Mimar Sinan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mimar Sinan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2011-08-02

Kendi ağzından Mimar Sinan

Kendi ağzından Mimar Sinan


"Padişahı'nın aciz duacısı Abdülmennan oğlu Sinan,Devlet-i Osmaniye'de dört padişaha hizmet ile müşerref olup sanatım ve hizmetimle müslümanlara faideli nice eserler kılmak nasib oldu.Dört padişahın ilki Arab ve Acem fatihi Yavuz Sultan Selim Han Hazretleridir.

Bu hakir, Sultan Selim Han'ın Kayseri Sancağı'ndan devşirilen kullarının evveli olmuştum. Acemi ocağında dülgerlik ile üstad hizmetinde sebat edip, hizmet gözledim. Arab ve Acem memleketlerinde uğradığımız her köşk kubbesinden ve harabelerden bir misal hasıl edip, yine İstanbul'a dönerek zamanın âyânına hizmetle meşgul olup, kapuya çıktım.

Sultan Süleyman Han Hazretleri, Acem diyarında sefer eyleyip Van gölü kenarında düşmanla cenk mukarrer olunca Vezir-i Azam Lütfi Paşa gemiler inşa olunup, gölün öte yakasındaki düşmandan haber almak istedi. Bu işi hakire sipariş buyurdular.Allah'ın inayetiyle şartlar müsaid değil iken yoldaşlarım ile gayret edip, az zamanda üç kadırgayı, yelkenleri, demirleri ve kürekleri ile eksiksiz tedarik ettik.Paşa Hz. kaptanlığını dahi uhdemize havale kılınca yoldaşlarım ile düşman askerinden haberler getirerek Paşa Hz.'nin iltifatlarına mazhar olduk.

Sultan Süleyman Han, Karabuğdan'a sefer kıldılar. Pirut suyu kenarına geldiklerinde asker geçmeye köprü lazım oldu. Nice kimseler köprü yapmaya gayret ettiiseler de, zemin batak olduğundan yaptıkları yıkıldı, aciz kaldılar. Merhum Lütfi Paşa, padişah huzurunda binayı ancak bu Sinan kulunuz yapar, dedikte bu hakire emir ve ferman olundu. Padişahın duası bereketiyle su üzere ongün içerisinde bir latif köprü binası nasib oldu. İslâm askeri selametle geçtiler.

Allahu Teala'nın hikmeti mimar-ı acem vefat edip mimarlık makamı boş kaldı. Âyân " Mimar, bu fenne vakıf üstad-ı kamil ola" deyince, Lütfi Paşa;" Mimar-ı Haseki olan Sinan şubaşı olmak gerektir. Andan gayri bu işe Kâdir kimse olmaz." demişler. O vakit yeniçeri ağası hakiri çağırtıp;" Paşa hazretleri seni mimar etmeye karar verdi " dediler. Hakir dahi nice camiler bina edip dünya ve ahirette nice hayırlara vesile olması düşüncesi ile kabul ettim."

(Tezkiratü'l-Bünyân)

2011-05-21

64.000 ünlü kişinin kafatasını mezarlarından çıkarttılar

64.000 ünlü kişinin kafatasını mezarlarından çıkarttılar. Mimar Sinan'ın kafatası bunlardan sadece biriydi. Şimdi bütün bu kafataslarının ne olduğu meçhul... Öylesine bir tarih katliamı yapıldı ki mezarındaki cenazelere kadar el uzatıldı...

Birinci dünya savaşından sonra dunyada ırkların kokeni ve yapıları hakkında araştırmalar hız kazanmıştı bu çalışmalar Türkiye'dede yürütülmeye başlanmıştı 1928 yılından itibaren tarihci Afet İNAN’(Atatürk'ün Manevi Kızı)ın yönlendirdiği bir ekibin Türklerin beyaz ırka mensup BRAKİSEFAL (yassı kafalı) , Grekler (Yunanlılar) Romalılar ile aynı ırktan geldiklerinin kanıtlanması için ‘kafataslarının ölçülerek’ standart Türk ırkının kafatası formülünü çıkarma projesinin uygulamaya koymuştu

Cenevre Üniversitesinden Eugene Pittard’ın danışman olarak görüşlerinin alındığı projeye uygulama aşamasında Sadi Irmak, Dr. Şevket Aziz Kansu, Fuat Köprülü, Remzi Oğuz Arık da proje uygulamasına destek verdiler. Ağustos 1935 tarihinde Afet hanım ve bilim adamları ünlü mimar SİNAN’ın türbesine gelerek kafatasını çıkardılar

Afet hanımın Türk Tarih Kurumu asbaşkanı olarak yönlendirdiği Kafataslarını ölçerek ‘Türk ırkının standart özelliklerini’ tesbit çalışmaları Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıklarının da destekleriyle 1938 yılına kadar devam etti. Antropoloji Enstitüsü verilerine göre 64.OOO kafatası ölçüldü. Ünlü Türk şahsiyetlerinin seçilmiş kafataslarının sergilendiği bir müze kurulmak isteniyordu. Çok sayıda kafatası -bu arada Mimar Sinan’ın kafatası da dahil –müzede sergilenmek üzere koruma altında tutuldu. 194O’lı yıllarda Antropoloji Müzesinden kafataslarının sergilenmesi çalışması rafa kaldırıldı. Bu arada Anadolu’nun her yerinden türbelerden getirilmiş kafataslarının bunların içinde Mimar Sinan'ınkide dahil akibetlerinin ne oldugu hala bilinmemektedir

2011-04-24

Mimar Sinan'ın Kafatası Ne Oldu? Kafatascılık mı Yapıldı?

Mimar Sinan'ın Kafatası Ne Oldu? Kafatascılık mı Yapıldı?

Osmanlı'yı yerin dibine batıranlar, Osmanlı deyince bön bön bakanlar dahi onun mimarlığını, taştan meydana getirdiği muhteşem mimariyi biliyorlar.

Kimden mi bahsediyoruz? Kanuni Sultan Süleyman yani bir diğer adıyla Muhteşem Suleyman devrinde, yani Osmanlı İmparatorluğu'nun ve hatta Türk tarihinin en zirvedeki, en parıltılı zamanlarındaki sarayın mimarı olan Mimar Sinan'dan. Aslında konumuz ne Mimar Sinan'ın İstanbul'daki muhteşem camileri, ne birçok ülkeye yayılmış su kemerleri, külliyeleri, çeşmeleri, sergileri. Konumuz acı ama gerçek; Mimar Sinan'ın kafatası.

Güneş Dil Teorisinin, Türk Tarih Tezi'nin okullarda okutulduğu yıllara gidiyoruz. O yıllarda Avrupa'da artan milliyetçilik rüzgarının ve Türkiye'de yeni kurulan cumhuriyetin "temelleri" sağlamlaştırmak adına milliyetçiliğin ve Türklüğün köklerinin ne kadar derinlere indiğini, ne kadar muhteşem olduğunu ve kimliğinin kendine has özelliklerinin bulunduğunu ispatlamak için profesörlerin, üniversitelerin, kurumların çaba sarfettiği yıllara...

1935 yılında Türk Tarih Kurumu'nun seçtiği bir heyet, büyük bir titizlikle İstanbul'da Süleymaniye Külliyesi'nde olan Mimar Sinan'ın türbesini açar.

Amaç bellidir. Mimar Sinan'ın, tüm dünyanın muhteşem eserlerini ve sanatını kabul ettiği, Ayasofya ile yarışan Süleymaniye'nin mimarının kafatasını alma ve yapılacak incelemelerle Türk olduğu kanıtlanmak. Çünkü Hristiyan olduğu, devşirme olduğu yönünde yayınlar çıkmaktadır. Mezar açılır, yaklaşık 350 yıl sonra açılan mezarda, (Sinan 1588 yılında ölmüştü, 99 yaşındaydı) ceset bozulmuştur ama kafatası sağlamdır. Gazeteler o günlerde Mimar Sinan Türbesinde Araştıma başlığıyla şöyle bir haber geçerler:

"Süleymaniyede Mimar Sinan türbesinde yeni bir araştırmaya başlanmıştır. Araştırmada itfaiye de çalışmaktadır. Alâkadarlar çok ketum davranmakta ve yalnız tarihî tetkikat yapıldığını öne sürmektedirler. Bu araştırmanın zabıtayı mı, asarı atikayı mı "alakadar ettiği belli değildir."

5 Ağustos 1935'teki Akşam gazetesinde yayınlanan haber ise büyük müjdeyi vermektedir:

"Büyük Türk mimarı Sinanın kafatası mezarından çıkarılmıştır. Kafatası antropoloji müzesinde saklanacaktır. Kafatası üzerinde yapılan tetkikatta bunun brakisefal yani yassı yuvarlak olduğu görülmüştür. Bütün Türkler brakisefal olduklarından büyük mimarın yalnız kültür itibarile değil, ırk itibarile de Türk olduğu bir kere daha meydana çıkmıştır."

Dr. Şevket Aziz Kansu raporunda Mimar Sinan’ın kafatasının 89—90 ölçülerinde yani Hiber—Brakisefal olduğunu belirtir. ( REHA Oğuz Türkkan’ın verdiği bilgiye göre, kafatasının cinsini belirlemek için ‘antropometri pergeli’ ile önce kafatasının genişlik ve uzunluk açısı ölçülüyor. Daha sonra çıkan rakamlar yüzle çarpılıp birbirine bölünüyor. Buna göre belirlenen kafatası tipleri şöyle sıralanıyor: 65-75 arası: Dolikosefal (uzun kafatası), 79-84 arası: Mezzosefal (orta yuvarlaklıkta kafatası), 84 ve üstü: Brakisefal (yuvarlak kafatası) )Gazetelerde rapor üzerine makaleler yayınlanır, görüşler bildirilir ve kafatası ileride kurulacak olan Antropoloji Müzesi’nde sergilenmek üzere muhafaza edilmek üzere depoya kaldırılır. Depoda sadece Sinan'ın kafatasısı yoktur. Anadolu'nun birçok bölgesinden gönderilen kafatasları depoda müze açılıncaya kadar tutulacaktır. Antropolog Afet İnan Anadolu'da yüzlerce iskelet üzerinde araştırma yapmış ve neticelerini kitaplaştırmıştır.

Proflar memnundur, Mimar Sinan'ın "Türk" olduğu ispatlandığı için halk memnundur, lakin ortada kafatası alınmış bir iskelet vardır. İbrahim Hakkı Konyalı'nın belirttiğine göre 1940'larda restorasyon amacıyla Sinan'ın mezarı açılır. Daha önceki araştırmalardan haberi olmayan heyetin ağzı açık kalır çünkü kafatası mezarda yoktur. Nerede olabilir sorusu akıllara düşer. Cevabı; İleride kurulacak olan Antropoloji Müzesinde. Mezar restorasyondan sonra tekrar kapatılır.

Yazar Mustafa Armağan'ın, Hakkı Konyalı'nın 1948 tarihli Mimar Sinan'ı incelediği kitabını okurken karşılaştığı satırlar Sinan'ın kafatasının peşine düşmesine neden olur. Fakat nafile, müzeler araştırılmasına rağmen kafatasının izine rastlanmaz. Velhasıl Mimar Sinan'ın kafatasısı kayıptır, bu sadece bizim bildiğimiz bir olay, bundan başka mezarı açılan, kafatasısı alan kimbilir başka kimler vardır?

Bu ay öne çıkanlar