarak Türklere karşı savaşmıştır.
1914-17 yılları arasında, Ermeni gönüllü birlikleri Çarlık Rusyası ve İngiltere ordusunda Türklere karşı yürütülen hizmetlerde muharip olarak hizmet görmüştür.
Ermeniler, Türkiye ile savaş halinde olan Fransa ile 1916'da bir anlaşma imzalamışlar, Adana'da ve Arara'da (Filistin) Osmanlı ordusuyla çarpışmışlardır.
Osmanlı vatandaşı olan bir kısım Ermeniler, Van'ı zapt eden Rus ordusunu kurtarıcı gibi karşılamış ve Müslümanlara soykırım uygulamıştır.
(Bir kısım Yahudiler de Birinci Dünya Savaşı'nda Siyonist lejyonlar kurarak İngilizlerle birlikte Çanakkale ve Filistin cephelerinde Türklere karşı çarpışmıştır.)
Ermenilerin Osmanlı devletine baş kaldırmaları, Osmanlı'nın düşmanlarıyla işbirliği yapmaları, Osmanlı'ya karşı savaşmaları kendi aleyhlerinde netice vermiştir.
Ermenilerin bu coğrafyada var olmaları, kimlik ve kültürlerini muhafaza ederek yaşamaları Osmanlı barışı altında mümkündü.
Osmanlı düşmanı Ermeniler vehimlerinin, ihtiraslarının, misyonerlerin ve Emperyalistlerin kurbanı olmuşlardır.
Elbette bütün Ermeniler böyle yapmamışlardır ama neticede kurunun yanında yaş da yanmıştır.
Ermeniler yanlış ata oynamışlar ve kumarı kaybetmişlerdir.
Bir halk, bir "Millet" için en önemli şey hayatta kalmak, varlığını sürdürmektir. Ermeni komitacıları, Büyük Ermenistan hayalleri uğrunda Ermeni halkının varlığını yok etmişlerdir.
Ermenilerin misyonerlere ve Emperyalistlere kanması onlara çok pahalıya mal olmuştur.
Arada din farkı da olsa, Ermenilerin menfaati, varlığı, ayakta kalması Müslümanlarla, Osmanlılarla iyi geçinmelerine, işbirliği yapmalarına, Osmanlı devletini ve nizamını korumalarına bağlıydı.
Balkan harbinde, Birinci Dünya Savaşı'nda, Ermeniler Osmanlı ile birlik olmuş, onun safında çarpışmış olsaydılar, tek kelime ile "Tebaa-i Sâdıka" statüsünü korumuş olsaydılar durum bugünkü gibi mi olurdu?
Farz edelim, Osmanlı sisteminde bir dereceye kadar eziliyorlardı. Lakin yine de vardılar, yine de yaşıyorlardı, yine de okulları, kiliseleri, hayır cemiyetleri vardı.Osmanlıyla bir ölüm kalım savaşına girdiler ve bu savaşı kayb ettiler. Onlar kazansaydı, Müslümanlar savaşı kayb edip yok olacaklardı.
Balkan Harbi'nde Bulgarlarla, Birinci Cihan harbinde Ruslarla, İngilizlerle, 1918'den sonra Kilikya da Fransızlarla bir olan, gönüllü birliklerle Türklere ve Müslümanlara karşı savaşan Türk, Osmanlı, Müslüman düşmanı Ermeni komitacılarının yanlış tercihlerinin, yanlış siyasetlerinin cezasını bütün Ermeni halkı çekmiştir.
Şayet varsa, sadece Türklerin yaptığı Ermeni kıyımı değil; Ermenilerin Türklere, Müslümanlara uyguladığı öteki bir kıyım daha vardır.
Bu ikisini, tarihî belgelerin ve bilgilerin ışığında incelemek gerekir. Aksi taktirde âdil, bîtaraf, objektif, insaflı bir hükme varılamaz.
Yeryüzü Allah'ın mülküdür. Mülkünün dilediği parçasını dilediği kavme emanet olarak verir. İstediği zaman geri alır, başkasına verir. Dilediğini aziz eder, dilediğini zelil.
Ermeniler Anadolu coğrafyasında birçok şehri ve bölgeyi Müslümanlarla paylaşıyorlardı. Onların bir kısmı bu paylaşıma razı olmadılar, şehirlerin ve bölgelerin tamamına, yüzde yüzüne sahip olmak istediler ve sonunda yüzde yüzünü kayb ettiler. Hep dediler, hiç oldular.
Müslümanlarla Ermeniler barış içinde birlikte yaşayabilirler miydi? Böyle bir şey elbette mümkündü ama Misyonerler, Emperyalistler, Avrupa Düvel-i Muazzaması; İngiltere, Fransa, Rusya, ABD onları başka yönlere çekti.
Hiçbir suçu olmayan bir kısım Ermeniler niçin ezildiler? Kur'ân, "Öyle bir musibetten korkunuz ki, o içinizden sadece kötü olanlara isabet etmez" buyuruyor.
Ermeni halkına kim zulm etmiştir? Bu sorunun cevabı şudur:
1. Misyonerler onları felakete itmiştir.
2. Emperyalistler onları, bindikleri gemiyi delmeye teşvik etmiştir.
3. Ermeni komitacıları/teröristleri onları tehdit etmiş, yanlış yollara itmiştir.
4. Aşırı ve Militan Ermeni milliyetçileri yanlış hesaplar yapmıştır.
Suriye taraflarına sürülen Ermeni halkını Türkler değil, başka bir kavim hırpalayıp kırmıştır.
Ermeni faciasının sorumluluğunu sadece Osmanlı hükümetinin ve Müslümanların üzerine yıkmak doğru olmaz.
Asıl kabahat, vatandaşı oldukları Osmanlı devletine ihanet eden bir kısım Ermenilerdedir.
Hiçbir zulüm ve haksızlık cezasız kalmaz. Dünya adaleti suçluları cezalandırmasa bile İlahî Adalet'ten kimse yakasını kurtaramaz.
Yarın Rûz-i Mahşer'de Mahkeme-i Kübra'da Müslümanları haksız yere öldüren Ermeniler ve Ermenileri haksız yere öldüren Müslümanlar hesaba çekileceklerdir.
Mehmet Şevket Eygi
29 Mart 2010
2011-05-01
Fethullah Gülen Soruya Cevap Vermek Yerine Kaçtı.Gülen'in villası Hıristiyan misyonerlerin yaz kampı çıktı
![]() |
| Fethullah Gülen Soruya Cevap Vermek Yerine Kaçtı. Gülen'in villası hıristiyan misyonerlerin yaz kampı çıktı |
Kahvaltı ortamında gerçekleşen görüşmede Cüneyt Özdemir'in sorduğu şok edici soru Fethullah Gülen'i kahvaltı masasından kaçırdı. Ve bu soru görüşmeyi bitiren soru oldu.
Gülen ABD Pensilvanya’da yaşadığı 110 dönümlük göletli çiftliğinde, Türkiye’den dört gazeteci ile görüştü. Haber Türk gazetesi yazarı Serdar Turgut, CNN Türk Yayın Danışmanı Ferhat Boratav, 5N+1K programı yapımcısı Cüneyt Özdemir ile Zaman gazetesi yazarı Bejan Matur.
Kahvaltı ortamında gerçekleşen görüşmede Cüneyt Özdemir’in sorduğu şok edici soru Fethullah Gülen’i kahvaltı masasından kaçırdı. Ve bu soru görüşmeyi bitiren soru oldu.
Fethullah Gülen’in yaşadığı çiftlik daha önce Hiristiyan yaz kampı olarak kullanılıyormuş. Şimdi Fethullah Gülen cemaati kullanıyor..!
Time dergisinde Nisan 2010’da yayımlanan bir yazıda Fethullah Gülen’in ilk çalışanlarının da Hıristiyan misyonerler tarafından eğitildiği açıklanmıştı.
İşte o satırlar:
“Gülen'in metodu Katolik Cizvitler'in dini iyi bir eğitim ile yaymasına benziyor. Zaten Gülen'in ilk çalışanları da, Afrika ve Güney Amerika'da deneyim kazanmış Hıristiyan misyonerler tarafından eğitildi.”
Fethullah Gülen’in Hrsitiyanlığı,Yahudiliği ve Müslümanlığı birleştirerek, hoşgörü-diyalog ayakları ile dünya üzerinde yeni bir din oluşturma ve bu dinin lideri olma amacında olduğu akla geliyor, yürüttüğü faaliyetlere bakınca. Özellikle “Diyalog” ve “Hoşgörü” kapsamında İslama zarar verici radikal adımlar atması, bu hevesini açıkça ortaya koyuyor. Maalesef bu konuda kendisini destekleyen ve gaz veren de çok. Bugünlere de böyle geldi.
Cüneyt Özdemir’in çiftlik ile ilgili izlenimleri, daha önce basına yansıyan görüntülerle aynı.
“Fethullah Gülen Pensilvanyanın hemen yakınında 110 dönümlük bir çiftlikte yaşıyor. Türkiye’den ayrıldığında cemaatin öğrencilere eğitim amacı ile aldığı bir çiftliğe gelmiş yerleşmiş. Çiftliğin girişinde basit bir kulübe var. Arazinin içinde yaklaşık 10-15 müstakil ahşap bina dağılmış. En büyüğü üç katlı kahverengi bir bina. Bugün Gülen Cemaatine evsahipliği yapan bu çiftlik eskiden bir hristiyan okulunun yaz kampı olarak kullanılıyormuş. Ağaçların arasında yürürken karşınıza araziye ait bir göl çıkıyor. Şaşırıyorsunuz…”
Mavi Marmara ile ilgili daha önce “İsrail’den izin alınmalıydı” sözleri büyük tepki çekmişti. Bu defa daha çok tepki çekecek bir şey söyledi. Evet..Mavi Marmara’da hunharca katledilenler şehit değilmiş..! Cüneyt Ülsever anlatıyor:
“Sohbetimiz sırasında konu İsrail ve Mavi Marmara gemisine geliyor. Fethullah Gülen Mavi Marmara’da pek çok gönüllünün sürekli tekrar ettiği “şehit olmaya gidiyoruz” retoriğine şiddetle karşı çıkıyor. Böylesine bir şeyin şehitlik bile kabul edilemeyeceğini söylüyor.”
İsrail aleyhindeki kısımlar sebebiyle STV’de yayınlanan Tek Türkiye dizisine bile ayar vermiş:
“Bir ara konu STV’de yayınlanan Tek Türkiye dizisine geliyor. Hatırlayacaksınız bu dizi Stv’nin Kurtlar Vadisine alternatif olarak çektiği bir dizi. Gülen’in daha önce İsrail ile Türkiye arasında çeşitli diplomatik krizlere neden olan bu dizinin sıkı bir takipçisi olduğunu anlattıklarından anlıyoruz. Hatta dizinin içindeki kimi radikal bölümlerinin bizzat değiştirilmesini istediğini de söylüyor.”
Türkiye deki her şeyi yazarları bile tek tek internetten takip ediyormuş. Yani cemaat’in Türkiye’de yedikleri naneden ve ülkeye verdikleri zarardan, haberi yok değil..! Cüneyt Özdemir bunu şu cümleleri ile anlatıyor:
“Bir gün once New York’dan yaptığım yayını seyretmiş. ‘Arasıra arkadaşlar internet üzerinden gösteriyorlar yayınlarınızı takip ediyorum’ diyor. Şaşırıyorum…”
Ve işte Fethullah Gülen’i kahvaltı masasından kaçırtan soru… Hanefi Avcı’nın yazdığı kitapla ortaya çıkan ve yıllardır Türkiye’yi geren olaylar... Türkiye’deki cemaatin tüm operasyonlarını 35 yaşındaki Kozanlı bir gencin yönetiyor olması… Orduya karşı yürütülen operasyonlar, polis ve adliyedeki yapılanmalar vesaire.. Cüneyt Ülsever bir kitap yazıyor ve bu konuları çok merak ediyor. “Önemli İşler Dairesi” isimli kitabını yayına hazırlarken çok şey öğreniyor. İşte tüm bunları düşünerek o şok edici soruyu soruyor:
“Sohbet ilerledikçe Fethullah Gülen daha rahat konuşuyor. O konuştukça biz de rahatlayıp sorularımızı daha net bir şekilde sormaya başlıyoruz. Lafı hiç dolandırmadan soruyorum.
“Türkiye’da çok tartışılan konulardan bir tanesi cemaatin içindeki yöntemler. Sizin rahatsız olduğunuz olmuyor mu? Siz cemaat adına cemaatçilerin yaptıkları herşeyin farkında mısınız? Rahatsız olduğunuz var mı?” diye kafadan soruyorum.
Hafif bir sessizlik oluyor ama Fethullah Gülen kendinden emin. Bazen kendi iradesine rağmen aşırı davrananlar olabileceğini söylüyor. ‘Bana rağmen benden daha çok uğraşanlar olabilir” diyor. Onlara uyarıları direk ‘Şunu neden böyle yaptın?’ ya da ‘Bunu böyle yapma!’ şeklinde değil sohbet toplantılarında telkinlerle bildirdiklerini söylüyor.
Söyler söylemez de rahatsızlığı nedeni ile içeriye gitmesi gerektiğini söylüyor. Masadan kalktığında yardımcıları tatlı tatlı da olsa net bir şekilde ‘Daha fazla siyaset konuşulmamaması gerektiğini ve başka soru sorulmaması gerektiğini’ vurguluyorlar.
Ve bu gazetecilerin kahvaltı masasındaki son konuşmaları oluyor.
Daha sonra ağaçlarla kaplı göletli villalardan oluşan malikanenin patika yollarında dolaşırken cemaatin önde gelenlerinden biri lafı ağzından kaçırıyor:
“Mesela senin sorduğun soruyu başkaları alıp ‘Bakın Gülen kendi cemaatini bile kontrol edemiyor’ diye aleyhimize kullanabilirler. Oysa böyle bir durum yok.”
Görüşme sırasında Fethullah Gülen, Türkiye’ye dönerse yaşamak istediği yer olarak ise hiç çekinmeden İzmir olduğunu söylemiş. İzmir halkı, ABD’de göletli villalar içinde çiftlikte yaşayarak, arkasına dış güçleri alarak Türkiye’nin altını üstüne getirenleri, değil İzmir’de Türkiye’de bile yaşatmaz. Bu ülkenin düşmanlarını, Kurtuluş savaşında düşmanları denize döktüğü gibi döker..!
Görüşmeyi yapan gazetecilerin şaşırtan yönü ise, görüşmeyi ballandıra ballandıra ve çok olağanüstü bir şeymiş gibi anlatmaları. Büyülü bir hava varmış gibi vermeleri. Türkiye’den uzakta ABD’de göletli villalardan oluşan bir çiftlikte ünlü bir kişi ile karşılaşınca böyle oluyor galiba… Yavaş yavaş alışırlar, ünlülerle konuştukça, onların da sıradanlaştığını…
Görüşmeyi sitesinde yayınlayan Cüneyt Özdemir’e cemaatin destekçileri yorumları ile müthiş gaz vermişler. Talimat üzerine yazıldığı belli olan tek tip yorumlar oldukça belirgin ve yağ damlıyor…!
KAYNAK: dipnot.tv
Etiketler:
Dinler arası diyalog
,
Fethullah Gülen
,
Misyoner MOON Tarikatı
,
Misyonerlik Faaliyetleri
,
slider
2011-04-24
Misyonerlerin İtirafı
![]() |
| Misyonerlerin İtirafı |
Vatikan ve Kiliseler Birliği adına "Dinlerarası Diyalog" fikrini ortaya atan misyonerler teşkilâtının lideri Louis Massıgnon'un Misyonerler Zirvesi nde yaptığı konuşma aynen şöyledir:
"Müslümanların her şeyini tahrip ile mahvettik. Dinleri, inançları, ahlâkları, dîne bağlılıkları ve insanî duyguları mahvoldu. Onların millî-mânevî değerlerini Batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik. İslâmiyet'ten uzaklaştırdık. İslamiyet'i öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı ve Kur'ân-ı Kerîm öğrenmeyi suç ve geri cilik olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu hiçbir şeye tam olarak inanmıyorlar. Ehl-i sünnet îtikâdı başta gelen düşmanımızdır. Bu îtikâdı geçmişte sapık inançlara kanalıze ettik. Son yıllarda ise Müs lüman görünen bazı ilâhiyatçılarla, 14 asırlık dinlerini, itikatlarını, ibâdetlerini tartışır hâle getirdik. Derin bir boşluğa düşürdük. Bun dan sonra siz misyonerlerin işi daha kolaylaştı. Maaş bağlayarak, vize va'di, yurtdışında iş imkânı hattâ fuhşu kullanarak Müslü manları Hıristiyan yapınız...
(M.Necati Özfatura- Türkiye Gazetesi)
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)
Bu ay öne çıkanlar
-
Süleymanlılar hiçbir zaman Menderes'i desteklemedi. Her şey yanlış biliniyor... Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Adnan Mend...
-
Hızlanın, vakit kıymetli. Bu tekniği her zaman kullanın. Arama motoruna ''site: facebook.com/akademidergisicom '' ...
-
Aralık 1989'da Tercüman Gazetesinde, Süleymanlı Cemaatinin o zamanki idarecisi / ağabeyi merhum Kemal Kacar ile yapılan bir mülakat... ➥...
-
"Said-i Nursi bir mason veya Komünist kadar tehlikelidir" OSMANLI ŞEYHÜLİSLAMLARINDAN MUSTAFA SABRİ EFENDİ'NİN SAİD-İ NURSİ HA...
-
Türkeş Arusiler'le gizlice görüşürdü 25 Ağustos 2001 günü, Musevi kökenli ünlü iş adamı Üzeyir Garih Eyüp Mezarlığı'nda bıçaklana...
-
Alparslan Türkeş, Küçük Hüseyin Efendi, Üzeyir Garih cinayeti ve Kripto Yahudiler Alparslan Türkeş'in gerçek ismi olan Hüseyin Feyzullah...
-
➥ Zina değil, seviyeli beraberlik ➥ Orman değil, 2B arazisi ➥ Zam değil, güncelleme ➥ Fesih değil, yenileme ➥ Zehirlenm...
-
Tophaneli İsmail Hakkı ve Nusret Mayın Gemisi (Video)
-
Bütün Yönleriyle Enver Paşa Gerçeği "Orduyu gençleştirmek bahanesiyle, tecrübeli, yüksek rütbeli, dînini ve vatanını seven 1200 er...
-
Sabetayistlerin Üsküdar Bülbülderesi Mezarlığı ve Mezar Taşları Üzerindeki İsimler Atatürk‛ün akrabaları Kapancı‛lar bu mezarlıkta. Mezarlar...













