ashab-ı kiram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ashab-ı kiram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013-08-27

Ashab-ı Kirâm'a hürmet

Ashab-ı Kirâm'a hürmet
Ashab-ı Kirâm'a hürmet

Ashâb-ı Kirâm'ın hepsine hürmet etmek ve onlar hakkında ileri geri konuşmayıp onları hayırla yâd etmek vâcibdir. Allâhü Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'in birçok âyetinde onları medhetmiştir. Bunlardan biri, Hadîd Sûresinin 10. âyetidir ki, meâli: “...Fetihden evvel infak edip çarpışanlarınız diğerlerine müsavi olmaz, onlar sonradan infak edip çarpışanlardan derece itibariyle daha büyüktür. Bununla beraber hepsine de Allah hüsnayı (cenneti) va'd buyurdu...” Bu âyet, Ashâb-ı Kirâm’ın tamamına müjdedir.

Resûlullâh da onları sevmiştir. Onları methettiği birçok hadîs-i şerîfden bazıları:

2012-02-03

Ashab-ı Kiram'ın Hepsi Müçtehid Değildir. Ashabın Büyük Müçtehid ve Fakihleri

Ashab-ı Kiram'ın Hepsi Müçtehid Değildir. Ashabın Büyük Müçtehid ve Fakihleri


Sahâbe-i gûzîn, peygamberimizin huzurunda bulunmak ni'meti ile kendilerinde pek büyük bir istidat tecelli eylemiş, aralarında yüksek ictihâd kabiliyetini sahip bir hayli zatlar bulunmuştur. Hattâ Hz. Ebû Bekri Sıddîk, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Abdurrahman ibnü Avf, Muâz ibni Cebel, Ammar ibni Yâsir, Hüzeyfetübnü'l Yeman, Zeyd ibni Sabit, Ebudderdâ, Ebû Mûsel Eş'ari, Ubâdetübnû's Sâmit, Abdullah ibni Mes'ud (r.anhüm) zamanı saadette bile Resûl-i Ekrem'in (s.a.v.) emirlerine mebnî fetva verirlerdi:

Ashâb-ı kiram arasında fetvaları kayd ve tesbit edilmiş yüz otuz kadar zât vardır. Bu zâtlar, vermiş oldukları fetvaların sayısına göre üç kısma ayrılmışlardır.

1. kısım, çok fetva vermiş olanlar: Hz. Âişe-i Sıddıka (r.anha), Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah ibni Mes'ûd. Zeyd bin Sabit, Abdullah ibni Abbas, Abdullah ibni Ömer (radıyallahü anhûm) bu yedi zâta "Fukâlıa-i seba" denilir.

2. kısım, vermiş oldukları fetvalar, orta halde bulunan şu yirmi zattır: Hz. Ebu Bekri Sıddîk, Hz. Osman, Hz. Ümmü Seleme, Enes ibni Mâlik, Ebu Saidil Hudri, Ebû Hüreyre, Abdullah bin Amr, Abdullah bin Zübeyr, Ebû Mûsel Eşarî, Sa'd ibni Ebi Vakkas, Selman-ı Farisî, Câbir bin Abdullah, Muaz bin Cebel, Talha, Zûbeyr bin Avvam, Abdurrahman bin Avf, İmran bin Hüseyin, Ebubekre, Ubâdetübnü Sâmit, Muâviye bin Ebi Sûfyan (radıyallahü Teâlâ anhüm).



3. kısım, kendilerinden pek az fetva nakledilmiş, yüzden ziyâde Zatlardır: Hz. Hafsa, Hz. Ummü Habîbe, Hz. Cüveyre, Hz. Safiyye, Hz. Fatıma, Ummi Eymen, Esma bînti Ebi Bekr, Hz. Hasen, Hz. Hüseyin, Ebûd Derdâ, Ebû Ubeyde ibnil Cerrah, Saîd bin Zeyd, Übeyy bin Kâab, Ebû Eyyübel Ensarî, Ebû Zerri Gıfari, Ammar bin Yâsir, Abdullah bin Ebi Bekr, Abdurrahman bin Ebi Bekr, Amr bin As, Akil bin Ebî Tâlib, Hâlid bin Velid... gibi zevat bu cümledendirler. (r.anhüm)

Ashâb-ı kiram, büyük İslâm merkezlerine dağılmışlardı. Bulundukları belde ahâlisi kendilerinden fetva alıyor, onunla amel ediyordu. Meselâ: Medîne-i Münevvere'de, Hz. Aişe (r.anha), Hz. Ömer, Abdullah ibni Ömer, Zeyd bin Sabit, Mekke-i Mükerreme'de Abdullah İbni Abbas, Irak'da, Hz. Ali, Abdullah ibni Mes'ûd, Ebu Mûsel Es'arî ve Enes bin Mâlik, Şam'da, Muâz ibni Cebel, Ubâdetübnü Samit ve Ebûd Derdâ, Mısır'da Amr bin As'ın oğlu Abdullah Hazretlerinin fetvalarına tâbi olurlardı.(ranhûm).

2011-07-27

" ALLAH'IM! BEN ONDAN RAZIYIM, SEN DE RAZI OL!"

" ALLAH'IM! BEN ONDAN RAZIYIM, SEN DE RAZI OL!"


Müzeyne kabilesinden Abdullah Zülbicâdeyn (r.a.) amcasının himayesinde bir yetîm idi.

Amcası ona iyilik eder, ihtiyaçlarını verirdi. Müslüman olduğunu işitince yeğenine: "Eğer Muhammed'in dînine uyarsan sana verdiğim her şeyi geri alırım" dedi. Hz. Abdullah (r.a.): "Muhakkak ben Müslümanım" deyince amcası, ona verdiği her şeyi, hatta üzerindeki elbisesini de aldı.

Anası bir bicâdı {kilim gibi sert bir bez parçasını) ikiye böldü. Yarısını belden yukarısına izâr, yarısını da belden aşağısına ridâ ederek giydi. Ertesi sabah namazını Resûlullâh (s.a.v.) ile kıldı. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) âdeti olduğu üzere namazdan sonra gelen cemâate bakarken onu gördü ve "Sen kimsin" diye sordu. "Ben Abdüluzzâ'yım deyince (Uzzâ putunun kulu manasına olan ismini değiştirerek), Resûlullâh ona "Bilakis, sen Abdullah Zülbicâdeyn'sin, bana gelmeye devam et" buyurdular. Bu sebeple Zülbicâdeyn (iki bicâd sahibi) diye meşhur oldu. O vakitten sonra Resûlullâh'ın (s.a.v.) kapısından hiç ayrılmadı.

Kurân-ı Kerîm okurken, tesbîh ve tekbîr getirirken sesini pek yükseltirdi. Hz. Ömer (r.a.) "Yâ Resûlallâh, o riyakâr mıdır?" diye sorunca, Resûlullâh Efendimiz: "Onu bırak, o elbette evvâhîn (bağrı yanıklar) dendir" buyurdular. Abdullah Zülbicâdeyn (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.) hayâtta iken vefat etti.

Abdullah bin Mesûd (r.a.) şöyle anlatır;

"Resûlullâh (s.a.v.)'i Tebûk gazvesinde Abdullah Zülbicâdeyn'in kabrinde gördüm; Resûlullâh (s.a.v.) Hz. Ebûbekir ve Ömer (r.anhümâ)'ya: "Kardeşinizi bana yaklaştırınız" buyurdular ve naaşını kıble cihetinden alarak lahdine yasladıktan sonra kabirden çıktılar. Definden sonra Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) kıbleye dönerek ellerini kaldırdı ve: Ey Allah'ım ben ondan razıyım sen de razı ol" buyurdular. “

Abdullah bin Mesûd (r.a.): "Keşke o kabir, benim kabrim olsaydı" buyurdu

Öyle üstü başı toz toprak içinde olanlar vardır ki...

Öyle üstü başı toz toprak içinde olanlar vardır ki...

"Nice mühimsenmeyen, saçı sakalı birbirine karışmış, toz toprak içinde, kendisine değer verilmeyen insanlar vardır ki, Allah'a yemin etseler, Allah onları yeminlerinde sâdık kılar ve istediklerini kabul eder. İşte onlardan birisi de Berâ b. Mâlik'tir." Hadis-i Şerif

----

ASHÂB-I KİRÂM'DAN BERÂ (R.A.)

Hz. Berâ (r.a.), Enes b. Mâlik (r.a.)'ın kardeşidir. Resûlullah (s.a.v.)'in bazı seferlerinde güzel sesi ile şiir okurdu. Bedir hariç Resûlullah (s.a.v.) ile bütün savaşlarda bulunmuştur.
Yemâme Savaşı'nda Müslümanlar, müşrikleri sıkıştırdılar, hatta onları, Allah düşmanı Müseyleme'nin bulunduğu bahçeye sığınmaya mecbur bıraktılar. Berâ b. Mâlik "Ey müslümanlar! Beni onların arasına atın." dedi. Bunun üzerine onu tutup duvarın üstüne kaldırdılar ve duvardan bahçeye atladı. Bahçede onlarla kıyasıya savaştı. Bahçenin kapısını açıp Müslümanların da içeriye girmesini sağladı. Vücudunda seksen küsur ok ve darbe yarası vardı. Allah o gün Müseyleme'nin canını aldı.


Enes b. Mâlik (r.a.) ile kardeşi Berâ (r.a.) Irak'ın Harîk mevkiindeki kalelerin birinin muhasarasında savaşırlarken, düşman yukarıdan, ateşte kızdırılmış çengelleri zincirlere takıp sarkıtıyorlar ve çengele takılan insanı yukarıya çekiyorlardı. Hz. Enes de bu çengele takılıp çekilmişti. Berâ (r.a.) hemen atıldı ve bir anda duvarın üstünde görüldü. Hemen o zinciri yakaladı. Fakat az sonra zincir koptu. Sonra eline baktı, üzerindeki et gitmiş, sadece kemikleri görünüyordu. Ve Allah bu sayede Enes b. Mâlik'i kurtardı.
Resûlullah (s.a.v.) "Nice mühimsenmeyen, saçı sakalı birbirine karışmış, toz toprak içinde, kendisine değer verilmeyen insanlar vardır ki, Allah'a yemin etseler, Allah onları yeminlerinde sâdık kılar ve istediklerini kabul eder. İşte onlardan birisi de Berâ b. Mâlik'tir." buyurdu.
İran'ın Tüster kasabasında düşman görününce Müslümanlar "Ey Berâ! Haydi, Rabbine yemin et!" dediler. O da "Yâ Rabbi, sana yemin ederim ki onların sırtlarını yere getirmeye beni muvaffak kıldın ve beni Resulüne kavuşturdun" diye yemin etti ve hemen düşmana saldırdı, ordu da onunla beraber hücum etti. Hz. Berâ, Fâris büyüklerinden Merzübân Zâre'yi öldürdü. Acemler yenildi ve Berâ (r.a.) da şehit oldu.

(r.a.)= radiyallahü anh: Allah ondan razı olsun. sahabeler ve bazı büyük zatlar için söylenir.

Bu ay öne çıkanlar