Astronomi - Uzay Bilimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Astronomi - Uzay Bilimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2015-05-08

Apollo 18 Filmi | Ölüm yolculuğu | Ay'a bir daha neden gitmediler?

apollo 18, astronomi - uzay bilimi, ay, ay'ın karanlık yüzü, bilim - teknoloji, evrende yalnız mıyız, nasa, rusya, sovyetler birliği, uzayda hayat var mı,

Apollo 18 Filmi | Ölüm yolculuğu | Ay'a bir daha neden gitmediler?

Ay'ın karanlık yüzünde yapılar var. Binalar var. Dünya dışı yaşam var. Rus'lar Ay'a Amerikalılardan önce gittiler ama Rus kozmonotlar başarı ile Ay'a ulaşabildikleri halde dönemediler.

En son Apollo görevi resmen Apollo 17 ile bitti. Ama ABD, Apollo 18 ekibini gizlice gönderdi. Her şey büyük bir gizlilik içinde yürütüldü. Gönderilen astronotlar bile gerçeğin ne olduğunu, ne için gönderildiklerini bilmiyorlardı ve bu Apollo 18 astronotları da başarılı şekilde Ay'a indikleri halde geri dönemediler, iddiaya göre bir süre sonra öldürüldüler.

2014-03-21

Plüton gerçekten bir gezegen mi?

Astronomi - Uzay Bilimi, plüton, güneş sistemi, bilim,
Plüton gerçekten bir gezegen mi?

Plüton keşfedildiği tarihten itibaren bir kez bile güneşin etrafında tam tur dönmemiştir. Bu yüzden artık bir gezegen olarak kabul edilmiyor.

Buna rağmen Plüton'un 1 yılının 248,3 dünya yılı olduğunu yani güneşimizin etrafındaki turunu 248,3 dünya yılında tamamladığını ve gezegen sayılması gerektiğini iddia edenler de bulunmaktadır.

2012-05-31

Ay'ın ikiye yarılması hadisesi - İnşikak-ı Kamer

Ay'ın ikiye yarılması hadisesi - İnşikak-ı Kamer
Ay'ın ikiye yarılması hadisesi - İnşikak-ı Kamer

"İNŞİKÂK-I KAMER" MU'CİZESİ "

İnşikâk-ı kamer, Ay'ın ikiye ayrılması demektir. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizin bir mu'cizeleridir. Bu mu'cizenin meydana gelişi, tarih ve siyerlerde kısaca şöyle anlatılır:

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimzin, dolunaya bir işarette bulunması üzerine, ay derhal ikiye bölündü. Her iki parça da birbirinden ayrılıp uzaklaştı ve kısa bir müddet sonra da tekrar yan yana gelip birleştiler.

Bu muazzam mu'cize, müşriklerin isteği üzerine Mekke'ye pek yakın bir mesafede Minâ'da, aydınlık bir gecede vukua geimiştir. Kur'ân-ı Kerim'in bize haber verdiği en büyük ve en parlak mucizelerden birisidir.

Nübüvvetin sekizinci yılında, Hicret'ten beş yıl evvel meydana gelmiştir. Kamer sûresinin binci âyetinde, "Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı" buyurulmuştur. Pek çok sahabeden gelen rivayetlerin, Buhâr ive Müslim'de geçen şekli ile hulâsası/özeti şöyledir:

"Biz Resûlüllah (s.a.v.) ile Mekke civarında Minâ'da bulunuyorduk. Ay iki parçaya bölündü. Bir parçası dağın arkasında, öbür parçası da önünde idi. Resûlüllah (s.a.v.), 'Şâhid olunuz!' buyurdu." Mu'cizeyi bizzat gören müşrikler, Resûlüllah (s.a.v.)'i kastederek, birbirlerine, "Bu size büyü yaptı"dediler. İçlerinden biri:
— Eğer ay'a büyü yaptıysa, büsbütün dünyayı tutacak değil ya! Siz, gelen yolculardan bir sorunuz bakalım, görmüşler mi? Eğer bu hâdiseyi onlar da sizin gördüğünüz gibi gördüklerini söylerlerse, Muhammed (s.a.v.)'in nübüvvet iddiası doğrudur. Aksi takdirde bu bir sihirdir, dedi. Ve sorduklarında yolcular:
— Evet, gördük; ay ikiye bölündü, demişlerdir.

Ayrıca bu mu'cizenin vukuuna dair başka deliller de yardır. Şifa Şerhi'nde Aliyyülkâri (rh.)nin, Muvazzah İlm-i Kelâm'da ÖmerNasuhi Bilmen merhumun bazı tefsirlere atfen bildirdiklerine göre, Hindistan'da bulunan bir heykelin üzerinde, 'Kamer (ay) ikiye bölündüğü yıl yapılmıştır" diye yazmaktadır.

Ay zeminindeki çatlak ve ayın ikiye ayrılması mucizesi (inşikak-ı kamer)

Ay zeminindeki çatlak ve ayın ikiye ayrılması mucizesi (inşikak-ı kamer)
Ay zeminindeki çatlak ve ayın ikiye ayrılması mucizesi (inşikak-ı kamer)
"İnşikâk-ı kamer" mu'cızesl mevzuunda, günümüzde ay etrafında dolaşan ve Sputnik adı verilen uydulardan alınmış -dünyadan çekilebilen fotoğraflara nazaran mesafeleri daha çok yaklaştıran- ay yuvarlağı ile alâkalı fotoğraflarda, ay sathının/yüzeyinin tam ortasında yukarıdan aşağıya uzanan bir çatlak görülmektedir. Bu çatlak, takriben bir buçuk kilometre genişliktedir.

Amerikalılar bu çatlağa 'Radley Rille' adını vermişlerdir. Bu çatlakla alâkalı olarak Apollo-15’le gerçekleştirilen derinliğine araştırmalar, bugüne kadar halka açıklanmadığına göre anlaşılan, bundan sonra da açıklanmayacaktır.

Nitekim dünyaca meşhur İngiliz gazetesi The Guardian’ın, 29 Temmuz 1971 tarihli nüshasında yayınlanan yorum-haber, Batının bu işten korktuğunu ortaya koymuştur. Orada çıkan yazıda, Müslümanlar'ın daha şimdiden bu fotoğraflara dayanmak suretiyle, İslâm Peygamberi (s.a.v.)'ne atfedilen 'ay'ın ikiye bölünmesi' mu'cizesinin gerçekliğine dair isbat yoluna girdikleri... tarzında açıklamalara yer verilmişti.

Acaba bir gün, ilim namusu ağır basan insaflı astronotlar çıkıp, bu yarığın aslı ve esası mevzuunda insanlığa ışık tutacak, bunun, inşikâk-ı kamer mucizesinde meydana gelen çizginin bir kısmını teşkil ettiğini açıklayabilecekler mi?.. Ne dersiniz?

اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ

İkterebetis sâatu ven şakkal kamer(kameru).

(Kıyamet yaklaştı ve ay ikiye ayrıldı.)
Kamer Suresi, Ayet:1

2012-03-28

Bütün yönleriyle Roswell'deki UFO kazası (Video)

Bütün yönleriyle Roswell'deki UFO kazası
Bütün yönleriyle Roswell'deki UFO kazası

Roswell UFO vakası, 1947 Temmuz ayında ABD'nin New Mexico eyaletinin Roswell şehrinde meydana geldi.
8 Temmuz 1947 yılında New Mexico eyaletinin Roswell kasabası yakınlarında, ABD'nin Idaho Eyaleti'nde orman servisi için kurtarış pilotluğu yapan Kenneth Arnold'un, 25 Haziran'da kayıp bir uçağı Washington'daki Cascade Dağları üzerinde aramaya çıkışının ve tahminlere göre, 4 m. yükseklikte saatte 120000 mil hızla giden dokuz tane disk şeklinde uçan daireler gördüğünü iddia edişinin iki hafta sonrasında bir " uzay gemisi " ele geçirildiği duyuldu.
Ancak ertesi gün ABD Ordusu bu haberi yalanlayarak bunun bir meteoroloji balonu olduğunu iddia etti.
Amerikalı eski bir askeri yetkili, 64 yıl önce ABD’nin New Mexico eyaletindeki Roswell askeri üssü yakınlarına düşen cismin içinde uzaylı cesetleri de bulunan bir UFO olduğunu ve bunların Amerikan ordusu tarafından gizlendiğini ölüm döşeğinde itiraf etti.
O dönemde üssün halkla ilişkiler subayı olan ve 2008 yılında ölen Teğmen Walter Haut, ölümünden sonra açılmak üzere yazdığı mektupta, ABD ordusunun birçok teknolojiyi bu "kazada" ele geçen dünya dışı uzay mekiğinden aldığını iddia etti.

*****



UFO kazasını doğrulamak isteyen ve isminin kullanılmasına izin veren ilk tanık, Roswell’deki 509. Bomba Grubu’nun istihbarat görevlisi emekli Yarbay Jesse Marcel olmuştur. Kaza yerini inceleyen ilk iki askeri görevliden biri olan Marcel, 1978 yılında araştırmacılara ve medyaya bir açıklama yaparak gördüğü enkazın “bu dünyaya ait olmadığını” söylemiştir. Marcel, 1979’da yaptığı bir röportajda şunları söylemiştir: “O bir meteoroloji balonu olmadığı gibi bir uçak ya da misil de değildi.”  Enkaz parçalarının özelliklerinden bahseden Marcel, “Yanıcı bir madde değildi… ağırlığı yok gibiydi. Çok inceydi, kalınlığı ancak bir sigara paketinin içindeki folyo kadardı. Parçaları eğmeye çalıştım fakat olmadı. Hatta balyozla üstüne vurarak içinde bir çukur açmayı bile denedik ama başaramadık”, demiştir.


Marcel olay günü üsse dönerken evine uğramış ve karısı ile 11 yaşındaki oğluna bu esrarengiz enkazın bir kaç parçasını göstermişti. Bu parçalardan özellikle birinin yüzeyinde hiyeroglife benzer semboller bulunmaktaydı. Marcel’in o zamanlar 11 yaşında olan oğlu tıbbi doktor, Ulusal Koruma helikopter pilotu ve uçuş cerrahı Dr. Jesse Marcel Jr. olayı çok iyi hatırlamaktadır ve söz konusu sembollerin bazılarının ayrıntılı çizimlerini yapmıştır. Jesse Marcel Jr. olaydan yıllar sonra yaptığı açıklamada babasının aldığı emir üzerine basına birlikte poz verdiği maddenin, o gece annesi ve kendisine gösterdiği madde OLMADIĞINI söylemiştir.
Askeri görevliler ve Roswell’de yaşayanlar da UFO kazasını doğrulayan açıklamalar yapmışlardır. 1947’de Forth Worth’teki 8. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda General Ramey ile beraber çalışan Albay Thomas DuBose, 1992 yılında ölümünden önce yaptığı açıklamada, meteoroloji balonu hikayesinin tamamen bir örtbas hikayesi olduğunu itiraf etmiştir. DuBose, o tarihte Washington D.C’deki Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’nden General Clements McMullen’ın kendisini arayarak bir örtbas hikayesi bulmalarını emrettiğini doğrulamıştır.

Temmuz 1947’de Roswell enkazının gönderildiği Ohio’daki Wright Hava Üssü’nde yarbay olarak görev yapmakta olan emekli General Arthur E. Exon ise, 1990’da kendisiyle yapılan bir röportajda enkaz üzerinde yapılan testler hakkında şunları söylemiştir: “Madde inceleme laboratuarlarımıza getirilen enkaz üzerinde kimyasal analizden gerilim testleri, sıkıştırma ve açma testlerine kadar her tür test yapıldı. Enkazın bir kısmı kolayca parçalanabiliyor ve değiştirilebiliyordu… fakat diğer kısımlar çok ince olmalarına rağmen son derece güçlüydüler ve ağır çekiçlerle vurulduğunda bile zarar görmüyorlardı. Testler sonrasında herkesin ortak kararı bu parçaların UZAYDAN geldiğiydi.”

Roswell’de yaşayan görgü tanıklarının verdiği ifadeler arasında özellikle Glenn Dennis’inki 1947’de bulunan cismin niteliği konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmamaktadır. Glenn Dennis, 1947’de Roswell Hava Kuvvetleri Üssü’ne morg ve ambulans hizmetleri sağlayan Ballard Cenazeevi’nde çalışan bir gençti. Dennis, Roswell’de bulunan esrarengiz enkazdan haberdar olmadan önce, Üs’teki morg görevlisi ona birkaç kez telefon etmiş ve küçük, hava geçirmez tabutlarının olup olmadığı, birkaç gün boyunca dış faktörlere maruz kalan bedenlerin nasıl muhafaza edileceği gibi sorular sormuştur. Buradan da anlaşılacağı üzere, Ordu, ceset dokularının kimyasal bileşiminin değişmesini engellemek için oldukça hassas davranmıştır.

O gece geç saatlerde, başka bir olay üzerine Üs’teki hastaneye giden Dennis, arka kapının dışında iki askeri ambulans görmüş ve içlerinden büyük enkaz parçalarının çıkarıldığına şahit olmuştur. Dennis, hastaneye girdiğinde bir hemşire arkadaşıyla karşılaşmış, fakat onu gören askeri polisler onu tehdit etmiş ve zorla binadan dışarı çıkarmışlardır.
Dennis, ertesi gün hemşire arkadaşıyla yeniden karşılaşmış ve hastanede neler olup bittiğini sormuştur. Şok geçirmekte olan hemşire arkadaşı Dennis’e, iki doktorun hastanede küçük, insan-dışı bedenler üzerinde otopsi yaptıklarını ve yardım etmesi için onu çağırdıklarını anlatmıştır. Ayrıca, bir peçete üzerine bedenlerin nasıl göründüğünü çizmiştir. Bu, Dennis ve arkadaşının son görüşmeleri olmuş; hemşire birkaç gün sonra İngiltere’ye transfer edilmiştir. Dennis daha sonra hemşire arkadaşından hiçbir haber alamamıştır.

Dennis’in ifadesine göre, yere çakılan aracın ana gövdesi Brazel çiftliğindeki enkaz alanından aşağı düşerek ikinci bir bölgeye doğru sürüklenmiştir. Araştırmacılar, çok az kişinin haberdar olduğu bu ikinci enkaz alanının varlığını ancak yakın zamanlarda teyit edebilmişlerdir. Tanıkların ifadelerine göre, burası aynı zamanda uzaylı bedenlerinin bulunduğu yerdi. Bu bölgeyi gören tanıklardan çoğu hükümet korkusuyla isimlerinin kullanılmasına izin vermemektedirler.

Glenn Dennis ifadesinde askeri yetkililer tarafından tehdit edildiğini de belirtmektedir. Glenn Dennis’in dışındaki diğer tanıklar da fiziksel olarak tehdit edilmiş ve korkutulmuşlardır. Enkazı bulan çiftçi Mac Brazel, Ordu tarafından yaklaşık bir hafta boyunca gözaltında tutulmuş ve olay hakkında bir daha hiç konuşmamıştır.
Roswell olayı 1980’lerden beri kamuoyunda çok tartışılan bir olay olmasına rağmen ilginçtir ki, olayın tanıklarından hiçbiri meteoroloji balonu hikayesini doğrulamamış ya da olaya başka bir açıklama getirmemişlerdir. Görüşülebilen tanıkların hepsi, tüm tehditlere ve engellemelere rağmen, ısrarla enkazın dünya-dışı bir araca ait olduğunu söylemektedirler

Albay Philip Corso
Bu önemli Olay hakkında yıllar sonra konuşacak olan bir başka resmi yetkili ise Albay Philip Corso'dur. Başkan Eisenhower'ın güvenlik danışmanlarından biri olan Corso, o dönemlerde General Arthur Trudeau'nun yardımcılığı yapmakta ve Pentagon'da gizli projelerde yer almaktaydı. Daha sonraki görevi ise Roswell olayında ele geçen uzaylı cesetleri ve enkazı üzerinde araştırmalar yapan özel bir grubun başına getirildi. Kendisi 1997 yılında ölümünden 3 yıl önce "The Day After Roswell" yani "Roswell'in Ertesi" adlı bir kitap yazarak, Ordunun ve hükümetin bu olayı nasıl örtbas ettiğini ve Roswell'de düşen aracın Dünyadışı menşeili olduğunu, ve de 51. Bölge gibi üslerde bu teknolojiyi kopye etme çalışmalarını ve hükümetin gizli projelerini açıkça itiraf etmiştir

ROSWELL OLAYI
OLAYLA İLGİLİ GAZETE HABERLERİ
UFO’larla çok az ilgilenen insanlar bile Roswell olayını duymuştur, çünkü 8 Temmuz günü Teğmen Walter Hult tarafından yapılan basın açıklamasından sonra 30’dan fazla Ulusal Amerikan gazetesiyle birçok yabancı basın kazayla ilgili haberleri manşetten vermiştir. Kaza eski bir tarihte gerçekleştiğinden, gazete haberleri olay hakkında elimizde bulunan en güvenilir kayıtlardandır.
Roswell Daily Record – 8 Temmuz 1947, Salı RAAF Askeri Üssü Roswell Bölgesi’ndeki Arazide Uçan Daire Ele geçirdi
Roswell Daily Record – 8 Temmuz 1947, Salı

“RAAF Askeri Üssü Roswell Bölgesi’ndeki Arazide Uçan Daire Ele geçirdi”
"Uçan Daireyle İlgili Detaylar Açıklanmadı"

Roswell’li Hırdavatçı ve Eşi Diski Gördüklerini Söyledi
Roswell Ordu Hava Üssü’ndeki 509. Bombardıman Grubu İstihbarat Departmanı, bu gün öğleden sonra yaptığı açıklamada bir uçan daire ele geçirdiklerini duyurdu.
Departmanın yaptığı açıklamaya göre disk, ismi verilmeyen bir çifçinin ( sonradan Mac Brazel olduğu açıklanacak) Şerif Wilcox’a başvurması üzerine harekete geçen İstihbarat görevlisi Binbaşı J.A. Marcel yönetimindeki askeri ekip tarafından Roswell yakınlarında bir çiftlikte bulundu.

Açıklamada Binbaşı Marcel ve ekibinin çiftliğe giderek diski üsse götürdükleri belirtildi. Disk buradaki istihbarat görevlileri tarafından ön incelemeden sonra daha üst bir karargaha gönderildi. İstihbarat Departmanı, uçan dairenin yapımı ya da görünümü hakkında detaylı bilgi verilmediğini söyledi.

Roswell kasabası sakinleri arasından Mr. ve Mrs. Dan Wilmot UFO olduğunu sandıkları cismi gördüklerini söyledi. Wilmot’lar geçtiğimiz Çarşamba gecesi saat 22.00 sularında sundurmalarında otururken, gökyüzünde geniş, parlayan bir cisim belirdi; cisim kuzeybatı istikametine doğru büyük bir hızla yol almaktaydı. Dan Wilmot eşine cismi gösterdi, birlikte onu izlemek için bahçeye indiler. Wilmot’un tahminine göre cisim yaklaşık 40-50 saniye kadar görüş alanında kaldı. Wilmot, cismin yaklaşık 1500 feet yükseklikte olduğunu ve tahmini hızının saatte 400 - 500 mil olduğunu söyledi. Cisim oval biçimliydi ve ters çevrilerek birbirine yapıştırılmış iki tabağı andırıyordu. Gövdesi sanki içinden ışık geçiyormuşçasına parlıyordu, fakat ne içinden ne de altından ışık geliyor gibi değildi. Wilmot, bulunduğu yerden cismin yaklaşık 1.5 metre çapında gibi göründüğünü, fakat uzaklık hesap edildiğinde cismin tahmini olarak 4.5-6 metre çapında olduğunun ortaya çıktığını belirtti.

Wilmot’ın hiç bir ses duymadığını söylemesine rağmen Mrs. Wilmot çok kısa bir süre için bir ıslık sesi duyduğunu bildirdi. Cisim güneydoğu yönünden gelmiş ve 6 mil uzaktaki bir tepenin üzerinde yükselerek kaybolmuştu.
Kasabadaki en saygıdeğer ve güvenilir kişilerden biri olan Dan Wilmot, hikayeyi kendine sakladı ve başka birinin çıkıp cismi gördüğünü söylemesini bekledi. Wilmot nihayet bugün, RAAF’ın açıklamasından sadece birkaç dakika önce, daha fazla beklememeye ve ortaya çıkıp gördükleri hakkında konuşmaya karar verdi. "

Roswell Daily Record’un aynı sayısında yayımlanan bir başka haber de oldukça dikkat çekicidir. Haber sadece Portland’ta Roswell kazasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşen UFO gözlemlerinden bahsetmekle kalmıyor, aynı zamanda Roswell’deki enkazın gizli bir Mogul balonunun kalıntısı olduğu yönünde daha sonra yapılacak resmi açıklamaların geçersizliğini de kanıtlıyordu.

Hava Kuvvetleri Generali Ordu’nun Deney Yapmadığını Söylüyor
Portland, 8 Temmuz- Ordu Hava Kuvvetleri Malzeme Komutanlığı’ndan Tuğgeneral Nathan Twining bugün yaptığı açıklamada, uçan daire gözlemlerinin Silahlı Kuvvetler tarafından yapılan herhangi bir deneyle ilgili olmadığını bildirdi. Twinning şöyle devam etti: “Ordunun hiçbir birimi, bir uçan daire ya da uçan daire oluşumları olarak algılanabilecek hiçbir uçak, misil ya da başka bir hava aracı test etmemektedir.”



TIMES –8 Temmuz 1947, Salı
ABD Ordusu bir Uçan Daireyi İnceleyecek
Ordu’nun New Mexico’daki Roswell kasabasında “uçan daire”ye benzer bir cisim bulunduğu yönündeki açıklamasından sonra, 8. Hava Kuvvetleri Kumandanı da cismin incelenmek üzere Ohio’daki Wright Üssü Araştırma Merkezi’ne gönderildiğini söyledi.
Fakat, General Ramey’in RAAF’ın basın açıklamasını yalanlamasından sonra Roswell hikayesi basının gözünde bir gecede önemini yitirdi. Ertesi gün Daily Record ön sayfasını Ramey’nin açıklamasına ayıracaktı: General Ramey Roswell Uçan Dairesini Yalanladı: Ramey Heyecana Gerek Yok Dedi -General Ramey diskin bir meteoroloji balonu olduğunu söylüyor.
Roswell olayını yalanlayan haberler bunu takip eden günlerde de gazetelerde yer almaya devam etti. Yine de Ramey’in açıklamasından iki gün sonra Roswell Daily Record’da çıkan şu haber oldukça dikkat çekiciydi:


Roswell Daily Record, 10 Temmuz 1947
Uçan Daire’yi Bulan Çiftçi Anlattığına Pişman
Corona’nın 30 mil güneydoğusundaki Lincoln kasabasında yaşayan 48 yaşındaki çiftçi W.W. Brazel bugün, Ordu’nun ilk başta uçan daire olarak tanımladığı cismi bulma hikayesini anlattı. Bulgusunun bu kadar dikkat çekmesinden rahatsız olan Brazel, bundan sonra bomba dışında herhangi bir şey bulursa kesinlikle kimseye bahsetmeyeceğini de sözlerine ekledi…Brazel, çiftlik alanında daha önce iki meteoroloji balonu bulduğunu, fakat bu kez bulduğu şeyin bunlara kesinlikle benzemediğini belirtti: “Bulduğum şeyin bir hava gözlem balonu olmadığına eminim. Fakat bir daha bomba dışında herhangi bir şey bulursam, bu konuda konuşmamı sağlayamayacaklar.
Görüldüğü gibi haberde, Ordu’nun tüm yalanlamalarına karşın Brazel ilk ifadesine sadık kalmakta ve bulduğu enkazın bir meteoroloji balonuna ait olmadığını ısrarla tekrar etmektedir.


SANTILLI OTOPSİ FİLMİ
1992 yılında, Elvis Presley’in bir filmini aramak üzere Ohio’nun Cleveland şehrine giden İngiliz video prodüksiyon şirketi Merlin Group’un başkanı Ray Santilli, burada elinde sözkonusu filmin bulunduğunu söyleyen kameraman Jack Barnett ile tanıştı. Elvis filmi üzerinde anlaştıktan sonra Barnett İngiliz prodüktöre elinde ilgisini çok çekecek başka bir film olduğunu söyledi ve Santilli’ye 16 mm’lik siyah-beyaz filmlerden oluşan 22 kutu gösterdi. Barnett’in söylediğine göre, bu filmler 1947 yılında Amerikan Ordusu’nda görev yaparken filme aldığı çok gizli bir olaydan kesitlerdi. Filmin konusu ise oldukça olağandışıydı: Bir uzay aracının ele geçirilişi ve ölü uzaylıların otopsileri!






Barnett’in iddiaları Santilli’nin ilgisini çekmişti, fakat yaşlı adamın hikayesinin doğruluğuna ancak Barnett kendisine 1942-1952 yılları arasında gerçekten de ABD Ordusu için kameramanlık yaptığını kanıtlayan kağıtlar ve fotoğraflar gösterdikten sonra ikna oldu.
Barnett’in geçmişi hakkında çok az şey bilinmektedir; Barnett, hükümet sırlarını açıkladığı için, olası bir kovuşturmayı engellemek amacıyla kişisel bilgilerinin gizli tutulmasını istemiştir. Barnett, Ordu’ya 1942 yılında katılmış ve savaş kameramanı olmuştur. 1944’te Hava Kuvvetleri Şef Yardımcısı’na bağlı İstihbarat Departmanı’na atanan Barnett, 1947 yılında New Mexico’daki White Sands Üssü’ne gönderilmiş, aynı yılın Haziran ayında ise Stratejik Hava Komutanlığı’ndan Tuğgeneral Clements McMullen’ın emri üzerine Washington D.C.’ye gitmiştir. Kısa bir süre sonra, Barnett ve çoğunlukla tıbbi personelden oluşan 16 kişilik bir ekip Washington’dan New Mexico’nun Socorro kasabasının güneybatısındaki bir kaza yerine gönderilmiştir. Roswell, Socorro’dan 163 mil uzaklıkta bulunmaktadır. Barnett’a kazanın Sovyet casus uçaklarından birinin düşmesi sonucu meydana geldiği söylenmiş ve kaza yerindeki enkazın kaldırılışını filme alması emredilmiştir. Barnett kaza yerine vardığında çöldeki enkazın bir Rus uçağına ait olmadığını, yerde tersyüz olmuş bir şekilde duran büyük bir uçan daireye ait olduğunu görmüştür. Enkazın kaldırılışını ve incelenmesini filme alan Barnett, daha sonra ölü uzaylılara yapılan otopsiyi görüntülemek üzere Teksas’taki Forth Worth Üssü’ne gönderilmiştir

Uzaylıların otopsileri Profesör Detlev Bronk, ve Barnett’ın isminin Dr. Willies ya da Williams olduğunu söylediği bir doktor tarafından yapılmıştır. Bu otopsilerin birinde bizzat Başkan Truman da bulunmuştur.

Santilli, özellikle Başkan Harry Truman’ın bu otopsilerden birini izlerken çekilen sahneyi gördükten sonra, bu filmleri Barnett’ten satın almıştır. Aynı dönemde, Santilli İngiltere UFO Araştırma Derneği BUFORA’nın Araştırma Müdürü Philiph Mantel’la bir UFO belgeseli yapma konusunda görüşmüştür. Santilli ve Mantel, Londra’da bir basın toplantısında bir araya gelmişler, Santilli burada Mantle’a otopsi filminden bahsetmiş fakat onu Mantle’a göstermeye henüz hazır olmadığını söylemiştir.

Otopsi filminin ortaya çıkmasını isteyen Philiph Mantle, basın temsilcisi Carl Nagaitis aracılığıyla İngiltere’de bir dedikodu yayarak gizlenen otopsi filminin aslında film yönetmeni Steven Spielberg tarafından yürütülmekte olan yeni ve büyük bütçeli bir projenin bir parçası olduğunu söylemiştir. Steven Spielberg’in prodüksiyon şirketi ise bu haberler üzerine hemen bir basın açıklaması yayınlayarak yönetmenin Roswell ile ilgili herhangi bir projesi olmadığını belirtmiştir.
Bu gelişmeler üzerine Santilli, otopsi filmlerinden birini 28 Nisan 1995’te düzenlediği özel bir toplantıyla Reg Presley, ekin çemberleri araştırmacısı Colin Andrews, Roma’dan Maurizio Biata ve Philiph Mantle’a göstermiştir. Santilli’nin açıklamasına göre bu 9 dakikalık film, Temmuz 1947’de Dallas’taki Forth Worth Üssü’nde yapılan bir otopsiyi göstermekteydi

Filmin görüntü kalitesi çok bozuktu, fakat birtakım çarpıcı detaylar fark edilebiliyordu. Kamera sabitlenmiş gibiydi, bir odanın köşesine bakıyordu. Odadaki masanın üstünde insan olmadığı açıkça fark edilen cansız bir beden yatmaktaydı; üstü bir örtüyle örtülmüştü. Beyaz giysiler içindeki iki adam cesetten doku örnekleri aldılar, bu sırada siyah giysili üçüncü bir kişi ön planda sırtı kameraya dönük olarak durmaktaydı. Masada yatan varlık orta boyluydu. Ellerinde ve ayaklarında altı parmak vardı. Mantle’a göre en dikkat çekici özelliği büyük, koyu renk gözleriydi. Film bu varlığa yapılan otopsinin görüntülerini içeriyordu.

Bir hafta sonra, 5 Mayıs 1995’te, Santilli 3 Temmuz 1947 tarihinde yapılan ikinci otopsiye ait daha uzun bir filmi, gazeteciler, bilimadamları ve UFO araştırmacılarından oluşan 90 kişilik bir seyirci kitlesine göstermiştir. Antropolojist ve Magazin 2000 dergisi editörü Michael Hesemann ekranda gördüklerini şöyle anlatmaktadır:

“…Bir tür ameliyat masası üzerinde çıplak, insan olmayan bir yaratığın cesedi yatmakta. Yaratığın büyük saçsız bir kafası, büyük, koyu renk gözleri ve ağzı, küçük bir burnu ve kulakları var. Hemen hemen insan orantılarında bir vücudu olan yaklaşık 1.5 metre boyundaki yaratığın karın bölgesi oldukça şişkin (atmosferin etkilerinden meydana geldiği sanılmakta). Sağ ayağında derin yaralar var, kas lifleri görülebiliyor…Dış üreme organlarının yerinde vajinayı andıran bir çöküklük var…Yaratığın kafası incelenmek üzere kesilip ayrılıyor –kafatası zorlukla açılıyor ve daha şimdiden çürümüş beyin dışarı çıkarılıyor. Yaratığın cildi insan cildini andırıyor, iç organları da insan iç organlarından farklı. Uzaylı şaşırtıcı ölçüde insana benziyor. Hiçbir şekilde, uzun ve sıska kolları olduğu söylenen küçük gri yaratıklara benzemiyor; Buradaki, büyük bir kafatası, normal büyüklükte elleri ve ayakları olan kısa boylu bir varlık. Otopsi esnasında odada dört kişi bulunuyor; bunlardan biri bir kadına benziyor. Cesedin solunda üstünde ameliyat malzemeleri olan küçük bir masa duruyor…Duvardaki saat otopsinin başlangıcında 10:06’yı, bitişinde ise 11:45’i gösteriyor. Bu da otopsinin yaklaşık 2 saat sürdüğünü gösteriyor. Duvarda ayrıca spiral kordonlu siyah bir telefon ve üzerinde “Tehlike” yazılı bir levha asılı. Film her üç dakikada bir kararıyor ve sonra görüntü yeniden başlıyor.”

Film üzerindeki tartışmalar, filmin 28 Ağustos 1995’te dünya genelindeki 28 TV istasyonunda yayınlanmasıyla birlikte doruğa ulaştı. Şüpheci kesim sürekli yeni detaylar bularak filmin sahte olduğunu ispatlamaya uğraşıyordu. Telefonun spiral kordonu, duvardaki saat, ameliyat malzemeleri, hatta doktorların koruyucu giysileri bile bir şeylerin yanlış ve alışılmadık olduğunun bir kanıtı olarak sunulmaya çalışılıyordu.

İlk incelemeler olumluydu: duvar saati 1936 yılından beri satılmaktaydı; odada asılı mikrofon 1945’ten beri piyasadaydı. Filmde görülen ameliyat malzemelerinin, 1940’larda otopsilerde kullanılan standart aletler olduğu Amerikan Adli Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı Profesör Cyril Wecht tarafından doğrulandı.

Peki ya filmdeki doktorlar? Özellikle Majestic-12 belgelerinin su yüzüne çıkmasından sonra UFO çevrelerinde sık sık ismi geçen, bio-fizikçi ve Hava Kuvvetleri Danışma Komitesi üyesi Dr. Detlev Bronk, hiç şüphesiz, bir uzaylının otopsisini yapma konusunda güvenilecek nadir insanlardan biriydi. Fakat Dr. Williams Roswell araştırmalarında daha önce hiç sözü edilmemiş yeni bir isimdi. Uzun bir araştırmadan sonra, gerçekten de Dr. Robert Parvin Williams isminde bir doktorun olduğu ve o dönemde Virginia’daki Forth Monroe Üssü’nde genel cerrah asistanı olarak görev yaptığı ortaya çıkmıştır. Yalnızca Dr. Williams’ın adını vermesi bile Barnett’in Ordu hakkında oldukça bilgi sahibi olduğunu göstermektedir.

Otopsi filmini inceleyen Sheffield Üniversitesi Adli Patoloji Bölümü’nden Prof. Christopher Milroy, filmdeki görüntülerin insanımsı bir vücuda sahip genç bir kadına ait olduğu sonucuna varmıştır. Milroy, bu kadının beyin yapısının insanınkine benzemediğini belirtmiş ve operasyonun bir cerrah tarafından değil deneyimli bir patalog tarafından yapılmış olduğunu da sözlerine eklemiştir: Tıpkı fizyolog ve bio-fizikçi Detlev Bronk gibi! Daha sonra araştırmacı George Wingfield’la da görüşen Milroy, otopsiye konu olan bedenin“zekice yapılmış bir model bebek değil, bir ceset” olduğunu bildirmiştir.
Tüm bunlara rağmen, şüpheci kesim film hakkındaki tartışmalarına devam etmiştir. Böyle şaşırtıcı ve radikal bir belgenin gerçeklere dayandığının kanıtlanması için belirli kriterlere uyması gerektiğini belirten şüpheciler, belgenin kaynağının bilinmesi ve tanımlanması gerektiğini söylemişlerdir. Fakat Santilli, ABD Hükümeti’nin Ordu sırlarını açıkladığı için ona karşı misilleme yapabileceğini söyleyerek Jack Barnett hakkında daha fazla bilgi vermeyi reddetmiştir. Şüpheciler ayrıca, belgenin doğruluğunun kanıtlanması için yaşının ve fiziki özelliklerinin de tespit edilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.

Santilli’nin filmin yaşı konusundaki tek kanıtı Kodak’ın film kutuları üzerine işlediği, her yıl değiştirilen ürün kodlarıydı. Araştırmalar sonucunda otopsi filminin üzerinde bulunan, bir kare ve bir üçgenden oluşan kodun Kodak tarafından 1927’de, 1947’de ve 1967’de üretilen tüm filmler üzerinde bulunduğu ortaya çıkmıştır.

İşte tam bu sırada elde edilen çok güçlü bir kanıt, otopsi filminin gerçekliği hakkındaki tartışmalara son noktayı koymuştur. Filmin yaşı hakkındaki tartışmaları takip eden fotoğraf uzmanı Bob Shell, problemi kesin olarak çözebileceğini söylemiş ve Santilli tarafından kendisine gönderilen film parçaları üzerindeki incelemelerine başlamıştır. Shell’in araştırmasının ilk sonuçları 19 Ağustos 1995’te açıklanmıştır: “Kullanılan film, 1940’ların başlarında üretilmeye başlanan ve 1956-57 yıllarında üretimi durdurulan Cine Kodak Super XX marka bir filmdir. Filmin üzerindeki kodlar 1927, 1947 ya da 1967 yıllarına ait olabileceğinden ve bu film 1927 ya da 1967 yıllarında üretilmemekte olduğundan, geriye tek olasılık olarak 1947 yılı kalmaktadır. Resimlerin kalitesi ve filmin bulanıklığı, görüntülerin film çok tazeyken, yani üretiminden sonraki ilk 3-4 yıl içinde, çekildiğini göstermektedir. Bu bakımdan, filmi 1947’nin Haziran ve Temmuz aylarında çektiğini ve birkaç gün sonra da hazır hale getirdiğini söyleyen kameramanın bu açıklamasından şüphe etmek için hiçbir sebep bulunmamaktadır. Filmin fiziksel özellikleri konusunda yaptığım testlere dayanarak, bu filmin kameramanın söylediği zaman ve söylediği şekilde çekilmiş olduğunu doğrulamaya hazırım.”

Shell film üzerindeki araştırmasını 6 Eylül 1995’te tamamlayarak tartışmalara son noktayı koymuştur: “Roswell filminin ve filmdeki görüntülerin fiziksel özellikleri 1947 yılında üretilen, çekilen ve işlenen bir film olduğunu göstermektedir.”


OTOPSİ – GİZLİ BELGELER
Roswell enkazında ele geçirilen ölü uzaylılar üzerinde gerçekten de otopsi yapıldığını kanıtlayan, Santilli filmi dışında başka belgeler de bulunmaktadır.
Amerikan Hükümeti’nin Gezegenlerarası Olaylar Birimi IPU ve MJ-12 gibi diğer birtakım gizli operasyon grupları tarafından Roswell kazası hakkında hazırlanan raporlar, olay hakkında bilinmeyen pek çok gerçeği gözler önüne sermektedir.
Roswell soruşturmasının en rahatsız edici noktası, kaza yeri yakınlarında bulunan uzaylı bedenlerinin incelenmek üzere kesildiğine ve otopsilerinin yapıldığına dair kayıtlardı. Örneğin bu soruşturmayla ilgili belgelerin birinde, uzay aracının içinde ölü hayvanlara ait parçalar bulunduğu belirtilmekteydi.

Kaza yerinin temizlenmesi sırasında uzaylı bedenlerinden birini ortadan kaldırmaya çalışan bir teknisyen son anda engelenmişti. Bir başka teknisyen, o dönemde “Dünya Dışı Biyolojik Varlıklar” adı verilen uzaylılardan birini ceset torbasına yerleştirdikten sonra dört saat boyunca komada kalmıştı. Yine bu operasyon esnasında, üç personel hastalık belirtileri göstermiş ve incelenmek üzere hemen Los Alamos Laboratuarına götürülmüştü. Bu üç asker, daha sonra ani hastalık nöbetleri ve durdurulamayan kanamalar nedeniyle can verdi. Bu askerlerin üçü de koruyucu elbiseler giyiyorladı. Bunlardan ikisi uzaylıların vücudundan çıkan sıvıya temas etmiş; diğeri ise itici güç reaktörünün yakınlarındaki bir enkaza girmişti.

Ölen varlıkların otopsileri de net bir sonuca varılmasını sağlayamamıştı. Uzaylıların bir tür toksin zehirlenmesi ya da bulaşıcı bir hastalık dolayısıyla öldükleri düşünülüyordu. Uzaylılardan alınan kan örnekleri Maryland’deki Fort Detrick üssünde saklanmaktaydı. Bunun iki temel nedeni vardı. Birincisi uzaylıların taşıdığı olası bir virüse karşı önlem almaktı, çünkü böyle bir durum karşısında yapılabilecek hiçbir şey bulunmamaktaydı. İkincisi de havadaki radyasyonun New Mexico’ya yayılması tehlikesiydi ki, ordu bu konuda kaygılanmakta haklıydı. Kaza alanının üzerinde yapılan denetleme uçuşları, kaza bölgesinde ve çevresinde yüksek oranda radyasyon bulunduğunu ortaya çıkarmıştı. Ölü uzaylıların bedenlerinin, Ohio’daki Wright Peterson Hava Üssü’ne ve New Mexico’daki AKC laboratuarlarına gönderildiği söylenmekteydi.

Enkazın teknik değerlendirme sonuçlarına göre:

-Uzay aracının gövdesi çok dayanıklıydı,
-Aracın yapıldığı metal çok yüksek sıcaklıklara dayanabiliyordu,
-Aracın gövdesini bir arada tutacak herhangi bir bağlantı, kaynak ya da dolgu izine rastlanmamıştı,
-Aracın kanat benzeri herhangi bir parçası bulunmamaktaydı,
-Araçta herhangi bir hava girişi ya da egzos çıkışı bulunmamaktaydı,
-Kontrol panelinde herhangi bir düğme, anahtar, elektrik devresi ya da pedal bulunmamaktaydı.

Kaza yerinde bulunan araç ileri bir mühendislik örneğiydi ve dünyada bir benzerine daha rastlanmamaktaydı. Tüm kanıtlar, bu aracın başka bir gezegenden gelme ileri bir kültürün ürünü olduğuna işaret etmekteydi. Bu kültür, sahip olduğu ileri bilim ve teknolojiyi kullanarak gezegenlerarası yolculuk yapmaya imkan sağlamıştı. Araç, birbirine bağlı bir dizi bobin ve mıknatıstan oluşma nötronik bir motora sahipti.

Aracın güç sağlayıcısının içinde, hidrojen-florit gazı, su, uranyum tetraflorit, magnezyum, potasyum, alüminyum, plütonyum, gümüş, berilyum gibi elementler ile kurşun benzeri bir bileşim ve plastik benzeri bir madde bulunmaktaydı. Aracın nasıl çalıştığı bilinmemekteydi, fakat içinde bulunan düz metalik panel sayesinde harekete geçtiği ve hareketlerinin TV benzeri bir monitörden izlendiği düşünülmekteydi. Araçta herhangi bir erzak ya da depo ünitesinin bulunmaması, aracın kısa mesafeli keşif uçuşları için dizayn edildiğini düşündürüyordu. Kaza hakkındaki raporlardan birinde, MIT’in enkazda bulunan mikroelektronik devreler üzerinde yürüttüğü bir çalışmadan bahsedilmiş ve elde edilen bulguların kendilerine stratejik avantaj sağlayabileceği belirtilmiştir

ABD'li askeri yetkili ölüm döşeğinde itiraf etti; ABD Roswell'e düşen UFO'yu gizledi

ABD'li askeri yetkili ölüm döşeğinde itiraf etti; ABD Roswell'e düşen UFO'yu gizledi
ABD'li askeri yetkili ölüm döşeğinde itiraf etti; ABD Roswell'e düşen UFO'yu gizledi

Amerikalı eski bir askeri yetkili, 60 yıl önce ABD’nin New Mexico eyaletindeki Roswell askeri üssü yakınlarına düşen cismin içinde uzaylı cesetleri de bulunan bir UFO olduğunu ve bunların Amerikan ordusu tarafından gizlendiğini ölüm döşeğinde itiraf etti.




O dönemde üssün halkla ilişkiler subayı olan ve geçen yıl ölen Teğmen Walter Haut, ölümünden sonra açılmak üzere yazdığı mektupta, ABD ordusunun birçok teknolojiyi bu "kazada" ele geçen dünya dışı uzay mekiğinden aldığını iddia etti.

O zamanlar UFO iddialarını yalanlayan Haut, mektubunda üs komutanı Albay William Blanchard’ın kendisini 84. no’lu hangara götürdüğünü, 5 metre uzunluğunda, 2 metre genişliğinde, yumurta şeklindeki metalik uzay mekiği ile 120 cm boyunda, büyük kafalı iki uzaylı cesetini gösterdiğini yazdı. Haut, yufka kadar ince olmasına rağmen demirden daha sert duran malzemenin dünya dışından geldiğine emin olduklarını söyledi.

Haut, mekikten elde edilen üstün teknoloji sayesinde gece görüş gözlükleri, lazer, entegre çip, casus uçak, Kevlar tipi kurşun geçirmez malzeme gibi ürünlerin geliştirildiğini iddia etti. Roswell UFO’suyla ilgili iddialar şimdiye kadar hep reddedilmişti.

Hürriyet
1 Temmuz 2007

İşte UFO'lar! NASA'nın kendi arşivinden gerçek görüntüler (Video)


İşte UFO'lar! NASA'nın kendi arşivinden gerçek görüntüler (Video)
İşte UFO'lar! NASA'nın kendi arşivinden gerçek görüntüler (Video)









2012-03-26

Uzayda Ulaşılan En Son Nokta. Milyarlarca yıldız, 200 binden fazla galaksi (Video)

Uzayda Ulaşılan En Son Nokta. Milyarlarca yıldız, 200 binden fazla galaksi (Video)
Uzayda Ulaşılan En Son Nokta. Milyarlarca yıldız, 200 binden fazla galaksi (Video)



İşte Uzay'da ulaşılan en uzak nokta


Uzayın şimdiye kadar elde edilen en geniş derinlikteki görüntüsü oluşturuldu. İşte Milyarlarca yıldızın yer aldığı 200 binden fazla galaksinin sığdığı inanılmaz manzara:

Avrupa Güney Yarımküre Astronomik Araştırmalar Organizasyonu (ESO)'nun Vista teleskopu, kızılötesi ışığı kullanarak uzayın şimdiye kadar elde edilen en geniş derinlikteki görüntüsünü oluşturdu. Vista, milyarlarca yıldız içeren 200 binden fazla galaksi (gökada) belirledi. Elde edilen veriler, evrendeki en uzak galaksileri incelemek isteyenler için bir hazine niteliğinde.

Şili'deki Paranal Gözlemevi'nde bulunan Vista teleskopu, en uzak gökadalardan gelen sönük ışığı toplayabilmek için gökyüzünün sürekli aynı bölgesini izledi. Poz süresi 55 saat olarak ayarlandı. Ultravista adı verilen bir tarama yöntemi kullanan ESO bilim insanları, 5 farklı filtre ile çekilen 6 bin ayrı pozu birleştirdi. Bu sayede ortaya çıkarılan tek kare, milyarlarca yıldızın yer aldığı 200 binden fazla galaksiyi sığdırabilecek inanılmaz bir derinliğe ulaştı.


Veriler ilk bakışta birkaç parlak yıldız gibi görünüyor. Aslında burada görülenler, Samanyolu'nun yıldızları değil, evrenin en uzak gökadaları. Görüntü, ekranı dolduracak şekilde genişletilip yakınlaştırıldığında galaksilerin daha fazlası görülebiliyor. ESO'daki bilim insanları, kızılötesine oldukça duyarlı ve geniş görüş alanıyla Vista'nın erken evrendeki uzak gökadaları keşfetmek için eşsiz bir güce sahip olduğunu belirtiyor.

Vista taramasıyla elde edilen 6 terabayttan fazla görüntü, İngiltere ve Fransa'da işlendikten sonra gökbilimcilerin kullanımına sunulmak üzere ESO bilim arşivine aktarılacak. Astronomlar, bu verileri, galaksilerin nasıl oluştuğunu anlamada ve evrenin tarihi sürecini incelemede kullanacak.
 
CİHAN 

2012-03-22

Yaşanabilir 54 yeni gezegen

Yaşanabilir 54 yeni gezegen
Yaşanabilir 54 yeni gezegen

NASA'nın Kepler teleskobu ile, diğer güneş sistemlerinde, yaşam koşullarına sahip olma olasılığı yüksek 54 yeni gezegen keşfedildi.

Samanyolu galaksisinin 1 yıl boyunca taranması sonucu, diğer güneş sistemlerinde bin 235 adet, gezegen olma olasılığı yüksek gök cismi belirlendi.

Kepler, gezegen olma olasılığı bulunan, bilinen gök cisimlerinin sayısını da böylece üçe yakın oranda katlamış oldu. Bunlardan 54'ünün, kendi güneşlerine, yaşam koşullarına uygun yani ne çok soğuk ne de çok sıcak olabilecek uzaklıkta (yaşanabilir kuşakta) olduğu anlaşıldı.

Kepler projesinin baş araştırmacısı William Borucki, bu keşfin oldukça heyecan verici olduğunu ifade ederek, bugüne kadar, yaşamın desteklenebileceği kuşakta yer alan sadece 2 gezegenin bilindiğini söyledi.

Bu gezegenlerin bu kuşakta yer almaları, bunlarda yaşam olabileceği anlamına gelmiyor. Bunun en iyi örneği olarak da, tamamen çöl halindeki Mars gösteriliyor. Bu gezegenler teleskopla gözlemlenemiyor, yüzey koşulları görülemiyor, bu gezegenlerin ancak, kendi güneşleri üzerinde oluşturdukları çekim veya güneşlerinin yaydığı ışığa çıkardıkları engel, defalarca yapılan gözlemlerle izlenerek, orada oldukları anlaşılıyor.

Bu gezegenlere seyahat de mümkün değil çünkü, bugünkü teknolojiyle dünyadan bunlara seyahatler, milyonlarca yıl sürebilecek.

Uzayda dünya dışı yaşam olabileceğine ilişkin olasılığı arttıran bu yeni keşif içerisinde bulunan gezegenlerin yüzeylerinin 0-100 santigrat derece arasında değiştiği, yüzeylerinde bulunma olasılığı bulunan suyun sıvı halde olduğu düşünülüyor.

2009'da fırlatılan Kepler, Güneş'in yörüngesinde, Dünya ve Mars'ın yörüngelerinin arasında dönüyor.

3 Şubat 2011
Milliyet

"Diğer gezegenlerde yaşam var." Rusya Bilim Akademisi Uygulamalı Astronomi Enstitüsü Başkanı Finkelstein

"Diğer gezegenlerde yaşam var." Rusya Bilim Akademisi Uygulamalı Astronomi Enstitüsü Başkanı Finkelstein
"Diğer gezegenlerde yaşam var." Rusya Bilim Akademisi Uygulamalı Astronomi Enstitüsü Başkanı Finkelstein



Rusya Bilim Akademisi Uygulamalı Astronomi Enstitüsü Başkanı Finkelstein, “Hayatın ortaya çıkması, atomların bir araya gelmesi kadar kaçınılmaz… Diğer gezegenlerde yaşam var ve 20 yıl içinde başka gezegenlerdeki hayatı keşfedeceğiz” dedi.

Dünya dışı yaşamın araştırılmasını konu alan uluslararası bir forumda konuşan Finkelstein, “Samanyolu Galaksisi’nde bir yıldızın (güneşin) yörüngesinde bulunan gezegenlerin yüzde 10’unun Dünya’ya benzerlik gösterdiğine” dikkat çekti.

Rus gökbilimci, “bu gezegenlerde su bulunması halinde hayatın da olabileceğini, hatta insanlar gibi iki kola, iki bacağa ve bir kafaya sahip uzaylıların var olabileceğini” ifade etti. Finkelstein, “Derilerinin renkleri bizimkinden farklı olabilir. Ama insanların bile derilerinin renkleri birbirlerinden farklı” dedi.

UZAYA MESAJ GÖNDERİYORLAR

Finkelstein’ın başında olduğu enstitü, 1960’larda başlatılan ve uzaydaki radyo sinyallerinin tespit edilmesini ve uzaya radyo sinyalleri gönderilmesini öngören bir program yürütüyor. Rus gökbilimci, “Dünya dışı yaşam aradığımız zaman boyunca, genel olarak uzaydan mesaj gelmesini bekledik ama tersini düşünmedik” ifadesini kullandı.

ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), Mart ayında Dünya’ya düşmüş olan fosillerin içinde uzaylı bakterilerin olduğunu öne sürmüştü. 

28 Haziran 2011
Milliyet

Rusya uzay savaşlarını yeniden başlatıyor

Rusya uzay savaşlarını yeniden başlatıyor


Rusya ve ABD’nin yerküreye sığmayan rekabeti uzayda kızışıyor. Rusya 2030’a kadar Jüpiter, Mars, Venüs ve Ay’a gideceğini açıkladı


Rusya uzay konusunda ezeli rakibi ABD’ye misilleme yapmaya hazırlanıyor. Soğuk Savaş döneminde başlayan uzay yarışı adlı iki ülke arasındaki resmi olmayan rekabet Rusya’nın 2030’a kadar Ay, Mars, Venüs ve Jüpiter’e gideceğini açıklamasıyla yeniden alevleneceğe benziyor.
İki ülkenin ‘üstünlük sağlama’ çabaları için uzay teknolojisindeki yenilikleri kullanma sırası Rusya’ya geçti. Rus uzay kurumu Roskosmos’un gelecek planlarının, NASA’nın gezegen keşiflerine yönelik 2013 bütçesinde kesintiye gideceğini açıklamasından haftalar sonra gelmesi dikkat çekti. Roskosmos 2030’a kadar Ay, Venüs ve Jüpiter’e uzay araçları göndermek için yeni bir roket geliştirmek ve krizdeki uzay sektörünü modernize etmek istediğini açıkladı.

Mars’a kalıcı istasyon
Kurum, Ay’a gerçekleştireceği insanlı uçuşlarla Dünya’ya toprak numunesi getireceğini ve Venüs ile Jüpiter’in keşfi için bir dizi proje yürüteceğini açıkladı. Roskosmos ayrıca başka ülkelerle işbirliği yaparak Mars’a kalıcı bir bilimsel istasyon ağı yerleştirmeyi planladığını dile getirdi. Angara isimli yeni bir roket ve insanlı uçuşlar için yeni bir uzay aracı üretmek istediklerini de açıklayan Roskosmos yetkilileri, geçen yıl sorunlarla karşılaşan Sovyet teknolojilerini de değiştirmeyi düşündüklerini belirtti.

2020’de Rus teknolojisi hazır
Rusya’nın doğusundaki Vostoçni uzay üssünün de 2015 yılı itibariyle uyduların fırlatılması için hazır olacağı açıklandı. Tüm bunları sağlamak için yabancı teknolojilere yatırım yapacak olan Rusya, 2020 itibariyle Rus teknolojilerini kullanmaya başlayacak. Roskosmos’un geleceğe yönelik planlarını gerçekleştirmek için devlet başkanlığı gözetiminde kurulacak özel uzay kurulu da çalışmaları denetleyen yetkili olacak. Rusya’nın, Mars’ın uydusu Phobos’a gönderdiği uzay aracı geçtiğimiz Ocak ayında başarısız olarak Pasifik Okyanusu’na düşmüştü. 

2030’a kadar hedef: Ay, Mars ve Jüpiter

Uzay yarışı nasıl gelişti?

-  Rusya’nın 4 Ekim 1957’de Sputnik 1 adlı yapay uyduyu fırlatmasıyla başladı.
-  3 Kasım 1957’de Rusya, Sputnik 2 ile Dünya yörüngesine gönderilen ilk canlı olan Laika adlı köpeği yolladı.
-  ABD misilleme olarak 31 Ocak 1958’de ilk uydusu Explorer 1’i fırlattı.
-  Uzay yarışı Yuri Gagarin’in 12 Nisan 1961’de Vostok 1 uzay aracıyla Dünya yörüngesine başarıyla ulaşan ilk insan olmasıyla hız kazandı.
-  ABD’nin yörüngeye girebilen ilk insanlı uçuşu bundan 1 yıl sonra John Glenn’in kullandığı Mercury 4 aracı ile gerçekleşti.
-  Uzay yarışı Neil Armstrong’un 20 Temmuz 1969’da Apollo 11 ile ulaştığı Ay’a ayak basması sayesinde ABD’nin zaferiyle sonuçlandı.

14 Mart 2012
Milliyet

Bu ay öne çıkanlar