Komünizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Komünizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2011-07-09

Ayaklarından Asılan Diktatör; MUSSOLİNİ

Ayaklarından Asılan Diktatör; MUSSOLİNİ

Bir zamanların astığı astık kestiği kestik idarecisi Mussolini, metresi Clara Tettaci ile birlikte Almanya ya doğru kaçıyordu. İkisi de Alman üniformaları giymişlerdi.

Mussolini artik eski haşmetli günlerin hayal olduğunu biliyordu.

Bundan böyle milyonlara hükmeden birisi olmayacaktı.

Bunu düşünmüş ve bundan sonra lüks içerisinde yasamak için tedbirini almıştı.

Metresi ile birlikte Almanya’ya iki yüz kilo altın ile çantalar dolusu yabancı döviz götürüyorlardı.

Bunlar kendilerine ömür boyu yeterde artardı...

Yol boyu giderken yaşadığı hızlı günler ve ikbal merdivenlerini süratle tırmanışı gözlerinin önünde canlandı.

Demirci olan babası koyu bir sosyalistti. Babası kendisini de koyu bir sosyalist olarak yetiştirmişti.

Bir müddet öğretmenlik yapan Mussolini, askerlik yapmamak için isviçre'ye kaçmıştı (1902)

ilerlemenin askerlik yoluyla mümkün olduğunu görünce 1915'te İtalya saflarında cepheye gitmiş ve yaralanmıştı.

Cepheden döndükten sonra gazete çıkarmış ve gururları okşadığı için devamlı surette Milliyetçilik fikrini islemişti.

Mussolini'nin yıldızı gittikçe parlıyordu. 1921'de Duke (faşist partisi) şefi olmuştu. 29 Ekim 1922'de başbakanlığa getirildikten sonra bütün ipleri eline almak için hızlı bir çalışmaya koyulmuştu.


25 Kasım 1922'de meclisten tam yetki alınca dilediğince hareket etmeğe, 1924'te partisinin mecliste ekseriyeti elde etmesinden sonra diktatörlüğe doğru uzun adımlarla ilerlemeye başlamıştı.

Seçimleri hile ve zorbalıkla kazanmıştı. Milletvekili Matteoti hilelerini açığa çıkarmağa uğraşınca onu öldürtmüştü.

Kendisine karşı tertiplenen suikast teşebbüsünü büyük bir koz olarak kullanmasını bilmiş ve 2 Ocak 1925'te diktatörlüğünü ilan etmişti.

Mussolini yanındaki Alman subayının, "asiler geliyormuş duce. Daha hızlı gitmeliyiz" demesi üzerine kendisine geldi. Demek geliyorlardı. Bütün Alman ordusu bozguna uğramış kaçışıyordu. Bu durumda kiminle mukavemet edebilirdi? Kendi milleti kendisine karsı ayaklanmış ve ele geçirmek için köŞe bucak kendisini aramaya çıkmıştı. Bir ellerine geçerse, kendisine kim bilir neler yaparlardı? Bunu düşünmesiyle birlikte, şoföre, "daha hızlı sür, daha hızlı!" diye bağırdı. Araba homurdanarak giderken "yok, yakalayamazlar, bizi ele geçiremezler" diyordu.

Mussolini yine geçmişi düşünmeye dalmıştı.

Ülkenin yegâne hâkimi olmak için çok kurnazca davranmıştı. Sosyalist programla ortaya cıkmış, fakat zenginlerin desteğini alarak iktidara gelmişti. Allah’a inanmadığını söylerken Kilisenin desteğini almaya uğraşmıştı. Bütün bu çalışmalar sonunda İtalya'nın en büyük lideri olmuştu. Artik milyonlar tek bir emriyle ileri atılmaya hazır hale gelmişti.

22 Mayıs 1939'da Hitler'le anlaşınca gücüne güç kattığını zannetmişti. Artık diğer ülkelerin iç işlerine de müdahale ediyordu. Sırf bir saygınlık meselesi yüzünden Arnavutluk kralı Logo’yu tahtından düşürmüştü ( 1939)

Habeşistan seferi esnasında binlerce silahsız masum Habeşliyi öldürmüştü. Bir çırpıda 24 bin masum insani kursuna dizdirmesi hala dehşetle hatırlanmaktaydı. Temizleme kampına toplattığı 35 bin kişiden 18 binini katletmişti.

Hitlerle birlikte girdiği ikinci dünya savaşında ilk öncelerde kârlı çıkacağını ummuş ve hitlerin sözlerine inanmıştı. Fakat isler bir türlü umduğu gibi gitmemişti. 1940'larda İtalya Almanya'nın bir sömürgesi durumuna düşmüştü.

240 bin İtalyan askeri Rus cephesine gönderilmiş, yüz binlerce İtalyan da Almanya da isçi olarak çalıştırılmak üzere götürülmüştü. Bu durum italya'da büyük bir hoşnutsuzluğun doğmasına yol açmıştı. Artık halk Mussolini'nin her sözünün altında bir hikmet olduğuna inanmıyordu. Üstelik Alman ordusu üst üste bozguna uğramaya başlamıştı. Alman askeriyle birlikte İtalyan askerleri de telef oluyordu. 1943 Temmuzunda müttefiklerin Sicilya’ya çıkartma yapması Mussolini'nin de sonunu hazırlamıştı.

İtalya kralı Vittoriyo Emanuele Mussoliniyi tevkif ettirmişti. Bu, ducenin aklından hayalinden geçirmediği bir durumdu. italya'yı dilediğince idare eden kendisi işte apar topar yakalanmış ve Abruzzi'de bir otelde gözaltına alınmıştı. Yedi hafta esaret altında kalan Mussolini Alman paraşütçüleri tarafından kurtarılınca, herşeye yeniden başlamıştı.

Garda gölü yakınındaki Salo'da, Hitlerin de yardımıyla sosyal İtalyan cumhuriyetini kurmuş ve kendisine bağlı olanları teşkilatlandırmıştı. "kara gömlekliler" denilen adamlarının temel hedefi, intikam almaktı.

Mussolini ilk olarak 12 Ocak 1944'te kendisini devirenlerin arasında yer alan damadı Ciano'yu idam ettirmiş, daha sonra, bütün liderleri öldürtmüştü. Yeniden italya'nın yegâne idarecisi olmak üzereyken, Alman ordusu üst üste bozguna uğramaya başlamıştı. Durumun kötü olduğunu düşünen Mussolini de bir Alman birliği ile İsviçre'ye kaçmaya başlamıştı. Günlerce durmaksızın devam eden kaçışın sonu gelmişti. Artık dayanamayacağına inanmaya başlamıştı. Düşüncesinin tam burasında silah sesleriyle kendine geldi.

Dört bir taraflarından yağmur gibi mermi boşalıyordu. Alman birliği dört bir yana kaçışmaya başlamıştı. Kısa bir müddet sonra geri kalanlar da teslim oldu.

İtalyan mukavemet güçleri Mussolini'nin de bu Alman birliği arasında olduğundan haberdardı. Ne kadar kılık değiştirmiş olursa olsun, onu derhal tanımışlardı. Mussolini kendisini yakalayanlara yalvarıyor ve serbest bırakılmasına mukabil bütün altın ve parasını onlara vereceğini söylüyordu. Mukavemet lideri, "onlar zaten bizim, halkımızın" diye onu tersledi.

Mussolini 27 Nisan 1945'te yakalanmıştı. O gün gözleri önünde kendisiyle birlikte kaçan bütün bakanları ve adamları kursuna dizildi.

Mussolini ve metresi ise 28 Nisan 1945'te kurşuna dizildi. Üzerine sayısız kurşun yağmıştı. Her ikisinin de cesedi Milano yakınındaki bir benzin istasyonunda ayaklarından baş aşağı asıldı.

İtalya’ya yıllarca tek başına hükmeden Mussolini'nin cesedi, günlerce o şekilde baş aşağı asılı kaldı. Cesetler kokmaya başlayıp etrafı rahatsız etmeye başlayınca indirildi ve sessizce gömüldü.

BÖYLECE BİR DİKTATÖR DAHA TARİHİN KARANLIK SAYFALARINA GÖMÜLDÜ…

Burhan Bozgeyik, Meşhurların Son Anları, TÜRDAV Yayınları.

2011-06-26

Komünistliği Türkiye'ye Kürt Yahudileri ve Sabetaycılar Soktular

Komünistliği Türkiye'ye Kürt Yahudileri ve Sabetaycılar Soktular

Kürt liderlerinden Barzanî’nin Yahudi kökenli olup olmadığı tartışılıyor. Maalesef Türkiye Müslümanları ve Milliyetçileri (Küçük seçkin bir azınlık dışında) yatakta uyuyor, ayakta uyuyor. Yahudi tarih ve kültürüyle ilgilenen herkes bilir ki, 16’ncı yüzyılın sonlarıyla 17’nci yüzyılın başlarında Irak’ta çok ünlü bir Yahudi kadını yaşamıştır, adı Asenath Barazani’dir. Babası haham olan Asenath, Yahudi din ilimlerini tahsil etmiş ve büyük bir Yahudi bilgini olmuştur.

Barzanî ile Barazani arasındaki fark, bir (a) harfidir. Yahudi isimleri ülkeden ülkeye, zamandan zamana böyle değişiklikler geçirir. Mesela bizde nice Kohen, “Kağan… Kaan…” olmuştur. (Bütün Kaanlara ve Kağanlara Yahudi demiyorum…”Eskiden Beyoğlu’nda çok ehliyetli ve liyakatli birYahudi doktor vardı. Önceleri ismi Aron Çiprut idi, sonraları Harun Çiprut oldu…Kürt Yahudileri yahut Yahudi Kürtler veya Kürdistan Yahudileri adıyla bir kitap çıkartmak, resim ve belgelerle birtakım önemli bilgiler vermek gerekiyor.
Siyasî bir suikasta kurban giden gazeteci Musa Anter de Kürt Yahudisi idi. Sabetay.50g.com sitesinde Nâzım Hikmet’le ilgili çok meraklı ve enteresan bilgiler veriliyor. Dedesi: Ferid Mustafa Celaleddin Paşa. Asıl adı: Konstantin Borjensk. Kesinlikle Yahudi… (Mufassal (ayrıntılı) bilgi edinmek isteyen yukarıda zikr ettiğim siteye baksın. Aynı sitede siyasetçi Yaşar Kaya’nın da Yahudi olduğu anlatılıyor. Hakaret etmemek, can güvenliğine zarar vermemek, barışçı olmak şartıyla Gizli Türk ve Kürt Yahudileri konusunda ilmî araştırmalar, arşiv çalışmaları yapmakta hiçbir sakınca yoktur. Kafkas Yahudileri hakkında bilgi edinmek isteyenler juhuro.com sitesine bakabilir (İngilizce). Bugün ülkemizde kendilerini Müslüman Kafkasyalı olarak gösteren Yahudi vardır.

Bir insanın kimliğini gizlemesi moral/ahlâk bakımından bir eksikliktir. Çünkü muhataplarını aldatmış olmaktadır. Araştırmak niçin suç ve ayıp olsun. Yeter ki, iftira ve hakaret edilmesin; doğru bilgilere, belgelere dayanılarak konuşulsun, araştırmalar ciddî ve ilmî bir metod ve lisanla yapılsın, agresif ve düşmanca bir üslup kullanılmasın. Türkiye’nin başı Kürt problemi ile belâdadır. Bu problemi kimler çıkartmış ve bugünkü hale getirmiştir? Elbette bu işte Ankara’nın ve bizdeki resmî ideolojinin büyük rolü vardır ama problemin asıl rejisörleri Yahudilerdir.

Osmanlı devleti zamanında Türkiye’de Kürt Yahudileri vardı. Bunlar nereye gitmişlerdir? Hepsi de buhar olup uçmadı ya! Bir kısmının İsrail’e göç ettiğini farz edelim, ötekiler ne oldu? Hepsi de Müslüman olmuştur… Gerçekten mi?Türkiye’nin millî kültürüne, sosyal yapısına uygun olmayan Marksist-Leninist ideolojiyi bu ülkeye kimler sokmuştur, bayraktarlığını kimler yapmıştır? Hepsi de Yahudi veya Dönme’dir. Niçin? Çarlık Rusya’sında 1917 Oktobr Bolşevik isyanını başlatan önderlerin 10’da 9’u Yahudi idi. Meşhur Trotsky’i ele alalım. Bu isim takmadır, asıl ismi Lev Davidovich Bronstein’dir ve kendisi hâlis Yahudidir.

Bizim son üç asırlık tarihimizde Yahudilerin ve Dönmelerin gerçekleştirdiği büyük değişimler, ihtilâller, devrimler, inkılaplar vardır. Bunlar mutlaka ilmî ve ciddî şekilde incelenmelidir. Yahudiler böyle bir şey istemezmiş. İstememek onların hakkıdır, istemek de bizim hakkımız. İlmî araştırmalara ambargo konulamaz.1915’e kadar Van civarında sâkin olan ve Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı devletine ihanet edip işgalci düşman Rus ordularını kurtarıcı gibi karşılayan Ermenilerin bir kısmı Yahudi asıllıdır.

Ermeni Kralı Tigran Kudüs’ü zabt ettiğinde yığınla Yahudi esir getirmiş ve onlar (asıl kimliklerini içlerinde saklayarak) Ermenileşmiş, Hıristiyan olmuş veya görünmüşlerdir. Bugün Türkiye, dış siyaset bakımından İsrail’in ve ABD’nin tesiri ve kontrolu altındadır. Arada bir Ankaralı politikacıların çıkışları, “bu kadar da olmaz” gibi sözleri danışıklı döğüştür ve zevahiri kurtarmak içindir, emniyet sübabını açmak gibidir. Dış politikada böyle de, iç politikada İsrail tesiri var mıdır? Olmaz olur mu? Kaldırdığınız her taşın altından bir (…..) çıkar. Adı Ahmet, Mehmet, Osman, Ali, Veli, Selim… Madalyonun arkasını çeviriyorsunuz İbrani isimleri çıkıyor: Abraham, Moşe, Salamon, David ve saire… Bunları bilmek, bu konuda araştırma yapmak, öğrenmek kesinlikle anti-semitizm değildir. Erdemsiz Cumhuriyet Sözde Kalır!

Mehmet Şevket Eygi
Gazeteci - Yazar

2011-05-21

Târihin en kan dökücü ihtilâlcilerinden; Lenin

Târihin en kan dökücü ihtilâlcilerinden; Lenin

"Sâdece Kiev’de 1919 yılında Lenin’in propagandalarına katılmayan on bin aydın Rus subayı, zarar yapılmayacağı vaadi ile teslim alınarak hepsi, erkek çocukları ile îdâm edildi. Hanımları da genelevlere konulup, kızılordu erlerine teslim edildi. Uğradıkları büyük hakâretlere ve hunharca tecâvüzlere tahammül edemeyen bu kadınlar, kısa sürede öldüler.

İhtilâlin başlangıcından îtibâren Sovyetler Birliğinde Lenin’in yedi senelik iktidârı devrinde otuz iki milyon insan hayatını kaybetti."

DÜNYANIN BAŞINA GELEN EN BÜYÜK BELALARDAN BİRİNİ, KOMİNİZMİ YAYAN LENİN'İ TANIYALIM, TANITALIM. Evladlarımızı ve nesillerimizi bu tehlikeli Allah'sızlardan koruyalım...




Vladimir İlyiç LENİN
Rus Komünist Partisinin kurucusu, sosyalist fikirlerin ilk tatbikçisi, yazar, ihtilâlci ve diktatör. Asıl adı Vladimir İlyiç Ulyanov’dur. “Lenin” lakabını Rus Komünist İhtilâlinde aldı. 1870’de Volga Nehri üzerindeki Simbirs (bugünkü ismi Ulyanovsky) şehrinde doğdu ve 1924’te Moskova’da felçli vaziyetteyken, tekrar tekrar gelen kalb krizinden öldü.
Aslen Yahûdî olup, babası eğitim müfettişiydi. Annesi Alman asıllı köylü bir kadındır. Alman kültürüyle yetişen Lenin, beş kardeşti. Ağabeyinin, Rus Çarı Üçüncü Aleksandr’a karşı düzenlenen başarısız bir sûikast sonucu yakalanıp îdâm edilmesi, ihtilalci fikirlerini hızlandırdı. İlk ve orta öğreniminden sonra 1891’de Kazan Üniversitesinde hukuk tahsili yaparken ihtilalci faaliyetleri sebebiyle okuldan koğuldu. Petersburg (Leningrad) Üniversitesinde başladığı hukuk tahsilini de tamamlayamadı.

Kendisini Marksizm’i ve Marks’ın kitaplarını okuyup fikirlerinin Rusya’da sosyal ve siyasî açılardan nasıl tatbik edilebileceğini araştırdı. Açlık ve topraksızlık sebebiyle şehirlere akın eden köylülerin, 1880’lerden îtibâren sanâyinin gelişmesi sonucu, “işçileşmesi” meselesi üzerinde durarak “İşçi Sınıfının Kurtarılması İçin Savaşanlar Birliği” isimli marksist dernekte faal rol oynadı. Rus Sosyal Demokrat Partisine girip, hareketli çalışmalarda bulundu. 1895’te gittiği İsviçre’de Plekhanov ile buluştu ve Rusya’ya dönüşünde Çarlık rejimi aleyhtârı çalışmaları sebebiyle Sibirya’ya sürüldü. 1897’den 1900 yılına kadar burada kaldı. Sibirya’da kendisi gibi sürgün edilmiş olan Marksist Nataşa Konstantinova Krupskaya ile tanışıp evlendi. 1894’te Rus Narodnik (Halkçılık) hareketini tenkit eden Halkın Dostları Geçinenler Kimlerdir? ve 1897’de yazdığı Ekonomik Romantizmin Vasıfları isimli eserleri ile başlattığı tartışmaları, 1899’da sürgünde yazdığı Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi (Razvitle Kapitalizma ve Rossii) isimli eseriyle tamamladı.

1900 yılında sürgünden dönünce, 1898’de Minsk Kongresinde kurulan ve Sovyet Komünist Partisinin başlangıcı olan, Rus Sosyal Demokrat Partisince, teşkilâtlandırma ve propaganda faaliyetleri için Avrupa’ya gönderildi. İsviçre’de,Iskra (Kıvılcım) gazetesini çıkararak Marksist fikirlerini yaymaya başladı. Bu gazete gizlice Rusya’ya da gönderilip dağıtılarak, sınıf kavgalarına zemin hazırlandı. 1903’te Brüksel ve Londra’da toplanan Rus Sosyal Demokrat Partisi, Lenin ile Plekhanov’un fikir ayrılığına düşmesi sebebiyle ikiye ayrıldı. Lenin’in tarafını tutanlara “bolşevik”, Plekhanov ve Troçki’nin tarafını tutanlara “menşevik” denildi. Bölünme, Rusya’da marksist ihtilalin gerçekleştirilmesinde partinin rolünün nasıl olması gerektiği konusunda oldu. Lenin, partinin profesyonelce yetişmiş kimselerden teşekkül etmesini ve ihtilalin işçi sınıfı önderliğinde yapılması gerektiği tezini savunuyordu. “Bana profesyonel bir ihtilalci teşkilât verin, Rusya’nın altını üstüne getireyim.” diyordu. Muhtelif zamanlarda yapılan uzlaştırma teşebbüsleri neticesiz kaldı ve 1912 Prag Kongresinde yoğun faaliyetlerine devam etti. Lenin, bolşevikleri ihtilâle hazırlayarak, eğitim ve teşkilatlandırma faaliyetlerini hızlandırdı.
1905’te menşevik Troçki’nin önderliğinde Petersburg’da girişilen ayaklanma ile Petersburg ve Moskova’da işçi sovyetleri (kurulları) kuruldu.

Çarlık Rusya’sının merkezi Petersburg’du. Çar’ın kuvvetleri bu ayaklanmayı bastırdı ve Çar İkinci Nikola, anayasalı meşrutî bir idâreye geçerek bâzı hürriyetler verdi. Duma(Millet Meclisi)yı topladı. Lenin ayaklanmayı desteklemek için Rusya’ya döndü ve 1907’de tekrar Avrupa’ya kaçtı. Daha çok İsviçre ve Fransa’da dolaştı. 1909’da Alman Sosyal Demokratlarının “revizyonist” düşüncelerine karşı Materyalizm ve Emperyalizmin Tenkidi isimli eserini yazdı. Bunda Marks’ın düşüncelerini anti-materyalizm olarak yorumlayanları “revizyonistlik” ile suçlayıp tenkid etti.

Bu yıllarda Pravda (Gerçek) gazetesini çıkaran Lenin, yazılarında David Hume, Kant ve Tolstoy’u tenkit etti. Marksizm ve sosyalizmde gâyenin dîni kaldırmak olduğunu ifâde ederek, taraftarlarından bu fikir doğrultusunda her türlü faaliyette bulunmalarını istedi. Particilik ve sınıf kavgalarına dâir yazılarının açıklandığıProleter İhtilalin Askerî Programı kitabında; “Kardeş harpleri de harptir. Kim sınıf mücâdelesini tanırsa, ülke içindeki kardeş harplerini reddedemez. Bunu reddetmek, sosyalist ihtilalden vazgeçmek olur.” diyordu. “Sınıflar kavgasında ahlâk kaidelerine bakılmaz. Ahlâk, proleteryanın zaferi için çalışmaktır. Bu zaferi sağlayacak kuvvet, partidir”, “Parti, aktif çalışmalar yapacak teşkilâtlı bir gruptur. Bir ileri karakoldur. İşçiler partinin idâresine karışmazlar. Onlar, parti tarafından idâre edilirler.” “Rusya’da sosyal demokrasi kurulamaz. Bu dâva fikir tartışmaları ile yürümez. Dâvayı zafere, yavaş bir iktisâdî gelişme değil, ânî ve sert çıkışlar götürebilir. Hürriyet içinde ihtilal olmaz. İhtilal, otorite ve istibdat, demektir. Kapitalizmden sosyalizme geçiş devresinde diktatörlük vardır.” “Mümkün olduğu kadar aktif olanları öldürünüz ki, bize az iş kalsın.” tezleriyle Leninizm’in teorik esaslarını ortaya koydu.

Birinci Dünyâ Savaşının başlangıcında İsviçre’de bulunan Lenin, bu savaşı, emperyalist devletlerin dünyâyı paylaşma kavgası olarak vasıflandırdı ve bunun, sınıflar arası bir savaş hâline dönüştürülme yollarını sağlamaya çalıştı. Bu düşüncelerine 1917’de yazdığı Emperyalizm, Kapitalizmin Son Aşaması(İmperialism Kak Vışşaya Stadio Kapitalisma) isimli eserinde yer verdi. Savaşta, Rusya’nın karşılaştığı güçlükler ve Çanakkale Boğazının açılmaması sebebiyle müttefiklerinden yardım alamaması yüzünden ülkede açlık başgösterince, Petersburg’da bolşevik ve menşeviklerin katıldığı gösteriler bir anda ihtilâle dönüşerek, işçi ve asker sovyetleri idâresi kuruldu. 16 Mart 1917’de Çar’ın istifasıyla üç yüz yıllık Romanof Hânedânı sona erdi ve Prens Lvov başkanlığında geçici liberal bir hükümet kuruldu.
Harp hâtıralarında; “Lenin’i Rusya’ya göndermekle hükümetimiz büyük bir sorumluluk altına girmiştir. Ama askerî bakımdan bu hareket iyi netice verdi. Rusya’yı yere sermek lâzımdı.” diye bahseden Alman generali Von Ludendorf; 17 Nisan 1917’de bol para ve imkânlarla Lenin’i Almanya’dan gizlice trenle Rusya’ya soktu. Savaşın, emperyalizmin vâsıtası olup, bir gâyeye teşvik etmeyeceğini, asıl hedefin sosyalizmin zaferi olduğunu yayan Lenin, “Askerler, evinize dönünüz, toprak sâhibi olunuz.” çağırısını yaptı.

Rus Çarlık rejiminin yıkılmasına kadar katıldığı Birinci Dünya Savaşına devam kararı veren geçici hükümetin Temmuz ayında doğu cephesinde giriştiği taarruz başarısızlık ile neticelenince “bütün iktidar sovyetlere” sloganıyla, barışın imzâlanması, köylüye toprağın, işçiye fabrikaların verilmesini savunarak Lenin’in düzenlediği ve menşevik Troçki’nin de katıldığı isyan, Lvov’un çekilip, Kerensky’nin başbakan oluşuyla bastırıldı. Troçki tevkif edildi. Lenin ise Finlandiya’ya kaçtı. Burada 1917’de yazdığı Devlet ve Devrim (Gesudarts Voi Revolyutisiya) kitabında proleterya diktatörlüğünü târif ederek, işçi ve köylülerin iktidâra gelmesiyle sınıf ayrılıklarının kalkacağını iddia ediyordu.

Bu sırada ülkenin durumunda büyük bir karışıklık başgöstermiş, köylüler zenginlerin çiftliklerine hücum etmeye başlamışlar, otorite ve düzen diye bir şey kalmamıştı. Eylülde serbest bırakılan Troçki önderliğinde 7 Kasımda Kerensky’nin hükümet sarayına karşı saldırıya geçen bolşevik Askerî İhtilal Komitesi, iktidârı ele geçirdi.Lenin gizlendiği Smolny Enstitüsünden çıkarak Petersburg’a geldi. İlk yaptığı iş çarlığın gizli belgelerini açıklayarak savaştan çekildiğini îlân etmek ve Almanlar ile antlaşma imzalamak için teşebbüse geçmek oldu.

Yirminci yüzyılın en mühim siyasî hâdiselerinden sayılan Bolşevik İhtilali ile iktidârı ele geçiren Lenin, 25 Kasım 1917’de Kurucu Meclis seçimlerine gitti. Bütün parlak sözler ve vaatlere rağmen 35 milyon reyden sadece dokuz milyonunu alarak 707 üyeden 175’ine sâhib oldu. Bunun üzerine Kurucu Meclisi dağıtarak proleterya diktatörlüğünü ilân etti. Stalin ile beraber 2 Aralık 1917’de yayınladığı beyannâmede Rusya’daki Müslümanlara “çarlar ve zâlimler tarafından dinleri tahkir edilen Müslümanlar! Dîninizin ve kültür müesseselerinizin serbest olduğunu bildiriyoruz.” şeklinde propaganda yaptıysa da Müslümanları inandıramadı. Toprak mülkiyeti bir kararnâme ile kaldırıldı. Sanâyi müesseselerini devletleştirdi. İhtilâlin devâmı için Kızılorduyu ve “diktatörlüğümüzün kılıcı, sert gözü” diye tavsif ettiği ÇEKA’yı kurdurdu. Muhalefetin insafsızca ezilmesi, gizli polis terörü ve Lenin’in “barış, ekmek, toprak” sloganları halkın arasında yankılar uyandırdı. Başkenti Petersburg’dan Moskova’ya taşıdı ve komünist ihtilâli diğer ülkelere de yaymak için Üçüncü Enternasyonali kurdu. Gelişmelerden şikâyet eden birisine; “Bu bir Rus meselesi değildir. Bu, dünyâ ihtilâli yolunda geçmemiz gereken bir aşamadır.” cevabını verdi.

İhtilalden sonra komşu ülkeler ile savaşlar ve iç harpler devam etti. 1918 yılında ilk Sovyet anayasası îlân edildi. Buna göre Sovyetler Birliği sâdece proleterya sınıfının devleti sayılıyordu. 1918-22 yılları arasında ihtilâle karşı ayaklanan Vrangel ve Denikin’in Beyaz Rus orduları ile mücâdele edildi.

Lenin’in icrââtları ve komünizm idâresi Rusya’nın durumunu düzeltmedi. Komşu ülkelerle mücadeleler ve iç harpler devam etti. Köylüler dağıtılan toprakların tapusunu isteyip, verilenlerin ihtiyaçlarını karşılamadıklarını ileri sürdüler. Şehirden ayrılıp köylere gelen sekiz milyon kişi de toprak istedi. Tarlalarda, fabrikalarda, mâdenlerde, petrol kuyularında ve demiryollarında İstihsal faaliyetleri aksadı. Buğday istihsâlinde Çarlık Rusyası rakamlarına ancak 1960’larda ulaşılabildi. Gıdâ maddesi ve mamul eşyâ temini güçleşince açlık tehlikesi, mal darlığı ve karaborsa başgösterdi. Lenin, icrâatlarının memnuniyetsizliklere sebebiyet vermesi üzerine sert tedbirler aldı. Her şey önceden planlandığından ÇEKA ve Kızılordu memnuniyetsizliklere ve muhâlefete, katliamlar ile cevap verdi. Sâdece Kiev’de 1919 yılında Lenin’in propagandalarına katılmayan on bin aydın Rus subayı, zarar yapılmayacağı vaadi ile teslim alınarak hepsi, erkek çocukları ile îdâm edildi. Hanımları da genelevlere konulup, kızılordu erlerine teslim edildi. Uğradıkları büyük hakâretlere ve hunharca tecâvüzlere tahammül edemeyen bu kadınlar, kısa sürede öldüler.

İhtilâlin başlangıcından îtibâren Sovyetler Birliğinde Lenin’in yedi senelik iktidârı devrinde otuz iki milyon insan hayatını kaybetti. 1922’de karşı güçler bertaraf edilerek, SSCB kurulmuş oldu. Böylece dünyâ târihinin en büyük zulüm imparatorluğu ortaya çıktı. Sovyetlerin, İkinci Dünyâ Harbindeki insan zayiatı, sâdece Lenin zamânında katledilenlerden azdır.

1917’den itibâren uygulanan Harb Komünizmi 1921’de biraz liberalleştirilerek yeni iktisat siyâseti (Novoya Economic Politicaya) (NEP) tatbikata konuldu. Soukhozlara paralel olarak Kolhozlar kuruldu (Bkz. Kolhoz). Kontrol ve parti disiplini şiddetlendirildi.

Lenin’in, Halk Komiserleri Şûrası ve Komünist Parti Başkanıyken 1922 yılında başlayan krizleri, 1923’te tekrarlayarak, onu konuşamaz hâle getirdi. 21 Ocak 1924 günü gelen kalp krizinde ölen Lenin, Moskova’da yapılan büyük, özel bir yere kondu. Yerine Stalin geçti.

Lenin öldükten sonra fikirlerinin, “Leninizm” ismiyle bütün dünyâda propagandası yapıldı. Esası; din düşmanlığı, önce yalan ve yaldızlı sözlerle aldatmak, sonra zulüm ve işkence ile yok etmektir. 1990’dan sonra Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Lenin’in fikirleri de yargılanmaya başlamış ve eski propaganda gücünü kaybetmiştir.

Târihin en kan dökücü ihtilâlcilerinden olan Lenin, Marksizm teorisinin tatbikçisi, komünizm idâresinin ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devletinin kurucusudur. Lenin, komünizmin başarıya ulaşması için; “Birinci vâsıta yalan söylemek, aldatmaktır. Ne kadar büyük yalan söylerseniz, o kadar muvaffak olmuş sayılırsınız.” dediğinden, çok yalancı ve o kadar da çok zâlim ve kan dökücü idi. Çok kitap yazdı. Bu kitaplarından Türkçe’ye çevrilenler vardır. Yazıları birbirinden hayli ayrı ve değişik yorumlara yol açmıştır.

2011-05-20

Elli milyon kişinin katili; Joseph Vissarinovich STALİN

Elli milyon kişinin katili; Joseph Vissarinovich STALİN

50 milyonun üzerinde insanın canına kıydı. STALİN

"Yirmi sekiz sene içinde 50 milyonun üzerinde insanın canına kıydı. Çok azı, Lenin; gerisi, Stalin zamânında olmak üzere Türkistan’da 14.000 câmi ve mescit, Kafkasya ve Kırım’da 8000, Tataristan’da ve Baş Kürdistan’da 4000 câmi-mescit yıkıldı ve tahrip edildi. Müslüman din âlimleri olarak katledilenlerin miktarı 270.000’in üzerindedir. Bir kısmını da, Sibirya’da sıfırın altında 65 derece soğuğun hüküm sürdüğü kamplara sürgün ettirdi."



Joseph Vissarinovich STALİN

Sovyetler Birliğinin Komünist Parti Başkanlığı ve Başbakanlığını yapan Sovyet devlet adamı. Bir çeyrek asır, Sovyetler Birliğini diktatörce yönetmiş ve onu dünyânın başlıca güçlerinden biri hâline getirmiştir. Dünyâ târihinin son derece kavgacı, karmaşık ve kuvvetli simâlarından biridir. Ölünceye kadar, Rus milletini ve özellikle Rusya’daki Müslümanları işkence altında inletti. Yirmi sekiz sene içinde 50 milyonun üzerinde insanın canına kıydı. Çok azı, Lenin; gerisi, Stalin zamânında olmak üzere Türkistan’da 14.000 câmi ve mescit, Kafkasya ve Kırım’da 8000, Tataristan’da ve Baş Kürdistan’da 4000 câmi-mescit yıkıldı ve tahrip edildi. Müslüman din âlimleri olarak katledilenlerin miktarı 270.000’in üzerindedir. Bir kısmını da, Sibirya’da sıfırın altında 65 derece soğuğun hüküm sürdüğü kamplara sürgün ettirdi. Bunlarla yetinmeyen Stalin, dînî abidelerle süslü Buhara, Semerkand, Hokant, Kazan, Hayve, Ufa, Bakü, Taşkent, Bahçesaray, Derbent, Timirhan, Kaşgar, Alma Ata, Tirmi vs. şehirlerinde mevcud milyonlarca Kur’ân-ı kerîm ve hadis kitapları başta olmak üzere bütün dînî eserleri toplattırıp yaktırdı, ayaklar altında çiğnetti.

21 Aralık 1879 günü Gürcistan’ın Gori kasabasında dünyâya geldi. Babası fakir bir kunduracı, annesi koyu dindar, çamaşırcı bir kadındı. Joseph annesinin baskısıyla Ortodoks kilisesinde dînî eğitim gördü. Joseph’in gençlik yılları Gürcü milliyetçiliği (anti-Rus) düşünceleriyle geçti. Çok fakir olan çevresinde Marksist fikirleri süratle yayılıyordu. Bu arada Tiflis’te Iskra (kıvılcım) sosyalist grubuna katıldı. Tutuklanarak 1902 senesinde hapse, oradan da Sibirya’ya gönderildi. Sibirya’dan 1904 senesinde kaçarak tekrar Tiflis’e geldi. Bolşevik Menşevik çatışmasında Lenin’in fikirlerini benimsedi. 1905 ihtilâlinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, Lenin tarafından Bakü Bolşevik liderliğine getirildi. 1912 senesinde tekrar tutuklandıysa da kaçtı. Bunun üzerine çelik adam anlamına gelen Stalin lâkabını aldı.

Stalin’in 1917 ihtilâlinde rolü yok gibidir. Stalin o sırada L. D. Trotski tarafından gölgeleniyordu. Stalin Pravda Gazetesinin başında bulunuyordu. Daha sonra kendisine Lenin tarafından halk komiserliği görevi verildi. Halk komiserliğinin görevi, çeşitli milletlere âit toplulukların milliyetçilik düşünce ve hareketlerini bastırmaktı. Çok kan döktü. Bu kanlı çalışmaları sonucu, 1919 senesinde kendisine İşçi ve Köylü Komiserliği de verildi. İç savaşta politik komiser olarak süvari birlikleri ile, karşı ordu güçlerine karşı savaştı. Bu savaşlar esnâsında Rus ordusu tamâmen dağıtılarak yerini kızıl orduya terk etti.
Stalin, Lenin’in 1922 senesinde ölümünden sonra parti kongresinde genel sekreterliğe seçilince, Komünist Partinin tamâmına hükmetme imkânına kavuştu. Lenin’in enternasyonal yayılmacı politikası 1923 senesinde Almanya ve Macaristan’da başarısızlığa uğradığından sosyalizmin yalnız ülkesinde kalmasını, devrimin Rusya dışına yayılmasına gerek olmadığını savundu. Bu fikre karşı olan Trotski’yi Alma Ata’ya sürmeye muvaffak oldu. Bundan sonra, küçük köy ekonomisini ortadan kaldırarak endüstriyel ekonomiyi kurmaya başladı. 1930 senesinde 25 milyon köylü evlerinden zorla alınarak büyük sanâyi fabrikalarına taşındı. Çiftçilik, zirâat, kollektif esaslara bağlandı.

İkinci Dünyâ Savaşı çıkınca, demokratik ülkelerin yardımını alabilmek ve onlara şirin gözükebilmek için kollektifleşmeye ara verdi. Çalışma kamplarında sürgünde bulunan bâzı tutukluları serbest bıraktı ve papazları yeniden kiliselerin başına geçirdi. 1936 senesinde içerideki huzursuzluk o kadar artmıştı ki, rejimi koruyabilmek için Hitler Almanyası ile saldırmazlık antlaşması imzâlandı. Bu antlaşmanın asıl gâyesi, milliyetçilik duyguları ile kaynayan toplulukları tamâmen sindirmekti. Bu antlaşma esâsen Hitler’i rahatlatarak Avrupa’da Almanlara yaygın savaşma imkânı sağlamış oldu.

22 Haziran 1941 günü Hitler, Rusya’ya da saldırıya geçti. Stalin halka her tarafı yakarak geri çekilmelerini emretti. Çeşitli milletlerin milliyetçilik duygularını canlandırarak onlara savaşma gücü verdi. Generallere büyük yetkiler tanıdı. 1812’de Büyük Petro zamanındaki işgâle benzer şekilde geri çekilirken her yeri tahrip ettirdi. Alman orduları Moskova’ya dayandığı vakit Kremlin’de idi. O sene kış çok sert geçince karşı hücum için zamanlamayı yapıp, Almanları Stalingrat’ta büyük bir mağlubiyete uğrattı.

İkinci Dünyâ Savaşı kazanılınca Stalin’in gücü çok artmış oldu. Roosevelt ve Churchill’le Tahran ve Yalta’da yapılan antlaşmalarda Sovyetleri dünyânın ikinci büyük devleti olarak kabul ettirdi. Japonya’ya savaşı geç îlân edince, Roosevelt ile arası açıldı. 1947 senesinde milletlerarası komünizmi yayabilmek için “Kominformu” yeniden kurdu. Balkan ve Doğu Avrupa devletlerinin çoğunu fakir ve yoksul olmalarından istifâde ederek devrimler yaptırarak bir bir hâkimiyeti altına almaya başladı. Bu târihten îtibâren doğuyla batı arası açılarak demir perde kurulmuş oldu.

Stalin, 5 Mart 1953 günü ölünce yerine geçen Nikita Kuruşçev, Stalin’i düşman olarak îlân etti. Marksçı-Leninci görüşlerin yeniden komünizmin temel doktrini hâline gelmesini istedi. Stalin ismiyle başlayan şehirlerin isimleri dahi değiştirildi. Para, pul ve resmî dâirelerden Stalin’in resmi ve büstleri kaldırıldı. Mezarı dahi açılıp Kremlin’in duvarı dışına taşındı.

Eserleri:
Leninizm’in Problemleri, Sovyetler Birliği, Komünist Parti Târihi, Marksizm ve Dil, Sovyet Rusya’da Sosyalizmin İktisâdî Meseleleri.

2011-04-10

Canavarca Yaşa, Uluyarak öl; LENİN

Canavarca Yaşa, Uluyarak öl; LENİN

Sovyetler Birliğinin bir numaralı isminin yaşadığı evden yükselen çığlıklar, o civarda yaşayanların tüylerini ürpertiyordu. Moskova'nın 60 kilometre güneyinde bulunan dinlenme evinde bulunan Lenin hayatının son günlerini yaşıyordu ve hemen hemen 24 saat boyunca tiz çığlıklar atıyor, ızdırap içerisinde feryad ediyordu.


Onun yakınında bulunanlar, nâdir kişinin görebileceği ibret tablosunu ürpererek seyrediyorlardı.


1917'de gerçekleşen "Bolşevik Devrimi"nin lideri, 7 sene ülkenin bütün iplerini elinde bulunduran, astığı astık, kestiği kestik olan, on binlerce "muhalifi türlü yollarla ortadan kaldıran Lenin, şimdi ne hallere düşmüştü. Türlü hastalıklardan ayrı olarak aklını da yitirmişti. Bazan normal "deli" olurken, bazan "zır deli" olup çıkıyor, gözleri yuvalarından fırlıyor, cinnet geçiriyor, bağırıp çağırıyordu. Felçli olmamış, diğer hastalıklardan dolayı ızdırap içerisinde kıvranmamış olsaydı, etrafı kırıp geçireceği muhakkaktı.



Hastalıklar pençesinde...

Ateist ve materyalist bir dünya görüşünü benimseyen, Kâinatın sahibi olan Allahu Teâlayı inkar eden ve bu inkarını "resmî ideoloji" haline getiren, iktidarın gücüne güvenerek fîravunlaşan Lenin, gözle görünmeyen mikropların "esiri" olmuştu. Kıvranıp duruyordu. Zaten hayatının son yıllarında hep acılar içerisinde kıvranmıştı. 



Lenin, ömrünün sonlarında iyice azan frengi hastalığını 1902'de Paris'te sürgündeyken kapmıştı. 1918'de karşı-devrimci Fanny Kaplan'ın tabancasından çıkan kurşunlara hedef olmuş, o kurşunlardan sonuncusu ancak 1922 yılında çıkartılabilmişti.


Lenin 1922'de beyin kanaması geçirmişti. Onun "devlet sırrı" olarak gizlenen diğer hastalıkları şunlardı:


1922'deki beyin kanamasından sonra Lenin'e sık sık felç inmeye başlamıştı. Daha sonra sara hastalığına tutulmuş, ardından damar sertliği ve migrene yakalanmıştı.


Bu patalojik rahatsızlıklarının yanı sıra Lenin yavaş yavaş delirmeye başlamıştı. Sık sık şuurunu kaybediyor, cinnet geçiriyordu. 16 Aralık 1922'deki krizden sonra sekreterlerinden siyanür istemiş, ancak bunun sır olarak kalmasını tembihlemişti.


1923 Mart'ındaki felçten sonra Lenin tamamen delirmişti. Artık devamlı sayıklamaktaydı. Anlaşılabilen son sözleri şunlardı:


"...İnsanlar... bana yardım edin... şeytan... burada burada"

Lenin'in son günleriyle ilgili bilgileri yayınlayan Le Figaro dergisinde yer alan yazıda, Lenin'in son günlerinde uzun uzun uluduğu belirtilmekteydi. Fransa'da yayınlanan dergideki bu bilgileri haber yapan Zaman gazetesi şu başlığı kullanmıştı:

"Lenin de diğer zalimler gibi bağıra bağıra ölmüş"

"Canavarca yaşa, uluyarak öl!"

Komünist liderin çığlıkları o civarda yaşayan insanların kalplerini dondurmaktaydı.

Lenin bu şekilde çığlık ata ata, Fransız dergisinin tabiriyle "uluya uluya" ve tamamen delirmiş vaziyette 24 Ocak 1924 tarihinde ölmüştü.

Öldüğünde suratı korkunç bir hal almıştı. Onun bu halinin bilinmesini istemeyen Stalin, doktorlara emir vererek, cesedin "güzelleştirilmesini" istemiştir. Doktorlar da bir nevi "estetik cerrahi" tekniğiyle ve ilaçlarla onun yüz şeklini "normal hale" getirmiş, daha sonra mumyalamışlardı.

Lenin'in mumyalı vücudu bir "cam fanusa" yerleştirilmiş, onun da üzerine bir "anıt" mezar yapılmış ve ziyarete açılmıştı.


Putların yıkılışı

Son anlarında derin acılar içerisinde bağıra bağıra ve delirmiş vaziyette ölüp giden Lenin'in düzinelerle heykeli yapılacak, bu heykeller SSCB başta olmak üzere Kızıl diktatörlükle idare edilen ülkelerde pek çok şehrin en merkezî yerlerine "zulmün taşlaşmış ve tunçlaşmış sembolü olarak" dikilecekti. Ta ki, 1990 yılına kadar.

Kızıl imparatorluğun çatırdaması, ardından büyük gürültüyle yıkılması üzerine, hürriyete susamış olan insanlar, bütün diktatörlerin heykelleriyle birlikte, Lenin'in, milyonlarca insanın katili Stalin'in ve diğer komünist meşhurların heykellerini yıkacak, ya çöplüğe atacak, ya da satacaktı.

Çekoslovakya'nın Zabreh kasabasının ilgilileri, kasaba hastahanesine gelir sağlamak maksatıyla Stalin'in dev heykelini satışa çıkarmış ve heykel için biçtikleri fiyatı ise 50 bin dolar olarak açıklamışlardı.

Kamarov (Çekoslovakya) kasabası halkı da aynı şekilde Stalin heykelinin dövizle satılmasını kararlaştırmıştı.

Kamarov halkı şöyle diyordu:

"Artık Stalin'in bize kazandıracağı bir şey kalmadı. Hiç olmazsa şehrin merkezinde bulunan heykelini satıp para kazanalım."

Polonyalılar'ın düşüncesi ise daha değişikti. Onlar Kızıl diktatörlerin heykelini bir an evvel ortadan kaldırmak istiyorlardı. Gdansk'ta toplanan on binlerce halk, dev Lenin heykeline saldırmış, binlerce molotof kokteyli ile Lenin'in heykelini polisin gözü önünde cayır cayır yakmışlardı.

Polonya'nın güneyindeki Nowa Huta şehrindeki 10 metre yüksekliğindeki dev Lenin heykeli ise, şehir ahalisinin iki hafta devam eden aleyhte gösterilerinden sonra, şehir meclisinin aldığı "huzuru bozuyor" gerekçeli kararından sonra kaidesinden sökülerek götürülüp şehir çöplüğüne atılmıştı.

Bu şekilde, Demirperde ülkelerindeki bütün heykeller, bu arada komünizmin sembol ismi Lenin'in heykelleri kaldırılıp atılmıştı.


"Putlar hurdaya çıktı"

Diktatörlerin heykellerinin düştüğü durumu haber yapan Bugün gazetesi 21 Şubat 1992 tarihli nüshasında, "Putlar hurdaya çıktı" başlığını kullanmıştı. Haberde, eski komünist ülkelerin hurdalıklarının Marks, Lenin ve Stalin heykelleri ile dolu olduğu belirtiliyordu. Haberde enteresan fotoğraflar da kullanılmıştı. Büyükçe bir fotoğrafta yere devrilmiş Lenin heykelinin halk tarafından tekmelendiği görülmekteydi. Resimaltı şöyleydi:

"HEY GİDİ KOCA LENİN... Lenin, kendi vatanından kovulur da başka yerlerde durabilir mi?.. Etiyopya'da önce diktatör Mengistu, sonra da Lenin heykelleri alaşağı edilip, tekme tokat memleketten kovuldu. İşçi sınıfının siyasi iktidarı ve üretim araçlarını ihtilal yoluyla ele geçirmesini öngören Lenin işçiler tarafından tekmelenirken görülüyor."

Diğer karelerde boynunda urganla sırt üstü yere uzanmış Stalin heykeli, soytarıya çevrilmiş Marks heykeli ve ağaca asılmış Çavuşesku büstü görülmekteydi. Müşterek resimaltında şunlar yazılmıştı:

"İlahların hazin sonu: Stalin yerlerde, Marks soytarıya çevrilmiş, Çavuşesku ağaca asılı...

"Komünist ilahların en kanlısı Stalin'in heykelleri, diğer ilahların heykelleri gibi fırınlarda eritilerek maden haline getirilmeyi bekliyor, onları önce putlaştırıp, sonra alaşağı eden insanların, bu madenlerden yeni yeni putlar yapıp yapmayacağını kimse bilemez. Tıpkı Romanya diktatörü Çavuşesku'nun günün birinde heykellerinin ağaçlara soldaki resimde görüldüğü gibi asılacağını kimselerin tahmin edemeyeceği gibi... Ya komünizmin babası Kari Marks... 3 yıl önce kafasına böyle karton kutu takıp soytarıya çevirmek kimin haddiydi ki..."

Bu dünya böyleydi. Hiç kimseye kalmıyordu. Zulm ile âbâd olanlar er geç kahr ile berbâd oluyorlardı. İlâhî kanun işlemeye devam ediyordu. İmtihan gereği, küfür devam etmekte, ama zulüm devam etmemekteydi...


Burhan Bozgeyik
Meşhurların Son Anları, TÜRDAV yayınları,

Bu ay öne çıkanlar