İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2015-05-26

Casus Microsoft Rusya'dan kovuluyor.

abd, Büyük birader, Echelon, Edward Snowden, İsrail, Masonluk, Microsoft, nsa, rusya, Siber Casusluk, Space Explorer, çin, Şangay Birliği,



Eski NSA ajanı Edward Snowden tarafından yazılım devi Microsoft‘un da dahil tüm ABD teknoloji şirketlerinin NSA ile işbirliği yaptığını ve kullanıcıların tüm verilerini NSA‘ya teslim ettiği iddia edildi. Bu olayın ortaya çıkmasından sonra Rusya Cumhurbaşkanı Putin, “ABD’li dostlarımız zaten her şeyi dinliyor, biliyor,” şeklinde yaptığı açıklamaları ile NSA tarafından yürütülen casusluk girişimlerini önemsemediğini vurguladı.

Zaten son on beş senedir teknolojide Batı ve İsrail nüfuzundan çıkmak isteyen bir çok devlet gibi Rusya da alternatif işletim sistemleri üzerinde çalışıyordu. Alman ordusu yıllar önce casuslukla suçladığı Microsoft'un hiçbir ürününü kullanmama kararını kamuoyuna açıklamıştı. Rusya da bu alternatif işletim sistemleri ve yazılımlar konusunda iyi mesafe almışken, Ukrayna sebebi ile ABD ve AB Rusya'ya ekonomik yaptırımlar uygularken, Putin hem casusluktan korunmak, hem hazırlanan milli projelere fırsat vermek hem de ABD ve AB'nin ekonomik yaptırımlarına ciddi karşılık vermek adına tam zamanında tuşa basmış oldu. Ve artık Rusya'dan Microsoft'un kovulma vakti geldi. Hiç şüphesiz bunu diğer Şangay Birliği ülkeleri de bir süre sonra yapacaklardır. 


Edward Snowden’e ülkesinde yaşama izni de veren Rusya, Snowden tarafından verilen bilgileri de meydana sürerek, ülkede bulunan bütün kamu kurumlarını, bütün departmanlarıyla birlikte yazılım devine ait ürünlerden arındırmak için çalışmalara başladı. Amerikan rüyası bir derin darbe daha aldı ve öyle gözüküyor ki yıkıma götüren daha derin darbeler art arda gelecek.







Uzay ve dünya dışı yaşam konularında birbirinden dikkat çekici yayınlar www.SpaceExplorer.TV sitemizde

2015-05-08

ABD ya da İsrail, beklenen İstanbul depremini tetikleyebilir mi?

17 Ağustos 1999, abd, HAARP, İklim silahları, İsrail, İçimizdeki İsrail, Komplo teorileri, Küresel ısınma, Marmara depremi, Siyonistler, Yapay deprem, Yapay yağış,




Komplo teorilerinin hepsi de bizim ülkemizde çıkarılmış rivayetler değildir. Bütün komplo teorileri yalandır, uydurmadır, hezeyandır, deli saçmasıdır demek doğru değildir.
17 Ağustos 1999 büyük depreminden sonra ortaya birtakım komplo teorileri atılmış, yer sarsıntısının dış güçler tarafından tahrik edildiği (harekete geçirildiği) iddiası ortaya atılmıştı. Hattâ bu konuda kitaplar bile yazılmıştı.

Devamını sadece abonelerimiz okuyabilirler. Abonemiz iseniz devamını okumak için buraya tıklayınız. Bir yıllığı sadece 20 TL'dan abone olmak için buraya tıklayınız. 






Uzay ve dünya dışı yaşam konularında birbirinden dikkat çekici yayınlar www.SpaceExplorer.TV sitemizde


2012-06-07

MOSSAD öldürüyor, intihar denilip üzeri örtülüyor. Hayati Kamhi'yi MOSSAD öldürdü

MOSSAD öldürüyor, intihar denilip üzeri örtülüyor. Hayati Kamhi'yi  MOSSAD öldürdü
MOSSAD öldürüyor, intihar denilip üzeri örtülüyor. Hayati Kamhi'yi  MOSSAD öldürdü
Yahudilerin iç hesaplaşması dünya çapında hız kesmeden devam ediyor. Türkiye'nin baronu ve en büyük iş adamı olan Üzeyir Garih de iç hesaplaşma sebebi ile öldürülmüş ve güpegündüz, Müslüman mezarlığında, tek bir koruması olmadan dolaşan Garih masonik işaretler taşıyan bir cinayete kurban gitmişti. iş önce bir ayakkabı boyacısı çocuğun, sonra iki genç kızın, o da tutmayınca Yener Yermez adında firari er bir eroinmanın üzerine ihale edilmişti. Ne tuhaftır ki firari er Yener Yermez bütün Türkiye kendisini ararken memleketine gittiği otobüste yakalanmıştı.


Yahudi ve 33. dereceden Mason olan Üzeyir Garih'in öldürülmesinin sebebi ise daha sonra meydana çıkmıştı. Garih, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)'un gerçekleşmesi ve 1 Mart tezkeresinin geçmesi için üzerine düşenleri yapmamış, bunu sağlamak için uğraşan Yahudive Mason kardeşlerini çok müşkil durumlarda bırakmıştı. Üstelik İsrail'e düzenli olarak ödediği vergiyi de kesmişti... Bu cinayet aslında dünyanın dört bir tarafına yayılmış Yahudilerin ve Kripto (Türk gözüken/şifreli)  Yahudilerin İsrail'in denetiminde olduğunu, onları gerektiğinde koruyan, destekleyen, güçlendiren ve vergi alan İsrail'in gerektiğinde de MOSSAD'ı kullanarak en ağır şekilde cezalandırdığı gerçeğini gözler önüne sermişti.

Aslında işin daha derinine bakıldığında ise, on seneden fazla bir zamandan beri Yahudilerin şahin ve güvercin diye adlandırılan iki gruba ayrıldıkları ve birbirlerine karşı düşmanca bir mücadele içinde oldukları da bilinmekte. Dünya üzerinde el değiştiren sermayenin, holdinglerin, Türkiye'de batık banka patronları hadisesinin, patlayan sinagogların, HSBC'nin, Şaron'un dünya üzerindeki bütün Yahudilerin İsrail'e gelmesi yönündeki sert çıkış ve tehditlerinin, ardından ağır hasta olup meydandan silinmesinin, Sinagog patlamaları ile Türkiye'deki Yahudilerin huzurlarını bozmak, korku vermek ve böylece Şaron'a itaat edip İsrail'e gitmelerini sağlamak amacıyla güdülen siyasete Tayyip Erdoğan'ın çok sert tepki vermesinin, bunun ardından o gurup Yahudier tarafından "Üstün cesaret ödülü" ile ödüllendirilmesinin, aynı gün diğer Yahudi gurubunun da Mehmet Emin Karamehmet'e "Üstün idarecilik ödülü" vermesinin, yine kripto Yahudilerden olan Uzanların elenmesinin, bir anda bölgedeki bir çok ülkenin liderlerinin sahneden silinmesinin (Esad, Arafat, Şaron, Demirel v.d.) ve daha saymakla bitmeyecek bir çok önemli hadisenin arka planında iki Yahudi gurubunun birbirleri ile gayet sert ve kuralsız mücadelesi var. CNN Yahudi sahibinin "İsrail bir terör devletidir." açıklamasını yapmasına da sebep olacak kadar şiddetli olan bu mücadele önümüzdeki günlerde de yaşanacak bir çok önemli hadisenin gerçek sebebi olacak gibi...

Son zamanlar da da Türkiye'de arka planı derin ve karanlık olan ilginç hadiseler oldu. Bakın taşıdığı Ergün Diler ismi, buram buram Sabetayist kriptoloji kokan yazarımız, neler neler yazdı ve Hayati Kamhi cinayetini nerelere bağladı;

****
Ünlü işadamı Jak Kamhi’nin 62 yaşındaki oğlu Hayati Kamhi önceki gün Kandilli’deki villasında ölü bulundu! Hemen hemen her YAHUDİ vatandaşımızın ölümünden sonra ortaya atılan ŞABLON yine piyasaya sürüldü:
BORÇ YÜZÜNDEN İNTİHAR ETTİ!

Belki PARA yüzünden intihar etmişti ama ya bu birine olan BORÇ yüzünden değilse! Bilmiyoruz. Ama kısa yoldan kesip atmayı seviyoruz.
Geriye baktığımızda ne faili meçhuller bırakmışız arkamızda. “Bu da ne ki” diyebiliriz…
Ama gelin biz zor olanı seçip işin arka planına seyahat etmeye devam edelim.
Çünkü seyahat etmek için o kadar çok sebep var ki… Öncelikle resmi makamların sıcağı sıcağına “ihtihar” demesi, Adli Tıp Kurumu’nun “acil” bir sonuca ulaşması bende şüphe uyandırdı. Normalde bu kadar HIZLI olmayan KURUMLARIN bu ve benzeri YAHUDİ ölümlerindeIŞIK HIZIYLA hareket etmesi beni hep kuşkulandırdı.

Hayati Kamhi’ye gelmeden önce gelin Moşe Kohen cinayetine gidelim…

2012-02-13

Kim bu George Soros? Hangi karanlık işlerin mahir üstadıdır?

Kim bu George Soros? Hangi karanlık işlerin mahir üstadıdır?



‘Düğün değil bayram değil, eniştem beni niye öptü‘ sözü misali Vatan Gazetesi de ünlü vurguncu George Soros‘u durduk yere öpüverdi. Aydın Doğan‘ın eline geçmesi an meselesi olan Zafer Mutlu’nun Vatan’ı, Soros’u hem de manşetinden hayırsever yaptı! Tüm dünya Soros’u, ülke borsalarında yarattığı spekülasyonlarla ve ülke politikalarına müdahaleleri ile tanır. Ama Vatan Gazetesi, bugün hem de manşetinin spotunda Soros için hayırsever ifadesini kullandı. Haber aslında oldukça sıradan. Ama satır aralarına gizlenen kodlar oldukça ilginç. Olay şu:

Soros’un 2001 yılından beri Türkiye‘de de faaliyet gösteren kurumlarından biri olan Açık Toplum Enstitüsü, Türkiye için Avrupa’da imaj çalışması yapacak. Ama Vatan muhabiri dersine pek çalışmamış olmalı ki, Soros hakkında övgüler düzmüş. Enstitü’nün Türkiye Direktörü Hakan Altınay, ballandıra ballandıra Soros’un Türkiye için sadece 2007 yılında 1.5 milyon dolar harcadığını söylüyor.

Yahudi asıllı ABD’li finans spekülatörü

George Soros’un yaşamı ve ilişkileri aslında halen gizemini koruyor. Gürcistan da Turuncu Devrimin finansörlüğünün de aralarında olduğu, dünyanın kaderine yön veren gizli ya da aşikâr pek çok eylemin arkasında parmağı olduğu iddia edilen Soros, Yahudi asıllı ABD’li finans spekülatörü. Para sihirbazı olarak bilinen Soros, 1930‘da bir Musevi ailenin oğlu olarak Macaristan‘da doğdu. 1947 de İngiltere ye göç etti ve burada ekonomi eğitimi aldı. 1956 da Amerika’ya giden Soros, 1969 yılında 10 bin dolar sermaye ile Quantum Fund’u kurdu. Soros’un esrarengiz yükselişi oradan itibaren hız kazandı. 1992′de İngiliz Merkez Bankası’na karşı yürüttüğü bir operasyon ile 985 milyon dolarlık kar elde etti.

Soros 80′lerden sonra milyonlarca dolarını Doğu Avrupa’da Sosyalizme karşı harcamaya başladı. Elbette bunu babasının hayrına yapmadı. Doğduğu ülke olan Macaritan’da eğitim ve kültür kurumlarını aldı. Daha sonra Polonya’ya geçti ve CIA güdümündeki dayanışmayı finanse etti. Aynı yıllarda hem Çin’de hem SSCB’de, hem de Güney Afrika’da derin bağlantılar kurdu. Tüm dünyada antikomünistleri finanse eden Soros’un giderek artan etkisi ABD haber alma sisteminin bir parçası olduğu kuşkularına neden oldu. 1989′da Washington Post Gazetesi ilk kez, Soros Vakfı’nın 1987′de Çin’de yaptığı reform ve dışa açılma ile ilgili faaliyetlerinin CIA bağlantılı olduğu iddialarına yer verdi.

Türkiye’deki vurgun: Yudum yağları

Neredeyse son çeyrek asırdır dünya politikalarına yön veren ünlü vurguncunun Türkiye’deki en somut işi ise Yudum Yağları. Soros, yağ işinden ülkemizde de büyük paralar kazandı. Dünyada yaklaşık 200 tane fonu olduğu iddia edilen Soros’un her bir fonunun bir başka ülkenin iliğini sömürdüğü iddia ediliyor. Vatan Gazetesi, Soros’un yaptığı 1.5 milyon dolarlık hayırseverliği öne çıkarırken, ‘Bu adam acaba Türkiye’den ne ister?’ diye hiç sormadı mı? Tıpkı George Bush gibi ama ondan biraz farklı bir yöntemle, imaj çalışması gibi faaliyetlerle dünyanın pek çok ülkesine demokrasi pazarlayan Soros, bunun karşılığında acaba bizden ne istemektedir?

Soros’un çalışma felsefesini anlatan uzmanlar, ‘Soros, önceden yatırım yaptığı ülkeyi Batıda pazara çıkarır ve başka yatırımcılar geldiğinde de yüksek fiyatla satar‘ diyor. Vatan’ın Soros’a hayırsever iltifatı büyük bir safdillik değilse büyük bir oyunun ilk adımı olmalı. Vatan’ın Soros’tan, Soros’un Türkiye’den muradı nedir?

(www.iyibilgi.com)

Rothschild Ajanı Olarak Soros 
George Soros’un Gerçek Hikayesi

George Soros yalnızca dünyanın önde gelen megaspekülatörlerinden biri olmakla kalmaz, aynı zamanda Doğu Avrupa uluslarına karşı operasyonları düzenleyerek ulusların egemenlik haklarına saldırarak. Bütün yaşamı boyunca Anglo-Amerikan monetarist düzeninin pis işlerini yapan bir tetikçi vazifesi görmüştür. Soros, Eylül 1992‘de, İngiltere Merkez Bankasıyla dişediş bir mücadele sonucunda İngiliz poundunu ve İtalyan lirasını yıkıma uğrattı, bu spekülasyondan 12 milyar dolar kazandığını daha sonraki bir röportajında ağzından kaçırdı.

Yüksek faizli borç alarak Soros Almanlardan 40 milyar dolar topladı. Bunu nasıl başardığı bir sır olarak kaldı: ilk olarak, Soros gibi bir spekülatör yüzde beşlik bir oranla borç alabilmektedir, 1 milyon dolara 50 milyon dolar borç alabiliyor. İkinci olarak, Soros’un Bundesbank’ı batırmak isteyen ve aynı zamanda İngiliz poundunun aşırı değerlendiğini düşünen başında Rothschildlerin bulunduğu oligarşik çevrelerle bağları vardır. Üçüncü olarak, Soros, başında bulunduğu Quantum Fonunun birkaç hamisinden biri olan Citibank gibi bankalardan yüksek faizli borç alabilmektedir. Dördüncüsü, ABD istihbarat kaynakları, Soros’un, İsrail’deki General Ariel Sharon’un Eretz İsrael (Büyük İsrail) projesini destekleyen sıcak para kaynaklarından da gerektiğinde yararlanabildiğini belirtmektedir. Bunlar Soros’un Bundesbank’ın sırtını nasıl yere getirdiğini ve ERM’yi (Avrupa Kur Düzenleme Sistemi) etkisizleştirmeyi nasıl başardığı hakkında bir fikir verebilir.

“Hayırsever” Soros ve Açık Toplum Fonu

Soros Robin Hood değildir. Poundu ve İtalyan lirasını devalüe ederek cebe indirdiği 1-2 milyar dolarlık servetten küçük kırıntıları, von Hayek tarzı serbest piyasa ekonomisini yaymak ve ulusları yıkıma uğratmak için dağıtıyor. 1979 yılında kurulan, ilk Soros vakfı olan Açık Toplum Fonu, 1993 Aralık’ından itibaren, bu tarihte kurulan New York- Açık Toplum Enstitüsü bünyesine alındı. Bu enstitü, aynı yıl Budapeşte’de kurulan Açık Toplum Vakfı ve 1995′de kurulan Moskova-Açık Toplum Enstitüsü ile birlikte, Orta ve Doğu Avrupa’da ve Güney Afrika ve Haiti’deki 24 ülkedeki ulusal Soros vakıflarının sinir merkezleridir. Soros’a göre “Açık Toplum özel çıkarın izlenmesini dıştalanamaz. Tam tersine, mükemmel bilginin yokluğunda, bireylerin çıkarlarının ne olduğunu belirlemeyi kendisine bırakmak ve pazar mekanizmasının bu çıkarları uzlaştırmasını beklemek en iyisidir.” Soros vakıflarının 1994 yılı toplam harcaması 300 milyon dolar civarında. Açık Toplum Enstitüsü-New York, Soros’un çeşitli vakıfları arasında eşitler içinde birinci konumunda. Eylül 1993′de Soros ATE-New York’un başına Aryeh Neier’i getirdi. Neier 12 yıldır, Soros’un kurduğu Human Rights Watch’ın (İnsan Hakları İzleme Örgütü) yöneticiliğini yapmış ve bundan önce de 8 yıl Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nin (ACLU) ulusal yöneticiliğini yapmıştı.

Hayek Tarzı Serbest Piyasacılığının Yayılması

Aktivitelerini aşağıda özetlediğimiz Açık Toplum Vakıfları yoluyla George Soros, SSCB çökmeden çok önce, Anglo-Amerikan Bankaları ve İMF öncülüğünde Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomik ve politik “geçiş süreci” mekanizmasının kurucusu konumuna gelmeyi başarmıştır. Berlin duvarının yıkılmasının ardından, İngiliz Başbakanı Margaret Thatcher ve onun yakın arkadaşı George Bush tarafından onaylanan “şok tedavi” politikasının ateşli bir savunucusu oldu. Soros, eksi Federal Banka başkanı ve David Rockeffeler’in Triletarel Komisyonu’nun Kuzey Amerika bölümü yöneticisi olan Paul Volcker, bir dönem İMF yönetiminde bulunan Citibank başkan yardımcısı H. Anno Ruding ve Harvard profesörü Jeffrey Sachs’la birlikte Polonya tarzı “şok terapi” modelinin yaratıcıları arasındadır. Soros’un dikkatini Bolivya’da daha önce IMF tarafından uyguladığı “şok terapi”ye Sachs’ın çektiği belirtilmektedir. Soros, Demokrasiyi Garantilemek kitabında Polonya’daki şok terapi deneyimini şöyle özetlemiştir: “Politik dönüşümün mutlaka ekonomik mesafe almakla sonuçlanması gerektiğini düşünüyordum. Polonya bunun başarılabileceği yerdi. Anlaşılır bir ekonomik programın kaba hatlarını hazırladım, üç temel maddesi vardı: para politikasında stabilizasyon, yapısal dönüşümler, borçların yeniden yapılandırılması. Bu üç hedefin hep bir arada gerçekleştirilmesinin ayrı ayrı gerçekleştirilmesinden daha başaralı sonuç vereceğini iddia ettim. Bir tür hisse senedi karşılığı makroekonomik borç önerdim. Planı iktidar değişikliğinden sonra ekonomik yuvarlak masanın başında bulunan Gemerek’e ve Profesör Treziakowski’ye gösterdim, her ikisi de çok beğendiler. Benzer bir programı savunan Harvard Üniversitesi’nden Prof. Jefrey Sachs ile güçlerimi birleştirdim ve onun Polonya’da Stefan Batory Vaktfı yoluyla yürüttüğü çalışmaları finanse ettim. IMF programı onayladı ve 1 Ocak 1990′da yürürlüğe koydu. Halk için zordu ama insanlar gerçek değişimler görmek uğruna büyük acı çekmeye razıydı. Enflasyon azaldı, ama sonuç yine de sallantıdaydı çünkü yapısal düzeltmeler yavaş gerçekleşiyordu. Üretim %30 düştü, ama istihdam yalnızca %3 azaltılabildi. Bu yerleşmiş devlet işletmelerinin fazla mesai yaparak karlılıklarını korudukları ve istihdamı korumayı başardıklarını gösteriyordu, işletme yönetimleriyle işçiler arasında kırılması zor uğursuz bir ittifak vardı.”

Polonya, Macaristan, Rusya ve Ukrayna’da nereye bakarsak, Soros’un bu kökten serbest piyasacı programı teşvik ettiğini ve IMF’nin de bunu mali disiplini sağlamak adına uygulamaya koyduğunu görmek mümkündü.

Shatalin Planı: Eski Sovyetler Birliği’ne “Şok Tedavi” Yaklaşımı

Soros, Sovyet devlet başkanı Mihail Gorbaçov ve Başbakan Margaret Thatcher’ın çağrısıyla, kendisinden, iktisatçı Jeffrey Sachs ve İtalya’dan Romano Prodi’nin de içinde bulunduğu bir ekibi IMF tarzı şok tedaviyi esas alan Shatalin planını tartışmak üzere toplaması istendiğinde Sovyetler Birliği üzerindeki etkisinin doruk noktasına ulaşmış oldu. “Soros Hakkında” kitabında “Shatalin Plan’ın büyük bir savunucusuydum” diye yazdı. “Gorbaçov planı kabul etseydi, Sovyetler Birliğinin başında kalabilir ve Sovyetler Birliği dağıtılmak yerine reforme edilebilirdi.”

Demokrasiyi Garantilemek’te Soros, Sovyetler Birliği ağır sanayisinin “Dev hidroelektrik santrallerini, çelik fabrikalarını, Moskova metrosunun mermer duvarlarını ve Stalinist mimarinin gökdelenlerini modern bir firavun tarafından dikilmiş sayısız piramitler gibi görmek mümkündü” diye yazdı. 4 Ocak 1993′de Washington Post’a verdiği bir mülakatta aynı monetarist temayı işledi:

“Sosyal güvenlik açığı zarar eden işletmelerin kapatılması için önemli bir teşvik oluşturuyordu. Fabrikalar kapatılabilirdi ve üretime gidecek ham maddeler ve enerji ise üretilenden daha pahalıya satılabilirdi.”

Soros böylece birkaç kırıntı karşılığında eski Sovyetler Birliğinin tüm askeri-endüstriyel altyapısını, burada kullanılan enerji ve hammaddeleri yurtdışında haraç mezat pazarlayarak elden çıkarmayı öneriyordu. Rusya’nın altından alüminyuma geniş ham madde rezervleri ve enerji rezervleri, Soros’un March Rich – İsviçreli kanun kaçağı finansçı- gibi dostları eliyle yağma edildi. Aslında March Rich, Rus alüminyumunu Londra Metal Borsasında o kadar ucuza sattı ki, fiyatının yarı yarıya indirdiği halde kar etti. Bu etkinlikler Rus Mafyasının büyümesini hızlandırdı.

İnsan Hakları Mafyası

George Soros’un “insan hakları” konusundaki ilk tecrübesi Helsinki Yurttaşlar Topluluğu’yla yakın işbirliği içinde çalışan Charter 77 diye bilinen grup olmuştu. C77, Soros’un başlıca finansörü olduğu Human Rights Watch gibi “insan hakları” mafyası ağının bir parçasıydı. HRW ve onun yakın müttefiki İngiliz Dışişleri Ofisi’ne bağlı Amnesty İnternational (Uluslararası Af Örgütü) serbest ticaret ve küreselleşmeye direnen uluslara karşı uluslararası vuruş timiyle sıkı bağlantı içinde kurmuşlardır; saldırılarını “insan hakları” ihlallerine karşı müdahale görüntüsü altında gizliyorlar. HRW, 1995 Dünya Raporu “ekonomik bireysel çıkarı ortak refahla eşitleyen bir bakış açısına sahip olan” birey ve hükümetlere karşı şiddetli bir saldırı başlattı ve bu anlayışı kendi “insan hakları” görüşüne karşı bir “merkantilist tehdit” olarak damgaladı.

George Soros’un ardındaki gizli finans şebekesi William Engdahl

George Soros’un arkasındaki gerçek, hakkında özenle yaratılan medya imajından farklıdır. George Soros, Avrupa’nın aristokratik ve kraliyet aileleri tarafından yönetilen geniş ve oldukça kirli bir özel finans şebekesinin yalnızca görünen yüzüdür. Doğrudan devletin gücünü kullanmak yerine hayati önemde jeopolitik amaçlara ulaşmak için gizli içbağlantılı serbest finans çevrelerinin çıkarlarının geniş bir holdingi şeklinde birleşmiş, Batı Avrupa aristokrasisi ve oligarşisi ile bağlantılı. birçok bakımdan 17 yüzyılın İngiliz ve Hollanda Doğu Hindistan Şirketi modelinde. Önemli kaynaklara göre, bu kulübün merkezi eski Britanya İmparatorluğunun finans merkezi olan Londra’dır. George Soros ortaçağda Hofjuden, “Saray Yahudileri” denilen ve eski aristokrat aileler tarafından yönetilen bu güçlü ama gizli şebekenin bir üyesidir. Soros dünya finansal pazarlarında spekülasyon yapmaktadır, Quantum Fonu N.V. bütünüyle “hedge fund” (riskli kağıtlara yatırım yapan fonlar için kullanılan deyim, hedge fundlar günümüzde İnterpol tarafından en hızlı gelişen kara para aklama yolu olarak tanımlanmaktadır) adı verilen fon işletmesidir. Soros’un Quantum Fonu Curacao’da kayıtlıdır, Hollanda Antillerinde, karayip vergi cenneti – böylece hem vergi ödemekten kurtuluyor, hem de yatırımcılarının niteliğini gizleyebiliyor ve bu paralarla ne yapıldığını.

Merkez bürolarını Curacao’ya taşıyarak, Soros ABD hükümetinin finansal aktivitelerini takibatının önüne geçebiliyor, ABD merkezli bir yatırım fonu zorunlu olarak bu takibatı kabul etmek durumundadır. Hollanda Antilleri, Hollanda Krallığının mülkü, OECD’nin Uluslararası Kapa Para Aklama İzleme Komitesi tarafından tekrar tekrar Latin Amerika kaynaklı uyuşturucu trafiğinden gelen paraların başlıca aklanma merkezi olarak dikkat çekilmiştir. .

Soros, çeşitli fonlarındaki 99 bireysel yatırımcının hiçbirinin Amerikan vatandaşı olmamasına özel bir önem veriyor. ABD güvenlik yasalarına göre, bir hedge fund içinde ancak 99 yatırımcı olabilir, “sofistike yatırımcı” olarak adlandırılan çok zengin bireylerden oluşturulabilir. Yatırım şirketini offshore hedge fundu olarak yapılandırarak Soros, kamu tahkikatından kurtuluyor. Soros’un kendisi Quantum Fonu’nun yöneticiler listesinde bile görünmüyor. Bunun yerine, yasal nedenlerle Quantum Fonu’nun resmi “Yatırım Danışmanı” olarak görünüyor. Soros’a bu konuda herhangi bir soru gelirse rahatlıkla fonun “yalnızca yatırım danışmanı” olduğunu iddia edebilir.

Konuyu bilen kaynaklara ABD’li ve Avrupalı yatırımcılara göre, Soros İsviçre’den yukarda değindiğimiz kaçak metal ve mal spekülatörü Marc Rich ve Tel Aviv’den; İsrailli gizli silah ve mal spekülatörü Shaul Eisenberg, Mossad’ın finans kanadıyla bağlantılı “Kirli Rafi” Eytan’ı ve Jacob Lord Rothschild ailesini de kapsayan çevrenin bir üyesidir.

Haliyle, Soros ve Rothschild ilişkilerini halktan gizlemeyi çıkarlarına daha uygun buluyorlar, Soros’un Londra’daki, İngiliz Dışişlerindeki, İsrail’deki, ABD finans oligarşisindeki dostlarının da adları gizlidir. Bu sayede bir yalnız hareket eden yatırım “dehası” Soros efsanesi yaratılabilmiştir, dünyanın en başarılı spekülatörlerinden biri, pazarlardaki boşlukları saptama konusundaki kişisel dehasına dayanarak. Onu tanıyanlar ve onunla iş yapmış olanların söylediklerine bakılacak olursa, içerden alınacak güvenilir, üstdüzey enformasyon almadan hiçbir önemli yatırım kararını asla almamaktadır.

Soros’un Quantum Fonu’nun yönetim kurulunda adı geçenlerden biri de Richard Katz’dır. Katz, Rothchild’lerin bir adamıdır, aynı zamanda Londra N.M. Rothschild & Sons ticaret bankasının yönetim kurulunda görünüyor ve Rothschild İtalya S.p.A’nın da başındadır. Rothchild’le, Soros’un Quantum Fonu arasındaki bir diğer bağlantı da Nils O. Taube’dir. Tabue, Rothschild’in başlıca iş ortağı olan yatırım grubu, St. James Place Capital’in bir ortağıdır. The London Times gazetesinin köşe yazarı, William Lord Rees-Mogg da Rothchild’in St. James Capital’inin yönetim kurulundadır.

Soros’un Quatum Fonu’nun yönetim kurulunda bulunan bir diğer isim İşviçre’nin en tartışmalı bankasının sahibi, “Cenevre’deki en kurnaz banker” olarak tanınan Edgar de Picciotto’dur. De Picciotto bir diğer Lübnan doğumlu banker, New York Cumhuriyet Bankasını kontrol eden Edmund Safra’nın uzun dönem dostu ve iş ortağı olmuştur. Safra’nın Cumhuriyet Bankası’nın Amerika’da yapılan soruşturmalarda Rusya’daki örgütlü suça bulaşmış, New York’taki Birleşik Devletler Federal Rezervi’nden Moskova’daki mafyanın kontrolündeki bankalara para aktardığı saptanmıştır. Safra aynı zamanda, Birleşik Devletler ve İsveç makamları tarafından Türkiye ve Kolombiya kaynaklı uyuşturucu paralarını akladığı gerekçesiyle soruşturulmaktadır.

Soros’un gizli uluslar arası Rothschild finans çevresiyle bağlantısı sıradan ya da tesadüfi bir bankacılık ilişkisi değildir. Soros gibi bir spekülatörün muazzam başarısını, ve bu adamın sayısız kez yüksel riskli pazarlarda hep “doğru kağıda” oynamayı başarmasını açıklamada çok katkısı olabilir. Soros’un en önemli devletlerde ve önde gelen özel yatırım merkezlerinde “içerden bilgi”ye erişimi vardır. İkinci Dünya Savaşından bu yana, İngiliz finans aygıtının merkezine oturan efsanevi Rothschild finans ailesi, kendisini gizleme ve kendisini kamunun gözünden kaçıran bir perde yaratma işinde büyük mesafe kat etti. Oysa bu perdenin ardında dünyanın en büyük ve en karanlık finans güçlerinden birisi saklıdır. Aile, zengin ama zararsız “centilmen” insanlar imajını yaratmak için kayda değer miktarda para harcamaktadır.

Rothschild ailesi bunların yanında, özellikle, 1948’den bu yana yeni bir İsrail devleti kurma davasının ateşli bir savaşçısı olarak ortaya çıkmakta ve bunun için de özellikle insanlığın Nazilerin İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere uyguladığı soykırıma karşı duyduğu öfkeyi kullanmaktadır. Gerçekten, İngiliz Dış İşleri Bakanı Arthur Balfour’un 1917 yılında Lord Rothschild’e İngiliz hükümetinin Filistin’de Yahudiler için bir ulusal vatan kurulması girişimini desteklediğini belirten ünlü mektubunu yollamasından itibaren Rothschild ailesi İsrail’in yaratılması işine etkin olarak katılmıştır. Dolayısıyla Soros’un günümüzde İngiliz ve Amerikan istihbaratlarıyla olduğu kadar, İsrail istihbaratıyla da ilişkilerinin olması şaşırtıcı olmamaktadır.

Her ne kadar işin kamuya görünen yüzünde, N.M. Rothschild yalnızca çölü ağaçlandırmak gibi faydalı projelere bağış yapan bir hayırsever rolündeyse de aslında birçok istihbarat operasyonunun merkezinde bulunmaktadır.

N. M. Rothschild ayrıca Tory partisinin Thatcher etrafında kümelenen serbest piyasacı kanadına bağlı İngiliz İstihbarat sisteminin de en etkili gruplarından biri olarak kabul ediliyor. Rothschild & Sons, 1980’lerde Thatcher’ın başlattığı, bugün ise John Major hükümetinin sürdürdüğü milyar dolarlık İngiliz devlet işletmelerinin özelleştirilmesi kampanyasına büyük meblağlarda yardım yaptığı söyleniyor. Ayrıca Rothschildlerin dünya altın ticaretini de yönlendirdikleri biliniyor. Altın ise küresel uyuşturucu ekonomisinin temel aracı durumundadır.

N. M. Rothschild ayrıca uyuşturucu karşılığında silah satılan gizli istihbarat operasyonlarını da doğrudan finanse etmektedir. İngiliz İstihbaratıyla derin bağlantıları sayesinde, BCCI (Uluslararası Kredi ve Ticaret Bankası) tarafından yürütülen bu gizli operasyonlardaki suç ortaklığını büyük ölçüde gizli tutabilmektedir. Rothschildler, 1970’ler ve 80’lerde Nikaragua Kontrgerillalarına uyuşturucu karşılığında silah sağlanması gibi projelerde kullanılan İngiliz MI-6’sı ve Albay Oliver North ve (baba) George Bush’un da içinde olduğu geniş karapara aklama şebekesinin de kalbidir.

8 Haziran 1993’de ABD Senatörler Meclisi Bankacılık Komisyonu başkanı Henry Gonzalez, Reagan ve Bush yönetimlerindeki Amerikan Hükümetlerinin BCCI’ın yargılanmasını sistematik olarak engellemek ve BCCI skandalı hakkında açılan kongre soruşturmaları konusunda işbirliğini reddetmekle suçlayan müthiş bir konuşma yaptı. Gonzalez ayrıca bu skandalın Lavoro Ulusal Bankası’nın (BNL) Atlanta şubesi aracılığıyla Bush yönetiminin Saddam Hüseyin’e Körfez Savaşı’ndan hemen önce 1990-91 yılları arasında büyük bağışlar yolladığı iddialarının üzerinin örtülmesiyle de doğrudan ilişkili olduğunu vurgulamıştır.

Ancak Batı basınındaki soruşturmalarda yer almayan tek şey, BCCI’ın geniş yasadışı ağının merkezinde Soros aracılığıyla Rothschild grubunun bulunduğu gerçeğiydi.

IMF Notları:

Rus halkı, IMF programlarıyla ilk kez 1992’de tanıştı, ancak yoksullukta diğer halklara “yetişmekte” gecikmediler. 1996 yılında, ülkenin ulusal geliri yarı yarıya düşmüştü. Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı, aynı sürede 2 milyondan 60 milyona fırladı. Erkeklerde ortalama ömür 65.5’ten 57’ye düştü. Uzmanlar, böylesi bir felakete, dünya tarihinde savaş veya büyük bir doğal felaket dışında rastlanmadığını belirtiyorlar. Büyük bir hızla gerçekleştirilen özelleştirmeler ile bir “özelleştirme mafyası” doğdu. Çeteler ve mafya örgütlenmeleri mantar gibi çoğalarak, iktidar ve medyayı tamamen kontrolleri altına aldılar.

Bolivya: IMF’nin bir diğer kurbanı olan Bolivya’da, tarım ürünleri ihracatı 1980’lerde rekor düzeyde arttı. Bu “mucize artış”ın istatistiki sonuçları ise 1990 yılında alındı: Yoksulluk sınırının altında yaşayan köylülerin oranı yüzde 95’e fırladı. IMF, DB ve DTÖ politikaları sayesinde;

Yabancı şirketlerin verimli toprakları ele geçirmesine olanak tanındı. Toprakları ellerinden alınan çiftçiler, ölümcül heyelanlara açık bayırlarda tarım yapmaya veya ormanları yakıp kendilerine alan açmaya zorlandılar. Çoğu köylü, şehirlere göçtü.
Küçük çiftçilere verilen devlet desteği kesilirken, tarımda tekelleşme hızlandı. Tarım alanında sendikalaşma, devlet baskısıyla önlendi.
Yabancı tekeller, yerli halklar tarafından yüzlerce yılda geliştirilen tarım tekniklerinin patentini aldılar.
Tamamen ihracata dayalı tarım politikaları, kimyasala bağımlı tarım tekniklerini geliştirdi. Toprak zehirlendi.

(Executive Intelligence Review, Nisan 1997)

2012-02-08

İsrail'i Böyle Bilir miydiniz? İsrail’in maddi ve manevi sefaleti

İsrail'i Böyle Bilir miydiniz İsrail’in maddi ve manevi sefaleti


Biz ‘Mavi Marmara’ olayına fena halde takıldık, haklıyız da; ancak İsrail konusunda daha büyük fotoğrafı gözden kaçırıyoruz galiba. O büyük fotoğraf şu: İsrail pek çok bakımdan gerileyen, güçsüzleşen bir ülke...
Şu duyuruyu birlikte okuyalım, kimden geldiğini sonra söyleyeceğim: HER 4 İSRAİLLİ’DEN 1’İ MÜTHİŞ FUKARA HAYATI YAŞIYOR- Yeni araştırmalara göre İsrail halkının birinci derdi fakirlik. 850 bini çocuk olmak üzere 1.7 milyon insan fakirlik çizgisinin altında yaşıyor, günde bir öğün yiyecekle idare ediyor. Anne-babaları başları üzerindeki çatıyı koruma mücadelesi verirken binlerce çocuk aç bi-ilâç yatağa giriyor.”
Fukaralıkla mücadele için çaba gösteren bir örgüt bu duyuruyu yapmış; hem de bizde de şöhretli ‘Debka’ adlı internet sitesi aracılığıyla... Debka’nın ünü İsrail’in istihbarat çevreleriyle içli-dışlı bir ekibin yayın organı oluşundan... Kısacası, duyuru İsrail-karşıtı birilerinin uydurduğu bilgiler içermiyor; resmi sayılabilecek bir tablo bu...
‘Meir Panim’ adlı örgüt, 40 merkez, 14 aşocağı, 8 bağış toplama merkezi, 1700 motorlu aşeviyle hizmet verip 15 bin yemek fişi dağıtmakla övünüyor. Her gün yalnızca 30 bin çocuğa sıcak aş eriştirebiliyorlarmış...
Geri kalan 800 binden fazla çocuk? Yatağa aç giriyor olmalı...
Nasıl buldunuz bu farklı İsrail tablosunu? Her dört kişiden birinin aç olduğu bir ülke İsrail, fakat burnundan kıl aldırmaz bir zenginler topluluğuymuş gibi kendini yansıtmayı biliyor... Birkaç hafta önce insanlar bazı temel gıda ürünleri fiyatlarının yüksekliği sebebiyle gösteri yapmış, gösterilere yüzbinler katılmıştı...
Yalan söyleyecek değilim, tablonun vahametini o zaman da anlamamıştım.
Örgüt Dudu Zilberschlag adlı biri tarafından kurulmuş. Tahmin edebileceğiniz gibi aslında dini bir örgüt bu. Örgütün üyeleri sakallı, cüppeli, takkeli kişiler... Bir özellikleri de Kudüs’e ziyarete gelen misyoner örgütleriyle işbirliği yapmaları...


Amerika’dan başlayan Hıristiyanlar’daki bu İsrail sevdası Almanya’ya da geçmiş; REA adlı Alman Hıristiyan örgütü Meir Panim’in en önemli bağışçısı...
Şu sıralarda adının en fazla anıldığı ülke herhalde bizimki, ancak İsrail hakkında en temel bilgilerden bile mahrumuz: Nasıl bir ülkedir, insanları ne yer, ne içer, neye inanır? İsrail’deki maddi açlık ve sefalet şaşırtınca, gözümü biraz da ülkede yaşanan düşünce sefaletine çevirdim.
İşte size İsrail’in öndegelen gazetelerinden Ha’aretz’de karşıma çıkan Jonathan Lis imzalı haber... Bu yılın şubat ayında yayımlanan haberden ülkenin öndegelen aydınları ve ödül sahibi edebiyatçılarının bir başhahamın görevden alınması için gösteri yaptıklarını öğreniyoruz.
Gösteriye yol açan ne yapmış Kiryat Arba kenti başhahamı? Bir kitaba destek vermiş...
Herhalde şaşırmışsınızdır aydın ve sanatçı kimlikli insanların kitap-destekçisi bir dinadamına karşı gösteri düzenlemesine... Şaşırmayın. Başhaham Dov Lior’un destek çıktığı ‘Torat Hamelech’ adlı kitap Yahudi olmayanların kendi şeriatlarına göre hangi şartlarda öldürülebileceklerini tartışmaya açıyormuş...
‘Torat Halemech’ adlı “Yabancıları öldürebilirsin” tezli kitabı da Yitzhak Shapira ve Yosef Elitzur adlarında iki haham kaleme almış...
Sadece yabancıları değil, ‘davaya ihanet eden’ Yahudileri öldürmeye de fetva veren biriymiş başhaham. El-Halil kentinde camiye girip namaz kılanları öldüren Goldstein adlı katil için“Holokost’un azizlerinden daha aziz biri” dediği gibi, Başbakan Yitzak Rabin’e suikast düzenlenmesine de fetva vermiş...
Akıl alır gibi değil, ama gerçek... Başhaham katle fetva verdiği halde makam odasının kapısını çalıp “Ne hakla?” diye soran çıkmamış...
İşe bakın: Her dört kişiden biri aç; başhaham Yahudi olmayanlar öldürülebilir fetvası veriyor...
Netanyahu-Lieberman ikilisinin yönettiği, Mavi Marmara’da öldürdüğü insanlar için özür dilemeye yanaşmayan İsrail böyle bir ülke...

Taha Kıvanç
28 Eylül 2011 Çarşamba

2011-12-24

Siyon Alayları'nın teorisyeni İtalyan faşizminden etkilenmiş; Viladimir Jabotisnky

Siyon Alayları'nın teorisyeni İtalyan faşizminden etkilenmiş; Viladimir Jabotisnky



İsrail Devleti'nin kurulmasında önemli bir rol oynayan militan Siyonist Revizyonist hareketin kurucusu Viladimir Jabotinsky...  

***

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'ne karşı, gönüllü Yahudi Alayı oluşturarak savaşma fikrini ilk ortaya atan Rus Yahudisi Viladimir Jabotinsky'dir (1880-1940). Odessa'da orta halli Musevî bir ailenin çocuğu olarak doğan, gençliğinde Rus edebiyatına sevdalanan Jnbotinsky'nin 16 yaşında yazdığı ilk şiirleri Odessa'dakl yerel basında çıkmıştır. Bîr süre İsviçre'de okuduktan sonra İtalya'ya geçen ve bu ülkeyi İkinci vatanı olarak benimsediğini anılannda anlatan Jabotinsky, Risorgimento yazarlarındanMussolîni'ye uzanan çizgide İtalyan siyasal düşüncesinden etkilenmişti. Doğu Avrupa ve Rusya'da, Yahudi düşmanlığının toplu katliamlara dönüşmesi sebebiyle bir çok Siyonist lider gibi o da Museviliğini hatırlamış ve kurtuluşu Dr. Herzl'in reçetelerinde aramaya başlamıştı.

Kısa sürede Dünya Siyonist Örgütü'nün en etkileyici hatibi olacak ve faaliyet sahası olarak Rusya'yı seçecek olan Jabotinsky'nin Siyonizme ilgisi Rus edebiyatçı Maksim Gorkiye göre. "Rus Edebiyatı için büyük bir kayıp" olmuştu. Siyonizm hayali, onu 1908'de Jön Türk devrimi sonrası kurulanSiyonist Derneği'nin propagandacısı olarak İstanbul'a sürükleyecekti. Görünürde, Anglo-Levanten Bankacılık Anonim Şirketi'nin yöneticisi, gerçekte Siyonizmin temsilcisi olarak istanbul'a gelen Dr.Jacobson'un yardımcılığını, o sırada tanınmış bir yazar olan Vladimir Jabotinsky üstlenmişti. Yahudice gazeteler satın alınmış, Celal Nuri (İleri) Bey'e bir gazete çıkarttırılmış, satın alınmıştı. Selanik'i adeta "İkinci Kudüs" olarak gören  Jabotinsky,   birinci   Kudüs'ün hayaliyle yanıp tutuşuyordu.

İstanbul'da kaldığı kısa dönemde, özellikle Jön Türkler arasında aktif olarak çalışmış, Türkiye ve Türkleri yakından tanımıştır. Bu dönemde daha sonraki yılların aksine genelde Türkler hakkındaki düşünceleri olumludur.


Faşizmin Siyonist destekçisi

1930'larda İtalyan Faşist Hareketi'ne de destek verecek olan Jabotinsky, liberalizmin ölü ve geçersiz bir doktrin olduğuna inanmaktaydı. "Günümüz ahlâk kuralları içinde çocuksu hümanizmin/insancıllığın yeri yoktur" diyen Jabotinsky'e göre dünya siyasal yaşamını şekillendirecek manivela sadece güçtü. "Komşusu ne kadar  iyi ve candan olursa olsun, ona inananlar aptaldır. Adalet, bileği güçlü olanın ve bu bileği büyük bir ısrarla isteklerini gerçekleştirmek için kullananındır" sözü, onun dünyaya bakışını da ortaya koymaktadır. 1913'de yazdığı "Irk Üzerine" adlı makalesi ile ırkçı düşünceler taşıdığı, hatta Musevilerin Âri ırktan üstün olduğunu ileri sürdüğü için "Vladimir Hitler" lakabıyla tanınacaktır.

1932'de   İngiliz   mandasındaki Filistin'de  "Betar" adlı   ırkçı  bir örgüt kuracak, simgesi kahverengi gömlek  olan ve   ''Doğu için İtalyan düzeni" sloganını benimseyen bu örgüt, Mussolini'nin Faşist gençlik örgütünün bir benzeriydi. Jabotinsky 1935'de verdiği, bir beyanatta "Biz bir Musevî imparatorluğu istiyoruz. Akdeniz'de bir İtalyan İmparatorluğu gibi, Doğuda da bir Yahudi İmparatorluğu olmalıdır" diyordu. Jabotinisky'nin bu hayat serüveni ve düşünce yapısı, onun Çanakkale'deki Yahudi Alayı'nı hangi havalı ve ırkçı düşünceler üzerine kurduğunu anlamamızı sağlıyor. Avrupa kökenli Eşkenazilerden bir Yahudi İmparatorluğu oluşturma fikriyle 1933'de italya'da Mussolini'nin yardımı ile askeri bir okul açan ve Filistin'e sevk edilen bu askerlerle yerli Araplara veAraplaşmış Yahudilere (Sefardimlere) karşı kanlı savaşlar yapan Jabotinsky tam bir maceracı ve hayalperesttir.     


Viladimir Jabotinsky  


"Osmanlı ölmeli"

II. Meşrutiyetin hemen ardından Anglo-Levanten Anonim Şirketi'nin ikinci adamı olarak bir süre istanbul'da   kalan Jabotinsky  Türkiye hakkında ilginç gözlemlerde bulunmuştur.
1917'de yayınlanan "Turkey and the War" (Londra 1917) adlı kitabında Birinci Dünya Savaşı'nın çıkış  nedeninin İtilaf Devletieri'nin iddia ettiği gibi Alman militarizmi değil, Şark meselesi olduğunu ileri sürmüştür. Savaşın, Osmanlı Asyası'nı paylaşmaktaki ahenk yoksunluğundan çıktığını söyleyen Jabotinsky'ye göre Almanya tüm Osmanlı'yı himaye kanadına almak bahanesiyle Şarkın zenginliklerine sahip çıkmak isterken, Fransızlar Suriye'ye, İngilizler Mezopotamya'ya, Rusya Doğu Anadolu ve Boğazlara, Yunanlılarla İtalyanlar İzmir'e göz dikmişlerdi. Ona göre. "Mirasın paylaşılması için önce mirası bırakanın ölmesi gereklidir."

Yaşayan bir varlığın yok edilmesindeki ısrarın kendisine acı verdiğini itiraf eden Jabotinsky, Türkleri,"İyi, dürüst, alçakgönüllü, misafirperver ve cengâver" millet olarak tanımlamakta; ancak Türklerin siyasî oyunların ve dış politikanın çıkar üzerine kurulduğunu bilmediklerini ileri sürmekteydi. Ona göre II. Abdülhamid'e Avrupa'da muhalefet etmiş olan Jön Türkler, Avrupa'yı bildikleri halde kendi ülkelerini bilmemekte, buna karşılık onlara karsı çıkanlar kendi ülkelerini bildikleri halde Avrupa'yı tanımamakta idiler. Kör bir adamın, bacakları olmayan fakat gözleri gören bir adamı sırtına alarak ilerlediğinin anlatıldığı bir Arap hikâyesini anlatan Jabotinsky, sözlerini su cümlelerle bitirir: "Ne var ki, Jön Türkler örneğinde bunun tersi olmuştu. Bacaksız olan taşımak ve kör olan da onun yönünü tayin etmek zorunda bırakılmıştır"Jabotinsky'ye göre II. Abdülhamid ve öncesi dönemde Osmanlı yönetimi, millet sistemini başarıyla uygulayarak azınlıkların tüm sosyal, dinî ve ilmî serbestliklerini tanımış ve korumuş, ama ısrarla siyasî iradeyi onlardan esirgemişti.


Genç Türkler ise bu dengeyi tepetaklak etmişler, bir yandan azınlıklara siyasî iradeyi kullanma hakkı verirken diğer yandan onların sosyal, dinî ve ilmî serbestliklerini devlet kontrolüne almaya çalışmışlardı. Jabotinsky'e göre bu gidiş Osmanlı ülkesindeki azınlıkları tedirgin etmiş ve onları "Büyük göçlerin"kucağına itmişti. Ona göre artık eskiye dönmek mümkün değildir. Artık Jön Türklerin azınlıklarla ilgili yapacağı her yenilik, onların ayrılıkçı heveslerini   arttırarak  devlettenkopmaları için gerekli zemini hazırlayacak ve bu da Türkiye'de Türk hâkimiyetinin sonu olacaktır. Jabotinskyye göre Türkler, bölünmeye ve millî devletlerin kurulmasına izin vermelidir. "Osmanlı împaratorluğu'nun yıkılmasını isteyen, Türk ırkının düşmanı değil, aslında dostudur"' diyen Jabotinsky, imparatorluğun yıkılması için Rusya ve İngiltere'nin işbirliği yaptığını, bunun için Boğaz operasyonunun bir an önce Osmanlı devletini yok etmeye yönelik olduğunu, kendilerinin (Yahudilerin) de bu yıkımın gerçekleşmesi sonucu "Millî Yahudi Devletini" kurmak için bir alayla Çanakkale'de ingiliz ordusu saflarında yer aldıklarını belirtir. Aslında Jabotinsky, bu devletin bir an evvel kurulması için, kurulan Yahudi  Alayı'nın   Filistin'de çarpışmasını istiyordu.

Siyon Katır Alayı 


Siyon Birliği'nin kurulması konusunda yoğun çabalar gösterimiş olan Jabotinsky'e en büyük destek bir başka Rus Yahudisi, Joseph Trumpeldor'dan gelmişti. Eğitimini Rusya'da yapan ,1904-1905 Rus-Japon Savaşı'na Rus ordusunda katılan, sol kolunu kaybettiği için Çar'ın en büyük şeref madalyalarından birine sahip olan Trumpeldor, daha sonra Filistin'e göçmüştür. İlk kez Aralık 1914'de Mısırda Gabbari Göçmen Kampı'nda Jabotinsky ile karşılaşan Trumpeldor, ondan farklı olarak kurulacak gönüllü Siyon Birliğinin Osmanlı Devleti'ne karşı illâ Filistin'de çarpışması gerekmediği, hangi cephede olursa olsun ingiltere'nin yanında yer almanın daha gerçekçi olduğu görüşündedir. Aralarındaki bu farklı yaklaşıma karşın iki  23 Şubat 1915'de gönüllü Siyonist birliği oluşturulmasının öncelikle ele alınması noktasında anlaşırlar.

Gönüllüler toplanıyor


Nobel Petrol Şirketi temsilcisi M.A. Margolis'in apartmanında toplanan Jabotinsky, Trumpeldor, Kudüs'ten Dr. Weitz, Filistin'deki Risonler Siyon Kolonisinden V. Z. Gluskin, Ziraat Uzmanı J. Ettinger ve Amerikalı turist G. Kaplan prensip olarak Musevî müfrezesinin oluşturulmasında anlaşırlar. Bir hafta sonra göçmen Yahudilerin kümelendiği Mafruz kampında bir toplantı yapan Jabotinsky ve arkadaşları, yüzün üzerinde Yahudi gönüllüden bu orduya katılacaklarına dair imza alarak
Mısır'daki İngiliz Komutan General Maxwell'e dilekçeleriyle iletirler. General, savaşın o anki durumu göz önüne alındığında Filistin'de bir cephe açılmasının mümkün olmadığını, fakat Siyonistler ısrar ettikleri takdirde onlardan bir katır alayı oluşturarak cephane ve malzeme taşımak amacıyla Çanakkale'ye gönderebileceklerini belirtir. Jabotinsky, aslında Osmanlı'ya karşı İngiltere'nin yanında savaşma konusunda hem-fikir olduğu halde, Filistin'de savaşmayı tercih ettiğinden ve "Katır Alayı" adının onur kırıcı olması sebebiyle buna karşı çıkmıştı. 

Jabotinsky, Londra'ya giderek Siyonist liderlerle görüştü. Ona en büyük destek pasaportunu taşıdığı Rusya'dan geliyordu. Çünkü Rusya, güneyde açılacak yeni bir cephe ile Kafkasya ve Galiçya cephesinde -kendi iç sorunlarının da etkisiyle- kendisini zorlayan Osmanlı'ya yeni bir cephe açmak istiyordu. 

"Filistin'e giden yol" 


Jabotinsky'nin itirazlarına, "Türkleri Filistin'den atmak için onlan ezmek zorundayız. Buna ise Kuzeyden mi Güneyden mi başlamışsın, bu sadece bir taktik meselesidir. Nasıl olsa her yol Siyon'a çıkar" diyerek karşı çıkan Joseph Trumpeldor, General Maxwell'e gönüllü Siyonistlerden oluşacak bir katır alayı kurulması teklifini kabul ettiklerini bildirir ve fikri tek başına uygulamaya koyar. Yıllar sonra Jabotinsky de onun haklı, kendisinin haksız olduğunu bildirerek"Filistin'e Çanakkale'den giden yol doğru yoldur" itirafında bulunmuştu.

İsin  bu  aşamasında  İngiltere hemen devreye girdi. 19 Mart 1915'de İngiliz ordusundan Albay John Henry Patterson, gönüllü Musevî birlikleri eğitmek ve yetiştirmek amacıyla Mısır'a yollanır. Bu gelişmenin en dikkate değer yanı, İtilaf Devletlerinin Çanakkale Boğazı'ndaki deniz savaşında bozguna uğradıkları 18 Mart 1915'den hemen sonra hızlanışı ve olaydaki İngiliz etkinliğinin giderek bir resmiyet kazanmasıdır. Altıyüz elliyi aşan gönüllüyü eğitecek olan Patterson 1916'da yazdığı "Siyonistlerle Gelibolu'da"(Withthe Zionist in Gallipoli, Lorıdon 1916) adlı eserinde belirttiğine göre, gençliğinden beri Musevî tarihi gelenek ve inançlarını yakınen incelemiş, bir başka ifadeyle bu tür misyonlar için önceden yetiştirilmişti. Patterson'un Siyonistlere ilgisi 1915 Çanakkale Savaşı'ndan sonra da sürecek, 1915'de Çanakkale'de Siyon Katır Alayrna kumanda ettikten üç yıl sonra da onların başında Filistin'e girecekti. 1940'da ise Siyon ordusu kurulması için gazetelere makaleler yazacak ve ABD yönetimine mektuplar gönderecekti.Patterson'un üç hafta gibi kısa bir zamanda Gibbori kampında eğittiği beşyüzü aşkın asker, yirmi subay ve 750 katırdan oluşan "Siyon Katır Alayı" muharebe için gerekli teçhizatı da kuşanmış ve yakalarındasarı renkli Davut Yıldızı işlenmiş olarak II. M. Ilynıet-tus ve H. M. Ânglo-Egyptian adlı İngiliz gemilerine yüklenerek 17 Nisan 1915'de Gelibolu'ya hareket ederler.

Siyon Katır Alayı, Seddülbahir yöresine ayak basar basmaz asıl görevi müttefik askerlere askerî malzeme ve yemek taşımak olduğu halde, kendisini savasın içinde bulmuş ve Türk ordusuna kurşun sıkma emeline de nail olmuştu. Açılan ateş sonucu ürken katırlar da, düşman süvarileri sanılarak Türk askerlerince kurşunla durdurulmuştu. Çanakkale'de 8 er ve 47 katırını kaybeden Siyon Katır Alayı, her ne kadar Sir Ian Hamilton'urı yazılı takdirine mazhar olsa ve madalya ile taltif edilse de İngilizleri yenilgiden kurtaramaz.   Albay   Patterson'un diliyle "Gelibolu Harekâtı, İngilizlerin silahlarının konuştuğu en büyük yenilgi olarak tarihe geçer".Ancak jabotinsky, Siyonizm   açısından   mutludur.   Ona göre, Balfour Bildirisi ilânını Çanakkale'deki Siyon Katır Alayı'na borçludur. 

Beş bin kişilik Lejyon 

Çanakkale Muharebesi bittikten sonra gönüllü Siyonist birliği önce Midilli Adası'na, oradan da İngiltere'ye gider. İngiliz Hükümeti 1917'de bu birliği İrlanda'da çıkan bir isyanı bastırmak için kullanmak ister. Fakat bunu Siyonist liderler kabul etmezler. Bundan sonra birlik dağılır. 1918'de 5.000 kişilik bir güç olarak yeniden kurulur.

Başta Aaransohnlar olmak üzere Yahudi casusların oluşturduğu ortamı çok iyi cleğerleclirmek isteyen Jabotinsky, 1917 baharında İngiliz Savaş Bakanı Lord Derby'yi ikna ederek derhal hazırlıklara girişir. İngiltere Musevileri her ne kadar projeye karşı çıksa da Siyonizmin lideri Weizmann, projeye "ye yeşil ışık yakmıştır. Filistin'de Yahudi lejyonu oluşturma görevi, Çanakkale'de olduğu gibi Albay Patterson'a verilir. Çanakkale'deki Siyonist Katır Alayı'nın Muharipleri, Lejyon'un çekirdeğini oluşturuyordu. Arap ve Rusya'dan gelen gönüllülerle takviye edilen Yahudi lejyonununda Jabotinsky, teğmen rütbesiyle Patterson'un kurmay başkanlığına getirilir. Ekibe Ben Zvi ve Ben Gurion da onbaşı olarak katılırlar. Şubat 1918'de Londra'da bir geçit resminden sonra beşbin kişilik lejyon, Japon destoyerleri ile İskenderiye'den Filistin'e gönderilir. General Allenby'nin Filistin'i işgalinde aktif görev alan ve onun birliklerinin altıda birini oluşturan Yahudi lejyonu Türk Ordusu'nu doğusundan vuracaktır. Bu orduda, Allenby'nin Filistin'de zafer kazanmasında en önemli istihbarat görevi ifa eden Sarah Aaronsohnların küçük erkek kardeşleri Alex de yer almıştı. Bu orduyu sevinç içinde Filistin'de karşılayan Yahudiler"Çanakkale'deki Siyon Katır Alayı oğlumuzdu; bu siyon ise torunumuzdur" diyorlardı. ■

Bibliyografya:
1.  Mim Kemal Öke, Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar, İstanbul 1991, 3. Baskı, Çağrı Yayınları
2.  Mete Tunçoku. İsrail'in Kuruluşuna Varan Gelişmeler İçinde Çanakkale Savaşlarının Önemi. Belleten, Nisan 1991, No: 212

Ahmet Fettahoğlu
Tarih ve Düşünce Dergisi
 Haziran 2002

Viladimir Jabotinsky ve ailesi

Bu ay öne çıkanlar